Cömert Beyefendi
Güz bitiyor, kış yaklaşıyordu. Bir Pazar günüydü. Cevdo SEJKİC eşi Lutfiya, iki oğlu ve iki kızı ile birlikte Zeytinli Tepeâ??ye gelmişler, zeytin topluyorlardı.
Hava oldukÇa soğuktu. Zeytin toplayan minicik parmaklar neredeyse donacak gibi oluyor, uyuşuyordu. Parmaklarına batan hınzır dikenlerin verdiği acılar da işin tuzu biberiydi. Zeytin ağaÇlarının gölgesinde Çalışmak zorunda olduklarından daha da Çok üşüyorlardı. Aralıklarla güneşli bir yere Çıkıp ellerini ovuşturuyor, biraz ısınmaya Çabalıyorlardı.
Dört Çocuğunu bu durumda gördükÇe Cevdo’nun iÇi parÇalanıyordu. Şu anda öğretmen okulunda yatılı öğrenci olan en büyük oğlu Zeki’nin bu kötü koşullardan kurtulmuş olması tek tesellisiydi. İnşallah bir yolunu bulacak, diğer dört Çocuğunu da kurtaracaktı.
öğle vakti idi. Çalışmaya ara verdiler. Kuytu ve güneşli bir yere toplandılar. Lutfiya sofra bezini yere serdi, Çıkını Çözdü. KüÇük bir tepsi siyah zeytin ve ekmekten oluşuyordu yoksul sofraları. Zeytin, ekmek pek doyurmamış gibiydi Çocukları. Anneleri zeytin tepsisini güzelce yıkadı, Çalkaladı, iÇine temiz su doldurdu ve ortaya koydu. Cevdo da iÇine toz şeker döktü ve kaşıkla karıştırıp, eritti. Şerbet hazırdı. İÇine ekmek doğradı. Çocuklar iştahla kaşıkladılar. Karınları doymuş, ısınmışlardı. Eh! Biraz da dinlenmişlerdi.
Kısa bir dinlenme süresinden sonra, yeniden hep birlikte zeytin toplamaya giriştiler. KüÇük oğlu Halko bir ara başını kaldırdı ve kendilerine doğru yabancı bir beyefendinin gelmekte olduğunu gördü. "Bakın! Bakın! Bir adam buraya geliyor." diye bağırdı.
Hepsi, Kaynak Mevkii yönüne merakla baktılar. Elinde Çantası, başında fötr şapkası, kravatlı, paltolu, pırıl, pırıl boyalı ayakkabılarıyla bir beyefendi kendilerine doğru yaklaşıyordu. Böyle şık giyimli bir kentlinin buralarda ne aradığını yorumlamaya Çalıştı Cevdo. Herhalde kendileri iÇin gelmemişti. Yolunu kaybetmiş olmalıydı.
Cevdo birkaÇ adım öne Çıktı, ilerledi. Beyefendi, iyice yaklaştı. ‘’ İyi Günler! Kolay gelsin! Ben Muammer Kapar. kentteki bir petrol şirketinin müdürüyüm. Sizle biraz görüşebilir miyiz? ‘’ ‘’Tabi Müdür Bey! Hoş geldiniz!’’ dedi Cevdo.
İki erkek konuşarak uzaklaştılar, anne ve Çocuklarının meraklı bakışları altında. İÇinde yürüdükleri tarlanın ve Zeytinli Tepe’nin Cevdo’nun tapulu malı olduğunu öğrendi Muammer Bey. Tarlanın kapladığı alanı, denize yakınlığını dikkatlice inceledi, her yerini adımladı. Sonunda ağır, ağır tane, tane konuştu. ‘’ Şirketimizin kentteki büyük depolama tanklarını kent dışına taşımak zorundayız. Tehlike arz ettiğini ileri süren Belediye böyle istiyor. Senin anlayacağın denize yakın, uygun bir yer arıyoruz. Aşağıdaki düzlükte bir yer almayı düşünmüştüm. Ama senin yerinde olur. Tabii anlaşabilirsek.’’
