PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tecavüz Kurbanları



munira
07-06-07, 19:32
Bosnam,
Yok olmadın,
Şanınla şerefinle ayaktasın
Sen de öyle Bosnalı kadın…
Bosna seni, sen Bosnayı kucakla
Özgürlük seni, sen özgürlüğü kucakla
Acılar, doğumlarla canlanır
Bosna hayatla ve özgürlükle can bulur




Bosna-Hersek genelinde 615 esir kampı vardı. Esir kamplarında tutulan boşnakların 35 bini görülmemiş işkencelerle öldürüldü.
Onlardan sağ kalanlar artık gerçekleri özgürlüğe kavuşturuyorlar; yani artık konuşuyorlar
Esir kamplarında tecavüze uğrayan boşnak kadınlar: “Tecavüz edilmek üzere esir kampında tutuldum, işkenceler gördüm aç kaldım, dövüldüm, içimdeki Bosnayı yok etmeye çalıştılar ama başaramadılar” diye haykırıyor.

Çetnikler bu savaşta insanlık tarihine bugüne kadar görülmeyen bir vahşeti gerçekleştirdi. Askeri strateji anlamında 30 bine yakın boşnak kadın ve genç kıza tecavüz ettiler…
Bu konuyla ilgili paylaşımlarımı sürdürmek istiyorum. Onlar başlarına gelenden utanmak durumunda değiller, ben yazmaktan utanmayacağım….
Bunu yaşatanlar ve yaşananlara seyirci kalanlar utansın!

O, Gacko şehrinde yaşıyordu. 26.05.1992 günü çetnikler köylerini bastı. Köy sakinleri kaçmak zorunda kaldılar. Yakınlardaki Zelengore dağına tırmandılar. Ancak 01.07.1992 günü çetnikler dağda saklanan 300 civarındaki sivili farkederek, burasını bombardımana tutmaya başladılar.
Bunun üzerine köylüler, iki gurup halinde dağıldı.Bir kısmı Trebova diğer kısmı Konjic’e doğru hareket etti.
O’ ikinci guruptaydı. Beraberindekilerin çoğu yaşlılar, genç kızlar ve çocuklardı.
Aç ve susuz haldeydiler. Zelengora dağının zorlu şartlarıyla mücadele ediyor, dağı aşarak güvenli bir yere ulaşmaya çalışıyorlardı.
Düşmanın kendilerini farketmemesi için genelde geceleri yol alıyor olmalarına rağmen, 3.temmuz.1992 günü yeniden farkedildiler. Çetnikler, konvoy halinde hareket eden guruba saldırmaya başladı. Üzerlerine yöneltilen top mermileri sonucu konvoy dağıldı. Panik halindeydiler. Yönlerini bulamaz hale gelmişlerdi. Dağdan kayarak asfalt yola doğru indiler. 4.temmuz.1992 günü saatler sabahın üçünü gösterdiğinde dağın eteğindeki asfalt yola ulaşmayı başarmışlardı. Aralarındaki erkekler yola devam etme kararını almışlardı. Çetniklerin, kadın, çocuk ve yaşlıları bulmaları halinde onlara bir şey yapmayacaklarına inanıyorlardı.
Böylece erkeklerin ayrıldığı bu savunmasız insanlar, çetniklerin kendilerine ulaşması halinde onlara teslim olma kararını aldılar.
Bu kararı aldıktan sonra yolarına devam ederek bir boşnak köyüne ulaştılar. Burada biraz dinlenip yollarına devam edeceklerdi. O sırada yanlarına o köyde öğretmenlik yapan bir sırp yanaştı. Yollarına devam etmelerinin tehlikeli olacağını, çünkü yolun mayınlı olduğunu söyledi. Sözlerine, yol güzergahında sırp askerleriyle karşılaşabileceklerini de ilave etti. Çaresiz insanlara, kendilerini yugoslavya halk ordusuna ait bir kamyonun alacağını ve onları güvenli bir noktaya götüreceğini de söyledi. Sözlerinin daha inandırıcı olması için, Nevesinye’li yüzden fazla boşnağın bu şekilde güvenli yere ulaştığını vurguladı.
Ona inandılar.
Oysa yalan söylemişti.
Kamyonların gelmesini beklemek için asfalt yola çıktılar. Kısa bir bekleyişten sonra kamyon ve sırp askerler geldiler.
Kamyonlara bindiler ve ilk götürüldükleri binada sorguya alındılar. Ardından hakaretler yağdırmaya ve tüfek dipçikleriyle üzerlerine vurmaya başladılar.
• Şaşkın şaşkın olan bitenlere bakıyor, üzerlerine yönelen tekme , tokat ve tüfek dipçiklerinden elleriyle korunmaya çalışıyorlardı.
• O’ henüz çok gençti. Yaşadıklarına inanamıyordu. Sırp polis komutanı Ratko Govedaric ise, odanın bir köşesinde durmuş, işkence edilen insanları gülerek izliyordu.
• İşkence esnasında “Kosova’nın intikamını alacağız” diye bağırıyorlardı.

7 temmuz 1992 günü askeri kamyonlara bindirdikleri insanları Kalinovik’e götürüp, boşnaklar için esir kampı olarak hazırlanan ilkokul binasına sokuşturdular…
Daha sonra kadınları ayrı bir bölüme yerleştirdiler.
Ardından vahşet başladı. Her gece kadınlara teker teker ya da guruplar halinde tecavüz etmeye başladılar.

Vahşilerin arasında en acımasız olanlardan biri de lakabı Lalovac olan Slavko Lalovic’ti.
Slavko sürekli olarak çok değişik işkence yöntemleri arayışı içerisindeydi. Kimi zaman 20-30 kadını tuvalet kapısına diziyor ve 5 dakika içinde hepsinin tuvalet ihtiyacını gidermesini emrediyordu. Emri gerektiği şekilde yerine getirilmediğinde çılgına dönüyor ve korkunç bir hal alıyordu.
Kalinovik boşnaklar için gerçek anlamda bir cehennemdi.
Burada bulunan herkes için dehşet verici bir yerdi.
Fakat burada bulunan 200 kişi arasından en büyük acıyı O yaşayacaktı.
İlk beş gün hiç yemek vermediler. Kapalı tutuldukları bölüme giren çetnikler sık sık onları keserek öldüreceklerini ve rahmetli Aliya’nın onları takas etmeyeceğini söylüyorlardı.2.Ağustos sabahı Pero Elez isimli çetnik odaya girer. Sabahat isimli kadını alıp götürür. O.. ise çocuklu annelerin yanına sokulur, örtülerin altına gizlenir. Aynı gün akşam 19.30 sularında O’ hala battaniyelerin altında yatar haldeyken odaya iki çetnik girer. Zaga ve Crnogorac Gaga. Zaga odaya girer girmez doğruca O’nun bulunduğu yere doğru ilerler. Kalkmasını emreder. Aynı odada bulunan annesi ise “Onu götürmeyin. Beni alın” diye feryat etmeye başlar. Zaga acılı anneye tüfeğin dipçiğiyle vurup yere yığılan kadını tekmeler.
O, iki çetniğin arasında bulundukları odadan hole çıkınca Alma, Sabahata ve Emina ile Kalinovik’li iki genç kızın daha holde bekletildiğini görür.
Zaga ve Gaga isimli çetniklere neler olup bittiğini sorar. Onlar da “artık sen de sırp kadını olacaksın” derler.

