PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : josip broz tito



Sayfa : [1] 2

latrodectin
10-04-06, 01:05
Josip Broz ya da tanınan ismiyle Tito... Balkan tarihinin önemli aktörlerinden biri. 35 yıl boyunca Yugoslavya Federasyonu’nun başkanlığını yaptı. Ülkeyi bir arada tutmayı başardı. Josip Broz Tito, ölünceye kadar devlet başkanlığını sürdürdü.

latrodectin
10-04-06, 01:08
12 mart 1978'de, yugoslavya'nın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmasında;

"ülkemiz kristal bir küredir. ben josip broz tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. umarım benim nefesim tükendiğinde de birisi gelip bu görevi benden devralır. yoksa kristal küremiz yere düşer ve tuz buz olur. işte o zaman dünya'nın kaderinin korunması başka bağımsız ülkelere kalır. nasır*, benim dostumdur ancak ondan önce dünyanın korunması anadolu'ya düşer. anadolu'da kurulan devletin temeli bağımsızlıktır. bu yüzden dünya'yı kurtarma görevi anadolu'nun omuzlarındadır"

diyen, ölümünden sonra kristal küresi parça parça olan adamdır.

tito'nun ve güney slavlarının kristal küresi kendinden sonra gelen slobodan miloseviç, franjo tudjman gibi manyaklar tarafından, üflenerek havada tutulmak bir yana yerlere yerlere atılmış, tuz buz olmuştur. sırbistan'ı yugoslavya içerisinde dengede tutmayı beceren tito'nun yokluğunda dağılan kürenin içindense barut, çelik, öfke, kan, gözyaşı, kısaca soykırım ve katliam çıkmış, kaderleri hiç bir zaman düzelmeyen masum balkan halklarının üzerine üzerine saçılmıştır.

eski yugoslavya devlet başkanıdır, diktatördür ama balkanlar gibi eşsiz bir mozaiği nefesiyle ayakta tutmayı başaran da bir adamdır

edin87_
10-04-06, 13:14
babam titonun resmini gostermisti.... ordan tanıyom

abramovich
17-04-06, 19:25
ortadoks, hırvat, boşnak müslümanlar, makedonya, arnavutluk....
herkes onu çok seviyodu ve hala seviyoda, biraz çapkınmış ama harika bir lider...

rozaje_cg
25-04-06, 16:39
bazi yaslilarimiz hala onu sever. o kadar milleti bi arada tutmak gercekten buyuk is. ekonomik refahi saglamasi da cabasi

Kurtanovic
25-04-06, 20:53
amma çok tito hayranı varmış... :(
Majka mu stara tito....
Bu kadar frakeştayn miloseviç nerede yetişti aceba ???
Nedersiniz titofiller ????

rozaje_cg
25-04-06, 22:10
yanlis anlasilma olmus galiba tito hayrani felan degilim

latrodectin
25-04-06, 22:24
yanlis anlasilma olmus galiba tito hayrani felan degilim

aynı şekilde amaç sadece şahıs hakkında bilgi vermek zat-ı muhteremin hayranı değilim:)

Kurtanovic
25-04-06, 22:33
Sevgili Kardeşim !
Bu mesele www.bosnahersek.net'te cidden tartışıldı...
Sen de biliyorsun... tito'nun Boşnak meselesindeki zararlarını, orada bir çok arkadaşımız dile getirdiler...
tito hayranı olmadığını yazmışsın; SENİ TEBRİK EDİYORUM....

BENİM SÖZÜM TİTOFİLLERE....
Benim ailem 1958'de Türkiye'ye gelmiş... Bana tito ile ilgili müsbet hiçbir şey anlatmadı büyüklerim...Adam defakto olarak, hasbelkader başageçmiş bir hain- komünist... İngilizlerin adamıydı ve Staline'de ihanet etti...
Talabani ve Barzani'nin siyasal atasıdır... Bugün de kuzey Irak kürt bölgesinde ABD Doları gani... Ama ABD gitsin göreceğiz oradaki kürt titocukları da...Sahte refahlarını da...tito'ya hayran olanlar; bir miktar sosyalist özentisi cahil boşnaktır... Her millette de o kadar fire çıkabilir, normaldir...
Bu tito nostaljisi ile boşuna vakit kaybedilmese de, daha faydalı konulara değinseler sevgili genç kardeşlerimiz, daha faydalı olabilirler...:)

Kurtanovic
25-04-06, 22:42
O zaman Çetnikleri de unutmayalım ...
Draga Mihayloviç, Milosevic'in ideolojik dedesidir...
2. Dünya savaşı esnasında da çok müslüman kesildi çetnikler ve ustaşalar tarafından... Romantizm bizim afyonumuzdur, romantizme hakkımız yok...
Bosna-Sancak-Kosova ve diger Balkan müslümanları; Avrupanın mezbahasında kesimlik koçlar gibi beklerken titonun reklamını yapmak biraz fantaziye kaçmak değilmidir ??? Sevgili kardeşlerim... :(

Kurtanovic
26-04-06, 20:59
TİTO DÖNEMİNİN FAZİLETLERİNİ(?) OKUYALIM...

II. Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya Almanlar tarafından işgal edildi. Savaşın devam ettiği yıllarda Sırp çetnikleri Müslümanlara karşı bir soykırım uygulayarak 100 bin kadar Müslümanı katlettiler.
Savaş sonrasında 13 Ocak 1946 tarihinde ülke yeniden bağımsızlığına kavuştu. Ancak bu bağımsızlık hareketinde Komünist Parti yanlıları önemli bir rol üstlendiklerinden dolayı bağımsızlık sonrasında da ülkede yönetimi devraldılar. Ülkenin resmi statüsünü de federal cumhuriyetler birliği olarak belirlediler. Buna göre Yugoslavya altı cumhuriyet ile iki özerk bölgeden oluşacak, bu cumhuriyetlerden birisi de Bosna-Hersek cumhuriyeti olacaktı. Komünistlerin yönetimi ele geçirmeleri ile birlikte Müslümanlar üzerindeki baskı uygulamaları arttı. İslami vakıfların bütün mallarına el konuldu. Camiler, medreseler ve tekkeler kapatıldı. Yıkılan ve tahrip olan camilerin tamir edilmesine fırsat verilmedi. İslami günlerde ve bayramlarda tatil yapılması yasaklandı. Bunun yanı sıra Müslümanların üzerinde yoğun bir dinsizlik ve Slavcılık propagandası başlatıldı. Çeşitli vesilelerle çok sayıda Müslüman hapse atıldı. Bunların birçoğu ağır işkencelere tabi tutuldu. Komünist rejimin bu baskı uygulamaları da çok sayıda Bosna-Hersek'li Müslümanı, yurdunu terk ederek Türkiye'ye veya çeşitli Avrupa ülkelerine sığınmak zorunda bırakmıştır.
Vatanlarını terk etmeyen Müslümanlar ise İslami kimliklerini koruyabilmek için gizli faaliyetler yürütmek zorunda kaldılar. Ancak komünist rejim çok sinsi bir haber alma teşkilatı kurmuş olduğundan dolayı Müslümanların bazı faaliyetlerini ortaya çıkardı. Bu tür gizli faaliyetlerle Boşnakların kimliğini koruması için çalışanların çoğu idam edildi.
II.Dünya Şavaşı'ndan sonra Bosna-Hersek'teki şarkiyât çalışmalarına ilginin arttığını görüyoruz. 1949'da kurulan Saraybosna Üniversitesi'nde Türk, Fars, Arap dilleri ve edebiyatları ile ilgili bir kürsü bulunuyordu. 1950'de kurulan Saraybosna Şarkiyât Enstitüsü, Sarajevo Devlet Müzesi'nden devralınan yazma ve Türk tarihiyle ilgili malzemelerden oluşan değerli bir koleksiyona sahipti. Fakat Şarkiyât Enstitüsü melessef son Sırp saldırılarında yıkılmıştır. Sırpların başlıca hedefleri arasında cami, medrese, kütüphane gibi İslâm kültürünü hatırlatacak her türlü eserde bulunuyordu. Hatta Sırp bölgelerindeki bazı camiler dozerlerle yıkılmış, enkazları kaldırılmış ve üstleri betonla örtülmüştür. Bu gibi faaliyetlerin maksadı Bosna-Hersekle iç içe geçmiş olan Osmanlı eserlerinin ve kültürünün yok edilmek istenmesidir.
1975'ten sonra yönetimin Müslümanlar üzerindeki baskıyı kısmen hafifletmesi bazı geleneksel İslami kurumların yeniden işlev kazanmasına imkan sağladı. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açıldı.
Sonraki yıllarda Doğu bloku ülkelerinde ortaya çıkan gelişmeler Yugoslavya yönetimini de çok partili demokratik sisteme geçmeye zorladı. Bu fırsattan yararlanan Müslümanlar, daha önce İslami inanç ve düşüncelerinden dolayı yıllarca hapiste kalmış olan Aliya İzzet Begoviç'in liderliğinde Demokratik Aksiyon Partisi'ni (SDA) kurdular. Bu partinin 1990 yılında gerçekleştirilen genel seçimleri kazanmasıyla Aliya İzzet Begoviç Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı oldu.

NOT :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: ::::::::::::::::::::::

Bu yazıyı;Bosna ve İslam Başlığı altında sitemizde yayınlanan CMLC Tümgeneral(Paşa)"mız" dan alıntıladım...

mareşal(?) tito'nun bu kadar milleti bir arada tutarken, müslüman Boşnakları da nasıl ezediğini ve uysallaştığını ibretle okusunlar titofillerimiz...
ithaf olunur(anlayabilenlere).....:)

erhansancak
16-05-06, 23:03
bu yazının kaynağını öğrenebilirmiyim. yazının tarafsızlığı hakkında şüphelerim oluştuda (son iki paragraf için soylemiyorum)

Kurtanovic
16-05-06, 23:24
erhansancak, kardeşim,
google ne güne duruyor...yaz adını..beğendiğin yazıyı al...Ben araştırmadım..Zaten mevcut olan yazıyı referans almak kolayıma geldi doğrusu..Eğer bir şey çıkmazsa, biraz da ingilizce kaynaklara bak..

latrodectin
07-06-06, 13:27
Josip Broz Tito, 7 Mayıs 1892'de Hırvatistan-Kumrovec'te doğdu, 4 Mayıs 1980 Ljubljana'da öldü; Yugoslav devlet ve siyaset adamı. On beş çocuklu fakir bir köylü ailesinin yedinci çocuğudur. Babası Hırvat, annesi Slovendir.

On üç yaşlarındayken Sisak kasabasına yerleşti. Burada çilingir çırağı olarak çalışmaya başladı. Gençlik yıllarında Trieste, Bohemya ve Almanya'da metal işçiliği yaptı. Çalıştığı yerlerde sendika faaliyetlerine katılarak aktif görevler aldı ve Hırvatistan Sosyal Demokrat Partisine girdi.

Zagreb'teki 25. Alay'da askerlik hizmetini yapmak üzere silah altına alındı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Ağustos 1914'te askeri birliğiyle birlikte Sırbistan'a gönderildi. Bu savaşa karşı olduğunu söyleyerek propaganda yapmaya başladı. Suçlu görülerek Petrovaradin (Petervaradin)de tutuklanarak hapse atıldı. Ocak 1915'te serbest bırakılarak, Karpat cephesinde tekrar savaşa katıldı ve bazı yararlıklar gösterdiği için cesaret madalyası verildi. Bukovina Cephesinde çarpışırken bir kazak askeri tarafından süngüyle ağır bir şekilde yaralandı. Rus ordusuna esir düştü.

Bolşeviklerin safında 1917-1920 devrime ve iç savaşlarına katıldı. 1920'de bir Rus kadınıyla evlenmiş olarak Yugoslavya'ya geri döndü. Yugoslavya Komünist Partisinin kurucuları arasında yer aldı.

Komünist Partisine bağlı olarak yürüttüğü siyasi faaliyetlerinden dolayı birçok kere tutuklandı. Özellikle 1928'deki soruşturmasının neticesinde altı yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1934'te hapisten çıktı. Moskova, Paris, Prag ve Viyana'ya görevli olarak gitti.

1936'da Paris'te enternasyonal tugayların İspanya'ya geçişini organize etti. Bu çalışmalarından dolayı Yugoslavya Komünist Partisi genel sekreterliğine getirildi. Tekrar Yugoslavya'ya döndü (1937). Bu sırada İkinci Dünya Savaşı çıktı. Uzice'de bir kurtuluş savaşı komitesi kurdu. İşgal kuvvetlerine ve onlarla işbirliği yapan Ustaşalar'a karşı gerilla savaşına başladı. Çevresindeki kişilere görev verirken ve iş yaptırırken, sık sık "Tİ-TO, Tİ-TO" (Sen bunu, Sen Bunu... yap)! dediği için arkadaşları kendisine esas ismi olan Josip Broz'un yanına Tito lakabını eklediler. Her yerde bu lakapla meşhur oldu.

Tito, Yugoslavya'nın bir federasyon biçiminde teşkilatlanmasını savundu ve fikri zamanın devlet adamı Churchill tarafından desteklendi. Rakibi olan Mihailovic'i saf dışı bıraktı. Partizanlardan meydana gelen bir ordu kurarak devrim hükümetinin başına geçti.

Alman Nazi birliklerinin, 1941'de Yugoslavya'ya girmesi, çok milliyetli insan gruplarından meydana gelen ülkenin parçalanmasına yol açtı. Daha sonra Nazi Almanyasının Rusya'ya (SSCB) saldırması üzerine, Yugoslavya Komünistleri de Tito başta olmak üzere bir direniş hareketini teşkilatlandırmaya başladı. Tito, Yugoslavya halkını birlik, beraberlik, kardeşlik ve bağımsızlık çağrısı yapan bir bildiriyle ayaklandırdı. Ayaklanmanın hızla yayılması sonucu Yugoslavya'nın yarısı bağımsızlığa kavuştu. Tito ve kendisine bağlı Partizanlar grubu bir anda Yugoslavya'da herkes tarafından tanındı. Almanların yoğun baskılarına rağmen, Partizan grubunun hareket ve fikirleri benimsendi. Tito hareket ve kabiliyetleri yüksek, vatanları için gözlerini kırpmadan canlarını verebilecek işçilerden meydana gelen, gerilla tugayları kurdu. Hitler 1943'te Partizan hareketlerinin bu şekilde kuvvetlenmesi üzerine Neretta ve Sutjeska'ya saldırıda bulundu. Tito taraftarı Partizanların bu saldırıda 6000'in üzerinde kayıpları olmasına rağmen, Alman kuşatmasına karşı koyarak geri püskürttüler.

Tam bu sırada (1943), İtalya Almanya'ya teslim oldu. Partizan grubunu komuta eden Tito ise SSCB ve diğer büyük devletlere haber vermeden gizlice Partizan parlamentosunu (Yugoslavya Antifaşist Ulusal Kurtuluş Konseyi) topladı. Bir geçici devrim hükümeti kurdu. Yugoslavya'nın eşit halklardan meydana gelen federal bir topluluk olduğunu ilan etti. Bu çalışmalarından dolayı Tito'ya 1943'te Yugoslavya Mareşalliği, daha sonra Hükumet Başkanlığı ve Başkomutanlığı da verildi (7 Mart 1945). Aynı yıl seçimlere gidildi. Tito'nun partisi olan Halk Cephesi seçimlerde galip çıktı. Seçimlerden hemen sonra resmen Yugoslavya Federal Cumhuriyetini kurarak ülkedeki monarşi (krallık) yönetimine son verdi.

Tito; komşu devletlerde başgösteren halk demokrasisi diye adlandırılan ayaklanmaları desteklemesi; Atina hükümetine karşı Yunan komünistlerine her konuda yardım etmesi, Yugoslavya'da açıkça sosyalist bir rejim uygulaması üzerine batı, Tito'dan desteğini çekti. Bu sırada Yugoslavya'yı kendi yönetim ve denetimi altına almak isteyen Stalin ile Tito'nun arası açıldı. Tito'nun, Yugoslavya'nın müstakil ve bağımsız bir devlet olarak kalmasını istemesi bu anlaşmazlığın başlıca sebebiydi.

Stalin 1953 yılında ölünce, SSCB idarecileri, Tito'ya yeni bir yaklaşımda bulundular. 2 Haziran 1955'te Sovyet Başkanı Kruşçev Belgrad'ı ziyaret etti ve Stalin'in politikasını resmen kınadı.

Tito, devlet yönetiminde milliyetçi olduğu kadar, komünist rejiminin ideolojisini de kabullenmekle, Komünist Sovyet Rusya karşısında bağımsız bir tutum içine girdi. Bu siyasetiyle Sovyet Rusya'ya, batı devletlerine ve ABD'ye yaklaşmayı becerdi. Hatta iktisadi, askeri ve mali yardımlar sağladı.

13 Ocak 1953'te Yugoslavya Devlet Başkanı seçildi. Yugoslavya'yı Sosyalist Federal Cumhuriyet haline getirdi. 1968'de Rusya'nın Çekoslovakya işgalini kınadı. 1962-70 yılları arasında sık sık Asya, Afrika ve Latin Amerika'ya geziler yaparak bağlantısızlar hareketini güçlendirdi. 25 Üçüncü Dünya Ülkesinin bir araya gelip Bağlantısızlar Konferansı düzenlenmesini sağladı. Bunların Sovyet Rusya'nın nüfuzundan kurtarılmasını başardı.

1970 yıllarında Yugoslavya'nın bölgesel savunma sistemini kurmasını savundu. 1974'te kollektif başkanlık sistemiyle aynı görüşü resmen kabul edildi. Aynı yıl (1974) ömür boyu devlet başkanlığına getirildi.

Tito, 1980 yılında ölünce yerine 1974'te anayasayla kurulan kollektif başkanlık idaresi geldi. 1989'da Doğu Blokunda görülen yenileşme hareketleri Yugoslavya'ya da sıçradı. 1990'da Yugoslavya'da çok partili düzene geçildiyse de; bugün hala karışıklıklar devam etmekte ve slav zulmü sürmektedir (1994).

Naaşı Belgrad'da bir anıt mezarda gömülüdür.

kaynak vikipedi

latrodectin
07-06-06, 13:34
tito soyle der :
"dunyanin gelecegi bagimsiz ulkelerin elindedir.
"bugun dunyanin bagimsiz ulkeler siralamasinda ulkemiz
basi cekiyor. dunya savaslarindan sonra kurulan buyuk
yugoslavya federasyonu, emperyalistlerin emellerini
dogu avrupa'nin ortasinda kesmektedir.
"ancak ulkemiz kristal bir kuredir. ben josip broz
tito, bu kureyi ellerimle tutarak degil alttan
nefesimle ufleyerek havada tutuyorum. umarim benim
nefesim tukendiginde hemen birisi gelir ve bu gorevi
devralir. yoksa kristal kure yere duser ve tuz buz
olur.
"iste o zaman dunyanin kaderinin korunmasi baska
bagimsiz ulkelere kalir. nasir, benim dostumdur ancak
ondan once dunyanin geleceginin korunmasi anadolu'ya
duser. anadolu'da kemalistler tarafindan kurulan
devletin temeli bagimsizliktir.
"bu yuzden anadolu, dunyanin kaderini kurtarma
gorevini omuzlarina alir.
"yoksa, anadolu teslim olursa cephe daralir
sovyetler'in giris kapisi acilir."

ekşisözlük

latrodectin
14-06-06, 11:25
Tito, eski Yugoslavya'yı uzun yıllar demir yumruk altında yönetmiş bir komünist diktatördü. Bilindiği üzere komünizm felsefesinin temelinde ateizm yani din tanımazlık vardır. Ama Tito, bu dünyadaki zulümlerin, haksızlıkların karşılıksız kalmayacağını da biliyordu. Bununla birlikte o bu bilgisini ölüm anına kadar saklamayı tercih etti. Ölüm gelip çatınca ise itiraf etmekten başka bir yol bulamadı.

Ömrünün elli yılını komünist düşüncenin peşinde geçirerek sonra Müslüman olan Salih Gökkaya'nın anlattığına göre; kendisi Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı'nın başkanı sıfatıyla Yugoslavya devlet başkanı Mareşal Tito'nun şeref konuğu olarak Belgrad'a gidiyor. Ömrünün sonuna yaklaşmış olan Tito kendilerine hitaben şunları söylüyor:

"Yoldaş! Ben ölüyorum artık...Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün, ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş...İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlıyor musunuz?

Yoldaşlarım! Sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana! Yoldaşlarımın kalplerine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım yahut alkışlanacakmışım, neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım:

Ben Allah'a, Peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır...Bence ölüm de son olmamalıdır...

Mazlumca gidenlerle zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Haklarını almadan cezalarını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı...Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler ne derseniz deyin."

vahdet.com

Longuri
15-06-06, 14:09
Dün verilen Uyuşturucu Bugündede dedeniyor....

Dünyayı Paylaşmak için yapılan 2. savaşın sonunda. Yıkılmış Avrupada Yahudi sermayesi ile imar etmek ve ABD gibi ikinci bir Türketim toplumu oluşturmak için gerekli çalışmalar yapıldı. Bu Avrupanın imarı için İtalya ve Yugoslavya ve Türkiyeden işçi gerekecekti. Bu yüzden Yugoslavya İtalya ve Türkiyede işbirlikçi İlluminati türü Masonik yapılanma kuruldu. Dönemim devlet kadro yöneticileri bu yapılanmamın Masonik biraderleridir....
Yugoslavyada Halkı uyutmak için BRATSVO İ JEDİNSTVO söylemleri çıkarıldı. Toprak reformu ile Bosna, Sancak, Kosova, Makedonya'da toprağın %75 müslümanlara aitken bu topraklar alının ya koperatifleştirildi yada gayri müslimlere dağıtıldı. Köylere gayrimüslim haneler yerleştirildi. Rankoviçin ajanları heryerde cirit attı.
Eskiler Türkiyeye göçe zorlandı. Ama gençler bu kominist doktrinlerle eğitilip bakın aramnızda fark yok. İslam, Hiristiyanlık çatışma sebebi. Bunlar kalkınca bakın sorun yok edebiyatı yaptılar... Ve bastılar bratsvo ve jedinstvo uyşturucusunu bol dozdan halka....
Taki Avrupa iyice ekonimik olarak yükseltilinceye kadar bu sürdü....

Ortak merkezden kontrol edilen kominizt ve kapitalist sistem. Eski Avrupada yapılanma bitince doğu bloku perdesini kaldırdı. Ve beslenmiş Avrupaya ikram etti. Bugün Aliya yüzünden Bosna bu duruma düştü diyenler Malesef Bosnadan önce Hırvatistan Sırp saldırılarına uğradı buna dikkat çeken yok. Azerbaycan Ermeni işgaline uğradı. Aynı zamanda bütün doğu bloku ülkelerinin varlıkları duvarları yıkan yöneticiler tarafından diğer palazlanmış mason biraderlerin yağmasına açıldı.
Dünyada iki kutup yada daha çok güç odağı varmış gibi gözükmesine sebep olan bu dokuz başlı yılan aslında bir öğütme makinesidir. Bir yılanın bölgesinde olan oluşum onun dediği şekilde hareket etmeyip diğer ülkelerle bir arayışa girdiği an öbür localardan bu ülkenin stratejik ve ticari işbirlik arayışları bağlı bununduğu locaya aktarılır. Tepe mekanizmasının verdiği karar doğrultusunda bu sistemden çıkmaya çalışma çabasıda hemen engellenir. Ya darbe, ya iş karşıklık, ya ekonomik yaptırım yada doğrudan silahlı müdahale ile sistem kendini dengeler. Bu sistemde devamli bir düşman vardır. Avrupa karşısında onu işgal etmeyi bekleyen doğu bloku olmasaydı bu sermaye localarına boyun eğermiydi. ABD deki halk burnunun dibinde kübada sovyet füzeler olmasaydı uzay yarışı ve silahlanma yarşına evet dermiydiler...
Konu basit bak canavar geliyor diyorlar sende korkudan onların istediği kucağa atlıyorsun.
Fakat bu son dönemde tehlikeli boyut İslamın içine sızarak islamı bir canavar ve barbar din olarak göstermeye çalışıyorlar. Aliya İzzetbegoviçin kitap ve öğretilerini okuyanlar İslamı bu tuzaktan ve hedef olmaktan çıkaran bilge ve ilmi yorumlarını görünce; işte imkanı olsada bu fikirler dünya üstünde medeni ve gerçek islam yönetimini kursabilse diye iç geçirir.

Sebebide basittir. 2. paylaşım savaşından sonra Rusyaın dağılmasına kadar Mason localarındaki koltuklarda bu paylaşıma göre paylaştırıldı....
Zaman içinde görevi dolan bu kişiler çöpe atıldı. Bütün bu sebepleri iyi tahlil etmek lazım. Miloseviç hücresinde ölünce konu kapandımı. Yoksa Miloseviçe bazı güçler saldır biz arkandayız biz Yugoslavyanın bütün olmasını istiyoruz dedide. Sonradan bu güçler onu yanlız bıraktı ve onu zehirledilermi? bence bu düşünülmesi gereken bir olay...

Kimse çok komplo teorisi kurdun demesin. Dünyada her olan olay bir zincirin halkasıdır. Türkiyede sağ sol çatıştı bir günde herşey sustu bunu nasıl izah edebilirsiniz.

Benim Balkanlardaki izahım başka: Bizler azalmıyor çoğalıyoruz. Bu sistemde bizlerin çoğalmasına engel olamayınca doğal olarak çatışmalarla bunu dengelemeye çalışıyor. Şimdi Avrupaya Balkanların hammadesi, işgücü ve pazarı lazım. Bu yüzden Aliyada, savaşanlarda hepsi tukaka...
Yaşasın Kardeşilk ve Birlik. Hepimiz kardeşiz edebiyatı....
Ama yarın biraz palazlanın 200 yıldır çalışan katliyam makinasının düğmesine basarlar sizleride öğütürler....

Haaa ben ölümden korkuyorum.... Ben yaşamak istiyorum dünya tatlı kızlar tatlı, pivo güzel diyorsanız.... Geçeceksiniz öbür tarafa sağ kulağınıza küpeyi takacaksınız. ABD ve AB deki gibiçılgın tüketim toplumu olacaksınız yada çindeki gibi dünya için üreten kominist işiçi olacaksınız. Allahında İmanında tek kelimesini anmayacaksınız.. Yani RUHUNUZU ŞEYTANA SATACAKSINIZ....
O zaman Allah canınızı alana kadar dünyada size rahat var. Merak etmeyin...


Ama ben dünyada Adalet, Huzur ve Barış istiyorum diyorsanız. Önce kendinizden başlayacaksınız. Ağzınızdan çıkan sözün doğruluğuna dikkat edeceksiniz. Doğru, drüst, onurlu ve imanlı olacaksınız. Ve sizi özellikleriniz olanlarla birlik olacaksınız. 1.5 milyarlık İslam aleminin tek kurtuluş yolu budur. Ama malesef bugün dünya 9 kollu şamdanın 9 mason locasının yönetimine bölünmüş durumda. Kim neyi üretecek,kim nereden geçinecek belli... bu locaların adamı olmayan dünyada bir ülkede iktidara gelse hemen o ülkeye yakın bir ülke ile olan dondurulmuş sorunlar ısıtılır. Yada iç kargaşa çıkar ve o drüst halkı için bir şey isteyen tepe takla indirilir.....
Bu yüzden dünyadaki 200 küsür ülke bu dokuz merkeze dağılmış durumdadır. Vatan Millet Partisi ve Dünyada Vatan Millet Hak iktidarı yoktur....

Şimdi Latin Amerikadaki oluşumlar, Çin, Hindistan, Rusya işbirliği çalışmaları kimseyi kandırmasın. AB ve ABD nin ekonimik çökme ihtimalina karşı terazini dğer kefeleri hazırlanmaktadır. Yani bugüb Altta olan kefe yarın üstte bugün üste olan yarın altta olabilir ama kefeler aynı terazinin kefeleridir....

Şimdi biz neyapacağız diyen varsa.
Beyler POMPEYİ SON GÜNLERİNİ YAŞIYOR KEYFİNİZE BAKIN....
Yada Allahtan hayırlısını isteyin. Hepimiz doğrunun yanında olmak yerine menfat ve dünyayı sarmış bu dokuz kollu ahtaptun esiri olmuşuz.
Belki pişmanlık ve bir nebzede olsa atalarımıza yakışır dayanışma, yardımlaşma, mazlumdan yana olma, haksızlığa karşı koyma vicdanımızı rahatlatır günahlarımızıda azaltır....

Tabiatı, doğal dengesi bozulmuş bu dünya 6.5 milyar azgın virüsü artık taşıyamıyor...
BİNDİK BİR ALAMETE GİDİYORUZ KIYAMETE.....
Hayırlı Yolculuklar hepimize....

Kurtanovic
15-06-06, 21:40
Sağolasın Kardeşim, bunun üstüne söylenecek tek bir şey kaldı;

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir"
Ziya Paşa

Zulüm ve Katliamları çok erken unutuyor ve bunu bir meziyet zannediyorlar...

Balki
18-06-06, 22:58
neyi paylasamıyoruz su an hrvat bosnalı bosnalı srplarla evleniyor ve hala hangi acıdan bahsediyoruz yaa hele novipaazarda srpmıs karadaglıymıs hala birbirlerini alıp seviyorlar ilginc bizde burada bayraktarlık yapıyoruz basit izahı varmı bunun alın size numune hayat devam ediyor degisim ve yenilikcilik cok onemli gecmis hepimize ders olmalıdır evet katılıyorum biz sadece oradaki savunup sevdigimizi düsünüyoruz ya onlar bizii !!!!!!! ?

Longuri
18-06-06, 23:13
Kurtanoviç biz neyi savunuyoruz,
Dünya boş ver kendini pivo, vino ya. Ol Slobodan... Gelsin türkiyeye Rus, Çin, afrika, Amerika kızları onları eş yapalım.... Bizden Avrupaya iyi damat olur süslü paralı Avrupalı karılara kokonalara gidip paraları için jigololok yapalım.
Hayat ye iç seviş mantığında.Değerler ne gereksiz şeylerdir. atalarımız hep boş işlerle uğraşmış. Allaha şükür Karl Marx ve Darvin gelmiş gözümüzü açmış...
Gençlik uçuyor sen ben uçamıyoruz... Bizim suçumuz bu...
Bak kurtanoviç biz birdaha burada muhafazakar yazı yazmayalım..... Dünya dönüyor bizde değerlerimizden dönelim... Nasılsa Herkes deli bizde delirelim farkımız kalmaz herkes aynı kafadan vur dünyanın dibine....

Bak Bosnada herkes sırp alıyor, Hatta bu Ara Amerika ıraklı damat ithal ediyor...

Yahu millet delirmiş... Dünyanın Allah yardımcısı olsunda...
Biz bu kadar deli ile ne yapacağız.... Ya Allah canımızı erken alsın...
Yada sabır versin......

Kurtanovic
18-06-06, 23:46
Bosna'da Mücahidler direnirken bile göz göre-göre ihanet edenler oldu...
Türkiyemizde olmaması beklenemez....
Bizim dinimiz bize, onların dinsizlik ve alkolizmleri kendilerine olsun...
Bir teklifleri de yok, herkes kendilerine benzesin istiyorlar...
Bu arada cerahatleri de patlıyor, rahatlasınlar belki ayılırlar....

Kurtanovic
19-06-06, 00:51
Bilgi Notu;
Müslümanlara Almanlar hiçbir zarar vermediler...
Dolayısıyla Tito bizim dedelerimiz kurtarmadığı gibi Tito'nun yüzünden benim babam, senin deden ve yüzbinlerce Boşnak Türkiyeye muhacir olarak geldi...
Senin dedelerin eger Yahudi veya Komünist idiyseler o zaman lafım yok...
Benim dedelerim Mülümandılar ve sana göre de en koyusundan feodal/gericiydiler...

Kurtanovic
19-06-06, 00:56
Tito İngiliz Emperyalizminin işbirlikçisi Bir Haindir...
Yahuda İskaryot bile onun kadar ihanet etmedi...
Okuyormusun partizancık....:)
arkasını da yazacağım...

Balki
19-06-06, 00:58
olmadıı buu bu pencere olmadı yaa ne yazılanlar ne okunanlar hani bir deyim var ni jedna vrata ne zatvori s dupetom ili ovaj nikad nemoj stari bunar da plunes dok ti ga nema novi benim size yazdıklarım yasanan ve hala yasatılan geercek kesitler idi tito soledi boledi cok sevdigimiz bosnada bosnak olup su an sırplar evlenen ve gecmisi bırakıp gelecege yönelen insanlar ve biz gelmis burda tito bole tito sole o yazdılarınızı size iadee ediyorum %100 nü da ti nije bio tita nebi ni bio ti ovde ni ti dedo ni ti babo ni ti ni ja ni ona ni ova pa zamislise malo molimte tamam aha a dasi prije tita pobego u tursku nesnam moj dedo je snim ratovo i swi rajmetlije njegove generacije pa ni jedan ne kuka a sta je stobom ne razumem allahami sellamm ti mahsuss :))

Kurtanovic
20-06-06, 22:25
Ben şunu anlamakta zorlanıyorum...niçin tito'yu savunuyorsunuz???
Tito Marksizmin anavatanına ihanet etti....
1980' önc esi sol örgütlerin gözünde tito bir haindir...
Enver hoca yanlısı en az üç fraksiyon varken....
"Titocu" hiç fraksiyon yoktu...
Ben sol açısından da; titonun savunulmasına şaşırıyorum....
Bir "müslüman boşnak" olarak da karşı çıkıyorum...
Benim yanlışım nerede?
Lütfen "marksist ahlakına" göre cev ap ver kabulümdür...
Cevabını bekliyorum...
Kalbini kırdığım için de özür diliyorum...
Bana ilkeli cevaplar yaz lütfen....

Balki
23-06-06, 01:07
ewet buradayız ama neden ? bir gecede avusturya-macaristan imparatorluguna bilmem kac bin km balkan topraklarını bir gecede bizleri yanlız bırakanlara soracaksın titoya degil kimse demiyor tito bizim herseyimiz vs ama isin aslına iner isen mazereti ni bulursun bunu arastırırsanız sevinirim bir gecede butun tabiyemiz kaderlerimiz sehirlerimiz anılarımız eserlerimiz gulusumuz toplumda en cok goc veren yerlerden oldu anayurdumuz ve hepsi bir gecede degisti bir gece de ve cok merak ediyorum mesala turkiyeye gocleri arastıracagım kim neresi ne kadar cok goc vermis zaman tarih sonucu merak ediyorum tito once mi titodan sonra mı yoksa bir gece de bizi yanlız bırakanlardan önce mi sonra mı ? !!!!!! slmlar

Kurtanovic
23-06-06, 13:42
MİLOVAN DJİLAS- YENİ SINIF/NOVA KLASA

(Bu yazıyı da rozaje_cg Türkçeye çevirmekten üşenmez umarım..Bunu da google'dan indirdim isteyen daha fazlasını da görebilir :) )


Milovan Đilas - naša drama
Robija kao sudbina - Desimir Tošić
NASTAVAK IZ PROŠLOG BROJA
Slede još dva perioda, posebna u životu i radu Milovana Đilasa. Prvi je od 1956. do kraja 1966. to je robija, više suđenja, samo jedno javno, januara 1956, gde se Đilas žestoko branio, branio sebe i svoje ideje. Posle tog, ostala suđenja bila su tajna, van javnosti, a Đilas više nije hteo da se brani. Ali, za sve to vreme, na robiji, Đilas radi: piše. Mnoge knjige, od pomenutih dvadeset pet, napisane su na robiji. I ovi podaci pokazuju da je reč o izuzetnoj ličnosti koje nema ni Crna Gora, ni Srbija, a nema je ni u celom jugoslovenskom društvu. Kako naše društvo, sastavljeno od tolikih desetina hiljada genijalaca, nije moglo sve to da primeti u toku poslednjih decenija našeg jadnog vremena - ni Bog ne bi znao to da objasni.
Činjenica da je Milovan mnogo pisao i u dnevnoj štampi između 1945. i 1953. i činjenica da je nadživeo ne samo Josipa Broza nego i Edvarda Kardelja i Aleksandra Rankovića, a bio je i nešto mlađi od ove dvojice - izazivale su i zavist i ljutnju. Onaj heroj što je u jednom magazinu pre nekoliko godina napisao pod pseudonimom da je Đilasa trebalo osuditi pre nego što je umro 1995, odnosno da nije smeo završiti život u krevetu, u svom stanu, u kome su živeli njegov sin, snaha i unuk, kazivao je nešto zloćudno, morbidno - da pojačamo, antiljudsko, zlurado, ljubomorno, izliv mržnje jednog malog i rđom obogaćenog našeg građanina. Milovan Đilas je u stvari pobedio zlo, a mnogi nisu ni posle toliko godina. Milovan je pobedio zlo trpljenjem, ispaštanjem, radom, učenjem i razmišljanjima, pročitavanjima i debatama u meri koju su mu prilike i vlasti i ljudi oko njega dozvoljavali.
Ali lična karta u našoj drami međusobnog ubijanja, glajhšaltovanja, masovnih patnji u gladi i bolesti, mučenja i mučiteljstva, ne može se zamisliti bez niza pisaca koji su uložili veliki trud da ispitaju ličnost i delo Milovana Đilasa. Mislim tu prvenstveno na izuzetnu analitičku i debatersku knjigu dr Vasilija Kalezića "Đilas, suprotnosti pisca i ideologa" (tri izdanja, poslednje 1990).
Završavamo dva veka svoje istorije u gubicima kakve nismo ni sanjali, niko od nas. Sve što smo gajili kao istorijski ideal, sa veličinom teritorija i brojnošću naroda, završilo se u porazu. Sve smo, na kraju, dva veka izgubili. Nije nam Vatikan naredio da budemo jedini narod u Evropi koji je za vreme okupacije organizovao tako uspešan građanski rat između četnika i partizana, a tek ustaško masovno klanje istog tog naroda! Drugi svetski rat pružio nam je posle partizanske i komunističke pobede izuzetne mogućnosti, i ugled i novac, i modernizaciju i industrijalizaciju, let u svet. Sve smo mi to izgubili. Jedino što smo dobili, to su više desetina hiljada pobijenih Srba, Bošnjaka i Hrvata, potom stotine hiljada izbeglica na tlu Srbije i više desetina hiljada po svetu, u dijaspori. Osiromašeni, satanizovani, izolovani, pomućenih glava, ali s nemerljivim samoobmanama o našem dostojanstvu "našem nebeskom poreklu, o našim zadacima da zajedno sa Kinom i Rusijom promenimo i uredimo svet! Međutim, promene od 5. oktobra 2000. godine pre godinu i po dana kao da nisu unapredile društvenu svest. Mogućnosti nam se u najtežim uslovima ipak pojavljuju, ali mi i dalje odlažemo, pravimo se važnima, državotvorni smo - pošto smo izgubili veliku državu. Legalisti smo postali u društvu koje ne zna za zakon i gde su zakoni i ustavi ispreturani kao u nezamislivoj pustoši. I gde je potpuno nejasna razlika između prava i pravde. A pravda se zamišlja kao zadovoljenje ličnih neograničenih ambicija, a ne kao poštovanje utvrđenih pravila, uredbi i zakona.

MAŠINA REPRESIJE
Ko je Milovan Đilas posle svih pojedinosti, datuma, navoda, godina, knjiga, suđenja? "To je čovečina", rekao je jedan moj drug u emigraciji kada su izvesni prijatelji počeli da lamentiraju nad sudbinom Milovana Đilasa. Milovan Đilas je književnik od rane mladosti, politički borac za rešavanje socijalnog pitanja, vojnik revolucije, čovek nove vlasti prema kojoj ni lično ni ideološki nije imao slabosti. Čim je počeo da sagledava najpre Sovjetski Savez i njegov staljinistički socijalizam, čim je osmatrao socijalističke "gentičke" slabosti, u potrazi za pravdom i slobodama, krenuo je Đilas sa svojim idealom, za svoj ideal. Na tom putu isprečila mu se snažna pobednička revolucionarna mašina represije. Ali tu je Đilas bio čovečina. I to u vremenu masovnog antiherojstva!
Verovatno najbogatiji poznavalac lika i dela Milovana Đilasa, Vasilije Kalezić, stalno se vraća Đilasovim promenama mišljenja, na nedoslednostima, na fenomenu "rušenja poretka" koji je sam Đilas "gradio". Nije mi lako da kažem da se ni u jednom času s tim Kalezićevim stavom ne slažem. Milovan se nije borio između književnika i ideologa. Kod njega je književno, umetničko u lepoj književnosti, išlo zajedno s njegovim revolucionarnim radikalizmom, bilo isprepletano, i taj se radikalizam javlja čas u književnom čas u političkom obliku. Tu je problem. Zato je Đilas ne kontroverzan nego "neuhvatljiv". Za čoveka njegovog kova vlast ništa nije predstavljala. Ideja je bila suština, stalno traženje celishodnijih ideja kod jednog slobodnog čoveka, slobodnog totalno, slobodnog "bez pardona".
Da li je Milovan političar? Ili je Broz pravi političar? Na jednom mestu sam Milovan kaže da je on u politici intelektualac. U pravoj politici mora da bude intelektualaca, politika ne može bez morala i ne može da bude bez intelektualaca, iako nije samo intelektualna radnja. Ne mora da bude ideologija, može da bude samo ideološki pravac ili jasan program. Tu je i razlika između marksističko-lenjinističkog totalitarizma s jedne, i mnogih pravaca demokratije, s druge strane. Takvom čoveku, kao što je bio Milovan Đilas - što rekao Dedijer "malo je ljudi takvog kalibra" kakav je bio Milovan Đilas, takvih u našem društvu bilo je uvek, i u XIX i u XX veku, ali niko kao Milovan Đilas nije platio svoje ideje, svoj intelektualizam, svoju književnu radnju.
Da dodam, Broz nije bio političar, čovek koji se bori na izbornom tržištu s drugim strankama i drugim idejama. Ko će dobiti bitku. On je bio samo odličan operator i manipulator koji ostaje na vlasti s mnogim nedoslednostima - na primer, između Staljina i balkanskog pakta, ali politika nije samo ostajanje na vlasti. Javno mnjenje nema opipljivu fizičku i personalnu vlast, a može biti jače od svih političara, njihovih masovnih stranaka i njihovih izbornih rezultata. Naravno, može se pesimistički zaključiti ovde da Đilas, na žalost, nije ni izbliza imao tu ideološku vlast, ili uticaj, izuzev prvih nedelja pre pada januara 1954. godine. Đilas je sve više postojao istraživač i politički mislilac o zemljama socijalizma, ali za međunarodno javno mnjenje, ne za "Jugoslovene" koji su se uljuljkivali u svoje zlatno doba komunističkog populizma: što bolji standard, što više efemernih sloboda, što manje stvarnih sloboda, što manje pravnih sankcija za građanske prestupe, što više antiherojstva. Šta je tom našem svetu značio neko, ko je zbog ideja i zbog proročanskih predviđanja šta se sprema jugoslovenskim srećnim narodima, robijao devet godina?

ČOVEK POBUNE
Đilas je bio čovek ne samo istraživanja, traženja, nego i čovek pobune. Njegova prva knjiga o Njegošu 1952, više je napad na romantičarsko prikazivanje knjige Isidore Sekulić "Njegošu - knjiga duboke odanosti" (1952) a nije neposredno uperena protiv same Isidore. U stvari, Milovan odgovara na romantičarski prikaz Đuza Radovića o Isidorinoj knjizi o Njegošu. Milovanova reakcija nije toliko agresivna kao odgovor Radoviću koliko je naši ljudi posmatraju kao čin čoveka na vlasti koji želi da komanduje u književnosti. Tako je to verovatno shvatila i isidora Sekulić" Pravo mišljenje o Njegošu Milovan je objavio na engleskom iz 1966. u Sjedinjenim Američkim Državama. Ta pobuna iz 1952. protiv stereotipa, protiv predubeđenja, protiv malograđanštine, protiv nacionalističkih zabluda, protiv romantičarstva, bila je jedan deo bića Milovanovog. Zato i ona podrška istoričaru Đurđevu koji je dokazao da nije tačno uvreženo mišljenje i među istoričarima da Crna Gora nije nikad bila pokorena od Turaka. Ako je ustajao protiv heroike beogradskih književnika i kritičara, on je ustajao i protiv heroike Crne Gore. Kod njega nije bilo onoga čega ima kod savremenih srbijanskih anacionalista koji trpaju sve nacionalističko na Srbiju, a zatvaraju oči pred drugim nacionalizmima i poslednjim u Crnoj Gori. Ako su izrazi i istupi Milovana Đilasa vrlo često radikalni, njegova načelnost je daleko snažnija od naših ljudi koji "autohtono" menjaju mišljenja, menjaju najčešće pod pritiskom vlasti, pod pritiskom podneblja, ili zbog svojih ličnih ambicija.
Dosta se raspravljalo o stavu i držanju Milovana Đilasa na plenumu Centralnog komiteta SKJ januara 1954. Svi se slažu da je to držanje bilo slabo drugog
Devamı var...

Kurtanovic
23-06-06, 13:53
II: BÖLÜM

slabo drugog dana - i sam Đilas to priznaje - i da je Đilas bio sasvim konfuzan i u poslednjem času skoro pokajnički. Kako da se to dogodi takvom jednom misliocu i borcu kakav je bio Milovan? To vrdanje i nesnalaženje u odbrani od napada Partije trebalo bi posmatrati ne kao "ideološko" nego kao trenutak kada se tu pojavljuje osetljiva literata koji svoju patnju izražava na jedan neborački način. Ali za čoveka koji je sav svoj život i rad i pre robije 1933. i posle 1936, posvetio toj partiji Komunističkoj, prvi i poslednji put reaguje kao što nikad nije ranije reagovao. Trenutak sloma više nego slabosti. I to trenutak koji traje nekoliko časova i nekoliko dana. Mislimo da se tom trenutku pridaje previše važnosti.
Međutim, daleko je snažnije i trajnije licemerje Edvarda Kardelja koji u jednom trenutku, docnije, portretiše Milovana Đilasa: "Njegova nezajažljiva ambicija, građena na iluzijama, nadvladala (je) razum". Danas, posle skoro pola veka od tih zbivanja u komunističkoj Jugoslaviji, ko je imao ambicija da ostane na vlasti? Robijaš u vremenu od dvanaest godina? Ko je gradio i živote od iluzija? Kardelj i drugovi ili Đilas koji piše 1994. u svojoj knjizi "Pad nove klase: povest o samorazaranju komunizma":
"U revolucijama su potučeni nacionalizmi, ali oni lako buknu elementarnom silinom ukoliko se nisu u društvu razvili određeni odnosi: demokratske institucije, slobodna ekonomija, srednja klasa. Komunizam je u tome ostavio iza sebe pustoš iz koje su buknule ideologije i pokreti kojima je nadohvat bio sirovi materijal mržnje i ogorčenja, uvreženih zlih sećanja i, nada sve, ideologizovanih verovanja da su drugi krivi za sve nacionalne i druge nedaće i da se one mogu otkloniti sazdavanjem ‘čistih’ nacionalnih država."
I da li se u ovim Đilasovim rečima nazire stav da su nacionalističke frustracije, strasti i akcije bile iznedrene u internacionalističkom pokretu "naroda i narodnosti" Jugoslavije, bez obzira što su imale korene i u ranijim vekovima. Nacionalizam nisu izmislili sledbenici Slobodana Miloševića ili on lično. Za pojavu nacionalističkih ekstremnosti, kakve su počele vulkanski da bujaju posle 1990. godine, takođe su odgovorni ideologija, sistem i vladajući ljudi pre 1987. i pre 1990. godine.
Ono što je ne samo zanimljivo, već i vrlo značajno jeste da Đilas razlikuje metode i etiku u vremenima revolucije od metoda i etike u mirnodopsko vreme. Za njega je trebalo da revolucija prestane sa uzimanjem vlasti i sa uspostavom kakvog takvog pravnog poretka. Ta etika sa načelom "cilj opravdava sredstvo" vredi "možda" "za neke kratkotrajne upotrebe", npr. u revoluciji", kaže Milovan u svojoj odbrani januara 1955. Međutim, ako se ta i takva "revolucionarna" etika "ustali i nametne kao nešto više, pretvarajući se samim tim u nešto neprirodno i sektansko", onda postaje zabluda "koja bi mogla ostati kobna za razvitak naše zemlje, a pogotovo pravde i pravosuđa u njoj". Pa onda nastaje jedno kajanje višeg stepena koje naši ljudi, ni u to vreme, ni danas, ne razumeju: "Kada iznosim ovo, hoću da kažem da sam za formiranje takvih metoda borbe i sam i te kako odgovoran, naročito idejnim radom, iako sam već dve-tri zadnje godine video, pa i pričao da su one metode nedemokratske, nečovečije i partijske", "... jer čovek mora pre svega biti čovek - društveno biće koje se drži etičkih načela", kaže Đilas u toj dugoj odbrani januara 1955, braneći Vladimira Dedijera. "Sveti mi se sada sistem koji sam i sam izgrađivao", završava Đilas.
"Prelom" koji je nastao kod Đilasa - treći po redu, prvi s robijom u 23. godini, drugi sa izbijanjem rata i građanskog rata 1941 - bio je "raskid sa Sovjetskim Savezom i Staljinom". Kod Milovana "počelo je - počelo je neodoljivo, mada sporo sazrevajuće" "intelektualno, pa i emocionalno i privatno osamostaljivanje", "prokuljale su prigušivane kritičke ideje - dakako protiv sovjetskog sistema i staljinističkih metoda, ali sa posrednim prigušenim osvetljavanjem jugoslovenskih realnosti, budući da su one u biti bile, ako ne istovetne, bez sumnje slične sovjetskim".