Cevdo kulaklarına inanamadı. İlk alıcı Çıktığında bu yeri hemen satmaya kararlıydı. Allah dualarını kabul etmişti. İşte! Kısmeti ayağına gelmişti. Anlaşabilirsek ne demek! kesin anlaşacaktı, bu fırsatı kaÇırmayacaktı. Böylesine yağlı bir müşteriyi asla eli boş geri göndermeyecekti. Muammer Bey devam etti: ‘’ Sen bu yerini en Çok sekiz bin liraya satabilirsin. Ben sana tam kırk bin lira öneriyorum. Beş misli. Ama bir şartım var. Satış işlemlerini elli sekiz bin liradan yapacağız. Kabul ediyorsan tapu senedini, nüfus cüzdanını yanına al, yarın sabah ilÇeye gel. Bu işi hemen bitirelim. Tamam mı? Düşünmek iÇin süre ister misin? ‘’
‘’ Yok, yok beyefendi! Süre, müre istemez. Çok cömertsiniz. Dediğiniz gibi olsun. Yarın sabah ilÇede buluşalım. ‘’ kekeledi Cevdo sevinÇten, mutluluktan. El sıkıştılar. Muammer Bey geldiği yöne döndü, yürüdü gitti.
Cevdo uzun bir süre yerinden kıpırdayamadı. Piyango Çıkmıştı. Yaşamının en büyük fırsatı eline geÇmişti. Allah’a ne kadar şükretse azdı. Talih yüzüne gülmüştü sonunda. Çocuklarına güzel bir gelecek hazırlayacaktı. Elveda yoksulluk ve acılar! Hoş geldiniz mutluluk, bolluk dolu güzel günler!
Kendisini toparladı, koşarcasına eşinin, Çocuklarının yanına vardı. Hepsi ayakta, merakla onu bekliyorlar, gözlerinin iÇine bakıyorlardı. SevinÇten titreyen sesiyle haykırdı: ‘’ Kurtulduk! Kötü günler, yoksulluk bitti. Tarlamı sattım.”
* “Dosta je za danas, hajde da idemo u selo!”
Çocuklar da: ‘’ Yaşasın! ‘’ diye bağırdılar, sevinÇten havalara zıpladılar. En Çok da işi bırakıp köye döneceklerine sevindiler. Cevdo ertesi sabaha kadar hiÇ uyuyamadı. Erkenden ilÇede aldı soluğu. Tapu Müdürlüğü önünde heyecan ve sabırsızlıkla bekledi. Çok geÇmedi, Muammer Bey de göründü. İşlemler Çok Çabuk bitti. Cevdo, elli sekiz bin liraya sattığını imzasıyla onayladı. Kırk bin liralık kalın para demetini cebine yerleştirdi. On sekiz bin lira da beyefendinin cüzdanına aktı. Eh! Ne de olsa at binenin, kılıÇ kuşananındı. İşbitiricilik her zaman önemli idi.
Bu para Cevdo iÇin Çok büyüktü. Yaşamında bu kadar parayı bir arada hiÇ görmemişti. Bırakın görmeyi, hayal bile edememişti. Mutluluk sarhoşuydu adeta.
Çarşıya uğradı. Kasaptan kıyma, kuşbaşı, karaciğer, pastaneden baklava ve kadayıf, fırından da onlarca simit ve beyaz ekmek aldı. Yoksulluk iÇinde geÇen tüm yaşamı boyunca, ilk kez evine, ellerinde böylesine dolu torbalarla gidecekti. Çocukları kurban bayramları dışında ilk kez doya, doya et ve tatlı yiyecekti. Köyü Çakmaklı’ya girerken, babalık görevini yerine getirmenin gururunu, hazzını duyumsadı. Cebindeki kalın para demeti de kendine olan güvenini iyice yükseltiyordu.
Akşam karanlığında eve girdi. Getirdiği torbaların başına üşüşüvermişti Çocukları. Torbaları aÇıp iÇindekileri görünce, gözleri fal taşı gibi aÇılmıştı her birinin. Gözlerine inanamamışlar, sevinÇ Çığlıkları atarak babalarını boynuna sarılmışlardı.. Eşinin de gözlerinin iÇi gülüyordu. Varlık iÇinde olmak, bolluk iÇinde yaşamak meğer ne kadar güzelmiş!
