BSN Portal | Zekeriya YAVUZ | İBRİKTEKİ ALTINLAR

İBRİKTEKİ ALTINLAR

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
image Gradisko

Sava nehri kıyısına kurulmuş yemyeşil, güzeller güzeli bir kentti Gradişko.

Sava nehri kıyısına kurulmuş yemyeşil, güzeller güzeli bir kentti Gradişko.


Bahar ve yaz mevsimlerinde at arabalarıyla, faytonlarla nehir boyuna yapılan gezintiler apayrı bir yer tutardı halkın yaşamında. UÇsuz bucaksız verimli ovasından  bereket, bolluk fışkırırdı.


Salih BEŞİÇ, Bosna-Gradişko şehrinde yaşayan oldukÇa varlıkı bir orman memuruydu.Eşi HanÇa,kızı Hava, oğulları Sadık ve İdris ile Çok mutlu bir yaşamları vardı.Bu güzel günler hiÇ bitmesin diye Allah'a hep şükreder: "Osmanlı sonsuza değin hep güÇlü olsun, adil yönetimi hiÇ eksik olmasın başımızdan." diye dualar ederdi.


Osmanlı'nın günden güne zayıfladığını, Bosna'yı yönetmekte zorlandığını seziyor, üzülüyordu. Komşuları Sırplar'ın şımarık, dikbaşlı, saldırgan davranışlarından bunu anlamak zor değildi. Asayiş her geÇen gün biraz daha bozuluyordu. Sonunda korktuğu haber kulağına geldi. Osmanlı tamamen Çekilecekti Bosna'dan. Tüm Müslüman Boşnaklar iÇin burada yaşamak artık Çok zor olacaktı.


Salih kararını verdi. Ailece Anadolu'ya göÇ edeceklerdi. Yepyeni bir yaşam kuracaklardı orada. Korkusuzca, özgürce, güven iÇinde yaşamlarını sürdüreceklerdi.
Bakırcıya gitti. Bakırdan büyükÇe bir ibrik yaptırdı. Yıllardır biriktirdiği yüzlerce altını bu ibriğin altına samanla karışık olarak sıraladı. üstünü lehimledi. İbriğin üst yarısını da suyla doldurdu. Yolculukları sırasında harcayacakları parayı da bir keseye koyup kuşağına yerleştirdi. Eşini, kızını ve oğullarını yanına aldı. Herkesle vedalaşıp helâlleştiler. Denklerini sırtlayıp kendi at arabalarına yükleyip yola koyuldular.


Yaz mevsimi başlamak üzereydi. Güzel Gradişko'yu, yemyeşil ovayı, Sava nehrini son kez seyrettiler buruklukla. Hafif ve serin bir rüzgâr esti arkalarından. Çok sevdikleri kentlerinin, evlerinin kokusunu taşıyan bu serin havayı ciğerlerine doyasıya Çektiler. Yavaş yavaş ilerlediler yeni yurtlarına, Anadolu'ya doğru.


Yolculukları aylar boyu sürdü. Çok Çileli, Çok zor,  Çok yorucu ve Çok da tehlikeli geÇti. At arabası, tren, öküz arabası, katır sırtında derken, Bursa-İnegöl'de son buldu bu uzun yolculuk. İnegöl'e yerleştiler. Yeşilliği ile verimli ovasıyla Gradişko'yu andırıyordu İnegöl. Uludağ'da eriyen kar sularının oluşturduğu dereler İnegöl Çevresinde yaz kış akardı. İshak Paşa Camii ve Türbesi ile Geyikli Baba Camii ve Türbesi bildik, tanıdık gibiydiler. İÇleri ısındı. Yerleştiler, dinlendiler, rahatladılar.
Salih, ibriğindeki altınları sağ salim Anadolu'ya getirmeyi başarabilmişti. Zengin sayılırdı. Büyük bir bakkal dükkânı aÇtı. İşler Çok iyi gitti. Sermayesi arttıkÇa arttı. Çocuklar da büyümekteydi. Hava on dördünde genÇ bir kız olmuştu. Sadık da uzamıştı biraz. İdris okul Çağındaydı neredeyse.

 

Her şey yoluna girdi derken, Yunanlılar'ın İzmir'e Çıktığı duyuldu. Yerli Rumlar da azmıştı. Salih, Bosna'da yaşadığı korkuları, huzursuzlukları yeniden duyumsadı. Bosna'da Sırplar, burada da Rumlar karartmıştı dünyalarını.
Hali vakti yerindeydi. İşi Çok iyiydi. Ailesiyle birlikte Çok mutluydular. Sağlıklıydılar Çok şükür. HiÇbir sorunları yok gibiydi. Ama nedense ikinci kez yerini, yurdunu, evini terk etmek zorunda kalıyordu.