DOSLEDAN SAMOM SEBI
Odvajajući se od Sovjeta i Staljina, Đilas se za trenutak vratio Marksu, počeo ponovo da ga pročitava, pa odmah došao na ideju da je sovjetski sistem u stvari "državni kapitalizam". Sledeći korak bio je nalaženje ideje o samoupravljanju, ideje "fabrike radnicima", vlast radničke klase. Najzad, put ka savršenom društvu, ka savršenom socijalizmu, realizovanom komunizmu!
Postavlja se jedno delikatno moralno pitanje. Zašto je Đilas, posle izjave privrženosti Savezu komunista 1954. januara, na sednici Centralnog komiteta, krenuo u akciju takoreći posle nekoliko meseci? Reč je o jednoj Milovanovoj iluziji. On je očevidno pretpostavljao da će posle kooperativne izjave od januara 1954, njega režim ostaviti na miru i poslati ga na rad na neki od sporednih koloseka - sa pretpostavkom da će ćutati. Međutim, reakcija posle samog sastanka CK Saveza komunista Jugoslavije bila je žestoka: izolacija, organizovani napadi naširoko primenjeni, klevete sa svih strana. On nije mogao to da pregori. On je krenuo, kako kaže Kalezić, u osvetu. Slažemo se za trenutak u toj oceni, da njegova, Milovanova akcija, može da liči na osvetu, ali to bi, po jednom suđenju, bila malograđanska reakcija. U stvari, Milovan se više nije osećao obaveznim da se drži svoga obećanja. Privrženost Partiji - da, ali ako Partija ima neprijateljski stav prema onom ko se kaje i spreman je na solidarnost i saradnju, onda - ne. Ako Partija to ne može ili neće, onda i obećanje na privrženosti nema svoj smisao ni svoju vrednost.
Ali ni "Anatomija jednog morala" ni "Nova klasa", iako izgledaju osvetničke, nisu to u svojoj suštini. Nema osvete bez vlasti, a Milovan je bio razvlašćen još januara 1954. Ta događanja, ta dva čina, u stari su samo iznenadni udarci evolucije koju preživljava Đilas. Umesto postepenog postupanja, kako se on izjašnjava - za demokratsku evoluciju, protiv restauracije starog porekla - on udara snažno, ali publicistički, idejno, ne kao vlast. Tu će svakako biti razlike između udaraca koje mu priređuju Broz, Kardelj i CK SKJ januara 1954. Jedno je metoda, a drugo je sadržina. Iako napušta ideje revolucije, Đilas u svim tim godinama, od 1954. pa do 1966, i posle toga kada piše pismo Brozu marta 1967, u stvari postupa revolucionarno, ne na malograđanski i stereotipni, antikomunistički način. Kalezić uopštava kada veli za slične situacije da je Đilas fantasta; on jeste to samo za one koji su poklonici režima i za one koji ne shvataju istorijski značaj jugoslovenskog puta u socijalizam, kao i svakog drugog puta u marksističko-lenjinisički socijalizam.
Ne treba zaboraviti da u svojim premišljanjima i razmišljanjima, unutrašnjim previranjima, Đilas uviđa da su socijalizam i marksizam posebno vezani za radničku klasu, za društvo kao kolektiv. Ali, ako nema slobode za pojedinca ukoliko se ovaj ne pokori "društvu", to nije sloboda. Đilas želi i člana društva, pojedinca, slobodnog i ravnopravnog sa onima koji su na vlasti. Nema slobodnog društva ako nema slobodnog pojedinca.
Vasilije Kalezić veli da je Đilas počeo sa literaturom sa svojih sedamnaest godina i da u tom radu "nema ničeg početničkog". I dalje, Đilas je "umjetnik velike i izoštrene opservacije, snažnih doživljaja i prokletog saznanja o tome šta je čovjek a mora biti čovjek..." Na kraju krajeva, Đilas je pre svega "dosledan samom sebi". To što je bio komunist i revolucionar, partizan i jedan od nosilaca represije i funkcioner vlasti, staljinist i titoist, nema bitnog uticaja na njegovu intelektualnu sliku kao celinu. Ne možemo meriti ljude prema činima od dve ili deset godina, ako su oni aktivno skoro sedamdeset godina. A Đilas je intelektualni delatnik od 1928. do 1995. godine, do svoje smrti.
Da li su ova naša kazivanja neka vrsta panegirika u slovu Milovana Đilasa? Ne. Nema šta da se doda Milovanu Đilasu, jer njegovo delo ostaje za istraživanje i prosuđivanje. Ovo naše kazivanje je prvenstveno odbrana jednog velikog čoveka našeg vremena - od manjih ljudi našeg podneblja koje se više liči na naše društveno podzemlje.
Crna Gora, iako mala po prostranstvu i po broju stanovnika, bila je poslednja tri veka skoro rasadnik ljudi za "pohod" na Srbiju; dobar deo naše političke i posebno intelektualne elite u Srbiji poreklom je iz Crne Gore. Samo mali savremenici u Crnoj Gori mogu da se podsmevaju "beogradskim Crnogorcima", među kojima bi mogao biti i Milovan Đilas, najveće ime Crne Gore u poslednjih skoro stotinak godina. Najveće ime po mislima proročkim, najveće po intelektualnoj delatnosti, čovek političke misli i čovek nemerljive žrtve! I borac koji je platio svoje ideje, svoje istupe i borbe sa dvanaest godina robije. Nema takvih - pa može biti zazorno bilo Crnogorcima u Crnoj Gori, srbijanskim Crnogorcima, pa i samoj Srbiji, ali neke relevantne činjenice vrede više od ne-viđenja i ne-razmišljanja. Posle savršenog rada, i nacionalnog i građanskog, niko se ni u Crnoj Gori ni u Srbiji, da ne govorim o drugim oblastima nekadašnje Jugoslavije, nije suprotstavio vremenu pomame i antiherojstva - kao Milovan Đilas.
Sama Crna Gora je u toku pretprošlog veka imala dva imena, Njegoša kao pesnika, mislioca i modernizatora crnogorske države, i Marka Miljanova Popovića, heroja, mislioca i moraliste. Milovan Đilas u ovom prošlom XX veku predstavlja najveće ime Crne Gore. Kraj

Kurtanovic
23-06-06, 14:00
Benim sorularımı duymazdan gelerek...
Bildiğinizi okuyorsunuz..
Kafanıza göre cevap yazıyorsunuz...

Sizin ki sadece "Tito/Kara sevdası" bilimsel tanımı bu olsa gerektir...
Tito bir "DİKTATÖR"den başka bir şey değildir...
Mussoliniden tek farkı; yatagında ölmesidir..
:)

agovic75
23-06-06, 14:27
ewet buradayız ama neden ? bir gecede avusturya-macaristan imparatorluguna bilmem kac bin km balkan topraklarını bir gecede bizleri yanlız bırakanlara soracaksın titoya degil kimse demiyor tito bizim herseyimiz vs ama isin aslına iner isen mazereti ni bulursun bunu arastırırsanız sevinirim bir gecede butun tabiyemiz kaderlerimiz sehirlerimiz anılarımız eserlerimiz gulusumuz toplumda en cok goc veren yerlerden oldu anayurdumuz ve hepsi bir gecede degisti bir gece de ve cok merak ediyorum mesala turkiyeye gocleri arastıracagım kim neresi ne kadar cok goc vermis zaman tarih sonucu merak ediyorum tito once mi titodan sonra mı yoksa bir gece de bizi yanlız bırakanlardan önce mi sonra mı ? !!!!!! slmlar
arkadaşlar bu bir gecede bırakma hikayesine inanmadan önce şunlara bir bakın

Bu durum üzerine Berlin'de büyük Avrupa devletlerinin katılmasıyla bir kongre toplandı (13 Temmuz 1878). Avusturya-Macaristan Murahhası Kont Andrassy, Osmanlı Devleti'nin Bosna-Hersek'te asayişi sağlayamadığından dolayı bu durumun Avusturya-Macaristan Devleti'ni de rahatsız ettiğini belirtmiş ve bunun üzerine İngiltere Murahhası Lord Salisbury de Bosna-Hersek'in Avusturya tarafından işgal edilmesini önermiştir. Bu teklif Rusya Murahhası Prens Gorçakof tarafından da kabul edilmiştir.

Osmanlı Murahhası Alexandır Karatodori Paşa bu teklife şiddetle karşı çıktıysa da Prens Bismarck: "Kongre teşkilinden maksat Osmanlı Devleti'nin menfaatlerini savunmak olmayıp, Avrupa'nın menfaatlerini korumaktır. Kongre Osmanlı Devleti'ne Makedonya ve Bulgaristan'ı iade ettiğinden dolayı Osmanlı Devleti'nin şikâyete hakkı yoktur"[1] diye cevap vermişti. Sonuçta Avusturya'nın belirsiz bir süre için Bosna-Hersek'i işgal etmesine, gerekirse Yenipazar'da dahi asker bulundurmasına karar verilmiştir. Ancak daha sonra Yenipazar'ın yönetimi Osmanlı Devleti'ne bırakılmıştır. İngiltere ise bu arada geçici olarak Kıbrıs'a yerleşmiştir.

Alexandr Kara Todori Paşa, Osmanlı Devleti'nin Bosna-Hersek üzerindeki hükümranlığının, Avusturya-Macaristan'ın işgali ile kalkmayacağı ve kongreden sonra işgalin ayrıntıları hakkında iki taraf arasında bir anlaşma yapılacağı konularında bir beyannameyi hazırlayarak Avusturyalılara kabul ettirmiştir.

Ayastefanos Antlaşması'nın maksadı Balkanlar'daki Osmanlı topraklarının Rusya nüfuzu altındaki Balkan Devletleri arasında taksimi olduğu halde, Berlin Antlaşması, diğer devletlerin iştirakiyle taksim hadisesini imparatorluğun geneline yayıyordu. Keza Avusturya'nın işgali altına girmesiyle Bosna-Hersek'in elden çıkma merhalesi başlamıştır.

Bosna-Hersek'in Avusturya tarafından işgal olunacağı haberi ahali arasında büyük tepkilere neden olmuş, Osmanlı Devleti'nin konunun bir kez daha müzakare edilmesi teşebbüsleri de başarısız kalmıştır.

Nitekim Avusturya'nın işgaline karşı Boşnaklar şiddetle karşı çıkmış, önce Hersek'in merkezi olan Mostar, sonra da Bosnasaray , büyük direnişlerle karşılaştıktan sonra Avusturya tarafından işgal edilebilmiştir. İşgal 29 Temmuz'da başlamış 28 Ekim l878'de tamamlamıştır.

Bosna-Hersek'in işgalinin tamamlanmasından sonra Osmanlı Devleti'ne bırakılmış olan Yenipazar'ın da Avusturya işgaline girmesi tehlikesine ve Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığının tesbitine dair Avusturya ile müzakereye girişilmesine karar verildi ve bunun için Hariciye Nazırı Alexandır Karatodori ve Maarif Nazırı Münir Paşalar görevlendirildi. Bu müzakereden amaç Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığının devamı, işgalin geçici olması, ahalinin Osmanlı kanunlarına tâbi olması ve Yenipazar'a gönderilecek Avusturya askerlerinin sayısı ve kalacakları yerlerin tesbit edilmesi idi. Yenipazar konusunda Osmanlı Devleti'nin endişesi burasının da Avusturya'ya geçmesinden sonra bu devletin Selanik'e kadar ilerleyebileceği idi. Zaten Avusturya'nın Yenipazar'a girmesi ile Bosna-Hersek'te olduğu gibi silâhlı bir direnişle karşılacağı muhakkaktı. Bu durumda Osmanlı askerinin, kendini savunmaya başlayacak Müslüman ahaliye yardım edip etmeyeceği de ayrı bir mesele idi.

Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığına halel getirilmemesi, ahalinin ibadetlerine karışılmaması, Osmanlı parasının kullanılmaya devam edilmesi, Osmanlı askerine ait silahların ne yapılacağı gibi konular üzerinde en çok durulan hususlardı. İşgalden sonra bölge bir askerî vali tarafından idare edilmeye başlanmıştır.

agovic75
23-06-06, 14:29
yukardaki yazılar herhangi bir yerden değil devlet arşivlerinden alınmıştır bilgilerinize
http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/bosna/1b_ii.htm

Kurtanovic
23-06-06, 14:39
Bu yazıyı da "marksist muzo" arkadaşın okuması için :)
"google"dan indirdim..

-----------------------------

Tarih hâlâ kan dökebilir

Karadağ'ın Sırbistan'dan ayrılmasıyla, Yugoslavya'nın son izleri de haritadan silinmiş görünüyor. Ancak, tarih Balkanlar'ın peşini bırakmıyor. Bölge, hâlâ küçük bir tahrikle kaynamaya hazır

William Pfaff (Arşivi)
-------------------------------------------------------------------------
Milovan Djilas, 2. Dünya Savaşı'daki Yugoslav partizan direnişinde Tito'nun has adamlarından biriydi. Savaş sonrası komünist hükümette önemli roller üstlendi ve Tito'nun ardılı olacağı düşünülüyordu, Ama Yugoslavya'nın ilk ve en önemli muhalifi oldu.
Djilas, Yugoslavya'yı ve Varşova Paktı ülkelerini savaş sonrasında yöneten komünist hükümetlerin oluşturduğu yeni imtiyaz ve sefahat sınıfına karşı ahlaki bir eleştiri yayımladı. Marksist sisteme içinden getirilen ilk ve en önemli bu eleştiriden 40 yıl sonra, Mihail Gorbaçov'un glasnost ve perestroykasıyla komünist sistem 'iç çelişkileri' nedeniyle çöktü.
Djilas bir Karadağlıydı, ondan bahsetmemin nedeni bu. Bir kitabında Karadağlı olmanın tarihi yükünü şöyle anlatmıştı: "Karadağ'da aynı din ve aileden erkeklerin Karadağlıların elinde öldüğü çok görülür. Büyükbabamın babası, iki büyükbabam, babam ve amcam lanetlenmiş gibi öldürüldü. Gözlerimde kanlarla doğdum ben. Nesiller boyu o kanlı zincir kırılmadı. İlk gördüğüm kandı, söylediğim ilk sözcük kandı ve kanlar içinde söylenmişti".
------------------------------------------------------------------
AB bağımsızlığa sevinemedi
14. yüzyılda Sırbistan'ın yarı bağımsız bir prensliği olan Karadağ, Sırbistan fethedilse ve kimi yerleri Türklerin, kimileri de Venediklilerin eline geçse de, bir bütün olarak işgale boyun eğmedi. Sonra Arnavutluk'un parçası olan Karadağ, bağımsız bir devlet olarak tanındı ve 1918'de Sırbistan'la birleşti. İkisi Yugoslavya'nın çekirdeğini oluşturup, ülkeyi 2. Dünya Savaşı sonrasında komünist bir halk cumhuriyeti olarak yeniden kurdu.
Geçen hafta Sırbistan'dan bağımsızlık için oy kullanan Karadağlıların bağımsızlıkları, her zamanki gibi şimdi de tarihle iç içe geçmiş durumda. 1990'larda Yugoslavya'yı yıkan feci savaşlar ve etnik temizliklerden sonra, Sırbistan-Karadağ içerikten yoksun bir birlik halinde de olsa ayakta kalmaya devam etti. Sırplar bugün Karadağ ile bağlarını, homurdanarak da olsa feda etmeye hazır görünüyor.
Karadağ içindeki Sırplarsa buna razı gelir mi belli değil. Bunlar, nüfusu 700 bine yaklaşan Karadağ halkının yarısını oluşturan Arnavut-Sırp azınlığın büyük parçasını oluşturuyor. Arnavut azınlıksa yaklaşık 50 bin kişiden oluşuyor. Karadağ'ın bağımsızlığının ağırlıklı olarak etnik Arnavutlardan oluşan komşu Kosova'ya etkilerinin ne olacağı da belirsiz. Kosova halen geçici BM yönetiminde, ancak halkın çoğu bağımsızlık yanlısı. Fakat Sırbistan tarihi nedenlerden ötürü Kosova'yı elinden kaçırmamaya kararlı. Kosova meselesinde her iki taraf da şiddete maruz kaldığından, 1999'da NATO duruma el koyarak Sırbistan'ı 78 gün boyunca bombalamıştı.
Yeni Karadağ haliyle AB üyeliği istiyor. Ancak istediğini elde edemeyecek. AB liderleri Karadağ'ın bağımsızlığına sevinemiyor, zira bu durumun Bosna'da Sırp ayrılıkçılığını ve Sırp eyaleti Voyvodina'daki Macar özerklik yanlılarını cesaretlendirmesinden ve Makedonya'da Slav-Arnavut gerilimini artırmasından korkuyorlar.
Balkanlar'da tarih varg ücüyle yaşamaya devam ediyor, ufak bir tahrikle yine kan dökmeye de hazır. Uluslararası toplum Balkanlar meselesini çözmek için muazzam bir iyi niyet gösterdi. Gelgelelim anıların böylesine eskilere dayandığı bir bölgede, böylesine acı dolu sorunları kökünden çözmek mümkün olmuyor.
Balkanlar Washington'ın ana gündeminden bundan 10 küsur yıl önce çıkarıldı. Yeni bir Amerikan yönetimi göreve gelmeden de bölge gündeme alınmayacak. Oysa Balkanlar'ın tarihi ve siyasi gerçekliği, ABD'nin Ortadoğu'daki girişimleri açısından ders alması gereken öğeler içeriyor.
İsrail başbakanı Ehud Olmert, Filistinlilerle iki devletli bir anlaşma sağlaması umulan yol haritasını sessizce tarihe gömme amacıyla ABD'ye geldi. Olmert, İsrail'in sınırları üzerine yapacağı tek taraflı bir deklarasyon için ABD desteğini istiyor, ama böyle bir destek her iki ülkeyi de Balkanlar'a benzer bir geleceğin içine hapseder. İkisi de geçmişi hiçbir zaman ardında bırakamaz. (25 Mayıs 2006)

Kurtanovic
23-06-06, 14:47
Üniversiteler ve Demokrasinin Evrensel Hastalığı: Jakobenizm
Prof.Dr. Kenan Erzurumluoğlu

Demokrasi erdemdir. Fazilettir.

Erdem ve faziletin olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez.

İdeallerin unutulduğu, kişisel menfaatlerin, ülkülerin önüne geçtiği yerlerde ise demokrasinin çöküşü kaçınılmazdır.

1789 Fransız İhtilâli sonrası Versailles’da Bretagne’lı 2 meclis üyesi tarafından dayanışma ve cumhuriyet amaçlı siyasî bir dernek kuruldu. Saint Dominicus tarikatının yemekhanesine yerleştiklerinden bu tarikatın mensuplarına verilen adla (Jakobin) anılmaya başladılar. Ve davranış biçimleri siyasî literatüre tarikat mensuplarının adları ile geçti: Jakobenizm.

İdealizm noktasından hareketle ılımlı politik yaklaşımın temsilcisi durumunda olan Jakobinler, daha sonraları aşırı ihtilâlci Montagne’ın grubu haline geldi. Ancak siyasî tarihteki yerlerini almaları Robespierre’in liderliğinde oldu.

Maximillien de Robespierre (1758-1794), Fransız İhtilâlinin en önde gelen isimlerinden biridir. Halk Meclisinde üyelik yaptı. Jakobinler hareketinin önderliğini üstlendi. Cumhuriyetçi noktadan hareketle, halk için yapılacak en iyi şeylerin kendileri tarafından gerçekleştirilebileceğine inandı. Çok güçlü hitabet, Rousseau felsefesine bağlılık, sınırsız öfke, merhametsizlik, monarşiye hınç kişiliğinin belirgin özellikleri idi. Jakobin hareketinin güçlü olduğu yıllarda sayısız insanı katletti. Mecliste kendisine muhalefet eden veya eleştiren milletvekillerini dahi giyotine göndermekten kaçınmadı. Başlangıçta, cumhuriyetçi ve idealist olan Robespierre, tam bir diktatör oldu. İdealistleri kendisi için en büyük tehlike olarak görüyordu. Sonuçta, Fransız Halk Meclisi çok tartışmalı geçen bir oturumdan sonra, idealizmden diktaya kayan Robespierre’ın idamına karar verdi. 28.7.1794’ te meclisten alınarak giyotine gönderildi.

Robespierre’ın ölümünden sonra Jakobinler güç kaybetmeye başladılar. Zaman zaman derneğin faaliyetlerine ara verildi. 13 Ağustos 1799’da, Jakobinler tümüyle dağıldı.(1)

Jakobenizm, sosyal ve siyasî b r olgu olarak, idealizmden ben merkezli grup hegomanyasına geçişin ilk ve en belirgin örneğidir. 200 yıl içinde sayısız idealist grup için eleştiri odağı oldu. Ülkemizde bir dönem yapılan, “Halka rağmen halk için mi?” yoksa “Halkla beraber halk için mi?” tartışmaları özünde Jakoben tavrın tezahürüdür. Özellikle sol düşünce mensuplarının işçi devrimi fikrinden hareket etmelerine karşın; işçi sınıfı adına en doğru kararın kendileri tarafından verilebileceğini söylemeleri bu savın kanıtıdır. Hatta dahası, yine ülkemizde işçi devrimini hedefleyen bazı sol aydınların (içlerinde, özellikle Türkiye’nin sistemi ile ilgili ciltlerle kitap yazanlar da dahil), demokratik işçi iktidarının askerler tarafından gerçekleştirilebileceğini savunmaları çarpıcı örneklerdir. İşçi sınıfını temsil ve savunma iddiasındaki bu gruplar en doğru kararın kendileri tarafından verilebileceğinin, devrimin de kendilerinin uygun gördükleri güçler tarafından yapılabileceğinin inancında idiler. Demokrasi adına hareket eden bu gruplar, devrim sonrası iktidarın yapılanmasını da tabiî ki bilinç ve beceri yetersizliğindeki işçi sınıfına bırakmayacaklardı(!).(2)

Soldaki bu net tavra karşın; sağdaki yaklaşımların da fazla farklı olmadığını vurgulamak gerekir. Gerek milliyetçilik ve gerekse mukaddesat adına hareket eden grupların çoğunda grup şuuru ön plâna çıkmakta ve her zaman için en doğru kararın kendileri tarafından verildiği savunulmaktadır. Hemen belirtelim ki, ideallerini her şeyin üstünde tutan ve kişisel menfaatlerini göz ardı eden büyük dâva adamlarını, bu tartışmanın kapsamı içine almak onlara yapılacak en büyük haksızlık olacaktır. Cennetin kapısını tutan ve içeri gireceklere sorgu sual melekliğine soyunan, milliyetçiyim deyip kendi menfaatleri için her türlü şaklabanlığı yapanları da idealistlerden ayırmak gerekmektedir. Etiket ve ilk hareket noktası ne olursa olsun, kendi menfaatleri için ideallerinden taviz verenlerin bir gün eski ideallerinden eser taşımamaları kaçınılmaz olacaktır. Tarih bunun şahididir.

1914 devriminden sonra 35-40 yılda gelişen olaylar demokrasi, halk iktidarı, sınıfsız toplum noktalarından hareket eden komünizmin yeni sınıfını oluşturduğunu, bu sınıfın tüm dünyadaki işçiler adına karar verdiğini ve doğal(!) olarak da toplumun diğer kesimlerinden farklı yaşadığını gösterdi. Lenin’in 2. sınıf tehlikesi yorumu, Milovan Djilas’ın(3) “Yeni Sınıf”ı idealizm noktasındaki bu tehlikeleri haykıran çığlıklar olmuştur.

Peki, sonuçta ne oldu? Yeni sınıflar ne idealler bıraktılar, ne komünist devletler kaldı. Ne de sınıfsız, sosyal müesseselerin olmadığı dünyayı hedefleyen sürekli evrim-devrim teorileri. Kazananlar ise: Tüm dünyada sol idealistlerin kanı canı ve emeği üzerinde sefalar süren sol Jakobenler oldu.

Şüphesiz ki bu yorumlarımıza, sol, sağ ve milliyetçi düşünceler arasındaki farklılıklar nedeniyle itiraz edenler olacaktır. Haklıdırlar da. Çünkü komünist ideolojinin çökmesinde, yukarda bahsettiğimiz Jakoben tavır kadar, hatta belki de ondan daha fazla olarak ideolojik yetersizlik ve ütopizm etken olmuştur. Peki, ya milliyetçi düşünceler?

Taha Akyol bir yazısında tespit eder: “Türkiye’de sağ düşünce tabanda milliyetçi mukaddesatçı, tepeye doğru yükseldikçe liberal demokrat olur.” Ne kadar gerçekçi tespit. Koltuğu ve ekonomik çıkarları gören kimseler için susmak veya en azından bir kez olsun gözlerini kapamak felsefesi ideologya örgüsündeki felâketin başlangıcıdır. Yanlış olduğu bilinen şeyler karşısında susanlar, hele hele makam, koltuk veya ekonomik çıkar için susanlar, Jakobenizm tuzağına düşmüşler (Saint Dominicus yemekhanesine girmişler) demektir. Başlayan menfaat karşılığında tavır değişikliği, önüne geçilmez bir sel olarak devam edecektir. Ve sel daha küçükken önleyemeyenler... Sonra ne mecra değiştirebilir, ne de seli durdurabilirler.

Öte yandan, Jakoben tavırları için başkalarının tasarruflarından mazeret arayanlar, idealizmin özeleştiri, Allah korkusu ve vicdan muhasebesi gerektirdiğini unutmamalıdır.

Dahası, Demokrasi erdemdir. Fazilettir. Erdem ve faziletin olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez. İdeallerin unutulduğu, kişisel menfaatlerin, ülkülerin önüne geçtiği yerlerde ise demokrasinin çöküşü kaçınılmazdır.

Tüm bu genel değerlendirmelerden sonra; ülkemizde üniversiter hayatta Jakobenist davranışların yoğunlaştığını görmek üzücüdür. Merkeziyetçiliğe kayan idarelerde gücün yarattığı sarhoşluk ve ideologya örgüsü-hayata bakış noktasında zafiyet bulunan öğretim üyelerindeki, “crem crema” da yer alma arzusu, 2 temel yanlışa neden olmaktadır. Bunlardan birincisi oportunizm ve makyavelizm(5), ikincisi ise Jakobenizm şeklinde olmaktadır. Şüphesiz ideologya örgüsünün çingeneliği olarak yorumlanacak olan oportunizm ve makyavelizm düşünce ve duyguda özün kaybolması, menfaatlerin ön plâna çıkması olarak özetlenebilir. Jakobenizm ise ideoloji-hayat görüşünün devamına karşın temel değerlerin unutulmasıdır. Toplumu güdülecek sürü olarak gören, kendisini kutsal yeteneklerle bezenmiş idareci kabul eden mantalitelerin, ne gerçekçi olabilmeleri ne de alt kademelerden gelen sesleri dinlemeleri mümkün olmaktadır. Siz düşünmeyin, istemeyin, üretmeyin biz sizler için en iyisini düşünür ve yaparız diyen yaklaşımlar, sonuçta kendi dar çerçeveleri içinde kalmaya ve aksi düşünceleri susturmaya çalışmaktadır. Tarihin her döneminde, tüm Jakobinlerin mutlaka bir tarikatı (adı Saint Dominicus olmasa da) ve mutlak bir Robespierre’i bulunmaktadır.

İdeologya örgüsünde temelini kaybederek yozlaşan tüm akımlar ise sonuçta, oportunizme kaymak gerçeğine mahkûmdur.

DİPNOTLAR

1- Yeni Türk Ansiklopedisi, Jakobenizm ve Robespierre maddeleri

2- Hasan Cemal. "Kimse kızmasın kendimi yazdım"

3- Doğan Avcıoğlu. "Türkiye'nin Düzeni"

4- Milovan Djilas. "Yeni Sınıf"

5- Kenan Erzurumluoğlu. "İdealizm, Oportunizm, Makyavelizm." Orkun, 18. Sayı, Ağustos 1999

Balki
23-06-06, 17:41
agovic 75 helal sana ii calısma yapmıssın ama ne fark ederki ha bir gece ha on geceee neticede kayıp kayıptırr

Balki
23-06-06, 19:10
slm ''Öğrenmek istayanlar için kaynaklar sınırsız...:))) 1.osmanlı tarihinde bir dönüm noktası olan 2.viyana kusatması ve bozgunu ( 1683-1699 ) Bosna-Hersek ve sancak icinde felaket yıllarının baslangıcını olusturur 1697 avusturya prensi eugen savoyski nin komutasındaki avusturya kuvvetleri tüm bosna ve sancagı isgal ederek saraybosna yenipazar ve diger bütün kentlerin hepsini yakıp yıkarak büyük katliama giristiler. Bu olay aynı zamanda Bosnakların ileride cok kez karsılacakları soykırımların ilkiydi osmanlı imparatorlugu icinde bu bozgundan en cok etkilenen bölge Bosna ve Sancaktır bu olaya osmanlı tarihcileri İNHİLAL ( RASULO) derler gercekten de bu bozgunda bosnak nüfusunun büyük bir bölümü öldürüldü bir bölümü göc etti bir cok kent köy yerlesim birimi yakılıp yıkıldı özetle tüm düzen alt üst oldu bu yuzden hemen her seye sıfırdan baslamak gerekiyordu (1699) da karlofca'da (sremski karlovici) imzalanan barıs anlasması hem osmanlı hem bosna-sancak icin taze bir nefes alma toparlanma fırsatı yarattı... 2. ne varkı bir daha hic bir sey eskisi gibi olmadı hic bir zaman uzun sureli barıs donemi yasanmadı 18.yuzyılda aralılklarla yapılan osmanlı-rus osmanlı-avusturya savasları daha sonra 19.yy da (1806-1813) baslarında baslayan sırp isyanları tanzimat kararlarına karsı gosterilen direnisler ömer pasa latasın direnisi kanlı bastırması 1876 daki 1. mesrutiyet 1877-78 osmanlı rus savası (93) harbi berlin kongresi ili bosna yönetiminin avusturyaya bırakılması 2.mesrutiyet ilani(1908) ve avusturyanın bosna herseki ilhakı balkan savasları ve 1 dunya savası ile suren felaket zinciri devam etti..3 Bahsi gecen olayların her biri Bosna-Sancakın en degerli on binlerce evladınının ölümüne yol acmıstır bu nedenle nufus dengesi bir anda lehte olmustur berlin kongresi (1878) sonuclarına gore Bosna-Hersek in avusturya-macaristan imparatorlugunun yönetimine birakılması Bosna tarihinde cok önemli dönüm noktasıdır müslüman bosnaklar ülkenin sahibi ve yöneticisi iken birden bire ikinci sınıf ahali durumuna düstüler avusturyanın bu cografyaya gelisi aynı zamanda bölgede etnikve dini ayırımcılıgının tohumlarının ekilmesine sebeb olmustur.avusturya isgalini ve iktidarını saglamlastırmak icin musluman hrvat sırp arasındaki farklılıkları kasımaya ve kullanmaya basladı BU DÖNEMDE ( 1878-1914) avusturyalılar musluman bosnaklar arasında kitlesel göcü tesvik ederek müslüman bosnak nüfusunun yaklasık %15 nin TÜRKİYEYE GÖC ETMESİNİ SAGLADILAR ( YAKLASIK 200 000 ) KİSİ 4.. 1 DUNYA SAVASI SONUNDA AVUSTURYA-MACARİSTAN imparatorlugunun cokmesi sonucu Bosna-Hersek 01.12.1918 tarihinde sırp-hrvat-sloven krallıgına (SHS) baglandı bu donemde yapılan toprak reformu ili genel olarak musluman bosnaklara ait topraklara el konuldu ornek olarak o dönemde topragı kamuslastırlan dalmacyalılara bosnaga göre 200-250 kat daha fazla para odendi 1929 donemin kralı aleksandar mönarsist diktatörlük ilan ederek ulkenin adını yugoslavya krallıgı olarak degitirdi bu donemde Bosn-Hersekin ilk kez dogal sınırarı bozularak Bosna ve Bosnak nüfusu dört parcaya bölündü sırpların cogunluk teskil edecegi sekilde banlıklara baglandı bu dönemde musluman bosnaklar yönetimden tamamen yrılarak uzaklastırıldı büyük baskı altında kimliksizlestirmeye gidildi yok edilmeye gidildi göc ettirilmeye gidildi vs musluman bosnaklar 1924 yılında karadaglı ve sırp cetelerinin Bosna-karadag-sırbistan ucgeninde denemeye kalkıstıkları katliamdan ciddi kayıplar vermistir bir kısmı da kurtulmustur 1941 yılında kurulan sırp devleti draze mihaylovic yonetimindeki sırp cetnikler bosnakları tarihten silmek icin harekete gesmislerdir cetnikler ozellikle dogu bosna sancak ve hersekte gunahsız binlerce muslumanı vahsice katletti Bosnak mirası buyuk olcude tahrip edildi aynı donemde 1941-1945 tito onderligindeki yugoslavya sathında yürütülen kurtulus savasında bosna-hersek 29.11.1943 te kurulan altıncı federal devlet olmustur 500 000 gibi kayıp bir rakamla .............. kaynak saffet beg BASAGİC ''kratkauputa u proslost bosne i hercegovine'' sarajevo-1900 Avdo SUCESKA '' Bosnjaci u osmanskoj drzavi'' arabeska sarajevo-1995 dr mustafa İMAMOVİC '' HİSTORİJA BOSNJAKA'' sarajevo-1997 dr eyup MUSOVİC etnicki procesi etnicka struktura stanovniska novogpazara.belgrad-1979 evliya celebi'' seyahatname odlomci juguslovenskim zemljama'' sarajevo publishing-1996 josip VRBİC ''HİSTORİJA BİH DO TURSKİH VREMENA'' adrovac publishing-california-1994 prof dr muhammed Flippovic Bosba hercegovina - sarajevo -1997 adem HADZİC population of Bosna in the ottoman period- IRCI-CA-İSTANBUL 1994 SLMLAR SAYGILAR

Balki
23-06-06, 22:50
caııooo e vala onako nista posebno uhh vala sretan sam more mi je blizu kao s kamenom daga gadzam idem smirim se po vodi uzivam ti izvini veza mi je bila losa nisam ti stigo pisatii inace ok sam swe po starom ehhh da nisu nade crkliibi ziviseee selam velikii:))

boSNak?zm
18-12-06, 17:23
Tito yu annemden duymuştum 15 yaşlarımda kim dedim? git dedene sor demişti.. sordum da..

Dede tito kimdir??
-weaiuheaöxxxövvel..................!!!!!
(anneanneme sordum ne dedi diye..)
-şii sus! çok kızdı... üstüne gitme sana da küfreder şimdi..

O günden sonra da bir daha sormadım.. soramadım..:)

beqan
18-12-06, 19:23
Benim dedem Tito'nun ordusunda yüzbaşıydı -kapetan- , dolayısı ile benim dedem senin dedenden daha iyi biliyor Tito'yu rahat ol;)
Osmanlı özleyicileri, sosyalizm - komunizm düşmanları, güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlar vs. elbette Ulu Önder Mareşal Tito'ya çamur atacaklardır, çünkü bu onların siyasi tavırlarına uygun düşendir. Ancak başta yaşayan tarihlerimiz (dedolarımız, babalarımız, nanolarımız, majkolarımız....) ve reel tarih bize gösteriyor ki Tito öyle kolay karalanacak bir önder değildir. Çabalarınız da nafile. Çünkü bir kaç dedo ve baboyu hariç tutarsak 50 ya da 60 yaş üzeri insanlarımız arasında bir anket yapabilseydik inanın bana ezici bir çoğunluk Tito'yu sahiplenecektir. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.
Sadece gerçekçi olalım, Balkanlar'da Osmanlıyı aramaktan vazgeçelim, tüm Dünyada olduğu gibi Balkanlarda da ancak insanlık ortak paydasında yeşerebiliriz.
Konuyu etraflandırmak pek mümkün, muhtemelen siz de ideolojik silahlarınızla saldıracaksınız, ancak tüm samimiyetimle söylüyorum en ufak bir ideolojik kaygı gütmeden dolduruyorum bu satırları. Kraliyet Jugoslavija' sında Müslümanların yaşadığı kesimde okur yazarlık %1-3 oranlarındayken, ikinci Dünya savaşından sonra sözüm ona "çetnik???" Tito'nun Jugoslavija'sından Türkiye'ye göç eden insanlar arasında okur yazarlık %60-65 civarında. Kraliyet Jugoslavija'sında Kral eliyle güdülmüş Çetnik güruhları akın akın müslümanlar ve Karadağlılar üzerine akarken iki yüzlü kral müftüler atıyordu diğer yandan. Tito'nun çetnik olduğunu iddaa etmek gerçeğe dair fantaziler üretmekten öteye geçemez. Tito'yu bir kurtarıcı olarak görmesi gereken iki millet var Eski Jugoslavija'da Müslümanlar ve Çingeneler ki bu iki millet de -istisnalar hariç- Tito ve Partizanların saflarında nazilere ve kralın işbirlikçi çetniklerine karşı ortak bir mücadele yürütmüşlerdir. Hatta Tito' İspanya İç Savaşına destek amacıyla, katalan dağlarına nice çingene vd. Partizan göndermiştir.
Bakın arkadaşlar belki siz farkında değilsiniz veya ikili oynuyorsunuz ama Atatürk Türkiye için ve Türkiye'de yaşayan tüm etnik kökenler için neydi ise Tito'da Eski Jugoslavija coğrafyasında yaşayan etnik kökenler için oydu. Nasıl Türkiye'de yaşayan herhangi bir siyasi güruh veya etnik köken Atatürk'e karşı cephe aldığında ve onu yadsıdığında vatan haini oluyorsa su götürmez bir şekilde ve yediği kaba pisliyorsa, Jugoslavija'dan göç eden Müslümanlar da o topraklar için vatan haini oluyor ve öyle değerlendiriliyolar.
Bir polemik platformu olarak algılamıyorum siteyi herşeyden önce, o yüzden sayın bosnakizm, bilgilerimizi karşılıklı sunalım, bırakalım değerlendirmesini forum okurlarına ki forum mantiğina aykırı düşmeyelim derim.
Dedenin çetnikliği ile ilgili samimi değildim ancak üzücü gerçek şu ki Müslümanlar arasında ruhunu şeytana pazarlamış olanlar vardı ve çetniklerle aynı cephede saf tuttular. :( Boşnak SS'leri de ilk kez sitede okudum hayalkırıklığı içinde. Dedemin ve babamın anlattıklarından yola çıkarak Müslüman çetniklerin numunelik denilecek kadar az olduğunu düşünmüştüm oysa öyle değilmiş ne yazık ki:( Bir insanlık suçuna ortak olan dedelerimiz de varmış, hastalıklı hitler'e hizmet eden:(
Komplo teorilerinden ne kadar uzak durursak gerçeğe o kadar yakın olacağızdır. Müslüman olupta partizanların ve çetniklerin saflarında birbirine silah çatan kardeşler olmuştur tarihte sanırım bu gerçek komplo teorilerinizi yeniden gözden geçirmeniz gerektiğini gösterir size.
Saygılar.

Kurtanovic
18-12-06, 20:42
tito ölmüştür(bütün fikirleri ve günahlarıyla birlikte) ve bu adam için yazmak, zaman israfından başka bir şey degil bence..
Baştan bu yana yapılan tartışmalarda her şey yazılmış(Küfür dahil).
Bu arkadaş da "Holigan Solcusu" anlaşılan.
B.ka basmayalım derim... Daha olumlu konularda yazalım ve faydalı bilgileri paylaşalım...
Bu konular kilitlenmiş idi...
Daha da yazabiliriz tito hakkında(iyi şeyler:() ama boşnak meselesinde ancak olumsuzluk anlamında bir örnek olmaktan öteye gidemeyecektir...
Merak edenler Alija İZZETBEGOVİC'in Hatırlarını okusunlar(Titocular okumazlar böyle gerici yazıları tabii); tito yugoslavyası "bir altın dönem degildir" boşnaklar için...
İki katliam arasında; Boşnak Kasapları Çetnikler nefeslenmişlerdir tito döneminde...
Bizim gelecek yeni Sırp Kasaplarına karşı ne gibi bir hazırlığımız var acaba..Gelecekte olacak yeni Srebrenica'ları nasıl engelleyebileceğiz???
Bunları konuşmak daha "pozitif" bir iştir bence...

İşte aşagıdaki kendi giriş yazısında birden fazla kişiliği olduğunu kendi itiraf etmiş zaten... Ne diyelim ki ? :(

Ce: herkese merhaba

--------------------------------------------------------------------------------

bende geldim yeni adım nickimde gizli hosbuldum

boSNak?zm
18-12-06, 20:57
Ya sana fazla birşey demek istemiyorum..çünkü belli ki boşa kürek çekmiş olucağım.. Siz ve sizin gibiler ulu önder titonunuzu(pehhh:)) tepe tepe kullanabilirsiniz..
Bu arada sanırım boşnaksın lakin Bilge Kral Alija izzetbegovic neden cezaevinde 14 yıl hapis yattı.. bunları bilmiyorsun demek.. dahası kimin zamanında kimin diktatörlügünde yapıldı bunuda bilmiyorsun demekki.. Biraz araştırmak sana faydalı olur.. sana güneş etkisi yapar sanırım..:)

Ama merak etme insanlar artık saf değil.. neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok iyi biliyorlar..

Hadi bol güneşler:):)
Saygılarımla..

boSNak?zm
18-12-06, 21:02
Birazda makedonyadaki türklerin titodan çektiği eziyetleri anlatan bir yazı dizisi..

YÜCELCİ TÜRKLER


Henüz dokuz aylık evliydi. Komünist Yugoslavya rejimi tarafından içeri alındıktan bir hafta sonra biricik kızı dünyaya geldi. Arkadaşlarıyla birlikte jet hızıyla yargılandı. Suçları, Türk ve Müslüman kimliklerine sahip çıkmaktı. Üç arkadaşıyla birlikte idama mahkum edildi. Üç aylık kızı, eşi, annesi, babası ve kardeşleriyle tel örgü gerisinde son defa görüşmesine izin verildiğinde teller kızını görmeyi engelliyordu. Yakınları ağlıyordu. Ama Nazmi Ömer ölüme giderken bile son derece metanetliydi. Ve ağzından şu tarihi sözler dökülüyordu; "Ağlamayın, sizi Türkiyeli kardeşlerime emanet ediyorum. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti."60 yıldır saklı kalan; hapis cezaları, 4 idam ve 200 bin Makedonya Türk"ünün Türkiye"ye göçüyle sonuçlanan hazin bir hikayenin dosyasını açıyoruz. İşgalci Bulgarlar ile baskıcı komünist Tito rejimine karşı mevcudiyetlerini, kimliklerini ve inançlarını korumayı amaçlayan kahraman Türk gençlerinin ve onların kurdukları Yücel Teşkilatı"nın hikayesi bu. Türk basınında ilk defa yayınlanacak bu dosyada, o günleri yaşayan son Yücelciler ile idam edilen dört şehitten birinin eşiyle görüşme de yer alıyor.



Yıl 1937. Herkes, muhtemel bir savaşı ve sonrasında neler olabileceğini konuşuyor. Üsküp"te Şuayb Aziz ve bir grup idealist Türk genci de Makedonya"nın gelişmelerden nasıl etkilenebileceği üzerine fikir alışverişinde bulunuyorlar. Aziz, daha sonra kurulacak Yücel Teşkilatı"nın başına geçecek kişidir. O yıllarda ülkede iki grup vardır; Stalin"in desteklediği Titocular ve İngilizlerin arka çıktığı kraliyet taraftarı Mihaylovistler. Aziz"e göre iki grup arasındaki mücadelede kimin galip geleceği önemsizdi. Çünkü her halükârda Türkler ve Müslümanlar zarar görecekti. İngilizlerle işbirliği yapan Stalin, savaş sonrasında Müslümanları Balkanlar"dan silmeyi tasarlıyordu. İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. Almanya ise Balkanlar"ı emniyete almadan Ruslara saldırmak istemiyordu. Şuayb Aziz, bu sebeple Almanların bölgedeki Türk ve Müslüman nüfus ile dost olmaya çabalayacağını ön görüyordu. Nitekim Almanlar 1941"de Makedonya"yı, Yugoslavya"nın ezeli rakiplerinden Bulgaristan"ın denetimine bırakınca, Ruslar, Balkanlar"daki planlarından uzaklaşır gibi olmuşlardı.

Ancak Bulgarlar, Vardar Makedonyası denilen bölgede son derece baskıcı bir yönetim anlayışı ortaya koyuyor ve Türkleri aşağılıyordu. Bu gelişme üzerine zaten "Türklerin milli varlıklarını, manevi değerlerini, örf, adet ve geleneklerini korumak ve yaşatmak amacıyla" kıpırdanışa geçmiş olan Türk gençleri Yücel Teşkilatı"nın çekirdeğini oluşturdular. Bu atmosferde Türkiye"den gizlice getirtilebilen başta Kur"an-ı Kerim olmak üzere, Atatürk"ün Nutuk"u, Mehmet Akif"in Safahat"ı, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Namık Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı"nın şiir kitaplarıyla gençler arasında şuur oluşturulmaya gayret edildi. Her geçen gün büyüyen teşkilat 1943"te Türkiye"nin Üsküp Konsolosu Emin Vefa Gerçek ile temasa geçti. 1944"te Tito liderliğindeki komünist Yugoslavya kuruldu. Bundan önceki yönetim Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı"ydı. Teşkilat, Türklerin lehine bazı haklar koparma niyetiyle komünist organlara adamlarını yerleştirdi. Sonunda 1945"te Türkiye"nin Belgrad Büyükelçisi Kamil Koperler ile irtibat kuruldu. İlk defa böyle bir teşkilatın varlığından söz edilmekteydi. Tüzük maddelerini ve iki sayfalık önsözü bizzat kaleme alan teşkilat başkanı Şuayb Aziz, oluşuma Yücel adı verildiğini açıklamıştı.

Teşkilat başkanı Şuayb Aziz, Üsküp Ataullah Efendi Medresesi"nde eğitim görmüştü. Fıkıh, kelam ve tasavvuf konularında eğitim aldığı Mısır El Ezher Üniversitesi"ni ikincilikle bitirmişti. Ankara"da üniversite öğretim üyeliği için bağlantı kurmuş ancak 2. Dünya Savaşı"nda sınırların kapanmasıyla Türkiye"ye dönememişti. Üsküp"te üst düzey devlet görevlerini reddederek teşkilat faaliyetleriyle uğraştı. Geçimini çiftçilikle sağlamaktaydı.

Teşkilat yönetim komitesinden Nazmi Ömer, Belgrad Üniversitesi hukuk mezunuydu. Tito rejiminde Üsküp İdare Mahkemesi Genel Sekreterliğini yürüttü. Teşkilat veznedarı Ali Abdurrahman, matbaacılık ve öğretmenlik yapıyor, Birlik gazetesini çıkartıyordu. Adem Ali, teşkilata silah temin etmekle ve bunları saklanmakla ilgilendi. Abdülkerim Sezer ağır ceza hakimiydi. Teşkilat genel sekreteri Şerafeddin Ferid ise Fransızca öğretmeniydi. Zaten teşkilatın yüzde 90"ı öğretmenlerden oluşuyordu.

Yücelciler en çaplı organizasyonu Üsküp ve Köprülü şehirlerinde gerçekleştirdi. Gizlilik ilkesine son derece riayet eden teşkilat üyeleri yeni alfabeyle ilk Türk gazetesi Birlik"i 23 Aralık 1944"te çıkarmaya başladı. Gazete logosunun yanında cami resmi vardı. Daha sonra gazeteyi ele geçiren komünistler cami resmini kaldırdı. Üsküp Radyosu"nda ilk Türkçe yayını Yücelciler yaptı. Aynı zamanda çok sayıda Türk öğretmenin yetiştiği kurslar düzenlendi. Buralarda Türkçe dersleri verildi. Makedonya"nın en iyi öğretmenleri arasındaki üyeler, Türklerin yaşadığı en ücra köylere kadar giderek öğrenciler için Türk alfabeli okuma kitapları hazırladı. Hapis yıllarında bile Üsküp Türk Tiyatrosu"nda sahnelenmek üzere çok sayıda tiyatro eserini Türkçeye çevirdiler.

Bir başka bilgi: Bulgar işgali sırasında Üsküp"teki Türkiye konsolosluğunun güvenliği Yücelci gençlerce sağlandı. Ayrıca bölge hususunda Türkiye"yi ilgilendiren her türlü istihbarat da Şuayb Aziz ve Nazmi Ömer tarafından Belgrad Büyükelçiliği"ne ulaştırıldı. Konsolos ve büyükelçi vasıtasıyla Türkiye, bu teşkilattan haberdar oluyordu. Ancak ne mücadele süreci, ne tutuklamalar, ne de idamlar sırasında Türkiye, teşkilata destek çıkmadı. Yardım talebinde bulunan teşkilat, İnönü yönetiminden, "Misak-ı Milli dışındaki Türkler bizi ilgilendirmiyor" cevabını aldı.

