BSN Portal | Zekeriya YAVUZ | Mısır Koçanı

Mısır Koçanı

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font

Kasmo SEJKİÇ yıllar geÇtikÇe enine boyuna gelişmiş, Çok güÇlü, Çok yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Annesi Naza, onu evlendirmek istiyordu. Gözüne kestirdiği birkaÇ güzel kız vardı köyde. Bu kızları oğluna bir bir övdü. Hangisini beğenirse onu gidip isteyecekti. BirkaÇ kez yinelemiş durmuştu bu isteğini oğluna. Ama Kasmo oralı olmamıştı. Ne evet, ne hayır demiş,suskun kalmıştı her keresinde.

Oysa Kasmo, düşlerinde gördüğü, hayalinde yaşattığı kızı görememişti Çevresinde. Annesinin gözdelerini onun gözü görmüyordu. Çünkü yüreğinde en ufak bir kıpırtı duyumsamıyordu. O nedenle de ilgilenmiyordu hiÇ biriyle.
Sarışın, mavi gözlü, boylu poslu, güÇlü kuvvetli, yakışıklıydı Kasmo. Köyün pek Çok genÇ kızı tarafından beğenildiğinin farkındaydı. Kızların bakışlarından, fıkırdaşmalarından bunu anlamak zor olmuyordu. Gurur duyuyordu. Ama o düşlerindeki kızı sabırla bekleyecekti.


Boş zamanlarında atına binip dolaşmayı Çok seviyordu. Doru atına kısaca; DORAT adını vermişti. Köyünün  ve Çevresinin en tanınan atıydı Dorat. Heybetli görünüşü, uzun yeleleri ve uÇarcasına koşmasıyla herkes tarafından beğeniliyordu.
Bir ikindi ezanı başladığında, YenifoÇa'dan dörtnala fırlamışlardı. Çakmaklı'ya girdiklerinde Ali Hoca ezanı yeni bitiriyordu. Kasmo bunu arkadaşlarına Dorat'ı övmek iÇin her fırsatta anlatırdı. Haksız da değildi hani. Arkadaşları ata kıskanarak bakarlardı.

Güreşmek diğer bir tutkusuydu. Kendine güvenen herkesle güreş tutardı. Yenildiği pek görülmemişti. Çok da cesurdu. Ailesinin tek erkeği olmasına karşın hiÇ kimseden Çekinmezdi. Pek Çok kişi son günlerde ona "Efe!" diye seslenmeye başlamıştı. Rahmetli babası ona hep öğüt vermişti: "Temiz, güvenilir, doğru, dürüst ol. Kimsenin malına, namusuna, canına el uzatma. Dürüst insan hep haklı olur. Haklı insan da güÇlü ve korkusuzdur."

Kasmo, yine bir gün YenifoÇa'ya gitmek iÇin evden Çıktı. Dorat'ı  eyerledi. Köyün aşağısındaki PopovoÇa'ya uğradı. Kuyunun buz gibi suyuyla atını sulayacaktı. Kuyunun başında, bugüne kadar hiÇ görmediği bir kızla göz göze geldi. Aman yarabbi!..Bunlar nasıl gözlerdi? Nasıl bakışlardı? Bu endam..Bu güzellik…İÇine ılık ılık bir şeyler aktı. Donakaldı. Kıpırdayamadı bir süre. Konuşamadı. Sanki dili tutulmuştu. Düşlerinde gördüğü, hayalinde yaşattığı kız karşısındaydı.

Hava, kuyudan Çektiği kova kova suyla iki testisini de doldurmuştu. Her iki testiyi de birer eliyle kavrayıp omuzlarına attı. HiÇ zorlanmadan yürüdü gitti. Kasmo, şaşkın, hayran bakakaldı ardından. Güzel olduğu kadar güÇlüydü de. Silkindi. Uykudan uyanır gibiydi. Kendine geldi. Dorat'ı suladı ve ok  gibi fırladı. Testileriyle ilerleyen genÇ kızın yanından yel gibi gelip geÇti. YenifoÇa'ya doğru kanatlanmış uÇuyordu.

Hava, ilk kez gördüğü bu yakışıklı delikanlının ardından hayran hayran baktı.
Kasmo bütün gününü avare, başıboş geÇirdi. HiÇbir iş gelmedi elinden. Yalnız onu düşündü. Kuyunun başında gördüğü düşü. Acaba kimlerdendi? Köye yeni gelmiş olmalıydı. Yoksa böyle güzel bir kız annesinin gözünden kaÇmazdı.

 

Aynı düşüncelerle girdi yatağına. Gece ilerledi. Bir türlü uyku tutmadı. Sağa sola döndü durdu sabaha dek. Onun bakışlarını, gözlerini bir an olsun silemedi beyninden.

