Orijinalini görmek için tıklayınız : SREBRENICA Hasan Nuhanoviç’in Anlattıkları-Sırpları kardeş zannedenlere ibret olsun!!
Hasan, Srebrenica’ya ilk gelişlerinde yaşadıkları durumu şöyle anlatıyor: “Srebrenica’ya bir mülteci olarak geldik. Srebrenica’da bizim gibi evlerinden, köylerinden kaçıp sığınmış binlerce insanla karşılaştık. Evleri yerle bir edilmiş bu insanlar en azından yaşadıklarına şükrediyorlardı. En büyük problem yiyecek yokluğuydu. Alışveriş yapacak bir dükkan yoktu, elektrikler kesikti, su bulmak neredeyse imkansızdı. 1992’nin sonu ve 1993’ün başlarında insanlar açlıktan ölmeye başladılar. Ailem ve ben tarif edilmez sıkıntılar içindeydik.”
1993 yılında Hasan ve ailesi Srebrenica’ya gelen Barış Koruma Misyonunun kendilerini kurtaracağına inanarak umutlandılar. Ancak 1995 yılına kadar bir gelişme olmadı hatta mültecilerin durumu gittikçe daha da kötüleşti. Hasan durumu şöyle anlatıyor: “Üç buçuk yıldır devam eden bu kuşatmadan sonra 1995 yılının baharında en dirayetli liderler bile Srebrenica’nın başka bir kasabayla değiş tokuş edilerek bu cehennemden kurtulmayı düşünmeye başladılar. Pek çokları tarafından hoş karşılanmasa da bir başka çözüm önerisi de gerekirse çok kuvvetli bir yarma harekatıyla bu çemberi kırıp buradan çıkmaktı. İnsanlar ölümü göze alıp bunu gerçekleştirmeye hazırdı. Bütün bu şartlar altında birşeyler yapmaya çalışırken 25 Mayıs’ta önemli bir olay oldu. Sırplar uzun bir aradan sonra kasabaya roket ve füze ateşine başladılar. Bir çok insan öldü ve işlerin daha da kötüleştiği anlaşıldı. Daha sonra Sırplar Srebrenica’nın güneyinde konuşlanmış olan Hollanda Askeri Gözlem Noktasına (Echo) saldırdılar. NATO bu saldırıya tepki göstermedi. Uluslararası kuruluşlar sürekli sözler veriyorlar, bizi koruyacaklarını söylüyorlardı.”
Hasan, tercümanlık yaptığı her toplantıda Hollandalı komutanlara Boşnakların şu soruyu sorduklarını söylüyor: “Sırplar Srebrenica’ya saldırdıklarında burayı nasıl savunmayı düşünüyorsunuz?” Hollandalılar her seferinde şu cevabı vermektedir: “NATO uçakları Bosna’nın her tarafında keşif uçuşları yapıyorlar ve onları çağırdığımız takdirde bir-iki dakika içinde buraya gelerek, Güvenli Bölgeyi Sırp saldırılarından koruyacaklardır.” Hasan’a göre “Hollandalılar sahip oldukları imkanlarla burasını savunamayacaklarını biliyorlardı, ancak tam hava desteğine sahip olduklarını söyleyerek bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.” Hasan Boşnakların kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek, “Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular.” demektedir. Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu, BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.
Sırp saldırıları başlayınca Hollandalılar biraz daha gerileyerek yeni bir gözlem noktası daha kurmaktan başka birşey yapmadılar. Hasan daha sonra yaşananları şöyle anlatıyor: “Uzun bir aradan sonra kasabadakiler ilk defa silahlanmaya başladılar. Ve kendi kendilerine dediler ki, bakın BM kendi askeri gözlem noktasını korumaktan aciz ve Sırplar yavaş yavaş kasabayı ele geçirmeye başlıyorlar. Öyleyse silahlarımızı alıp çıkalım ve kendimizi savunalım.” Durum gittkçe kötüleşmektedir. “Haziran’da Sırplar Gözlem Noktasını ele geçirdiler. Bu BM’e karşı açık bir saldırıydı. Şimdiye kadar atılan roketlerle veya Sırp keskin nişancıların ateşiyle bir çok insan hayatını kaybetmişti. Fakat BM karşı yapılan bu aleni saldırı insanlara şu mesajı veriyordu: Kendi Gözlem noktasını koruyamayan BM buradaki insanları nasıl korusun.”
BM’in kararsız tutumundan cesaret alan Sırplar saldırılarını iyice sıklaştırmaya başlarlar. “..Ve 20 Haziran’da ve 5 Temmuz’da Sırplardan yeni tehdit mesajları geldi. Çok güzel bir yaz sabahı kasabanın güneyinden ağır top atışı başladı. Patlama sesleri o kadar yoğundu ki, aynen savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği 1992 yılını andırıyordu. Bu kasabayı büyük bir ihtimalle kaybedecektik... Fakat kısa zaman sonra bu cehennemden çıkacaktık. Zaten insanların kafasında burasını kurtarmak gibi bir düşünce kalmamıştı.”
Sırplar kasabayı ele geçirmek için kararlı olduklarını göstermek için saldırılarını yoğunlaştırarak sürdürüyorlardı. “İlk 2-3 gün Sırplar saldırılarını daha çok kasabanın güneyinde yoğunlaştırdılar. Bütün bölge ağır bir tank ve roket atışı altındaydı. İnsanlar sokaklarda kuş gibi öldürülüyordu. Sokakta yürümek imkansızdı.”
Srebrenica’nın etrafındaki Sırp kuşatmasını kırmak için NATO’nun gerçekleştirdiği göstermelik hava saldırılarından sonra, Hasan, geçirdikleri korkunç sabahın ürpertici havasını şu cümleyle özetliyordu: “Beklemek üzerimize ateş açılmasından çok daha berbat bir durumdu.”
Ancak Sırp güçleri Srebrenica’ya doğru hızla ilerlerken BM hâlâ bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı tartışmasını sürdürüyordu. BM Özel temsilcisi Yasuski Akaşi de Janvier gibi hava saldırısına karşı çıkıyordu.7
Kuşatma esnasında Hasan’ın şahit olduğu bir ilginç ayrıntı, Srebrenica’da yaşananların başka bir boyutunu ortaya koyması açısından anlamlı. Srebrenica’yı kuşatan Sırpların arasında Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Rusya ve hatta Yunanistan’dan gelerek Sırplara yardım eden ve kendi ulusal üniformalarını giymekten çekinmeyen askerler boy göstermektedirler. Gerçekten de Ratko Mladiç’in silâhlı kuvvetlerine yaklaşık yüz kişilik Yunanlı ve belli bir miktar Rus ve Ukraynalı gönüllünün yardımcı olduğu sonraki yıllarda açığa çıkmıştır.8 Asker ve silah sevkiyatı dışında, Yunanistan’dan kara yoluyla, Rusya ile Ukrayna’dan ise Tuna nehri yoluyla, o sıralarda BM ambargosu altında olan Sırbistan’a ve Bosnalı Sırplara petrol ve diğer yardımların sevkiyatı yapılmıştır.9
Şimdi bu ateş çemberinin ortasında ve dünyanın vurdumduymazlığı karşısında, Hasan ve orada bulunan insanlar şu ızdırap verici soru soruyordu: “BM neden Güvenli Bölge ilan ettiği bir yeri, içindeki 25.000 mülteci ile birlikte korumasız bir şekilde kendi kaderlerine terkediyor?” Oysa bu soruların cevabı yoktu, daha doğrusu kimse bu cevapları konuşmak istemiyordu.
Sırpların saldırıları sıklaştıkça toplanan silahların kendilerini geri verilmesini isteyen Boşnaklar’a, karşı çıkan Albay Karremans, NATO’nun uçaklarla bir hava saldırısı başlatacağını söylüyordu. Ancak bu saldırı hiç gerçekleşmediği gibi Sırpların saldırısı daha da yoğunlaştı. Sonunda Hollandalı askerler Janvier’den aldıkları emir doğrultusunda tek bir kurşun ile atmadan kasabayı boşaltarak yakındaki Potoçari kampına çekilmeye karar verdi.
Srebrenica’nın Düşmesi
11 Temmuz 1995, sıcak bir yaz sabahı, Ratko Mladiç, Holllanda askeri gücün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenica'ya girdi. Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar hiç de zor olmamıştı. Şehrin düştüğü akşam katliamlar devam ederken, New York da bulunan BM Barış Koruma Misyonu Şefi Kofi Annan’a durumu yazılı olarak bildiren BM Özel temsilcisi Akashi raporunda şu tuhaf ifadeye yer veriyordu: “Konvoy halinde ilerlemeye çalışan Boşnakların yakınlarında patlayan bazı patlayıcılar, grup içerisinde paniğe yolaçıyor.”10 Oysa bu esnada insanlar dağlarda ve yollarda vahşi hayvanlar gibi kıtır kıtır doğranı-yordu.
Potoçari Ölüm Kampı
Felaket yalnızca Srebrenica’nın düşmesiyle kalmadı. Şehrin düşmesinden sonra yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenica yakınlarındaki Potoçari köyündeki BM Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladılar. Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek üzere dağlara kaçtılar. Srebrenica’dan kaçan bu insanların peşinden yarım saat sonra kampın kapısına kadar gelen General Mladiç, "Kimseye bir kötülük yapılmayacak, zarar verilmeyecek!" diyor ve elindeki çikolataları Sırp kameraları önünde Boşnak çocuklara dağıtıyordu.