İkinci Dünya Savaşı"nın karışık yıllarında arayış ve mücadele içine giren sadece Türkler değildi. Arnavutlar iki ayrı örgüt kurdu. Balistler, Müslüman; Nasyonal Demokratik Şikiptar adlı örgüt ise milliyetçi-komünist Arnavutlarca organize edildi. Balistler, Sırplara karşı yaklaşık 80 bin kayıp verdi. Bosna"daki Müslümanların haklarını savunmak amacıyla, Aliya İzzetbegoviç"in de en genç üye olarak içinde yer aldığı Genç Müslümanlar teşkilatı faaliyete geçti. Prizren"deki Türkler, Genç Türkler adı altında örgütlendi. Niyetleri farklı örgütler de vardı. VMRO isimli örgütün amacı Makedonya"yı Bulgaristan"a bağlamaktı. Drajistler ise kralcı Sırpların teşkilatıydı. Komünist Tito rejimi, kral yanlısı 400 bin Sırp"ı da tutukladı.

İlk tutuklama ve idamlar

1947"de Tito, Stalin"in de baskısıyla Yugoslavya"daki bütün milliyetçi teşkilatları ortadan kaldırmaya çalıştı. İlk tutuklamalar 1947 Ağustos"unda gerçekleşti. İlk grup tutuklu 16 kişinin duruşması 19 Ocak"ta başladı. Bu süreçte basın aracılığıyla ve hoparlörler kullanılarak Yücelciler aleyhinde kamuoyu oluşturulmakta, Türkler sindirilmeye ve psikolojik baskı altına alınmaya çalışılmaktaydı. Tutuklanan Türklerin avukat tutmalarına izin verilmedi. Yönetimin tayin ettiği avukatlar da hapis korkusuyla savunma yapamıyorlardı. 25 Ocak "ta mahkeme jet hızıyla kararını verdi. 27 Şubat 1948 tarihinde dört teşkilat üyesi Şuayb Aziz, Adem Ali, Ali Abdurrahman ve Nazmi Ömer kurşuna dizilerek idam edildi. Geriye kalanlar o zamanın idamdan sonraki en büyük cezası olan 20 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. Mayıs 1948 ve sonrasında da 2. ve 3. grup tutuklama ve sürgün furyası başladı. Bu Yücelciler de 9 yıl ile 1 yıl arasında hapis ve dört ay ile bir ay arasında sürgün cezası aldı. Edinilen bilgilere göre tutuklanarak cezaya çarptırılan Yücelci sayısı 63. Oysa Yücelci sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Ancak, sadece ceza alanlar bilinebildiği için net bir rakam verilemiyor.

Serbest göçe izin verilen 1953"ten 1967"ye kadar 200 bin civarında Türk, Anavatan'a göç etti. Göç öncesinde Makedonya"da yaklaşık 300 bin Türk yaşamaktaydı. Son nüfus sayımına göre bu ülkedeki Türk nüfusu yüzde 3,85. Arnavutlar yüzde 25, Makedonlar yüzde 65. Göç sırasında Yücel Teşkilatı üyelerinin tamamına yakını da Türkiye'ye geldi. Birbirleriyle irtibatlarını kesmeyen Yücelciler 1957"den bu yana düzenledikleri mevlit programlarıyla dört şehitlerini anıyorlar.

Türkiye"de Yücel Teşkilatı hakkında araştırma yapan tek kişi Araştırmacı-Yazar H. Yıldırım Ağanoğlu. Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Kültür Müdürlüğü"nü ve arşiv sorumluluğunu yapan Ağanoğlu, annesinin Yücelciler hakkında anlattıklarıyla büyümüş. 1996"da bu teşkilatı araştırmaya başlayan Ağanoğlu, Türkiye"ye göç eden Yücelciler"den Hüseyin Baykal, Refik Özer ve Şerafettin Ferit"in, 1950"den beri faaliyetini sürdüren Rumeli Türkleri Derneği"nde başkanlık yaptığını belirliyor. Hayatta olan Yücel Teşkilatı Merkez Komite üyesi Refik Özer"in araştırmasına destek verdiği Ağanoğlu, 2003 yılında teşkilatla ilgili 32 sayfalık bir kitapçık bastırmış. Bugün teşkilatla ilgili elde bulunan tek kaynak bu. Bir de Mehmet Ardıcı isimli Yücelci"nin 1991 yılında basılan anı kitabı var.

Makedonya Türkleri"nin yaşadığı bu drama, o tarihlerde Türkiye basını da ilgi göstermemiş. Yücelciler"in yargılanması ve idam edilmesiyle ilgili Ağanoğlu"nun bulabildiği tek haber kupürü Trakya Postası isimli mahalli bir gazeteye ait. Gazetenin idamlardan 10 gün sonra yaptığı haberde "Bu haksızlıkları unutmayacağız. Üsküp"te oynanan kanlı dramdan medeniyet utansın" deniliyor.

Ağanoğlu'nun yanı sıra, yaşayan son Yücelciler"den Necati Çetiner, Refik Özer, Kemal Hakimoğlu, Hüseyin Çelik ve 1948"de şehit olan Nazmi Ömer"in eşi Hacer Yücel"le görüştük. Yücelciler"e o günlerde neler yaptıklarını ve Türkiye ile ilişkilerini sorduk. Tarihe ışık tutacak bilgiler ortaya çıktı. Şunu da belirtmekte fayda var. Görüştüğümüz son tanıklar hâlâ o günleri yaşıyormuş gibi heyecanlanıyor, korkarak bilgi veriyor ve çekingen davranıyor.

"Türkiye"ye istihbarat veriyorduk"

O günleri anlatırken korkusunu gizleyemeyen teşkilat üyesi Necati Çetiner, Makedonya"yı işgal eden Bulgarlar"ın Türklere çok zalimce davrandıklarını söylüyor. Teşkilatlanan komünistlere karşı neler yapacaklarını konuştuklarını anlatan Çetiner, Yücel Teşkilatı"nın hücreler halinde örgütlendiği bilgisini veriyor. Her hücre kendi üyelerini tanıyor. İrtibatı en üsttekiler sağlıyor. Çetiner, Üsküp konsolosu aracılığıyla Türkiye"ye Almanların mühimmat sevkiyatları hakkında askeri istihbarat verdiklerini ifade ediyor. 1944"te demokratik bir Yugoslavya kurulmasını bekliyorlar ama baskıcı komünist Tito rejimiyle karşı karşıya kalıyorlar. "Türkleri komünizmden korumak için faaliyet içindeydik. Yönetim, Türkleri komünist teşkilatı içine çekmek istedi. Ağızdan kulağa propaganda yaptık. Girmedik. Ne var bu Türklerde, komünizme girmediler dediler" diyen Çetiner, Türkiye destek verseydi idamların durdurulabileceğine ve 200 bin Türk"ün göç etmek zorunda kalmayacağına inanıyor. Çok ağır şartlarda geçen hapis cezası bittikten sonra 32 yaşında Türkiye"ye gelen Çetiner, her şeye sıfırdan başlamış. İki çocuğu ve 4 torunu dünyaya gelen 82 yaşındaki Çetiner eşiyle birlikte yaşıyor.

"Büyükelçiyle aleni görüşme hataydı"

Teşkilatın hayattaki Merkez Komite üyelerinden Refik Özer, Türk medyasının tutuklamalar sırasında bir satır haber yapmamasına sitem ederek, "Oranın gazeteleri manşet yapıyorlardı. Burada ses yok. Olanlardan Türkiye"nin haberinin olmaması mümkün değil. Neden yazılmadığını bilemiyoruz" diyor.

Özer, konsolostan sonra Türkiye Belgrad Büyükelçisi ile temasa geçilmesi hakkında şunları söylüyor: "Teşkilatın başkanı Şuayb Aziz büyükelçi ile görüşüyor. Tüzüğü veriyor. Büyükelçi, Şuayb Aziz"e beraber ortaya çıkalım demiş. Büyük bir hata. Onlar büyükelçilikte iken Şuayb Aziz meydana çıkmayacaktı. Büyükelçi almayacaktı onu. Kuşların bile fotoğrafını çekiyorlardı."

Özer, Türkiye"ye geldikten sonra en aktif çalışan Yücelciler"den. Gayretleriyle, Üsküp'te şehit düşmüş iki kişinin eşine, Türkiye"de şehit olmuş gibi paye verilmesini ve maaş bağlanmasını sağlamış. Savaş yıllarında Makedonya"da 300 bin Türk yaşadığını, bunların hayat haklarını korumak için mücadele verdiklerini ifade eden Özer, oradayken bir başkasının hayatını tehlikeye atmamak için evlenmemiş. Özer ilk evliliğini 40 yaşında Türkiye"ye göç ettikten sonra yapmış ve dört çocuğu olmuş. Özer, kendileri gibi Arnavutların da yargılandığını ve onlardan iki kişinin idam edildiğini aktarıyor.

"Misak-ı Milli dışındaki Türklerle uğraşmayız"

Bir başka teşkilat üyesi Kemal Hakimoğlu ise Yücel Teşkilatı"nın kendisi gibi genç Türkleri komünist teşkilatlanmadan uzak tutmak için kurulduğunu belirtiyor. Türk gençlerini Komünist Parti"de görev vererek birbirine düşürmek istediklerini, kendisine de bu yolda teklifte bulunduklarını anlatan Hakimoğlu, "Girenlerden haftada bir malumat istiyorlardı. Müslümandım, Türk"tüm. Bu, örfüme ve an'aneme aykırıydı. Büyüklerim de hükümet ve polis teşkilatından uzak durmamı istemişti. Pasif davranış yaptık. Onların komünist teşkilatına girmedik. Yardımcı olmadık. 17, 18 yaşındaydım. Bizim grupta 30, 35 kişi vardık" diye konuşuyor. Türkiye"nin kendilerine destek verip vermediğini sorduğumuz Hakimoğlu"nun cevabı çok ilginç: "Teşkilat tarafından buraya gelenler oldu 1947-48"lerde, idamlardan önce. Dışişleri Bakanlığı"na gitmişler. Demişler ki, bizi izliyorlar, bizim hiçbir gücümüz, kuvvetimiz yok. Hiç olmazsa gelin bir serzenişte bulunun. O zamanki CHP"li yetkililer, "Misak-ı Milli dışındaki Türklerle biz uğraşmayız" demişler."

Yıllar sonra 1953"te Hakimoğlu"nun dayısının oğlu CHP İstanbul il yönetiminden Sami Funda, Yugoslavya"ya giderek oradaki Türklerin durumuyla ilgili geniş bir araştırma yapar ve rapor hazırlar. Çok iyi Sırpça bilen Funda"nın raporu MİT"te beğenilir. Büyük para teklif edilir ama "Bunu ülkem için yaptım diyerek" reddeder.

Hakimoğlu, Makedonların Bulgarlardan daha milliyetçi bir millet olduğunu da kaydediyor: "Onlarda bir laf vardır: Susa susa. Söylerlerse kulağa asma, bildiğini yap. Hâlâ öyle devam ediyorlar. Gidin Üsküp"e bakın her taraf harabe içinde. Gecekondu muhiti. Onların tarafındaki inşaatlar modern." Hakimoğlu da Türklerin gayrimüslimlerden daha fazla olduğunun, Türkiye"nin biraz destek çıkması halinde göçün yaşanmayabileceğinin altını çiziyor.

"Silahlı hareket yapacaktık"

Makedonya"da o sıralar 300 ile 400 bin arasında Türk yaşadığını ifade eden Hüseyin Çelik, Yücel Teşkilatı"nın bütün Türklerce bilindiğini dile getiriyor. Türkiye"nin, bir ara yardım gelecek denilmesine rağmen hiç destek vermediğini söyleyen Çelik; "Ben öyle biliyorum, iki gün kalmıştı. İsmet Paşa iki gün daha bekleyin dedi. Silahlı bir örgüt değildik ama herkesin bir silahı vardı. Hazır olmuştuk. Bir harekat başlatabilirdik. Yukarısı daha iyi bilirdi. Üçer kişiydik. Teşkilatta ben üç kişiyi tanırdım. Öyle giderdi. Sonra yakaladılar hepimizi. Birbirimizi gördük. Türkiye destek verseydi Makedonya bugün o şekilde olmazdı, orada kalırdık. Çünkü köyleri de teşkilatlandırmıştık. Mücadelemiz komünizme karşıydı. Ama hiç destek gelmedi. Silahlı bir hareket olacaktı" diye konuşuyor.

Çelik, şehit mezarlarının nerede olduğunu kimsenin bilmediğini, idam edilen dört kişiden biri olan Nazmi Ömer"i yakalanmadan bir gün önce gördüğünü dün gibi hatırlıyor.


"ŞEHİDİMİN MEZARINI GÖSTERSİNLER YETER"

Şehit Nazmi Ömer"in eşi Hacer Yücel"in anlattıklarını dinleyip de duygulanmamak imkansız. O tarihlerde Hacer Hanım 23 yaşındadır. Babası bir gün artık evlenme çağının geldiğini ve kendisini Nazmi Ömer"in istediğini söyler. 1946"da evlenirler. Eşi tutuklandığında 9 aylık evlidirler. Tutuklamadan bir hafta sonra 28 Ağustos 1947"de kızı dünyaya gelir. Eşini göstermezler. Aradan üç ay geçer. Nazmi Ömer idama mahkum edilmiştir. Son bir defa görüşmeleri için davet ederler. Eşinin annesi, babası, altı kardeşi ve üç aylık kızıyla birlikte hapishaneye giderler. Gerisini Hacer Yücel şöyle anlatıyor: "O, bir taraftaydı. Teller aşırı duruyoruz. İçeri alındıktan sonra sadece o an gördüm. Hepimiz ağlıyoruz. Kızımı göremiyor ki, yüzünü, gözünü. Elinde bir mendil vardı, onu verdi ona. Ağlamayın dedi, ne ağlıyorsunuz öyle. Ben gidiyorum ama sizi arkamdaki (Türkiye"yi kastederek) milyonlarca kız kardeş ve kardeşe emanet ediyorum. Yaşasın Atatürk Türkiyesi, yaşasın Türkiye, dedi. Derken hemen kolundan tutup götürdüler. Bir daha da göremedim. Mezarını da görmedim. Nereye gömüldüğünü bilmiyorum."

İdamdan sonra Nazmi Ömer"in ailesi tarafından verilen yatağını iade etmişler. Hacer Yücel, yatağı öpüp koklarken içinden bir not çıkmış. Anne, babası ve kardeşlerine hitaben yazılan notta, "Eşim Hacer ve kızım Ayla"ya iyi bakın" diyormuş.

Hacer Yücel, 1957"de Türkiye"ye gelinceye kadar sürekli takip edilmiş. Orada kaldığı süre içinde 1950"de kurdukları Türk tiyatrosunda önemli rollerde oynamış. Bir daha hiç evlenmeyen Yücel, eşinin ailesinden ve kızından ayrılmamış. Bugün iki de torunu var.

Yücel, evlilikleri süresince sormasına rağmen, faaliyetleri hakkında kendisine bir kelime bilgi vermediğini söylüyor. İdamdan sonra babasını da "sen bile bile kızını bir Yücelci ile evlendirdin, sen de onlar dansın" diye tutuklayarak 20 yıla mahkum ediyorlar. Türkiye destek verseydi, idamların olmayacağını ifade eden Yücel, "Ölüme giderken bile yaşasın Türkiye, yaşasın Atatürk Türkiyesi demesini hiç unutamıyorum" diyor.

Refik Özer"in gayretleriyle üç aydan üç aya 300 milyon TL şehit maaşı alan Yücel, Türkiye"den ne bekliyorsunuz sorusunu şöyle cevaplandırıyor: "Türkiye"den bir şey beklemiyorum. Mezarını bana göstersinler yeter. Alsınlar buraya gömsünler yeter. Nereye gömüldükleri belli değil. Kimse de bir şey söylemedi."

aksiyon dergisi..

devrimci bosnak
18-12-06, 22:42
Sayin kutanovic ve sayin bosnakizim nickli arkadaslar lutven dusuncelere saygili olalim.
Su anda bosnada sancakta bir anket olsa inanin insanlar titoyu hala savunuyo.
sayin kurtanovic kendi siten var orda onerdigin kitap derin sol dilmi lutven burda sola yada demokrat kesime karsi sinsice kinini kusma siten var ve orayla ilgilen.
saygilarimla
NOT: sayin bosnakizim deden beganin dedesi kadar cetnik oldurmusmudur bu gun hala raska ve kralevo bolgesinin cetnikleri onun adindan nefret eder cetnikler onu adini duydumun titriyolar biliyomusunuz once biraz saygili olun /

agovic
19-12-06, 07:58
Tito'nun Yugoslavya'yı birarada tutma çabasına onun penceresinden bakarak mana yükleyebiliriz. Ancak bu kesinlikle başarılı ve adil bir yönetim gösterdiği anlamına gelmeyecektir.

Tito'nun bir hırvat babadan ve sloven anneden olmasını ele alarak çetnik olmadığı kanısındayım. Müslümanların onun döneminde rahat yaşadığı söyleniyor. Şunu açıklıkla belirtmeli ki müslüman olanlar onun döneminde müslümanlığı yaşayamamışlardır. Dini eğitim alabilmeleri ve nesillerini yetiştirebilmeleri için gerekli imkanlar kendilerine verilmemiş, aksine mevcut imkanlar da ellerinden alınmıştır. Bu uygulama komunizmin "din tanımama" özelliği ile açıklanır bazılarına göre; peki sırplarda veya başka ırklarda neden bu tür kısıtlamalara gidilmedi.

2. dünya savaşı sonrası müslümanlar üzerindeki baskı ve zorbalıkları tarih kitaplarında aramakla bulamazsınız. Bu olaylar bizlere yani yeni nesile ancak canlı şahitlerle aktarılabilir.

Camiye giderken takkesi olduğu için gözaltına alınanları hiç bir kitap yazmaz.
Bir bayram namazı vaktinde caminin içine atılan domuz başlarını hiç bir objektif(!) tarih kitabında bulamazsınız.

Olaya çok basit ve düz bir mantıkla bakalım. Madem ki müslümanlar Tito döneminde rahatlardı, dinlerini diledikleri gibi yaşayabiliyor ve aktarabiliyorlardı; neden çoluklarını çocuklarını, hayallerini, umutlarını yüklendiler de bambaşka diyarlara göç ettiler. Göç etmek kesinlikle keyfi bir hareket değildir.

Bazen babam da "Tito zamanında sıkıntı pek yoktu" gibi sözler sarfetmiştir. Ancak babamdan daha sık duyduğum cümle "eğer Türkiye'ye gelmeseydik müslümanlık diye birşey kalmazdı bizde" olmuştur...

Yani olay bu kadar da basit aslında... Tito zamanında insanlar(özellikle müslüman halk) manevi duygulardan uzak bir hayat sürdürmeye doğru yönlendirilmiştir. Tabirimi mazur görün, müslümanların "OT GİBİ BİR HAYAT" yaşamaları için çalışılmıştır. Çalışsınlar, gitsinler, gelsinler, evlensinler, çocuk doğursunlar, vs.... Kimse hiçbirşeyi sorgulamasın, araştırmasın, Allah akla bile gelmesin...

Bir lokma ekmeğin mutlu olmak için yeterli olabildiği bir dönemde yaşamıştır büyüklerimiz... Mutlu olabilmek adına bir lokma ekmeği yeterli görenler orada hayatlarına devam etmiş, İslamdan uzaklaşmaya başladıklarını farkedip de mücadele gücü olmayanlar ise başta Türkiye olmak üzere yeni diyarlara göç etmişlerdir...

Miloşeviç ve yanındaki itlerin başlattığı soykırım hareketi müslümanların gözlerini açmıştır. Müslümanlar narkozun etkisinden kurtulup bu kalleşlerin kendilerine neden saldırdıklarını anlamışlardır... Aralarındaki farkın, savaş sebebinin din olduğu gerçeğini görmüşlerdir. Balkanlardaki(Bosna Hersek, Sancak, Makedonya, vs...) yeni neslin bu gerçeğin ışığında yetişmeye başladıklarına inancım sonsuz artık. Dinine ve milletine sahip çıkan bir nesil yetişiyor. Tito'nun göz boyamalarından sıyrılmış, dostunu düşmanını tanıyan bir nesil...

muric_87
19-12-06, 14:34
bosnakizm ve kurtanovıce katılıyorum...tito sadece göz boyamıstır onun donemınde hiç bir cami veya ibadedhane kullanılamıyordu yasaklamıstı..anti titoculara cetnık dıyenlere duyrulur siz musluman degılmısınız?
1 deee...kurtanovıcle ve bosnakızme dusuncelere sagı duyalım demıssınız.bu da onların ve bızım dusuncelerımız...herkese saygılar...

stnbl
19-12-06, 15:19
Belki de iktidarda kaldığı 35 sene boyunca söyle(ye)mediğini ölümünden birkaç ay önce kendisini ziyarete gelen eski ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı W. Averell Harriman’ın “peki sizden sonra ne olacak?” sorusuna cevaben söylemişti: “Beni anlamıyorsunuz. Ben Partizanların lideri olarak başa geçtiğim zaman tüm ülke beni destekledi. Bir daha asla böyle bir şey olmayacak. O dönemde savaş nedeniyle bu kadar büyük bir güce kavuşmuştum. Bir tek ardıl seçmem olanaksızdır. Sonuçta ülkeyi bölünmekten kurtarmanın yolu yoktur!”



Küçüklüğünde tito hayranı olan ancak okudugu birçok kaynaktan sonra onun ölümüne boş yere agladıgını anlayan bir gencin sözleri:

“Ülkeyi, Kendisi Ölümsüz Gibi Yönetti”
Onun, sistemi kurarken tamamen hatalı olduğunu söylemiyorum. Yanlışı, yönetme tarzıydı. Çok basit bir açıklamayla, ülkeyi sanki kendisi ölümsüzmüş gibi yönetti.
Bugün, onun arkasından yas tutan ve “Yugoslavya, harikalar diyarı” nostaljisini yaşayan insanları çok garipsiyorum. Ondan sonra gelenlerin daha iyi olduğunu düşündüğüm için değil; ama biliyorum ki Tito’nun Yugoslavyası sadece bir “teneffüs”tü. Katliamlar için kısa bir uyku dönemi ve batı kredileri, Rus silahları ile “ev yapımı ideolojik uydurmaların” desteklediği bir ilizyondu sadece.

Sladjana Perkovic
Bosna Hersek – Sırp Cumhuriyeti/Banja Luca
"Benim için Tito dönemi Yugoslavyası hakkında konuşmak pek de kolay değil çünkü ben Tito’nun ölümünden yaklaşık bir yıl sonra doğdum. Ancak aktarabileceklerim, bana büyükannemden miras kalan cümleler. Büyükannem, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tito’nun ordusunda savaşan bir askerdi ve bana yaşamı ve savaş hakkında pek çok şey anlattı.
Söyleyebileceğim, o dönemlerde yaşamın mükemmel olmadığı. Yeterli yiyecekleri ya da ihtiyaçları olan diğer maddeler yoktu çünkü ülkem tamamen yok edilmişti. Ancak en önemli şey umuttu. İnsanlar umut doluydu. Nitekim 1960’lar ve 1970’ler süresince pek çok insan iş sahibiydi ve hatta batılı ülkelerden krediler geliyordu. Yani ülkede hoş ve normal bir yaşam sürülüyordu. Paramız ve geçerli pasaportlarımız vardı.
Bugünse durum çok çok farklı. Özellikle bizim için burada, Bosna Hersek’te. İş yok, fabrikalar çoğunlukla çalışmıyor, gençlerin aklındaki tek şey; bir an önce ülkeyi terk etmek. Hiç kimse yarının daha güzel olacağı umudunu taşımıyor artık.
Tito, mükemmel bir yönetici değildi ama söyleyebileceğim, şu anda, benim ülkemde durum o günlerdekinden kesinlikle daha iyi değil."




ankara üniversitesi iletişim fakültesi öğrencilerinin hazırlamıs oldukları tezden alıntı

boSNak?zm
19-12-06, 18:00
Sayin kutanovic ve sayin bosnakizim nickli arkadaslar lutven dusuncelere saygili olalim.
Su anda bosnada sancakta bir anket olsa inanin insanlar titoyu hala savunuyo.
sayin kurtanovic kendi siten var orda onerdigin kitap derin sol dilmi lutven burda sola yada demokrat kesime karsi sinsice kinini kusma siten var ve orayla ilgilen.
saygilarimla
NOT: sayin bosnakizim deden beganin dedesi kadar cetnik oldurmusmudur bu gun hala raska ve kralevo bolgesinin cetnikleri onun adindan nefret eder cetnikler onu adini duydumun titriyolar biliyomusunuz once biraz saygili olun /

Arkadaşım saygısızlık yapan yok merak etme.. bir sorunları varsa eğer kendileri ifade edebilcek olgunluktaki insanlar olduğunu tahmin ediyorum..sizin demenizle değil..

o arkadaşın dedesinin hangi niyetle çetnikleri öldürdüğünü bilemem.. çünkü tito bir hırvat katolik idi.. komutanının ne olduğunu bilemem.. varın siz düşünün bunu da..

Benim dedem 2. dünya savaşında aslanlar gibi sırp çetecilere karşı dinini,ailesini,kimliğini Allah'a şükür en layıkıyla korumuş ve bu uğurda savaşmıştır.. Kendisi hala yaşıyor izmire yolun düşerse haberim olsun tanıştırayım sizinle..
Saygı konusuna gelince began nikli arkadaşın benim dedeme karşı çetnik lafını kullanmasını görmemişsin sanırım... ben bunu kendime küfür kabul eder.. lakin böyle forum ortamında bulunduğumuzdan dolayı terbiyeli davranmaya çalıştım..
Buradan çok kıymetli muzo abime de saygılarımı sunarım..:):)

sejkic
19-12-06, 18:26
titoyu savunan sancaktan gelen hemserilerimizin ailelerinin hepsi tito yönetiminden kaçıp bu ülkeye geldiler, bu titoyu savunmanın anlamsızlığı mantıksızlığı nedir? tito öldü yugoslavya feci şekilde öldü, cesedi tanınmaz halde, titodan kaçıp bu ülkeye gelip en büyük tito demenin manası nedir? akla mantığa uyarmı? Boşnak kimliğinin yokedilmesinin temellerini atan kimdir? titodur. bir boşnak nasıl titoyu sever, o büyük yugoslavyada yıllarca uyutulup, özellikle tito yönetiminde yok farzedilmiş sonrasında katliama maruz kalan tek millet boşnaklardır, Ben bosna kökenli turkiyeye gelen eski boşnaklardanım, aynı soyadını paylaştığımız akrabalarım hala oradalar, sırbın elindeki yugoslav ordusu bosnada akrabalarımızı katledip, yokettiğinde aklı başında bir insan olarak, ben nasıl kusturica adisi gibi yugoslavım derim allah aşkına, demokratlık bu değil.

sejkic
21-12-06, 08:19
tito tarihsel bir kişiliktir, eleştirilebilinir sevilebilir, sevenler eleştirilmesine karşı çıkmadan fikirlerini söyleyebilir, sevmeyenlerde aynı haklara sahiptir, tarihsel bir kişiliğin tartışılması kişisel SİYASİ boyuta çekilmesine ne gerek vardı. Benim gördüğüm kadarıyla Bosna ve sancak ile ilgili siyasette hiçbir şekilde kavga çıkmıyor fakat sonrasında nasıl oluyorsa her konu kişisel siyasi görüşlerin kavgasına dönüşüyor. Bu yugoslavya olayının yugoslav kelimesinin anlamı üzerine çıkan tartışmalar çok gereksizdir, yugoslavya artık yoktur, dikkat edin bu siyaset kavgaları yüzünden tarih bile tartışılamayacak hale geliyor, herkes kendi doğruları söylemek yerine insanlar birbirlerine laf sokma yarışına giriyor

not: ya arkadaş dağılan yugoslavya, sırbı hırvatı turkçe okumayı bilip kazala bu foruma girse, ya bu boşnaklar kaçmış gitmiş hala titoyu tartışıyor diye makara yaparlar, millet birbirine düşüyor der gülerler, bundan 10 sene önce bir hırvat ulan siz köylüler ingilizce konusabilirmisiniz diye benle kafa bulmuştu, bundan 10 15 sene önce yokolmuş bir kavram ve düzenin muhabbeti yapılacağına, boşnak toplumunun geleceği, gençliği ile ilgili boşnak kimliği ile ilgili şeyler tartışılsın, herkes burada boşnak olduğu için bulunmakta, ne görüşte olursanız olun farkında olmasanızda boşnaklık ile ilgili milli duygular hissetmektesiniz, geriside gelir insalah...

Konu yönetim kurulu tarafından incelenmek üzere kilitlenmiştir.
saygılar

vodolia
21-12-06, 08:31
doğru olmayan noktalar gelen bir tartışma malesef...tito dönemine, boşnaklar açısından bakarsanız çıkarılabilecek birinci sonuç, belli ölçülerde ekonomik refahın yaşandığı, kimlik anlamında belli bir çerçevede somut sonuçların alındığı gerçeğinin yanında, ikinci ve asıl sonuç ise; boşnakların dini özgürlüklerini yaşayamadıkları, önemli sayıdaki göçlerle, demografik yapının sistemli bir biçimde değiştirilmeye çalışıldığı, boşnakların çoğunlukta olduğu bölgelerde, her türlü yatırımın eski yugoslavyanın diğer bölgelerine göre bilinçli bir şekilde kısıtlı ölçülerde yapıldığı gerçeğidir....ve genelde bizler yoğun olarak bu ikinci sonucun etkisi altında kaldık....dağılan yugoslavya sürecini de, bu ikinci bilinçli ve sistemli, zayıflatıcı ve güçsüzleştirci sonucun etkileriyle bu boyutta yaşamak zorunda kaldık...yugoslavya bana göre devlet olma kriterleri anlamında adil olmayan yapay bir oluşumdu...bu yüzden de bitti....

NOT: ben bu mesajı yazdığım sırada sn.sejkic mesajlardaki bazı ifadeler yüzünden konuyu kitleme gereği hissetmiş ve konuyu kitlemiştir..anlayacağınız ben sn.sejkic'in konuyu kitlediğini görmeden mesajı kaydetmişim...açılan herhangi bir başlığın yöneticilerin yorumuna açık olup üyelere kilitli olması durumu sözkonusu değildir..saygılarımla

sevdalinka
29-01-07, 21:16
Sayın üyelerimiz; konu incelenmiştir ve gereksiz, tahrik edici mesajlar silinmiştir. Bu konunun tekrar kilitlenmemesi için ve herkesin görüşünü rahatça açıklayabilmesi için lütfen birbirimize saygılı olalım ve forum kurallarını ihlal etmeyelim. Saygılarımı sunuyorum...

sarenalaja
29-01-07, 23:05
tito soyle der :
"dunyanin gelecegi bagimsiz ulkelerin elindedir.
"bugun dunyanin bagimsiz ulkeler siralamasinda ulkemiz
basi cekiyor. dunya savaslarindan sonra kurulan buyuk
yugoslavya federasyonu, emperyalistlerin emellerini
dogu avrupa'nin ortasinda kesmektedir.
"ancak ulkemiz kristal bir kuredir. ben josip broz
tito, bu kureyi ellerimle tutarak degil alttan
nefesimle ufleyerek havada tutuyorum. umarim benim
nefesim tukendiginde hemen birisi gelir ve bu gorevi
devralir. yoksa kristal kure yere duser ve tuz buz
olur.
"iste o zaman dunyanin kaderinin korunmasi baska
bagimsiz ulkelere kalir. nasir, benim dostumdur ancak
ondan once dunyanin geleceginin korunmasi anadolu'ya
duser. anadolu'da kemalistler tarafindan kurulan
devletin temeli bagimsizliktir.
"bu yuzden anadolu, dunyanin kaderini kurtarma
gorevini omuzlarina alir.
"yoksa, anadolu teslim olursa cephe daralir
sovyetler'in giris kapisi acilir."

ekşisözlük

latrodectin arkadaşımıza mnogo hvala :)
gerçekten tito'nun nerede ise haritasını çıkartmış literatürel manada...özellikle kişiliği hakkında fikir edinmemiz sağlayan sözleri...
unutulmaması gerekiyor ki 2. dünya savaşından sonra amerikanın haricinde bütün devletler nerede ise diktatörlük şeklinde yönetimleri ile ayağa kalktılar ...japonya mucizesi böyle doğdu...
tarihin getirilerinden ya da gereklerinden biri de buydu ve o dönemde iki büyük liderden bahseder kaynaklar ;
biri mustafa kemal atatürk 'tür ki zannediyorum tanımıyanınız yoktur. bir diğeri onun arkadaşı ve dostu olarak tanımladığı josip broz tito.'dur
her iki adam (adam dediğim için kusura bakılmasın ama adamdılar en nihayetinde) ....neyse her iki lider çok ama çok zor olan bir şeyi gerçekleştirdiler..
atatürk bir yanda kozmopolit bir ülke olan türkiyede demokrasi ve özgürlüğün temellerini attı ve bir çok kişi tarafından diktatörlükle suçlandı belki de kısmen doğru idi...ama gereklimiydi evet!!!
bir diğer yandan balkanlar..balkanların kanı , hanı , hamamı, kalbi herşeyi yugoslavya...avrupaya geçiş yolu, karl marx'ın deyimi ile avrupanın etnik süprüntülerinin yaşadığı topraklar...belki inanılmaz ama demiştir bu sözleri kendisi...başka bir konu tabii, neyse;
şimdilerin bir çok insanın gıpta ettiği geleneklerine, kültürüne bağlı ahlaklı (avrupa, amerika ve diğer arap ülkelerine nazaran)
çingenelerin, slovenlerin, sırpların, bosnalıların, makedonların ve türklerin , hatta ve hatta hırvatların bulunduğu balkanlar. ve 6 ayrı devlet yapısını ve 10 a yakın milleti birarada tutan sistemin babası tito..
bir çok kaynak şunu iddia eder ...eğer avrupa bu kadar kibirli olmasaydı belki de federasyonlar özgürlüğün temeli olacaktı gelecekte..bilemiyoruz...günümüzde tek bildiğimiz tito'nun dedği gibi nefesi gittiği ya da bittiği andan sonra kürenin tuzla buz olması...
sadece bu açıdan bile geleceği görmesi ile tito büyük bir adamdı diyebilir miyiz? sanırım evet...

agovic
30-01-07, 00:34
Tarih, kişileri insani duygularından ziyade fikirleri ve icraatleri ile hesaba çeker. Bu nedenle Bilge Lider Alija, Tito hakkındaki kişisel düşüncelerini kendinden beklendiği şekliyle ifade etmiştir. Tito'nun kişiliği belki iyi idi ama ideolojileri ve temsilcisi olduğu görüşü her zaman için tartışılacaktır. Ve bu dünya durdukça devam edecektir. Benim için siyah olanın başkası için beyaz olması kadar olağan birşey yoktur.

devrimci bosnak
30-01-07, 01:02
beyazida bilmek lazim.
aliya nin tek bir hatasi vardir onun disinda hicbir hatasi yoktur.
saygilarimla kardesim agovic

vodolia
30-01-07, 07:10
Bana göre her gerçekçi başarının arkasında yatan temel prensip, hakkaniyetli, ileriyi görebilen, dünyanın gerçeklerini doğru hesaplamış, sürdürülebilir bir nitelik taşıyor olmasıdır..mutlaka Tito'nun yaptığı başarıyla sonuçlanmış politikaları var...ama en önemli gerçek, artık onun 'tarih' olduğu gerçeğidir...Atatürk'ten en büyük farkı bu. Bu, yeterince büyük bir fark bana göre.saygılar

latrodectin
05-02-07, 11:08
En üst mevkide yer alan kişi,tanım gereği,bir dikta sisteminde en önemli rolü oynayan kişidir.Burada şunu sormak gerekir:Bu kişi, eğer iyi bir karaktere sahipse,diktatörlüğü demokrasi gibi bir şeye dönüştürebilir mi?Benim fikrime göre, bu sorunu cevabı olumsuzdur.Belki bazı iyi diktatörler vardır, ama asla iyi bir diktatörlük rejimi olamaz.Bu rejimlerin hepsi insan onurunu aşalağıyıcı,üretkenliği engelleyici rejimlerdir.Görünürde ekonomik gelişme,eğitim,sağlık,sözde bedava sosyal sigorta gibi iyi şeylerden yana olsalar bile,son tahlilde hepsi olumsuz sonuçlar doğurmaya mahkumdur.Bu rejimlerde insan haklarına saygı özendirilmez, buna bağlı olarak da istense bile ne güvenlik sağlanabilir ne de maddi refaha ulaşılabilir.Bu rejimler özgürlükleri baskı altında tutarak, sağlıklı uzlaşmaları engelleyerek ,ideolojik ölçütler (uygunluk da denir buna) koyarak bunlara karşı durabilecek yetenekli insanları toplumsal çalışmalardan alıkoyup ikinci plana iterler ve herşeyin vasat bir seviyeye indirgenmesini sağlarlar.Sonuç ise özgür ülkelere karşı kaybetmek şeklinde ortaya çıkar.(Bunun en klasik örneği Soğuk Savaş sırasındaki ABD-SSCB yarışı ve bu yarışın kaçınılmaz sonucudur)
Tito Yugoslavya'sı bu bahsettiklerime iyi bir örnektir.Kendisini tanıyan pek çok insana göre, Tito iyi birisiydi, aslında bu söylenen pek de yanlış değildir,ama Tito sistemin özünü de kaderini de değiştiremezdi.O, diktatörlüğü sadece biraz çekilir hale getirmiş ,ama ortadan kaldırmamıştı.Böyle bir Yugoslavya gerçek bir refah seviyesine ulaşamazdı.En iyi zamanında bile Yugoslavya dışarı işçi göndermiştir.(En iyi işçilerimizden 700.000'i ekmeğini,işini kendi ülkesinin dışında aramak zorunda kalmıştır.)1970 lerin görünürdeki zenginliği sürekli dış borç alınarak sürdürülmüştür.Dağılmadan önce Yugoslavya nın dış borcu 20 milyar dolara varmıştı,bu kişi başına 1000 dolar borç demekti.Katı bir tek-parti sistemi,özgürlük insan hakları ve ulusal haklar gibi sorunlardan dolayı küçüldü ya da bu sorunları güç kullanarak,insanları hapse atarak çözmeye çalıştı.Siyasi özgürlükle çözülebilecek gerilimler birikti birikti ve kaçınılmaz olarak patladı.Sonucun ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz.
(Crans Montana Toplatısındaki Konuşma, 25 Haziran 1999,İsviçre)

ALİYA İZZETBEGOVİÇ,TARİHE TANIKLIĞIM - EK-7 SYF 545-546

hakane
10-02-07, 22:08
Bu konudaki kilit kaldırılmış. Buna o kadar çok sevindim ki...

Tito farklı bir sosyalizm modeli uyguladı; merkeziyetçi değil "özyönetimci" bir modeldi bu. Sonuçta, Avrupa'da çevrenin ve tarihi dokunun en iyi korunduğu, yeşil, güçlü, birleşik, sanayileşmiş, refah düzeyi yüksek bir ülke kurdu(Ölümüne kadar).

Yugoslavya ve Tito bir efsaneydi; bağlantısızlar hareketinin önde gelen liderlerinden biriydi. Avrupa'da Doğu Bloku'na katılmayan (Varşova Paktı'na üye olmayan) tek sosyalist ülkeydi.

Bu foruma ve bizlere de bu yakışırdı zaten. Şimdilik başka yazacağım bir şey yok.

emirovic
11-02-07, 13:31
Tito yu Arnavutlukta ki insanlarda severler .bir laflari vardir keske Enver Hoxha da tito gibi olsaydi.Tito ne USA nin ne de CCCP nin yaninda idi .Bende sadece o kadar milleti bir arada tuttu diye seviyorum.Bosna da bile onu hala cok seven Muslumanlarin da oldugunu biliyorum.Makedonya dan Turkiye gocen akrablarim bile onu hep overler.Bu ara da Milosevici Tito yetistirdi deniyor oysa Tito sosyalist Milosevicte eski bir komunisti ve Sonra Fasist bir cetnik oldu.Burdan Tito ile Milosevicin hicbir benzer noktasi yok.Tito eger bazi Muslumanlara baski yapmis sa bu da 2.Dunya Savasinda hitlerin SS tugayinin kurdugu hancer birliligidir.bu birlikte Katolik Hirvatlar Musluman Bosnak ve Arnavutlar da vardi.Tito bir Hirvat ti .Bu birligin icinde yer almis Hirvatlara da ayni sekilde baski yapti.

Kurtanovic
12-02-07, 11:06
Siz Hiç MİLOVAN CİLAS diye birisini duydunu mu ?
Onun YENİ SINIF diye bir kitabı var...
Orada Tito'nun yeni rejimini gözler önüne serdiği için hapsedildiğini de bilmezsiniz...
CİLAS'ın bir "partizan" olduğunu ve titonun en yakın arkadaşı olduğunu da bilmezsiniz...
"aşkın gözü kör" maalesef..:)

donçe lekiç
12-02-07, 12:28
cenabu hak nur içinde yatırsın neden se hem millet göz önünde bulunan insanları başına taç yapar bu piskolojiyi anlıyabilmiş değilim.

hakane
13-02-07, 17:54
Siz Hiç MİLOVAN CİLAS diye birisini duydunu mu ?
Onun YENİ SINIF diye bir kitabı var...
Orada Tito'nun yeni rejimini gözler önüne serdiği için hapsedildiğini de bilmezsiniz...
CİLAS'ın bir "partizan" olduğunu ve titonun en yakın arkadaşı olduğunu da bilmezsiniz...
"aşkın gözü kör" maalesef..:)



Milovan Cilas'ın "STALİNLE KONUŞMALAR" adlı bir kitabı var(YENİ SINIF kitabına benzer özellikte bir kitap..). 1964 yılında yayınlanmış. Bu kitabı yazdığından dolayı Cilas 8 yıl hapse mahkum olmuştu. Yani TİTO 1950'lerde yola çıktığı adamın nasıl biri olduğunu geç de olsa anlamış.. Gazi M.Kemal ATATÜRK'ün de benzer arkadaşları vardı...Onun arkasından kuyusunu kazan..

Alıntı...
"Yugoslavya, 1945’te Nazilere karşı yürütülen çetin bir bağımsızlık mücadelesinin sonucunda kuruldu. Doğu Avrupa’daki diğer sosyalist ülkelerin hepsi, bağımsızlıklarını Sovyetlere borçluydular.
Kişisel ek: Demek ki M.Cilas'da öyle düşünenlerdenmiş:)
Bunların hepsinin liderleri, Nazi işgali karşısında Moskova’ya sığınmış; ülkeleri işgalden kurtulunca gelerek devletin başına geçmişlerdi. Yalnızca Tito, halkıyla birlikte aynı tehlikeleri ve acıları göğüslemiş; kendi örgütlediği Partizan birliklerinin başında savaşı bizzat yürütmüştür. Bu yönüyle, Kuvayı Milliyenin başındaki Mustafa Kemal’in eylem çizgisini sürdürmüş gibidir."

Baştan sona okumanız dileğiyle devamı burada dostlar"Sağlam kaynak:)"http://www.politics.ankara.edu.tr/sbflocal/index.php?uye_adi=isikli&baslik=Yugoslavya+%D6rne%F0i

Her okuduğumuz-incelediğimiz kitaptan sonra " vay be demek böyleymiş" dersek...Olmaz böyle üstadım..İnsanlığın değer yargıları bile alt-üst olur Vallahi...Önce bir akıl süzgecinden geçirin okuduğunuz kitabı... Okurken aynı tarihte yaşamışcasına yorumlayın yazıları... Günümüz koşullarına göre değil. Haddimi aştığım için kusura bakmayın. Ben kimimki size nasıl kitap okunacağını anlatıyorum? Kısacası üstadım Rahmetli Alija İzzet BEGOVİC'i eleştiren yazılar da çok..Ne yani?..İnanalım mı şimdi?..

Kurtanovic
14-02-07, 05:51
Mustafa Kemal;
Osmanlı İmparatorluğunun bir "Kurmay Subayı" idi...
Tito ise bir tornacı..(Yanlışsam düzeltiniz)
Tito önce Kralını sattı(?)Sonra Stalini Sattı ve İngiliz emperyalizmine teslim oldu...
Marksist jargon kullanan sizin gibi "babadan solcular"ın hala Tito'yu sahiplenmeleri enteresan bir ironi doğrusu...
Sitedeki "Atatürkçülere" rüşvet babından olmak üzere; Atatürk'le kıyaslamanız, Hem Atatürk'e, hemde Marksizme "hakaret" sayarım...
Marksistler; Atatürk'ü bir "Burjuva Milliyetçisi/Devrimcisi" sayarlar...
Kemalizm; Burjuva Devrimciliğidir derler...
Özünde ilerici kabul edilmesine karşılık; "Marksist açıdan gerici" özünü muhafaza eden bir "devrim"dir...
Lütfen sizden rica ediyorum...
Türkiye'de Yugoslavya/Tito çizgisinde bir "solcu/devrimci örgüt" adı verebilirmisiniz???
Bir tane , sadece bir tane yazın...
Ondan sonra gelelim Tito'nun "dünya görüşünü" Marksist perspektiften tartışalım...
Bırakın bu "Birahane devrimciliğini" de biraz kitap okuyunuz..
Hurafelerle/efsanelerle işiniz olmamalı eger "Materyalist Diyalektik"e iman ediyorsanız...
Diyalektik olarak Titoizm; Marksizmden "sağ sapma" bile sayılamaz...
Dönek bir Marksist olarak; Marksiszmin "anavatanı" SSCB'ni İngiliz emperyalizmine satmıştır...
Siz Nasıl Solcusunuz???
Gülelim mi-Aglayalım mı? Halinize...Karar veremedim...
Bir de Mustafa Kemal ile özdeşleştirmeniz...
Çok ayıp dogrusu...
Deve Kuşu misali olmuş...
Deve mi ? Kuş mu???
Lütfen arkadaşlar...
İdeolojik bir duruşunuz oldugunu ima ediyorsunuz ama farkında olmadan İngiliz emperyalizmine teslim olmuş titoyu yüceltirken, NASIL SOLCU KALABİLİYORSUNUZ...
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ...
derdi Ahmet Kaya...
Topragı bol olsun...

Kurtanovic
14-02-07, 06:07
Sayın kurtanıviç burada tarihçi gibi yazı yazmak istemiyorum zaten yazamamda değilim.Lakin burada insanlar sadece kendilerince doğru bildikleri ve bazı uygulamaları yanlış dahi olsa birinsan hakkında hissettiklerini açıklıyorlarsa en azından buna saygı duymak gerektiğini biliyorum daha önceki yazılarınızda tito için olumlu bişiler yazanlara titofillerdiye hitap ediyordunuz.O zaman ben bir titofilim nedenine gelince her zaman söylediğim gibi ben gerek ailemden gerekse YUGOSLAVYA ve BOSNA'daki tanıdıklarımdan TİTO hakkında kötü bir şey dıymadımgerçi ben onun döneminde hayatta değilimdim ve tahminimce sizde değildiniz fakat sağlam kaynaklara dayanarak çok güzel yazılar yazıyorsunuz titofillere:).ama size bir önerim var çevrenizdeki büyüklerebir sorun TİTO'yu ne diyecekler iyi ya da kötü nedenlerinide sorun zaten sizin dayandığınız kaynaklar ve tarih kitaplarıda bu şekilde oluşmamışmıydı.

Sevgili Kardeşim,
Benim babam bir "partizan" savaşçı olarak ilk Yugoslavya ordusunda savaşmış insan...
Ben de çocukken büyüklerimden çok dinledim "sizler gibi", fakat daha sonra "büyüyünce" aslını merak edip kitaplardan/kaynaklardan da faydalandım...
Sizin eksiğiniz bence kaynaklar yerine duygusal bir şekilde anlatılanlara takılıp kalmış olmanız...
İşte bu sebeple "titofil=titosever" adını taktım sizin gibi arkadaşlara...
Çünkü "Bilimsel olandan" degil de "duygusal" olan bilgilere dayanarak yazıyorsunuz...
"Yarım Hoca Dinden Eder. Yarım Doktor Candan Eder"
Atasözünden esinlenerek; sizlere hiçbir karşılık beklemeden, "dogru bilgileri" vermeye çabalıyorum...
Bazı kardeşlerimiz ise "Huysuz bebeklerin" annelerinin agızlarına tıkıştırdıkları "mamaları" dışarı tükürmek gibi bir davranış biçimlerini "huy edinmişler" maalesef...:)
Biz burada kaynakları yazmamıza ragmen, onlar hala "birilerinden duydukları" efsanelere itibar etmeye ve üstalik inatla savunmaya devam ediyorlar...
Ne diyelim artık...(Azimle işeyen, mermeri deler...) :)

hakane
14-02-07, 20:18
Kaynak ortada...Bilimsel bir eğitim kurumunun(üstelik siyasal bilgiler fakültesi)sitesi. Uyduruk kaydırık "teorilerden" veya "kaynaklardan" alıntı değil. Benim bir tek amacım var. Sitedeki insanlara doğru bilgi aktarabilmek, bildiklerimi paylaşabilmek. Bunu yapabilirsem ne mutlu bana...Karşımdakinin görüşü Sağcı, Solcu, Ortayolcu olmuş hiç farketmez. Doğruyu savunsun yada bilsin yeter. Bazı insanlar gibi farklı amaç gütmüyorum...