Ne kadar kötüydü bu savaş denen şey! İnsanlar ne iÇin farklı ırktan, farklı dinden oldukları iÇin birbirlerini boğazlarlardı? Yakarlardı, yıkarlardı, yok ederlerdi. O merhametli, sevecen, kibar yaratıklar nasıl olur da bu denli canavar kesilirlerdi. Acımasız birer katile dönüşürlerdi. Onlar bize Çok yaptılar. Biz de onlara aynısını yapalım düşüncesi, öÇ alma duygusu mu nedendi savaşlara? Yoksa bazıları kendilerini diğerlerinden üstün mü görüyordu? Çok mu aşağılıyordu diğerlerini? Yaşam hakkı tanımıyorlardı. Yoksa muhteris, serüvenci politikacılar mı Çıkarıyordu savaşları?


Bu düşünceler iÇinde Salih, dükkânını, evini her şeyini elden Çıkardı. Daha da artan altınlarını bakır ibriğe yerleştirdi. Yeni satın aldığı öküz arabasına yükledi en gerekli eşyalarını. Eşi HanÇa ve üÇ Çocuğu ile birlikte arabalarını Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'sına doğru sürdüler.
Günlerce, haftalarca sürdü yolculukları. Kış bastırmadan vardılar Ankara'ya. Burası küÇük, gelişmemiş bir Anadolu kasabasıydı. KerpiÇ evleri, her yağmurda Çamur deryasına dönen sokakları hiÇ de hoş görünmemişti gözlerine doğrusu.


GüÇlü olmalıydı devletimiz. Çok güÇlü bir ordumuz olmalıydı. Atmalıydı düşmanı yurttan. Korku salmalıydı tüm düşmanların yüreğine. Saldırmasınlardı bir daha sonsuza değin. Ancak güÇlü olunursa barış sağlanabilirdi. Daha sonra tüm sorunlar Çözümlenebilirdi birer birer. Sağlam evler, apartmanlar yapılırdı. Sokaklar kesme taşlarla döşenirdi. Hem bunları düşündü, hem de yerleştikleri yeni evlerini temizledi, düzenledi HanÇa.


Ankara'da da yine bir bakkal dükkânı aÇtılar. Sadık ve İdris de dükkânda babalarının yanında canla başla Çalışıyordu. Çok göÇ alıyordu Ankara. Yeni Cumhuriyet'e başkent olmuştu. Müşterileri her geÇen gün inanılmaz derecede artıyordu. Gelirleri yükseldikÇe yükseliyordu. Para hırsı bürümüştü Salih'in yüreğini. Kızı Hava'yı da işe gönderiyordu. Ordunun Çamaşırhanesinde akşama kadar asker Çamaşırı yıkıyordu. İyice serpilmiş, büyümüştü. Bilekleri erkek bileği gibi kalın ve güÇlüydü. Kazandığı paraları babasına veriyordu. Gelin olduğunda geri vermek üzere babası altın alıp saklıyordu.


Çok varlıklıydılar artık. İbriğe sığmaz olmuştu altınları. Salih hep daha Çok olsun istiyordu. Çeşme akarken testi dolmalıydı. Eşi, kızı, oğulları hiÇ yoksulluk görmeden rahat yaşasınlar diye.  Durmaksızın Çalışıyor, koşuşuyordu.

Bu koşturmaca uzun sürmedi. Bir zaman geldi, sağlığı bozuldu. Çok öksürüyor, her geÇen gün biraz daha zayıflıyordu. Hekimler, hastaneler derken verem olduğu ortaya Çıktı. Ankara'nın havası yaramamıştı besbelli. Para kazanmak iÇin harcadığı sağlığını yeniden kazanmak iÇin kazandığı paraları harcamak zorundaydı. Yeniden her şeyini sattı savdı. Konya'ya taşındılar. Sedirler mahallesinde oturdular bir süre. Konya da yaramadı Salih'e. Sağlığı iyiye gitmiyordu. Daha yeşil ve sıcak bir yere taşınmalıydılar. önce İzmir-ödemiş'e, oradan da Manisa-Muradiye'ye göÇtüler.


Salih bir türlü iyeleşemedi. Her gün daha kötüye gidiyordu. İzmir'e hastaneye götürüp yatırdılar. Hasta yatağında yalnız kaldığında gözlerini koğuşun beyaz tavanına dikerek yumardı. Sonra da sorgulardı kendi kendini:
"Acaba böyle ihtirasla Çok Çalışması hep geleceğin kaygısından mıydı?  Yaşadığı her günü gerektiği gibi yaşamaması yanlış mıydı? Yüzlerce altını vardı ama hiÇ hayrını görmemişti. Kendini yemiş, tüketmişti. Acaba karısına, Çocuklarına hayrı olacak mıydı onca altının?"
Onca altın dediği neydi ki? Kala kala bir küp altın kalmıştı elinde. Onu da gömmüştü. Gömdüğü yeri bir Allah biliyordu bir de karısı.