Potoçari kampında ve çevresinde toplanan binlerce Boşnak korku içerisinde bekleşiyordu. Hollandalıların Srebrenica’yı hiç bir zorluk çıkarmadan teslim ettiğini gören Mladiç, Albay Karremans’la yaptığı bir toplantıda aşağılayıcı bir üslupla kampın içindeki ve etrafındaki Boşnakların bir an önce kendisine teslim edilmesini istiyor, aksi takdirde kampı bombalayacağı blöfünü yapıyordu. Mladiç, adil bir yargılamadan sonra savaş suçu işlemeyen erkeklerin serbest bırakılacağını, kadınlarla çocukları sağ salim Tuzla’ya ulaştıracaklarını söyledi. Sonunda korkulan oldu ve Hollandalılar, mültecileri, kampı büyük bir kuşatma altında tutan Sırplara teslim etmeye karar verdi. Bundan sonra kampta bulunan tüm Boşnaklar, Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkmaya zorlandılar. Kendilerinin Sırplara teslim edildiğinde öldürüleceklerini söyleyen Boşnakların feryatlarına ve çığlıklarına aldırış etmeden onları zorla Sırpların ellerine teslim ettiler11. Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırdederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler.
En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenica’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.”
DEVAMI 1
Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenicalı erkekler ya derhal kampın yakınlarında öldürülüyorlar ya da Bratunaç, Nova Kasaba gibi en yakın yerleşim yerlerine götürüp orada katlediliyorlardı. Sırplar öldürülmeyi bekleyen insanlara namluların gölgesinde önce çukur kazdırıyorlar, sonra kazdırdıkları çukura topluca öldürdükleri insanları bazen de diri diri bu insanları doldururarak gömüyorlardı. Yaptıkları katliam daha sonra ortaya çıkmasın diye cesetleri tanınmaz hale getiriyorlar, ayakkabılarını ve diğer giysilerini topluyorlardı. İşledikleri cinayetlere ortak etmek için kamyon ve otobüs şoförlerini de kurbanların üzerine ateş etmeye zorluyorlardı. Görgü tanıkları bunun gibi yüzlerce inanılmaz vahşet öyküleri anlatıyorlardı. Mevludin Oriç ve Hurem Suljiç cesetlerin altında kaldıklarından, öldü zannedilip katliamdan kurtulmayı başaran ender insanlardan ikisi. Mevludin’in anlattıklarına göre her kimde en ufak bir hayat belirtisi görülürse hemen ateş edip öldürüyorlardı. Çukurlara doldurdukları cesetlerin üzerinde dolaşarak hâlâ canlı kalan olup olmadığını kontrol ediyorlar, bazen cesetlere bile defalarca hınçla ateş ediyorlardı12.
Böylece Bosna savaşının belki de en hunhar katliamları, bu insanların güvenliklerini sağlamakla yükümlü BM yetkililerinin gözleri önünde ve onların desteği ve onayı ile gerçekleştiriliyordu. Daha sonraki yıllarda Hollandalı generallerin, katliam devam ederken Sırp generallerle birlikte yemek yediklerinin, içki kadehi tokuşturduklarının ve sohbet ettiklerinin görüntülendiği kasetlerin basına yansıması olayın danışıklı dövüş olduğu şüphesini doğuruyordu13. Hollandalılar, mültecileri Sırplara teslim etmekle yetinmemiş, onlara her türlü yardımı yapmış, hatta Sırp askeri araçlarına yakıt bile sağlamışlardı.
Bu ölüm kampında yaşananları gerçek boyutlarını, hikayemizin kahramanı Hasan’dan dinlemeye devam edelim. “NATO’nun göstermelik hava saldırısının ardından Srebrenica’yı rahatlıkla ele geçiren Mladiç ve askerleri şimdi bu kampın kapısına dayanmış burada bulunan mültecilerin kendisine teslim edilmesini talep ediyordu. Bu amaçla Mladiç Albay Karremans’la birkaç defa yemek yeyip görüştükten sonra nihayet bir anlaşmaya vardılar. 13 Temmuz 1995’de Hollanda Birliği yapılan anlaşma gereği, Sırplara teslim edilecek mültecilerin ve BM adına çalışanların listesini verdi. Mladiç sadece mültecilerin değil tüm yaralıların ve tercümanların da kendisine teslim edilmesini istiyordu. Bu arada kampın dışında bulunan erkeklerin katledildiğine dair haberler kampın içine ulaşıyordu. Kampın komutan yardımcısı Binbaşı Franken böyle bir şeyin olmadığı yalanını söyleyerek ertesi günü kamptan uzaklaştıracakları insanları sakinleştirmeye çalışıyordu.”
Hollandalılar kampı boşaltmaya karar verince, bunu sığınmacılara duyurma görevini Hasan’a verdiler. Hasan eline tutuşturulan bir megafonla orada bulunan Boşnaklara şu duyuruyu yapmak zorunda kalmıştı: “Sizden kampı boşaltmanızı istiyorlar.” Mültecilere, kamyon ve otobüslerle konvoy halinde Tuzla Serbest Bölgesine götürüleceklerini ve kendilerinin güvenlikte olacakları söylendi. Ancak, Sırpların özellikle erkek mültecilerin gitmesine izin vermeyeceğini, kampın dışına çıkmanın onların ölümü olacağını herkes biliyordu. Mülteciler dışarı çıktıklarında akıbetlerinin ne olacağını sorduğunda Franken herşeyin yolunda olduğunu, Sırpların kimseye zarar veremeyeceğini, çünkü burada bulunan insanların isimlerinin Cenova, Lahey ve daha başka adreslere bildirildiği yalanını söylüyordu.
Boşnakların Sırplara teslim edilmesine karar veren asıl sorumlu kişi kampın komutanı Albay Karremans’dı. Bir süre onun tercümanlığını da yapan Hasan’ın anlattığı şu ilginç anekdot, onun Boşnaklara bakış açısını oldukça güzel yansıtmaktadır: “Kamp boşaltılmadan önceki son Ramazan Bayramı’nda Karremans’ı bizimle Rakıja* içmeye davet ettik. Bu teklifi götürdüğümüzde, Karremans’ı belki de ilk defa gülümserken görmüştüm. Ancak cevabı gülümsemesiyle aynı samimiyette değildi: Bu mültecilerin hepsi birer pislik.”** BM’nin bir nevi koruması altında olacakları düşüncesiyle kampa sığınan bu insanlar burada geçirdikleri 2 gün 2 geceden sonra şimdi zorla cellatlarına teslim ediliyordu. Hasan bu alçakca kararın niçin alındığını hala çözememektedir: “Bu insanlar niçin zorla kampın dışına atılması için hiçbir sebep ve zorlama yoktu. Çünkü Sırplar kampa girmeye çalışmadılar, hatta bunu denemediler bile. Yani Sırplardan Hollandalılara sığınmacıların teslim edilmesi yönünde bariz bir tehdit de yoktu. Bu sorunun cevabını asla bulamadım. Kampın içinde olup bitenler hakkında şimdiye kadar hiçbir soruşturma yapılmadı bile.”
Gerek Sebrenica’nın düşmesinde gerekse Potoçari kampının savunulmasında Sırplara karşı hiçbir şekilde silah kullanmayan Hollandalı askerler, kampın boşaltılmasında Sırpların işlerini kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar, mültecilerin tek sıra halinde düzenli olarak yürümelerini sağlıyorlardı. Hasan bu sahneyi şöyle anlatıyor: “Askerler kampı boşaltmak için herşeyi dört dörtlük planlamışlardı. Mültecilerin sırayı bozmadan çıkmalarını sağlamak üzere kampın çıkışına naylon şeritler bile çekmişlerdi. İnsanlara sadece bir hayvan sürüsü gibi kapıya doğru yürümelerini emrediyorlardı. Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti. 13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim. Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.
Sırplar dışarı çıkan erkekleri ayırdedip çok uzağa gitmeden kampın yakınlarında öldürmeye başlamışlardı. Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyorlardı. Mültecilere kampı terketmenin dışında hiçbir alternatif bırakmayan askerler ise bir şey yapmak şöyle dursun insanlara cevap vermeye bile tenezzül etmiyorlardı. Kampı çığlık, feryat ve yalvarmanın birbirine karıştığı bir uğultu kaplamıştı. Birçok mülteci Sırplara teslim olmaktansa intihar etmeyi seçiyor, intihar edecek gücü bulamayanlar ise kendilerini öldürmeleri için arkadaşlarına yalvarıyorlardı. Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti. Anneler sıkı sıkı sarıldıkları oğullarını bu feci akıbetten korumak için çırpınıp duruyorlardı.