Kızların hepsini okulun önünde bekleyen kırmızı otomobile bindirdiler. Bu arada O, çetniklere Alma’nın henüz 13 yaşında küçük bir çocuk olduğunu ve onu götürmemelerini söyler. Çetniklerin cevabı ise “13 yaşındaki sırp kızların elleri silahlı. Savaşıyorlar” şeklinde olur.
Kısa bir sure yol aldıktan sonra araçtan indirilip daha büyük bir araca bindirilirler. Bu aracın içi mühimmah yüklüydü.
13 yaşındaki Alma çok korkuyor ve O’na sarılarak, “bizi takas etmeye mi götürüyorlar acaba” diye soruyordu.
Şok halindeydiler. Korku duyamaz duruma gelmişlerdi. Çok yorgundular. Araç hareket ettğinde, Kalinovik-Miljevina-Foça yolunda hareket ettiklerini farkederler.
Yolculuk esnasında bir ara araç durdurulur. Bir gurup çetnik Şefika isimli kızı dışarıya çıkarır. O sırada Drina nehrinin gürül gürül akan sesi işitiliyordu. Aradan on dakika geçti. Aracın kapıları kapatıldı.
Şefika’yı bir daha hiç görmediler…
Bir sure sonra araç eski bir evin önünde durur. Jure Radovic ismindeki çetnik kızlara eve girmelerini emreder. İçeriye girmelerinden kısa bir sure sonra 13 yaşındaki oğlunu sürekli olarak beraberinde çatışmalara götüren Govedarica soyadlı bir çetnik odaya girer. Ve hemen bir olayı anlatmaya başlar. Ormanda rastladığı bir boşnağa kendini de boşnak olarak tanıttığını ve ardından onu kestiğini ballandıra ballandıra anlatır. Adamın kesik kafasını şutlamış. Bunu kanıtlamak için beyaz renkli spor ayakkabısındaki kan lekelerini de gururla gösterir.
O sırada Gojko Emina’ya ayağa kalkmasını ve görüntüsünü incelemek istediğini söyler. Ardından Emina, Alma ve O’na peşinden gelmelerini söyler. Hep birlikte büyükçe bir araca binerler. Geceyarısına yakın saatlerde Foça’daki Partizan adlı spor salonunun önünde dururlar. Gojko araçtan inmeden once kızlara bakire olup olmadıklarını sorar.
Buradan yaya olarak yürüyerek terkedilmiş bir boşnak evine girerler. Daha sonra uyku saati geldi diyerek kızları odalara yerleştiriler. O’.. odasına girdikten hemen sonra Zaga’da odaya girer ve gerçek adının Dragoljub Kunarac olduğunu söyler. Genç kıza tecavüz etmeye yeltendiğinde O..kendisine dokunmaması için yalvarır, bakire olduğunu söyler ama Zaga “Daha iyi ya ben ilk olacağım” der.
Kocaman bir bıçağı da masanın üzerine koyar.
Ertesi gün kapalı tutuldukları eve sürekli gelerek tecavüz ettiler. Küçük yaştaki Alma’yı ise çetnik genelevi haline getirdikleri Miljevine’deki Karaman’ın evine götürdüler.
Zaga daha sonraları Alma’nın yolda giderken nasıl ağlayıp yalvardığını anlatırken, ağlamayı kesmezse kendisini kesip Drina nehrine atmakla tehdit ettiklerini söyler.
Emina ile O ayrı bir eve alınır. Gojko ve askerleri aralıksız olarak buraya gelip içki içer ve çetnik şarkıları söyledikten sonra genç kızlara tecavüz ederler.
Zaga, ağustos başlarında Sena ile Suada isimli iki genç kızı daha buraya getirir. Kızlar birbirlerine tecavüze uğradıklarını anlatmaktan çekinirler. Utanırlar.
Bu arada vahşiliğiyle tanınan Jadranka Zdralo isimli çetnik kadın da aynı eve gelir. Burada tutulan kızlara kendisini yıkamalarını emreder. Ardından üniformasını yıkamalarını da emrederken, ardından övünerek Kalinovik’te 6 boşnağın kafalarını nasıl kestiğini anlatır.
Emine ile O, duyduklarından dehşete düşerek, kadının kendilerini de keseceği korkusuna kapılır ve evdeki tüm bıçakları saklarlar.
Jadranka Zdralo genç kızlara işkence etmeye başladı. Kızları, tecavüze gelen çetniklerin odalarına kadar elleriyle götürüyordu. Daha sonra kızları kızgın sularla dağlıyordu.
Bu arada çetnikler esir tuttukları kızları kendi aralarında alıp satmaya başladılar. Grujo Kovacevic isimli çetnik Sena’yı satın almıştı. Sena’yı götürmeye geldiğinde, kızın parmağındaki yüzüğü çıkarıp Jadranka’ya verdi.
Uzun yıllar sonra öğrenildiğine gore çetnikler, Sena’yı almanyadaki ailesine 20 bin mark karşılığında geri vermişler.
1992 eylül ayı sonlarında çetniğin biri Gojko ve Zaga’dan O’nu satın alır. Bu çetnik henüz 15 yaşında olan O ile evlenmek istiyordu. Çetnikler arasında yapılan anlaşmaya gore yeni sahibine teslim edileceği tarih 01.10.1992 olacaktı.
Anlaşma yerine getirilmişti. O artık kurtulma umutları taşımaya başlamıştı. Kendini satın alan çetnik O’na iyi davranıyordu. Hatta amatör radyocular aracılığıyla ailesiyle konuşmasını da sağlamıştı. Yeni sahibinin adı Zdravko idi.
25.11.1993 günü esir takasları başladı. Esir çetnikler, boşnak kızlarla takas ediliyordu. O’ takasa gitmedi. Zdravko ile kaldı. Çünkü 5 aylık hamileydi ve gitmesine izin vermediler. Yanısıra boşnakların bölgesine geçme ihtimali de yoktu. Dayton barış anlaşmasının imzalanmasıyla birlikte, 05.05.1996 günü ilk kez Saraybosna ‘ya geçer. Bu arada ikinci çocuğunu da doğurmuştu. Saraybosna’da ailesiyle görüşmeye gelişlerinde sadece bir çocuğunu yanına almasına izin veriyor, diğerini alıkoyuyorlardı.
O’ artık kaçmak için her fırsatı kollar haldeydi. 22.04.1998 günü iki çocuğunu da alarak , bir köle gibi satılmış olduğu adamın yanından kaçarak Saraybosna’ya girmeyi başardı.