Sabah ezanı ile fırladı evden dışarı. HiÇ uyuyamamıştı. Sabahın o buz gibi havasında dolaşmak istiyordu. Doğuya doğru yürüdü bilinÇsizce. Yezero dedikleri küÇük bir su kaynağı vardı o yönde. Çok güzel bir suydu. Kadınlar sabahın en erken saatlerinde kalktıkları gibi giderlerdi bu sudan getirmeye. özellikle uzun saÇları öyle güzel yıkar, paklar, öyle güzel köpürürdü ki! Yezoro suyuyla yıkanan saÇlar, Çamaşırlar yumuşacık olurdu. Yazın kuruyacak kadar azalan bu suyu sabah erken yetişenler alabiliyordu ancak.

Hava da o sabah erken kalkmıştı. Yezoro'ya ilk o gelmiş ve iki kovasını da doldurmuştu. Kardeşlerinin ve kendisinin başlarını yıkamaya rahat rahat yeterdi iki kova su. Çok mutlu ve neşeyle yakaladı kovaları saplarından. Köye, evlerine doğru yürüdü. Şafak söküyordu. Karşıdan bir erkeğin kendine doğru geldiğini fark etti. Birbirlerine yaklaştıklarında başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Tanımıştı. Bir gün önce PopovoÇa'da gördüğü atlıydı bu. O yakışıklı delikanlıyı nasıl tanımazdı.
Kasmo da onu görür görmez tanıdı. Titredi sevinÇten. Dizlerinin bağı Çözüldü heyecandan, mutluluktan. Durdu, bir selâm vermek istedi. Fakat ne mümkün! Dudakları kıpırdadı belli belirsiz. Dili tutulmuştu sanki. Ne bir ses, ne bir nefes. Hava geÇip gitti yanından. Arkasından bakakaldı hayranlıkla kımıldamadan.

Bütün gün ne yapacağını bilemedi Kasmo. Yok, böyle olmayacaktı. HiÇ olmazsa onun kim olduğunu, adını, ailesini öğrenmeliydi.
Akşama doğru evden Çıktı. Camiye doğru yürüdü. Yukarı Potak'a doğru baktı. Onu gördü yine. Komşuları Paşima'nın evine doğru geliyordu. Kasmo hemen eve geri döndü. Kız kardeşi Fatima'yı komşularının evine gönderdi. O meÇhul kızla tanışmasını, kim olduğunu öğrenmesini istedi.

Sabırsızlıkla bir aşağı bir yukarı yürüyerek Fatima'nın dönmesini bekledi. Bir süre sonra kardeşi döndü komşudan. Gülümsüyor, anlamlı bakışlarla bakıyordu ağabeyinin gözlerine.
Kasmo sabırsızlıkla gürledi: "Çabuk anlat öğrendiklerini!"
Fatima: "Adı Hava. İbro BeşiÇ'in Muradiye'den alıp getirdiği üÇ yetimin en büyüğüymüş. "
Hava, iki kardeşi Sadık ve İdris, anne ve babalarıyla Bosna'dan göÇ etmişler, en son Muradiye'ye yerleşmişlerdi. önce babalarını, sonra da annelerini veremden kaybetmişlerdi.

İbro BeşiÇ durumu öğrenir öğrenmez Muradiye'ye gitmiş, Yeğenleri Hava, Sadık ve İdris'i Çakmaklı'ya getirmişti. Onları himayesine almıştı. Hem babasız, hem annesiz, parasız, pulsuz kalan bu kadersizleri ortada bırakamazdı. Çok merhametli, Çok sevecen, Çok iyi yürekli bir insandı o. Kendi iki kızı ile birlikte bu üÇ yeğenine de babalık yapacaktı. Onlara kol kanat gerecekti. Daha Çok Çalışacaktı. AÇ aÇık bırakmayacaktı onları. Herkes iyi gün dostu olabilirdi. önemli olan böyle bir zamanda imdada yetişmekti. Etik anlayış, İslâmi gelenekler bunu gerektirmiyor muydu? Kaldı ki onlar kardeşinin Çocuklarıydılar. Kanıydılar, canıydılar.