Kampın boşaltılmaya başlanmasından sonra kampta bulunan herkes gibi Hasan da büyük bir endişeye kapılmıştı. Her ne kadar kendisi kampta kalma hakkına sahip olsa da ailesinin Sırplara teslim edilmesi ihtimali onu çılgına çevirmiştir. Bu nedenle ailesini kurtarmak için bir plan yaptı ve listeyi hazırlamakla görevli Hollandalı asker De Haan’la birlikte kardeşinin adını belli etmeden BM çalışanların arasına dahil etti. “De Haan ve ben bu yeni listeyi askeri Karargah binasına götürdük. Masanın başında bazı haritalara bakmakta olan Binbaşı Franken bizi görünce ayağa kalktı. Listeyi masanın üzerine koyduk, o da haritaları eliyle bir kenara itti. İlk önce listeye uzunca baktı. Büyük bir ihtimalle listede kendisine çok tutarlı gelmeyen bazı isimler görmüştü. Sıra bizim isimlerimize gelince altına bir sandalye çekti ve listeyi isim isim incelemeye başladı. Bakışları aşağıya doğru kaydı ve listenin en altındaki bir isme takıldı. Geriye doğru yaslandı, kolunu havaya kaldırdı ve işaret parmağıyla uzatarak ‘Bu kim’ diye sordu. İkimiz de aynı anda bunun yeni alınan temizlikçi olduğunu söyledik. De Haan çok ciddi bir ifadeyle bu şahsın iki hafta önce işe başladığını ancak Sırp saldırılarından dolayı formaliteleri yerine getiremediklerini söyledi. Franken ise ‘Hayır, bu doğru değil, bu burada çalışmıyor.’ diye bağırdı. De Haan utancından kıpkırmızı kesilmişti. Yalan söylediği meydana çıkmıştı ancak bir gencin hayatını kurtarmak için yalan söylemek zorunda kaldığını söyledi. Franken listeyi tekrar masanın üstüne koydu, ellerini uzatarak pembe renkli bir işaretleme kalemi aldı –niçin pembe seçtiğini anlayabilmiş değilim belki de siyah bir kalem almalıydı- ve bir insanın ismini, daha doğrusu hayatını çizmiş oldu. Muhammed Nuhanoviç 19 yaşındaydı, Bugün bile hala niçin onun ismini listenin altına ekledik diye kendimi suçluyorum. Onun adını listenin ortasına bir yerlere bizim isimlerimizin arasına koysak, Franken belki de farketmeyecek, belki de yaşıyor olacaktı. Ben de bugün farkında olmadan birisinin ölümüne sebep olmanın ızdırabını yaşamayacaktım. Yaşadığım olayın tesiriyle hissiz ve donmuş bir şekilde toplantı odasından ayrıldım.” Hasan ve De Haan odadan çıktıktan sonra bilgisayarda listenin son şeklini yazmaya başladılar. Bir daha asla geri getiremeyecekleri önemli bir şeyi kaybediyor olmanın ızdırabıyla kafası allak bullak olan Hasan’ın tüm geçmiş yaşantısı bir film şeridi gözünün önünden akıp gidiyor, donmuş gibi De Haan’a bakıyor, sürekli Frankeni öldüreceğini tekrarlayıp duruyordu. De Haan da ‘Bu benim suçum değil, Franken’in kararı, hala vakit varken git onunla konuş.’ diyordu.
De Haan’ın yanından ayrıldıktan sonra, olup bitenleri tek başına bir masada izlemekte olan Hasan’ın, birden kafası, yeşil yağ tabakası kaplı tahta masanın üzerine düştü. Çaresizliğin ve bir şey yapmamanın verdiği ızdırapla kendini kaybeden Hasan masaya yığılıp kalmıştı.
DEVAMI 2
Ancak ailesini ve diğer mültecileri kurtarmak için mücadelesinden vazgeçmeyen Hasan, kampta mülteciler arasında bulunan babası İbro ve bazı mültecilerle bir şeyler yapmaya çalışmaktadır: “Potoçari kampında bulunan herkes, mülteciler ve Hollandalılar, BM kampının dışına çıkan herkesin öldürüleceğini biliyordu. Babam, ben ve arabulucu olarak görev yapan bir diğer kişi, Nesip Manciç, birlikte bir plan yaptık. Dünya medyası Potoçari’deki durumdan haberdar edilmeden, askeri bir müzakere timi ve gazeteciler gelmeden kampı boşaltmayacağımızı şart koşalım. Mülteciler ancak UNPROFOR askerleri nezaretinde güvenli bir bölgeye nakledilsin…” Oysa tahliye çoktan başlamıştı bile. Hollandalı askerler mültecileri hayvan sürüleri gibi yönlendirip kampın dışına çıkarıyor, kadınlar ve çocuklar dışarıda bekleyen Sırp askeri araçlarına bindiriliyordu. Ortalıkta hiçbir erkek gözükmüyordu.
Hasan’ın babası istediği takdirde kamptan ayrılmama hakkına sahipti, çünkü Sırplarla yapılan müzakerelerde arabuluculuk görevini o üstlenmişti. Ancak Hollandalılar küçük oğlu Muhammed ve karısının kalmasına izin vermeyince o da onlarla birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Hasan bu arada çılgınlar gibi ailesini kurtarmak için sağa sola koşturmakta, askerlere adeta yalvarmaktadır. Orada bulunan Hollandalı askerler ısrarla onun ailesinin de Sırplara teslim edileceğini söylerler. O da son bir defa daha Binbaşı Franken’e yalvarır: “Ona son bir defa daha kardeşimin kampta kalıp kalmayacağını sordum. Fakat müsaade etmedi. Hiçbir Hollandalı asker beni dinlemiyordu bile.”
Umutları iyice tükenen Hasan da ailesi ile birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası ve kardeşi ona kampa geri dönmesini, böylelikle ailelerinden en az birisinin hayatta kalacağına ve tüm dünyaya Sırpların yaptıklarını anlatacağına emin olmak istediklerini söylediler. Hasan ailesiyle yaptığı uzun bir tartışmadan sonra göz yaşları içerisinde ister istemez kampta kalmaya karar verdi. Hasan’ın babası kendi ölümüne doğru adımlarını atarken birden geriye döndü ve Franken’e sarılıp öptü. Böylelikle kendisinin Hollanda Birliği ile iyi ilişkiler içinde ve onlarla çalışan birisi olduğunu gösterip ailesini korumayı hesaplıyordu. “Kardeşim, annem, babam arkalarında bir grup Sırp askerle birlikte gözlerimin önünde çıkıp gittiler. Annemi en son bir otobüse bindirilirken gördüm. Bense hala BM’in ailemi koruyacağını sanıyordum.”
Hasan afallamış bir vaziyette, ağlayarak kampa geri döndü. Ancak kampta ikinci bir şok daha yaşayacaktır. Orada bulunan bir kapıyı açtığında karşısında ailelerini teslim etmeyip onlarla birlikte kalan diğer BM çalışanlarını görünce beyninden vurulmuşa döndü. Onlar emirlere uymayıp bir kumar oynamış ve kalmaya karar vermişti. Kendini kaybeden Hasan içine düştüğü suçluluk psikolojisinden ve ailesini kaybetmenin acısından kurtulmak için kutu hap içerek intihara teşebbüs etti, ancak kurtarıldı.
Mültecilerin hepsi Sırplara teslim edilip tahliye işlemi bittikten sonra Hollandalı askerler ve tercümanlar kampta yaklaşık bir hafta daha kaldılar. Bu arada kampa 2-3 kamyonet dolusu bira ve sigara getirilerek bir kutlama partisi verildi. Onlar müzik eşliğinde dans ederken Hasan hala ailesinin akıbetini düşünmektedir. Birlik daha sonra 21 Temmuz’da tüm yiyecek, ilaç ve silahları kampta bırakarak bir konvoy eşliğinde Zagreb’e nakledildi. Burada da Hollanda’dan özel uçakla getirtilen bir orkestra eşliğinde çılgınlar gibi eğlenen Hollandalı askerler körkütük sarhoş oluncaya kadar içtiler. Onlar eğlencelerine devam ederken katliamdan kurtulmak için dağlara kaçan ve Tuzlaya ulaşmaya çalışan binlerce insan hala dağlarda vahşi hayvanlar gibi boğazlanmaktadır.
Hasan buradan ayrıldıktan hemen sonra ulaşabildiği tüm uluslararası kuruluşlardan kamptan alınan insanların akıbetleri hakkında bilgi edinmeye çalıştı. Ancak bütün kuruluşlar sözleşmiş gibi böyle bir olay hakkında bilgileri olmadığını veya mültecilerin nerede olduğunu bilmediklerini söylüyordu. Hasan’ın ailesinden ve 8 binden fazla müslümandan bir daha haber alınamadı.
Hasan’ın Bitmeyen Mücadelesi
Hasan için Srebrenica artık bir kabustur. “Bu bir kabustu hala da bir kabus olarak devam ediyor. Ancak bitmemiş bir kabus çünkü hala aileme ne olduğunu bilmiyorum. Öldürülmüş veya bir yerlerde hapsedilmiş olabilirler. En ufak bilgi kırıntısına bile ihtiyacım var. Bunu elde etmeden hayatımın sonuna kadar huzura kavuşmayacağım.” Hasan, uzun araştırmalardan sonra pek kesin olmayan bazı bilgiler toplayı başardı. Buna göre annesi Sırplar tarafından bir otobüse bindirilmiş, ancak yolda küçük oğlu Muhammed’in adını sayıklayarak otobüsten inmiş ve gerisin geriye oğlunu aramak için Srebrenica’ya dönmüştür. Hasan daha sonra bir Sırp’tan annesinin önce hapsedilip sonra da öldürüldüğünü öğrendiğini, kendisine bu bilgiyi veren Sırp’a teşekkür ettiğini, çünkü şimdi en azından annesinin ölmüş olduğunu bildiğini söylemektedir.
Hasan daha sonra Tuzla’da yeniden BM’de tercüman olarak çalışmaya başladı. Hasan’ın asıl zorlu mücadelesi bundan sonra başlıyordu. Gerek BM’in resmi kanallarını kullanarak gerekse şahsi girişimleriyle, katliamla ve ailesinin akıbeti ile ilgili bilgilere ulaşmaya çalıştı. Olayın tanıklarının ifadelerini topladı, katliamdan kurtulanlarla görüştü. Srebrenica’da görev yapmış bazı Hollandalı askerlere ulaşarak onları ifade vermeye ikna etmeyi başardı. Hollanda Savunma Bakanlığı’na defalarca mektup yazdı. Bakanlık Hasan’a gönderdiği cevap yazısında Srebrenica’da kaybolan insanlarla ilgili kendisine yardım edemiyeceklerini, bundan sonra kendilerine mektup yazmamasını ve başka soruları varsa Sarajevo’daki Hollanda Büyükelçiliği ile temas kurmasını söylediler. Temasa geçtiği Büyükelçi ise Bosna’daki siyasi durumun böyle bir konuyu araştırmak için uygun olmadığını, ülkede istikrar sağlanmadan sağlıklı bir araştırma yapılamayacağını söyleyerek sorumluluktan kaçıyordu.