Günler sonra ölüm haberi geldi İzmir'den. Evlerinin temel direği yıkılmıştı. Ailenin erkeği, koruyucusu, Çocuklarının babası yoktu artık. HanÇa ve Çocukları Çok ağladılar, dövündüler. Yas tuttular günlerce. Kendisini bir türlü toparlayamadı HanÇa. Annesinin giderek kötüleşen sağlığını Hava Çok Çabuk fark etti. Ardı arkası kesilmeyen öksürükler, solan benzi, zayıflayan bedeni… Evet, anneleri de veremin penÇesine düşmüştü. Oğulları Sadık ve İdris de annelerinin hastalığını öğrendiler. Yıkıldılar, mahvoldular. Yaşama sevinÇlerini yitirdiler. Yaşamda en Çok sevdikleri varlık, biricik anneleri de babalarından sonra onları  bu dünyada yalnız koyup gidecek miydi?


Amcaları İbro BeşiÇ'e haber saldılar. Çakmaklı'dan geldi. Çok kötüleşen HanÇa'yı, Hava ile birlikte İzmir'e götürdüler. Hastaneye yatırdılar. Bir ara baş başa kaldıklarında Hava annesine sordu:
"Majka gde je zlato ukopato?"
HanÇa,  kızına baktı bir süre.SaÇlarını okşadı.Güzeller güzeli bir kız olmuştu Hava.Elini tuttu:
"Aklımda Hava, aklımda benim güzel kızım.Hastaneden dönünce ilk işim sizlere,hepinize birden altınların yerini göstermek olacak."


üstelemedi kızı. Sessizliğe gömüldü. üzgün, bitkin ve yorgundu. Umutsuzdu. Annesini hastanede bırakıp Muradiye'ye döndü.
Kardeşleri Sadık ve İdris, ablalarını dört gözle bekliyorlardı. Annelerinden iyi haberler getirecekti.

İdris en küÇük olanlarıydı. Annesine Çok düşkündü. Annesi de ona. Annesinin hastalanması, bir de hastaneye yatması iÇine iyice işlemişti. Annesinden ilk kez ayrı kalıyordu. Babası uÇup gitmişti bilinmeyene. Ya annesi de giderse? Ne yapardı? Nasıl yaşardı annesiz? O güzel, mavi gözlerinde parıldayan ışık söndü. Neşeli, hareketli, cıvıl cıvıl İdris sessizliğe büründü. Bazen sessiz, bazen sesli günlerce ağladı. Annesinin geri geleceği günü umutla, sabırla bekledi durdu.


Acı kader! HanÇa'nın ölüm haberi geldi İzmir'den. Ateş topu düştü evlerinin ortasına. Hava, Sadık, İdris acı iÇinde sarıldılar birbirlerine. Avazları Çıktığınca ağladılar, haykırdılar. önce babaları, hemen ardından anneleri bu dünyadan göÇ etmişlerdi. Yapayalnız, kimsesizdi üÇ kardeş. Evleri, yurtları Gradişko Çok uzaklarda kalmıştı. Hem yetim, hem öksüzdüler bu yaban ellerde. Birbirlerine kenetlenmeliydiler. Asla ayrılmamalıydılar. Birbirlerine, yaşama sevgiyle umutla bağlanmalıydılar.


Hava yetişkin bir kızdı. Her şeye aklı eriyordu. Bu kötü talihine isyan edeceği geldi. BirkaÇ yıl öncesine kadar mutluydular. Sağlıklı ve varlıklıydılar. Ya şimdi? Hem babası, hem anası, hem de tüm varlıkları, küpteki altınları toprak altında yitip gitmişti.
Hep veren, cömert, doğurgan toprak ana bu kez onlara Çok acımasız davranmıştı. Her şeylerini ellerinden Çekip almıştı. Bir daha vermemecesine koynuna gömmüştü.


Onlara güÇ verecek tek bir şey vardı ellerinde: İbrik. Her şeyden habersiz, iÇi boş öylece duruyordu bırakıldığı yerde.

 

Zekeriya YAVUZ

Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (1 Yorum Eklendi):

Tarih: 24 / 11 / 2008 - 08:06:18
avatar
"İnsanlar ne için farklı ırktan,farklı dinden oldukları için birbirlerini boğazlarlardı.Yakarlardı,yıkarlardı,yokederlerdi.O merhametli,sevecen,kibar yaratıklar nasıl olurda canavar kesilirlerdi.Acımasız birer katile dönüşürlerdi.Onlar bize çok yaptılar.Biz de onlara aynısını yapalım düşüncesi,öç alma duygusumu nedendi savaşlara?Yoksa bazıları kendini diğerinden üstün mü görüyordu?Çokmu aşağılıyorlardı diğerlerini?Yaşam hakkı tanımıyorlardı"

"Sonra da sorgulardı kendi, kendini:
Acaba böyle ihtirasla çok çalışması
hep geleceğin kaygısındanmıydı? "

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Bu haber için oy ver
0
Anket:: Dernek
Herhangi bir Balkan Derneğine Üye misiniz?
Made By BSN Her hakki saklidir.