Adını veremediğim bu boşnak hanımefendi halen savaş suçluları mahkemesinin en önemli tanıklarından biridir. Saraybosna'daki evime sık sık gelirdi. Aylarca konuştuk. Yaşadığı psikolojik sıkıntılar nedeniyle sürekli tırnaklarını yemişti. Hiç tırnağı yoktu dünyalar güzeli boşnak kızımızın.
Babalarının kim olduğunu bilmediği bir kızı ve bir oğlu vardı. Katerina ile Lazar…
O’na “Çocuklarına niçin müslüman adı koymadın?”diye sordum
“Bunu bilerek yaptım. Büyüdüklerinde, bilinçlendiklerine bunu bana mutlaka soracaklardır. İşte o zaman onlara bütün gerçeği anlatacağım. Böylece gün gelip hayata gelmelerine neden olan babalarına karşı savaşacak önemli sebepleri olacaktır. ” dedi…

munira
13-06-07, 21:40
Onların tek bir adı var.
O…
O’da yaşadıklarını böyle anlattı.
Yazım hatalarım varsa kusuruma bakmayın. Geri dönüp düzeltecek gücüm kalmadı.

O; ANLATIYOR

Soğuk ve kötü gecenin kokusu beyin damarlarıma yerleşti. O koku sürekli olarak hayatıma son vermemi emrediyor.
Acı çekiyorum…
1998 yılında Saraybosna güzel sanatlar akademisine kaydoldum. Çocukluğumun hayalleri artık gerçekleşmişti. Renklere sonsuz bir sevgim vardı. Gökkuşağının, doğanın, yeryüzünde keşfedilmemiş renklerin peşindeydim.
Renk arayışlarımın arasına gün gelip te gecenin renginin karışacağına rüyamda görsem inanmazdım. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
O günlerde Vogosca’da yaşlı bir kadının evinde pansiyoner olarak kalıyordum. Yaşlı kadın beni çok seviyor, okul dönüşlerimde yemem için mutlaka hazır bir şeyler bulunduruyordu. Annem gibiydi, onun yanında güvence içindeydim. Artık akademinin üçüncü sınıfını okuyordum. Derslerimden fırsat bulduğumda yaşlı kadına ev işlerinde de yardımcı oluyordum.
Televizyonda konuşan siyasetçileri dinlediğimde dehşetli günlerin yaklaştığını hissetmiştim.
Ve şehre barikatlar kuruldu. Artık hiçbir yere kıpırdama şansımız kalmamıştı. Saraybosna’ya giden yola sadece bakabiliyorduk. Kamyonlar dolusu sarhoş düşmen askerler geçiyordu. Sağa sola ateş ederek bir yerlere gidiyorlardı. Sanki bir şeyleri kutluyorlardı.
Sonra çalışmadığını bile bile telefonu elime aldım. Ailemi aramak istiyordum. Maalesef artık iletişim de kuramıyorduk.
Son beş gündür telefonlar çalışmıyordu. Bundan böyle hiç bir şey eskisi gibi çalışmayacaktı.
Kamyon dolusu askerleri gören yaşlı ev sahibem ise sürekli olarak korkacak bir şey olmadığını, bunların bizi koruyacak olan askerler olduğunu söylüyordu.
Öte yandan sırp televizyon kanallarını da izliyorduk. Normal olan bir şey göremiyordum. Osmanlı döneminden ve her şeyin sorumlusunun müslümanlar olduğundan söz ediyorlardı.
O anda kafamda herşey netleşti. Bir anda kendimi yirmi yaş ihtiyarlamış olarak hissettim. Etrafımızda olan bitten herşeyin farkındaydım artık.
Etrafımızda olan biteni görebilmek için kısa bir süreliğine evden dışarıya çıktım. Üzerimde eski bir pantolon vardı. Çok boldu. Ve bir korkuluğa giydirilmiş gibi duruyordu.
Merdivenlerden aşağıya inerken, üçüncü katta outran sırp asıllı komşumuz Zora ile karşılaştım. Yanımdan geçip gitti. Sanki hiç tanışmıyormuşuz gibi davrandı.
Vogoşça’nın sokaklarında dolanıp durdum. Bu semtte hemen hemen hiç kimseyi tanımadığımdan dolayı, ailemin bulunduğu Doboj şehrine ne şekilde gidebileceğimi soracak kimse bulamadım.
Arkadaşlarım, dostlarım, hepsi Saraybosna’daydı. Buraya sadece gecelemek için geliyordum.
Bir kadına rastladım. Saraybosna’ya nasıl gidebileceğimi sordum. Turkinja olduğumu da en başta söyledim. Bana öfkeyle baktı. Kinle baktı. Sadece Saraybosnanın işinin bitik olduğunu söyledi ve çekip gitti.
Eve ağlayarak döndüm. Yaşlı kadına olanları anlattım. O da komşulardan edindiği bilgiyi bana aktardı: Sırp olmayanların asla evlerinden dışarıya çıkmamaları gerekiyormuş.
Ortam günden güne gerginleşiyordu. Sırp asıllı komşularımız, çetniklere müslümanların yaşadığı adresleri gösteriyordu. Onlar da evin erkeklerini yanlarına alıp götürüyorlardı. Artık her gün kimin öldürüldüğü konuşulur olmuştu. Ev sahibem bu insanları tanıyordu. Onların ardından gözyaşı döküyordu.
Yiyeceklerimiz bitmişti. Evde ekmek yapıyor ve kalan reçeli üzerine sürerek günde sadece bir kez olmak üzere karnımızı doyuruyorduk.
Kimi zaman saatler boyu cam kenarında oturuyor ve yaşadıklarımın bir rüya olduğunu uyandığımda normal hayata döneceğimi düşünüyordum.
O gece de cam kenarındaydım. Saatler 23’ü gösteriyordu. Kapımızın önünde askeri bir kamyon durdu. İçinden iki genç çıkarak binamızın kapğısından içeriye girdiler. Aradan yarım saat kadar geçtikten sonra bulunduğumuz dairenin kapısı çaldı. Yaşlı teyze korkudan bembeyaz olmuştu. Kapıyı açar açmaz iki genç eve girdler. Ben hemen odama saklandım. Bulunduğum yerden evin eşyalarını yerle bir ettiklerini ve para istediklerini işitiyordum.
Yaşlı kadına oğulları olup olmadığını sordular. O da oğlu olmadığını bir kızı olduğunu onun da Hollanda da yaşadığını söyledi.
Odamın kapısını açtılar. Kanapeye büzülmüş ağlıyordum. Kapıdaki adamın üzerinde yeşil üniforması, omuzunda asılı silahı vardı.
Aslında silahlardan hep korkardım. O an korkmadım. Sadece hemen bu silahla öldürülmeyi istedim. Canı gönülden…
“Ne ağlıyorsun, kimliğini göster” dedi.
Kimliğimi verdim. Öylesine bakıp, cebine koydu. Başıyla işaret ederek odadan çıkmamı söyledi.
Bir anda kurulmuş robot gibi konuşmaya başladım. Doboj’lu olduğumu, burada eğitim gördüğümü, Doboj’a gitmek istediğimi, ailemin parasının olduğunu, ona istediği kadar para vereceklerini falan anlattım.
O sırada odaya diğeri de girdi.
“Bak hele” dedi. “Ne çok ta ağlamış”
“Hadi hazırlan zamanımız az.”
Mutfağa geçtik. Yaşlkı kadın sedirde oturuyordu. Ona sığındım. Ancak çetnik saçlarımdan çekerek yere fırlattı ve sırtımı tekmelemeye başladı.
Ev sahibem ağlayarak beni dövmemelri için yalvarıyordu.
Gardrobumu açtım. Bazı eşyalarımı bir poşete koymaya başladım. Ağlıyordum. Bu rüya değildi.
Sonra peşlerinden yürüdüm. Yaşlı kadın ağlayarak ardımızda kaldı.
Karanlık merdivenlerden uzulca iniyorduk. Kamyona ulaştığımızda öne oturttular. Odaya ilk giren adam kamyonun arkasına bindi. Şoförlük yapan adama para teklif ederek beni Doboj’a götürmesi için yalvarmaya başladım.
“Köpekler gibi yorgunum” dedi ve bird aha hiç konuşmadı.