Hasan Sarajevo’da bulunan BM karargahı’na da birçok mektup yazarak yardım talebinde bulundu. Gelen cevaplarda kayıp insanlar ve mülteciler konusunda çalışan kuruluşlarla irtibata geçmesi salık veriliyordu. Ancak bu kuruluşlar da yapacak fazla bir şeyleri olmadığını söylüyordu.
Bütün bu olumsuz cevaplara rağmen Hasan mücadelesinden asla vazgeçmedi. Onlarca defa uluslararası toplantılara, konferanslara, panellere katılarak Srebrenica’da yapılan katliamı bütün dünyaya anlatmaya başladı. Çoğu zaman basın yayın organlarında boy gösteriyor, katliamdan sorumlu BM’i ve Hollanda hükümetini suçlayıcı konuşmalar yapıyordu. Bu mücadelesini yaparken halen BM’de çalışan bir tercüman olması nedeniyle onun bu konuşmaları BM yetkililerini çok rahatsız ediyordu. Bir çok defa Sarajevo’daki BM Karagahına çağrılarak üstü kapalı veya doğrudan tehdit ve ikazlarda bulunuldu. Ancak BM yetkilileri Hasan’ı işten attıklarında Srebrenica’dan çıkarılmış ve şu anda Bosna’nın her tarafında mülteci olarak yaşayan binlerce Srebrenica’lı mültecinin ve dünya medyasının tepkisinden de çekiniyordu.
Hasan’ın mücadelesinden rahatsız olan sadece BM değildi. Bir çok defa Hollanda’ya davet edilen Hasan, radio ve televizyonlarda, toplantı ve panellerde açıkca ve hiç lafını esirgemeden Hollanda Hükümetini ve BM’yi suçlayıcı konuşmalar yapıyordu. Hollanda içerisinden gelen tepkilerinin yanısıra birçok kuruluş, siyasi parti veya sivil toplum kuruluşu ona açık bir destek verdiler. Hasan’ın bu çabaları konuyu sürekli gündemde tutuyor ve Hollanda hükümetinin suçunu kabul etmesi ve Srebrenica halkı için birşeyler yapması gerektiği mesajı gerekli yerlere iletiliyordu. Hasan bu çabalarından çoğu zaman beklediği oranda maddi ve manevi yardım göremese de Hollanda’nın suçluluğunu tüm dünyaya kabul ettirmeyi başarmıştı. 2003 yılında Hollanda hükümetinin Srebrenica katliamındaki sorumluluğunu kabul edip istifa etmesinde Hasan’ın bu yılmak bilmeyen çabalarının payı büyüktür.
Hasan’ın yaptığı suçlama ve eleştirilerden Amerikalılar da payını alıyordu. ABD’de birçok defa toplantı ve konferanslara katılan Hasan, katliamı önlemede isteksiz davranmasından dolayı doğrudan ABD’yi suçlayıcı beyanlar veriyordu. Amerika’nın gerek katliamdan önce gerekse katliam esnasında yaşanan herşeyden haberi vardı. Ancak anlaşılmaz bir umursamazlık ve isteksizlikle olayları seyretmişti. Ona göre ABD’nin bu isteksiz ve yetersiz çabası savaştan sonra da devam etmektedir. Örneğin katliamın yapıldığı ve toplu mezarların bulunduğu bölge, savaştan sonra bu bölgeye konuşlandırılan Amerikan SFOR (Stabilization Forces ) Birliklerinin sorumluluk alanında kalmaktadır. Ancak bu toplu mezarlar yeterince korunmamakta, gerekli araştırma yapılmamakta, Sırplar tarafından tahrip edilmekte ve katliamın izleri yok edilmeye çalışılmaktadır. Hasan bu konuda temasa geçtiği bir çok Amerikan askeri yetkiliye durumu izah ettiğini, ama şimdiye kadar olumlu bir cevap alamadığını söylemektedir.
DEVAMI 3
Hasan’ın anlattığı bir başka olay Amerikalıların bu isteksizliğinin açık bir göstergesiydi. Hasan elinde bulunan bir video kasetini Amerikan askerlerine vererek gereken yapılmasını talep eder. Srebrenica’nın düşmesinden sonra çekilen bu kasette katliam sırasında Mladiç’le birlikte gözüken birisi vardır ve bu kişi savaştan sonra Zvornik adlı kasabada polis şefi olarak çalışmaktadır. Amerikalı askerler bu kasedi umursamazlar bile. Hasan bu durumu şöyle ifade ediyor: “Srebrenica’nın polis şefi Mane Curiç, BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti ama o Srebrenica’nın güvenlik şefi olarak kaldı. Ne ABD ne de AB bu konuda bir şey yapmadı.” Oysa bu bölgeden kaçmak zorunda olan binlerce Boşnak evlerine dönmek istediklerinde, savaş sırasında katliama bizzat katılan bu polis şefinin sorumluluk alanına gireceklerinin, bunun da mantıksızlığının farkındadır. Sadece bu polis şefi değil katliam sırasında görev yapan bir çok devlet görevlisi hala aynı konumlarını muhafaza etmektedir.17 Amerikalı askerler de ironik bir şekilde sürekli bu insanlarla biraraya gelip toplantılar yapmakta bölgenin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Bugün Amerikan askerleri, etrafı insan kemikleriyle çevrili yollarda hergün devriye gezmeye devam etmektedir.
Hasan’ın suçladığı bir diğer uluslararası kuruluş olan UNHCR• hakkındaki ilginç iddiası da şöyle: “Potoçari kampı zorla boşaltılırken dışarıda Sırp kamyon ve otobüslerinin yanında bekleyen iki tane UNHCR kamyonu vardı. Kampta geriye kalan bir kaç yüz insan daha vardı. Bu UNHCR görevlileri Hollandalılara, geriye kalan bu mültecileri taşımayı teklif dahi etmediler. Katliamdan sonra bizzat tanıdığım bu insanlara ve UNHCR’ın Sarajevo’daki şefine ulaşarak, kamptan götürülen insanların nereye götürüldüğüne dair bilgileri olup olmadığını sordum. Olay sırasında hiçbir UNHCR mensubunun orada olmadığını söyleyerek herşeyi inkar ettiler.”
Hasan ABD’de de katıldığı bir konferansta kendisine bir kongre üyesi tarafından yöneltilen: “Sence neden BM Barış gücü askerleri ve UNHCR kamptaki mültecilerin boşaltılmasında kendi kamyon, otobüs veya diğer vasıtaları kullanmadılar da bu insanları Sırpların eline teslim ettiler? Yani bunlar Mladiç’in bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını mı zannettiler, yoksa bir beceriksizlik miydi veya daha mı kötüsü?” sorusuna “Zannediyorum oradaki insanlar kimsenin umurunda değildi. Hollandalı askerler, diğer ülke askeri temsilcileri ve UNHCR yetkilileri Potoçari kampı boşaltılırken birkaç saat orada durdular ve bu sivil insanları korumak için kıllarını bile kıpırdatmadılar. Yani hiçkimse aldırış bile etmedi. Herkes sadece eşyalarını toplayıp oradan ayrılmayı bekliyordu. Hepsi bu. Ve bu cehennemi orada bırakıp çekip gittiler.”19 Hasan “1998 ve 2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaşananları anlattım. Ama, Batı dünyası görmek istemediği için bütün anlattıklarım havada kaldı.” diyor.
Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne tanık olarak çağrılmadığını, kendisini dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan’ın cevabını bulamadığı ve anlayamadığı sorular bunlardan ibaret değildi. “11 Temmuz’da Srebrenica düştü. 12 ve 13 Temmuzda binlerce insan Potoçari kampından alınarak katledildi. 13 Temmuz ile 15 Temmuz arasında neler yaşandığını kimse tam olarak bilmiyor. Ancak 15 Temmuz’da yani Potoçari olayından iki gün sonra Belgrat’ta bir toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantıya katılan BM yetkilileri ve Uluslararası kuruluş temsilcilerinin, hayatta kalan ve kurtarılması mümkün olan insanlar için birşeyler yapması umuluyordu. Oysa konuşulanlar tam tersini gösteriyor. Bu toplantı hakkında mevcut resmi belgede20, Akashi şunları yazıyor: ‘Sn. Carl Bildt, Sn. Stoltenberg, ve kendim 15 Temmuz’da Devlet Başkanı Miloşeviç ile Belgrat’ta buluştuk. Bu buluşmaya General Rupert Smith ve Miloşeviç’in yanısıra Bildt’in ricası üzerine General Mladiç de katıldı. Mladiç ve Smith uzun uzun tartıştılar. Bir kaç nokta üzerinde anlaşmamalarına rağmen bu toplantı iki general arasındaki diyalog’un tekrar tesis edilmesini sağladı. Toplantının sonunda iki general arasında resmi olmayan bir anlaşmaya varıldı, daha sonra 19 Temmuzda tertip edilecek bir başka toplantıda bu anlaşma teyit edilecektir. Mladiç’in bu toplantıya iştirak etmesinden dolayı kamuoyunda oluşacak hassayiyeti bertaraf etmek için bu toplantı taraflarca kamuoyuna aksettirilmeyecektir.’ Hasan toplantı hakkında şunları söylüyor: “Evet bu bir gizli toplantıydı. Bu uluslararası şahsiyetlerin yerine ben orada olsaydım, Mladiç ve Miloşeviç’e Potoçari kampından götürülen binlerce insanın akıbetinin ne olduğunu sorardım. Uluslararası gözlemcilerinin gözü önünde binlerce insan katlediliyor ve kimse bunu sormuyor. Bundan daha berbatı ise toplantının ertesi günü, 16 Temmuz’da Sırplar Pilica denilen bir yerde 1500 erkek ve çocuğu daha katlettiler. Bu şahitler tarafından ortaya konan ve Hague’de savaş suçundan hüküm giyen Drazen Erdemoviç’in* tanıklığıyla ispatlanmış bir katliamdır. Bütün bunlar gösteriyor ki bu toplantıyı yapanların, bu insanları kurtarmak gibi dertleri yoktu. Toplantıda bu gündeme bile gelmedi.”