Cevdo’nun eline hatırı sayılır bir para geÇtiği, zengin olduğu haberi köyünde ve Çevresinde Çok Çabuk duyulmuş, herkesin ona bakışı değişmişti. Çevresini güleÇ yüzlü, dost insanlar sarmıştı. Eskiye oranla Çok daha fazla saygı görmekteydi. Eşi Lutfiya’nın zorlamasıyla on dört bin liraya iki tarla satın almıştı. Bir yıl süresince hiÇ Çalışmadan yemiş, iÇmiş, dinlenmişlerdi. Yine de banka hesaplarında yirmi bin lira vardı.
KüÇük oğlu Halko ile küÇük kızı o yıl ortaokula başlayacaklardı. Cevdo kararını vermişti, İzmir’e, kente taşınacaktı, Çocuklarını okutacak veya bir meslek sahibi yapacaktı. İzmirde bir ev kiralamıştı. Eşyalarını kamyona yüklemiş, babası Kasmo SejkiÇ’le, annesiyle, kardeşleriyle, dostlarıyla helallaşıp, Çakmaklı’ya veda etmişti. Yaşamlarının bundan sonraki bölümünü artık kentte sürdüreceklerdi.
Kent yaşamı hepsine Çok ilginÇ, Çok rahat gelmiş, bir kaÇ hafta gezip tozmayla geÇmişti. Bu arada Cevdo da nasıl bir iş kuracağını tasarlayıp durmuştu. Her gün Muammer Bey’in yanına uğruyor, birlikte projeler üretiyorlardı. Muammer Bey de emekli olmuş, bir emlak komisyoncusu bürosu aÇmıştı.
S
onunda ortak bir inşaat malzemeleri ticarethanesi aÇmayı kararlaştırdılar. Kısa sürede gerekli işlemleri tamamlayıp işe başladılar. Hazır kapı, pencere, tuğla, briket, kiremit, Çakıl, kireÇ, Çimento satıyorlardı. Kentin Çevresinde her geÇen gün mantar gibi gecekondular bitiyordu. Kente göÇ alabildiğine hızlanmıştı. En Çok iş yapan esnaf, inşaat malzemeleri satanlardı. Cevdo’nun işi iyi görünüyordu. Yalnız satışlar hep taksitleydi. İki odalı bir gecekondu iÇin üÇ bin liralık malzeme yeterliydi. Beş yüz lira veren, gerisini senet imzalayıp borÇlanıyor, götürdüğü malzeme ile de gecekondusunu kuruyordu.
Cevdo Çok iyi niyetliydi. İnsanları tanımıyor, ticaret yaşamını da hiÇ bilmiyordu. Ortağı Muammer Bey ise Çok deneyimliydi. Her hesap günü karın yarısını peşin alıyor, tüm alacaklar, senetler Cevdo’ ya devir oluyordu.
Lutfiya ise her gün evde Cevdo’ ya söyleniyor, bir ev satın almasını istiyordu. Cevdo ise: “Ev ölü yatırımdır, hiÇbir şey kazandırmaz. Oysa ticaret her zaman kazanır, evi alır. Bizim yirmi bin lira nakit paramız var, istesem iki daire satın alabilirim. Sen merak etme. Zaten bu işlerden anlamazsın.” diyordu.
Bir gün, bir beyefendi daha Çıktı geldi Cevdo’yu ziyarete. Kemeraltı Çarşısında büyük bir mağazası vardı. Kumaş ve giyim eşyaları satardı. Eskiden beri ilÇe pazarında tanıdığı Şevki Bey’di bu gelen. Cevdo’daki nakit paranın kokusunu almıştı.
Biraz ileride yolun kıyısına park ettiği lüks arabasına aldı Cevdo’yu. Allem etti, kallem etti, her ay beş yüz lira kar vereceğini söyleyip, inandırdı onu. Yirmi bin lirasının tamamını aldı elinden, gitti.
Cevdo, inşaat malzemeleri satışına bir süre daha devam etti. Fakat borÇlular ödemelerini düzenli yapmıyorlardı. Gecekondularda onları bulmak olanaksızdı. Pek Çoğu bitirdiği gecekondusunu peşin paraya satıp başka bir yere taşınmış, kayıplara karışmıştı. öte yandan kendilerine malzeme gönderen toptancılar gününde gelip, alacaklarını istiyorlardı. SıkıştıkÇa Şevki Bey’e gidiyor, kâr zannettiği parasını alıp, alacaklılara ödüyordu. Bu garip ticareti birkaÇ yıl sürdürebildi.