Bir binanın önünde durduk Kamyonun arkasındaki asker de dışarıya çıktı. Şöförle birlikte benden uzağa yönelerek gizli gizli bir şeyler konuştular.
Ardından asker kamyona binerek uzaklaştı. Ben diğer askerle birlikte binanın merdivenlerini çıkarken nereye gittiğimiz sordum.
Merdivenlerin korkuluğuna sımsıkı onunla gitmeyeceğimi, evime dönmek istediğimi söyledim. Elimi alarak, yüzüme doğru bastırdı ve “kafanı koparttırma şimdi bana “ diye tısladı. Ardından kafasıyla yüzüme vurarak yukarıya doğru ilerlememi söyledi.
5. kata ulaşmıştık. Cebinden bir tomar anahtar çıkardı. Daireden içeriye girdik. “Bak bakalım kahve var mı burada varsa kahve pişir”dedi.
Başımı çevirdim. Bunun üzerine alaylı bir ses tonuyla:
“Ne kadar da iyisin” dedi.
Artık ne düşüneceğimi bilmiyordum. Çaresizce evin duvarlarına bakıyordum. Mutfağa geçtim. Başkalarına ait mutfağı karıştırarak kahve ve cezve aradım. O esnada aynen filmlerde olabileceği gibi bir silah bulmayı ve onu öldürmeyi arzuluyordum.
Mutfağa geldi.
“Soyun” dedi
“Ne diyorsun?”
Soyun dedim”
Ağlamaya başladım.
Tüfeğini gırtlağıma dayadı.
“Sesini kes yoksa öldürürüm seni”
Hayatımın en kötü olayını yaşadım. Tecavüze uğradım. Aradan iki saat geçtiğinde kamyonla giden asker de geldi. O da aynı şeyleri yaptı.
Her şey olup bittikten sonra üzerime kapıyı kilitleyerek gittiler. Odanın bir köşesine yığıldım. Ağladım. Ağladım. Her yanım ağrıyordu. Dünya üzerime çökmüş gibi.
Bu gecenin benzerini , kapana kısılmış halde bulunduğum bu apartman dairesinde 16 gün boyunca yaşadım.
Bir gün, otele gideceğimi söylediler. Başıma geleceklerin hayalini dahi kuramazdım. Götürüldüğüm yer bütük kadınların, genç kızların tecavüze uğradığı bir dönemin Sonya isimli pansiyonuydu.
Artık günleri saymıyordum. Tecavüz eden sakallı, pis kokulu, kimi 50 yaşında olan adamları hiç düşünmek istemiyordum. Orada yabancılar da vardı. Avrupalı yabancılar. Çetnikler gibi onlar da tecavüz ediyorlardı.
En çok ta birleşmiş milletler barış gücünde görevli olan Lewis Mc Kenzie geliyordu. O, zavallı avrupayı temsil ediyordu. Onu herkesin anılarında yer aldı. Zavallı, çirkin avrupa temsilcisi. Onun yanısıra şöförleri de aynı iğrençlikleri yapıyorlardı.
Bulunduğum odada İlijas’lı Sabina’da vardı. Kocasını evlerinin eşiğinde öldürmüşlerdi.
Vogosşçalı benim yaşlarımdaki Anesa, Semizovac’tan Azra ve diğerleriyle altı kadın aynı odadaydık. Gözyaşlarımızı birlikte döküyor, birbirimizi teselli etmeye çalşıyorduk.
Gece veya gündüz farketmiyordu. Kimi zaman birer birer kimi zaman ikişer ikişer odamızdan alıp bizi götürüyorlardı.
Azra deprasyona girmişti. Kocasının gün gelip bunları öğrenecek olması ihtimalinden dehşete düşüyor ve çocuklarıyla kocasının yüzüne asla bakamayacağını söylüyordu. Azra sık sık bayılmaya başlamıştı.
Diğer odalarda da kddınlar vardı. Camdan baktığımızda onların götürüldüklerini izlerken, onlar da acı dolu bakışlarıyla bize bakıyorlardı.
Bu tecavüz kampının yöneticilerinden olan sırp kadın Mira Vukovic odamıza girdi. Kapı ağsında tepeden tırnağa silahlı olan çetnik Dragan beklemedeydi. Mira beni ve Anesa’yı parmağıyla işaret etti. Biz önde silahlı çetnik ardımızda odadan çıktık.
Bir odaya girdik.
“Kahve içermisiniz” diye sordu.
“Açım yemek istiyorum”
“Aç olduğun için fiziğin çok güzel”dedi.,
O anda onu dişlerimle parçalamak istedim.

Çantasını açıp içinden birkaç ruj çıkardı. Makyaj yapmamızı istiyordu.
“Bu gece güzel olmanızı istiyorum. Hem bizim sırplarımıza hem de önemli bazı yabancılara hizmet edeceksiniz” dedi.
Anesa ile ağlamaya başladık.
O ise: “Ne ağlıyorsunuz. Sanki sizi yiyecekler”diyordu.
Makyaj yapmayı red ettim. Başım eğik yere bakıyordum. O ise, bizi bir restorana götüreceğini, oradaki yabancılara göstereceğini , kim beğenirse ona hizmet edeceğimizi söylüyordu.
Odadaki bir dolabı açtı. İçi şık kıyafetlerle doluydu.
Beğendiği kıyafetleri giymemizi istedi.*****

Giyindik. O anda aklıma kaçma fikri geldi. Götürüleceğimiz restorandan mutlaka bir kaçış yolu bulmalıydım. Yakalanırsam da ölmeye hazırdım.
Aynı askeri kamyon geldi. Bizimle birlikte beş kadındık.
Anesa şöföre nereye götürüldüğümüz sordu.
“Nereye gittiğinizi çok iyi biliyorsunuz” dedi ve sustu…
Saatler boyu orman içerisinde yol aldık.
Kendilerini daha once görmediğimiz diğer kadınlar da bizlerle aynı yaşta görünüyorlardı.
Orman yolundan çıkıp asphalt yola ulaştık. 40 dakika kadar bu şekilde yol aldık. Sonra önde Mira arkada silahlı adamlar eşliğinde bir binaya doğru yöneldik.
Burası kafe tarzı bir yerdi. Belki de bir motel.
Mira sürekli olarak iyi kızlar olmamızı öğütlüyordu.
İçeride müzik çalınıyordu ve yemeğin her çeşidinin olduğu masalarla doluydu.
Oturacağımız masa hazırdı. Mira çetniğin biriyle görüştü. Ardından Anesa’yı alıp diğer uçtaki masalardan birine oturttular. Ardından çetniklerden biri beni alıp , orta yaşlı bir adamın oturduğu masaya götürdü. 40 yaşlarındaydı.