Katliam Kurbanları
Katliamdan kurtulan ve şu anda kendi ülkelerinde bir sığınmacı gibi, kendilerine tahsis edilen toplama kamplarına benzer barakalarda, veya Sırpların terkettiği evlerde işsiz, yiyeceksiz, sağlık şartlarından mahrum ve gelecekten umutsuz bir şekilde yaşayan Srebrenicalılar yaşadıkları katliamın ve sahipsizliğin ızdırabını her gün acı bir şekilde yudumlamaktadırlar. Bu insanlara elinden geldiğince yardımcı olup yol göstermeye çalışan Hasan, çoğu zaman uluslararası kuruluşlardan ve sivil örgütlerden bekledikleri yardımı görememekten şikayetçi. Bazen kendilerini siyasi amaçları için kullanmaya çalışan insanlar da olsa Hasan “Bizim politik herhangi bir amacımız yok. Tek hedefimiz savaş suçlularının birkaç sene hapis yatıp çıkması veya Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinin katilleri cezalandırılması değil. Bu çok vakit alacak bir süreç. Biz kayıp yakınlarımızın izine ulaşmaya çalışıyoruz.” diyor. Srebrenica katliamından kurtulan insanlar yine Hasan’ın önderliğinde bu faaliyetlerini organize bir şekilde yürütmektedirler. Hâlâ kayıp yakınlarına ulaşabilecekleri umuduyla yaşayan bu insanlar kurdukları Zene Srebrenica-Srebrenica Anneleri23 adlı dernek çatısı altında çeşitli platformlarda seslerini duyurmaya çalışıyor, bazen BM’in, NATO’nun, UNHCR veya bir başka uluslararası kuruluşun binaları önünde protesto mitingleri düzenliyorlar. 2 Temmuz 2004 günü 50 kadar Srebrenicalı kadın Hollanda Parlamentosu önünde bir gösteri yaparak hükümetten 2 milyar euro tazminat talebinde bulundular. Kurban yakınları Potoçari toplama kampının bir soykırım müzesine dönüştürülmesini ve ölülerinin buraya defnedilmesini istiyorlar. Hasan’a göre bu müzenin ve mezarlığın fiziki varlığı bile savaş suçunun hafızalardan silinmesini önleyecektir. “Almanya’da kurulan mahkemelerde İkinci Dünya Savaşından sonra yaklaşık 60.000 savaş suçlusu yargılandı. Burada yapılması gereken de bu. Uluslararası topluluk büyük balıkların peşinde. Ancak onları yakalamaları çok zor.” Bugüne kadar 60’dan fazla toplu mezardan çıkarılan 5 binden fazla ceset kimlik tespiti yapılmak üzere saklanıyor. Eşyalarıyla birlikte kimlik tespiti yapılmayı bekleyen bu cesetlere, bulunan her toplu mezarla birlikte yenileri ekleniyor. Bu cesetlerden şimdiye kadar ancak çok azının kimlik tespit ve teşhisi yapılabildi. Öldükten sonra bile huzur bulamayan bu insanların yakınları uluslararası kuruluşlardan daha fazla çaba göstermelerini bekliyor.
KAYNAĞI HATIRLAMIYORUM ALINTIDIR
Çok uzun bir okadar da duygulu bir hikaye herkes okumalı bence, teşekkürler sejkiç abi ellerine sağlık..
bijelo dugme
25-07-06, 13:38
yazı için teşekkürler sejkic. Arşivime ekliyorum. ne diyeceğimi bilemiyorum
Sejkic abi çok uzun ama uzunluğu kadar güzel bi yazı çok beğendim abi sana bişe sorcam Savaş çiçekleri yada barış çiçekleri die bi film varmış bosna katliamını anlatan piyasada arattırdım bulamadım senin bi bilgin var mı acaba nu filmle ilgili varsa lütfen msj atar mısın?
Filmin adı Harrison’ın Çiçekleri / Harrison’s Flowers
yönetmeni Elie Chouraqui, amazona falan bak istersen, bildiğim kadarınla Turkiyede yok
divx var bende ama altyazı yok, film ingilizce ve fransızca.
ok güzel sen nerden buldun o filmi abi ben hazırlık okudum anlıorum çoğu dediklerini ondan fazla sorun olmaz ingilizce türkiyede bulabileceğim veya ordan getirtebileceğim bi yer var mı bilio msuun saol
Hasan, Srebrenica’ya ilk gelişlerinde yaşadıkları durumu şöyle anlatıyor: “Srebrenica’ya bir mülteci olarak geldik. Srebrenica’da bizim gibi evlerinden, köylerinden kaçıp sığınmış binlerce insanla karşılaştık. Evleri yerle bir edilmiş bu insanlar en azından yaşadıklarına şükrediyorlardı. En büyük problem yiyecek yokluğuydu. Alışveriş yapacak bir dükkan yoktu, elektrikler kesikti, su bulmak neredeyse imkansızdı. 1992’nin sonu ve 1993’ün başlarında insanlar açlıktan ölmeye başladılar. Ailem ve ben tarif edilmez sıkıntılar içindeydik.”
1993 yılında Hasan ve ailesi Srebrenica’ya gelen Barış Koruma Misyonunun kendilerini kurtaracağına inanarak umutlandılar. Ancak 1995 yılına kadar bir gelişme olmadı hatta mültecilerin durumu gittikçe daha da kötüleşti. Hasan durumu şöyle anlatıyor: “Üç buçuk yıldır devam eden bu kuşatmadan sonra 1995 yılının baharında en dirayetli liderler bile Srebrenica’nın başka bir kasabayla değiş tokuş edilerek bu cehennemden kurtulmayı düşünmeye başladılar. Pek çokları tarafından hoş karşılanmasa da bir başka çözüm önerisi de gerekirse çok kuvvetli bir yarma harekatıyla bu çemberi kırıp buradan çıkmaktı. İnsanlar ölümü göze alıp bunu gerçekleştirmeye hazırdı. Bütün bu şartlar altında birşeyler yapmaya çalışırken 25 Mayıs’ta önemli bir olay oldu. Sırplar uzun bir aradan sonra kasabaya roket ve füze ateşine başladılar. Bir çok insan öldü ve işlerin daha da kötüleştiği anlaşıldı. Daha sonra Sırplar Srebrenica’nın güneyinde konuşlanmış olan Hollanda Askeri Gözlem Noktasına (Echo) saldırdılar. NATO bu saldırıya tepki göstermedi. Uluslararası kuruluşlar sürekli sözler veriyorlar, bizi koruyacaklarını söylüyorlardı.”
Hasan, tercümanlık yaptığı her toplantıda Hollandalı komutanlara Boşnakların şu soruyu sorduklarını söylüyor: “Sırplar Srebrenica’ya saldırdıklarında burayı nasıl savunmayı düşünüyorsunuz?” Hollandalılar her seferinde şu cevabı vermektedir: “NATO uçakları Bosna’nın her tarafında keşif uçuşları yapıyorlar ve onları çağırdığımız takdirde bir-iki dakika içinde buraya gelerek, Güvenli Bölgeyi Sırp saldırılarından koruyacaklardır.” Hasan’a göre “Hollandalılar sahip oldukları imkanlarla burasını savunamayacaklarını biliyorlardı, ancak tam hava desteğine sahip olduklarını söyleyerek bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.” Hasan Boşnakların kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek, “Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular.” demektedir. Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu, BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.
Sırp saldırıları başlayınca Hollandalılar biraz daha gerileyerek yeni bir gözlem noktası daha kurmaktan başka birşey yapmadılar. Hasan daha sonra yaşananları şöyle anlatıyor: “Uzun bir aradan sonra kasabadakiler ilk defa silahlanmaya başladılar. Ve kendi kendilerine dediler ki, bakın BM kendi askeri gözlem noktasını korumaktan aciz ve Sırplar yavaş yavaş kasabayı ele geçirmeye başlıyorlar. Öyleyse silahlarımızı alıp çıkalım ve kendimizi savunalım.” Durum gittkçe kötüleşmektedir. “Haziran’da Sırplar Gözlem Noktasını ele geçirdiler. Bu BM’e karşı açık bir saldırıydı. Şimdiye kadar atılan roketlerle veya Sırp keskin nişancıların ateşiyle bir çok insan hayatını kaybetmişti. Fakat BM karşı yapılan bu aleni saldırı insanlara şu mesajı veriyordu: Kendi Gözlem noktasını koruyamayan BM buradaki insanları nasıl korusun.”
BM’in kararsız tutumundan cesaret alan Sırplar saldırılarını iyice sıklaştırmaya başlarlar. “..Ve 20 Haziran’da ve 5 Temmuz’da Sırplardan yeni tehdit mesajları geldi. Çok güzel bir yaz sabahı kasabanın güneyinden ağır top atışı başladı. Patlama sesleri o kadar yoğundu ki, aynen savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği 1992 yılını andırıyordu. Bu kasabayı büyük bir ihtimalle kaybedecektik... Fakat kısa zaman sonra bu cehennemden çıkacaktık. Zaten insanların kafasında burasını kurtarmak gibi bir düşünce kalmamıştı.”
