SİLAH SESLERİ - Zekeriya YAVUZ
Kasmo SejkiÇ'in beş Çocuğunun dördüncüsüydü Şuhra. Henüz onbeşinde olmasına karşın serpilmiş, gelişmiş Çok alımlı bir kız olmuştu. Sapsarı saÇları, masmavi gözleri, oval bir yüzü vardı. Orta boylu, beyaz tenli bu kız artık herkesin ilgi odağı olmuştu. İabukluğu, Çalışkanlığı ile de ayrıca beğeni topluyordu.
Ama Çakmaklı gençlerinin içinde bir tanesi vardı ki, Şuhra’ya olan ilgisi tutkunluk boyutuna varmıştı. Günün her saatinde, ya köy camiinin önündeki akasya ağacının altında ya da Bayriç’lerin sokağının köşesindeydi. Sürekli Kasmo’nun evini gözetliyordu. Uzaktan da olsa Şuhra’yı görebilmek, onu izleyebilmek, Meho için vazgeçilmezdi. Onu hiç aklından çıkaramıyor, hiçbir yerde duramıyordu. Çalışmaktan, işten fırsat bulduğu an, Kasmo’nun evini, Şuhra’yı gözetlemeye koşuyordu.
Meho, İbro Fatkiç’in küçük oğluydu. O da henüz on altısındaydı. Ama çok erken gelişmiş, enine boyuna tam bir delikanlı olmuştu. Görenler askerlik çağı gelmiş sanırdı. Uzun boylu, güçlü kuvvetliydi. Oldukça esmer, değirmi yüzlü, ela gözlüydü. Kumral saçları vardı. Yakışıklı bir gençti Meho.
Bir güz sabahıydı. Tanyeri ağarmaya, ortalık aydınlanmaya başlamıştı. Gün ışığıyla birlikte, Karacadağ tüm görkemiyle, karanlıklar içinden sıyrılıp aniden ortaya çıktı. Erkenden kalkan Şuhra, boş testisini omuzlayıp, Hasan’ın kuyusuna doğru yürüdü. Köyün yakınında içimi en iyi, en temiz su o kuyudaydı. Karacadağ’daki zeytinlerine gitmekte olan Meho da Beşiçlerin evlerini henüz geçmişti. Kuyuya gitmekte olan Şuhra’yı gördü. Hemen yolunu değiştirdi. Sağa saptı, eski mezarlıkların yanından geçti ve gübreliklerin yanında beklemeye başladı.
Şuhra kuyudan testisini doldurmuş, geri dönüyordu. Meho karşısındaydı. Durakladı, göz göze geldiler. Meho’nun aşk dolu bakışları, Şuhra’nın içine işledi. İlk kez değişik duygular duyumsadı. Ipılık, sımsıcak, insanın başını döndüren, heyecanlandıran, her yerini titreten sonrasında rahatlatan, uyuşturan, huzur ve mutluluk veren bambaşka, apayrı karmaşık duygulardı bunlar.
Testisini güçlükle taşıyabildi evlerine kadar. Takatten kesilmişti, gücü tükenmişti. İçeri girip, biraz uzandı. Mavi gözlerini yumdu. Meho’nun ela gözleri, delici bakışları hala karşısındaydı. Günlerdir evlerini ve kendisini göz hapsinde tutan bu yakışıklı delikanlıya karşı, kendisinin de bir şeyler duyumsadığını iyice anlamış, hiç kuşkusu kalmamıştı.
Haftalar, aylar geçiyor, Şuhra ile Meho’nun aşkı alevlendikçe alevleniyordu. Uzaktan uzağa bakışıyorlar, sürekli birbirlerini izliyorlardı. Gecelerin ilerleyen saatlerinde, herkes uykuya daldığında, Çakmaklı tamamen sessizliğe gömüldüğünde Meho, Kasmo’nun evine yanaşıyor, pencerenin altına dineliyordu. Şuhra da pencereden başını uzatıyordu. Genç aşıklar sabahlara dek fısıldaşıyorlar, tadına doyamadıkları muhabbetlerini sürdürüyorlardı. Vaktin nasıl geçtiğini, sabahın geldiğini hiç anlayamıyorlardı.
Çakmaklı küçük bir köydü. Hiçbir şey gizli kalmaz, çok çabuk duyulurdu. İki gencin aşkı, kulaktan kulağa yayıldı, köyde en çok konuşulan konu oldu. Tabii Şuhra’nın ailesi de olaydan haberdar oldu.
Esas güçlükler şimdi başlamıştı. Hava, bu aşkı asla hoş görmedi. Anne olarak bunu onaylamayacağını bas bas bağırarak kızına bildirdi. Kasmo da hoşnutsuzluğunu gizlemedi. Sıkı bir takibe aldılar kızlarını, hiç yalnız bırakmadılar. İlk günler suskun ve tepkisizdi Şuhra. Ama aradan günler, haftalar geçtikçe, Meho’ya olan aşkı iyice arttı, dizginlenemez bir hal aldı. Yasaklanan her şey gibi daha çekici, daha vazgeçilmez oldu.