Takım elbise giymişti ve koyu gri renkte kravatı vardı. Masada mum yanıyordu. Kendisine yanaştığımda ayağa kalkarak sandalyemi çekip oturmamı rica etti.
Hayatımın iğrenç sahneleri…
Şimdi Masada yalnızdık. Adımı sordu, sevdiğim müziği öğrenmek istedi.
Sadece ingilizce bilmediğimi söyledim!!!
İçkiliydi ve sürekli olarak sigara içmemi istiyordu.
Sonra anlatmaya başladım. Ben ve benim gibi kadınların kaçırıldığını tecavüzlere uğradığını anlattım.
Bunların hepsini biliyordu. İngilizceyi nereden öğrendiğimi sordu.

Cevap olarak bize neler yapıldığından haberi olduğunu söyledim.
Sonra ardı ardına sorularımı sormaya başladım:
“Nerelisiniz siz bayım. Bu gece burada olmamı siz mi istediniz? Adınız nadir? Hollandalımısınız? İngiltereden mi? İrlandalı kadınlara da böyle mi davranıyorsunuz?”
Sustu ve
“Siz buraya gönüllü olarak gelmediniz mi?”diye sordu.
“Hayır. Odamıza girdiler ve beğendiklerini çekip alarak buraya getirdiler. ” dedim.


Bir an yüzündeki aptalca gülümseme yok oldu.
Gözgöze bakıştık. Nefes alamaz, hatta gözlerini kırpamaz hale gelmişti.
“Tuvalete gitmek istiyorum”
Ayağa kalktım ve tuvalete yöneldim. Doğal davranmaya, makyajımı tazelemeye gider gibi yürümeye gayret ediyordum. Kimsenin beni farketmemesi için dua ediyordum. Özellikle Mira’nın.

Tuvalete girdim. Kadının biri leş gibi tuvalette aynaya bakıyordu. Tavana baktım. Maalesef tepede bir cam vardı ve oldukça yüksekteydi. Tam o esnada Mira içeriye girdi. Kaşlarını kaldırarak geri dönmemi söyledi. Kaçış planım alt üst olmuştu.
Adam sessizce oturuyordu. İçkisini bir yudumda içti, ayağa kalktı ve gideceğimizi söyledi.
Bulunduğumuz binanın üst katına yöneldik.
Çaresizce ağlamalarım, yalvarmalarım fayda etmedi. Yaşadıklarımın aynısını yaşadım.

pravac
25-06-07, 22:09
Yüreklerin parçalanmaması,üzülmemek imkansız bunu yapanlar insan değiller ben sırpları sevmiyorum içimde hep sırplara karşı kin kalacak.Munire abla bunu bize hatırlattığın ve unutturmadığın için sana çok teşekkür ediyorum.

teresadenigro
23-07-07, 22:07
Cok Uzulerek Etkilenerek Okudum Soyleyecek Hic Bi Soz Bulamiyorum.............

nick
23-07-07, 22:55
Çetnikler bu savaşta insanlık tarihine bugüne kadar görülmeyen bir vahşeti gerçekleştirdi. Askeri strateji anlamında 30 bine yakın boşnak kadın ve genç kıza tecavüz ettiler…



Askeri stratejimi, bu stratejimidir. Bu bir dram, trajedi/hem şimdi bir Sırp eşeği stratejiden ne anlar. 1000 tane Sırpı topla 1 tane eşek bile etmez aslında.hayvanlara da ayıp oluyor ama kusura bakmasınlar artık

sjenkaa...
23-07-07, 23:42
yürekler acısı bence.ikinci kez okumaya yürek dayanmaz...

Turkovic
24-07-07, 00:57
Lanetler olsun.............!! bu suçlulara karşı insanlığın üretmiş olduğu kötüleyici sözcüklerin hepsini az buluyorum... Allah'a havale ediyorum.... hiçbir suç cezasız kalmayacaktır.. Cehennemin dehşetli günlerini yaşamanıza az kaldı..Herbirinizin ölümü bizim için bayramdır...

balotti!!
24-07-07, 08:47
ya Allah o insan dışı varlıkların belasını versin ...

egezer
24-07-07, 09:06
Bunlar kesinlikle insan değil ve olamazda.Hiç bir insanoğluna yapılacak iş değil.Eğer bir şeyler yapacaksanız savunmasız kadınlara değil erkeksen erkek gibi savaşacaksın.Bizim Allah inancımız böyle bir vahşete ortak olmaya asla okey demez.Umarımki bu vahşete ortak olanların hepsi İlahi adaletle yargılanır. Bosna böyle bir vahşet yaşadı ve bitti. Ardında psikolojisi bozulmuş harap olmuş bir toplulukla.Ama yıkılmadık sırp iğrençleri hala sesimiz duyuluyor ve siz kahroluyorsunuz.Hiç bir zaman sesimiz kesilmeyecek.(yalnış bir cümle veya hatam varsa özür dilerim.Kabustan beterdi bu okuduklarım.bir çırpıda yazıverdim)

BOSNA BİR DESTANDIRRRR

yelena1981
24-07-07, 09:28
Münire abla ne yazabilirim ki .Okurken dehşete düştüm.Ölümü heran hissetmek mi,tecavüzü yaşamak mı,tecavüz sonrası günahın meyvesi olan günahsız çocukları doğurmak mı,bu iğrençlikleri yaşadıktan sonra yaşamak zorunda kalmak mı ?

GüL_Özay
24-07-07, 10:00
Nasıl okumaya başladım nasıl bitirdim anladım tek bildiğim ekranın başında öylece kaldığım bunları yapanları insan olarak adlandırmak bile hata
o kadınların hepsine sonsuz saygı duyuyorum o kadar yaşanandan yaşadıklarından sonra dimdik ayaktalar yıkılmadılar

j a r a n e
26-07-07, 17:39
Savaşın izlerini silmek zaman alır,ama silinir.Pekiyi ya kadınların acılarını silmesi mümkünmü?.Bu olaylarla ilgili bir film seyretmiştim.Hatta Berlin Film Festivalinde büyük ödül kazandı.Adı GRBAVİCA.Münire ablanın sözüne ettiği konu işlenmekteydi.Bulursanız seyretmenizi isterim.

j a r a n e
26-07-07, 17:40
Bosnalı yönetmen Jasmina Zbaniç'in ilk filmi olan "Grbavica" 18 Şubat Cumartesi günü 56. Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülünü kazandı.

Düşük bütçeli bir film olan "Grbavica", Bosna-Hersek'teki (BH) 1992-1995 ihtilafı sonrasında yaşanan toplu tecavüzlerin yol açtığı sonuçları irdeliyor. Tahminlere göre, savaş sırasında en az 20 bin Bosnalı Müslüman kadın Sırplar tarafından tecavüze uğradı.

Belgrad doğumlu Mirjana Karanoviç'in oynadığı Esma, 12 yaşındaki kızıyla birlikte Saraybosna'da yaşayan bekar bir anne. Luna Mijanoviç'in oynadığı Sara babasının BH başkentini savunurken kahramanca öldüğüne inanıyor.

