BSN Portal | Zekeriya YAVUZ | Günahkar Tekneler

Günahkar Tekneler

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Çakmaklı Çok güzel bir köydü. Yemyeşil bağlarla kaplıydı her yanı.Bağ demek üzüm demekti.Yaş üzüm, kuru üzüm.üzüm demek pekmez, pastil, şıra, şarap, sirke demekti.Bilenler iÇin bereket  kaynağıydı bağ. Çakmaklı'da her tür üzüm yetişirdi. FoÇa karası, razakı, Çekirdeksiz…Yemyeşil bağlar denize kadar iner, yeşille mavi renk birbirine karışırdı. Tıpkı birbirine Çok yakışan iki sevgili gibiydiler.Ya balıklar?.. Kıyıya kadar gelip oynaşırlardı. İki sevgiliyi kutluyorlar sanırdınız. Gecenin karanlığında sessizce ilerleyen balıkÇı sandallarını yakamozlar ÇepeÇevre kuşatırdı.

 


Köy, bir süredir hayalet köy gibi bomboştu. Yenilen Yunan Ordusu gibi yerli Rumlar da Çekip gitmişlerdi. İki katlı taş evleri, meyhanesi, kilisesi ile yeni sahiplerini sessizce ve sabırla bekliyordu. Çok geÇmedi. Çakmaklı yeni sakinlerine kavuştu. Bosna'dan zorla göÇ ettirilen Boşnaklar'dı köye yerleştirilenler.


Her aileye işleyebilecekleri, geÇimlerini sağlayabilecekleri kadar arazi verilmişti. Herkesin payına onlarca dönüm üzüm bağı da düşmüştü. Ne kadar Çoktu üzüm bağları. Bu köyde yaşamış olan Rumlar üzümden başka ürün yetiştirmeyi bilmezler miydi? özellikle eğimli arazilerin tümü bağlarla kaplıydı. Her bağın iÇine derin kuyular kazıp taşlarla örmüşlerdi. Büyük kaya parÇalarını da oymuşlar, taştan şarap tekneleri yapmışlardı. Şarabı Çok üretip Çok tükettikleri belliydi.


Denize bu kadar yakın yaşadıklarına göre bu Rumlar balıkÇılıkta da Çok becerikli olmalıydılar. Çok şarap üretiyor, Çok balık avlıyorlardı. Nasıl bir yaşam sürdürdüklerini kestirmek zor değildi. Köyün orta yerindeki, deniz manzaralı taş meyhane de tanıklık etmişti yaşamlarına. Balık ve şarabı ÇokÇa tüketiyor, müzik ve eğlence ile boş zamanlarını dolduruyor olmalıydılar.


Oysa Bosna'da her yer böyle üzüm bağları ile kaplı değildi. Onlar en Çok mısır yetiştirirlerdi. Atalarından öyle görmüşlerdi. Mısır ekmeği yerlerdi. Beslenme alışkanlıklarının temeli mısır üzerine kurulmuştu. Onlar, mısır olmadan yaşayamazlardı. Onlara bağ değil, mısır ekecekleri geniş araziler gerekiyordu. Ne işe yarayacaktı bu kadar üzüm? Rumlar gibi şarap iÇmezlerdi ki. Ali Hoca: "Müslümanlar şarap iÇmez, günahtır." Demez miydi her fırsatta.


Bu konuyu uzun uzun, günlerce tartıştılar aralarında. Sonunda ortak bir karara varıldı. Her şey değiştirilecekti.
önce, köyün ortasındaki Rum meyhanesini hep birlikte temizlediler. Camiye dönüştürdüler. Ustalıktan, marangozluktan anlayanlar iÇeriye mihrap ve minber yaptılar. Bitişiğine de küÇük bir minare eklediler. Cumaya yetişmişti. Çakmaklı'da ilk ezan sesi işitildi. Ali Hoca'nın imamlığında ilk namazlarını kıldılar. Allah'a Çok şükürler olsundu ki, Çakmaklı'nın Müslüman köyü olduğu belli olmuştu.
Şimdi sıra üzüm bağlarında ve şarap teknelerindeydi. Bazen tek başlarına, bazen yardımlaşarak ellerinde kazma, Çapa, testere haftalar, aylar boyu Çalıştılar. İstekle, heyecanla. Tüm asma kütüklerini köklediler keyifle. Köye taşıyıp evlerinin önlerine yığdılar harman gibi. Her birinin avlusunda birer tepecik oluşmuştu. Bu kışı Çok rahat geÇireceklerdi. Bol bol odunları vardı yakacak. Çoluk, Çocuk hiÇ üşümeyeceklerdi. Çok akıllıca bir iş yapmışlardı doğrusu, Çok…
Kadınlar hep birlikte işe giriştiler. Taştan şarap teknelerini külle, sabunla ovdular, yıkadılar, tertemiz ettiler. Çok yoruldular ama yılların şarap lekelerini, kokularını yok ettiler. HiÇ kuşku yoktu, yılların günahlarından da  arındırmışlardı şarap teknelerini.
Erkekler yardımlaştılar. Kuyuların başlarına Çektiler şarap teknelerini. Onlar artık su yalağı olacaktı. Kuyulardan kova kova Çekilen suyla doldurulacaktı.
Atlar, öküzler, inekler, eşekler, koyunlar, keÇiler, tüm hayvanlar kana kana su iÇeceklerdi iÇlerinden.Hayırlı bir işe yarayacaktı sonunda bu günahkâr tekneler.
Artık mısır tarlaları hazırdı. Arazi biraz eğimliydi. Çalışmak, işlemek biraz zor olacaktı. Ama olsundu. Mısır her şeye değerdi. GüÇlüklerin hepsine göğüs gereceklerdi. Tüm olumsuzlukların üstesinden geleceklerdi. En güzel, en lezzetli, taneleri altın renkli mısırlar yetiştireceklerdi. Mısır unundan ekmek yoğuracaktı kadınları. Sabah kahvaltılarına KaÇamak hazırlayacaklardı. Klukuşayı Şporatsa süreceklerdi, PogaÇayı sıcak küle gömüp pişireceklerdi. İştahla yiyeceklerdi Çoluk Çocuk. Karınları doyacaktı hepsinin.
Çok büyük bir istekle öküzlerini boyunduruğa koştular. Pulluklarına sıkıca sarıldılar. Yeni tarlalarını sürdüler, tırmıkladılar, sürgülediler. Ekime hazırdı artık tarlaları. GüÇlükle buldukları mısır tohumlarını yepyeni tarlalarına ektiler.