Geçenlerde bu konu hakkındaki yorumlara bakıyordum.....

Yanlış hatırlamıyorsam genç bir forum üyesi "Büyüklerim onun için iyi birisiydi" demiş. Gayet masumhane ve saf duygularıyla... Sonrasındaki yorumlara bir baktım. "Olur mu öyle? O senin bildiğin gibi biri değil..Böyle yaptı şöyle yaptı..ya getirmişler"konuyu. O gençlerin büyüklerine güvenini bile yitirmesine yol açacak görüşte insanlar var ne yazık ki!. Onun büyükleri yanlış biliyor, benim büyüklerim yanlış biliyor,sizlerin büyükleri yanlış biliyor, bir tek karşı çıkanlar doğrusunu biliyor.
Yıllar önce Arnavut bir büyüğüme sormuştum. Abi sence Tito nasıl birisiydi diye? Bana"Tito iyiydi ama Sosyalistti" demişti. Hiç unutmam onu..Çünkü Sosyalizmi savunmak zorunda değil. Ama doğruyu da çarpıtmıyor aynı zamanda. "Bugün Liseye denk gelecek şekilde okuduysam, Birkaç dil konuşabiliyorsam onun sayesindedir. Kosovada yaşayan bizler hiçbir zaman alamadığımız hakları onun zamanında aldık"demişti. Bu büyüğümü sık olmasa da hala görürüm. Her gördüğümde de söyledikleri aklıma gelir.
Forumdaki sanal hayatta da bu böyle gerçek hayatta da!..Tito'yu kötüleyen bu tip insanlar gençlerin kafasındaki o masumhane inancı kullanarak kitlelere kendi istediğini dayatmaya çalışıyor. Tito'nun ölüsünden bile korkuyorlardır belki! Sosyalist ya!..Bu gibi kişiler "Keşke Tito'nun rejimi yerine Amerika gelseydi de bizi kurtarsaydı" düşüncesine bile kapılabilirler. Batı Almanya gibi porno endüstrisinin devi bile olabilirdi Yugoslavya...Kim bilir? Başka seçenek varsa yazsınlar bilelim. Tito ve Partizanlar olmasaydı 3 seçenek vardı karşılarında: Naziler, Amerika, SSCB..Acaba hangisini isterlerdi? (SSCB olmayacağı kesin) 2 şık kalıyor:)

O zaman sorulmaz mı Tito'yu kötüleyen bu kişilere?
Efendiler...
Toprağını ve vatanını savunacak bu kadar insan vardı da niye Tito'ya ve Partizanlara bıraktınız vatan savunmasını?
O (Size kötü)Sosyalistlere mi kaldı insanların Vatanını, Dinini, Milletini, Dilini korumak?
Şimdi geçmişin arkasından atıp tutmak kolay tabii...

Sorsanız vatanını en çok sevenler onlar!
Dinine en bağlı insanlar onlar!
Herşeyin doğrusunu bilen onlar!

Ayıp efendiler! Hem de çok ayıp..Link önceki mesajda duruyor. Tıklayın ve okuyun. Üstte yazdıklarım tamamıyla bana ait olan kendi görüşlerim... Ama Linkteki Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı bir üniversitenin(siyasal bilgiler fakültesi)kaynağı...Bari Allah'tan korkun..Ne diyeyim başka?..

musoski
14-02-07, 21:41
Mustafa Kemal;
Osmanlı İmparatorluğunun bir "Kurmay Subayı" idi...
Tito ise bir tornacı..(Yanlışsam düzeltiniz)
Tito önce Kralını sattı(?)Sonra Stalini Sattı ve İngiliz emperyalizmine teslim oldu...
Marksist jargon kullanan sizin gibi "babadan solcular"ın hala Tito'yu sahiplenmeleri enteresan bir ironi doğrusu...
Sitedeki "Atatürkçülere" rüşvet babından olmak üzere; Atatürk'le kıyaslamanız, Hem Atatürk'e, hemde Marksizme "hakaret" sayarım...
Marksistler; Atatürk'ü bir "Burjuva Milliyetçisi/Devrimcisi" sayarlar...
Kemalizm; Burjuva Devrimciliğidir derler...
Özünde ilerici kabul edilmesine karşılık; "Marksist açıdan gerici" özünü muhafaza eden bir "devrim"dir...
Lütfen sizden rica ediyorum...
Türkiye'de Yugoslavya/Tito çizgisinde bir "solcu/devrimci örgüt" adı verebilirmisiniz???
Bir tane , sadece bir tane yazın...
Ondan sonra gelelim Tito'nun "dünya görüşünü" Marksist perspektiften tartışalım...
Bırakın bu "Birahane devrimciliğini" de biraz kitap okuyunuz..
Hurafelerle/efsanelerle işiniz olmamalı eger "Materyalist Diyalektik"e iman ediyorsanız...
Diyalektik olarak Titoizm; Marksizmden "sağ sapma" bile sayılamaz...
Dönek bir Marksist olarak; Marksiszmin "anavatanı" SSCB'ni İngiliz emperyalizmine satmıştır...
Siz Nasıl Solcusunuz???
Gülelim mi-Aglayalım mı? Halinize...Karar veremedim...
Bir de Mustafa Kemal ile özdeşleştirmeniz...
Çok ayıp dogrusu...
Deve Kuşu misali olmuş...
Deve mi ? Kuş mu???
Lütfen arkadaşlar...
İdeolojik bir duruşunuz oldugunu ima ediyorsunuz ama farkında olmadan İngiliz emperyalizmine teslim olmuş titoyu yüceltirken, NASIL SOLCU KALABİLİYORSUNUZ...
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ...
derdi Ahmet Kaya...
Topragı bol olsun...

tito yu sevmek için illa da sosyalist olmaya ne gerek var yada solcu olamaya ?? senin için bi insanı yerden yere vurmak için sosyalist olması yeterli bi sebep olsa gerek
ingiliz emperyalisti tito nasıl olduda eski ingiliz sömürgeleriyle birlik olup bağlantısızlar hareketini kurdu?? bence sen tek yönden bakmayı bırakta tito nun neden stalinden ayrı bi yol çizdiğini iyice oku ve düşün. yardımcı olması açısından'' Yugoslavya'da açıkça sosyalist bir rejim uygulaması üzerine batı, Tito'dan desteğini çekti. Bu sırada Yugoslavya'yı kendi yönetim ve denetimi altına almak isteyen Stalin ile Tito'nun arası açıldı. Tito'nun, Yugoslavya'nın müstakil ve bağımsız bir devlet olarak kalmasını istemesi bu anlaşmazlığın başlıca sebebiydi.''
http://tr.wikipedia.org/wiki/Josip_Tito

mustafa
14-02-07, 22:38
Titoizmin bir kac "kötülügünü" da ben eklemek istiyorum buraya.
Sancak.kom sitesinden alintidir ve Bosnakca olarak buraya aliyorum.

Jugoslovenski Dugovi:

Pa cijela Juga je imala 22 milijarde dolara duga,sad samo grad Berlin ima 60 milijardi EURA Wink A Njemacka kao drzava 1,5 biliona eura.Mi smo bili sitna riba.Koliko dugova ima USA??PocaljiPoslao: Pon Okt 23, 2006 10:37 pm

Naslov: Re: "Da li je ex-yu proslost ili dalje zivi u nama???" Odgovoriti sa citatom
Nemam volje ni zivaca da pisem o Ex Yu.
Vecina nije poznavala staru Jugoslaviju ili je zaslijepljena sa nacionalizmom.
Moj rahmetli otac je bio MUSLIMAN (Alija)...
Zivio kao beg. Mogao dva puta u godini da ide na odmor (na moru da bira 4 mjesta za odmor) ili u planine. Sve firma platila.
Svaki vikend mogao je sa mojom rahmetli majkom da ide 2 dana u planinu i prenoci u hotelu. On nije placao nista a supruga 50%. Troskove je firma snosila.
Bila velika oluja i odnijela crepove sa krove.
Iz firme dosla komisija (radnicki savjet) i firma sve namirila o svom trosku...
.................................................. .................................................. ..........
Za nas nije demokratija nego batine (TOLJAGA).
Dok je milicija tukla i nama svima je bilo dobra.
Sada momci psuju miliciji majku a oni stoje kao telad, ne smiju nista.
Dok sam bio na odmoru u Bosni (3 hevte u augustu) ukradena si 3 auta, obijena 4 kuce i kidnapovano 2 djece.
(Neka banda krade malu djecu, da li za adoptiranje ili zbog vadjenja organa).
.................................................. .................................................. ..........

Posjedujem od moga oca rahmetli rodni list iz 1964 godine gdje mu stoji da je po narodnosti musliman (iako je to vjeroispovijest).
.................................................. .................................................. .......
Ko kaze da su MUSLIMANI progonjeni to laze.
Drzava (stara Jugoslavija) nije dala da se hodze mijesaju u politiku a pricaj o vjeri sta hoces...
.................................................. .................................................. ......

A ko je nama kriv sto su Srbi na vlasti.
Ja znam kakva je situacija bila.
Ako zensko hoce da ide u skolu ili da vozi biciklo ona je ------, a muskarac treba ici na njivu da ore ili cuva ovce.
To smo sami krivi.
Ja znam gdje je su MUSLIMAMNI bili ditektori skole a ne Srbi.
.................................................. .................................................. ......
Bla, bla, blaaaaaaaaaaaa
Nazad na vrh
Pogledaj profil korisnika Pošalji privatnu poruku

BoXeR_
BIH COP


Pridružio: Apr 03, 2006
Poruke: 1603
Lokacija: Ghetto-move at your own risk

PocaljiPoslao: Uto Okt 24, 2006 12:40 am Naslov: Re: "Da li je ex-yu proslost ili dalje zivi u nama???" Odgovoriti sa citatom
komunisticka banda! moj did rahmetli sa mamine strane nije htjeo ostati u TITINOJ GARDI,zato što oni nisu smjeli u džamiju,a molili su ga da ostane....
citava oceva porodica nikad nisu podupirali komunizma niti nijedan od njih nije bio u komunistickoj partiji,i cuo sam dosta razloga zašto je bolje da smo se odvojili....otac kaže,da je bio životni standard bolji,ali da nije bilo duhovnog života,...nijedan stariji covjek,koji je još za vrijeme komunizma išo u džamiju nikada necu podupirati komunizma.

_________________
bolje živjeti jedan dan kao lav,nego stotinu godina kao ovca!
http://www.youtube.com/watch?v=rSqHAielxwo
Nazad na vrh
Pogledaj profil korisnika Pošalji privatnu poruku Photo Gallery
WtFitsEldinA
Sultan/ija


Pridružio: Aug 10, 2006
Poruke: 4788
Lokacija: cemerika~~~*

PocaljiPoslao: Uto Okt 24, 2006 1:58 am Naslov: Re: "Da li je ex-yu proslost ili dalje zivi u nama???" Odgovoriti sa citatom
boksar o onom sto nisi vidio ni dozivio nemozes reci nista....
komunisticka banda jel??
a sta imamo sad?
demokratiju....narod radi sta hoce...dere sve pred sobom..sa zakonom ko bez zakona...
pa pogledajte samo sve ove teme sto imamo ovde na forum...kako manijaci dobiju jednomjesecni pritvor zbog necega sto bi trebali da se premlate na smrt...a kako cujem pod titinim rezimom oni bi bili sredzeni postenski...zato je i vlado mir..kad je on oso...belaj nam doso Wink

musoski
15-02-07, 13:49
SARAYBOSNA - İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra altı cumhuriyetli Yugoslavya'yı kuran ve 1980'de ölümüne dek ülkeyi yöneten efsanevi lider Josip Broz Tito adına bir cumhuriyet doğuyor. 1989'da dağılma süreci başlayan Yugoslavya'dan kanlı bir iç savaş sonunda ayrılan Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da, bir grup Tito hayranı, ünlü liderin doğumgünü olan 25 Mayıs'ta 'Titoslavya Cumhuriyeti'ni kuracaklarını açıkladı.
Sembolik cumhuriyetin anayasası, marşı, bayrağı ve pasaportu olacak, ama devlet başkanı ya da hükümet bulunmayacak. Titoslavya'nın kırmızı bayrağının ortasında Tito'nun 2. Dünya Savaşı'nda çekilmiş bir fotoğrafı yer alacak. Marş olarak da, Tito döneminin popüler melodisi 'Yoldaş Tito, hepimiz senin yolundan ayrılmayacağımıza söz veriyoruz' seçildi.


'Tarih onu haklı çıkardı'
'Titoslavya'yı kurma önerisini ortaya atan grubun lideri 46 yaşındaki Yezdimir Miloşeviç, ünlü lidere duyduğu özlemi, "Ölümünün ardından geçen zaman ve yaşanan olaylar onun düşüncelerinin büyüklüğünü gözler önüne serdi" diye dile getirdi. "Bu cumhuriyetin sınırları ve toprağı yok. Titoslavya'nın başkenti vatandaşlarının
kalpleridir. Titoslavya, Titoslavyalılar neredeyse orada yaşar" diyen Miloşeviç, dünyanın her yerinden www.titoslavija.com adlı internet sitesinden pasaport ve vatandaşlık başvurusu yapılarak Titoslavyalı olunabileceğini kaydetti. Vatandaş olmak isteyen Avrupalılardan 10 avro, Amerikalılardan 20 dolar isteniyor.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=153274

böyle bir grubun Sarajevo dan çıkmış olması size de ilginç gelmiyor mu.

agovic
15-02-07, 14:05
Ömrünün elli yılını komünist düşüncenin peşinde geçirdikten sonra Müslüman olan Salih Gökkaya anlatıyor. Kendisi Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı'nın Başkanı sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun konuğu olarak Belgrad'a gidiyor. Ömrünün sonuna yaklaşmış olan Tito kendilerine hitaben şunları söylüyor:

Ben ölüyorum artık...
"Yoldaş! Ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün, ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlıyor musunuz?
Yoldaşlarım! Sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana! Yoldaşlarımın kalplerine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım yahut alkışlanacakmışım, neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım:
Ben Allah'a, Peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...

Marks halt etmiş!..
Mazlumca gidenlerle zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Haklarını almadan cezalarını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler ne derseniz deyin."

Mareşal Tito Bu sözleri söyledikten sonra komaya girer ve bir süre sonra hayata gözlerini kapar.

alıntı: www.tgrthaber.com.tr


pek çok yerde "bu alıntının hayal ürünü olduğu iddiaları" var... belki de hakikaten bir uydurmadır... peki ya değilse ;)

boSNak?zm
15-02-07, 17:44
Tito Dönemindeki Baskılar

II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, Yugoslavya'da yaşayan Müslüman topluluk Tito'nun komünist rejimiyle karşı karşıya kaldı. "Özyönetim"i ile Rus-ABD ekseni dışında üçüncü bir yol tutan, Mısır'ın mason lideri Nasır ile birlikte Bağlantısızlar Hareketi'nin liderliğine soyunan Tito kimdi? Tito'nun bağlantıları hakkında fazla bir bilgi yok. Ama asıl ismi Josip Broz olan bu liderin kendine seçtiği "Tito" takma ismi oldukça dikkat çekicidir. Profesör Hikmet Tanyu'nun hazırladığı "Tevrat Terimleri Sözlüğü"nde Tito kelimesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır:

"TİTO: Harodim Reislerinin Prensi. Süleyman'ın mabed işçileri üzerine tayin ettiği şefler bu isimle anılıyorlardı. Tito'nun mabed şefi veya Prensi olduğundan bahsediliyor."

Zaman zaman Tito'nun birliklerine karşı savaşan Çetniklerin, savaş sonlarında Tito'ya katılmaları ilginçti:

"Krala sadık, Sırp çetniklerle Josip Broz Tito'ya bağlı komünist partizan hareketi arasında çarpışmalar oldu... Fakat daha sonra bazı Çetnik grupları komünistlere katıldı." (Etnische Sauberung, Völkermord, Für Grobserbien, Von Tilamn zülch, sf.15)

Tito, II. Dünya Savaşı'nın ardından Yugoslavya'yı yeniden kurmuş, bir devletler federasyonu oluşturmuştu. Fakat bu federasyon içinde Müslüman Boşnaklar ve Arnavutlar, en düşük statüde tutulmuşlar, 'kurucu millet' olarak tanınmamışlardı.

Mason Çetnik ideoloğu olan Vasa Cubriloviç, Tito'dan büyük destek alan isimlerin başında geliyordu:

"30'lu yıllarda, 'Büyük Sırbistan' ideoloğu olarak bilinen Vasa Cubriloviç, yazılarında Bosnalı Müslümanlara ve Arnavutlara olan nefreti alevlendirmeye başladı. Ancak bu faşist düşüncelerine rağmen Tito tarafından Bakan yapıldı..." (Etnische Sauberung, Völkermord, Für Grobserbien, Von Tilamn zülch, sf.16)

Tito döneminde süren İslam aleyhtarı propaganda ve baskılar da Belgrad Locası'nın kararlarına uyuyordu. "İslam'ın Avrupa'daki son halkası" olarak değerlendirilen Boşnaklar bu dönemde de potansiyel tehlike olarak görüldü ve yine asimile edilmeye çalışıldı. Bosnalı Müslümanların İkinci Dünya Savaşı'nda uğradığı soykırım, Müslümanların bilinçlenmesi tehlikesini doğurabileceği için, Tito rejimi tarafından adeta unutturulmuştu:

"Bir Sırp-Karadağ egemenliği halini almış olan komünist rejimde Müslümanların trajik geçmişleri unutturulmuş ve adeta konuşulmaması gereken bir konu olmuştu. Sanki hayatını kaybeden Müslümanlar diğer milletlerin bireylerinden daha az değerli ve daha az insanlarmış gibi, gerçeğin kasıtlı olarak gizlendiği düşüncesi akla geliyor. Yüzlerce, binlerce çocuk, kadın, yaşlı, her yaştan Müslümanın vahşice katledildiği çok sayıdaki infaz alanları, sadece Müslüman ve etnik olarak farklı oldukları için öldürülen masum insanlara dahi en ufak saygı duyulmaksızın unutturuldu." (A Survey of The History of Genocide Against The Muslims in The Yugoslav Lands, Prof. Mustafa İmamoviç, sf.57)


Tito nizam vaziyetinde

Müslümanları asimile etmeye yönelik çalışmalar, Tito rejiminin temel politikası durumundaydı:

"Müslümanlar, büyük bir çoğunluğu ll. Dünya Savaşı sırasında öldürülmüş olmalarına rağmen, varlıklarını savaş sonrasındaki on yılda sayısal çoğalma ve zihinsel gelişme ile kanıtladılar. Bu gelişme, kültürel-politik varlıklarının inkarının ve manevi varlıklarının tahribinin sistematik bir şekilde uygulanmasına rağmen oldu. Eğitim müfredatı o şekilde planlanmıştı ki, komünist hakimiyetindeki 45 yıl boyunca Müslümanlar okullarda kendileri, soyları, geçmişleri, edebiyatları ve genel manevi ve maddi mirasları hakında hiçbir şey öğrenemiyorlardı. 1945'ten sonraki yıllarda Müslüman dini liderlere zulmedildi, çoğu hüküm giydi. Onlarca yıl boyunca, Müslümanların kutsal ve diğer yapıları yıkıldı, mezarlıkları parçalandı, eski Müslüman Boşnak kentlerinin mimari ve şekilsel yapısı tahrip edildi ve Müslüman sokaklarının biçimleri değiştirildi. Kısaca amaç, Müslümanları sözde Yugoslavya'nın, fakat aslında Büyük Sırbistan'ın kültürel-politik tabanı içinde asimile ve yok etmekti. Müslümanlar ellerindeki bütün güçleriyle, bu baskılara karşı çıktılar." (A Survey of The History of Genocide Against The Muslims in The Yugoslav Lands, Prof. Mustafa İmamoviç, sf.75)

Önde gelen bir Bosnalı Müslüman'ın, Tito dönemi ile ilgili yaptığı bazı yorumlar oldukça ilginçti:

"Tito döneminde tüm ordu Sırpların elindeydi. Ordu generallerinin %80'i Sırptı. Bu ordu ise Avrupa'nın en büyük dördüncü ordusuydu. Bize sürekli olarak Sovyet tehdidi ile karşı karşıya bulunduğumuz, bu nedenle dev bir ordumuzun olması gerektiği söylenirdi. Ama ilginç olan, Amerika'nın Truman döneminde yaptığı 'Yugoslavya'ya yapılan herhangi bir saldırı Amerika'ya yapılmış sayılacaktır' açıklamasıydı. Buna göre aslında Sovyet işgali diye bir tehdit yoktu. Sırpların egemenliğindeki bu ordunun bugünler için hazırlandığını düşünüyorum. Tito, Yugoslavya'nın en güzel yerlerinde yaptırdığı 48 ayrı villasında günlerini geçiren bir adamdı. Kendisini eğlendirmesi için -Ortaçağ kralları gibi- soytarısı vardı. Tito'nun Sırpların elinde bir figüran olduğuna inanıyorum."

Komünist rejim, son yıllarında estirmeye başladığı yumuşama havasına rağmen, Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırarak devam ettirmişti:

"Tito'nun 1980'de ölümünden beri Yugoslavya'da nisbeten daha geniş bir hürriyet olmuştur. Yazık ki, ülkenin Müslüman azınlığının bu yeni yumuşamadan hisse almasına müsaade edilmemiştir. Aksine onlar bu akımın başlıca hedeflerinden biri olmuşlardır... 1981'den beri çoğunlukla Kosova'da 1.000'in üstünde Müslüman, Yugoslavya'da büyüyen siyasi mahkumlar listesine katılmış bulunuyor. Bu, Güney Afrika'daki siyasi mahkumların tamamının iki katından daha fazladır." (Impact International, 8-21 Nisan 1983)


Harun Yahya..(http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_11_3.html)

hakane
15-02-07, 19:28
Salih Gökkaya gibi 40'ından sonra müslüman olanlar varsa onlara sesleniyorum...Peygamberimiz Hz. Muhammed'e 40'ından sonra Vahiy geldi diye müslüman olmak için o yaşa kadar beklememeliydiniz.
Bu yaptığınız "Sünnet"e girmez. :)
Sonra Salih Gökkaya gibi girmiş olduğunuz bu yeni topluluğa kendinizi kabul ettirmek için türlü yalanlar uydurursunuz. Bu da müslümanlığa sığmaz. Allah katında hesap verirsiniz.

Son olarak...komik bulduğum bir alıntı.

Profesör Hikmet Tanyu'nun hazırladığı "Tevrat Terimleri Sözlüğü"nde Tito kelimesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır:
"TİTO: Harodim Reislerinin Prensi. Süleyman'ın mabed işçileri üzerine tayin ettiği şefler bu isimle anılıyorlardı. Tito'nun mabed şefi veya Prensi olduğundan bahsediliyor."

Doğrusunu Motor-Bacı ilişkileri ile ve din sömürüsü yaparak köşeyi dönen Harun Yahya lakabını kullanan Adnan Hocadan öğreneceğinize benden öğrenin kardeşlerim:
Ti ve To nun birleşimidir. Kendisine küçükken sürekli "sen şunu" getir dendiğinden anlayacağınız...yani ti-to olmuş Tito.

Bu konunun daha önce neden kapatıldığını şimdi daha iyi anlıyorum. Kaybedilmiş insanlara söyleyeceğim son şey: Tito'yu kötülemekle elinize birşey geçmez. İnancınız varsa onun için dua edin. En azından sevap kazanırsınız....

hakane
15-02-07, 19:46
Son olarak Alija İzzet Begovic'li bir belgeselin bölümleri.. 3 bölüm halinde. Sizden istediğim 3. bölümün sonlarına doğru (Tito'nun ölümünden hemen sonra) çetniklerin marş eşliğinde Müslümanlara söylediklerini dinlemeniz. Boşnakça bilmiyorsanız bir büyüğünüze sorun...Dinledikten sonrada bir önceki mesajda yazdığım gibi Tito için dua edin....

1.Bölüm>>http://www.youtube.com/watch?v=3Gnd2vgqsNA
2.Bölüm>>http://www.youtube.com/watch?v=qYpnJoPrDiY
3.Bölüm>>http://www.youtube.com/watch?v=X7n92wrlI64

Türk üniversitesini kaynak gösteriyorum inanmıyorsunuz....
(Duyarlı) Boşnak'lara inanın bari...

agovic
15-02-07, 20:14
Tito'nun iman ederek ölmüş olmasını herşeyden fazla isterim... "Ne mutlu ona ki son nefesinde de olsa Hak'kın yolunu bulabilmiş ve bir Müslüman olarak ahirete göç etmiş" derim...

Böyle bir durumda dualarımızda elbette Tito'ya da yer veririz.

"Allah tevbelerini kabul etsin, işlemiş olduğu günahları affetsin, mekanı cennet olsun... Hepimize iman ve ibadet dolu bir ömür ile kelime-i şehadet getirerek çene kapamayı nasip etsin..."

Saygılarımla...

boSNak?zm
15-02-07, 20:34
Salih Gökkaya gibi 40'ından sonra müslüman olanlar varsa onlara sesleniyorum...Peygamberimiz Hz. Muhammed'e 40'ından sonra Vahiy geldi diye müslüman olmak için o yaşa kadar beklememeliydiniz.
Bu yaptığınız "Sünnet"e girmez. :)
Sonra Salih Gökkaya gibi girmiş olduğunuz bu yeni topluluğa kendinizi kabul ettirmek için türlü yalanlar uydurursunuz. Bu da müslümanlığa sığmaz. Allah katında hesap verirsiniz.

Son olarak...komik bulduğum bir alıntı.

Profesör Hikmet Tanyu'nun hazırladığı "Tevrat Terimleri Sözlüğü"nde Tito kelimesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır:
"TİTO: Harodim Reislerinin Prensi. Süleyman'ın mabed işçileri üzerine tayin ettiği şefler bu isimle anılıyorlardı. Tito'nun mabed şefi veya Prensi olduğundan bahsediliyor."

Doğrusunu Motor-Bacı ilişkileri ile ve din sömürüsü yaparak köşeyi dönen Harun Yahya lakabını kullanan Adnan Hocadan öğreneceğinize benden öğrenin kardeşlerim:
Ti ve To nun birleşimidir. Kendisine küçükken sürekli "sen şunu" getir dendiğinden anlayacağınız...yani ti-to olmuş Tito.

Bu konunun daha önce neden kapatıldığını şimdi daha iyi anlıyorum. Kaybedilmiş insanlara söyleyeceğim son şey: Tito'yu kötülemekle elinize birşey geçmez. İnancınız varsa onun için dua edin. En azından sevap kazanırsınız....

İlk olarak Cenab-ı Mevla bizleri vaktinde doğru yolu gösterdigi insanlardan eylesin.. 40 yada 20 önemli değil.. O nurlu yolu buldurup idrak edip ona göre yaşatmayı nasip etsin..

titonun verdiğiniz isim anlamı gerçekten çok anlamlı kırk yıl düşünsem aklıma gelmez idi:):) yazıda gördüğünüz kaynaklar belirtiliyor isterseniz buyrunuz araştırınız.. fakat bulduklarınız iki heceli kelimelerden türetmeli olmasın bi zahmet(misal saddam ismi:eskiden saddam dam satarmış sonra herkes onu sat dam sat dam derken ismi saddam kalmış gibi:))

Adnan hoca"nın açılan davalarına da bakabilirsiniz.. hiç birisi aleyhine sonuçlanmamıştır.. ve hepsinin yalan dolan olduğu bellidir.. eee meyve veren ağaç taşlanır..
Saygılarımla..

hakane
15-02-07, 21:02
Size Adnan Hoca ile bol sohbetler dilerim. Boşnaklığınızı, dininizi, geçmişinizi ondan ve onun gibilerden öğrenmeye devam edin...
Saygılarımla...

boSNak?zm
15-02-07, 21:30
Size Adnan Hoca ile bol sohbetler dilerim. Boşnaklığınızı, dininizi, geçmişinizi ondan ve onun gibilerden öğrenmeye devam edin...
Saygılarımla...

İnşallah bir gün hep birlikte tanışma fırsatımız olur.. bu arada cok teşekkür ederim kaynak belirttiğiniz için(!)..
Sizlere de saygılar..

musoski
16-02-07, 22:05
Tito Dönemindeki Baskılar

II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, Yugoslavya'da yaşayan Müslüman topluluk Tito'nun komünist rejimiyle karşı karşıya kaldı. "Özyönetim"i ile Rus-ABD ekseni dışında üçüncü bir yol tutan, Mısır'ın mason lideri Nasır ile birlikte Bağlantısızlar Hareketi'nin liderliğine soyunan Tito kimdi? Tito'nun bağlantıları hakkında fazla bir bilgi yok. Ama asıl ismi Josip Broz olan bu liderin kendine seçtiği "Tito" takma ismi oldukça dikkat çekicidir. Profesör Hikmet Tanyu'nun hazırladığı "Tevrat Terimleri Sözlüğü"nde Tito kelimesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır:

"TİTO: Harodim Reislerinin Prensi. Süleyman'ın mabed işçileri üzerine tayin ettiği şefler bu isimle anılıyorlardı. Tito'nun mabed şefi veya Prensi olduğundan bahsediliyor."

Zaman zaman Tito'nun birliklerine karşı savaşan Çetniklerin, savaş sonlarında Tito'ya katılmaları ilginçti:

"Krala sadık, Sırp çetniklerle Josip Broz Tito'ya bağlı komünist partizan hareketi arasında çarpışmalar oldu... Fakat daha sonra bazı Çetnik grupları komünistlere katıldı." (Etnische Sauberung, Völkermord, Für Grobserbien, Von Tilamn zülch, sf.15)

Tito, II. Dünya Savaşı'nın ardından Yugoslavya'yı yeniden kurmuş, bir devletler federasyonu oluşturmuştu. Fakat bu federasyon içinde Müslüman Boşnaklar ve Arnavutlar, en düşük statüde tutulmuşlar, 'kurucu millet' olarak tanınmamışlardı.

Mason Çetnik ideoloğu olan Vasa Cubriloviç, Tito'dan büyük destek alan isimlerin başında geliyordu:

"30'lu yıllarda, 'Büyük Sırbistan' ideoloğu olarak bilinen Vasa Cubriloviç, yazılarında Bosnalı Müslümanlara ve Arnavutlara olan nefreti alevlendirmeye başladı. Ancak bu faşist düşüncelerine rağmen Tito tarafından Bakan yapıldı..." (Etnische Sauberung, Völkermord, Für Grobserbien, Von Tilamn zülch, sf.16)

Tito döneminde süren İslam aleyhtarı propaganda ve baskılar da Belgrad Locası'nın kararlarına uyuyordu. "İslam'ın Avrupa'daki son halkası" olarak değerlendirilen Boşnaklar bu dönemde de potansiyel tehlike olarak görüldü ve yine asimile edilmeye çalışıldı. Bosnalı Müslümanların İkinci Dünya Savaşı'nda uğradığı soykırım, Müslümanların bilinçlenmesi tehlikesini doğurabileceği için, Tito rejimi tarafından adeta unutturulmuştu:

"Bir Sırp-Karadağ egemenliği halini almış olan komünist rejimde Müslümanların trajik geçmişleri unutturulmuş ve adeta konuşulmaması gereken bir konu olmuştu. Sanki hayatını kaybeden Müslümanlar diğer milletlerin bireylerinden daha az değerli ve daha az insanlarmış gibi, gerçeğin kasıtlı olarak gizlendiği düşüncesi akla geliyor. Yüzlerce, binlerce çocuk, kadın, yaşlı, her yaştan Müslümanın vahşice katledildiği çok sayıdaki infaz alanları, sadece Müslüman ve etnik olarak farklı oldukları için öldürülen masum insanlara dahi en ufak saygı duyulmaksızın unutturuldu." (A Survey of The History of Genocide Against The Muslims in The Yugoslav Lands, Prof. Mustafa İmamoviç, sf.57)


Tito nizam vaziyetinde

Müslümanları asimile etmeye yönelik çalışmalar, Tito rejiminin temel politikası durumundaydı:

"Müslümanlar, büyük bir çoğunluğu ll. Dünya Savaşı sırasında öldürülmüş olmalarına rağmen, varlıklarını savaş sonrasındaki on yılda sayısal çoğalma ve zihinsel gelişme ile kanıtladılar. Bu gelişme, kültürel-politik varlıklarının inkarının ve manevi varlıklarının tahribinin sistematik bir şekilde uygulanmasına rağmen oldu. Eğitim müfredatı o şekilde planlanmıştı ki, komünist hakimiyetindeki 45 yıl boyunca Müslümanlar okullarda kendileri, soyları, geçmişleri, edebiyatları ve genel manevi ve maddi mirasları hakında hiçbir şey öğrenemiyorlardı. 1945'ten sonraki yıllarda Müslüman dini liderlere zulmedildi, çoğu hüküm giydi. Onlarca yıl boyunca, Müslümanların kutsal ve diğer yapıları yıkıldı, mezarlıkları parçalandı, eski Müslüman Boşnak kentlerinin mimari ve şekilsel yapısı tahrip edildi ve Müslüman sokaklarının biçimleri değiştirildi. Kısaca amaç, Müslümanları sözde Yugoslavya'nın, fakat aslında Büyük Sırbistan'ın kültürel-politik tabanı içinde asimile ve yok etmekti. Müslümanlar ellerindeki bütün güçleriyle, bu baskılara karşı çıktılar." (A Survey of The History of Genocide Against The Muslims in The Yugoslav Lands, Prof. Mustafa İmamoviç, sf.75)

Önde gelen bir Bosnalı Müslüman'ın, Tito dönemi ile ilgili yaptığı bazı yorumlar oldukça ilginçti:

"Tito döneminde tüm ordu Sırpların elindeydi. Ordu generallerinin %80'i Sırptı. Bu ordu ise Avrupa'nın en büyük dördüncü ordusuydu. Bize sürekli olarak Sovyet tehdidi ile karşı karşıya bulunduğumuz, bu nedenle dev bir ordumuzun olması gerektiği söylenirdi. Ama ilginç olan, Amerika'nın Truman döneminde yaptığı 'Yugoslavya'ya yapılan herhangi bir saldırı Amerika'ya yapılmış sayılacaktır' açıklamasıydı. Buna göre aslında Sovyet işgali diye bir tehdit yoktu. Sırpların egemenliğindeki bu ordunun bugünler için hazırlandığını düşünüyorum. Tito, Yugoslavya'nın en güzel yerlerinde yaptırdığı 48 ayrı villasında günlerini geçiren bir adamdı. Kendisini eğlendirmesi için -Ortaçağ kralları gibi- soytarısı vardı. Tito'nun Sırpların elinde bir figüran olduğuna inanıyorum."

Komünist rejim, son yıllarında estirmeye başladığı yumuşama havasına rağmen, Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırarak devam ettirmişti:

"Tito'nun 1980'de ölümünden beri Yugoslavya'da nisbeten daha geniş bir hürriyet olmuştur. Yazık ki, ülkenin Müslüman azınlığının bu yeni yumuşamadan hisse almasına müsaade edilmemiştir. Aksine onlar bu akımın başlıca hedeflerinden biri olmuşlardır... 1981'den beri çoğunlukla Kosova'da 1.000'in üstünde Müslüman, Yugoslavya'da büyüyen siyasi mahkumlar listesine katılmış bulunuyor. Bu, Güney Afrika'daki siyasi mahkumların tamamının iki katından daha fazladır." (Impact International, 8-21 Nisan 1983)


Harun Yahya..(http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_11_3.html)

benim bildiğim(yanlışsan düzeltin) mason olabilmek için belli bir mevki ve parasal güç gerekiyor acaba tito hangi tarihte mason olmuştur bunun tarihini harun yahya verebiliyo mu ???? 1.dünya savaşında ruslara esir düştüğü zaman mı ??? yoksa esaretten sonra avrupa nın çeşitli ülkelerinde sürgün olduğu zamanlarda mı ??? 2.dünya savaşı yıllarında cephedeyken mi ??? yoksa s.f.r.j yı kurduktan sonra mı ???
tito nun masonluğuna kanıt???!!!! resim in çok benzerlerini ATATÜRK resimleri arasında da görüyoruz yoksa ATATÜRK te mi mason du diye meraklandım adnan hocanızla sohbetlerinizde bu soruyuda sorarsan memnun olurum

boSNak?zm
16-02-07, 22:20
benim bildiğim(yanlışsan düzeltin) mason olabilmek için belli bir mevki ve parasal güç gerekiyor acaba tito hangi tarihte mason olmuştur bunun tarihini harun yahya verebiliyo mu ???? 1.dünya savaşında ruslara esir düştüğü zaman mı ??? yoksa esaretten sonra avrupa nın çeşitli ülkelerinde sürgün olduğu zamanlarda mı ??? 2.dünya savaşı yıllarında cephedeyken mi ??? yoksa s.f.r.j yı kurduktan sonra mı ???
tito nun masonluğuna kanıt???!!!! resim in çok benzerlerini ATATÜRK resimleri arasında da görüyoruz yoksa ATATÜRK te mi mason du diye meraklandım adnan hocanızla sohbetlerinizde bu soruyuda sorarsan memnun olurum

mason olabilmek için dedikleriniz dışında ayrıca maşa olabilecek kalitede de olmak gerekiyor..

Yukarıda tito ile alakalı yazılanların iddiaları kaynaklarıyla birlikte verilmiştir.. bir sorununuz varsa kaynak yazarlarını bulunuz ve zahmet olucak ama araştırma yapınız...

Adnan hocayla tanışma imkanım olursa merak ettiğin tüm mantıklı sorularını iletirim kendisine.. faydalanırsınız inşallah..
Saygılar..

hakane
16-02-07, 22:37
[QUOTE=Kurtanovic;103898]Mustafa Kemal;
Osmanlı İmparatorluğunun bir "Kurmay Subayı" idi...
Tito ise bir tornacı..(Yanlışsam düzeltiniz)
Tito önce Kralını sattı(?)Sonra Stalini Sattı ve İngiliz emperyalizmine teslim oldu...
Marksist jargon kullanan sizin gibi "babadan solcular"ın hala Tito'yu sahiplenmeleri enteresan bir ironi doğrusu...
Sitedeki "Atatürkçülere" rüşvet babından olmak üzere; Atatürk'le kıyaslamanız, Hem Atatürk'e, hemde Marksizme "hakaret" sayarım...



"Yani TİTO 1950'lerde yola çıktığı adamın nasıl biri olduğunu geç de olsa anlamış.. Gazi M.Kemal ATATÜRK'ün de benzer arkadaşları vardı...Onun arkasından kuyusunu kazan.."

Üstteki bana ait yazıda Atatürk ile Tito nasıl kıyaslanmış anlamadım. Olsa olsa arkadaş benzerliği olur..

Sizden daha ATATÜRKÇÜ(Eleştirdiğim halde hala bir A.D.D üyesiyim) birisi olarak hiç kimseye ATATÜRK'ü ve Devrimlerini rüşvet veya çıkar amacı ile kullanmam.

Yaptığı hareketin Kuvay-i Milliye hareketine benzediğini ben söylemiyorum. TÜRKİYE CUMHURİYETİ 'ne bağlı bir üniversitenin siyasal bilgiler fakültesi söylüyor. Yani bilimsel ve doğru kaynaklarla çalışmak zorunda olan geleceğin politikacıları. Onlar kendi görüşlerine uygun fikirleri kitlelere "empoze etme" veya "dayatma" maksadı taşımıyorlar. Gelecekte siyasetle ilgileneceklerse doğruyu bilmek zorundalar(İleride farklı fikirleri savunsalar bile).

http://www.politics.ankara.edu.tr/sbflocal/index.php?uye_adi=isikli&baslik=Yugoslavya+%D6rne%F0i (http://www.politics.ankara.edu.tr/sbflocal/index.php?uye_adi=isikli&baslik=Yugoslavya+%D6rne%F0i)

Üstte 3.cü kez tıklanmasını ve okunmasını istediğim link bir tarikata veya sol görüşe ait değil.(Ben sol görüşlüyüm)

Paylaştığımız bu forumda yazdıklarımı okuyup anlamayan var mı?...

"Osmanlı İmparatorluğunun bir "Kurmay Subayı" idi...
Tito ise bir tornacı..(Yanlışsam düzeltiniz)" demişsiniz.

Doğru efendim. Gençliğinde metal işçisiydi(Tam tornacı sayılmaz ama nispeten doğru)

Burada 2 büyük önderi(Atatürk daha iyi bir önder. Çünkü onun kurduğu ülke karşı devrimcilere rağmen hala ayakta) kıyaslarken meslekleri mi ölçüt aldınız? İnsanlar arasında ÜSTÜNLÜK belirleyici kriterleriniz nedir? Onu anlayabilmiş değilim.

Eğer mesleki açıdan bakıyorsanız....

Atatürk daha önce Selimşahlar çiftliğinde "ırgatlık" yapıyordu? Bu onu ve fikirlerini alçaltır mı?
Tito'da Atatürk gibi MAREŞAL oldu. Kazandığı statü Atatürk kadar üstünlük mü sağlamış oluyor Tito'ya?

Ya da şöyle anlatayım....

Hz. İsa peygamber olmadan önce marangozdu...
Hz. Muhammed peygamber olmadan önce okuma yazma bilmiyordu...
Ama peygamber oldular..
Peygamberler ve Mareşaller...

Sizin "düz mantığınızla" düşünürsek..size göre Hz. İsa Hz Muhammed'den daha üstün oluyor? Doğru mu efendim?
Benim fikrimi sorarsanız yanlış bir düşünceye kapılmışsınız. Tıpkı Tito ve Atatürk benzetmeniz gibi...kıyaslamayı ben değil, farketmeden siz yapmışsınız..
Umarım herkes insanlar arası ÜSTÜNLÜK kriterleri ve insani meziyetlerini meslekleri ile kıyaslamanın vereceği olumsuz sonuçları ve "Düz mantık" kurmanın yol açtığı kötü sonuçları görmüştür.

"Çanakkale Savaşında Seyit Onbaşı(Ormancıydı)büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almış ve batmıştı."

Demek istediğim ille de bir insan için ÜSTÜNLÜK kıyaslaması yapacaksanız Subay-Tornacı değil, Ormancı Seyit-Donanma gemisi kıyaslaması yapınız...

Son olarak önceki mesajda koyduğum video-belgesel linklerine tıklamanızı rica ediyorum. Belgeselde A.İzzet Begovic'de var. En azından onun hatırına...
3. bölümün sonunu dikkatlice izleyin ve can kulağı ile dinleyin..1 dakikanızı alır...

"YİĞİDİ ÖLDÜR AMA HAKKINI YEME"

Saygılarımla...

vodolia
17-02-07, 09:46
Cevap: birilerine laf sokmayı şövalyelik saymak

Evet, bu gerçekten doğru bir başlık olacak, eğer istisnasız hepimiz objektif bir şekilde özeleştirilerimizi yapabilirsek ve paylaşımlarımızın özünün, kişilere değil fikirlere cevap vermek olduğu gerçeğini özümseyebilirsek. Ayrıca, polemiklerimizin amacının onları sürdürmek değil netleştirmek olduğuna inanırsak ve sonuçta netleşemezsek bile, farklı düşünen dostlar (dost olamıyorsak da farklı düşünen insanlar) olarak kalabilirsek, başlık amacına ulaşacaktır. İşte o zaman, bu yıkıcı etkileri olan tutumlarla mücadele etmek yerine, belli bir yararı olan, elle tutulur, gözle görülür daha somut işler yapabiliriz. Ben, her zamanki gibi iyimser düşünüp, neden olmasın ki diyorum. Saygılarıma


Daha önce başka bir başlık altında yazdığım bu yazıyı, yönetici olma sorumluluğu ile buraya kopyalamayı zorunlu gördüm, kendi adıma. Farkettim ki Tito başlığı altındaki fikirlerin tartışması, kişisel tartışma olma yönünde hızla ilerliyor. Farklı taraflarda olmanız ve bulunduğunuz yerlerden fikirlerinizi savunma özgürlüğünüz, forumun kurallarının görmezden gelinebileceği anlamı taşımamaktadır. Ayrıca olumsuz ifade ve tutumları sanal ortamın normali olarak algılayıp, medeni diyalogları esas edinmiş bir kültürün zedelenmesine de gönlüm razı değil. Forum yönetiminin, görüşlerinizi ifade etme konusunda takındığı iyi niyetli ve hoşgörülü tutumun görmezden gelinmeyeceğini ümidiye özgürce, saygılı paylaşımlar dilerim...Boşnak saygınlığında kalabilmek dileklerimle.........................

hakane
17-02-07, 15:00
Cevap: birilerine laf sokmayı şövalyelik saymak

Evet, bu gerçekten doğru bir başlık olacak, eğer istisnasız hepimiz objektif bir şekilde özeleştirilerimizi yapabilirsek ve paylaşımlarımızın özünün, kişilere değil fikirlere cevap vermek olduğu gerçeğini özümseyebilirsek. Ayrıca, polemiklerimizin amacının onları sürdürmek değil netleştirmek olduğuna inanırsak ve sonuçta netleşemezsek bile, farklı düşünen dostlar (dost olamıyorsak da farklı düşünen insanlar) olarak kalabilirsek, başlık amacına ulaşacaktır. İşte o zaman, bu yıkıcı etkileri olan tutumlarla mücadele etmek yerine, belli bir yararı olan, elle tutulur, gözle görülür daha somut işler yapabiliriz. Ben, her zamanki gibi iyimser düşünüp, neden olmasın ki diyorum. Saygılarıma


Daha önce başka bir başlık altında yazdığım bu yazıyı, yönetici olma sorumluluğu ile buraya kopyalamayı zorunlu gördüm, kendi adıma. Farkettim ki Tito başlığı altındaki fikirlerin tartışması, kişisel tartışma olma yönünde hızla ilerliyor. Farklı taraflarda olmanız ve bulunduğunuz yerlerden fikirlerinizi savunma özgürlüğünüz, forumun kurallarının görmezden gelinebileceği anlamı taşımamaktadır. Ayrıca olumsuz ifade ve tutumları sanal ortamın normali olarak algılayıp, medeni diyalogları esas edinmiş bir kültürün zedelenmesine de gönlüm razı değil. Forum yönetiminin, görüşlerinizi ifade etme konusunda takındığı iyi niyetli ve hoşgörülü tutumun görmezden gelinmeyeceğini ümidiye özgürce, saygılı paylaşımlar dilerim...Boşnak saygınlığında kalabilmek dileklerimle.........................

Sayın Vodolia'ya konunun hassasiyeti açısından yaptığı uyarıdan dolayı teşekkür ederim. Tarihsel araştırmaları ve gerçekleri o günün koşullarına göre değerlendiren ve yanıltma amacı taşımayan kişisel görüşlere olan sonsuz saygımdan dolayı Josip Broz Tito konusu hakkında daha fazla açıklama yapma gereği bulmuyorum. Site yönetiminin bu konu hakkındaki "konuyu çarpıtan" ve ileride tekrar kilitlenmesine yol açacak yorumlara müsaade etmeyeceği ve aynı duyarlılığı göstereceğinden hiç şüphem yoktur...
Saygılarımla...

J a r a n e
17-02-07, 17:54
Mustafa Kemal;
Osmanlı İmparatorluğunun bir "Kurmay Subayı" idi...
Tito ise bir tornacı..(Yanlışsam düzeltiniz)
Tito önce Kralını sattı(?)Sonra Stalini Sattı ve İngiliz emperyalizmine teslim oldu...
Marksist jargon kullanan sizin gibi "babadan solcular"ın hala Tito'yu sahiplenmeleri enteresan bir ironi doğrusu...
Sitedeki "Atatürkçülere" rüşvet babından olmak üzere; Atatürk'le kıyaslamanız, Hem Atatürk'e, hemde Marksizme "hakaret" sayarım...
Marksistler; Atatürk'ü bir "Burjuva Milliyetçisi/Devrimcisi" sayarlar...
Kemalizm; Burjuva Devrimciliğidir derler...
Özünde ilerici kabul edilmesine karşılık; "Marksist açıdan gerici" özünü muhafaza eden bir "devrim"dir...
Lütfen sizden rica ediyorum...
Türkiye'de Yugoslavya/Tito çizgisinde bir "solcu/devrimci örgüt" adı verebilirmisiniz???
Bir tane , sadece bir tane yazın...
Ondan sonra gelelim Tito'nun "dünya görüşünü" Marksist perspektiften tartışalım...
Bırakın bu "Birahane devrimciliğini" de biraz kitap okuyunuz..
Hurafelerle/efsanelerle işiniz olmamalı eger "Materyalist Diyalektik"e iman ediyorsanız...
Diyalektik olarak Titoizm; Marksizmden "sağ sapma" bile sayılamaz...
Dönek bir Marksist olarak; Marksiszmin "anavatanı" SSCB'ni İngiliz emperyalizmine satmıştır...
Siz Nasıl Solcusunuz???
Gülelim mi-Aglayalım mı? Halinize...Karar veremedim...
Bir de Mustafa Kemal ile özdeşleştirmeniz...
Çok ayıp dogrusu...
Deve Kuşu misali olmuş...
Deve mi ? Kuş mu???
Lütfen arkadaşlar...
İdeolojik bir duruşunuz oldugunu ima ediyorsunuz ama farkında olmadan İngiliz emperyalizmine teslim olmuş titoyu yüceltirken, NASIL SOLCU KALABİLİYORSUNUZ...
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ...
derdi Ahmet Kaya...
Topragı bol olsun...