Ancak okuduğu okul öğrencilere bir savaş kahramanının çocuğu olduklarını kanıtlayan bir belge getirirlerse ücretsiz geziye çıkma şansı verince kız çocuğu gerçeği öğreniyor. Esma gerekli belgeyi bulamıyor ve sonunda da Sara'nın savaş esirleri kampında tutulduğu sırada kendisine tecavüz eden bir Sırp askerinin kızı olduğunu itiraf ediyor.
Ödülü alış konuşmasında Zbaniç, "Bu vesileyle hepimize şunu hatırlatmak istiyorum ki, BH'deki savaşın üzerinden yaklaşık 13 sene geçti ve savaş suçluları Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç hala Avrupa'da özgürce yaşıyorlar," diyerek şöyle devam etti: "Bosna'da 20 bin kadına tecavüz edilmesi, 100 bin kişinin öldürülmesi ve bir milyon kişinin evlerinden sürülmesini organize ettikleri için yakalanmadılar."

Senaryoyu yazan 31 yaşındaki Zbaniç aynı zamanda insani değerler ve barış mesajları verdiği için Ekümenik Jüri ve Barış Filmi Ödülünü de kazandı. Yapım, 1992'deki Balkan ihtilaflarının bu yönünü ele alan ilk film olma özelliğini taşıyor.

Kendisi de savaş sırasında tecavüz mağduru olan Kadın Savaş Mağdurları Derneği başkanı Bakira Haseciç Pazar günü Reuters'e verdiği demeçte, "Bu genç yönetmen bir siyasinin rolüne soyunmuş ve pek çok kişinin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri halka göstermiş ve söylemiştir," diyerek şöyle devam etti: "Tamamen terk edilmiş durumdayız. Bunca yıl ve bizlere yapılan zulüm hakkında verdiğimiz sayısız ifadelerden sonra, acılarımıza dur diyecek bir yasa hâlâ ortada yok. Savaş bizim için daha bitmedi."

Cannes ve Venedik festivalleri kadar önem taşıyan Berlin Film Festivaline 56 ülkeden toplam 360 film katıldı. "Grbavica" büyük ödül için yarışan diğer 18 filmi geride bıraktı.

Zbaniç'in önceki çalışmaları arasında "Otobiyografi", "Sonra, Sonra" ve "Gece Oldu, Biz Yakıyoruz" adlı belgeseller yer alıyor.

BH, savaşın bitmesinden bu yana altısı yönetmenlerin uluslararası festivallerde gösterilen ilk filmleri olmak üzere sekiz uzun metrajlı film çekti. Bir diğer Bosnalı yönetmen Danis Tanoviç, savaş karşıtı filmi "Issız Yer" ile 2002 En İyi yabancı Film Oscarı'nın yanı sıra 2002 Venedik Film Festivali'nde Altın Küre ve 2001 yılı Cannes festivalinde Altın Palmiye de dahil olmak üzere toplam 42 ödül kazandı.

j a r a n e
26-07-07, 18:32
Tecavüzü sadece bosnadakilerle sınırlı tutmayalım.İnsana rızası dışında zorla yaptırılmaya çalışılan herşeye karşıyım.Hele çocuklara yapılan vahşet haberleri okudukça insan olduğumdan utanıyorum.
Ama bu sapıklar malesef sadece sırplardan çıkmıyor.Türkiye tarihindede kara sayfa olarak yer alan 6-7 eylül olayları var.Onlarca Rum,Ermeni ve Yahudi kadına tecavüz edilmişti

persembeli
26-07-07, 19:00
Tecavüz çok vahşice bir şey.İnsana istemeden ve onursuzca yapılan alçakca bir şey bu. Öldürülmek bundan iyi olsa gerek...
..................

Bu durumda olan kadınlarımıza elimizden gelen yardım ne olabilir ki,

borostican87
04-09-07, 19:39
münire abla çok saol ben okurken utanıyorum ama onlar hala utanmadan avrupanın içlerinde ellerini kollarını sallayarak dolaşabiliyorlar ve hala bize insanlık dersi vermeye çalışıyorlar

m.zafer0303
11-11-07, 12:19
vahşet vahset
vahset vahset
denecek hiçbişi yok
yazıklar olsun

m.zafer0303
11-11-07, 12:20
Arkadaşlar ben boşnak değilim ama
bu kültürü tanımak için burdayım hepinize selamlar tüm güzellikler sizlerin olsun

rosegül
11-11-07, 12:48
ben daha öncede okumuştum buna benzer yazılar bunu okuyamadım çok üzgünüm ekrem özür dilerim dün söylediklerim için..Bosnayı keşke bi iple çekip Türkiyeye komşu yapabilsek.. İyiki seni tanımışım..

jedihnik
11-11-07, 12:53
umuma sesleniyorum;

boşnağa boşnaklara daha önemlisi boşnaklığa laf ettirmem edeni de affetmem bu böyle biline

şahkızı
11-11-07, 12:57
bunları okumaya insanın kalbi yetmiyor...ne kadar acı bunlar ya:(ne acılar çekmişler.nasıl bi insanlık bu.bunu yapanlar insan değil.hayvan bile olamazlar...
bu izleri ömür boyu çekmek ve her gce bu rüyalarla uyanmakta çok zordur heralde.o kadınlar çocuklarına nasıl bi gelecek verebilir.bunlarda çok dşündürüce.insan psikolojisini bundan sonra ne yaşarsa yaşasın unutamaz.okurken ben bile tırnaklarımı kopardım sinirden.
ooof ya bu şerefsizlik değil de ne yaa?:(:(

(bu arada münire abla çok özledim seni.gel artık.)

rosegül
11-11-07, 13:10
umuma sesleniyorum;

boşnağa boşnaklara daha önemlisi boşnaklığa laf ettirmem edeni de affetmem bu böyle biline

başka bi konuda yazdığınız cevap yüzünden bunuda üzerime alındım umarım yanlış anlamışımdır..kimsenin kimseye bişey dediği yok..lütfen..insan sevdiğine kötü söz söylemez ...

jedihnik
11-11-07, 13:15
başka bi konuda yazdığınız cevap yüzünden bunuda üzerime alındım umarım yanlış anlamışımdır..kimsenin kimseye bişey dediği yok..lütfen..insan sevdiğine kötü söz söylemez ...

ama bilmediğiniz birşey var sn rosegül insanı en çok sevdiği yıpratır...

her neyse ben ortaya konuştum artık kim üstüne alınırsa alınsın ben bilmem...

tek birşey söyleyebilirim boşnak milliyetçisiyim ve bununla gurur duyuyorum...

aynı zamanda devrimciyim ;)

şahkızı
11-11-07, 13:17
umuma sesleniyorum;

boşnağa boşnaklara daha önemlisi boşnaklığa laf ettirmem edeni de affetmem bu böyle biline

kim kime söz etti?ne oluyor ben çözemedim.?bu konu ile ne ilgisi var bunların.bu konu da böyle bi söze rastlamadım.konu aralarında bu şekilde dağıtmayın lütfen arkadaşlar.bi sorun varsa özelden devam edin.bu konu ile bağdaşmayan sözler bunlar.