Sırplar kasabayı ele geçirmek için kararlı olduklarını göstermek için saldırılarını yoğunlaştırarak sürdürüyorlardı. “İlk 2-3 gün Sırplar saldırılarını daha çok kasabanın güneyinde yoğunlaştırdılar. Bütün bölge ağır bir tank ve roket atışı altındaydı. İnsanlar sokaklarda kuş gibi öldürülüyordu. Sokakta yürümek imkansızdı.”
Srebrenica’nın etrafındaki Sırp kuşatmasını kırmak için NATO’nun gerçekleştirdiği göstermelik hava saldırılarından sonra, Hasan, geçirdikleri korkunç sabahın ürpertici havasını şu cümleyle özetliyordu: “Beklemek üzerimize ateş açılmasından çok daha berbat bir durumdu.”
Ancak Sırp güçleri Srebrenica’ya doğru hızla ilerlerken BM hâlâ bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı tartışmasını sürdürüyordu. BM Özel temsilcisi Yasuski Akaşi de Janvier gibi hava saldırısına karşı çıkıyordu.7
Kuşatma esnasında Hasan’ın şahit olduğu bir ilginç ayrıntı, Srebrenica’da yaşananların başka bir boyutunu ortaya koyması açısından anlamlı. Srebrenica’yı kuşatan Sırpların arasında Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Rusya ve hatta Yunanistan’dan gelerek Sırplara yardım eden ve kendi ulusal üniformalarını giymekten çekinmeyen askerler boy göstermektedirler. Gerçekten de Ratko Mladiç’in silâhlı kuvvetlerine yaklaşık yüz kişilik Yunanlı ve belli bir miktar Rus ve Ukraynalı gönüllünün yardımcı olduğu sonraki yıllarda açığa çıkmıştır.8 Asker ve silah sevkiyatı dışında, Yunanistan’dan kara yoluyla, Rusya ile Ukrayna’dan ise Tuna nehri yoluyla, o sıralarda BM ambargosu altında olan Sırbistan’a ve Bosnalı Sırplara petrol ve diğer yardımların sevkiyatı yapılmıştır.9
Şimdi bu ateş çemberinin ortasında ve dünyanın vurdumduymazlığı karşısında, Hasan ve orada bulunan insanlar şu ızdırap verici soru soruyordu: “BM neden Güvenli Bölge ilan ettiği bir yeri, içindeki 25.000 mülteci ile birlikte korumasız bir şekilde kendi kaderlerine terkediyor?” Oysa bu soruların cevabı yoktu, daha doğrusu kimse bu cevapları konuşmak istemiyordu.
Sırpların saldırıları sıklaştıkça toplanan silahların kendilerini geri verilmesini isteyen Boşnaklar’a, karşı çıkan Albay Karremans, NATO’nun uçaklarla bir hava saldırısı başlatacağını söylüyordu. Ancak bu saldırı hiç gerçekleşmediği gibi Sırpların saldırısı daha da yoğunlaştı. Sonunda Hollandalı askerler Janvier’den aldıkları emir doğrultusunda tek bir kurşun ile atmadan kasabayı boşaltarak yakındaki Potoçari kampına çekilmeye karar verdi.
Srebrenica’nın Düşmesi
11 Temmuz 1995, sıcak bir yaz sabahı, Ratko Mladiç, Holllanda askeri gücün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla Srebrenica'ya girdi. Silahlardan arındırılmış kenti ele geçirmek Sırplar hiç de zor olmamıştı. Şehrin düştüğü akşam katliamlar devam ederken, New York da bulunan BM Barış Koruma Misyonu Şefi Kofi Annan’a durumu yazılı olarak bildiren BM Özel temsilcisi Akashi raporunda şu tuhaf ifadeye yer veriyordu: “Konvoy halinde ilerlemeye çalışan Boşnakların yakınlarında patlayan bazı patlayıcılar, grup içerisinde paniğe yolaçıyor.”10 Oysa bu esnada insanlar dağlarda ve yollarda vahşi hayvanlar gibi kıtır kıtır doğranı-yordu.
Potoçari Ölüm Kampı
Felaket yalnızca Srebrenica’nın düşmesiyle kalmadı. Şehrin düşmesinden sonra yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenica yakınlarındaki Potoçari köyündeki BM Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladılar. Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanı ya kampın çevresinde toplandılar veya Tuzla’ya gitmek üzere dağlara kaçtılar. Srebrenica’dan kaçan bu insanların peşinden yarım saat sonra kampın kapısına kadar gelen General Mladiç, "Kimseye bir kötülük yapılmayacak, zarar verilmeyecek!" diyor ve elindeki çikolataları Sırp kameraları önünde Boşnak çocuklara dağıtıyordu.
Potoçari kampında ve çevresinde toplanan binlerce Boşnak korku içerisinde bekleşiyordu. Hollandalıların Srebrenica’yı hiç bir zorluk çıkarmadan teslim ettiğini gören Mladiç, Albay Karremans’la yaptığı bir toplantıda aşağılayıcı bir üslupla kampın içindeki ve etrafındaki Boşnakların bir an önce kendisine teslim edilmesini istiyor, aksi takdirde kampı bombalayacağı blöfünü yapıyordu. Mladiç, adil bir yargılamadan sonra savaş suçu işlemeyen erkeklerin serbest bırakılacağını, kadınlarla çocukları sağ salim Tuzla’ya ulaştıracaklarını söyledi. Sonunda korkulan oldu ve Hollandalılar, mültecileri, kampı büyük bir kuşatma altında tutan Sırplara teslim etmeye karar verdi. Bundan sonra kampta bulunan tüm Boşnaklar, Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkmaya zorlandılar. Kendilerinin Sırplara teslim edildiğinde öldürüleceklerini söyleyen Boşnakların feryatlarına ve çığlıklarına aldırış etmeden onları zorla Sırpların ellerine teslim ettiler11. Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırdederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler.
En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenica’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.”
ne sırplar ne de başkaları müslümanların hiç bir zaman dostu olmamıştır.
ok güzel sen nerden buldun o filmi abi ben hazırlık okudum anlıorum çoğu dediklerini ondan fazla sorun olmaz ingilizce türkiyede bulabileceğim veya ordan getirtebileceğim bi yer var mı bilio msuun saol
ben emuleden indirdim, vala hiçbiryerde yok, raslamadım hiç
Tamam abi saol bende indirirm böle yazılarını bekliorum abi okumak bir zevk
SREBRENICA katliamı ile ilgili BBCnin hazırladığı bir belgeseli DVD haline getirdim, Hasan Nuhanoviç yukarıda yazdıklarımızı belgesel içerisinde birebir doğrulamaktadır, yugo bakiyatına sahip çıkan arkadaşlarımızın sırpların ne derece adi ve vahşi bir millet olduğunu görmeleri gerek, yüreğiniz kaldırabilecekse ilgilenen arkadaşlara yollayabilirim.
mükemmel bir yazı uzunluğuna bakmaksızın herkesin okumasını tavsiye ediyorum...bu katliyam unutulmicak...paylaşım için çok sağol..
yazı biraz uzun ama büyük bi zevkle okudum.herkesn okumasınıda tavsiye edrm
shqiptar_rebel
20-05-08, 21:34
cok guzel mukemmel bı yazı herkese tavsıye deıyorum en cok dokunanıda hollandalı askerlere bıde madalya verdıler
600 yy bu sırpları adam edemediler ya ben ona yanıyorum cihan impartorlugunun geride bıraktıgı hos görü eseri bu olsa gerek ya siz ne dersiniz ?
shqiptar_rebel
20-05-08, 23:51
600 yy bu sırpları adam edemediler ya ben ona yanıyorum cihan impartorlugunun geride bıraktıgı hos görü eseri bu olsa gerek ya siz ne dersiniz ?
aynen katılıyorum sana batılı tarıhcılerın bahsettıgı gıbı despot bı ımparatorluk olsaydı o zaman olurdu balkanlarda sırpın adı bıle kalmazdı
dile kolay degillll 6 yuzyıll sırpların turklerden daha turk olması gerekirdi neydi ne oldu niye bu siddet niye bu celal anlasılır gibi degil kilisesini yakmamıs degilmi her seyi serbest bırakmıs oyleki srplardan pasa vezir cıkmıs prenses gelmiss neyin diyetini ödüyoruz biz bosnaklar anlasılır gibi degil
shqiptar_rebel
21-05-08, 00:12
dile kolay degillll 6 yuzyıll sırpların turklerden daha turk olması gerekirdi neydi ne oldu niye bu siddet niye bu celal anlasılır gibi degil kilisesini yakmamıs degilmi her seyi serbest bırakmıs oyleki srplardan pasa vezir cıkmıs prenses gelmiss neyin diyetini ödüyoruz biz bosnaklar anlasılır gibi degil
gecenlerde bı fılm ızlemıstım
fılmde soyle bı replık vardı
"derler yavrum derler cınde gırdı derler seytanda gırdı derler"
muslumansan herseyı derler katılde olursun katlıamcıda barbarda
dunyanın en buyuk katlıamları sankı musluman ulkelerde olmus gıbı
sankı haclı seferlerını muslumanlar yapmıs gıbı
6 yuzyıyl yonetılen bı yer dusunun
idda edıldıgı gıbı barbarlıkla yonetılmısse o ulkede artık eskıye donus yoktur
ama bakıyoruz aradan gecen zamanda dın korunmus dıl korunmus mantıken dusunmek lazım dunya uzerınde boyle bıyer nerde var kımın hos gorusunde var
amerıkanın kesfınden yıllar once osmanlı hakımıyetıne gıren sırplar
amerıka kesfınden sonra amerıkada olanlar
gercekler gun gıbı ortada dıger somurgelerde bakmak lazım hakım dıl ıngılızce
fazla soze gerek yok bence
ama son olarak
"kalp atacak aga kalp atacak"
keskee balkanlar degilde keske orta dogu degilde keske kafkasya degilde anadoluda kalsalar idi belki bu kadar vahset siiddeet yasanmazdıı kim bilirr varsın fethini cihadını anadoluda yaysa idi neyse bunun sonu yok gibi ii gclrr
tabıkıde sırpların müslümanlara yaptıkları VAHŞET ve KATLİAM kabul edilemez ama bunu tüm sırp halkına maletmek yanlış ................