Herkes oldukÇa yorulmuştu. Her biri, bir güzel dinlenmeyi hak etmişti. Çok yorgundular ama gururluydular, umutluydular. Gelecekteki günlerine güvenle bakıyorlardı. Mevsim yağmurları da bolca yağıyordu. Çok şanslıydılar. Yüce Allah da onlara yardımcıydı besbelli.
Tek yapacakları şey oturup sabırla beklemekti. öyle de yaptılar. Aradan günler geÇti. Ektikleri mısırlar bir bir bittiler, yeşerdiler. Yağan yağmurlar suladı onları. İştahla büyümeye başladılar. Mısır tarlalarında kendiliğinden biten yabani otları yok etmek gerekiyordu. Kadın, erkek, Çocuk sarıldılar Çapalara. Günlerce Çalıştılar, Çapa yaptılar azimle. HiÇ bıkmadan,  usanmadan. Mısır tarlaları tertemizdi, bakımlıydı.

"İnşallah Orhaova'daki gibi Çok büyür, ağaÇ gibi uzar mısırlarımız. Çok iri olur koÇanları." Dedi,, Kasmo'nun annesi Naza. Orhaova'da bir atlı mısır tarlasına girdi mi, binicisinin başı dahi görünmezdi. öylesine uzardı mısırlar. Çakmaklı'da da öyle olacağını umuyorlardı.
Yaz gelmişti. Havalar Çok ısınmıştı.Yağmurlar da hiÇ yağmaz olmuştu. Çok sıcaktı, Çok kuraktı. Mısırların büyümesi yavaşladı, sonra tamamen durdu. Yeşil renkleri sarıya döndü. Boyları iki karışı geÇmedi. Cılızdılar, Çok cılızdılar. KoÇanları belli belirsizdi.
Şaşkın, Çaresiz, mutsuz ve yaş dolu gözlerle izlediler tarlalarını. Yanlış yapmışlardı besbelli.
Kasmo'nun annesi Naza dertleşiyordu komşuları  Zineta ve Zumra ile.
Zineta: "Ah,ah!.. Asma kütüklerini köklemeseydik keşke. Bol bol yaş üzüm yerdik Çoluk Çocuk. üzümlerin bir kısmını sıkar, kaynatır pekmez yapardık. Artan üzümleri de kurutur kışa saklardık. Büyük yanlış yaptık, büyük yanlış…"
Naza: " Evet yaptık. Ama yanlış sadece bizde mi? Yok muydu Çevremizde bir tarım yetkilisi? Yok muydu deneyimli dost yerli ÇiftÇiler? Bizi uyaracak, bilgi verecek. Bu eğimli kıraÇ arazilerde mısır yetişmez, verim elde edilmez diyecek. Buralarda yeniyiz bizler. Toprağı, iklimi, koşulları bilmezdik ki!"


Zumra:" Kimbilir, belki de bu köye bizleri hiÇ yerleştirmemeliydiler. Denizi tanımaz, balıkÇılığı bilmeyiz. Ne anlarız biz üzümden, şaraptan? Keşke geniş tarlaları olan bir ova köyüne yerleştirseydiler."


Artık iş işten geÇmişti. Yazık etmişlerdi güzelim üzüm bağlarına. Mısır da elde edememişlerdi. Ne yiyecekti Çoluk Çocuk kış boyu? Çok zor bir kış bekliyordu onları.
Bir güz yağmuru bastırdı birden. Bulutlar da acımıştı aşağıdaki Çaresiz ve garip insancıklara. Gözyaşlarını akıtan anneler gibi, en iri damlalarını akıtıyor, ağlıyorlardı.

 

Zekerriya YAVUZ (Sejkic) / zekeriyayavuz@bosnasancak.net

Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (1 Yorum Eklendi):

Tarih: 24 / 11 / 2008 - 03:27:37
avatar
Değerli hocam,yüreğinize sağlık.
Kaleminiz daim olsun.

("Meyhanesiz köyden şarap çıkmaz."özlüsöz)

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Bu haber için oy ver
0
Anket:: Dernek
Herhangi bir Balkan Derneğine Üye misiniz?
Made By BSN Her hakki saklidir.