Sayın Kurtanoviç,Tito'nun tornacı olması onun devrimci bir lider olmasına engel değildir.Tarihte bir çok kimse basit meslekleri olmasına rağmen milyonları peşlerinde sürüklemişlerdir.Peygamberlere baktığınız zaman Hz.Musa çoban, Hz.İdris terzi, Hz.İsa marangoz olduğunu görürsünüz.Müslümanların peygamberinin de okuma yazması olmayan biri olduğunu görürsün.Fakat peşlerinden kavimleri takmışlardır.verdiğim örneklere tezat oluşturcak ama Hitler alman ordusunda Onbaşı olduğunu belirtmek isterim.Ama dünyanın dengelerini değiştirmiş bir liderdir.Tito'nun Kralını sattığını yazmışsın.Demek ki hatasını anlamış diyebiliriz.Atatürk'ün de Osmanlı Padişahına bağlı bir askeri olduğunu biliyoruz.Hatta Vahdettin'in yaverliğini yapmış,dış gezilerinde refakat ettiğini tarih yazıyor.Şimdi Atatürk'e vatan haini diyemeyeceğimiz gibi Tito'ya neden diyelim?Kaldı ki yakın tarihimizde arkadaşlarıyla darbe girişiminde bulunmaya hazırlanırken güvendiği adamının ihanetine uğramış Albay Talat Aydemir örneğini verseydiniz (ki vermeniz mümkün mü onuda bilemiyorum) anlamı olurdu zannedersem.

sefak?yl? bo?nak
25-02-07, 10:24
Boşnaklara ve diğer azınlıklara her zaman sahip çıkmış Moja sulalu logo hajeşıi TİTO

emirovic
19-05-07, 18:41
Tito olmasaydi Cetnikler Bosnaklari ve Muslumanlari bitirmisti.Bence bur karalamayi Tito ya degilde Aleksander Rankovic e yapmaliyiz

devrimci bosnak
20-05-07, 01:12
Sayin balki dostum ben ulke sorunlarina birseyler gonderiyom .

Okursan memnun olurum.
saygilarimla

Balki
20-05-07, 01:20
hani siteye giriyorum hepimiz aynı olmak zorunda degiliz fakat en azından aslı avrupalı olan insanlarla amacım asalamak degil daha farklı düüsünmek konusmak yazısmak uyum saglamak yerine nedendir gereksiz konularda platformlarda birbirimizi sınar gibi hitaplarla anlasamamak canımı sıkıyor yaa halbuki bu siteye gelisim bir heyecandı lütven site yönetimi bu tito yu kötüleme kampanyasına bir son verilsin lütven:) slmlar i gclr

Pax_İslama
20-05-07, 01:25
Tito ile ilgili iki haber

Tito'nun uçağı Endonezya'da
16/03/2004 Radikal

AP - CAKARTA - Yugoslavya'nın eski diktatörü Josip Broz Tito'nun kullandığı Boeing 727 uçağı artık Endonezya semalarında. YU-AKH adıyla kayıtlı uçak Efata Papua Havayolları'na kiralandı. Uçak 1980'de Yugoslav Avio Genex'e satılmıştı. 1991'de Yugoslavya'nın dağılması, ardından uygulanan ambargolar nedeniyle Avio-Genex krize girdi. 10 yıldır Belgrad'da çürümeye terk edilmiş olan YU-AKH yeniden uçabilecek hale getirildi. Ancak şimdi Tito'nun ülkesinde değil Cakarta ile Papuo arasında mekik dokuyacak. Geçen yıl da hükümet Tito'nun lüks limuzinlerini satmıştı.

Tito’nun sığınağının benzeri Saddam’da
Milliyet 19/03/2003
Saddam Hüseyin’i nükleer ve biyolojik silahlardan korumak için yapılan iki yeraltı sığınağının Eski Yugoslavya ordusunca inşa edildiği ortaya çıktı. Saraybosna’nın Kornjiç kentinde eski diktatör Tito için dağlık bölgenin 250 metre altında 1969’da yapılan 6500 metre karelik askeri karargâhın fotoğrafları dün AP ajansınca servise konuldu. Sığınakta 400 kişi dıştan tamamen izole olmuş şekilde üç aydan fazla süreyle barınabiliyor. Eski Yugoslav ordusunda mühendis olan Resad Fazliç, dün FTV1 kanalına, bu sığınakların iki benzerinin de 1980’lerin başında Saddam için inşa edildiğini açıkladı.

Pax_İslama
20-05-07, 01:27
TİTO'NUN MÜTHİŞ İTİRAFI

Ömrünün 50 yılını komünist ideoloji yolunda harcayan Salih Gökkaya, daha sonra İslâm'la müşerref olarak vefât etmiştir. 'Türkiye Komünist Talebe Teşkilâtı Başkanı' sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gitmiş ve ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret etmiştir.

Josip Broz Tito (d.1892), 1945 yılından ölümüne, 1980’e kadar Yugoslavya’yı yönetmiş, katı ve kapalı bir rejimi sürdüren, yaygın adlandırmayla ‘diktatör’lerden biriydi.

Onu, milyonlara hitap eden o dil ve çenesi düşmüş, eller ve bacakları tam bir değnek hâlini almış, gözleri yaşla dolmuş, dudakları titrer hâlde ve yüzündeki acı ifâdelerle görünce, teselli vermek için demiş ki:

'Efendim ölüm sizi korkutmasın. Belki maddeten aralarından ayrılacaksınız ama, yaptığınız inanılmaz hizmetinizle kalplerde ebediyyen yaşayacaksınız.' Tito, büyük bir pişmanlık içinde şu müthiş itirafta bulunur:

”Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak, toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş...

İşte bu çıldırtıyor beni. Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak. Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek. Ne korkunç bişey, anlamıyor musunuz?

Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım. Ben Allah'a, peygambere ve âhirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çâre değil. Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır. Mazlum gidenlerle, zâlimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezâsını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.

(Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette...) Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı. (Marks bu mevzuda halt işlemiş. uyuşturmuş beynimizi.)

Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!”

Kaynak:Halit Ertuğrul; Kendini Arayan Adam (s. 105)

devrimci bosnak
20-05-07, 01:30
Ya sacmalamayin yeni birseymi
ulkenin genelinde atom siginaklari vardi
.ornek vereyim split sehrinde gemi tersanesinde bile vardi ben bile calistim o siginagin yapim asamasinda isciler icindi.
saygilarimla

belmak
20-05-07, 01:51
Sayın forum üyeleri,

Kişisel mesajlaşma için;
http://www.bosnasancak.net/forum/chat/flashchat.php kullanabilirsiniz, aksi takdirde sohbet havasında geçen her mesaj silinecektir. Şu ana kadar olanlar da silinecektir.

Saygılar.

J a r a n e
21-05-07, 20:00
TİTO'NUN MÜTHİŞ İTİRAFI

Ömrünün 50 yılını komünist ideoloji yolunda harcayan Salih Gökkaya, daha sonra İslâm'la müşerref olarak vefât etmiştir. 'Türkiye Komünist Talebe Teşkilâtı Başkanı' sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gitmiş ve ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret etmiştir.

Josip Broz Tito (d.1892), 1945 yılından ölümüne, 1980’e kadar Yugoslavya’yı yönetmiş, katı ve kapalı bir rejimi sürdüren, yaygın adlandırmayla ‘diktatör’lerden biriydi.

Onu, milyonlara hitap eden o dil ve çenesi düşmüş, eller ve bacakları tam bir değnek hâlini almış, gözleri yaşla dolmuş, dudakları titrer hâlde ve yüzündeki acı ifâdelerle görünce, teselli vermek için demiş ki:

'Efendim ölüm sizi korkutmasın. Belki maddeten aralarından ayrılacaksınız ama, yaptığınız inanılmaz hizmetinizle kalplerde ebediyyen yaşayacaksınız.' Tito, büyük bir pişmanlık içinde şu müthiş itirafta bulunur:

”Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak, toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş...

İşte bu çıldırtıyor beni. Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak. Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek. Ne korkunç bişey, anlamıyor musunuz?

Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım. Ben Allah'a, peygambere ve âhirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çâre değil. Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır. Mazlum gidenlerle, zâlimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezâsını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.

(Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette...) Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı. (Marks bu mevzuda halt işlemiş. uyuşturmuş beynimizi.)

Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!”

Kaynak:Halit Ertuğrul; Kendini Arayan Adam (s. 105)

Neredeyse müslüman ölecekmiş desene.Böyle saçma bir yazıyı buraya koyarken bir tereddüt duymadınmı?Kimseden duymadığım safsataları burada senden duydum.Zaten başkasından duysaydım abes olurdu.Konuyu yine dine getirdiniz ya artık nedesem boş.Konu Tito ama sizler Marks ve dinide işin içine soktunuz.Tito zamanında katı ve kapalı bir diktatörlük yaşadığını söylüyorsun ozaman senin onun hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığın anlaşılıyor.Keşke babana veya dedene sorsaydın belki birşeyler öğrenirdin.Dünyayı at gözlükleriyle bakmaktan vazgeçmeni tavsiye ederim.o zaman dünyanın sadece griden ibaret olmadığını görürdün.Lütfen dini konuları karıştırmamaya dikkat edelim.Bunları tarttışmanın yeri burası olamaz

hakane
21-05-07, 20:05
TİTO'NUN MÜTHİŞ İTİRAFI

Ömrünün 50 yılını komünist ideoloji yolunda harcayan Salih Gökkaya, daha sonra İslâm'la müşerref olarak vefât etmiştir.
""""""
""""""
""""""
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!”

Kaynak:Halit Ertuğrul; Kendini Arayan Adam (s. 105)



Sanırım aynı yazılar tekrar tekrar yazılıyor. Sayfa 8Tıklayınız. (http://www.bosnasancak.net/forum/showthread.php?t=117&page=8) Tekrar tekrar yazmaya devam edin arkadaşlar. Yeni birşey bulursanız, bana da haber verin. Çok sevinirim. Ben sayın vodolia'ya bu konu hakkında kimseyle polemiğe girmeyeceğime söz vermiştim. Lakin söz verdiğim kişi artık bu forumda yönetici değil ve uzun süredir yazmıyor. Tito hakkında arşiv fazlasıyla mevcut bende. İlgililere duyurulur;)

hakane
21-05-07, 20:20
.........Bir bıyık bırakmıştım, saçlarımı öne yatırmıştım. Ben de Hitler hayranı -eskiler iyi bilir;)-, Kanada vatandaşı bir Sloven gibi görünerek Yugoslavya'ya hareket ettim. Zor bir yolculuktu. Bazı duraklara uğradım. Ama Yugoslavya beni çağırıyordu."

Tito'nun "bazı duraklara uğradım" sözü bütün tarihçilerin en önemli araştırma konularından biri olmuştu. Tito'nun Türkçe tercümanı olan İlhami Emin, "Mareşal 1939 yılında Türkiye'ye gitti. Orada saklandı. Türk hükümeti ona iyi baktı. Önce Pera Palas'ta sonra Park Otel'de kaldı. En çok şiş kebabı sevmiş" diyordu...Tito, Spridion Mekas adına düzenlenmiş sahte Kanada pasaportuyla bir Türk takasına binerek Odesa'dan İstanbul'a geldi. Park Otel'in ikinci katındaki 44 numaralı odada kaldı. Sonra Parise gitti.

TEORİ- Mart 2007 Sayfa 58

Pax_İslama
21-05-07, 21:29
Okuyunuz bakalım TİTO gerçekten Josip Broz muydu yoksa onun yerine yerleştirilmiş yada adını kullanan bir masonmuydu...
TİTO aslen Ermeniydi. İstanbulda uzun süre ajanlık yaptı ve yaşadı. Sonrasındada Partizan Mücadele veren Josip Borz'un yerine geçirildi. Aile dostumuz olan Hemşire bir Boşnak Kadın bunu yıllar öncesinde şu şekil anlatmıştı savaş sırasında TİTO yaralandı onu tedavi ettim tedavi ettiğim adam ile savaştan sonra bana madalya veren adam birbirine benzemiyordu. Ayrıca savaştan sonra yanına getirilen annesi oğluna sarılıp öpmeye ellerini okşamaya başlamı birda bakmış parmakları tam. demiş oğlum senin parmağın eksik değilmiydi. Titonun Annesi o günden sonra kimse ile görüştürülmemiş..
Belkide savaşta ağır yaralandı direniş kırılmasın diye yerine sahtesi kondu. Ama bence bu ihtimal zayıf bölgeyi kontrol için değiştirildiğine inanıyorum. Bundada Ya İngliz yada Rus Mason localarına bağlıydı çünkü kurduğu Bağlantısız ülkeler topluluğu Hindistan gibi ülkelerde ittifaklar, İngilterenin bölgeden çekildikten sonra kontrolü uzaktan sürdürmek için kukla liderler yetiştirdiği yönünde şüpheleri güçlendiriyor.


JOSIP BROZ - TITO
1892. - 1980.

Josip Broz rođen je 1892. godine, 7. svibnja, u siromašnoj seljačkoj obitelji u Hrvatskom zagorju, točnije u Kumrovcu, kao sedmo od petnaestoro (preživjelo je samo sedmoro) djece Franje i Marije Broz (rođene Javeršek, iz sela Podsrede s druge strane Sutle - danas Republika Slovenija). Brozova majka potjecala je iz nešto imućnije obitelji (s 14 djece) u kojoj je bila najstarije dijete. U brak je stupila 31. siječnja 1881. godine sa 16 godina, a Brozovom ocu bilo je tada 24 godine. Stjecajem okolnosti umjesto 7. svibnja kao dan Brozovog rođenja ostat će upisan 25. svibnja. Naime, mijenjajući imena na ilegalnim dokumentima upisivao je i razne datume rođenja. U vrijeme kada je služio austro-ugarsku vojsku u njegove dokumente upisan je kao datum rođenja 25. svibnja 1892. godine pa se kasnije ovaj datum javlja i u drugim službenim dokumentima. No, 7. svibnja upisan je u Brozovu krštenicu i matične knjige knjige općine Tuhelj pod koju je u to doba potpadao i Kumrovec.

Postoje dva izvora o porijeklu Brozovih. Prema predanju Brozovi su došli s bosansko-dalmatinske granice bježeći pred Turcima. Drugi izvor upućuje na to da Brozovi potječu iz okolice Pazina u Istri. Prvi pisani dokument u kojem se spominje prezime Broz u Hrvatskom Zagorju potječe iz 1554. godine. Tu je zapisano da je Ambrozij Broz bio nastanjen u selu Volovje kao slobodnjak grofa Petra Erdödija. Početkom 1990.-ih u novinama se mogao naći podatak da su Brozovi porijeklom iz Češke. Još jedna zanimljivost: također početkom 1990.-ih u moglo se čitati u novinama kako Josip Broz ustvari nije Josip Broz već da je umro za vrijeme svog boravka u Rusiji te da su ga ruski komunisti podmetnuli kao svog vođu Komunističke partije Jugoslavije. Navodno ga nakon posjeta Kumrovcu poslije 2. svjetskog rata neki njegovi rođaci nisu prepoznali, čak navodno pravi Tito na jednoj ruci nije imao mali prst. Kako bilo, po završetku osnovne škole u Sisku je izučio bravarski zanat (1907.-1910.). U listopadu 1910. godine s 18 godina postao je član Socijaldemokratske stranke Hrvatske i Slavonije. U vrijeme dok je radio u Kamniku bio je i član organizacije Sokol. Radio je u Zagrebu kao metalski radnik (1910.-1911.), potom u tvornicama u Kamniku (Slovenija), Čenkvu (bivša Čehoslovačka) i Bečkom Novom Mjestu (Austrija) u periodu od 1911. do 1913. godine. U Bečkom Novom Mjestu radio je kao probni vozač u tvornici automobila Daimler. Godine 1913. odlazi na odsluženje vojnog roka u Zagreb. Za vrijeme odsluženja vojnog roka pohađa dočasnički tečaj i dobiva čin vodnika. Prvi svjetski rat zatekao ga je kao vodnika 25. hrvatskog puka. Kratko vrijeme 1914. za vrijeme puta na bojišnicu zatvoren je u Petrovaradinskoj tvrđavi zbog optužbe da je propagator antimilitarizma.

Na ruskoj bojišnici, u području Karpata, pri jednom napadu Kozačko-čečenske konjičke divizije 4. travnja 1915. biva teško ranjen i zarobljen. U samostanskoj bolnici kao ratni zarobljenik proveo je 13 mjeseci (u mjestu Svjažsk na obali Volge). U svibnju 1916. ozdravio je i tada je upućen u mjesto Alatir na rijeci Sumi gdje su se prikupljali dobrovoljci iz južnoslavenskih krajeva za rat. Broz je odbio ponovo ići u rat tvrdeći kako je Dobrovoljački korpus oruđe velikosrpske politike, a s još 70 vojnika odbio je prisegnuti srpskom kralju. Stoga je poslan u zarobljenički logor u mjesto Ardatov. Odatle je upućen u obližnje selo Kalasjevo gdje je radio u seoskom mlinu. U selu je ostao do ljeta 1916. kada je s grupom ostalih ratnih zarobljenika prebačen na Ural u mjesto Kungur. Tu je upoznao ciljeve ruskog radničkog pokreta i radio na izgradnji željezničke pruge. Poslije Februarske revolucije 1917. bježi iz logora u Petrograd gdje sudjeluje u srpanjskim prosvjedima zbog čega je zatvoren u Petropavlovsku tvrđavu i upućen u Sibir. Na putu bježi u Omsk te se uključuje u Internacionalnu crvenu gardu i Boljševičku partiju kako bi sudjelovao u Oktobarskoj revoluciji. U Hrvatsku (Zagreb) vraća se 1920. kada postaje član KPJ (Komunističke Partije Jugoslavije). Nakon zabrane KPJ otišao je u Veliko Trojstvo i zaposlio se u mlinu kao strojar. Godine 1923. postao je član Okružnog komiteta KPJ za Bjelovar. U rujnu 1925. radi u Kraljevici u brodogradilištu, ali zbog sudjelovanja u štrajku biva otpušten. Kasnije radi u Smederevskoj Palanci sve do ožujka 1927. kada biva otpušten i vraća se u Zagreb. U Zagrebu postaje sekretar Saveza kožarsko-prerađivačkih radnika. Član MK KPJ za Zagreb postaje 1927. U međuvremenu dva puta je uhićen i suđen (na 7, pa na 5 mjeseci zatvora). Za sekretara MK KPJ za Zagreb izabran je na VIII. partijskoj konferenciji kada se suprostavlja frakcijskim borbama unutar stranke. Uhićen je u kolovozu 1928. i u rujnu iste godine izveden pred sud i u tzv. Bombaškoj aferi osuđen je na 5 godina robije koje je izdržavao u Lepoglavi i Mariboru.

Po izlasku s robije u ožujku 1934. radi ilegalno u Zagrebu kao član pokrajinskog rukovodstva KPJ za Hrvatsku. Tada uzima ilegalno ime Tito koje je zadržao (prije toga koristio je razna ilegalna imena, npr. Valter, Stari itd.). U srpnju 1934. kooptiran je u CK KPJ (Centralni komitet Komunističke partije Jugoslavije) u Beču. Na IV. zemaljskoj konferenciji 1934. izabran je za člana CK, a zatim i Politbiroa. Početkom 1935. kao predstavnik KPJ odlazi u Moskvu na rad u Kominternu. Sudjelovao je u radu VII. kongresa Komunističke Internacionale 1935. kao sekretar delegacije KPJ, a bio je i predavač je na Međunarodnoj lenjinističkoj školi. Krajem 1937. postao je generalni sekretar KPJ. U ustanku 1941. CK KPJ imenovao ga je zapovjednikom Glavnog, kasnije Vrhovnog, štaba NOVJ. Na drugom zasjedanju AVNOJ-a 1943. godine dodjeljen mu je čin maršala Jugoslavije. Istovremeno je izabran za predsjednika Nacionalnog komiteta. U ožujku 1945. bio je predsjednik Privremene vlade DFJ. Poslije prvih izbora u studenome 1945. godine i donošenja novog ustava u komunističkoj Jugoslaviji dobio je mandat za sastav jugoslavenske vlade. Jedan je od tvoraca politike nesvrstanosti. Tri godine nakon završetka rata - 1948. rasikuno je s realsocijalizmom. No, taj raskid je uzrokovao utemeljenje zloglasnog zatvora na Golom otoku gdje su na odsluženje kazne slani svi oni koji se nisu usprotivili rezoluciji Informbiroa. Načini kažnjavanja osuđenika na Golom otoku bili su posve nečovječni, o tome možete više saznati iz knjige Slavka Ćuruvije: Ibeovac - ja, Vlado Dapčević. Godine 1953. izabran je za prvog predsjednika republike. Donošenjem novog ustava 1974. godine izabran je za predsjednika SFRJ bez ograničenja trajanja mandata, a na X. kongresu SKJ za predsjednika SKJ bez trajanja mandata. Preminuo je 2. svibnja 1980. godine u Ljubljani, (u 88-oj godini života). Pokopan je po vlastitoj želji u Beogradu u Kući cvijeća. Po izboru britanskog časopisa Time izabran je među 100 ljudi koji su obilježili 20. stoljeće, a list La Panorama uvrstio ga je u popis 1000 osoba koje su stvarale 20. stoljeće. Pored Tita na popisu se nalazi samo još jedan Hrvat (Bračanin, isusovački pedagog) - Ivan Ilić.

I pred kraj koja riječ o Titovoj najvećoj ljubavi - Davorjanki Paunović. Davorjanka Paunović (sestrična Vere Miletić, majke Mirjane Marković) rođena je 1921. godine, završila gimnaziju u Požarevcu, te otišla u Beograd na studij francuskog na Filozofskom fakultetu. Kretala se u komunističkim krugovima, obavljala povjerljive partijske zadatke, pa je tako u svibnju 1941. godine upoznala generalnog sekretara KP Jugoslavije, Josipa Broza Tita. Njoj je tada bilo 20, a Titu 49 godina. On je tek stigao iz Zagreba gdje mu je, 23. svibnja 1941. godine, njegova nevjenčana supruga Herta Haas rodila sina Aleksandra Mišu. Davorjanka Paunović postala je najprije Titova tajnica i kurir, osoba posebnog povjerenja, a potom i njegova ljubavnica i najveća ljubav njegova života. U ratu je bila stalno pokraj Tita, imala je ratni nadimak Zdenka. Prošla je zajedno s njim cijeli njegov ratni put, sudjelovala u dugim marševima, što je bilo teško za njeno zdravlje - bila je plućni bolesnik - pa je stoga bila nervno vrlo labilna. Svađala se s Titovim najbližim suradnicima, izazivala incidente, no, Tito ju je stalno branio, govoreći da ništa ne može jer je voli. S Titom je dočekala kraj rata, ali je tuberkuloza uznapredovala, pa je Davorjanka Paunović umrla 1. svibnja 1945. godine, a Tito ju je dao pokopati. Ali ne na nekom groblju, nego usred vrta svoje službene rezidencije u najotmjenijem dijelu Beograda, na Dedinju. Ito zato kako bi mogao stalno obilaziti njen grob. Njegovi ratni drugovi znali su, naravno, za tu njihovu vezu, ali je ona za širu jugoslavensku javnost ostala tajnom sve dok je nije objelodanio povjesničar Vladimir Dedijer 1981. godine.


http://www.moljac.hr/biografije/tito.htm

Pax_İslama
21-05-07, 21:42
Konuyu Fazla uzatmak istemiyorum aşağıda netten üç sayfadan örnekler var.
Google da Pravi Josip Broz diye aratın nasıl bir gerçek çıkacak..
Fakat Dünyadaki gizli güçleri bilmeyenler sanal kahramanlara inanıyorlar. Bazılarına göre Süperman ve Örümcek adamda gerçek neyse....



1) ,pravi tito pogino u Josavki,a to ti je blizu Kotor Varosa,ubio ga cedo po prezimenu Kovacevic da mu M.... itd,da ne nabrajam
http://www.stranjani.de/component/option,com_joomlaboard/Itemid,223/func,view/id,386/catid,21/limit,6/limitstart,30/

2) Prvi in pravi Tito je umrl med navadnimi partizani, a so zaradi potreb ljudi in politike spremenili stvari, ker bi sicer ljudje zgubili zaupanje za boj do konca in osvoboditev.)</
http://grison.blog.siol.net/2007/01/20/jugo-nostalgija-17/feed/

3) - Pravi Josip Broz bio je Hrvat rođen u Beču i umro je 1913. godine, a njegov identitet preuzeo je višestruki agent-obaveštajac Josip Ambroz, alijas Tito. On je rođen iz velike ljubavi poljske grofice i upravnika njenog imanja Franca Ambroza, a kako bi se spasla aristokratska čast, vanbračno dete prihvatila je jedna porodica, a izdržavao ga je njegov otac - priča Jokić

http://www.blic.co.yu/temadana.php?id=2944

kle?tinal?
21-05-07, 21:53
tito yu sevmek için illa da sosyalist olmaya ne gerek var yada solcu olamaya ?? senin için bi insanı yerden yere vurmak için sosyalist olması yeterli bi sebep olsa gerek
ingiliz emperyalisti tito nasıl olduda eski ingiliz sömürgeleriyle birlik olup bağlantısızlar hareketini kurdu?? bence sen tek yönden bakmayı bırakta tito nun neden stalinden ayrı bi yol çizdiğini iyice oku ve düşün. yardımcı olması açısından'' Yugoslavya'da açıkça sosyalist bir rejim uygulaması üzerine batı, Tito'dan desteğini çekti. Bu sırada Yugoslavya'yı kendi yönetim ve denetimi altına almak isteyen Stalin ile Tito'nun arası açıldı. Tito'nun, Yugoslavya'nın müstakil ve bağımsız bir devlet olarak kalmasını istemesi bu anlaşmazlığın başlıca sebebiydi.''
http://tr.wikipedia.org/wiki/Josip_Tito

Ya toprak üzdün beni....

Hadi bunlar Boşnak ben kendi aralarındaki muhabbette karışmak istemiyorum ama sen nasıl da destekliyorsun bu zatı...

Bizim insanımız az çekmedi bu adamdan...

Biz Müslümanları bırak Hristiyan Makedonlar bile sevmiyor bu adamı makedonyaya güney sırbistan diyen zatı muhteremi...

hakane
22-05-07, 17:37
Bİr karar verin artık...

JOSIP BROZ TİTO;

Ermeni mi?
Mason mu?
Yahudi mi?
Sırp mı?
Ajan mı?
Müslümanlara eziyet etmiş bir faşist mi?
Komünist mi?
Yoksa İngiliz hayranı mı?

Güldürmeyin insanı..savunduğunuz fikirler birbiriyle çelişiyor.

Kaldı ki (-180 derece- Salih Gökkaya'nın anlatımıyla:)) ölüm döşeğinde müslüman olmasına dakikalar kalmış bir adam için bunları niye yazıyorsunuz?

Tito'nun hatırlanmayan bazı özelliklerini daha aktarmak istiyorum:

Her ülkede olduğu gibi devlet adamlarına tahsis edilen lüks bir makam aracı ve evi oldu.

Fakat...

Tito Jet-ski'ye hiç binmedi. Ne motorları oldu ne de bacıları. Amerika'dan oturma izninin uzatılmasını hiç istemedi. Kaldı ki oturma izni dahi istemedi. Hiçbir vatandaşına, kendi evinde "plazma tv" varken, sen televizyon seyretme sakın, günah demedi. Vatandaşına inanç özgürlüğünü ve ibadeti yasaklamadı. Sen şu kiliseye git, şu camiye git, yukarıdakine sakın gitme demedi. Savaş halindeki ve tarihsel bağları olan bir ülkeye, yardım amaçlı toplanan derileri ve paraları, cebine cukka etmedi. Atatürk'e hiç küfür etmedi...vb. saymakla bitmez Tito'nun özellikleri.

Şimdi devam edebilirsiniz. Tito Ermeni mi? Mason mu? Yahudi mi? Ajan mı?...

babacic
22-05-07, 21:27
josip Broz Tito için o kadar iftira atıldı.madem bu adam ülkesini sattı peki neden Tito yugoslavyayı yönetirken dağılmadı.Tito ülkenin başındayken yugoslavya diye bir ülke vardı.adam iyi veya kötü bu ülkeyi birarada tutma başarısını gösterdi(bölmek için uğraşan o kadar insan varken ).Ama ne oldu Tito öldü ve yugoslavya dağıldı.Ondan sonra gelen liderler uzlaşmayı ve barışı sağlayamadı.İnsanlar Titoya bakıcakları yerde ondan sonra gelen liderlere baksın.Ülkelerini satmak için kimden destek alıp,kimlerden para aldıklarını açıklasın.
Siz titoya iyi veya kötü diyebilirsiniz ama benim bildiğim bir şey var Tito hiçbirzaman ülkesini satmadı.

musoski
25-05-07, 21:34
Tito ile ilgili iki haber

Tito'nun uçağı Endonezya'da
16/03/2004 Radikal

AP - CAKARTA - Yugoslavya'nın eski diktatörü Josip Broz Tito'nun kullandığı Boeing 727 uçağı artık Endonezya semalarında. YU-AKH adıyla kayıtlı uçak Efata Papua Havayolları'na kiralandı. Uçak 1980'de Yugoslav Avio Genex'e satılmıştı. 1991'de Yugoslavya'nın dağılması, ardından uygulanan ambargolar nedeniyle Avio-Genex krize girdi. 10 yıldır Belgrad'da çürümeye terk edilmiş olan YU-AKH yeniden uçabilecek hale getirildi. Ancak şimdi Tito'nun ülkesinde değil Cakarta ile Papuo arasında mekik dokuyacak. Geçen yıl da hükümet Tito'nun lüks limuzinlerini satmıştı.

Tito’nun sığınağının benzeri Saddam’da
Milliyet 19/03/2003
Saddam Hüseyin’i nükleer ve biyolojik silahlardan korumak için yapılan iki yeraltı sığınağının Eski Yugoslavya ordusunca inşa edildiği ortaya çıktı. Saraybosna’nın Kornjiç kentinde eski diktatör Tito için dağlık bölgenin 250 metre altında 1969’da yapılan 6500 metre karelik askeri karargâhın fotoğrafları dün AP ajansınca servise konuldu. Sığınakta 400 kişi dıştan tamamen izole olmuş şekilde üç aydan fazla süreyle barınabiliyor. Eski Yugoslav ordusunda mühendis olan Resad Fazliç, dün FTV1 kanalına, bu sığınakların iki benzerinin de 1980’lerin başında Saddam için inşa edildiğini açıkladı.

tito nun ölüm yıldönümünde(bu yıl) 6.000 kişi mezarını ziyaret ediyor. zagrep in en ünlü meydanının TİTO meydanın adını değiştirmeye tudjman ın bile gücü yetmiyor. hala daha mareşal TİTO caddeleri cumhuriyetlerde mevcut. ey hak amma psikopat bi diktatörmüş ki öldükten sonra bile hayaletinden tırıs gidiyor insanlar :)

musoski
25-05-07, 21:42
Ya toprak üzdün beni....

Hadi bunlar Boşnak ben kendi aralarındaki muhabbette karışmak istemiyorum ama sen nasıl da destekliyorsun bu zatı...

Bizim insanımız az çekmedi bu adamdan...

Biz Müslümanları bırak Hristiyan Makedonlar bile sevmiyor bu adamı makedonyaya güney sırbistan diyen zatı muhteremi...

valla dostum benim köyümde iki tane cami vardı.5 vakit ezanda okunurdu(dinsiz diktatör işte o yüzden ezan okunuyo cami faalv.s)makedonya da kalan türkler yada makedon müslümanları tito sayesinde kimliklerini korudular. tito dan önce benim köyüm şehrim sırp şehriydi makedonya nın doğusu da bulgarların. boşnakaların arasına sen girme istersen ama TİTO nun bi sözü vardı brastvo jedinsvo ben buna inanıyorum o yüzdem kardeşlerimle bi arada tatlı tatlı sohbet ediyoruz arada atışıyoruz bence sorun yok.

kle?tinal?
25-05-07, 22:33
valla dostum benim köyümde iki tane cami vardı.5 vakit ezanda okunurdu(dinsiz diktatör işte o yüzden ezan okunuyo cami faalv.s)makedonya da kalan türkler yada makedon müslümanları tito sayesinde kimliklerini korudular. tito dan önce benim köyüm şehrim sırp şehriydi makedonya nın doğusu da bulgarların. boşnakaların arasına sen girme istersen ama TİTO nun bi sözü vardı brastvo jedinsvo ben buna inanıyorum o yüzdem kardeşlerimle bi arada tatlı tatlı sohbet ediyoruz arada atışıyoruz bence sorun yok.


Hadi bunlar boşnak derken şunu kastediyordum bildiğim kadarıyla Rankoviçmiydi Brankoviçmiydi onun zamanında daha çok eziyet çekti boşnaklar onun için Tito iyi bir adamdı deme şansları var. Tabi sevmeyenler iin bir şey diyemiyorum....

Ancak şunu anlayamıyorum sen Makedonyalısın Makedonya göçmenisin, Maktürkün sitesine giriyormusun orada (bahsedip konuyu dağıtmakta istemiyorum) Makedonyada yaşamış türklerin çektiği sıkıntılar anlatılıyor...

http://www.makturk.com/modules.php?name=News&file=article&sid=36

Tamam yani bir makedonya göçmeni olarak seninle aynı toprağı paylaşan insanların yaşadıkları dururken sen Tito iyi bir adamdı diyebiliyorsan ne deyim ben sana...Eyvallah

demişsinki..

boşnakaların arasına sen girme istersen

Sen beni tanıyormusun:) yada ailemi :) yada nereli olduğumu:)

beni karnında taşıyan insan Boşnak, Babamıda, dedemide...

Benim dedemin babası Makedonyalı gerisi hepsi Boşnak onun için senin bana bunu demeye hakkın yok...

Neyse yadırgamıyorum çünkü burada yazdığımız iki satırla kendimizi ifade etmemiz zor hele böyle derin konularda....

Saygılarımla...

mustafa
26-05-07, 19:50
TITO ile ilgili en son kamu oyu arastirmasini Bosnak NTV Hayat televizyonu bugün yapti.
Soru söyle idi: Bosna icin hangi sahis daha önemli?
Tito mu Alija Izetbegovicmi ücüncü cevap olasiligida hic biri degil olabiliyordu.

Veilen telefon cevaplari söyle :

TITO 4275
Izetbegovic 3886
Hicbiri 195 oy idi.

Bu arada NTV Hayat televizyonun cogunlukla Bosnaklar tarafindan izlendigini de
belirteyim.
Selam ve sevgiler

musoski
26-05-07, 20:35
Hadi bunlar boşnak derken şunu kastediyordum bildiğim kadarıyla Rankoviçmiydi Brankoviçmiydi onun zamanında daha çok eziyet çekti boşnaklar onun için Tito iyi bir adamdı deme şansları var. Tabi sevmeyenler iin bir şey diyemiyorum....

Ancak şunu anlayamıyorum sen Makedonyalısın Makedonya göçmenisin, Maktürkün sitesine giriyormusun orada (bahsedip konuyu dağıtmakta istemiyorum) Makedonyada yaşamış türklerin çektiği sıkıntılar anlatılıyor...

http://www.makturk.com/modules.php?name=News&file=article&sid=36

Tamam yani bir makedonya göçmeni olarak seninle aynı toprağı paylaşan insanların yaşadıkları dururken sen Tito iyi bir adamdı diyebiliyorsan ne deyim ben sana...Eyvallah

demişsinki..

boşnakaların arasına sen girme istersen

Sen beni tanıyormusun:) yada ailemi :) yada nereli olduğumu:)

beni karnında taşıyan insan Boşnak, Babamıda, dedemide...

Benim dedemin babası Makedonyalı gerisi hepsi Boşnak onun için senin bana bunu demeye hakkın yok...

Neyse yadırgamıyorum çünkü burada yazdığımız iki satırla kendimizi ifade etmemiz zor hele böyle derin konularda....

Saygılarımla...

olayı kişiseltirecek değilim yazdığın yazıya istina den sen istersen girme dedim... yoksa senin aidiyetine söyleyecek sözüm yok.
sen kendi adına tito yu sevme beğenme. bu arada önce ki yazıda yazmayı unutmuşum batı sırbistan olarak makedonya yı tito değil pale nin beograd ın kopilleri görüyo. yanlış bilgiye sahipsin. tito makedonya ya cumhuriyet olarak kurucu statü verdi.

Balki
27-05-07, 00:34
ben bu gün sırp hrvat bosna tv izledim yanılmıyorsam titoyu anma günümü ne vardı hepsi ordaydı zamanında mutluymuslar fabrikaları varmıs dedi biri isimiz vardı dedi biri digeri her sey yolundaydı dedi bir digeri fakir degildik dedi ama biz bir seyler diyemiyoruz cünkü orda degildik burdan az cok duydugumuzu en azından kendisini sevmeyenlerle dolu nefretle yazıyoruz TİTO yu tanımam ama gercekten iyi tanımam ama tanısmak isterdim helal olsun 7 cumhuriyeti yedi milleti bir arada tuuttu ve bu site hala kendisiyle iligili karalama yazısma metinlerine musade ediyoor tüm avrupa veya balkanlar minnetle sever sayar iken bizler burda doganlar ne akedemisyen nede bilim adamıyız sizlere sesleniyorum siz na yapardınız ne yapabilirdiniz o zamanlarda bilmem canım sıkıldı bu konuyla bee 21 . yuzyıl temaları lazım bunlar bosh be slmlarr

hakane
27-05-07, 19:25
Blerim Bırka'yı kazandı.

Tito Bosna'da istediğini elde etmiş gibi görünüyordu, ancak tehlikeli bir bölge daha vardı. Bu bölge Kosova'ydı. Kosova ağırlıklı olarak Müslüman Arnavutların bulunduğu bir bölgeydi ve bu bölgenin en büyük özelliği çetelerin ağırlığıydı. Çeteler her yöne kayabilirdi. İşgal güçlerine destek verebilecekleri gibi, hanedan ailesi hesabına çalışıp direniş hareketini hedef alabilirlerdi. Tito bu yüzden Arnavut çetelerin en büyüğü olan "Fitore"yi ikna etmeye çalışıyordu. Bosna'dan Biyediç ailesini kendi tarafına çekmeyi başaran Tito, "Fitore" grubunun lideri "Bırka" (Pala) Blerim'i kazanmak için Arnavut partizanları görevlendirmişti. Ancak Arnavut partizanlar Bırka'yı bir türlü ikna edemiyorlardı. Bırka'nın beklentisi farklıydı. "Fitore" grubu savaşın çıkması halinde ganimet toplayıp ülkeden ayrılmayı planlıyordu. Tito olaya bizzat müdahale etti. Büyük bir risk alarak Neratva'dan çıktı ve Kosova'nın İpek kentine gitti. Sakal bırakmış, kalın camlı gözlükler takmıştı ve kendisine bir din adamı süsü vermişti. Bırka, Tito'nun görüşme talebini kabul etmişti ve bu büyük bir fırsattı. İpek'te küçük bir köy evinde buluşma gerçekleşti.

Tito daha sonra hatıralarında bu görüşmeyi şöyle anlatıyordu: " Gerçekten çok heyecanlanmıştım. Çünkü bu, savaşmayı bilen, daha doğrusu benim istediğim savaşı yapabileceğine inandığım insanların liderleriyle yapacağım bir görüşmeydi. Üstelik Bırka yanımda sadece dokuz kişi getirebileceğimi söylemişti. Biz 10 Partizani ki bunların içinde Cemal'de (Biyediç) vardı, Bırka'nın randevu verdiği yere gittik. Büyük bir kasaba tamamen Bırka'nın kontrolündeydi. Kasabaya girişimizle birlikte ispiyonlanıp ispiyonlanmadığımızı merak etmeye başladık. Ancak korktuğumuz olmamıştı. Sonra ikinci endişe başladı. Ya bizi görüşme esnasında tutuklatırsa diye düşünmeye başladık. Büyük bir risk almıştık, ancak Bırka'ya nedenini bilmediğimiz bir güven duymuştuk. Bize bir sofra kurmuşlardı. Kuzu eti sundular. Bunun Arnavut adetlerinde dostluk gösterisi olduğunu biliyorduk. Konuşmaya başladık, tartıştık, tam yedi saat sürdü. Sonunda Bırka, "Zaten ben size katılmayı istiyordum. Çünkü size inanan insanlar olduğunu gördüm. Dahası bize başkalarının getireceği özgürlüğe inanmıyorum. Arkadaşlarım sizin için bir gösteri hazırladılar, buyurun bahçeye geçelim" dedi. "Bahçeye geçelim" sözü beni biraz düşündürdü. Açıkçası bu işin bu kadar kolay olmasını beklemiyordum. Bahçede bir tuzak olabileceğini düşündük. Ama zaten yapacak bir şey yoktu, kurtların arasındaki kuzu gibiydik. Ama sofrada bize kuzu ikram edilmesiyle bizi de kurt olarak gördüklerini düşünmüştük. Bahçeye çıkınca Skender Beg halayının melodilerini duyduk. Kılıç şakırtıları bu oyunun temposunu veriyordu. Arnavutları tanıyordum, konuklarına Skender Beg oynuyorlarsa kendilerini göstermek istiyorlardır. Bekledim, eğer halay başı kılıcını önüme atarsa Bırka'nın çetesinin bize katılacağını anlayacaktım. Galiba Bırka da benim Arnavut adetlerini ne kadar bildiğimi test etmek istiyordu. Halayın orta yerlerinde Bırka kılıçlardan birini aldı. Halaya girdi. Dizleri üzerinde üç tur döndü ve kılıcı önüme attı. Sonra karşımda taş oldu durdu. Meçkin Kamen (Makedonya'daki devrimci komitelerin anısına dikilmiş "ayı taşı" anıtı) gibi. Kılıcı aldım başına dokundurdum. Bırka Blerim, arkadaşlarına döndü ve "Artık lideriniz bu Hırvat'tır. Erkek olan yabancıların topraklarımıza girmesini istemez. Bu Hırvat da erkek, baş kaldırdı. Savaş geliyorsa birlikte karşılayacağız." Bu şu anlama geliyordu: "Kosova artık Partizanların yanında."

Alıntı: Teori, Sayfa 61-62

zametica
21-06-07, 01:05
GerÇek Bİr Lİder! Partİzan Hareketİnİn ÖncÜsÜ! Onun HİkayelerİylevbÜyÜdÜm Dİyebİlİrİm! Tİto Ve Onun İlkelerİyle BÜyÜmÜŞ Olan Annem Onun Hep Ne Kadar Adİl Ve Merhametlİ OlduĞunu Anlatirdi!

Ama Ne Yazik Kİ Herkes AĞzina Gelenİ SÖylemekte Ve ÖlÜm DÖseĞİnde TÖvbe Edİp Nerdeyse MÜslÜman OlmuŞ BÖylesİ Bİr Lİder İÇİn Çİrkİn SÖzler Sarfetmektedİr! Allah Rahmet Eylesİn!

serkancosovic
21-06-07, 02:05
paylaşım için teşekkürler ama tanımıyorum adamııı duyduklarıma göre adam güzel şeler yapmışşşş:) helal olsunn adamaaa ruhu şad olsunn toprağu bol olsun ......

zametica
21-06-07, 12:32
tito ve alija izzet begoviç arasında bir mukayese yapılması cok sacma ikisinin de bosna ya katkıları cok fazla

zametica
21-06-07, 12:38
[QUOTE=cevat sinanoviç;147491]sn. mustafa bey size paylaşımınız için çok teşekkür ederim sanırım biz titofil yandaşlarının karşıtlarına güzel bir cevap verdiniz.ama hemen beni yanlış anlamalarını istemem çünki rahmetli alija izzet begoviçin bosna için yaptıklarını yok görmüyorum ve sonsuz saygı duyuyorum rahmetli alija izzet begoviç bosnanın kurtuluşu için elinden geleni yapmış bu uğurda canını bile hiç düşünmeden ortaya koymuştur kendiside çok değerli ve yeri doldurulamaz bir liderdi kendisinin erken ölümü bosna için zamansız bir kayıptır.nasılki tito nun ölümü eski yugoslavya için sonun başlangıcı olduysa......[/QUOTE

rahmetli aliya izzet begoviç in erken ölümü geröekten de bosna işin bir kayıptır! Umarım tito sonrası yugoslavya da yasananların aynısı bosna da yasanmaz!

bir de sunu belirtmek gerekir ki rahmetli tito bosna ya cumhuriyet vermiş ve yugoslavya da yasayan azınlıkların hakkını sonuna kadar korumustur!Bosna halkının tito ya sempatisi olması cok normal! zaten sırpların pek sevdigi bir lider değil tito! Su an sırbistan da tito ya ait çok az sey gorebilirsiniz! bosna yı ve arnavutları sırplara karsı tito nun savunduğunu unutmayalım!

datco
21-06-07, 13:08
Biraz uzun ama kesinlikle okumanız gereken bir yazı...

tito yu kendi ağzıyla daha iyi tanıyalım....


Ömrünün elli yılını komünist düşüncenin peşinde geçirdikten sonra Müslüman olan Salih Gökkaya anlatıyor. Kendisi Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı?nın Başkanı sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito?nun konuğu olarak Belgrad?a gidiyor. Ömrünün sonuna yaklaşmış olan Tito kendilerine hitaben şunları söylüyor:

?Ben ölüyorum artık...?
?Yoldaş! Ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün, ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlıyor musunuz?
Yoldaşlarım! Sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana! Yoldaşlarımın kalplerine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım yahut alkışlanacakmışım, neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım:
Ben Allah?a, Peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...

?Marks halt etmiş!..?
Mazlumca gidenlerle zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Haklarını almadan cezalarını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler ne derseniz deyin.?
Bu sözlere ekleyecek daha başka ne olabilir ki. Maraşal Tito Bu sözleri söyledikten sonra komaya girer ve bir süre sonra hayata gözlerini kapar.

Geçtiğimiz günlerde bir Amerikalı bilim adamının 50 yıl boyunca kar kristalleri üzerindeki çalışmalarından fotoğraflar yayınlamıştık. Kar tanelerinin güzellikleri bir çok insanı etkilemişti. Ve gözlerimize inanamamıştık.

Yapılan araştırmada hiçbir kar tanesi bir diğerine benzemiyordu. Ve benzemediği gibi de hiçbir kar tanesi yere inerken, veya indirilirken birbirine değmiyordu.

Bir kar tanesinin hesabını ile yapan yaradan insanoğlunu kendi başına bırakması düşünülebilirmi acaba.

75 yıl boyunca Ateizm derslerinin verildiği Sovyetler Birliği yıkıldı ve şimdi o dönemi özellikle o coğrafyada yaşayanlar lanetle anıyor. Keşke Maraşal Tito gibi insanoğlu her şey geç olmadan kainatta insanoğlunun tek başına olmadığını anlayabilse....

datco
21-06-07, 13:14
tito nun ne kadar demokrat ve iyi bir lider olduğunu anlamak için müslamanların ve hıristiyanların yaşadığı bölgeleri karşılaştırmanız yeterli olacak!!!???!!!!

poletarac
17-08-07, 21:04
Siteye birkaç gün önce üye oldum. Az önce bu konuyu gördüm ve baştan sona okudum üyelerin yazılarını. Tito ne büyük adammış ki kendinden bu kadar söz ettirebiliyor. Hakkında birşey yazmaya gerek yok aslında. Datco rumuzlu üyenin yazdıkları tekrar tekrar yazılmış daha önce..niye bu kadar tekrar yapılıyor? Ona anlam veremedim bir türlü...

muzo
17-08-07, 22:24
Siteye birkaç gün önce üye oldum. Az önce bu konuyu gördüm ve baştan sona okudum üyelerin yazılarını. Tito ne büyük adammış ki kendinden bu kadar söz ettirebiliyor. Hakkında birşey yazmaya gerek yok aslında. Datco rumuzlu üyenin yazdıkları tekrar tekrar yazılmış daha önce..niye bu kadar tekrar yapılıyor? Ona anlam veremedim bir türlü...


Haklısınız.Yeni üyeler eski kOnuları okumadan yazdığı için bu tür sorunları yaşıyoruz.
Normalinde yeni üyeler eski konuları okuduktan sonra yazı yazmalı.
Forum kurulduğundan bu yana bazı üyelerimiz üzülerek söylüyorum
En çok okunan konulardan habersiz.
Bu forumda bu konu varmıydı diyen çok üyeler var.

zametica
30-08-07, 15:51
Tito, Türkleri esir düşünce tanıdı

Yugoslavya Federasyonu’nun kurucu lideri Josip Broz Tito’nun 10 yıl tercümanlığını yapan İlhami Emin, Aksiyon’a konuştu. Emin, Tito’nun bir Tatar tarafından savaşta öldürülmeyip esir alındığını, bu sebeple Türklere karşı sempatisi bulunduğunu anlatıyor.

Josip Broz ya da tanınan ismiyle Tito... Balkan tarihinin önemli aktörlerinden biri. 35 yıl boyunca Yugoslavya Federasyonu’nun başkanlığını yaptı. Ülkeyi bir arada tutmayı başardı. Josip Broz Tito, ülkenin kurucu babasıydı ve ölünceye kadar devlet başkanlığını sürdürdü.