valla bizde cetniklerden daha beter insanlarr yok lahmacun yemeyin diyeni oldurmek yok kız arkadasıma yan gözle baktın yok borcumu vermedin yok kız kacırdın yok kan davası uufff özellikle trafikk canavarları kimse bunlara deginmiyor terorden daha cok kisiyi kaybediyoruz trafikte
İstisnalar tabii ki olacak,
bazı yahudi ailelerini nazi katliamından kurtaran Alman ailelerde vardı fakat bu millet yaptıkları katliamdan hala utanmakta ve günah çıkarmaktalar, Dünya önünde soykırım yaptıklarını kabul etmişlerdir, fakat bu katliamlardan sorumlu sırpların pişmanlık ve utanma gibi bir dertleri olduğunu sanmıyorum, aynı zamanda bu vahşet dünya kamuoyu önünde soykırım olarak adlandırılmıyor, işte ip burada kopuyor.
Ermeni soykırımını kabul etmeyeni hapse atmak için uğraş veren sayın monşerler, televizyonlardan dizi film gibi izlenen Boşnak katliamına iştirak eden utanmaz askerleri madalya ile şereflendiriyor, bakın ortada bir savaş olsa iyi kötü tartışılır, bunun adı silahsız bir halkı, canavarca yöntemlerle, sistematik yoketme, holocaust soykırım...
Sizin akrabanız çok şanslı imiş, samimi kapı komşusu tarafından gözleri oyulan, karısı kızı gözleri önünde tecavuze uğrayan kişiler daha binlerle ifade ediliyor, yardım görenlerse rakamsal olarak onlarla...
Bu katliamın BBC tarafından hazırlanan belgeseli mutlaka seyretmenizi tavsiye ediyorum, olayın boyutlarını gördüğünüzde şok olup ne kadar haklı düşünce olduğunu anlayacaksınız.
Bunları tam 2 sene önce yazmışız taa 2006 da, buraya yazma amacımız nefret tohumları ekmek değil, insanların Boşnak kimliğine daha sıkı bağlı olmalarını sağlamaktır, hatırlatmaktır, Çünkü bu insanlar kimliklerini muhafaza edebilmek istedikleri için öldüler, ÖLDÜRÜLDÜLER.
Sırplardan kardeş olmaz!!!!!!
ZovemSeEmre
21-05-08, 13:07
keskee balkanlar degilde keske orta dogu degilde keske kafkasya degilde anadoluda kalsalar idi belki bu kadar vahset siiddeet yasanmazdıı kim bilirr varsın fethini cihadını anadoluda yaysa idi neyse bunun sonu yok gibi ii gclrr
Bütün bu olayları sebep-sonuç ilişkisinde Devlet-i Aliye'ye bağlamak bana bağnaz bir düşünce gibi geldi.Zaman, kendine göre şartlar koyar devletlerin önüne.600 yıl evvelinde kimse anadolu'da kalıpta doğru bildiği, uğrunda canını verdiği inancını kilometreler ötesine götüremezdi.Olsa bile bu bir devlet kapasitesinde olmazdı,tarikat felsefesinde yürütülebilirdi ki ulaşılacak yerler bir devlet ile kıyas edilemezdi.Nitekim Hıristiyanlığın Cizvit tarikatında bu açıktır.
Osmanlı Devleti,balkanları henüz fethetmeden veya kafkasları ele geçirmeden önce buralarda din uğruna birçok can verildi,kan akıtıldı.Şimdi Osmanlı hakimiyetinde geçen bu 600 yıl olsa olsa bir ferahlama olarak açıklanabilir.Nitekim koca 600 küsür yıl dine,dile,renge özgürlük ile geçirilmiş.O sebeple bütün bu cereyanları Osmanlı Devleti'ne mâl edilemeyeceğini düşünüyorum...
yok baglama yaa sen baglamaa lutfenn zaten kimse suclu degil suclu kim anlamak zor degil kesinlikle biz bosnaklar olmayalım ? ne dersin ? kaderimizde osmanlı gunluk yasamımızda hayatımızın sonunda oyle degilmi
dile kolay degillll 6 yuzyıll sırpların turklerden daha turk olması gerekirdi neydi ne oldu niye bu siddet niye bu celal anlasılır gibi degil kilisesini yakmamıs degilmi her seyi serbest bırakmıs oyleki srplardan pasa vezir cıkmıs prenses gelmiss neyin diyetini ödüyoruz biz bosnaklar anlasılır gibi degil
nasıl bi dünyada yaşıyoruz değilmi.osmanlının merhameti kültürlere saygısı,dine saygısı olduğu halde içten dıştan büyük ihanetlere uğramış bugün bile haksız soykırım yalanını dayatmaya çalışırlarken asıl soykırım yapan abd,fransa,israil gibi ülkeler el üstünde tutuluyo.
bazen düşünüyorum yapmadığımız halde soykırım yaptınız diyolar bari gerçekten kesseydik haritadan silmiş olurduk sırbı,ermeniyi.
Dervi?nurovi
21-05-08, 16:36
'Don't forget SREBRENİCA'
Irkçılık denen kara dipsiz kuyuya girerseniz çıkmanız imkansızdır.Dilerim o kuyuya ülkemi hiçbir zaman itemeyecekler.Irkçı'nın akıl tutulmasıyla ilgli bir fıkra..
Amerkalı Yahudi ile Amerikalı Çinli tartışmaktadır.
Yahudi: - "Pearl Harbor'ı bombaladınız!"
Çinli : - "biz bombalamadik kardeşim, Japonlar yaptı!"
- "Çinli Japon ne farkeder! hepiniz aynısınız!"
- "siz Yahudiler de titanik'i batirdiniz!"
- "biz batirmadık kardeşim, Aysberg batırdı!"
- "Aysberg,Goldberg ne farkeder! hepiniz aynısınız"
Fıkra'nın üzerine A.Behramoğlundan birde şiir okuyalımki konubaşlığı biraz yumuşasın..
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım..
shqiptar_rebel
21-05-08, 16:47
'Don't forget SREBRENİCA'
Irkçılık denen kara dipsiz kuyuya girerseniz çıkmanız imkansızdır.Dilerim o kuyuya ülkemi hiçbir zaman itemeyecekler.Irkçı'nın akıl tutulmasıyla ilgli bir fıkra..
Amerkalı Yahudi ile Amerikalı Çinli tartışmaktadır.
Yahudi: - "Pearl Harbor'ı bombaladınız!"
Çinli : - "biz bombalamadik kardeşim, Japonlar yaptı!"
- "Çinli Japon ne farkeder! hepiniz aynısınız!"
- "siz Yahudiler de titanik'i batirdiniz!"
- "biz batirmadık kardeşim, Aysberg batırdı!"
- "Aysberg,Goldberg ne farkeder! hepiniz aynısınız"
aynen katılıyorum ırkcılıga karsıyız balkanalrda herkesın yasamaya hakkı var muslumansınız dıye oldurulmesın kımse ırkcılık yapan karsı taraf yanı sırplar
belgrad da ben bosnagım ben turkum ben arnavutum desen karsılasagın manzara ırkcılıktır ısmı lazım degıl bı futbolcunun gol attıktan sonra trıbunlere kosupcetnık hareketı yapması ırkcılıktır bana sana bıze bunlar yapılırken bızımse tepkı vermememız olmaz her halde onlar bunları bunları yapmıslar acılan konuda hersey yazıyor bu yaptıkları ırkcılık bızım yaptıgımızsa sadece ıkı satır bıseyler yazmak buna ırkcılık denmez lutfen bırakalım artık bu humanıst soylemlerı karsı taraf bunları yapmayacaksa tamam yurtta sulh dunyada sulh ama onlar gozumuzun ıcıne bakarak ıslerıne devam edıyorsa buna karsı tepkı gostermek lazım
yorumlar uzerınden bıseyler yazmısınız ama once acılan konuyu okumanızı tavsıye ederım
saygılarımla
anlamamakta ısrar ediyorsunuz tüm sırpları bunun icine almanız sasırtıcı sorun burda senin nefret ettigin veya etmen gereken kiisiler bellidir benimkiler de öyle
kimse sütten cıkmıs ak kasık degildir
shqiptar_rebel
21-05-08, 17:04
anlamamakta ısrar ediyorsunuz tüm sırpları bunun icine almanız sasırtıcı sorun burda senin nefret ettigin veya etmen gereken kiisiler bellidir benimkiler de öyle
kimse sütten cıkmıs ak kasık degildir
benı yanlıs anladınız ben sırpların hepsınden nefret edıyorum edıyorum demedım anlatmak ıstedıgım bunlar yapılırken tepkısız kalmayalım dedım ıyısıde vardır kotusude vardır bu benı ılgılendırmıyor yapılan ırkcı saldırılara karsı uyanık olalım dedım her sırp ırkcı olmayacagı gıbı her sırbıda dost sanmayalım dedım
ama bence bu ırkcı sırplar cogunlukta dıkkat etmekte fayda avr dıyorum
atıyorum %5 i iyi diye %95 i mazur gormemek lazım hos % 5 ıne kardıda ıyı veya kotu hıcbır duygu beslemem ha %5 iyi sırp ha %5 meksıkalı yada ugandalı
yapılan soykırı tum sırplara mal etmek zaten yanlıs olurdu seyırcı kalanlarda oldu madalya verılenlerde oldu
Dervi?nurovi
21-05-08, 17:08
shqiptar_rebel dostum çook acelecisin.