Artık birbirlerini sadece uzaktan uzağa görebiliyorlardı. Şuhra’nın çok samimi bir kız arkadaşı, arada haber getirip götürüyordu. Meho: “Aile baskılarına boyun mu eğeceğiz? Aşkımızı kalbimize gömüp, bir ömür boyu, her ikimiz de mutsuz mu olacağız? Direnelim, bedeli ne olursa olsun, aşkımıza sahip çıkalım. Ailenle son kez görüş. Seni isteteceğim.” diye yazmıştı kısacık mektubunda.
Şuhra, kız kardeşi Ulfa’ya anlattı durumunu. Kendisine dünürcü geleceklerini, anne ve babasının olumlu davranmalarını istediğini söyledi. Ulfa da aktardı büyüklerine. Hava yine kıyameti kopardı. Dünürcülük önerisini reddetti. Üstüne üstlük bir güzel de patakladı kızını. Kasmo da sessiz kalarak Hava’yı onayladı. Genç aşıkların tüm ümitleri tükenmişti. Güzellikle olmayacaktı bu iş.
Rüzgarsız, serin bir güz akşamıydı. Çakmaklı’nın üzerine zifiri karanlık bir gece çökmüştü. Ay bilinmeyen bir köşeye gizlenmiş, yüzünü göstermiyordu. Kasmo evinde, geç vakit akşam namazını kılmıştı. Yatsı namazını camide kılmak üzere dışarı çıkmış, çevresine bakınıyordu. Lacivertimsi bir karanlığın sessizliği sarmıştı köyü. Başının üzerindeki görkemli ve sınırsız gökyüzüne baktı. Yıldızlar ışıl ışıl parıldıyor, göz kırpıyorlardı.
Kasmo köy camiinde yatsı namazını huşu içinde kıldı. Ardından ellerini açtı, duasını yaptı. Hep iyi şeyler diledi kendisi ve ailesi için. Dışarı çıkıp köy kahvesine doğru birkaç adım atmıştı ki… Tak, tak, tak… Ardı ardına patlayan silah sesleri ortalığı inletiyor, tepelere çarpıp yankılanıyor, geri geliyor, gecenin sessizliğini delik deşik ediyordu.
Durakladı. Kalbi kuşkuyla, korkuyla sıkıştı, daraldı. Yoksa? Geri döndü, hızlı adımlarla evine vardı. “Şuhra!” Diye bağırdı. Hava da dışarı fırladı. Kapıdan sızan zayıf lamba ışığında göz göze geldiler. Bakışlarıyla birbirlerini sorguladılar. Şuhra yoktu…
Fatkiçlerin evlerinde silahlar hala durmaksızın patlıyordu. Şuhra kaçmıştı sevdiğine, Meho’ya. Boşnak geleneğiydi. Kız kaçıran oğlan evi, aralıksız silahlar patlatarak, bu mutlu olayı kutlar ve herkese duyururdu. Üstünlüğünü, gücünü sergilemek isterdi belki de…
Kasmo öfkesiyle ve kırılmış gururuyla baş başaydı. Çaresizlik içinde, sessizce odasına kapandı. Ateşlenen her silah sanki onuruna, gururuna sıkılıyor, kalbini delip geçiyordu. Silah seslerinin kesilmesini sabırla bekledi.
Hava ise bas bas bağırıyor, beddualar ediyordu. Karakola başvurmayı, yaşı on sekizden küçük kızlarını geri almayı öneriyordu. Kasmo işaret parmağını, dudaklarına bastırıp sus işareti yaptı. Uzun bir sessizlikten sonra ağır, ağır konuştu:
“Onlar birbirlerini çok seviyorlardı. Biz anlayış göstermedik, karşı çıktık. Böyle davranmak zorunda bıraktık onları. Şimdilik sessiz kalmak, herhalde en doğru davranış olur. Bu ilk şoku yanlışsız atlatalım! Sonrasını düşünürüz.”
Aradan bir hafta kadar geçmişti. Cuma namazı sonrası cami çıkışında, İbro Fatkiç, Kasmo’nun koluna yapıştı. “Allah aşkına, Muhammed aşkına!” diye diye onu kahveye davet etti, sürükledi adeta. Şekerli kahveleri ısmarladı. Olan olmuştu. Babalara, annelere hoşgörülü, anlayışlı olmak düşerdi. Gençler gelip ellerini öpsünler, onlar da affetsinlerdi. Tatlıya bağlansındı bu iş!