Tito’nun 10 yıl yeminli tercümanlığını yapan İlhami Emin, aradan çeyrek asır geçmesine rağmen bugüne kadar hiç konuşmadı. Anılarını yazmadı. Tito’nun nasıl bir insan olduğunu anlatmadı.

İlhami Emin, Tito’nun ölümünden Yugoslavya’nın parçalanmasına kadar geçen sürede ise Türk cumhurbaşkanlarının tercümanlığını yapmıştı. Fahri Korutürk, Kenan Evren ve Turgut Özal’ın Yugoslavya devlet başkanlarıyla yaptığı görüşmelerde hazır bulunmuştu. İlhami Emin’i geçmişe götürmek zor oldu. Ancak uzun çabalar sonunda kendisine “Ben Tito’nun tercümanıyken...” dedirtmeyi başardık. Makedonya’da ‘Gül Şairi’ olarak tanınan Türk edebiyatçı İlhami Emin’in yörük inadını kırdık ve kendisiyle uzun bir sohbete koyulduk.

-Bugüne kadar Tito hakkında neden konuşmadınız?

Tito gibi büyük bir devlet adamına sırtımı dayayarak ün yapmak gibi bir fikrim olmadı. Tito’nun sağlığında nasıl sustuysam, Tito öldükten sonra da ketumluğumu sürdürdüm. Susmamın bir nedeni ise, Tito’nun Türkçe tercümanlığını ilk defa üstlenirken, Tito’nun başyaverlerinden General Rapo bana kesin bir ikazda bulunmuştu: “Tito’yla bulunduğun ortamda duyduklarını duymayacaksın. Çok bilmen, çok konuşman senin zararına olur. Bilmeyeceksin, duymayacaksın, görmeyeceksin, konuşmayacaksın. Üç maymunu oynayacaksın. İnsanın bazen, bildiğini bilmemesi daha iyidir. Sırları bileceksin, sırları sır gibi saklayacaksın. Kendi iyiliğin için susacaksın. Ne az ne fazla… O kadar.” Bu ikazı alınca, yazılı bir yemin etmediğim halde, kendimi yemin etmiş gibi hissettim. Ve bugüne kadar hiç konuşmadım.

-Tito’nun tercümanlığına nasıl başladınız?

1971 yılında yazar arkadaşlarla Struga şehrinde sohbet ediyorduk. O sırada Belgrad’dan telefonla acele arandığımı söylediler; ama ciddiye almadım. Biliyorsunuz, yazarlar arasında bazen “acımsı” şakalar yapılır. Az sonra tekrar “Seni Belgrad’dan acele arıyorlar” dediler. Yine şakadır diye aldırış etmedim. Telefondaki, azarlanmaktan dolayı biraz endişeli, biraz da kızgın bir şekilde “Beyefendi sizi Belgrad’dan bir general arıyor.” diye sesini yükseltince gittim. Telefonu kulağıma götürdüğüm anda “İlk araçla Belgrad’a gel” emrini veren bir sesle karşılaştım. Karşımdaki kişi çok otoriter ve üstelik aşırı sert konuşuyordu. Sözü fazla uzatmadan Belgrad’da gitmem gereken adresi verip telefonu kapattı. Kimseye bir şey söyleyemeden koltuğa çöktüm… Bir müddet düşündüm…

-Ama yine de yola çıktınız?

Evet, gece treniyle Belgrad’a hareket ettim. Sabahın erken saatlerinde rastladığım ilk taksi şoförüne, elimdeki adresi gösterdim. Meğer, taksi şoförü de şakacının biriymiş. “Adresin neresi olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Bilmiyorum, dedim. Gülerek “Hapishane!” dedi. Korkum bir kat daha arttı. Demek ki, “Yazar arkadaşlar bu defa beni tuzağa düşürmek için çok iyi düşünmüş ve çok iyi şaka planlamış” diye aklımdan geçirdim. Yolun sonuna kadar gitmeliydim, arabaya bindim. Taksicinin beni bıraktığı yerde bir polis nöbet tutuyordu. Resepsiyonda yüzü gülmeyen, sert duruşlu, gayet ciddi, insanı biraz ürküten bir memur vardı. Korkarak General Rapo’nun ismini kekeleyebildim. Resepsiyondaki memur bir yere telefon edip olumlu cevap alınca bana gitmem gereken katı ve oda numarasını söyledi. Birazcık rahatlamıştım.

-Direkt General Rapo ile mi görüştünüz?

Doğru. Beni güler yüzle karşıladı. Tito’nun resmî tercümanı olduğumu, hemen göreve başlamam gerektiğini bildirdi. Çok şaşırmıştım. Ben arkadaşlardan şaka beklerken; şakanın büyüğü Tito tarafından yapılıyordu. Ve ertesi gün Tito’nun Brioni adasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Süleyman Demirel ile görüşeceğini ve benim tercümanlık yapacağımı söyledi. İçimi tuhaf bir duygu kapladı. Birkaç gün önce rüyamda kendimi Tito’nun sağında öğle yemeği yemek yerken görmüştüm. Rüyamı arkadaşlar güler korkusuyla kimseye anlatmamıştım. Bir yandan seviniyor, diğer yandan korku hissediyordum. Yugoslavya Devlet Başkanı’nın tercümanı olmuştum.

-Tito’nun tercümanı olmak hayatınızı nasıl değiştirdi?

Hep ilkleri yaşadım. İlk defa devlet adamlarının kaldığı otelde kalıyordum. İlk defa uçağa biniyordum. Uçakla Belgrad’dan Pula’ya vardık. Buradan özel gemiyle Brioni adasına yola çıktık. Beni karşılayan kişi hemen berbere götürdü. O sabah otelde tıraş olduğumu söyledimse de aldırış bile etmedi. Daha sonra, girdiğim yemek salonunda bana gösterilen yere oturdum. Az sonra salona Cumhurbaşkanı Tito ile eşi Yovanka, ardından Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel ile eşi Nazmiye Hanım geldiler. Kimse konuşmazken, tam karşımda oturan Tito’nun eşi Yovanka bana dönerek, “Siz aç kaldınız…” dedi. Ben önceden yemeğimi yediğimi söyleyince Tito “Aç tercüman kötü tercüman olur.” dedi. Ve misafirlere bunu tercüme ettim. İlk tercüme ettiğim cümle buydu. Türkiye heyeti kahkahalarla güldü. Tito, havayı yumuşatmakta dünya çapında ün yapmıştı.

Tito’nun imza şakası

-Tito o gün başka tür latifeler de yaptı mı?

Karşılıklı sohbet sürerken, ansızın ayaklarımın arasında yılan gibi bir canlının dolaştığını sandım ve korkuyla ayağa fırladım. Bunun üzerine Tito, “Ben Türkleri daha cesur bilirdim, yerine otur, ayaklarına dokunan benim sevimli kurt köpeğimin kuyruğudur.” dedi. Öğle yemeği devam ederken dönemin Dışişleri Bakanı Mirko Tepavaç, sırayla konukların uzattıkları yemek listelerini Tito’ya imzalatmak üzere bana veriyordu. Türk heyetinde bulunan muhalefet milletvekilinin listesini verirken Tito’ya, “Buna daha küçük bir imza atın, çünkü muhalefettendir’’ dedi. Tito “Vallahi, ben herkese aynı imzayı atarım, çünkü Türkiye’de durum hiç de belli olmaz. Belki bugün muhalefette olan milletvekili yarın başbakan olarak konuğum olur.” cevabını verdi. Yugoslavya tarafından yemeğe katılanların tümü kahkaha attı. Ben, tam tercüme etmek isterken, Tito bana dönerek “Söylediklerimi olduğu gibi tercüme etme, bir şeyler uydur, darılmasınlar.” uyarısında bulundu.

-Hiç zorlandığınız olmadı mı?

Daha ilk tercümanlık yaptığım Demirel-Tito görüşmesinde konuşulanları sakladığım için tepki aldım. İki heyet arasındaki resmî konuşmalardan sonra, Tito ile Demirel başbaşa görüştü. Bu ‘dört göz arası’ konuşmada Tito ve Demirel’den başka bir tek ben vardım. Uçakla Belgrad’a dönünce, Büyükelçi Begiç beni bir yana çekerek Tito ile Demirel’in neler konuştuğunu sordu. Ben “Hiçbir şey hatırlamıyorum. Her şeyi unuttum.” deyince, adamcağız kükreyerek “Sen kiminle konuştuğunun farkında mısın, Yugoslavya’nın Ankara büyükelçisi olarak Tito ile Demirel arasında geçen konuşmaların tümünü bilmek benim hakkım.” dedi. Öfkeden tir tir titrediğini gördüm. General Rapo’nun tavsiyelerini hatırlayarak “Öğrenmek istiyorsanız, Tito’ya sorun.” dedim ve yanından uzaklaştım.

-Bir diktatöre tercüman olmanız Türkler arasında nasıl karşılandı?

Tito, diktatör olmayan bir diktatördü! Tito’ya tercümanlık yapmam Yugoslavya Türklerini mutlu etmişti. Akrabalar ve tanıdıklar Tito’yla çekilmiş birçok fotoğrafı, bazen izin almadan evlerine götürdü. Tito’ya tercüman olmamı Türkiye’deki sol eğilimli şair arkadaşlarım kınadı. “Bir komünist haininin tercümanı.” olmamı asla affedemiyorlardı. O zamanlar Türkiye solu daha çok Sovyetler Birliği’ni, hatta Stalin ile Enver Hoca’yı, dolayısıyla, Mao ile Kastro’yu benimsiyordu.

-Tito döneminde iktidara yakın olanların halktan uzak kaldıkları söyleniyor...

Tito’nun etrafındaki insanlar son yıllarda idarenin çökmeye başladığını Tito’dan sakladılar. Tito ile eşi Yovanka arasında ilk anlaşmazlıklar 1976’da çıktı. Yabancı medya Tito ile eşi arasındaki sorunları ve Tito’nun çapkınlıklarını yazmaya başlamıştı. Tito’nun sağlığı da her geçen gün kötüye gidiyordu. Artık ülke sorunlarını değil, kendi sorunlarını nasıl çözeceğini düşünüyordu. Ve ülkedeki gelişmeler hakkında Tito’ya yeteri kadar hatta hiç bilgi verilmemeye başlanmıştı.

-1976’da Tito’nun Türkiye ziyaretinde de siz var mıydınız?

Evet. Gerçi Türkiye ziyareti sırasında Tito eski otoritesini ve gücünü yitirmişti. Ancak otoritesini Yugoslavya’nın içinde kaybetmesine rağmen, dış dünyada koruyordu. Yugoslavya’dan Türkiye’ye göç edenler arasında dahi Tito’nun ağırlığı hissediliyordu. Tito, Efes antik kentini ziyaret etmeye gidiyordu. Yolun bir kısmında tarladan Tito’nun içinde bulunduğu arabaya doğru büyük bir kamyon geliyordu. Resmî koruma motosikletli polisler kamyonun önünü keserek sürücüyü yakaladı. Durumdan tedirgin olan Tito, hadise ile yakından ilgilendi. Meğer, Yugoslav göçmeni olan şoför, Tito’yu yakından görmek için kamyonu üzerimize doğru sürmüş. Durum anlatılınca Tito adamın serbest bırakılmasını rica etti. Ve kamyoncuyu eliyle selamladı.

İstanbul’da gizlice kalmış

-Türkiye’ye göç hakkında Tito’nun tavrı nasıldı?

Hatırlıyorum, uçağımız İzmir Hava Limanı’na inince, arabalarla Efes oteline doğru Karşıyaka’dan geçiyorduk. Bizleri ağırlayan zamanın Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Karşıyaka’dan geçerken, Tito’ya geçtiğimiz yerlerde genelde Yugoslavya göçmenlerinin yaşadıklarını ve türlü sıkıntılarla karşılaştıklarını anlattı. Tito, purosunu tüttürerek dikkatle dinledikten sonra “Duyduğum kadarıyla, aralarından birçoğu iyi iş adamı ve saygın Türkiye vatandaşı olmuş.” dedi. Çağlayangil, bunun üzerine sustu. Tito, Türkiye ile Yugoslavya arasında dostluk ve işbirliği köprülerinin inşaasında Yugoslavya’dan göç edenlerin yapıcı rol oynadıklarını da ilave etti.

-Bu Tito’nun Türkiye’ye ilk ziyareti miydi?

Türkiye’yi iki kez daha ziyaret etmiş. İlk resmî ziyareti 1950’li yıllarda. Türkiye’ye ilk gelişi ise, 1936’da olmuş.

-1936’da İstanbul’a gelişinin sebebi neymiş?

Sahte pasaportla, bir Rus gemisiyle İstanbul’a gelmiş. Pera Palas Oteli’nde kalmış. Sonradan Park Oteli’ne yerleşmiş. Fiyat daha elverişliymiş. İki ay süresince Zagrep’den yeni pasaport bekleyen Tito, İstanbul’un hemen her yerini gezmiş ve görmüş. Şiş kebabını ayrıca sevmiş. Mihmandarlığını bir Boşnak yapmış. Zagrep’ten yeni pasaport gelince Hırvatistan’ın başkentine iner ve gazetelerden “Gibraltarda, bir gemide, büyük bir Rus casusunun arandığını; ancak son anda kaçtığını” okuyunca, kahkahalarla gülmüş. Çünkü aranılan gemi kendisinin yolculuk yaptığı gemiymiş, aranılan “Rus” casusu ise kendisiymiş.

-Josip Broz’a neden Tito deniyor?

İş arkadaşları kendisine ‘Stari’ yani ‘ihtiyar’ demişler. Bu devrimci arkadaşlarından daha yaşlı olduğunu gösteriyor. ‘Tito’, "Sen bunu yapmalısın" anlamına gelir. Bir bakıma Tito’nun buyurucu, kesin ısrarcı tarzının ifadesi.

Türkler hem merhametli hem savaşçı

-Tito, insani ilişkilerinde de sert miydi?

Hayır. Türkiye ziyareti sırasında İzmir’den Ankara’ya dönerken uçakta bir olay yaşandı. Hostes, Tito’ya Türk tatlıları getirdi. Tito eliyle tatlıları götürmelerini işaret etti ve “Şekerim var, doktorlarım bana tatlı yememi kesinlikle yasaklıyor.’’ dedi. Ancak, nefis Türk tatlılarının ardından üzüntüyle baktığımı fark etmiş olacak ki, “Sen anlaşılan, tatlı meraklısısın, söyle tatlıları geri çevirsinler. Bildiğim kadarıyla Türkler tatlılara pek düşkün.’’ dedi. Tito herkese karşı çok dikkatliydi. Uçak İzmir’e inmeden önce Tito’ya sütlü kahve ikram ettiler. Sütü ben, kendilerine uzatırken, uçağın ansızın sarsıntısından, birkaç damla Tito’nun pantolonuna döküldü. Çok üzüldüğümü görünce, “Merak etme, onu silecek, temizleyecek hanım var, keyfine bak.” dedi. Ve sıkıntımı hemen hafifletmeyi başardı.

-Tito’nun Ruslara esir düştüğü söyleniyor. Doğru mu?

Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macaristan ordusunda sıradan bir er olarak askerlik kariyerine başlar. Ve bir aylık asker iken çavuş rütbesine yükselir. Ruslara esir düşer. Çar ordusunda Tatar atlılarından biri Tito’yu kılıcıyla parçalamak üzereyken, iki elini kaldırıp teslim olur. Tatar atlı onu kendi atına bindirir ve Tataristan’da esir olarak evinde hizmet etmeye bırakır. Yani, Tatar atlı Tito’yu kendi özel esiri gibi kullanmış. Tito’nun sözlerine göre, kış günlerinde, Tatar ailesinin ova işlerine ara verilince, Kazan şehrinin kütüphanesine gidip Orta Asya halklarının tarihini okuyormuş.

-Bu olay onda Türklere karşı nasıl bir tesir bırakmış?

Tito, Tatar atlının merhameti sayesinde hayatta kaldığını birçok kere tekrarladı. Bu yüzden genelde Türklere vefa borcunu daima tekrarlıyordu. Türklerin çok merhametli ve aynı zamanda savaşçı bir ulus olduklarını belirtirken, bu iki özelliğe herhangi bir millette bir arada pek nadir rastlandığını söylerdi.

-Tito nasıl öldü?

Kangren sonucu ayağının kesilmesinden sonra büyük sağlık sarsıntıları geçirdi. Kangren olmadığı ve ayağının kendisinden izin alınmadan kesildiği söylentileri yayıldı. Sanırım, ayağı kesilmeseydi daha uzun yaşardı. Ancak, her şeye rağmen, iki dünya savaşına katılıp bir ülkeyi tam 35 yıl idare etmek hiç de kolay değil. Üstelik Tito seksen yaşının eşiğindeydi.

-Makedonya’da halkın geçmiş dönemi özlediği görülüyor. Tito gençleri neden celbediyor?

Eski Üsküp’te “Babuş’un yeri’’ olarak tanınan bir pastane var. Özellikle kışın salep içmeye gidiyorum. Bu ziyaretimin bir de özel nedeni var. İçerde Tito’nun büyük bir fotoğrafı var. Onu seyrediyorum. Tito’nun ölümünden sonra, söz konusu fotoğrafın yeri değişmedi. Tito özleminin hâlâ yaşadığını anlatmak istiyorum. Üsküp’ün en görkemli lisesinin ismi de hâlâ Josip Broz Tito’dur, ki burada Türkçe sınıflar da var. Yalnız Makedonya’da değil, eski Yugoslavya’nın tüm birimlerinde Tito özlemi yeniden canlanmış durumda. Birçok kişi bugünkü sosyal durumlarından memnun değil. Tito döneminde işsizlik, yoksulluk bu kadar yoktu. İnsanların çoğu hayatından memnundu. Her şey ucuzdu, insanlar tatile gidebiliyordu. Bugün insanlar, işsiz, aşsız, tatil için para bulamıyor. Bundan dolayı Tito döneminin özlendiğine inanıyorum.

TİTO KİMDİR?

1892 yılında Hırvatistan’ın Kumrovec köyünde Sloven bir anne ve Hırvat bir babanın oğlu olarak doğan Tito -ya da gerçek adıyla Josip Broz- Birinci Dünya Savaşı sırasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ordusunda görev yaptı, savaşta yaralanarak Ruslara esir düştü.

1917 Rus Devrimi’nde Bolşeviklere destek verdi. 1918 yılında savaşın bitmesiyle, daha sonra Yugoslavya adını alan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’na döndü. Doğduğu ülkeye dönüş sebebi, yasadışı Komünist Parti’nin örgütlenmesini sağlamaktı. Yakalanarak hapse atıldı ve 1928’den 1934 yılına kadar cezaevinde kaldı. Hapishane günleri sırasında ‘Tito’ takma adını aldı. Hapisten çıktıktan sonra önce Komünist Enternasyonal’de görev yapmak için Moskova’ya gitti. 1936 yılında Komünist Parti’yi resmen kurmak için Yugoslavya’ya geri döndü ve 1937’de Yugoslav Komünist Partisi’nin (YKP) Genel Sekreterliğini üstlendi. Nazi Almanyası 1941 yılında hem Yugoslavya’yı hem de SSCB’yi işgal edince Tito tüm Yugoslavları Nazilere ve onları destekleyenlere karşı direnmeye çağırdı. 1942 yılında geçici bir hükümet kuran Tito, bu hareketiyle Çetnikler (Monarşi isteyen aşırı milliyetçi Sırplar) ve Uştaşlarla (Faşist Hırvatlar) karşı karşıya geldi. 1944 yılında savaşta Almanya’nın karşısında yer alan müttefiklerin de desteğini alan Tito, Mart 1945’te devlet başkanı seçildi. Almanları ülkeden kovmayı başaran Yugoslavlar birleşti ve tüm kontrolü Tito hükümetine devretti. Monarşi’den demokrasiye geçişle ilgili herhangi bir referandum yapılmadı. Çünkü Tito, ülkeye tek partili sistemi getirmişti. 35 yıl boyunca Sosyalist Yugoslavya Federasyonu Başkanlığını yürüttü. Bu süre zarfında, Soğuk Savaş’ın gerilimli ortamında “Bağlantısızlar Hareketi”ne de öncülük etti. Josip Broz Tito, 4 Mayıs 1980 tarihinde Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da hayatını kaybetti.

Ahmet Gezer - Nihal Beyadin - Sayı: 581 - 23.01.2006

İşte Tito'nun 10 yıllık tercümanının ağzından Tito ve Yugoslavya...

muzo
30-08-07, 21:05
Üstteki Tito'yu anlatan yazı, sanırım bizim Boşnak-Türk nasyonalistleri biraz rahatlatmıştır.
Tito türkleri seviyormuş.Okuyun arkadaşlar Titonun kim olduğunu kulaktan dolma dinlemeyin.

Kenan?BROV?C
30-08-07, 22:40
"Bunun hepsini gördüm, ve güneş altında yapılan her işe yüreğimi koydum; zaman olur ki, bir adamın diğer adam üzerine hakimiyeti kendi zararınadır."

Bir zamanlar hemen hemen her evde ve resmi kurumlarda resmi ve heykeli bulunan Tito'nun şimdi acaba koskoca Jugoslavija'da bir heykeli kalmış mıdır? Ne yaparsın, nankör dünya... 'bugün seni her yerde övenler... yarın her yerde söverler...'
Biz insanlar, ortama ve duruma çok çabuk ayak uydurmayı ve geçmişi çok çabuk unutmaya eğilimliyiz.

Kurtanovic
30-08-07, 23:23
Bu palavralara karnım tok benim...
Yugoslavya bir aradönem projesiydi...
İngilizler kurdular, Amerikalılar yıktılar...
Titoya güvenen Boşnaklar bunun bedelini çok agır ödediler...
1992 Çetnik saldırısına önceden hazırlıklı olunsaydı, Bu soykırım daha az zararla atlatılabilinirdi...
Slovenyalılar ve Hırvatlar hazırlıklı idiler...
Ama Boşnaklar;
Kurbanlık kuzular gibi "Bratsvo-yedinsvo" palavrasına aldandılar...
Bunun bedelini bütün dünya gördü...
Sadece sosyalistler uyanamadılar hala...
Bir sonraki kesimde Hangi Sırp kasabının elinde uyanırlar Allah bilir...

muzo
30-08-07, 23:26
sayın kurtanoviç neden ısrarla sırp kasabı diyorsunuz.Bunlara çetnik deseniz ne olur.
Onlarda ne yaptılarsa milliyetçilk adına yaptıklarını söylüyorlar.
Sırp kasabı yerine ben sırp faşisti diyorum.Boşnak Ss ler konusu gibi olmasın.:09:

Boşnak Ss ler konusunu tıklayınız.

http://www.bosnasancak.net/forum/showthread.php?t=484

zametica
30-08-07, 23:52
ARTIK AYAĞA KALKMIYORUZ

Yazan: Ivana Petrovic

Sırbistan-Karadağ/Belgrad



Tito’nun ölümünden sadece birkaç ay sonra doğdum, ilköğretimim boyunca, 1990’lara kadar Tito’nun üzerimdeki etkisi benim bu satırları yazmama sebep olan şey de oldu aynı zamanda.



İlkokula 1987 yılında başladım. Ben de diğer tüm çocuklar gibi her sabah boynuma kırmızı bir eşarp bağlar, başıma da üzerinde Komünizm’in simgesi olan kocaman kızıl yıldızımız olan mavi bir şapka takar ve okuluma öyle giderdim. Yani, ben de diğer tüm çocuklar gibi, Tito’nun “öncü”lerinden biriydim…



Kitaplarımızda, alfabenin hemen yanında onun fotoğrafını görürdük her sabah. Hayatı hakkında pek çok hikaye anlatıldı bize. Bu hikayeler aklımızda romantik, kahraman ve dokunaklı bir mit oluşturmuştu. Hala da hatırlarım; Joza’nın (çocukluğumda Josip Broz Tito’ya böyle seslenilirdi) pek fazla pantolonu yoktu… Joza’nın hiç pateni olmadı… Joza çok fakir bir çocukluk geçirdi… Aynı zamanda köpeği Reks ile ilgili o ünlü hikaye de hala aklımdadır, hani şu Reks’in savaş zamanında Tito’nun hayatını kurtarışını anlatan hikaye.



Kitapları Tozlandı

Bana göre –ki buradaki pek çok kişinin de böyle düşündüğü bir gerçek- evimde Tito’yu anlatan gerektiğinden çok fazla kitap var. Hepsi çok pahalı baskı teknikleri kullanılan ve çok kaliteli fotoğrafları olan kitaplar; ama şu anda hepsi sadece toz topluyor.



Ailem, Tito zamanının ne kadar güzel olduğu nostaljisini hala yaşatır. O zamanlar paraları vardı. Yüksek standartlarda bir yaşamları da, hatta belki de onlar için hepsinden önemlisi ellerinde, dünyanın her yerinde çok büyük saygı gören ve istedikleri her ülkeye gitmelerini sağlayan kırmızı Yugoslav pasaportları vardı…



Daha sonra işler kötüye gitmeye başladı, sadece ülkede değil, bizimkiler arasında da… Mesela annemle babam çok istemelerine rağmen 1980 yılının ocak ayında evlenememişler; çünkü Tito’nun rahatsızlığı nedeniyle ülkede sıkı yönetim varmış.



Tito ile ilgili hatırladığım bir diğer –ve aslında son- şey, onun her ölüm yıldönümünde tüm öğrenciler ayağa kalkar ve birkaç dakika saygı duruşunda dururlardı. Bu gelenek de, Yugoslavya’da Tito dönemine ait pek çok gelenek gibi 1990’larda sona erdi…


(Bu yazıyı anneme okumuştum ve gençliğindeki Yugoslavya'yı hatırlayıp ağlamaya başlamıştı...Bu yazı sadece eski bir Yugoslavyalı'nın Tito zamanı ile ilgili hatırladıklarını anlatan bir yazıdır...)

Saygılarımla...

Kurtanovic
31-08-07, 00:13
sayın kurtanoviç neden ısrarla sırp kasabı diyorsunuz.Bunlara çetnik deseniz ne olur.
Onlarda ne yaptılarsa milliyetçilk adına yaptıklarını söylüyorlar.
Sırp kasabı yerine ben sırp faşisti diyorum.Boşnak Ss ler konusu gibi olmasın.:09:

Boşnak Ss ler konusunu tıklayınız.

http://www.bosnasancak.net/forum/showthread.php?t=484

sayın muzo,
Sana kalsa Çetnikler MHP'li Sırplar diyeceksin...
Miloşeviç; Sosyalist Rejimin Üst düzey devlet bürokratı değilmiydi...
Bir Sırp Komünisti, Nasıl bir anda Çetnik oldu...
Bunu izah edebilirmisin?
Üstelik Bütün Yugoslavya Ordusunu Boşnakların Başına yığarken; Komünist terbiye almış Sırbistan sırpları niçin karşı çıkmadılar Boşnakların Katledlimelerine....
Sırplar Resmi olarak Boşnaklara yaptıklarından özür dilemedikleri müddetçe; bana göre TÜMÜ ÇETNİK'tir...
SREBRENİCA'YA MÜSLÜMANLARI KESTİK, YİNE KESECEGİZ YAZANLAR SIRP DEĞİLMİ???
BIRAKIN BU HÜMANİZMİ BİRAZ DA SIRP/HIRVATLAR'DA GÖRELİM...

muzo
31-08-07, 00:18
sayın muzo,
Sana kalsa Çetnikler MHP'li Sırplar diyeceksin...
Miloşeviç; Sosyalist Rejimin Üst düzey devlet bürokratı değilmiydi...
Bir Sırp Komünisti, Nasıl bir anda Çetnik oldu...
Bunu izah edebilirmisin?
Üstelik Bütün Yugoslavya Ordusunu Boşnakların Başına yığarken; Komünist terbiye almış Sırbistan sırpları niçin karşı çıkmadılar Boşnakların Katledlimelerine....
Sırplar Resmi olarak Boşnaklara yaptıklarından özür dilemedikleri müddetçe; bana göre TÜMÜ ÇETNİK'tir...
SREBRENİCA'YA MÜSLÜMANLARI KESTİK, YİNE KESECEGİZ YAZANLAR SIRP DEĞİLMİ???
BIRAKIN BU HÜMANİZMİ BİRAZ DA SIRP/HIRVATLAR'DA GÖRELİM...


Sen Miloşeviçi gerçekten sosyalist mi sanıyorsun*benim görüşümde solcular nasyonalist olamaz.
Solcuda olsa sağcıda olsa nasyonalizm insanlık düşmanıdır.
Büyük sırbistan hayali olan insan sosyalist olabilir mi? Miloşeviç nasyonel sosoyalisttir.Jivkovda öyle son yaptıkları ortada.
Hitlerde ne yaptıysa nasyonel sosyalizm adına yapmadı mı? senin dediğin gibi sosyal faşistlerle hiç işim olmaz.

Balki
31-08-07, 00:57
Dedolarımızın bu günlere gelmesi anne babalarımızın veya orda yasayan yakınlarımızın nefes almaları kimin sayesindedir cok merak ediyorum kimin ama kurtanovic gibilerin muhalefete cıkmasına sasırmamak lazım peneceklerin burda yer almasına görüs bildirmesine sasırıyorum burası bosnak sitesi bosnakların tabiki gönlü bosnaklarla bereber olanlarında neyse Tito demis smrt fasizma slobodna narodna bizde aynı boydan gidiyoruz hajde prijatno vece swima selam ekipa

bayraktar
31-08-07, 08:41
Arkadaşlar,Tito dan bahsetmek ve doğruları bilmek elbete kolay bir iş değil.
Onun efsaneleşmesinde çok çeşitli unsurlar rol oynamıştır. Har şeyden önce, osmanlıların, Balkanlardan çekilişi, başlıca unsurdur. O boşluıkta ufak ufak devletçıkleri oluşturmak ve onları , Türklere karşı kalkan olarak kullanmak olacak bir iş değildi. Orası, mutlaka sağlam, büyük batılı devletlerden desteklenen bir devlet olmak zorundaidi. Ve tabiki, adam hem batıdan hem doğu bloktan müthiş bir destek alarak bütün bu oluşumu en iyi şekilde değrendirdi ve, kimine göre efsane oldu. Ha, boşnak milletine ne yaptı, valla başkalırın yapmak için dişlerini bilenlerin azamisini değilse bile, askarisini yaptı. O olmasaydı bizim öksüz kalan boşnak milletin durumunu hiç tahmin bile edemıyorum.
Saygılarımla.....

poletarac
01-09-07, 02:03
sayın kurtanoviç neden ısrarla sırp kasabı diyorsunuz.Bunlara çetnik deseniz ne olur.
Onlarda ne yaptılarsa milliyetçilk adına yaptıklarını söylüyorlar.
Sırp kasabı yerine ben sırp faşisti diyorum.Boşnak Ss ler konusu gibi olmasın.:09:

Boşnak Ss ler konusunu tıklayınız.

http://www.bosnasancak.net/forum/showthread.php?t=484

Sayın Muzo,

Forumda Boşnak SS'ler konusu olduğunu bilmiyordum. Beni bu konuya yönlendirdiğiniz ve hatırlattığınız için çok teşekkür ederim.

Verdiğiniz linki tıkladım ve fotoğrafları görünce tüylerim diken diken oldu. Vatanını, Irzını, Namusunu savunan Boşnak'lar olduğu gibi bir kısım Boşnak'ın o yıllarda Nazi Almanya'sına hayranlık duyduğunu, onları desteklediğini biliyordum. Aynı şey Türkiye'de de olmadı mı? Sütçü İmam gibi Fransız'a kurşun sıkan vatansever müslümanlar olduğu gibi Fransız, İngiliz mandacılığını savunanlar da vardı. Saray çevresine yakınlığıyla bilinen insanlarla, dönemin Padişahı başta olmak üzere saray erkanı da müslüman değil miydi? Nasıl ki Nazi selamı veren ve SS'lerin, Boşnaklarla yakınlık kurma görevi verdiği hocanın fotoğrafı her şeyi gösteriyorsa aynı şekilde Yunan askeri için cuma vaazı veren "Yunan askerleri bizim Irzımızı, namusumuzu koruyacak" diyen hocalar yok muydu? Çoğu hoca, imam cephelerde askere moral verip onlarla birlikte çarpışırken bazı hocalar da halkı İngiliz'e, Fransız'a, Yunan'a karşı isyan etmemeye çağırıyordu.

Herkes "Müslüman gençler" grubundan bahseder ama kimse Bosna'daki "İnananlar" grubundan bahsetmez. Belki çoğu insanın bu konu hakkında bilgisi dahi yoktur. "Müslüman gençler" o yıllarda açık bir şekilde Nazilere destek verirken "İnananlar grubu" Tito ile birlikte cephede Nazilere karşı savaşıyordu. Aynı şekilde Arnavutlar, Hırvatlar, Sırplar, Slovenler, Karadağlılar vs..

O dönemde Nazi Almanya'sı gerçekten çok büyük bir güçtü. Peki neden insanların büyük bir çoğunluğu Nazilerle birlikte hareket edeceğine onlarla savaşmıştı? İşin kolayı vardı halbuki. SS'leri evinde ağırlamak, onları yedirmek, içirmek, evde bulunan bir bayanı karını, kızını, kız kardeşini vs..beğenen bir SS subayı olursa sesini çıkarmamak. Emin olun ki o zaman çok iyi davranırlardı. İnsan onuru, namusu, yaşadığı toprağa saygı kavramı olmasaydı bunlar olabilirdi değil mi? O zaman herkes Nazilerle gül gibi geçinirdi. Aynı şekilde bizim Kurtuluş savaşına da gerek yoktu. İngilizler, Fransızlar bize çok iyi davranıyordu. Neden savaştık ki onlarla?

Nazilere destek veren bir kısım Boşnak olduğu halde, bu karmaşada bile, Tito'nun en zor zamanlarında, Naziler tarafından kellesine ödül koyulduğu dönemde Bosna'da saklandığını, Boşnak'lara güvendiğini hepimiz biliyoruz. Vatanını, Irzını, Namusunu Nazilere karşı savunan tüm Boşnakları ve Nazilere karşı çarpışan diğer milletlerin insanlarını bir kez daha saygıyla anıyorum.

Kurtanovic
01-09-07, 11:01
ASLANDAN KORKMAYIN, CAHİLDEN KORKUNUZ..
Havariler kasaba dışında gezinirlerken...
Hz.İSA'nın nefes-nefese yanlarına doğru koştuğunu görünce, korkuyla sormuşlar:
Hayrola Muallim Aslan mı gördünde böyle kaçıyorsunuz ?
Hz. İSA:
- Hayır.
der, nefes-nefese cevap verir...
Koşup-geldiğim taraftan bir CAHİL KİŞİ geliyor, onunla rastlaşmamak için kaçıyorum...
Sizde durmayın kaçınız...
.......

zametica
03-09-07, 14:55
Tito Zamanı Kosova

Yazan: Veton Kasapolli

Kosova, Priştine

Başkan Josip Broz Tito ile Kosova’da yaşayan Arnavutlar'ın yaşamları da değişti. Bu güçlü değişim hayatın her alanında kendini gösterdi. Özellikle 1960 sonrası eğitimle ve iş imkanlarıyla başlayan bu değişimle birlikte bir eşitlik ortamının geldiğini de söyleyebilirim. Arnavutlar ilk kez Yugoslavya’yı oluşturan diğer milletlerle eşit haklara sahip oldu. Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’ndan itibaren -ve daha sonra ilk Yugoslavya içinde- Arnavutlar temel insan haklarına bile sahip değillerdi. Ya da daha doğru bir ifadeyle “diğerlerinin” kolaylıkla girebildiği sosyal ortam, iş vb. alanlara Arnavutların da girmesine izin verilmiyordu. Tito ve rejimi bunların hepsini değiştirdi.



O dönemle ilgili belirtmem gereken ilk şey, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından parti, bölgesel liderlerle bir araya geldi ve eğitim üzerinde önemle durulması gerektiğini söyledi. Öncelikle, kadınlar 13 yaşından itibaren taktıkları başörtülerini çıkardılar. İmamları ve aileleri ikna ederek nüfusun büyük bir bölümünü okula göndermeyi başardılar. Kosovalı Arnavutlar, önce Yugoslavya’nın farklı bölgelerinde 1970’lerden itibaren de Priştine’de aldıkları eğitimlerle ülke genelinde eğitim alanında oldukça büyük başarılar elde etmeye başladılar.



Tito ve hükümeti bölgedeki fabrikalara yatırımlar yapmaya başladı. Pek çok Kosovalı eskiden yaptıkları gibi tarlalarda çalışmayı bırakıp, fabrikalarda ya da şehirdeki Partizan dükkanlarında çalışmaya başladı. Aynı zamanda bu çalışma sistemiyle işçiler de oldukça iyi bir sigorta sistemine sahip oldular.



1974’te Kosova’nın statüsünün değişip, Kosova’nın da (Vojvodina ile birlikte) Yugoslavya’nın tam bir parçası olarak kabul edilmesi politik olarak da olumlu bir gelişme idi. Bu tarihten önce Kosova (ve Vojvodina) Sırbistan’ın bir parçası olarak kabul ediliyordu.



1960’lardan sonra ve özellikle 1970’lerde durum böyleydi. Peki ama asıl tartışmalı dönemde, Tito’nun iktidara geldiği 1945’ten 70’lere kadar olan dönemde, Kosova’da neler yaşandı? Tito’nun yönetimi sırasında Türk Hükümeti ile özel bir antlaşma yapıldı. Buna göre Kosova’nın her bölgesinden 200 bin kadar Arnavut 1956-1958 yılları arasında Türkiye’ye göç etti. Ancak bu noktada ilginç bir bilgi vermekte yarar var: Yugoslavya’da eğer bir ailede 10’dan fazla çocuk varsa, ülkeden ciddi miktarda yardım alınıyordu. Üstelik onuncu çocuk başkanın manevi çocuğu oluyordu. Arnavutlar da ülkede oldukça fazla olan doğum oranlarıyla tanınır. Peki Arnavutlar niçin böylesine bir avantajı kullanmayıp yurtlarını bırakarak kitleler halinde Türkiye’ye göç etti? Yani, Tito’nun iktidara geldiği 1945’lerden 70’lere kadar olan dönemde Kosovalı Arnavutların neler yaşadığı, niye ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları, hala tartışmalı bir konu.



Peki ya bugünü, o dönemlerle karşılaştırırsak ortaya ne çıkar? Bu, karşılaştırması oldukça zor olan iki durum aslında. 1990’lardaki durum, savaş ve 1999’dan itibaren UNMIK (BM Kosova Misyonu) yönetimindeki “özgür olmayan” bir bölge söz konusu. Yani bir karşılaştırma şansı yok gibi...

e-monyak
03-09-07, 14:59
dayım titonun adını göysüne yazdırmış odasında baş köşede titonun resmi var

Kurtanovic
04-09-07, 23:57
AŞAĞIDAKİ KAYNAĞI ALIN BİR OKUYUN BAKALIM.
Vaktim olursa Tito'nun Müslümanlara yaptıkları eziyetleri kısa-kısa yazacağım buraya...

"Tito Döneminde Bosna, 1945-1989. sayfa; 305-333 arası.
BOSNA'NIN KISA TARİHİ.
NOEL MALCOLM "

muzo
06-09-07, 20:27
4 Mayıs — Yugoslavya birinci ligindeki Belgrad’ın Kızıl Yıldız ile Split’in Hırvat Hajduk Split takımları arasında oynanacak derbi maçı öncesi iki takımın taraftarları Split’teki statta toplanmıştı ve 20 yıl önce bir Pazar günüydü... Maçın ilk yarısının bitimine çok az kala stat hoparlörlerinden, Hayduklu oyuncunun atağını durduran anons duyuldu; birkaç saniye kimse duyduklarına inanamadı: Yoldaşımız Josip Broz Tito bu akşamüstü hayata gözlerini yumdu.

Oyuncular stadın ortasında toplanana kadar geçen sürede, Hajduk taraftarlarının başlattığı “Tito, çizdiğin yoldan ayrılmayacağımıza yemin ederiz” şarkısını, Kızıl Yıldız taraftarları da hep bir ağızdan söylemeye başladı. İki takım oyuncuları hıçkıra hıçkıra ağlarken, stat, gözyaşlarına karışan şarkının sözleriyle çınlamaktaydı. Bu ‘an’dan 11 yıl sonra, Sırplarla Hırvatlar arasında patlak veren savaşta Kızıl Yıldız ile Hayduk taraftarları birbirlerine düşman olacaktı.
Asırlarca nefret ve güvensizliğin hüküm sürdüğü topraklarda, 2. Dünya Savaşı sırasında, “halkların birliği ve kardeşliği” esasına dayalı kurulan Tito’nun Yugoslavyası, 4 Mayıs 1980’de statta gözyaşları arasında verdiği sözü unutacak; ülke kana boyanacaktı.

MOZAİĞİN MİMARI
Nazileri, omuz omuza savaşarak yenen müslüman Boşnaklar ile Sırpların oluşturduğu Partizanlar’ın önderi ve Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin kurucusu Mareşal Tito, 7 Mayıs 1892’de Zagreb
yakınlarında Kumrovec’te dünyaya geldi. 15 çocuklu yoksul bir köylü ailesinin 7. çocuğuydu. Babası Hırvat, annesi Slovendi. 4 Mayıs 1980’de öldü.
SSCB’nin Stalin diktası karşısında kararlı bir önder, Bağlantısızlar Hareketi’nin seçkin siması ve halklararası özgün eski Yugoslav mozaikinin mimarıydı. Uzun bir hastalıktan sonra hayata gözlerini yuman Tito’nun arkasından milyonlar ağladı. Tito’nun cenazesini taşıyan tren, eski Yugoslav topraklarını baştan başa geçmiş, halk, Titosuna son kez selam durmuştu.
Belgrad’daki Yugoslav Parlamento binasına yerleştirilen katafalkın önünden 100 bin kişi geçmiş, resmi cenaze törenine 31 devlet başkanı, aralarında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in de bulunduğu 24 başbakan, 46 dışişleri bakanı ve Vecernje Novosti gazetesinin o günkü manşetinde kullandığı deyimle “3.5 milyarlık gezegenden gelen binlerce temsilci” katılmıştı.
Cenaze töreninden 20 yıl sonra, bir zamanların Doğu ile Batı arasında tampon ülkesi olarak tanımlanan eski Yugoslavya’nın küllerinden 5 yeni devlet doğdu. Yeni Yugoslavya Federasyonu’na tek bağlı kalanlar, yani Sırbistan ve Karadağ arasında bile Slobodan Miloseviç rejimi yüzünden gerginlik kaldırılabilmiş değil.

HATIRASI HALA CANLI
Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in Tito’nun ölüm yıldonümü dolayısıyla bugün bir tören düzenlemesi beklenmemesine rağmen, komünist liderin hatırasının 20 yıl sonra da hala canlı olduğuna işaret ediliyor. Birçok savaşa tanık olan eski Yugoslavya vatandaşları Tito dönemini özlemle anarken, bazıları da Tito’yu bugün yaşanan kötü olayların baş müsebbibi olarak görüyor.
Ludmila Rankoviç adlı 37 yaşındaki kadın, “Her yerde saygı görürdük, her yere seyahat edebilirdik, ihtiyacımızdan fazlasını kazanırdık. Tito hayattayken bir yaşamımız vardı” derken, “Şimdi her şeyimizi yitirdik” diye konuştu. Rankoviç, her 4 Mayıs’ta Tito için çalan sirenleri hatırlayarak, “Tito için sirenler her çaldığında onu anarak ağlardım, geçen sene de sirenler çaldığında ağladım, ama bu sefer sirenler Tito için değil NATO bombardımanını haber vermek için çalıyordu. Yine ağladım, ama Tito için değil, bizim için” dedi. Buna karşılık, Sırp muhalif Vladan Batiç, anti-komünist ailesi ve kendi adına yaptığı açıklamada, “Tito ve acınası komünizmi kötülüğün simgesiydi” diye konuştu.

“BUDALALAR İKTİDARI”
İki Sloven öğrenci, geçmişin izini sürmek isteyenler için bir internet sitesi kurdu: “www.titoville.com”. Sitede Tito’nun resimleri, tarihi söylevleri ve onuruna yazılmış bir şarkı yer alıyor. Sitede yer alan fotograflar arasında, Tito’nun, 1970 yılında Belgrad’ı ziyaret eden Elizabeth Taylor ile eşi Richard Burton ile çekilmiş Havana purolu resmi dikkati çekiyor.
Tito’ya ayrılan site İngilizce olmasına rağmen, kurulduğu 1997 yılından beri eski Yugoslavya’da konuşulan dillerde 7000 civarında mesaj almış. Çoğu acıklı sözler içeren bu mesajlardan bir tanesi
şöyle: “Sen öldüğünde, budalalar iktidarı ele geçirdi ve dünya şimdi bunun sonuçlarını görüyor.” Mesaj, “İsveç’ten eski bir Yugoslav” imzasını taşıyor.

Alıntıdır.

rafetmuric
07-09-07, 16:54
Druze Tito mi ti se kunemo


Godine su prosle pune muka.
Ginulo se za slobodu nijemo.
Ili s pjesmom umesto jauka,
Druze Tito mi ti se kunemo.

Veselje se siri na sve strane,
sad slobodno po zemlji idemo.
Al' velike pamticemo dane,
Druze Tito mi ti se kunemo.

Praznik s' lazi na ulice nase,
u oblake da letimo smjelo.
Nase pjesme zli neka se plase,
Druze Tito mi ti se kunemo.

Arkadaşlar, Ben bu şarkıyı halen ÇOOOK seviyorum !!!

Longuri
07-09-07, 17:35
Arkadaşlar yukarıda yazılanlarda Boşnak ve Arnavut SS ler suçlanıyor. O devirde F,ilistin İngliz işgali altındaydı ve Kudus Müftüsü Osmanlı görüşleri olan birisiydi ve Arap Dünyasının işgalden kurtulmasını istiyordu. Almanlar Yahudi karşıtı olduüğundan ve Balkanlarda Boşnak, Arnavutlara ayrıca Kırım Türklerine bağımsız devlet vad ettiklerimden dolayı Müslümanlar SS lere destek vermiştir. Savaşı Hitler kaybettiğinden bu birliklere destek verenlerde kaybetti. Yani bu kişiler Hitleri çok sevdiğinden değil. Kudus Müftüsünün Balkanları ve Uyraynayı gezip halkı ikna etmesinden savaşmışlardır. Bu savaşanlarda Faşistlik kaygısı değil Ümmitçilik ve İşgal atındaki toprakları kurtarma gayreti vardır. Türkiyeden destek gelmdiği için Almanyadan destekle bunu gerçekleştirmek istemişlerdir. Bugün Türkiyedeki En eski Rumeli STK ları olan Türk Arnavut Kardeşliği Derneği, Rumeli Türkleri Derneğinin kurucularıda bu birliklerde savaşmış ve savaş sonrasıbda Türkiyeye göçetmiş olan kişilerdir...

Aşağıda Titonun icratinden birini ekliyorum: %80 müslüman olan Makedonyada Haklarını savunmak yüzünden darağınca gönderilen kardeşlerimizin hikayesi...

Yücel Teşkilatı
Yücelcilere Nasıl Kıydılar ?!




Bu yıl , Yücelcilerin tutuklanmalarından ve hüküm giymelerinden tam 55 yıl geçti . Bazı gerçekler hala sırrını koruyor . Bu günlerde tam 55 yıl önce Makedonya yasa boğuldu . Yüzlerce aydın tutuklandı , zindanlarda ölüme mahkûm oldular . Bunlara karşı büyük insanlık suçu işlenmiştir . Bunları Rahmetle anmamız boynumuzun borcu sayılmaktadır .