Konuyu okumadığım,bilmediğimi nereden anladın merak ediyorum.Bu konu uzun yıllardır yazılıp,çiziliyor.Nuhanoviç üzerine belgeseller bile yapıldı.Gidip Antalyadaki sağır sultanına sorabilirsin,onun bile haberi var Nuhanoviç ailesinin başına gelenlerden.Boy ölçünü bilmiyorum fakat Bosna üzerine yazılıp,çizilenleri,anlatılanları üstüste koyarsam pek kısa kalırsın diye düşünüyorum.
Akşam üzeri yorma beni ŞHQİPTAR Kardeşim..
yazıcamm yazayımmı calıstıgım sektörde öyle seylerle karsılasıyorumki mesela kosovadan makedonyadan ve sırbistan karadagdan arnavut nakliyatcılar var tüm gün sırpların mallarını yurt dısına cıkartıyorlar ve hırvat bosnak sırp yolcu otobuslerinde arnavut yolcular ikamet ediyor simdi bir ikilem var bizler sanlıyız neticede bunları yasamadık ewt yakınlarımızın basına gelenlerede üzüldük üzülmedik degil ama hayat yasam devam ediyor simdi orda hala fanatikler var öyleki bu her yerde var ve normaldir benim kastım bunun sonu yok asmak kesmek neticede cözüm degil nefret yahut kin biraz göreceli kavram gibi geliyor bana ama bu gördüklerim de dogru real yasanan günlük olaylar alsın hepsi birbirini bogazlasın kessin madem o bahseetigiz nefret diz boyuysa
sende dedigim gibi kendince haklısın bende bir digeride söz konusu bundan sonrası ne olacak insallah 7.ayda sırbistana gidicegim ve orda bir müsterime misafir olacagım
ve bu insan cevremde tanıdıklarıma 10 ceker sırp ama olsun insan insan neyse durum bu bye
shqiptar_rebel
21-05-08, 17:24
shqiptar_rebel dostum çook acelecisin.
Konuyu okumadığım,bilmediğimi nereden anladın merak ediyorum.Bu konu uzun yıllardır yazılıp,çiziliyor.Nuhanoviç üzerine belgeseller bile yapıldı.Gidip Antalyadaki sağır sultanına sorabilirsin,onun bile haberi var Nuhanoviç ailesinin başına gelenlerden.Boy ölçünü bilmiyorum fakat Bosna üzerine yazılıp,çizilenleri,anlatılanları üstüste koyarsam pek kısa kalırsın diye düşünüyorum.
Akşam üzeri yorma beni ŞHQİPTAR Kardeşim..
bosna uzerıne yazılıp cızılenlerı madem bu kadar ıyı bılıyorsun neden sırp savunuculugu yapıyorsun ne buyuk hata yaptık sırplar hakıkında ıkı kelıme ettım :)
aksam aksam sabah sabah dervıs
boy olcusu Antalyadakı sagır sultan vs. vs.
soyleyecek bısey bulamayınca hemen gerı vıtes demı
yorma benı germe beni cok merak edıyorum bosna hakkına yazılan cızlenlerın hangısını okudun hangısını onerırsın bana belkı yanlıs bılıyorum bı abılık ette bana kaynak soyle belkı bende sen gıbı 10 kaplan gucunde 20 metre ulasılmaz ulu bı kısılık olurum
aksam aksam senı bıraz yoracam benımle ılgılenırsın umarım
Shqiptar dogrusu bu tamam ?
Dervi?nurovi
21-05-08, 17:33
'neden sırp savunuculugu yapıyorsun' demişsin shqiptar.....
SREBRENİCA yı UNUTMA! demek,sevgiden,kardeşlikten,dostluktan söz etmek 'sırp savunuculuğu' yapmak mı oluyor...
Aramızda marangozlukfarkı var kardeşim.
İyi akşamlar.
shqiptar_rebel
21-05-08, 17:41
'neden sırp savunuculugu yapıyorsun' demişsin shqiptar.....
SREBRENİCA yı UNUTMA! demek,sevgiden,kardeşlikten,dostluktan söz etmek 'sırp savunuculuğu' yapmak mı oluyor...
Aramızda marangozlukfarkı var kardeşim.
İyi akşamlar.
bı marangoz olarak elımdekı malzemıyı yanlıs kullanmıs olabılrım kusura bakma sırp savunuculugu bıraz agır gıttı ozur dılerım ben bosnalar hadı kalkın hurra sırpları keselım demıyorum dıyorumkı bunlar boyle boyle yaptılar tepkımızı belırtelım dıyorum
SREBRENİCA herkes hatırlıyor herkes bılıyor o gunlerı bunları yasatanlar ıcın soylemıs oldugum kelımler ıcın neden bu kadar ustume gelınıyor anlamıyorum bunları yapanlar yenızellandalı olsa yenızellandalı derdım ama bunları yapanlar sırp bende bunun hakkında konusuyorum
bak ben cıddıyım kırıcı olmak ıstemem
bsn ye gırerken bu gun kıme ne desem kımınle dalassam dıye gırmıyorum yaptıgım ıkı yorum ve ınanıyorum sıtenın buyuk bı kısmıda benımle aynı dusuncede bı anket yapılsa yuzde kac cıkar herkes tahmın edıyordur
tamam Bosnak degılım Arnavutum ama nick imden dolayı her yazdıgım konuda haksız cıkarılmaya calısmaktan oldukca rahatsızım artık yonetıcı admın kımse bunlarıda gorsun
Vala şaşırmamak elde değil :):):)
Biz Turkiyede yaşayan Boşnaklar harbi harbiye garip tuhaf adamlarız :):):)
Ya kardeşler, abiler, ablalar; BİRİNCİSİ biz bir Boşnak olarak bu yazıyı Srebrenicada ölen kardeşlerimizin anısına yazdık, unutulmamalı dedik, öldürülme sebeplerini yazdık, sadece kimliklerine sahip çıktıkları için Boşnak oldukları için öldürüldüler dedik, belki Boşnak kimliğine sahip çıkılır dedik DİMİ????
İKİNCİSİ Kadın kız çocuk ihtiyar, 8000 kişiyi öldüren sırp, yardım eden hollandalı, Türkiyede forumda, bir BOŞNAK diyor ki, ya arkadaş diyor bu sırplar zavallı evinde oturan suçsuz günahsız 8000 kişiyi 1 gecede kesti, grayderlerle gömdü, bunlardan kardeş olurmu diyor?, diğer BOŞNAKTA sanki kendine hakaret edilmiş gibi başlıyor bağırmaya, sen ırkçımısın, sen şumusun bumusun, kavga ediyorlar, yahu adama deli derler ya, KATLEDİLEN BOŞNAK, ÜZÜLEN BOŞNAK, KAVGA EDEN YİNE BOŞNAK konuşan tartışan bir tane sırp yok:):):)adama harbiden manyak derler, acaba biz manyakmıyız???
Bu arada Bosnalı Boşnaklar, geleni gideni sevmediği için katledilmeleri vaciptir galiba ha sevgili arkadaş, arkadaşımızın üzüldüğüne bak, sırp onu sevmezse üzülmüyormuşda, 8000 kişi ölmüş olsunmuş, ama bosnada dışardan gelen sevilmiyormuş BUNA ÇOK ÜZÜLMÜŞ, ACABA BOSNALI BOŞNAKLAR IRKÇIMIYMIŞ??? BAK BAK BAK , BÖYLE ÖZEL BİR KONUNUN ALTINA YAPILAN YORUMA BAK.
VALA BÖYLE GİDERSE ENSON BOSNALI BOŞNAKLAR KATLEDİLDİKLERİ İÇİN SUÇLU İLAN EDİLİCEKLER DİYE KORKMAYA BAŞLADIM,
adama sorarlar niye öldünüz lan, böyle ölünürmü, bak şu sırpların haline.
Bunun yeri burası değil kardeşim,
Bosnalılara ırkçılık yakıştırmasını yapacaksan başka bir başlık aç orada yaz, Srebrenicada ölen 8000 kişinin anısına saygısızlık etmeyiniz artık. Bende Bosna kökenliyim ve bu yapılan yakıştırmalara katlanamıyorum, Bu konu Srebrenicada yaşanan katliamda ölenler anısına açılmıştır, gidin Bosnalılara olan kininizi başka yerde dökün, başka yerde hakaret edin.
Bu Bölümde Bu Aci Olayin Anlatildiği Bu Bölümde
Bosnalilara Nankör Diyebilecek Kadar Ileri Gittiniz, Yaziklar Olsun
Sizin Gibi Insanlar Yüzünden Boşnak Olduğumdan Dolayi Utaniyorum
8000 ŞEHİDİN ANISINA, BU BAŞLIĞIN KİRLETİLMEMESİ İÇİN VE BOSNALI BOŞNAK KARDEŞLERİMİZE NANKÖR VE DAHA BAŞKA YAKIŞTIRILMALARIN YAPILMAMASI İÇİN KONUYU KİLİTLİYORUM
SAYGILAR
vBulletin v4.0.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.