Ekonina
14-04-08, 01:40
Sırplar, 50 bin Müslüman kadına Tecavüz etmiş.
--------------------------------------------

Sırplar, 50 bin Müslüman kadına Tecavüz etmiş.
Bu gerçek, çocuklara nasıl söylenecek?

Uluslararası Adalet Divanı Bosna'daki soykırım konusunda Sırbistan'ın doğrudan yasal sorumluluğu olmadığını açıkladı. Oysa Bosna-Hersek'teki Kayıp Cesetleri Araştırma Komisyonu'nun kayıtlarına göre ülkede ortaya çıkarılan toplu mezar sayısı 370, kayıp ceset sayısı 27.793. Kuyular, nehirler, göller, dağlar, madenler sayısız cesetle dolu! Kaybolanların yüzde 12'si kadın ve en yaşlısı 101 yaşında, en genci 48 saatlik! Bu bebek Vişegrad'da anne ve babasıyla kapatıldığı evin yakılması sonucu öldürüldü. Hayatta kalan kadınların anlattıklarıysa tüyler ürpertici!

"Bosna-Hersek'e saldırdıklarında Vişegrad'daki evimde eşim ve biri 19, diğeri 16 yaşındaki iki kızımla beraberdim. (...) 21 Nisan 1992'de soykırımcılar (...) evimize daldı. Önce 16 yaşında kızımı yalın ayak dışarı çıkardılar. (...) Sonra içlerinden biri büyük kızımı odanın birine götürdü. Ne olduğunu kavradığımda odaya daldım. Bütün gücümle adamın sırtına atladım; yumruklamaya, vurmaya başladım. Ama geç kalmıştım"
"Annemi, beni ve yedi kardeşimi Foça (Bosna-Hersek'de bir kent) hapishanesine kapattılar. En büyüğü bendim, 12 yaşında. En küçüğümüz de 8 aylıktı. Orada 27 gün kaldık. Babamı götürdüler. Bir daha da haber alamadık. (...) Bir seferinde üçümüzü aynı odaya aldılar. Sırp Çetnik önce bana tecavüz etti, zorla onlara seyrettirdi. Sonra anneme tecavüz etti ve ikimize seyrettirdi. Sonra da komşumuz olan kadına tecavüz edişini anneme ve bana seyrettirdi."
"Erkekleri ayakta duramayacak kadar dövdükten sonra 'Türkiye'den Türkler gelsin şimdi ve ödünç alınan nasıl iade edilirmiş görsünler' diyorlardı. 'Bundan sonra Çetnikler'in çocuklarını doğuracaksınız. Siz bizim soyumuzdan, Sırplar'dan geliyorsunuz, siz Sırp'sınız' diyorlardı."
Bu sözler 1992-1995 yılları arasında Bosna-Hersek'te Sırplar'ın sayısız tecavüzüne uğrayan Müslüman Boşnak kadınlara ait. Bosna İç Savaşı biteli 12 sene oldu ama savaşın mağduru olan ve kaderine terk edilen Bosnalı Müslüman Boşnaklar yaşadıkları travmayı üzerlerinden atamadı. Çoğunun ailesi dağılmış, evlilikleri çökmüş. Savaşın en kalıcı ve vahim sonucu tecavüzle hamile kalan kadınların doğurmak zorunda kaldığı çocuklar. Çünkü Sırplar hamile bıraktıkları kadınları doğuma az kala serbest bırakmışlar. Sonuç: Kimi doğar doğmaz terk edilen, kimi birilerine verilen, kimi ailede kalan, hak etmediği halde zulmün, acının, utancın ürünü olan ve her şeyden habersiz çocuklar. En zor soruysa şu: Bu gerçek, çocuklara nasıl söylenecek?

50 bin kadın tecavüze uğradı
Bosna Savaşı sırasında yaşı 10 ile 75 arasında değişen yaklaşık 50 bin kadın tecavüze uğramış. Aynı akıbete uğramış erkeklerin sayısı ise konuşmaktan çekindikleri, gizledikleri için bilinmiyor. Fakat sayılarının binleri bulduğu tahmin ediliyor. Bu bilgileri bizimle paylaşan kişi, Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) üyesi Zümrüt Erdur. Bosna-Hersek'te doğan Erdur yürüttüğü Balkan Projesi kapsamında geçen ocak ayında memleketine gidip Sırplar'ın tecavüzüne uğramış Bosnalı Müslüman Boşnak kadınlarla ve savaşı başından sonuna kadar yaşamış ve her şeyi olabildiğince belgelemiş araştırmacılarla konuştu. Anlatılanlar çok çarpıcı! Bosna-Hersek Federasyonu Kayıp Cesetleri Araştırma Federal Komisyonu Başkanı Amor Maşoviç, katliamdan kurtulan bir tanığın anlattıkları sayesinde bir toplu mezar bulduklarını anlatıyor: "Foça'da 25 erkek, 1992'de bir yaz günü bir ahıra götürülüp kurşuna dizildi ve yakıldı. Şans eseri biri kurtulmuş. Bu şahit, savaştan sonra bizi o ahıra götürdü ve soykırımın yapıldığı yeri gösterdi. Yaptığımız DNA incelemeleri soykırımı doğruladı."
Tehdit Altında İnsanlar Birliği Başkanı Prof. Fadila Memişeviç, Bosna'daki iç savaş sırasında Zenisa şehrinde görev yapıyormuş. "Tecavüze uğramış kadınlar bana geliyor ve başlarından geçeni bir tanıdığının başından geçmiş gibi anlatıyordu" diye söze giren Memişeviç şunları söylüyor: "Trnopolye esir kampında 10 bin esir vardı; çoğu kadın ve çocuktu. Erkekleri öldürebilmek için 2 bin kadını serbest bıraktılar. Kadınlar otobüslerle Ozren dağına kadar getirildi, sonra da yayan yürütüldü. Yolda arkalarda bırakarak tecavüz ettiler. Serbest bölgeye gelen kadınlarımızı karşılamak için müzikle bekliyorduk, hava soğuktu. Kadınlar çıplaktı, yalın ayaktı, üstleri yırtıktı, aylarca yıkanmamışlardı. Çıplak vücutlarını utanarak elleriyle örtmeye çalıştılar. Aramızda bulunan erkekler yüzlerini çevirdi. Hepimiz üzerimizdeki hırka ve ceketleri çıkarıp onları örtmeye çalıştık, korkunçtuO zaman dedim ki, bu olanlar bir soykırımdır!"
Sırplar, 50 bin müslüman kadına tecavüz etmiş !Türk Kadınları Kültür Derneği kadınları tarafından Saray Bosna’da yapılan incelemede, binlerce Müslüman Türk kadınının, sadece Müslüman oldukları için Sırplar tarafından tecavüzüne uğrayıp aylarca işkence gördüğü ve onların çocuklarını doğurmak için bir kampta tutulduğu ortaya çıktı.


Düzenlenen toplantıda korkunç gerçekler gözler önüne serilirken toplantıya katılan ve tecavüzlere maruz kalan Saray Bosnalı Bakira Haseçiç ise dehşet dolu günleri gözyaşları içinde anlattı.