Şuayip efendi ve arkadaşları bütün hayatlarında eğilmek nedir bilmediler , inandıkları davadan sonuna kadar dönmediler ve bu dava için şehit edildiler .
Şuayip efendi ve arkadaşları bütün hayatlarında eğilmek nedir bilmediler , inandıkları davadan sonuna kadar dönmediler ve bu dava için şehit edildiler .
YÜCEL neden ve nasıl kuruldu ?
Şuayb İshak Aziz , inandığı davasını gerçek dava arkadaşlarına açmak ve aynı istikamette olanları bir araya getirmek istiyordu. Bu fikrini ilk defa , kültürlü, eğitimli ve dindar olan yakın arkadaşlarına açtı . Fikir birliğine vardılar . 1941 yılında, merkezi Üsküpte olmak üzere ''YÜCEL'' adlı teşkilatı kurdular. Yücelciler son derece ihlaslı , gizli ve samimiyetle bu davayı başlattılar . Yücel çemberinin gün geçtikçe genişlemesi , etkili olması, sempati kazanması ve söz sahibi olması Komünistlerin dikkatini çekmeye başladı . Yücelciler Makedonya'da tamamıyla Türk davasını kontrol altında almış bulunmaktaydılar . Birlik Gazetesi , Türkçe Radyo , Tiyatro , Öğretmenlik Okulları , Dini Ulema ve Temsildeki Türkler tamamıyla Yücelcilerin kontrolünde bulunmaktaydılar . Teşkilat gün geçtikçe genişledi ve tüm Makedonya'ya yayıldı . Komünistler bu teşkilatın devamlı büyümesi karşısında endişe duymaya başladılar . Türklerin milli ve manevi dava prensiplerine bağlanarak birlik haline gelmesi iktidarı çok rahatsız ediyordu . Buna daha fazla dayanamayarak Yücelcileri tutuklamaya karar alındı .
Tutuklamalar.
Yücelcilerle ilgili toplu üç tutuklama , soruşturma ve hüküm getirilmiştir . Birinci tutuklama 19.09.1947 yılında gerçekleşmeye başladı . Çok sayıda ileri gelen Türk aydını tutuklandı . Tutuklular işkenceye maruz kaldılar . İlk tutuklulardan 17 kişiye karşı iddianame ve dava açıldı . 4 ölüm cezası , 13-ü toplam 195 sene ağır hapis toplam olarak 17 kişi hüküm yedi . 4 infaz 27.02.1948 sabahı Üsküp'te gerçekleşti . İkinci tutuklama Mayıs 1948 yılında gerçekleşti . Bu tutuklamadan dolayı yaklaşık 30 kişi hüküm giydi . 1948 yılının sonuna kadar üçüncü grubun tutuklaması gerçekleşti ve yaklaşık 20 kişi hüküm giydi .
Yücelciler davasından önce tutuklananlar ve hüküm giyenler , 3 davada hüküm giyenler ve ondan sonra tutuklananların sayısı 100 geçmektedir . Tutuklananlar arasında ve cezaya çarptırılanlar zamanın en ileri gelen Türk aydınları ve esnaflar yer almaktadırlar. Tutuklulardan %50'den fazlası öğretmenler oluşmaktaydı. Bugün Türk eğitiminin bu durumda oluşu bunun bir göstergesi sayılmaktadır.
Zamanın iktidarı, bu ayıbı ve bu haksızlığı örtbas etmek için tutuklamaları kamudan 4 ay gizli tuttu . Yayın basında tutuklamalarla ilgili haber bile yoktu .
İddianamenin içeriliği :
Savcı Blagoy Popovski sanıkları şu iddianameyle suçluyordu : ''Bir diş temsilcinin etkisiyle Terörist-Şpiyon teşkilatını kurarak Makedonya'da yaşayan Türkleri Makedonya Halk Devletine karşı organize ederek devlet düzenini değiştirmeye ve yıkmaya yönelik olduklarını . Makedonya'da yaşayan Türklerin Halk Devletinde istikballeri iyi olmayacağını , mal mülklerine el konulacağını , okullarının kapanacağını , büyük sürgünler olacağını , din ve vicdan hürriyetleri ortadan kaldırılacağı propaganda yaptıkları için '' ve diğer konular iddianamede yer almaktadır .
İddianameden ne gerçekleşti ne gerçekleşmedi . Hangi terörist eylemi gerçekleştirdiler sorarsanız ? alacağınız cevap şudur:Hiç biri .
Ancak iddianamedeki suçlamaları bugün değerlendirdiğimizde , bunların birçoğunun doğru çıktığını söylemek mecburiyetindeyiz , Mesela :''Türklerin istikballeri iyi olmayacağı'' Bu devlettin kurtuluşundan sonra Türklerin istikbali ne oldu . Tamamıyla yok olma safhasına gelmedi mi ? ''Mal mülklerine el konulacak''. Yüzyıllarca mal mülk sahibi İnsanlar bir gecede dilenci haline getirilmediler mi ? ''Okulları kapatılacak'' . Kapatılmadı mı ? Bu okulları biz halen açamıyoruz . 50 yıldan sonra bu mücadeleyi yeni veriyoruz . ''Büyük sürgünler olacağını'' . Olmadı mı ? Tutuklamalardan birkaç yıl sonra baskı ve mallarına el konularak yüz binlerce insan asırlarca yaşadıkları toprakları bir daha görmemek şartıyla terketmediler mi ? ''Din ve vicdan hürriyeti kaldırılacak'' . Kaldırılmadı mı ? Yüzlerce Cami yıkılmadı mı ? Çok sayıda mezarlık , hamam , tekke , çeşme ve diğer tarih eserlerimiz yerle bir edilmedi mi ?.
Cevap ve aydınlanması bekleyen sorular :
Araştırmalarımızda cevap bekleyen çok sayıda sorular arasında birkaçını zikretmek istiyorum .
-Yücelciler davasından önce tutuklanan Yücel mensupları oldu mu ?
-Ceza Usul Hukuku nasıl çiğnendi ?
-Hakim Panta Marina'nın ve onun yanında bulunan Türk asıllı kukla hakimler olan Mehmet Şakir ve Remzi İsmail'in süreç boyunca tutumları ne oldu ?
-Lehte ve aleyhte olan şahitlerin tutumları neydi ?
-17 kişi 5 gün içerisinde böyle ağır bir suçlamalardan nasıl mahkûm edildiler?
-Avukatların tutumlar nasıldı ?
-Temyiz mahkemesi ve jet karar nasıl alındı ?
-İnfazlar nasıl gerçekleşti ?
-Şehitlerin mezarları nerede bulunuyor ?
-İslam Birliğinin tutumu neydi ?
-Türkiye'nin tavrı nasıldı ?
-Yayın basın araçları davayı nasıl yönlendirdi ?
-O zaman Makedonya'da iktidarda olan Türklerin tutumları neydi ?
-Dünya kamuoyununun tavrı ne oldu ?
-Suçlamaların arkasında asıl gerçek neydi ? Halk kurtuluş savaşında katılan binlerce Türk hakkettiklerini kazandılar mi ?
-Davanın Türklere verdiği sonuçların boyutları ne oldu ?




Tüm bu ve başka sorulara yakın bir gelecekte araştırmalarımızla aydınlatmaya gayret göstereceğiz .


Şuyip efendi ve arkadaşları bütün hayatlarında eğilmek nedir bilmediler, inandıkları davadan sonuna kadar dönmediler ve bu dava için şehit edildiler .


'' Allah'ı , seven kimseler , yüksek tutulmalı , çünkü onların kötüyle ilişkiler yoktur''(Goethe). Biz burada yaşayan Türkler olarak bu büyük dava adamlarını saygı ve hürmetle anmamız gerekir . Bunlar Allah'ı , milleti ve diyaneti seven kimselerdir . Bunların asla ve asla kötüyle ilişkileri yoktur . ''Mükemmel bir insanın adı , halkın arasında elli yıl kalır sonra ya kaybolur , ya da efsaneleşir'' (Goethe) Mutlaka bir gün bu dava adamlarımız Makedonya'da ve Türk dünyasında efsaneşecekler .


Üzülerek kaydetmek istiyorum ki bugün tarih adına Yücelciler hakkında yazılanların , pek azı hariç , gerçek tarihle alakası yoktur . Mutlaka bir gün hakikatlar ve gerçekler ortaya çıkacak . Çünkü mutlaka hakikatları ve gerçekleri bilen biri var. İmam Rabbanînin dediği gibi: ''Allah ötelerin ötesi , ötelerin ötesinden da ötesi , ondan daha ötesi , her ötenin ötesini biler''. Bu hakikatlar ve gerçekler aydınlatıldıktan sonra burada yaşayan Türklerin gerçekten çok yiğit ve mert oldukların ortaya çıkacak .


Bu çalışmamız hepimiz için hayırlara , faydalı kılmasını ve cümlemizi rızasına erdirmesini Cenabu-ı Hak'tan niyaz ederim .


http://www.makturk.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=15

Longuri
07-09-07, 17:38
Acı gerçek ! YÜCELCİLER”E İDAMLAR VE ZİNDANLAR YOLU içimizden “ihbar”la açıldı

Dr. Halim ÇAVUŞOĞLU'nun Yazısı

Gün, “ikilik ve ayrışma”ya son, yeniden o “birlik ve dayanışma” günüdür. “Kendimizden gitme”ye son, yeniden o “kendimize dönme” günüdür. “Restleşme”ye son, yeniden o “dertleşme” günüdür.

Bu itibarla hepimiz şunu “iyi” bilmek zorundayız : Lider ve aydın olanımız dahil, hiç birimiz ;

- Bu dünyadan, varsa “ihanet”imizi gizlemek suretiyle sağladığımız “saygınlıkla”, açıkça “hakettiğimizden fazla saygınlıkla” göçedemeyiz.

- (İçimizden bin pişman da olsak) itiraf ederek af dileyip helallik almak gibi bir yol dururken, bunu, “ihanet”imiz bilgisinden yoksun cemaatin nasıl olsa “iyi bilirdik, helal olsun” diyeceği, bedenimiz huzurundaki yine “ihanet”imiz bilgisinden yoksun imamın sorusuna bırakamayız, imama havale edemeyiz.

- Milletimizin veya onun bir kesiminin tarihini; bilerek ve kasten “yanlış” ve “eksik” yazamayız yada “saptırma” yoluna başvuramayız. Aksi takdirde tarihimizden, geleceğe ilişkin “yol gösterici doğru” yerine, “yol saptırıcı yanlış” dersler çıkarılmasına yolaçarız ki, zararımız, faydamızdan büyük olur.
Anahtar kavramlar : Yücel, Makedonya, Kosova, Birlik, Türk, Soydaş.


Kimse, “başka yerde” ve “başka” aramasın. Bulamaz, çünkü yok. Bu makalemin “kaynağı, nedeni-sonucu ve amacı” burada. Tek, net ve bir. Makedonya’daki, Kosova’daki ve Türkiye’deki soydaşlarımız, soydaşlarımızda, soydaşlarımızdan ve soydaşlarımıza. Biz, bizde, bizden ve bize. 3 “ihtiyaç ve çağrı” :

1) Eloğlunu, ardına bakarak kapımızda bekleten o “ikilik ve ayrışma”dan, ardına bakmadan kapımızdan ikiletecek o “birlik ve dayanışma”ya.
2) Eloğlunu, sevim-sevim sevindiren o “kendimizden gitme”den, yerim-yerim yerindirecek o “kendimize dönme”ye.
3) Eloğlunu, kah-kaah diye gülmekten patlatan o “restleşme”den, vah-vaah diye kahrından çatlatacak o “dertleşme”ye.

“Yücelciler”in, yaklaşık 8 yıl önce, bulduğum kaynakta geçtiği gibi, içim burkularak “iki hain” tarafından ihbar edildiğini yazdım. Fazlasını yapamadım. Kimliklerini, aklımdan çıkmayan isimlerini açıklayamadım. Ne yazmaya elim vardı, nede söylemeye dilim. Ne tanıdığım nede Makedonya’yı kısa (17/24.08.1997) ziyaretimde görüştüğüm soydaş yazarlara, şairlere, öğretmenlere, politikacılara, basın mensuplarına ve dinadamlarına, elbette ki benim insanlarıma, ağabeylerime, ablalarıma ve kardeşlerime soramadım. Zor. Çünkü, haklarında o berbat kayıt düşülenler ne yazık ki “yabancı” değil. Bizim insanlarımız. Bizden. Soydaş. “Keşke” dedim, “keşke”, hala da diyorum “Keşke, olmasalardı veya keşke isimlerini de, hatta İslam olan dinlerini de değiştirselerdi, değiştirselerdi de bir çırpıda yazabilseydim, söyleyebilseydim, haykırabilseydim onları”. Üsküp’ten Prizren’e, Koçana’dan Gilan’a, Kırçova’dan Mamuşa’ya, evet Sırbistan topraklarındaki Preşevo’ya, Vranya’ya kadar. Yapamadım. Değerli aydınlarımız Kamuran TAHİR’den Recep BUGARİÇ’e, Yusuf HAMZA’dan Tacida M. HAFIZ’a, Bedrettin KORO’dan Altay Suroy RECEPOĞLU’na, Suat ENGÜLLÜ’den Erdoğan SARAÇ’a, elbette ki Hadzi Jakub SELİMOSKİ’den Fahri KAYA’ya, Avni ENGÜLLÜ’den Drita KARAHASAN’a, İlhami EMİN’den hiç kuşkusuz Behidjudin SHEHABİ’ye,…Sait MUSTAFA’ya, Üsküp’ün Rufai Tekkesi’ndeki “Şeyh Erol” İbrahim MURTEZA’ya kadar hiçbir soydaşıma soramadım, “ihbar” edemedim onları. Ne hakları vardı buna ? Hem suçlu hem güçlü olmaya ? Beni, “iki soydaşını, soydaşlarına ihbar eden soydaş ihbarcı” çelişkisine sürüklemeye ? Hiç kolay değil. Hiç. Zor. Çok zor. Yine…yine onları sizlere “şu kişilerdir” diye bir satırda yazıp ihbar edemeyeceğim. Beni affediniz. Ancak artık zamanı geldi. Acı gerçekle yüzleşmek zorundayız. Daha fazla gecikemeyiz. Zaman, yeniden “birlik ve dayanışma”, “kendimize dönme” ve “dertleşme” zamanıdır. Bunun için de hepimizin o “iki gafil” soydaşımızı bilme zamanıdır. Ve bunu, gerekirse içimizde ve aramızda “aklıselim” bir kafayla ve “terbiyeli” bir uslupla konuşma zamanıdır. Bu makalemi okuyanlarınız, “sıradan” bir soydaşımız olan 2.’nin değil, onu da yönlendirdiğini düşündüğüm “ünlü” bir soydaşımız olan 1.’nin kim olduğunu, artık bilecek. Hiç itirazınız olmasın, “soydaşımız” diyorum, çünkü (siyasi görüşler herne olursa-olsun) öyle işin kolayına kaçıp kestirmeden “Türk değildirler”, “Müslüman olamazlar” gibi sözlerle ne kendimizi nede başkalarını kandırmaya kalkışmayalım. Yukarıda belirttim, basbayağı ve bal gibi ikisi de Türk, ikisi de Müslüman. İçimizden, bizden ve bizim.

Konuya, şuradan başlayayım :

“YÜCEL” teşkilatı hakkındaki ilk bilgileri, Doktora tezimle ilgili araştırmalarım sırasında edindim (Bursa’da Yerleşik Yugoslavya-Makedonya Göçmenleri’nin Sosyo-Kültürel Yapısı ve Sosyal Bünye ile Bütünleşme Durumu, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü-Sosyoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Ocak 1999, xix+269 s.).

Tezimde, Prof. Dr. Amiran Kurtkan BİLGİSEVEN’in ilgili kitabında (Yugoslavya’da Türk Kültürü, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul 1987, 168 s.) soydaşlarımızı Türkiye’ye “göçe iten” nedenlerle bağlantılı olarak “YÜCEL” teşkilatı hakkında yazdıklarına bir noktada itiraz ettim. İtirazıma, tezimden özetlediğim ve Türkiye’de 2, Kosova’da 1 dergide yayınlanan makalemde de yer verdim (“Yugoslavya-Makedonya’dan Türkiye’ye 1952-67 ‘Kitlesel’ Göçü ve Bursa’daki Göçmen Kesimi”, Karadeniz Araştırmaları-Balkan, Kafkas, Doğu Avrupa ve Anadolu İncelemeleri Dergisi, KaraM Araştırma ve Yayıncılık, Cilt 3/Sayı 10-Yaz 2006, Çorum, s. 107-147; Mülkiye 251, Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi Yayın Organı, Sayı 251, Cilt XXX, Yaz 2006, Ankara, s. 151-184 ve BAL-TAM Türklük Bilgisi 4, Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi/Center for Balkan Turkology Researches, Prizren/Kosova 2006, s. 120-157).

Sözkonusu itirazımı, en son 2007’de yayınlanan bir makalemde daha dile getirdim (“Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yugoslavya-Makedonya Topraklarından Türkiye’ye Göçler ve Nedenleri”, b i l i g-Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar 2007/Sayı:41, Ankara, 123-154). Bu makalemden ilgili yeri alıntılıyorum :

“…Bilgiseven de, "dördüncü göç" olarak vurguladığı bu göç hareketiyle Türkiye'ye gelenlerin sayısını “500 bin civarında” [ki doğrusu 170 bin civarındadır] olarak belirtmektedir. Bilgiseven'e göre;

"...Dördüncü göç, bazı Türklerin Türkiye'ye bağlanma düşüncesi ile kurdukları YÜCEL teşkilatının kurulmasından sonra bu teşkilat üyelerinin idamı üzerine başlamıştır. İdam edilenlerin akrabaları katliam korkusuna kapılarak kendilerine kapılarını açan Türk hükümetinin bu hareketinden yararlanmışlardır" (Bilgiseven 1987: 60).

Bilgiseven'in sözünü ettiği YÜCEL teşkilatı üyelerinin idamının 1952 göçünde önemli bir “itici” nedeni oluşturduğu doğrudur. Ancak, YÜCEL teşkilatını “bazı Türkler'in Türkiye’ye bağlanma düşüncesi ile kurdukları” kaydını (kanıt sunmadıkları ve başka hiçbir kaynakta karşılaşmadığımız için) “bilgi” olarak kabul etmediğimiz gibi, haksız bir suçlama ve sözkonusu teşkilat üyelerinin idamını (farkında olmadan) meşrulaştıran talihsiz bir ifade olarak niteliyoruz. YÜCEL teşkilatı, 1944-1947 döneminde hüküm süren baskıların bir sonucu olarak kurulmuştur. Türk Dışişleri Bakanlığı belgelerinde bu konuda şu bilgiler yeralmaktadır :

"... tazyiklerden bunalan birkaç şuurlu Türk münevveri, ki aralarında öğretmenler ekseriyeti teşkil etmekte idi, 1947 yılında biraraya gelerek bir gizli cemiyet kurmağa karar veriyor ve cemiyetlerinin adını Yücel Cemiyeti koyuyorlar. Git gide köylere kadar nüfuz eden ve bir aralık mensuplarının adedi 500'e kadar yükselen Cemiyetin elli kadar faal azası bir taraftan komünistleştirme diğer taraftan Arnavutlaştırma siyasetine karşı Türklüğü koruma hedefiyle faaliyete başlıyorlar....Makedonya Cumhuriyeti içindeki Arnavut teşekkülleri açıkça Arnavutluk Hükümeti tarafından beslenmekte idi. Yücelciler ise ne Türkiye'den ne de başka bir devletten alaka ve yardım görmedikleri halde uzun zaman mevcudiyetlerini muhafazaya muvaffak olmuşlardır...Nihayet (...) adlı iki hainin Yücelcileri Hükümete ihbar etmeleri neticesinde elli kadar fedakar Türk milliyetçisi yakalanıp muhakeme edilmiş, üçü idama, diğerleri hapis cezasına mahkum edilmişlerdir" (Dışişleri Bakanlığı 1969: 643).

Saraç'a göre de "1948-49 "Yücel (Türklere ait dayanışma teşkilatı)" aleyhinde rejime karşı eylemlerde bulunma suçlamasıyla açılan davada idama mahkum edilen Türkler'in sayısı 5 olup, mezarlarının nerede olduğu hala bilinmemektedir. Mahkeme tarafından ağır hapis cezalarına mahkum edilenlerin sayısı da, yine Saraç'a göre 19'dur (Saraç 1995: 286). Oran ise, 1930'lu yıllarda henüz "komünistlerde ateist tema yok" iken Türkler'in dini ve milli haklara kavuşmak için Komünist Partisi'ne destek verdiklerini belirtmekte ve; "bu desteğe rağmen savaştan sonra umduğunu bulamayış, Türkleri 45-46'daki "Yücel" gizli örgütünü kurmaya itmiş olmalı" demektedir (Oran 1993b: 136). "Yücel”in savaş sonrası dönemde Türkler’in uğradıkları duruma bir tepki şeklinde belirdiğini vurgulayan Oran'a göre; 1948'de açığa çıkarılan cemiyetten 4 Türk idam edilmiş ve bundan sonra artık Türkler’e "komünizm düşmanı" olarak bakılmaya başlanmıştır (Oran 1993b: 133-134, 136). Hamza da idam hükmü giyen “Yücel” üyelerinin sayısını 4 olarak vermektedir (Hamza 1996b: 15)…”

Evet, ilgili makalemden alıntı bitti. Şimdi…tam yukarıda, “ihbar” kaydının geçtiği paragrafın sonuna, Doktora tezimde ve makalelerimde olduğu gibi, 7 no’lu dipnotumu düştüm. Şöyle : “Belgelerde “hain” olarak belirtilen iki Türk’ün ismi, gereksiz ve yararsız bir tartışmaya yolaçmamak için tarafımızdan yazılmamıştır (H.Ç.)” Kısaca ben, haklarında sözkonusu kaydın düşüldüğü, ne yazık ki iki soydaşımın adını yıllardır bilmekteyim. Çok düşündüm. Acaba, isimlerini açıklayacak olsam, gerçekten de “gereksiz ve yararsız bir tartışmaya” mı yolaçmış olurum ? Nihayet karar verdim. Hayır ! Zamanı geldi.

Ancak yukarıda da vurguladığım gibi, onların isimlerini, burada yazmak suretiyle açıklayamayacağım. Sizlere, ne yazık ki ihbar edemeyeceğim. Fakat, öğrenmenizi ve sadece 1.’nin kim olduğunu öğrenmenizi sağlayacağım. Nasıl mı ? Sizlerin de okuduğunuzu sandığım, tarih sırasına göre konuyla ilgili seçtiğim (2006 yılına ait) 4 yazıdan aktaracağım “alıntılar”dan. Bu alıntılardaki emarelerden/göstergelerden siz onun kim olduğunu öğreneceksiniz. Asıl önemli olan da, zaten o. Makedonyalı ve Kosovalı aydınlardan onu tanımamış, hiç olmazsa adını-sanını duymamış biri yoktur. Oldukça ünlü. Diğeri tam aksine, hemen hiç ünü olmayan, hatta “sıradan” biri de diyebiliriz. Sanıyorum 1.’nin güdümünde olan normal bir soydaşımızdı. Onun ismini, 1.’ninki öğrenildikdikten sonra açıklasam ne olur, açıklamasam ne ? Ama yukarıda belirttiğim “birlik ve dayanışma”ya, “kendine dönme”ye ve “dertleşme”ye vesile olacaksa, nasıl yaparım bilemiyorum ancak (çünkü “ünlü” değil) hakkında bazı emareler/göstergeler sunmaya çalışırım. Nereliymiş, kimmiş, kimlerdenmiş, ne iş yaparmış… merak eden olursa araştırır-öğrenir. Hatta, artık kim olduğu ortaya çıkacak 1.’den hareketle, kendisine, sağ değilse de akrabalarına yönelteceği “bu ihbara sürükleyen o muydu ve neden ?” gibi soruların da yanıtlarını alır ve kamuoyunu da aydınlatır.

Kendimizi toparlayalım ve buraya kadar kafamızda oluşan karışıklığın cesaretle üzerine gitmeye çalışalım. Bundan çekinmeyelim.

Diyelim ki bu iki soydaşımızın, sözkonusu “olumsuz” yönlerini bilmeden, “olumlu” yönlerini (elbette ki olabilir) örnek almış, vatanını-milletini seven akrabaları, hemşehrileri, dostları yok mudur ? Vardır. “Şok” olmayacaklar mıdır ? Olabileceklerdir. Peki, ya bu durum onları, artık vatanını-milletini sevmeme, belki de nefret etme gibi eğilimlere sürüklerse ? Sanmıyorum. Öyle bir şey olamaz vede olmamalı. Farklı, ancak isabetli bir örnekle yanıt vermeye çalışayım. Hocalarının, Yunan milletini de çıkmaza sürüklediklerini farketmeyerek yazdıkları saçma-sapan safsatalardan hareketle, “Pomaklar”ın soyuna-sopuna takan Atina’daki Panteio Üniversitesi öğrencilerine şöyle demiştim : “Benim, Pomak (hatta Torbeş) dediklerinizden akrabalarım var. Biriz, tekiz. Hadi, onlara değil de bana gelelim. Diyelim ki benim atalarımın veya bazılarının bir kilisedeki kayıtlarda Yunan, Bulgar, Slav yada Makedon ve Hristiyan olduğunu tespit ettiniz. Ne olacak, kaç yazacak, neyi etkileyecek ? Hiçbir şeyi. Yine Türk’üm, yine Türk’üz.” Demek istediğim, olmaz ama diyelim ki şaşkaza belirtilen türde eğilimlere sürüklenen bir soydaşımız oldu. Eh böyle bir durumda hepimiz, başka bir şeyden, onun “milli şuur”undan şüphe etmekte, ötedenberi “takiyye” yaptığı kanaatine varmakta haksız sayılamayız. Ve tarih böyle bir soydaşımız hakkındaki “isabetli” dipnotunu da er veya geç, ama mutlaka düşer. Diyelim ki yarın, isterse ağabeyimiz olsun, Makedonya veya Kosova’daki bir Türk lider, adını-sanını, milliyetini, dinini değiştirse onun peşinden mi sürükleneceğiz ? “Haydi sana güle-güle !” deriz, olur-biter. Bence asıl “şok” edebilecek ve sözkonusu vatan-millet sevgisine kadar ve belki daha geniş ölçekte sarsıntı yaratabilecek durum, başka bir şey olabilir. Onların bu yönlerini eğer biliyorlar idiyse, vatanda ve anavatanda, neden uyarılmak yerine, kendilerine “yüksek itibar” gösterilmeye devam edildiğidir. Bu konuya, en son ayrıca değineceğim.

Burada, şunları da özellikle vurgulamak isterim. Lider ve aydın olanımız dahil, hiç birimiz ;

- Bu dünyadan, varsa “ihanet”imizi gizlemek suretiyle sağladığımız “saygınlıkla”, açıkça “hakettiğimizden fazla saygınlıkla” göçedemeyiz. Milletimiz veya onun bir kesimi, bu ayrıcalığı veya hakkı hiç birimize tanımamıştır, tanımaz ve tanımayacaktır.

- (İçimizden bin pişman da olsak) en azından itiraf ederek af dileyip helallik almak gibi bir yol dururken, bunu, ölümden sonraya, “ihanet”imiz bilgisinden yoksun cemaatin nasıl olsa “iyi bilirdik, helal olsun” diyeceği, bedenimiz huzurundaki yine “ihanet”imiz bilgisinden yoksun imamın sormasına bırakamayız, açıkça imama havale edemeyiz.

- Milletimizin veya onun bir kesiminin tarihini; bilerek ve kasten “yanlış” ve “eksik” yazamayız yada “saptırma” yoluna başvuramayız. Eğrisi ve doğrusuyla sadece “olan”ı kaleme alabiliriz, yansıtıcı, ayna görevi üstlenebiliriz. Aksi takdirde tarihimizden, çok ihtiyaç duyduğumuz geleceğe ilişkin “yol gösterici doğru” yerine, “yol saptırıcı yanlış” dersler çıkarılmasına yolaçarız ki, zararımız, faydamızdan büyük olur.

Ve nihayet “alıntılar” :

(A) Değerli kardeşim Sayın H. Yıldırım AĞANOĞLU’nun kitabı (II. Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da Bir Direnişin Mücadelesi YÜCEL TEŞKİLATI, Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları No:4, İstanbul 2006]). Dikkatinizi şu satırlara yoğunlaştırınız (s. 35-36):

“…Yücel mensupları yeni Türk harfleriyle ilk Türk gazetesi olan ve halen yayınlanmaya devam eden Birlik gazetesinin ilk sayısını 23 Aralık 1944 yılında çıkarmıştır. Önceleri logosunun yanında minare sembolü olan gazete idaresi daha sonra komünistlerin eline geçmiş ve Yücel mensuplarının gazete ile alakaları kesilmiştir…”

Evet, 1. ihbarcının kim olabileceğine ilişkin ilk emare/gösterge burada, tam da bu gelişmenin içinde. (Bu arada, buradan Yıldırım kardeşime özel bir “not” da aktarayım : Gönderemedin ama senin “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Balkanlar’ın Makus Talihi GÖÇ, Kum Saati Yayınları, İstanbul 2001, 387 s.” kitabını buldum. Nerede biliyor musun ? Ancak birkaç günlüğüne gidebildiğim, Didim’in Altınkum sahilindeki seyyar kitapçıda. Hemen aldım. Çok değerli bir çalışma. Kutlarım.)

(B) Altında “Not: Suat ENGÜLLÜ'nün yazısı” notu bulunan, değerli büyüğüm ve ağabeyim Sayın ENGÜLLÜ’nün, ““Birlik” Bir Parlak Tarihtir” (Gönderen:Erdal Tarih: 15.01.2006 Saat:04:23 Katkıda Bulundu Anonim”) başlıklı yazısı. Dikkatinizi şu cümlelere yoğunlaştırınız :

“…“Birlik” gazetesinin ilk sayıları, Üsküp eşrafından merhum Halil Kâzım’ın matbaasında, damadı ve Yücel Teşkilâtı yöneticisi olarak idam edilen merhum Ali Abdürrahman’ın yönetiminde çıkarılmıştır. O yıllarda Makedonya ve Kosova’da yaşayan Türkler arasında ne denli etkili olabileceğini gören, ancak o sıralarda izlenmeye başlanan Yücelciler’e bırakılamayacağını bilen dönemin yöneticileri, Üsküp’te gazeteyi başarıyla yönetebilecek aydınlar bulunmasına rağmen, Makedonya’da devlet ve parti yönetiminin üst kademelerinde görev alan merhum Firuz Demir’in teklifi üzerine, gazetenin başına, “güvenilir bir şahıs” olarak merhum Şükrü Ramo’yu getirmişlerdir. Böylece “Birlik” gazetesi tamamen yönetimin kontrolü altına alınmıştır…)

Affına sığınarak şu kadarını belirteyim : Sayın Engüllü, ya “biliyor ama iyi gizliyor” yada “bilmiyor ama iyi izliyor”. Hangisi olursa-olsun, 1. ihbarcıdan çok uzaklarda, bambaşka insanlar peşinde koşuyor, alakasız konular üzerinde duruyor değil. Her zaman şahsını ve yazılarını takdir ettiğim bir ağabeyim.

(C) Sayın Elmedin Başkol’un “Yücel Teşkilatı” (Kosova – 23 Şubat 2006) başlıklı yazısı. Başkol’u ilk olarak ve ismen bu yazısından tanıdım. Şahsen tanışmış veya kendisiyle temas kurmuş değilim. Yazısı hakkında “tam isabet” demekle yetiniyorum. Ve kutluyorum. Dikkatle okuyunuz :

“…Yücelciler hakkında yazılanları biraz da bizdeki yansımalarını incelemek üzere ''Birlik'' gazetesinin arşivinden yararlanmak istedim. Bugün Köprü derneğinde bulunan arşivden yararlanma isteğim enazından komünist rejimin Yücel teşkilatı üyeleri hakkında nasıl bilgi verdiklerini öğrenmek istiyordum. Ancak karşılaştığım manzara beni çok derinden üzdü. Çünkü arşivde idam öncesi toplam üç sayı eksikti. Mahkeme süreci ile ilgili sadece bir sayı var, mahkemenin başladığı gün. O günlerde sırf Türk halkına baskı yapılabilmesi için Birlik gazetesi hergün yayınlanıyor fevkalade nüsha yani özel sayı çıkartıyor. Ve olayı halkına şu manşetle duyuruyor ''Türk azınlığının hürriyet ve müsavatını imha etmeğe çalışan ''Yücel'' terör işpiyon teşkilatı üyelerinin muhakemesi başladı'' ikinci başlık ise ''Bu teşkilat Türkiye konsolosunun direktifleriyle işlemiştir''. (Birlik gazetesi sayı 53, yıl 3, 20 Ocak 1948)..…eski gazeteci büyüklerim bu sayıların 1990 yıllara dek arşivde mevcut olduğunu ve bu 3 sayının kayıp olmasını ilk defa duyduklarını belirttiler. Kafam bayağı karıştı. O anda arşivde bakmaya unuttuğum birşey aklıma geldi. Gazetenin o dönemdeki müdür ve yönetim kurulu isimleri. Tekrar derneğe dönüp arşivi iyice araştırmaya başladım. Gazetenin o dönemdeki müdürü Şükrü RAMO. Artık kafamda soru işareti kalmadı. Bazılarına komplo teorisi olarak gözükecek belki ama bu 3 sayı bilerek yırtılmış. Birileri ısrarla tarihimizi kendi ve aile çıkarları doğrultusunda silmek istiyor. Birlik'in son üç müdürü bu durumu Makedonya Türklerine basın yayın aracılığıyla yazılı veya sözlü olarak çıkıp olup bitenleri bildirmek zorundadır, bunun hesabını vermeleri şart. Bu 3 sayı nerde ve arşivden kim çıkarttı? Neden çıkarıldı? Kimler milletimize ihanet edenleri gizlemeye çalıştı. Eğerki bu isteğim sadece bu yazıyla kalacağını düşünenler olursa yanılıyorlar. Bu olayın sadece tarafımdan değil yakın çevremi de harekete geçirerek ısrarla üzerine yüreyeceğimizi bilmelerini isterim…27 Şubat 1948'te idam edilen Yücelcilere ve bütün şehitlerimize, Yücel teşkilatının üyelerine ve Türk milletine değişik hizmetlerde bulunan ancak bugün aramızda olmayanlara çok şey borçlu olduğumuzu unutmamız gerek. Onlar hayatlarını, biz onlara ihanet etmemiz için feda etmediler.”

(D) Sayın Suat Engüllü’nün bir yazısı daha. “Dava Adamı Olmak Kolay Değil” (www.makturk.com, Tarih: 26.02.2006 Saat: 04:35, Konu: Genel). Dikkatinizi aşağıdaki cümlelere yoğunlaştırınız. Engüllü, yukarıda da belirttiğim gibi ya “biliyor ama iyi gizliyor” yada “bilmiyor ama iyi izliyor” :

“…Bu arada karşı cephede yer alan, YÜCEL DURUŞMASI’nın yapıldığı yıllara tanık olan rahmetli Mustafa Karahasan ve Şükrü Ramo’nun da görüş ve değerlendirmelerini almayı denedim. YÜCEL ile ilgili görüşleri nedeniyle Mustafa Karahasan ile, dönemin TAN gazetesi yöneticilerinin taraf olmaları yüzünden sürdürülmeyen polemiğe bile girmek durumunda kaldım. Uzun çabalar sonunda, Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti Meclis Başkan Vekili görevinden emekliye ayrıldıktan sonra, rahmetli Şükrü Ramo’yu, Yücel hakkında bildikleri konusunda konuşmaya ikna ettim. Ancak kendisiyle görüşmek için randevulaştığım gün, İlâhi bir takdir sonucu vefat etmesi nedeniyle, bu açıklamaya söz verdiği, bence birtakım tarihî önem taşıyan bilgilere ulaşamadım…”

Evet. Benim eklenecek sözüm yok.

Ancak bitirmeden, şu iki hususa da özellikle temas etmek isterim. Aksi takdirde bu makalem, içime sinmez :

(1) Sadece eski Doğu Bloku ülkelerinde ve geçmişte değil, Kapitalist ülkelerde ve günümüzde de, “etnik” azınlıklar içinden “ihbarcılar” edinmek, istisna değil, yaygın bir uygulamadır. Örneğin, Batı Trakya’da inşaat yasağı bulunan yıllarda, gizlice evinin akan damını aktaran bir Türk’ü, karakol bahçesinde ağaç altında gölge çevirmekle yada resimli dergi karıştırmakla meşgul Yunan polisine ihbar edenlerin bir kısmı, ne yazık ki acı gerçek ama, Türk’tü. Demek istediğim şu : Yaşamayanın bilemeyeceği, empati yapamayacağı o kahrolası “azınlık” şartlarının, koşullarının sürüklediği hüngür-hüngür ağlanası bu durum dolayısıyla, o soydaşlarımızı ne suçlayabiliriz nede aralarından “ihbarcı” avına çıkabiliriz.

Ancak, (“Yücelciler” bakımından olduğu gibi) öyle bazı büyük, özellikle de “milli” kayıplara yolaçan “ihbarcılar” vardır ki, onları “bilmek/öğrenmek” dışında bir tercihimiz olamaz. Akrabamız da olsa, dostumuz veya meslekdaşımız da. Eğer varsa, ki olabilir, sevapları günahlarını, götürür mü-götürmez mi, o Allah’ın bileceği iştir. Yine varsa ki olabilir, doğruları yanlışlarını götürür mü götürmez mi, o da Milletin veya ilgili kesiminin karar vereceği. Ama sanıyorum oldukça zor, ki bu nedenle onları “bilmek/öğrenmek” dışında bir tercihimiz olamaz diyorum. Ayrıca unutmayalım, küçük “ihbarcılar”, maddi değerlere ve çabuk ulaşılan payelere giderek daha fazla önem verilen bu dünyada, büyük “ihbarcılar”ı örnek alarak özenebilirler. Yanlış sosyalleştirilen çocukların, olmadık büyüklerini yada büyüklerinin illa da olmadık yönlerini örnek alarak özenmeleri gibi. Dış Türk topluluklarının sıradan her üyesi, onların, bu getirisi de büyük “ihbarcı” yönlerine rağmen, hem vatanda hem de anavatanda, uyarılmak yerine, üstelik “yüksek saygı” gördüklerine de tanık olursa, “vatanına ve anavatanına” güveni sarsılmaz mı ? Elbette ki sarsılır. Kendisini de sarıp-sarmalayan “milli dava”ya inancı zayıflamaz mı ? Elbette ki zayıflar. O çok güvendiği ve gururla da taşıdığı “milli şuur”u yaralanmaz mı ? Elbette ki yaralanır. Büyük hayal kırıklığına uğramaz mı ? Elbette ki uğrar. Peki, o zaman sorarım : Tüm bunlar dolayısıyla kim, hangimiz, hangi merci, iktidar veya siyasi parti, böyle bir soydaşımızı eleştirme, suçlama yada “Bana bak…” diye başlayıp ders vermeye kalkışma hakkını kendinde bulabilir ?! Hiç birimiz ve hiç biri. Hatta tam tersine, böyle bir soydaşımız, başına gelen tüm bu sonuçların hesabını, vatanından ve anavanından, hepimizden ve sözkonusu tüm birimlerden sorma hakkına, her zaman sahiptir. Karşısına alıp, gür bir sesle “Neden ?” sorusuyla başlayarak.

(2) Yukarıdaki alıntılarda geçen, “BİRLİK” gazetesi, elbette ki, canlı bir organizma gibi, insan gibi, hepimiz gibi “kişilik” sahibi olarak düşünülmelidir. Ve hepimizin nasıl ki “doğrularımız” varsa, elimizde olan veya olmayan “yanlışlarımız” da vardır. Türkçemizdeki “Her güzelin bir kusuru vardır”, “Kusursuz, mükemmel tek varlık, sadece Allah’tır” sözleri boş yere söylenmiş değildir. Aynı gerçek ve sözler “BİRLİK” gazetesi için de geçerlidir. Hatta, eğri oturup doğru konuşalım, ne Türk dünyasında nede diğer dünyada aynı gerçeğin ve sözlerin geçerli olmayacağı bir yayın organı bulabilmek, neredeyse olanaksızdır.

Burada özellikle aşırı bir “örnek” vermek isterim. Uzaktan değil, yakından. Batı Trakya’dan. Merhum lider, dava müttefikim ve değerli ağabeyim Dr. Sadık AHMET’le ilgili. Lider, siyasi parti kurmaya çalıştığı aylarda, azınlığa elbette ki büyük hizmeti geçmiş yerel “AKIN” gazetesinin sahibi ve başyazarı Hasan HATİPOĞLU (doğru veya yanlış) gazeteye, onun hakkında “Hala Daha Tekeden Süt Çıkarmaya Çalışıyor” başlığını atmış ve bu girişimini “toplumumuzun politik bünyesinde başgösteren bir sakatlık ve kısa sürede tedavi edeceğimiz bir hastalık” (16 Haziran 1992) olarak nitelemişti. Ondan kısa bir süre önce de Ankara’daki “Batı Trakya Türk Birliği Derneği Genel Başkanı” (üstelik Erzincanlı) Bedri UÇAR, Ankara’da bir-iki sayı çıkan ve sonra karakayıp olan (?!) “ÇAĞDAŞ TÜRK gazetesi”nde, Dr. Sadık AHMET’i, aynı girişimi dolayısıyla meçhul bir “aklı selime” davet etmiş ve “Birlik içine girmeyenler, bir gün yok olmaya mahkum olur” (11 Mayıs 1992) uyarısında bulunmuştu. Bundan da kısa bir süre önce Atina’da yayınlanan Yunan gazetesi “ELEFTHERİ ORA” ise, “Rodop İli milletvekili Sadık AHMET, geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını yitirdi” (1 Nisan 1992) haberine yer vermişti. “1 Nisan şakası” olarak. Şimdi siz bu haberleri, tarih sırasına uygun olarak aşağıdan yukarıya doğru bir daha okuyunuz. Ve en yukarıya da (en sonuncu) “24 Temmuz 1995” tarihli iki haberi koyunuz. Evet, “Lozan Antlaşması’nın Yıldönümü” haberini ve…hiç kuşkusuz bu antlaşmadaki haklar uğruna “Dr. Sadık AHMET, geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi” haberini. Bu şaka değil, gerçek. “Şehadet”. Ama bir “gelişine” bakınız, bir de 1 Nisan 1992 tarihindeki “şaka” ile benzerliğine. Bir başına, bir sonuna, bir de ortasına. Tesadüf veya değil ama tutarlılığı görünüz. Başka da bir şey demiyorum. Sizler de demeyiniz. Bir gün elbette ki daha ayrıntılı yazacağım. (Şimdilik isteyen şu ön makalemi okuyabilir : “Batı Trakya Türk Lideri Merhum Dr. Sadık Ahmet’in Misyonu” Kırım-Üç Aylık Fikir ve Kültür Dergisi, Sayı 12, Temmuz-Ağustos-Eylül 1995, Ankara, 15-18) Son olarak ekleyeyim, aynı “AKIN” gazetesi (ki elbette ki, tekrarlıyorum, azınlığa büyük hizmetleri vardır), 1969’da “soydaşlarımızın Türkiye’ye göçünü teşvik ettiğinden”, bir süreliğine anavatandan “tecrit”le karşılaşmıştır. Sanırım bu örnek, yukarıdaki paragrafta söylediklerime ilişkin çok, hatta daha fazla şey anlatabilmiştir.

Konuyu dağıtmadan, devam edeyim. Bence adı değişmeyen bir gazeteyi, değişmeyen “devlet”e, değişen yöneticilerini ve yazarlarını da değişen “hükümetler”e benzetmek yanlış olmaz. Diyelim ki, “devlet”teki “45. hükümet”, “5. hükümet”in yaptıklarından-ettiklerinden, izlediği politikalardan neden ve nasıl sorumlu olsun veya sorumlu tutulsun ki ? Hatta, “45. hükümet”, “5. hükümet, bize göre şurada yanlış politika izlemiştir” (eğer öyleyse) dese ne olacak, bir şey mi kaybedecektir ? Ağabeyimiz, akrabamız, dostumuz veya oy verdiğimiz siyasi parti olsa ne farkedecek ? “Şurada yanlış yapmıştır” desek, hatta kendimizce nedenlerini de sıralasak değerimiz mi azalacaktır ? Biz mi sorumlu tutulmuş olacağız ? Hayır. “Aklı neredeymiş ?” deriz, çıkarız içinden. O kadar. Bence bu tutumumuz, bize güven kaybettirmek bir yana, bize olan güveni daha da arttırır. Buradan hareketle şunu demek istiyorum : Cennet Makedonya’da gururla ziyaret ettiğim, değerli büyüğüm Baş ve Sorumlu Yazarı Drita KARAHASAN’la görüştüğüm, muhabir Salim ABDULLAH ile söyleşi, kayıt ve çekim gerçekleştirdiğim “BİRLİK” gazetesi yetkililerinin ve çalışanlarının, yazılanlar-çizilenler hakkında bundan öte alınmaları, gücenmeleri veya geçmişle ilgili eleştirileri, kendi şahıslarına veya günümüz “BİRLİK” gazetesine yönelik eleştiriler olarak algılamaları için hiçbir neden, ama hiçbir neden yoktur ve olamaz. Hiç kuşkusuz eleştirenlerin de, eleştirilerini, örnekteki gibi devlet/hükümet, açıkça zaman/mekan boyutunu asla gözardı etmeden yapmaları gerekir. Ben, Makedonya Türkleri’nin en önemli seslerinden “BİRLİK” gazetesini her zaman severek ve beğenerek okudum. Ulaşabilsem, hiç kuşkunuz olmasın, yine severek ve beğenerek okurum.

“Makedonya Türklerinin Gazetesi” logosuyla yayınlanan, elbette ki bizim olan (eloğlunun değil) adına yaraşır “BİRLİK” gazetesinin o güzel sesinin hiçbir zaman susmaması, değerli yöneticilerinin ve yazarlarının hiçbir zaman başını eğmemesi, sinmemesi dileğiyle, bir daha tekrar ediyorum.

Bu makalemin, “kaynağı, nedeni-sonucu ve amacı”, 3 “ihtiyaç ve çağrı”dır : Eloğlunu, ardına bakarak kapımızda bekleten o “ikilik ve ayrışma”dan, ardına bakmadan kapımızdan ikiletecek o “birlik ve dayanışma”ya. Eloğlunu, sevim-sevim sevindiren o “kendimizden gitme”den, yerim-yerim yerindirecek o “kendimize dönme”ye. Eloğlunu, kah-kaah diye gülmekten patlatan o “restleşme”den, vah-vaah diye kahrından çatlatacak o “dertleşme”ye.

Aksi algılamalar, girişimler, teşebbüsler, itirazlar ve ısrarlar, hepimizi üzer vede üzmelidir, yaralar vede yaralamalıdır. Hem de, yeniden ve daha çok…
http://www.makturk.com/modules.php?name=News&file=article&sid=573

suko
07-09-07, 19:41
amma çok tito hayranı varmış... :(
Majka mu stara tito....
Bu kadar frakeştayn miloseviç nerede yetişti aceba ???
Nedersiniz titofiller ????
ben titoyu sosiyalist bir lider yani kominist biliyorum
sayın kurtanovic asıl miloşları ve benseri faşist katileri sizin bugün dezteklediyiniz ve hayran oldugunuz idolojiler ve onların liderleri yet iştirir
sonrada milliyetçilik adı altında yaptıkları katliamları örtbaz ederler
daha kütüsüde o katiller kahraman ilan edilir
ve son birşey titonun döneminde faşizim deyil kominizim oldugu için ayırımçılık olmamıştır ayırımçılık tito ölüp faşizim hortlayınça başlamış ve faşizt katliamları başlamıştır

suko
07-09-07, 19:47
bakıyorumda sırp miliyetçiliyini taşatutanlar türk miliyetçiliyini savunuyor
unutmayın her miliyetçiliyin miliyeti kendisinedir ve sizler boşnaksınız
yoksa deyilmisiniz eyer deyilseniz o başka sevgili türk miliyetçisi boşnaklar

Kurtanovic
07-09-07, 23:04
hocam ak sakalınızla istediğiniz yorumu yapabilirsiniz size karışan yok lakin bırakalımda insanlar kendi özgür iradeleriyle kimleri seçeceklerine ve seveceklerine karar versinler ki allah bile özgür iradeye karışmazken bu ne tutumdur.


Kardeşim Cevat ve diğer titofiller,
Bu aşağıdaki alıntıyı "anlayarak oku"manızı bilhassa rica ediyorum...
sonra sebebini/nedenini de yazacağım...
---------------------------------------------------------

Bağımsızlığa giden yol

Celal Babayev



2. Dünya Savaşı’ndan sonra iki kutuplu dünyanın Sovyetler kutbunu oluşturan SSCB’nin 1990’larda yıkılması ansızın ortaya çıkmış değildi. Bu dağılmayı hazırlayan sebepler vardı. En önemli sebeplerden biri Sovyet sisteminin ekonomi kolunun gelişememesi ve gittikçe artan silahlanmanın ekonomiye ayak bağı olması sonucu ekonominin bu yükü taşıyamaması, mülkiyetin kolektif bir mülkiyet olmasından doğan sorunlardır. Böyle bir ekonomiye soğuk savaş döneminde hızla artan silahlanma yarışının da büyük bir darbe vurduğu apaçık belliydi.
Artık 70–80’li yıllara gelindiğinde SSCB mali yönden bir kriz ortamında idi. Bu krizin nedenleri ise 1979 senesinde Sovyet ordusunun Afganistan’a müdahalesi ve orada yenilmesi, Çernobil atom elektrik stansiyasının kazaya uğraması, ABD’nin yıldız savaşları projesini uygulamaya başlaması vs. Ekonominin daha fazla bu yüke dayanamayacağını bilen Komünist Parti liderleri bir değişime gitmek kararı aldılar. Bu karar, Komünist Partisi’nin 1986 senesinde yapılan kongresinde alındı.

O dönemde Sovyetlerin birinci katibi olan M. Gorbaçev ortaya iki proje attı. Perestroyka ve Glasnost. Perestroyka politikası ile devletin siyasi açıdan yeniden yapılandırılması ve parti ile devletin bütünleşmesinin yeniden tanımlandırılması, Glasnost politikası ile ise devletle vatandaşlar arasındaki ilişkilerin daha da şeffaflaştırılması kastediliyordu. Bu projelerin hayata geçirilmesi için hatta bir kısım işler de, örneğin, yeni partilerin ortaya çıkmasına, başkanlık sistemine geçilmesine, federasyonun yeniden tanımlanmasına izin veren maddeler anayasaya ilave edilir. Ama bununla bile SSCB’yi korumak mümkün olmayacaktır. Çünkü merkezin zayıflamasından istifade eden SSCB’nin Rus olmayan ve birlik içinde zorla tutulan halkları kendi bağımsızlıklarını kazanmak için merkezle mücadeleye başlamışlardır.