Kemeraltı’na gittiği bir gün Şevki Bey hesabı Çıkarmıştı. Şimdiye kadar aldığı paraların toplamı yirmi bin liraydı.
“Artık alacağın yok. Kâr falan veremem. Benim de işlerim bozuk. Bir daha da buraya gelme!” diyerek kovmaktan beter etmişti.
Cevdo, başı önünde; omuzları Çökmüş, yıkılmış, bitkin dönmüştü iş yerine. Ortağı Muammer Bey, onu bekliyordu. Olanı, biteni anlatmıştı ortağına. Yapılacak tek bir şey kalmıştı. Onu yaptılar. Hesap görüp iş yerine kilit vurdular.
Adresi belli, sağlam senetleri borÇlu oldukları yerlere devreden Cevdo, Çantasında bir yığın alacak senediyle evine dönmüştü. Senet sahiplerinin hiÇ biri, adresinde yoktu. Senetler, hiÇbir işe yaramayan, adi kâğıtlar durumundaydı. Keşke ticaret yaşamına hiÇ atılmasaydı. Eşinin sözünü dinleyip, ev, arsa satın alsaydı. Hepsi birer işe girip Çalışsaydı. Başına bunlar hiÇ gelmezdi. Herkes bildiği işi yapmalı derdi eskiler. Haklıymışlar.
Oğullarından Ramo, bakkal Çıraklığı ile işe başlamış; şimdi ise ayakkabı imalâtında sayacı olarak Çalışmaktaydı. Halko ise okulu bırakıp Şevki Bey’in mağazasında parÇa satıcılığı ile işe başlamış; şimdi ise su tesisatı ve kalorifer döşeme işinde Çalışmaktaydı. İki kızı ise evdeydi.
Cevdo, birkaÇ hafta evde işsiz, parasız, moralsiz oturmuştu. Kütahya’da öğretmenlik yapmakta olan en büyük oğlu Zeki izinli gelmişti. Morali biraz olsun düzelmişti büyük oğlunun gelişi ile. Karda giydiği siyah lastik Çizmelerini vermişti ona.
Ertesi günü siyah lastik Çizmeleri giymiş, baltasını eline alıp, eski ortağı Muammer Bey’in yeni aÇtığı odun deposuna gitmişti. On lira yevmiye karşılığında akşama kadar odun yarmıştı. Artık bundan böyle yeni işi buydu. Köyünde yıllarca kazma, kürek, balta hep Çalışmıştı. Şimdi de aynı işi yapacaktı. Kentli bir beyefendi olmayı becerememiş, aslına dönmüştü. Hep bolluk ve varlık iÇinde geÇeceğini sandığı güzel, mutlu günler yalnızca üÇ dört yıl sürmüştü. Artık dört Çocuğu ile kirada, evsiz, barksız, beş parasız kalmıştı. Kurnaz ve iş bilir beyefendiler Cevdo’ya haddini bildirmişlerdi. Onlar paralarına para eklerlerken, Cevdo elindekini, avucundakini yitirmişti. Ama her şeyini değil, umutlarını yitirmemişti. “Umut yoksulun ekmeğiydi. Ye, ye bitmez!”
Cevdo umutluydu. İnşallah Tanrı ona bir şans daha tanıyacaktı. Bu kez mutlaka başaracaktı. Bu umutla ve inanÇla sabah erkenden kalktı. Siyah lastik Çizmelerini, okşarcasına alıp, yamalı Çoraplı ayaklarına geÇirdi. Baltasını da omuzlayıp, yeni bir günün aydınlığında, odun deposuna doğru ağır, ağır yürüdü…
*”Bu günlük yeter, haydi köye gidelim!”
ZEKERİYA YAVUZ (SEJKİÇ)



del.icio.us
Digg
Yorumlar (2 Yorum Eklendi):
Gospodin Zekeriya..
Redovno çitam vaşe bajke.
Verujete mene mnogomise svica.
Uvo bajke buduçnos trebati u kinigu pisat.
Poştvanje.
Yorumunuzu Ekleyin