Saray Bosna'da işkence gören kadınlarla görüşüp AB topluluğuna bir rapor hazırlamak için, Bosna’ya giden Türk Kadınları Kültür Derneği üyelerinden oluşan bir heyet tüyler ürperten bir manzarayla karşılaştı. 2003 yılında Bosna da kurulan Savaş Kurbanı Kadınlar Derneği’ni ziyaret eden Türk heyeti, burada görüştükleri Türk Müslüman kadınların akıl almaz işkencelere maruz kaldıklarını ve kocalarının, çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğradıklarını öğrendi.

Saray Bosna’da 15 gün inceleme yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen Türk heyet, bugün Kadıköy Erenköy’deki Türk Kadınları Kültür Derneği’nde düzenledikleri toplantıda gözlemleri ile ilgili bilgi verdi. Toplantıya, Saray Bosna’daki Savaş Kurbanı Kadınlar Derneği Başkanı Bakira Haseçiç’te hazır bulundu.

Yaptıkları inceleme ile ilgili bilgi veren Türk Kadınları Kültür Derneği üyesi Boşnak asıllı Zümrüt Erdur bunları yapanların insan olamayacağını belirterek “Bosna’ya ulaştığımızda cani Sırpların Türk Müslüman kadınlara yaptıkları zulmü yerinde görünce inanın tüylerimiz diken diken oldu. Bunları yapanların insan olamayacağını düşündüm. Binlerce Bosnalı Müslüman Türk soydaşlarımızın birçoğu utancından yaşadıklarını anlatamıyor. Birçoğunu öldürüp yakmışlar, ayrıca binlerce cenazeyi de toplu mezarlara gömmüşler. Binlerce Müslüman Boşnak ta kayıp ne cenazesi var, nede cisimleri nerede oldukları meçhul. Burada görüştüğümüz kadınlar adeta çöküntüye uğramış, psikolojik travma yaşıyorlar. Sadece Müslüman oldukları için zulme uğramışlar” dedi.

Zümrüt Erdur ayrıca Bosna da Sırp Cumhuriyetinin kurulduğunu belirterek “Ne yazık ki şu an Müslümanlar yine Sırpların esareti altında yaşamlarını sürdürüyor. Resmi dairede aynı yerde Hırvat ve Boşnaklar birada çalışmak zorunda kalmışlar” dedi. Erdur, elde ettikleri bu raporu Avrupa Birliği Topluluğu’na sunacaklarını da kaydetti.

“Müslüman çocuk doğurmayacaksınız”

Türkiye de yapılacak toplantıya katılmak için Bosna’dan gelen Savaş Kurbanı Kadınlar Derneği Başkanı Bakira Haseçiç ise Sırpların defalarca tecavüz ve işkencelerine maruz kaldığını belirterek “Hayatımız kararttılar.10 yaş grubundan, 70 yaş grubuna kadar birçok insana gözlerimizin önünde tecavüz ettiler. Bize tecavüz ettikten sonra ‘artık Müslüman çocuk doğurmayacaksınız, bizim için çocuk doğuracaksınız’ diyerek binlerce Müslüman genç bekar kızlarımızı bir kampa toplayarak, anne ve babalarının gözleri önlerinde defalarca tecavüz etiler. Daha sonrada hamile bıraktıkları bu kadınlarımızı hapis ederek çocuklarını dünya ya getirttiler. Birçok Müslüman Türk kadınımızda onların çocuklarını doğurmamak için hayatlarına kıydılar” dedi.

50 bin Müslüman kadın kirletildi

Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına hakim olamayan Haseçiç, psikolojik olarak büyük bir çöküntü yaşadıklarını kaydederek “Dernek olarak yaptığımız tespitlerde yaklaşık 50 bin Müslüman kadının tecavüze uğrayarak kirletildiğini tespit ettik. Hatta ne acıdır ki Erkeklerimize bile tecavüz ettiler. Utancından kimse şikayetçi bile olamıyor. 500 sene bize hükmedenlerin soylarını kökten yok edeceğiz ve Müslümanları kurutacağız dediler. Şu anda tecavüze uğramış hayatları kararmış 3 bin tane kadın derneğimize gelerek üye oldu. Her gün yaklaşık 10 kadın müracaata geliyor. Bunlardan yazılı şikayet dilekçe alıyoruz. Faillerin cezasız kalmamaları için bu dilekçeleri adli makamlara ulaştırıyoruz” dedi.

Dernek tarafından hazırlanan raporda bazı korkunç gerçeklere de yer verildi. İşte raporda yer alan bazı olaylar; Bosna Hersek Federasyonu Kayıp Cesetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Amor Maşoviç tarafından hazırlanan raporda kayıp cesetlerin sayısının 39 binin üzerinde olduğunu ve 18 bin cesedin ancak bugüne kadar belgelendiği bildirdi. Bir çok cesedin de Neretva Nehri‘ne atıldığı tespit edildiği kaydediliyor.

Sarajevo Üniversitesi İnsan Hakları ve Uluslararası Yasalara Karşı İşlenen Suçları Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Smail Çekiç ise susan kişilerle birlikte, sırf Müslüman kimliğinden dolayı tecavüze uğrayan kadınların yaklaşık 50 bin olduğunu bildiriliyor.

Rapor için toplandılar

Bosna’da yapılan araştırmadan sonra Türkiye’ye dönen Türk Kadınları Kültür Derneği, Avrasya Vakfı ile birlikte Maltepe Kültür Merkezi’nde toplantı düzenledi. Avrupa Birliği’nin sivil toplum örgütlerine vermiş olduğu hibe projeler kapsamında iki gün sürecek olan toplantı düzenlendi. Balkan Kadın örgütlerini ortak seminde buluşturan toplantı dün başladı. “Kadın” odaklı sorunların çözümüne yönelik projeler yürütmek için yapılan toplantıya, Balkan ülkelerinden çeşitli kadın örgütü temsilcileri ve Türkiye’de bulunan Balkan kökenli vatandaşlarımızın kurmuş olduğu derneklerin katılımıyla Balkan Platformu gerçekleştirildi.

Toplantıda, Türk Kadınları Kültür Derneği tarafından yapılan inceleme sırasında kaydedilen görüntüler sunuldu. Savaş ve tecavüz mağduru 11 Türk kadınıyla yapılan röportajların sunulduğu sinevizyon gösterisi sırasında bazı kadınların gözyaşlarına hâkim olamadığı gözlendi.

Toplantıda, Medica Zenisa Kadınlar Derneği’nden Mirha Poyskiç, Sarajova Üniversitesi’nden Velma Soriç, Hollanda Bosna Federasyonu Sekreteri Elvettin Kozzaya ve 9 kez tecavüze uğrayan Savaş Kurbanı Kadınlar Derneği Başkanı Bakira Haseçiç birer konuşma yaparak, yaşadıklarını, gözlemlerini yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi verdi.

Lahey Adalet Divanı’na sunulacak

Türk Kadınları Kültür Derneği üyesi Zümrüt Erdur, iki gün sürecek olan toplantı sonrasında, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile ortaklaşa alınacakları kararları, rapor haline getirileceğini ve bu raporun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Lahey Adalet Divanı’na gönderileceğini kaydetti.