Zaten yeğeni Hava serpilmiş, büyümüştü. Güzeller güzeli, güÇlü, kuvvetli, alımlı bir kız olmuştu. Çok da Çalışkan ve becerikliydi. HiÇ boş durmazdı. Yapılacak her işe yetişirdi. Tüm işlerin hakkından gelirdi. Kardeşleri Sadık ve İdris'e de öylesine güzel bakar, korurdu ki! üstlerine titrerdi. Onları doyurmadan kendi yemezdi. önce onları yatırır, üstlerini örter, sonra kendi yatardı. Çamaşırlarını hep yıkar, paklar tertemiz tutardı üstlerini başlarını. Hava, abladan ileriydi, bir anneydi Sadık ve İdris iÇin.
öğrenmesi gerekenden fazlasını öğrenmişti Kasmo. Heyecanla fırladı evden. Rahatlamıştı. Annesini gönderip Hava'yı istetecekti. SejkiÇler'in tek erkeğiydi. Evlenmeli, Çoluk Çocuk sahibi olmalıydı. Neslini devam ettirmeliydi. Hava hem güzel, hem de güÇlü kuvvetliydi. Çocuklarının annesi olacaktı. Çok sağlıklı, Çok güÇlü olacaktı oğulları. Kasmo bundan emindi.
Birden iÇine bir kuşku düştü. Kendisi Hava'yı Çok beğenmiş, sevmişti. Ama ya o kendisinden hoşlanmadıysa, geri Çevirirse annesini. Bundan emin olmalıydı. Ama nasıl? Onunla her karşılaştığında dili tutuluyor, konuşamıyordu.


Böyle geÇip gitti günler. Güz gelmişti. Herkes günlerce mısır tarlalarında Çalışmıştı. Mısır koÇanlarını koparıp köye taşımışlardı. Avlular yığma mısır koÇanı olmuştu. Geleneksel yardımlaşmayı sürdürüyordu tüm köylüler. GenÇ kızlar, genÇ delikanlılar her akşam bir avluda toplanıyorlardı. KoÇan yığınının Çevresine oturuyorlardı. Mısır koÇanlarının yapraklarını sıyırıp sapıyla birlikte koparıyor, başka bir yığına atıyorlardı. Doyulmaz sohbetler, maniler, türküler coşturuyordu genÇliği.


Bazen mısır soyma işine ara verilirdi. GenÇ kızlar, erkekler koÇan yığınının Çevresinde Çember oluşturur, akordeon eşliğinde horo oynar, şarkılar söylerlerdi.
"İgraj Kasmo nomoj  biti dete
Joş se nisu zagrejele pete."
İş mi yapıyorlardı yoksa eğlence miydi yaptıkları? Belki de her ikisiydi. GerÇek olan şuydu ki, Çok güzel, Çok zevkliydi bu geceler. Mısır soyma hiÇ bitmesin diye iÇlerinden geÇirirdi genÇler.


Hava hangi koÇan yığınının başında ise Kasmo da her akşam o yığına koştu. Mısır koÇanları sayesinde doya doya gözledi onu. Boşnakların geleneksel aşk ilânını yapmaya karar verdi. Eline aldığı bir mısır koÇanının yapraklarını, püskülünü geriye doğru sıyırdı. Koparmadı. Göz göze geldiklerinde öylece Hava'nın önüne fırlattı. Gelenek öyleydi. Bu, erkeğin sessizce aşk ilânıydı. Kız o koÇanı eline alıp sapını koparırsa, bu ilân edilen aşkı kabul etmiş demekti. Reddediyorsa koÇanı gerisin geriye fırlatırdı.
Ne kadar da uzunmuş saniyeler. Zaman geÇmek bilmiyordu. Saatler durmuştu sanki. Kasmo heyecandan tir tir titredi. Umutlu, aşk dolu bakışları Hava'nın ellerine kilitlendi bekledi, bekledi…

Hava da Çok şaşırmış, utanmıştı. Herkesin bakışlarını üzerinde hissetti. Gözleri önündeki koÇanda, büzüldü, ufaldı. Ne yapmalıydı? Dorat'ın üzerinde gördüğü ilk günden beri hayranlık duyduğu bu yakışıklı gencin kendisine aşkını ilân etmesi kanını dondurmuştu.

Çok mutluydu. Başını kaldırdı baktı Kasmo'ya. Son bir gayretle koÇanı ellerine aldı. Sapını kırdı. Taneleri altın renkli koÇanı önündeki yığına bıraktı usulca. İki Çift göz kilitlendi birbirine.
Denizden hafif bir rüzgâr esti belli belirsiz. Kulaklarına taşıdı kalplerindeki duyguyu fısıldarcasına.
"Ja volem tebe."*

*Seni seviyorum.

 

Zekeriya YAVUZ / zekeriyayavuz@bosnasancak.net

Ekleyin:: Add to your del.icio.us del.icio.us | Digg this story Digg

Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

  • email Arkadaşına gönder
  • print Çıktı al
  • Plain text Sadece Yazı
Bu haber için oy ver
4.00
Anket:: Dernek
Herhangi bir Balkan Derneğine Üye misiniz?
Made By BSN Her hakki saklidir.