Hava’nın tüm karşı çıkmalarına karşın, öyle yapıldı. Sonunda onayladılar, bağışladılar. On beş gün içinde hazırlanıldı. Nikah ve düğün yapıldı. Gençler murada erdi. Tek odadan ibaret toprak damlı, taş duvarlı yuvalarında, mutlu evliliklerine adım attılar…
Her ikisinin de yaşları daha on sekizi bulmamıştı. Çok deneyimsizdiler. İş, mal, mülk, para, pul yoktu. Yoksulluk çoktu. Ama birbirlerine karşı besledikleri büyük sevgileri, tüm olumsuzlukları unutturuyordu. Bu koşullarda bile mutlu olunabileceğini herkese gösteriyorlardı.
İlk çocukları İbro dünyaya geldiğinde, mutlulukları katlandı, pekişti. Erken yaşta annelik, babalık duygusunu da tatmışlardı. Sorumlulukları da kat kat artmıştı. Daha çok çalışıyorlar, oğullarını çok güzel bakıyorlardı.
Meho’nun askerlik çağı gelip çattı. Denizci olarak İstanbul’un yolunu tuttu. Eşini gözyaşları ile uğurlayan Şuhra, kucağında çocuğuyla tek gözlü evinde, tek başına kalakalmıştı. Çok zor günler, güç koşullar onu bekliyordu.
Bazen kayınpederinde, bazen babası Kasmo’da kaldı. Hep çalıştı, oğlunu büyütmeye çabaladı. Askerlik süresi üç yıldı. Büyük sıkıntılar, güçlüklerle geçti yıllar. Sonunda Meho askerliğini bitirip, sağ salim köyüne, evine döndü.
Yaşam onlar için yeniden başlamıştı. Tütüncülük en önemli geçim kaynaklarıydı. Bu arada Meho, pazarcılık yapmaya da başlamıştı. Yenifoça’lı Ali’nin yanında, haftanın birkaç günü pazarlara gidip gıda maddeleri satıyordu. Aile bütçesine önemli bir katkı sağlıyordu.
İkinci çocukları Ahmo dünyaya geldiğinde sevinçleri, mutlulukları bir kat daha arttı. Daha da sıkı sarıldılar yaşama, birbirlerine iyice bağlandılar. Çalıştılar, çabaladılar çocuklarına baktılar. Yıllar içinde bir oğulları daha dünyaya geldi. Ardından da bir kızları… Dört çocuklu bu yoksul aile, tek odalı evlerinde, kıt kanaat geçinerek sürdürdüler yaşamlarını.
Yıllar yılları kovaladı. İbro Fatkiç hakkın rahmetine kavuştu. Meho babasından kendisine miras kalan tarlaları ve zeytinlikleri işleyerek yoksulluktan kısmen kurtulup, biraz rahatladı. Kayınpederi Kasmo’nun da yardımıyla, ilkokulun üst tarafında dört odalı, deniz manzaralı taş bir ev yaptırdı. Oraya taşındılar. Rahatlarına ve mutluluklarına diyecek yoktu.
Çakmaklı’da su, yıllardır en büyük sorundu. Kadınlar hep köyün çevresindeki kuyulardan taşımışlardı suyu evlerine. Canlarına tak etmişti susuzluk. En sonunda komşu köy Kozbeyli’den Akpınar denen bir kaynak suyunun getirilmesi uygun görülmüştü.
Köyün tüm erkekleri, ellerinde kazmalarla, küreklerle aylarca çalışmışlardı. Şehit çeşmesinden başlayarak, Gencelli’den, Hacı Mehmet Çiftliği’nden Çakmaklı’ya kadar uzanan küçük bir hendek kazmışlardı. Su boruları döşenip, üstleri toprakla örtülmüştü. Çok zor, çok zahmetli olmuştu ama sonunda su köye getirilmişti.
Yılların çilesi bitmiş, özellikle kadınlar derin bir oh çekmiş, çok mutlu olmuşlardı. Köyün altı değişik yerindeki sokak çeşmeleri herkesin evine çok yakındı. Diledikleri an, diledikleri kadar suyu evlerine çabucak taşıyabileceklerdi. Ev temizliği, çamaşır, banyo, yemek, bulaşık her iş ne kadar da kolaylaşmıştı. Herkes çok sevinmiş, rahatlamıştı. İçimi çok güzel olan bu nefis kaynak suyu, ömürlerine ömür katacaktı.
Yılların su sorununu çözmeyi başaran köyün erkekleri de çok mutlu, çok gururluydular. Birlikte, dayanışma içinde çalışmanın olumlu sonuçlarını görmüşlerdi. Köy Muhtarı önderliğinde bir toplantı yaptılar. Bütün diğer sorunları da sırayla çözme konusunda görüş birliğine vardılar. İleriki yıllarda, rahat ve mutlu insanların yaşadığı, sorunsuz ve güzel bir Çakmaklı yaratma kararlılığı ve umuduyla evlerine dağıldılar…
02.01.2008 ZEKERİY YAVUZ (SEJKİÇ)



del.icio.us
Digg
Yorumlar (0 Yorum Eklendi):
Yorumunuzu Ekleyin