SSCB kurulduktan çok kısa bir süre sonra birliğin Rus olmayan halklara gerçek bir anlamda hürriyet vermediği anlaşılmıştı. Ne var ki, artık SSCB’den ayrılmak çok da kolay olmayacaktı. İster Azeri Türkleri, ister Kırım Türkleri, ister Orta Asya Türkleri ve isterse de Sovyet Rusya’sında yaşayan ve Türk kökenli olan Nogaylar, Karaçaylar, Balkarlar ve Kumuklar gibi halklar daima baskı altında tutulmuş, gerektiğinde ana topraklarından Rusya’nın iç kesimlerine sürgün edilmiş, gerektiğinde de “halk düşmanı” adı altında kurşuna dizilmişlerdir. Kısacası, eski SSCB’deki Türkler içerisinde sınırları değiştirilmeyen, maddi servetleri ve doğal kaynakları yağmalanmayan, manevi dünyası bozulmayan, dili, dini, gelenek ve görenekleri menfi etkiye uğramayan, Sovyet ideolojisinin “üvey evlat” siyasetinin ve Ruslaştırma siyasetinin ıstıraplarını yaşamayan hiçbir halk yoktur. Bu milletler içerisinde Azeri Türklerinin durumu hem ülkelerinin coğrafi konumu hem de doğal kaynaklarının zengin olması nedeniyle daha da acı olmuştur.

Merkezi idarenin zayıfladığı bir ortamda Azeri Türkleri harekete geçtiler ve milli kültürlerine dönüşü gerçekleştirmeye başladılar. Bununla beraber Azerbaycan’da milli bilinçlenme prosesi hız kazandı ve hiçbir zaman kesilmeyen siyasi talepler de yeniden seslendirilmeye başlandı. Kağıt üzerinde bağımsız olan ama de–fakto Sovyet Rusya’sından asılı halde olan Azeri Türkleri gerçek bir bağımsızlık için mücadeleye giriştiler. Azeri Türkleri sadece gerçek anlamda bağımsızlık kazanmak, kendi kaderlerine kendileri sahip olmak ve topraklarındaki servetler üzerinde tam söz sahibi olmak istiyordu. Ne var ki onların bu isteği Moskova tarafından hiç mi hiç kabul edilemezdi. Çünkü;

1– Azerbaycan zengin petrol ve diğer doğal servetlere malikti. Bunun yitirilmesi zaten felç olan Sovyet ekonomisini daha da felç eder, birlik bütçesinin petrolden kazandığı gelirlerin büyük bir kısmının elden çıkmasına sebep olurdu.

2– Azerbaycan bağımsız olursa NATO üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti ile sıkı işbirliğine girmesi muhtemeldi ki, bu da NATO’nun direkt olarak Rusya’yı tehdit etmesi demekti.

3– Azerbaycan bağımsız olursa Türkiye onun vasıtasıyla Orta Asya’ya girebilirdi ki, bu da Sovyetlerin oradaki nüfuzuna büyük bir darbe olurdu.

4– Azerbaycan’ın yitirilmesi Rusya’nın büyük ölçüde Kafkasları yitirmesi demekti.

5– Ve nihayet, Azerbaycan’ın bağımsızlık kazanması SSCB’ nin diğer üye ülkeleri için de kötü bir örnek olabilirdi.

Bu nedenlerden dolayı Sovyet Rusya’sı Azerbaycan’ı bırakmak istemiyordu. Sovyet ordusu harekete geçti. 1988 yılından itibaren bağımsızlık kazanmak için her gün yüz binlerce Azerbaycanlı Azerbaycan’ın farklı farklı bölgelerinde gösteriler yapıyordu. Moskova Azerbaycan’ın ayrılmasını önlemek için Azerbaycan’ın içerisinde iç karışıklık çıkarma yoluna gitti.

Bunun için Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ özerk vilayetinde yaşayan Ermenileri Azerbaycan Türklerine karşı kaldırdılar. Ama onların izlediği bu yol Azeri Türklerini bağımsızlık mücadelesinde vazgeçiremedi. Bunu gören Moskova, Sovyet ordusunun Azerbaycan’ın başkenti olan Bakü’ye girmesine karar verdi. 1990 yılının Ocak ayının 19’unu 20’sine bağlayan gece Bakü’nün en büyük meydanında yüz binlerce Azeri, merkezin onlar için hazırladığı katliam planından habersiz olarak gösteri yapıyordu. Ansızın Sovyet orduları meydana girerek silahsız ve günahsız insanları katletmeye başladı. Bu facia Azerbaycan tarihine “Milli Matem Günü” olarak geçti. Fakat Azerbaycan’da baş veren bu facianın önemli birkaç sonucu da oldu:

1– Azerbaycan kendi bağımsızlığını bu yol üzerinden geçerek kazandı.

2– Bu ve bunun gibi diğer Sovyet ülkelerinde de olan facialar dünya kamuoyunun dikkatini SSCB’ye yöneltti.

3– Bu kanlı facia, birliğin silah gücüyle bile olsa daha fazla sürmeyeceğini Komünist Parti liderlerine anlatmış oldu.

4– Azerbaycanlıların bu direnişi diğer Sovyet ülkelerine de örnek oldu ve böylece de SSCB’nin her bir üye ülkesinde bağımsızlık için gösteriler yapılmaya başlandı. Hatta Rusya Federasyonu’nun kendi içindeki halklar bile bağımsızlık için harekete geçtiler. Ve tüm bu proseslerin sonunda da SSCB denilen o “milletler hapishanesi” dünya haritasından silindi, onun içerisinde zor ve baskı gücüyle tutulan ülkeler ise dünya sahnesine birer bağımsız devlet olarak çıktılar.

İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler yüksek lisans öğrencisi, Azerbaycan Dostluk ve Kardeşlik Derneği


İKTİBAS:
http://64.233.169.104/search?q=cache:AGIOjfUup-UJ:arsiv.zaman.com.tr/2002/01/20/yorumlar/yorum2.htm+%22Glasnost-Perestroyka%22&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr

Kurtanovic
07-09-07, 23:32
GORBAÇOV-GLASNOST-PERESTROYKA'YI HATIRLIYORMUSUNUZ ????

Değerli Kardeşlerim,

Başlıkta da belirttiğim gibi Gorbaçov'u hatırlayan kalmışmıdır acaba ???
Sosyalizmin Anavatanı ; Rusya'nın eli kanlı Diktatörü, J. Stalin'i kim hatırlar?
Todor JİVKOV'u, Bulgaristan Türklerinin Eli Kanlı Celladı'nı kim anıyor şimdi ???
Tito'nun ideolojik yoldaşları idi, Stalin ve Jivkov....

BEN KİMSENİN "özgür iradesine" KARIŞMADIM VE KARIŞMIYORUM...
SİZİN KAFA KARIŞIKLIĞINIZIN; GENÇLİĞİMİZE BULAŞMAMASI İÇİN DOĞRU BİLGİLERİ YAZIYORUM...
(SİZ titonuzu çok sevebilir ve hatta resmiyle birlikte yatağa da girebilirsiniz...)

Tito yugoslavyasında; titoyu göklere çıkartan propaganda yazılarını da belge diye sunabilirsiniz....
Adama sorarlar mesela;
tito zamanında yugoslavya da,
ÖZGÜR BASIN- ÖZGÜR HABERLEŞME-ÖZGÜR MUHALEFET v.s.
VARMI İDİ ????
DE, AKSİ YAZILABİLSİN...(Sıkıyorsa....Affınıza sığınarak , tabiii...)
Ben size kaynak kitaplar yazıyorum...
Sizler ise kişisel referanslar getiriyorsunuz...
Bilimsellik nerede???
Bilimdışı solculuk yapıyorsunuz....
Bunun adı : SOL-HURAFECİLİK'tir....
Bilimsellik;
-dedemden duydum, - amcam öyle dedi...v.s. leri referans kabul etmez....
Bilmem anlaşıldı mı ?

tito'yu çok sevebilirsiniz, tabunuz/ilahınız olabilir....eyvallah, saygı duyarım....
Ancak;
Bu kadar yazılanlar karşısında....
Eğer bilimsel düşünceye inanıyorsanız ?(Solcu olduğunuza göre..? )
tito hakkında bulduğunuz her türlü yazıyı okumanız gerekmez mi?
Bizim gibi tito düşmanlarını yaalanlamak için daha fazla okumanız ve daha saglam referanslar getirmeniz gerekir...
Aksi takdirde;
Yazdıklarınız ikna etmekten uzak, duygusal yazılar olarak hiç bir inandırırcılıgı olmayan palavralar olmaya mahkumdur...
Hangi düşünceye inanıyorsanız inanınız, ben karışmıyorum...
Fakat ayaklarınızı saglam topraklara basınız...
Bilginizi saglam kaynaklara dayandırınız...
ÖZGÜRLÜKLERİN DE BİR SINIRI OLDUĞUNU; HAYAT VE ZAMAN SİZE DE ÖGRETİR...
HİÇ MERAK ETMEYİN...
BİR GÜN SİZ DE DOĞRULARI ÖGRENİRSİNİZ..
YETERKİ ; ÖĞRENDİĞİNİZDE ZAMANI GEÇMİŞ OLMASIN...
OKULDAN ATILDIKTAN SONRA ; DERSİ EZBERLESEN DE FARKETMEZ...
Bu forumda yazmaya harcadığınız zamanınızın yarısını OKUMAYA ayırsaydınız, bu kadar boş iddialarda bulunmaya cüret edemezdiniz...
Lütfen, kendi saygınlığınız için zamanınızın bir kısmını da okumaya ayırınız...
NE DE OLSA BOŞNAK MİLLİYETÇİSİ SAYILIRSINIZ....

Kurtanovic
07-09-07, 23:39
Bu arada aklıma geldi...
Enver Hoca'yı unutmuşum...Torpil geçmedim...
Arnavutluğun bu kadar perişan olmsında birinci dereceden sorumludur...
Kendi ırkına -Mao-dan sonra en büyük kötülüğü yapan birisidir...
Yoksul arnavutluğun sınırlı kaynaklarını topraga gömmüş, Onurlu Arnavut Milletini yoksulluğa-sefalete, Dinsizliğe-Kültürsüzlüğe..v.s.v.s...mahkum etmiştir....
Unutmuşum..Özür dilerim....

muzo
07-09-07, 23:52
Bu arada aklıma geldi...
Enver Hoca'yı unutmuşum...Torpil geçmedim...
Arnavutluğun bu kadar perişan olmsında birinci dereceden sorumludur...
Kendi ırkına -Mao-dan sonra en büyük kötülüğü yapan birisidir...
Yoksul arnavutluğun sınırlı kaynaklarını topraga gömmüş, Onurlu Arnavut Milletini yoksulluğa-sefalete, Dinsizliğe-Kültürsüzlüğe..v.s.v.s...mahkum etmiştir....
Unutmuşum..Özür dilerim....


Sayın Kurtanoviç Şu ana kadar hep karalama yaptınız.
Şunu merak ediyorum.Sizin fikriyatınızın ekonomik planları nedir?
Nasıl bir ekonomi düşünüyorsunuz?
Sanırım bir yazınızda iş probleminizin olduğunu otomobilinizden başka
bir mülke sahip olmadığınızı belirttiniz.
Devrimci boşnağın tito konusundaki yorumuna katılıyorum.(revizyonist)
Bizler burada yigidi öldürenlere karşı hakkını vermek için Tito'yu savunuyoruz.
Biz solcu marksistler ekonomiye kafa yorarız.
1.5 yıldır Tito konusu bir kısır döngü oldu.
Sizinde economik problemleriniz olduğuna göre sorunlarımız aynı.
Sol bU sorunlarla ilgilenir bizler bu yüzden de solcu olduk.
Eşitsizliğe ve sömürüye karşı onurlu bir gelecek için ..
Uzun lafın kısası fikriyatınız iktidara gelse nasıl bir politika izleyeceksiniz?

rafetmuric
08-09-07, 07:15
Sayin KURTANOVİC,

Yazılarınızdan anladığım kadarı iyile Siz tarihi çok seven ve araştıran bir adamsınız.
Size konu iyile ilgili bir soru soracağım:

1. İkinci dünya savaşta ve ikinci dünya savaşından sonra, Tito olmasaydı neler olurdu ve Siz kimi onun yerinde (bahsetim 1940-1955 seneler) görmek isterdiniz???
2. Eski Yugoslaviyanın dürümü,sınırları ve pozisionu ne olabilirdi???

Saygılarimla

Dip Not: Siz hiç Eski Yugaslaviyaya bulundunuzmu, yaşadınızmı, gittinizmi ????

Balki
08-09-07, 09:40
Bu arada aklıma geldi...
Enver Hoca'yı unutmuşum...Torpil geçmedim...
Arnavutluğun bu kadar perişan olmsında birinci dereceden sorumludur...
Kendi ırkına -Mao-dan sonra en büyük kötülüğü yapan birisidir...
Yoksul arnavutluğun sınırlı kaynaklarını topraga gömmüş, Onurlu Arnavut Milletini yoksulluğa-sefalete, Dinsizliğe-Kültürsüzlüğe..v.s.v.s...mahkum etmiştir....
Unutmuşum..Özür dilerim....

bu enver hoca zamanında 45 sene bir cinayet olmamıstır bu sence normalmi senin bahsetmis oldugun savundugun fasizminde pek hayırlı degil hitler musssolini ispanya
Franko; İspanya'daki diktatörlüğünün 40 yıl sürmesinin sırrını öğrenmek isteyen bir gazeteciye; “Ben İspanya'yı 40 yıl 3 F sayesinde yönettim." diyordu. Futbol, Fiesta ve Faşing. Yılda bir kez faşing denilen çılgın eğlenceler düzenliyor. Büyük statlarda boğa güreşleri yani 'Fiesta' yaptırılıyordu. Futbol ise kitlelerin ilgisinin yönlendirildiği diğer bir konuydu.
İspanya faşist diktatör Franko tarafından üç 'F' ile yönetiliyordu.
Bize bir 'F' bile yetiyor dedikya altın semerde vursak size nema fajdee cok örnekleri war ben senin bosnaklıgından pekk te emin degilim acıkcası cünkü savuundugun her seye zarrar ziyan veriyorsunn kac tane senin gibi bosnak cıkar yahu fasizmi savunur pecenegim der bu sasırtıcıı wallaa

munira
08-09-07, 11:00
bu enver hoca zamanında 45 sene bir cinayet olmamıstır bu sence normalmi senin bahsetmis oldugun savundugun fasizminde pek hayırlı degil hitler musssolini ispanya
Franko; İspanya'daki diktatörlüğünün 40 yıl sürmesinin sırrını öğrenmek isteyen bir gazeteciye; “Ben İspanya'yı 40 yıl 3 F sayesinde yönettim." diyordu. Futbol, Fiesta ve Faşing. Yılda bir kez faşing denilen çılgın eğlenceler düzenliyor. Büyük statlarda boğa güreşleri yani 'Fiesta' yaptırılıyordu. Futbol ise kitlelerin ilgisinin yönlendirildiği diğer bir konuydu.
İspanya faşist diktatör Franko tarafından üç 'F' ile yönetiliyordu.
Bize bir 'F' bile yetiyor dedikya altın semerde vursak size nema fajdee cok örnekleri war ben senin bosnaklıgından pekk te emin degilim acıkcası cünkü savuundugun her seye zarrar ziyan veriyorsunn kac tane senin gibi bosnak cıkar yahu fasizmi savunur pecenegim der bu sasırtıcıı wallaa

Enver hocayla ilgili yazılanlarla ilgili bir bilgi notu:

Arnavutluk'un lideri Enver Hoca'nın 1967'de Arnavutluk'u dünyanın ilk dinsiz ülkesi ilan ettiğini ve Arnavutluk'ta komünist yönetimin başa geçmesinden sonra 1948 yılında iki piskoposun 5000 din adamı ile birlikte kurşuna dizildiğini, 327'si Katolik mabet olmak üzere, toplam 2 bin 169 cami ve kilisenin kapatıldığını…
Biliyor muydunuz?

Balki
08-09-07, 11:15
yakın gecmise gel araplar turkleri arkadan vurmadımı bu casus lowrenc demedi tüm türkler altınlarınızı midelerinde gütürüp gidecekler kesmedilermi osmanlıları bu pis araplar solermisiniz yemende filistin mısırda bası kesilmeyen osmanlı kaldımı nerde osmanlı ayak bıraktı izi orda kan gövdeyi goturuyor ve simdi arkalarında bıraktıkları her yerde göz yası katliamlar mevcut ne icin kim suclu sölermisiniz neyi savundugunuzu anlamakta güclük cekiyorum biri bana anlatsın neden burda dogdugumu birlik beraberlik saglayan tito yuzündenmi yoksa asırı fasist cetnikler yüzündenmi _?_ sizin bu fanatikliginiz hic bir seye deva derman degil ve böle kaldıgınız sürecte cetniklerle aynı muameleyi göreceksiniz benim icin bunu unutmayın

munira
08-09-07, 11:24
yakın gecmise gel araplar turkleri arkadan vurmadımı bu casus lowrenc demedi tüm türkler altınlarınızı midelerinde gütürüp gidecekler kesmedilermi osmanlıları bu pis araplar solermisiniz yemende filistin mısırda bası kesilmeyen osmanlı kaldımı nerde osmanlı ayak bıraktı izi orda kan gövdeyi goturuyor ve simdi arkalarında bıraktıkları her yerde göz yası katliamlar mevcut ne icin kim suclu sölermisiniz neyi savundugunuzu anlamakta güclük cekiyorum biri bana anlatsın neden burda dogdugumu birlik beraberlik saglayan tito yuzündenmi yoksa asırı fasist cetnikler yüzündenmi _?_ sizin bu fanatikliginiz hic bir seye deva derman degil ve böle kaldıgınız sürecte cetniklerle aynı muameleyi göreceksiniz benim icin bunu unutmayın


Balki bey sizi bu kadar kızdıran ne oldu:)
Ben sadece Enver Hocayla ilgili tarihi bir bilgiyi paylaştım. Kafamdan uydurmadım.
Bana Osmanlıdan söz ediyor ve bazı cevaplamalarda bulunuyorsunuz. Valla yukarıda paylaştığım satırlarda osmanlıyla ilgili tek bir kelime varsa bana da söyleyin. Yoksa ben mi görmüyorum.
Altından kalkamayacağınız küstahlığınızın sınırlarını zorlamış ve bana "SİZE ÇETNİK MUAMELESİ YAPACAĞIM"" diyorsunuz.
Üstelik "bunu unutmayın" diyerek tehdidinizi vurguluyorsunuz. Ben bunu çok ciddi bir tehdit olarak algıladım.
Şimdi siz de bu tehdidinizin arekasında durun ve unutmayın!!!
Sözler uçar BALKİ bey yazılar baki kalır...:11:

Balki
08-09-07, 11:25
Bizde pendikte eski bir köprü vardır (SARI) köprü derdik simdi SANCAK körüsüdür ismi zamanında 80 yıllarda bizim sınırımızmıs zamanında mahalenin sınırı ordan baslarmıs kime mi karsı fasolara karsı a nerde yasıyoruz sırbistanda degil bu aloo pendik pendik titonunkilermisiz biz ama eskilere dönüp yaraları desmeyecegim unutmak hatırlamak isteriz fakat ne mümkün fakat globallesen bu yasamda dünyada görüyorumki bazi arkadaaslarımız bize bu sıkıntı verenlerin arkasında yazık Allahami cok yazuk ama olsun biz yasadık siz sevinin görmediniz bunları cok sucur sizde bizdensiniz nede olsa kanımız canımızsınız farklıda düsünseniz kızamayız biz size ya walla oyle bir luxum yok yakın zamanda senicadan bir misafir geldi ve dedigi tek kelimeyle yazıma son vericem ''tek sto je umro tito onda smo znali nemamo mi ni drzavo ne zemlu ni srecu ni veselenje ni mir ni mogucnost ni buducnost '' simdi bana deyinki balki ne yazıyorsun orda seselj diye biri varmıs ki var her zaman dedigi müslimani u anatoliu a burdakiler de ya sev ya terk et ne fark var bu iki görüste yok ikiside aynı slm herkeseee !!!!!

Balki
08-09-07, 11:35
Balki bey sizi bu kadar kızdıran ne oldu:)
Ben sadece Enver Hocayla ilgili tarihi bir bilgiyi paylaştım. Kafamdan uydurmadım.
Bana Osmanlıdan söz ediyor ve bazı cevaplamalarda bulunuyorsunuz. Valla yukarıda paylaştığım satırlarda osmanlıyla ilgili tek bir kelime varsa bana da söyleyin. Yoksa ben mi görmüyorum.
Altından kalkamayacağınız küstahlığınızın sınırlarını zorlamış ve bana "SİZE ÇETNİK MUAMELESİ YAPACAĞIM"" diyorsunuz.
Üstelik "bunu unutmayın" diyerek tehdidinizi vurguluyorsunuz. Ben bunu çok ciddi bir tehdit olarak algıladım.
Şimdi siz de bu tehdidinizin arekasında durun ve unutmayın!!!
Sözler uçar BALKİ bey yazılar baki kalır...:11:

ya benim kızgınlıgım size degil asla ya neden bunu yapayımki daha ki sizi sun tanıyorum ama gazete köpürlerini gördügümde siizii o zamanlar bulunmanız iicn dua etmis birisiyim fakat lafım sitemim asla size degil sn : munire hanım lütven ben de kimseyi tehdid etmem ihtiyacım yok lütven yaa nasıl böle düsünüyorsunuz iki satırla buna nasıl geldiniz anlamadım düsünen konusan toplumuz bizde ji demokrasi kimsede yok ama asla yazılarınızdan dolayı size yanlıs bir düsünce icerisinde olmam eger oyle algıladıysanız kuusura bakmayın lütven lütven lütven bu satırla kimsenin sahsına yazılmadı tekrar yanlıs anlasıldıysam özür dilerim sn . munire hanım

Longuri
08-09-07, 20:43
yakın gecmise gel araplar turkleri arkadan vurmadımı bu casus lowrenc demedi tüm türkler altınlarınızı midelerinde gütürüp gidecekler kesmedilermi osmanlıları bu pis araplar solermisiniz yemende filistin mısırda bası kesilmeyen osmanlı kaldımı nerde osmanlı ayak bıraktı izi orda kan gövdeyi goturuyor ve simdi arkalarında bıraktıkları her yerde göz yası katliamlar mevcut ne icin kim suclu sölermisiniz neyi savundugunuzu anlamakta güclük cekiyorum biri bana anlatsın neden burda dogdugumu birlik beraberlik saglayan tito yuzündenmi yoksa asırı fasist cetnikler yüzündenmi _?_ sizin bu fanatikliginiz hic bir seye deva derman degil ve böle kaldıgınız sürecte cetniklerle aynı muameleyi göreceksiniz benim icin bunu unutmayın

1. Dünya savaşında Osmanlı Ordusu içinde ve Osmanlı Üniforması ile 250.000 Arap şehit olmuştur. Bunların 30.000 i Şam ve Ürdün tarafından Kafkasyaya gönderilen yazlık donanımlarıyla donarak şehit olmuştur. Yani Kars Sarıkamışta Donarak şehit olan 90.000 askerin 30.000 i araptır. Mekkenin güneyindeki kabileler İnflizlerle işbirliği yapmıştır. Suriye, Irak, Ürdün ve Filistindeki Araplar kanının son damlasına kadar Osmanlı bayrağı altında savaşmıştır.

Lütfen Tarih bilgilerini doğru verelim..

poletarac
08-09-07, 20:52
Tutmusunuz burda hep saldiriyosunuz,ve hep din ve milliyetciligin arkasina siginarak.
Soruyorum size Srebrenica katligamini yapan mantikla,sivasta,corumda,marasta hamile bir ananin karnindaki cocugu cikarip agaca civileyen mantik arasindaki fark nedir.
Saygilarimla

Çok güzel bir yaklaşım üstadım...tebrik ederim. Yaptığınız yoruma cevap verecek kişileri gerçekten merak ediyorum. Ama fazla kişi tarafından yorum yapılacağını da zannetmiyorum. Bu forumda Alevi vatandaşlarımız için üzülen kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Bu sitede aşırı milliyetçi ve ırkçı fikirlere sahip insan çok çünkü.
Maalesef üzücü bir gerçek bu:(

Longuri
09-09-07, 00:18
Boşverin mantığı Makedonya'da Yücelciler suçsuz yere asılırken Devlet başkanı titomuydu değilmiydi. Nufusun %80 Müslüman olan bu bölgeden idam sonrası Türkiyeye göç akını yaşandı ve burada Müslüman nufus %35 düştü Allahtan Arnavutlar ve oradaki müslümanlar 8-10 çocuk yapıyorda şimdi nufus dengesi %50-50 gelmiş durumda. Tito adildide neden Kosova republika olmadıda Makedonya %80 Müslümankedn makedonların önderliğinde üstekil Üsküp Kosova vilayetinin başkenti iken makedonya adındaki uyduruk republikanın başkenti oldu...
Siz Kurtanoviç hocamın değimiyle Titofiller, bu sosyalizm masalına fazla inanmışsınız. Bu Kanlı Mason diktatörler sizin gözünüzün önünde cinayet işleseler bile devrim için şarttı bilinciyle hareket edersiniz. Balkanlarda Osmanlı gittiğinden beri Müslümanları hakimolmayacakları şekilde bölerek yönetmek çabaları olmuştur bütün rejimlerde bunlar denenmiştir. Jivkofta, Titoda, Çavuşeskuda, Enver Hoca'da Yunan Cuntalarıda hep buna hizmet etmiştir. Sonrasında, Tuzman, Miloşeviç, ve Makedonyada Boşkovski,....

Aşağıda size balkan federasyonu genel sekreteri rıfat beyin bir yazısını sunuyorum.. Ve sizlere şunu soruyorum: Üste saydığım mason diktatörlerin balkanlarda müslümanları yoketmek için uyguladıkları yollarda farklı olsa mantık farkı varmıdır?

BALKANLAŞTIRMAK


“Balkan “ bir Türkçe kelimedir.Dağ lık alan, geçit vermeyen sarp arazi anlamına gelir.Türkler bu ismi, Meriç ile Tuna arasındaki dağlara vermişlerdir. Avrupalı coğrafyacılar bu Türkçe kelimeyi o büyük yarım adaya vermişlerdir. Osmanlı’nın Rumeli dediği yer, bugün Balkan yarım adasının tamamıdır.Siyasi terminolojide ise Türkçe olan Balkan kelimesi Fransızca da dil masdarı ile Balkaniser (Balkanize) denilen bir kelime oluşturur ki bu da “Balkanlaştırmak” yani küçük devletlere bölmek, kavimleri ayrıştırmak, birbiriyle asla yaşayamayan toplulukları birarada yaşamaya zorlamak anlamına gelir.Gerçekten de Balkan yarım adasında bir çok küçük devlet, kavim, ırk,din ve mezhep toplulukları yaşar.Batılıları n “böl parçala yönet “ şeklindeki sistemi işte budur.Aynı sistem Orta asya Türk cumhuriyetlerinde Ruslar tarafından da uygulanmıştır.Nitekim bugün Irakta da benzer bir durumu görüyoruz.


Balkanlarda uygulanan Balkanlaştırma uygulaması en çok Arnavutlarda tesir görür. Osmanlı döneminde Arnavutluk vilayeti bugünkünden çok daha büyük bir alanı kapsıyordu.Siyasi ve etnik tarih açısından bakıldığında bugünkü Arnavutluğun dışında Kosova, Makedonya’nın önemli bir kısmı,Yunanistan sınırları içinde Yanya şehrinin olduğu Çamrerya (Çamriya) bölgesi ve Sırbistan içindeki Preşova bölgesi de dahil olmak üzere büyük etnik Arnavutluğu (Big Albania) oluşturur.Böyle bir durum Balkanlarda 10 milyonluk büyük bir müslüman ülke oluşturacağından parçalara ayrılarak Balkanlaştırılmış tır.Hatta bu parçalanma da yetmediği için bu gün 2 milyonluk Kosovayı da daha küçük bölgelere ayırmak düşüncesi vardır.Aynı olay Bosna için de geçerlidir.Nitekim Bosna, Sırpların ve Hırvatların olduğu bölgeleri ayrı bir koloni gibi düşünülür.Bosna yönetiminde Sırplara da haklar verilir.Tıpkı şimdi Kosova’da da verilmek istendiği gibi.


Balkanlaştırma çalışmaları, yine bir Balkan ülkesi olan Türkiye’yi de kapsıyor.Batılı şer odaklarının Anadoluyu parçalara ayırmak istemesinde de bu fikir yatar.Zira bir kültür zenginliği olan Anadolu’da pek çok farklı insan yaşamaktadır.Özellikle kimliklerini gizleyen bazı topluluklar bazı fitnelerle buna hazırlatılmaktadı r.Türk Tarih kurumunun başkanı Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu’nun geçenlerde yaptığı konuşmada konu ile ilgili ciddi iddaları dikkat çekiyor.Balkanlaş tırma mikrobunun bulaşıcı etkisinden korunmak için uyanık olmak ve tabiri caizse siyasi bir karantina gerekebilir.


Rifat Sait
Balkan Federasyonu Genel sekreteri

Longuri
09-09-07, 23:06
Arkadaşlar Yücel olayının yazmamın sonrasında bakıyorum titoculardan ses yok...
Makedonyada Yüzlerce aydınımız tutuklanmış. Toplumun eliti yok edilmiş. Bu idamlar sonrasında Millet Makendonya ve Kosovadan kaçarcasına Türkiyeye gelmiş. Göçmen durumdaki insanlar şehirlerin varoşlarında tutunmaya çalışmış. Çocuklarını okutamamış. Balkan Harbi sonrası Türkiyeye göç eden Rumeliler Kurtuluş savaşı sonrası bütün kadrolarda ön sıralarda olmuş. Ama 2. Dünya savaşı sonrasındakilerden Aydın ve eğitim seviyesi çok düşük olmuştur bunun sebebide varoşlarda yaşamak ve dil bilmediği ülkede sıfırdan başlamaktır. Çocuğunu okutmak nerde ancak bir fabrikada işe sokabilmişler...

Şimdi 3 Nesli ve Vatan topraklarını nufusu seyrelterek kaybına sebep veren bir politikacıyı savunun. Yahu Adam diktatör şimdi bile bir bakan kafasına göre çalışsa Başbakan hemen ayağını kaydırırken. Koca Diktatör Rankoviçe dur diyemedimi? Yoksa Yürü oğlum ben arkandayımmı dedi? Aynen Enver Hocanın Mehmet Şehu'yu maşa kullandığı gibimi...

Şimdi Vatan elden gitmiş. %70 %80 nufusa sahip topraklarımız varken. Çeyrek bosna, Buçuk Kosova, 1/4 Makedonya Müslümanlara kalmış. Niş %100 sırp şehri olmuş ki 1850 yılında %95 Müslümanken..
Göçüp gidenlerin malını Sırp ve Hırvatlara dağıtan. Toprak reformu adı altında Makedonya, Bosna, Kosova ve Sancakta Toprakların %90 nına sahip Müslümanlardan gasp ettiği topraklar. Voyvodine veSlovenyada Avusturya Macaristandan kalan sanayiyi devletleştirerek işbirliçi kominist parti yandaşlarına ev, araba ve hayat standardı olarak akıtan bir sistem 30-40 yıl sonra bu yağma hazır sermaye tükenince tükenmeye mahkumdu zaten.. İşsizlik ve Dünya piyasalarında rekabet edememek Yugoslavyada Sırp ve Hırvat Milliyetçiliğini ateşledi. Safralardan kurtulursak. Aynen 2. Dünyasavaşı sonrası gibi daha zengin oluruz hayali doğdu. Bu safralardan slovenya kolayca kurtuldu ve Yugoslavyanın yıllarca sömürdüğü sanayisi kurtardı. Diğer aç kurtların arasında Masum Boşnak ve Arnavutta ezildi...

Balkanların tek kurtuluşu diasporasıdır ve Birliktir. Ermeni yıllardır Ermenistanı dışarıdan finanse ederken ben Bosna ve Yada Kosova için bir diaspora fonu duymadım, görmedim. Topraklarıma dönüyormuyuz, dönemk için çaba sarf ediyormuyuz. Balkanlarda Ben Boşnakım diyenlerin yaşadığı topraklarda Lilyanlı bayrağı dalgalandırmak için mücadele ediyormuyuz. Karadağa, Hırvatistana, Sırbistana dağıtılan toprakları birleştirip gerçek Bosnayı Kurabiliyormuyuz. Karadağa, Makedonyaya, Yunanistana, Sırbistana dağıtılan Arnavut Topraklarnı birleştirebiliyormuyuz. ... YOKKKK...
Neymiş Tito büyük adamış.... Hadiii canım dalgamı geçiyorsunuz...

Balkanlarda bu dediğim yerlerden Türkiyeye göç olmamış olsaydı bugün 15 Milyonluk Bosna, 15 Milyonlukta Arnavutluk olurdu.... Haaa REsmi şimdi gördünüzmü... Avrupanın göbeğinde 15 Milyon Boşnak ve 15 Milyon Arnavut Arkasındada 60 milyonluk Türkiye. Bulgaristan, Yada Yunanistan burada at koşturabilirmiydi, Yada 7 milyon Sırp...

yokkk Tito iyi adamdı... evet iyi adamdı soyumuzu kurttu,, aydınları hapislerde çürüttü, topraklarımızı ve hayvanlarımızı reform adı altında elimizden aldı. Bir buzdolabı ile Türkiyeye gönderdi... Gümrüklerdede Üstümüzden çıkan Altınlara el koydu..... Yahu uyanın arkadaşlar uyanın... VATAN GİTTİ ELDEN VATANNNN.. %80 Müslüman yoğunluğa sahip Rumelide kaldık %10... Hangi titodan bahsediyorsunuz bu tito bizler için olsa olsa tifooo olurrr... Kökümüzü kurutan....

Vallahi bu sitede Sırp Konsolosluğu tarafından birliğimizin bozulması için Ajan istihdam edildiğini ve Boşnakları Eski yugoslavya yalanına inandırmak için faliyet yapıldığına inanmaya başladımmm....

Kurtanovic
10-09-07, 00:19
İdeolojik gözlüklerinden baktıkları için titoyu savunduklarını biliyorum...
Kızıl gözlüklerini çıkarabilseydiler, Balkanlarda seller gibi akan "sıvı"nın MÜSLÜMAN KANI olduğunu farkedebileceklerdi...
Hidayeti Allah verir...
Biz sadece söylemekle mesulüz...
Vermeyince Mabut, Neylesin Gazneli Sultan Mahmud.

Kurtanovic
10-09-07, 00:50
Sayın Kurtanoviç Şu ana kadar hep karalama yaptınız.
Şunu merak ediyorum.Sizin fikriyatınızın ekonomik planları nedir?
Nasıl bir ekonomi düşünüyorsunuz?
Sanırım bir yazınızda iş probleminizin olduğunu otomobilinizden başka
bir mülke sahip olmadığınızı belirttiniz.
Devrimci boşnağın tito konusundaki yorumuna katılıyorum.(revizyonist)
Bizler burada yigidi öldürenlere karşı hakkını vermek için Tito'yu savunuyoruz.
Biz solcu marksistler ekonomiye kafa yorarız.
1.5 yıldır Tito konusu bir kısır döngü oldu.
Sizinde economik problemleriniz olduğuna göre sorunlarımız aynı.
Sol bU sorunlarla ilgilenir bizler bu yüzden de solcu olduk.
Eşitsizliğe ve sömürüye karşı onurlu bir gelecek için ..
Uzun lafın kısası fikriyatınız iktidara gelse nasıl bir politika izleyeceksiniz?

Kardeşim muzo,
Benim iktidara gelmek gibi bir "mücadelem" yok maalesef...
Bu forum Boşnaklar ile ilgili değilmiydi, hemen şimdi/ansızın devrim mi yapıdı sitede bizim haberimiz yok...
Biz bütün Boşnaklar ÖDP'ye oy versek, yinede durumun değişeceği yok. uluslararası durum bu haldeyken komünizmi getirebilme şansımız eksi-sıfır...
Kutuplarda bile şansımız yok...
Ben (aklı -sıra),
zengin olduğum için milliyetçi olduğumu ima etmek isteyen,- kafa bulmak isteyen- kardeşimize cevap verdim...
Konuları kişiselleştirmek gibi bir tarzım yoktur bilirsiniz...
Komünist İdeolojinin babası, Yahudi Marks'da dönemine göre benim gibi "fakir" bir filozof idi...(Sınıfsal-ekonomik konumumuz aynı sayılır yani..:) )
Komünistlerin 5 "peygamberinden birisi olan Kapitalist Fabrikatör FREDERICH ENGELS' in sponsörlüğü olmasaydı eğer; Yahudi Hahamın torunu Marks, DAS KAPİTAL'i yazamayacaktı...(Marks,Engels,Lenin,Stalin,Mao=5 peygamber)
İşin vahim tarafı;
Sen de solcu olamyacaktın...
Ekonomik sorunlarını da çözemeyecektin muhtemelen...
Ben ise;
Elhamdülillah Müslümanım ya....
İşi Allah'a bıraktım...
Sadece gayret ediyorum ve dilerse Allah verir.
Mülk onun...
Biz kuluz.
Çalışırız ve sadece ondan dileriz...
Benim ekonomik durumum, yakınmak için yazılmadı...
Sınıfsal perspektiften bakanlar için yazıldı...
Ben; ekonomik pozisyonum gereği, düşünsel konum almış birisi değilim...
Ancak hatırlatmak isterim ki;
Bana çamur atmak isteyen kardeşlerimizin kafa yapıları ve entellektüel düzeyleri; marksist/sosyalist olabilmeleri için yetersiz oldukları aşikar, birer KÜÇÜK BURJUVA VELETLER" Olan ve sıkıyı görünce(açık faşizm şartlarında) ilk kaçacak olan yaygaracı birer amigodan farksız bireyler oldukları gerçeğidir...
(Cümle biraz uzun kaçtı. Yeni yanlış anlamalar oluacak yine..:) )
Hatırlatayım öylese;
Devrim Yolu Engebelidir, Sarptır...
BU söz kimindi aceba, unuttum yine...

kadir_bibi
10-09-07, 10:29
ne titoymuş tartış tartış bitmiyor :)

munira
10-09-07, 11:31
Tito konusu her yerde var.
Yukarıdaki kibrit kutusu üzerindeki tito resmi bir hırvat forumundan alıntıdır. Resim altına tito sembollü eşyaların çok ucuz olduğunu v.s. yazmışlar.

rafetmuric
10-09-07, 17:21
Sayin KURTANOVİC,

Yazılarınızdan anladığım kadarı iyile Siz tarihi çok seven ve araştıran bir adamsınız.
Size konu iyile ilgili bir soru soracağım:

1. İkinci dünya savaşta ve ikinci dünya savaşından sonra, Tito olmasaydı neler olurdu ve Siz kimi onun yerinde (bahsetim 1940-1955 seneler) görmek isterdiniz???
2. Eski Yugoslaviyanın dürümü,sınırları ve pozisionu ne olabilirdi???

Saygılarimla

Dip Not: Siz hiç Eski Yugaslaviyaya bulundunuzmu, yaşadınızmı, gittinizmi ????

Sn. Kurtanovic;
Lütfen sorularıma cevap verip, beni de mutlu edermisiniz???
Tşk.

zametica
17-09-07, 08:54
Sladjana Perkovic

Bosna Hersek – Sırp Cumhuriyeti/Banja Luca



Benim için Tito dönemi Yugoslavyası hakkında konuşmak pek de kolay değil çünkü ben Tito’nun ölümünden yaklaşık bir yıl sonra doğdum. Ancak aktarabileceklerim, bana büyükannemden miras kalan cümleler. Büyükannem, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tito’nun ordusunda savaşan bir askerdi ve bana yaşamı ve savaş hakkında pek çok şey anlattı.



Söyleyebileceğim, o dönemlerde yaşamın mükemmel olmadığı. Yeterli yiyecekleri ya da ihtiyaçları olan diğer maddeler yoktu çünkü ülkem tamamen yok edilmişti. Ancak en önemli şey umuttu. İnsanlar umut doluydu. Nitekim 1960’lar ve 1970’ler süresince pek çok insan iş sahibiydi ve hatta batılı ülkelerden krediler geliyordu. Yani ülkede hoş ve normal bir yaşam sürülüyordu. Paramız ve geçerli pasaportlarımız vardı.



Bugünse durum çok çok farklı. Özellikle bizim için burada, Bosna Hersek’te. İş yok, fabrikalar çoğunlukla çalışmıyor, gençlerin aklındaki tek şey; bir an önce ülkeyi terk etmek. Hiç kimse yarının daha güzel olacağı umudunu taşımıyor artık.



Tito, mükemmel bir yönetici değildi ama söyleyebileceğim, şu anda, benim ülkemde durum o günlerdekinden kesinlikle daha iyi değil

zametica
17-09-07, 09:05
Yazan: Irham Checho

Bosna Hersek – Boşnak/Hırvat Federasyonu Saraybosna



Sevenler de sevmeyenler de ona hep “bu toprakların yetiştirdiği en büyük adam” derlerdi. Ne kadar sessiz geçerse geçsin, Mercedes Benz’inin üzerinde yoldan atılan karanfiller hiç eksik olmazdı. Fakat bunların yanında Yugoslavlar, onun hakkında sessiz sessiz fıkralar da anlatırlardı, bazen biraz sesli anlatıp yakalandıklarında da hapse giderlerdi.



Ressamlar onun tablolarını yaptılar, şairler şiirlerini onun için yazdılar, yazarlar çok büyük bir zevkle onun olağanüstü başarısını anlattılar pek çok kez… Gazeteciler, onun ülkeyi baştan başa dolaştığı ya da dünyanın pek çok köşesini ziyaret ettiği turlarda Tito’yu anlatmak için çok fazla zaman ve mürekkep harcadılar…



“Demokrasiden Vazgeçme Bedelini Ödemiş, Bir Barış Ortamı Bıraktı”

Sosyalist Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni tanımlarken “O, Sovyetler Birliği’nin etkisinde kalmış bir muz cumhuriyetiydi” diye düşünebilirsiniz. Devlet başkanımız parlak renkli bir limuzinle dolaşıyor, kalabalığa el sallıyor zaman zaman da bazı muhaliflerini idam ediyordu. Batılı kuruluşlardan krediler alıyor, zaten çok güçlü olan ordusunu her gün daha da güçlendiriyor böylece bir gün ihtiyaç duyulursa, komşularıyla doğru dürüst çatışmaya girmeye gerek bile kalmadan onları yenebileceği bir ordu hazırlıyordu. Şişman purolar içiyor, çok pahalı viskisini yudumluyordu… Daha sonra öldü ve geriye demokrasiden vazgeçme bedelini ödemiş, bir barış ortamı bıraktı.



“Ağladım ama Gözyaşı Dökmeden”

Josip Broz ya da bilinen adıyla Tito, Yugoslavya’yı terk ettiğinde, tarih 4 Mayıs 1980 yılını gösteriyordu… Beş yaşındaydım… Ağladım… Ama hiç göz yaşı dökmedim, çünkü bana öyle söylenmişti, çünkü bu “komünist ve sosyalist devrim ideali olarak” bana çoktan kodlanmıştı. Ağladım çünkü ortada bir ölüm vardı. Ağladım, çünkü hayatımda ilk kez, tanıdığım daha doğrusu hakkında bu kadar çok şey bildiğim, bu kadar çok şey duyduğum biri ölmüştü. Ağladım, çünkü ölümün yakınlığını hissetmiştim.



Bir yıl sonra ilkokula başladım. Tabi ki “ölümsüz” liderimiz için her gün zorunlu olarak yemin ederek: “Bugün, ben de bir öncü olarak, önderimi onurla anıyorum” diyorduk. Boynumda şu aptal kırmızı eşarp, kafamda üzerindeki beş köşeli yıldızla askeri tip bir şapka vardı. Aynı ordudaki askerlere ve Partizanlara benziyordum. Evet; o Partizanlara; eski Yugoslavya’da İkinci Dünya Savaşını kazanan komünist gerillalara. Daha sonra, sıradan Boşnaklara, Hırvatlara, Sırplara, Karadağlılara, Slovenlere ve Makedonlar için “daha az şeytan” olan Partizanlara…



Eskiden bir bilgi yarışması yapılırdı: “Sosyalist Devrim ve Bağımsızlık Savaşı” adı altında. “Tito’nun Devrim Yolundaki Ayak İzleri” başlığıyla, komünist bakış açısıyla, İkinci Dünya Savaşı bilgileri yarışırdı. Bu bilgi yarışmasını pek çok kez kazanmıştım. Ödülüm ise hep aynıydı; Tito’yu anlatan şişman kitaplar.



“Tito’yla İlgili Tüm Hislerim Yerlere Saçıldı”

Ancak zaman geçtikçe “gerçek tarih”le ilgili yeterince bilgi sahibi olmuştum: kanlı ve kafa karıştırıcı, iyi adamlarla kötü adamların sınırlarının belirgin bir şekilde çizilemediği gerçek tarihle. Ve tüm bunlardan sonra Tito’nun ardından ağlamanın saçmalıktan başka bir şey olmadığını anladım. Yugoslavya hep çok kırılgandı ve kökleri çürütecek müdahalelerle bu koca ağacın yıkılması içten bile değildi.



Sonunda olan oldu. JNA (Yugoslav Halk Ordusu), Tito’nun güçlü komünist öncü kuvveti, Sırp şovenistlerin, Hırvatistan ve daha sonra Bosna’ya doğru yollarını “parçalayarak” açtıkları bir araç haline geldi. Tito’yla ilgili tüm hislerim bir anda yerlere saçıldı. Sadece onun şahsına karşı olan değil, sistemine ve bize önerdiği vizyona karşı olan hislerim de…



“Ülkeyi, Kendisi Ölümsüz Gibi Yönetti”

Onun, sistemi kurarken tamamen hatalı olduğunu söylemiyorum. Yanlışı, yönetme tarzıydı. Çok basit bir açıklamayla, ülkeyi sanki kendisi ölümsüzmüş gibi yönetti.



Bugün, onun arkasından yas tutan ve “Yugoslavya, harikalar diyarı” nostaljisini yaşayan insanları çok garipsiyorum. Ondan sonra gelenlerin daha iyi olduğunu düşündüğüm için değil; ama biliyorum ki Tito’nun Yugoslavyası sadece bir “teneffüs”tü. Katliamlar için kısa bir uyku dönemi ve batı kredileri, Rus silahları ile “ev yapımı ideolojik uydurmaların” desteklediği bir ilizyondu sadece.



Ama aynı zamanda bazı insanları daha da fazla garipsiyorum: onun mezarına tükürenleri, onun anısını saçma sapan komplo teorileriyle lekeleyenleri, onu anti-Sırp, anti-Hırvat ya da anti-Müslüman hareketlerle suçlayanları!



Ben, Tito’nun ölümünün olması gerektiği gibi kalmasına inanıyorum: bir kere ve sonsuza kadar. Harekete geçmek için doğru zaman. Bizim için: sert Balkanların totemci kabileleri için…

zametica
17-09-07, 09:06
Yeta Bütüç



Balkanlar tarihinde bir rüya, bir kabus ya da tam adını koyamayacağımız bir zaman dilimi, bir devlet başkanı…Dönem, 1945-1980 yılları arası, başkan Tito ve yer, “BAL kadar tatlı ama KANla dolu” Balkanlar… Tito, 1945 yılından, hayatını kaybettiği 1980 yılına kadar Sosyalist Yugoslavya Federasyonu Başkanlığını yaptı. Josip Broz Tito, Mart 1945’te Başbakan seçildiğinde, Almanları ülkeden kovmayı başarmanın mutluluğunu yaşayan Yugoslavlar birleşti ve ülkenin tüm kontrolünü Tito hükümetine devretti.



“Balkanlılar” denize düşünce yılana mı sarılmıştı, yoksa onlar için en doğru olanı mı bulmuşlardı? Bu sorunun, o dönemde de tek bir yanıtı yoktu, şimdi de… O dönemde savaş yoktu; peki ama barış var mıydı? Ya da barış kimin içindi? Tito döneminde Balkanlar’da hiç savaş olmadı diyebiliriz; ama hiç kan dökülmedi, insanlar eşitler ülkesinde mutlu mesut yaşadılar da diyebilir miyiz? Bu kadar masalsı bir dönem ve “iyi” adamın ölümüyle acı sonla biten, kötülere, savaşçılara kalan bir ülke… Hayat, hiç kimse için bu kadar masalsı değil; Balkanlar için hiç değil! Tito’nun yönetiminde, bazıları ülkesinde ve savaştan uzak yaşadı; bazıları ise hem ülkesinden, hem barıştan uzak yaşadı. Bütün bunlar kimin seçimiydi, bir dönem kimin hayatını yaşadı Balkanlılar?



Sınırları içinde Slav kökenli halkların yanı sıra Çingeneler, Arnavutlar, Makedonlar ve Türkler gibi pek çok farklı etnik grup olmasına rağmen, “Güney Slavlarının Ülkesi” adı altında birleştirdiği Yugoslavya’nın geleceğine inanıyor muydu Tito? Yoksa aldığı eleştirilerdeki gibi, gerçekten yaptığı; “tarihi, onu yaşayanlardan saklayarak” hayali bir ülke yaratmak mıydı?



Belki de iktidarda kaldığı 35 sene boyunca söyle(ye)mediğini ölümünden birkaç ay önce kendisini ziyarete gelen eski ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı W. Averell Harriman’ın “peki sizden sonra ne olacak?” sorusuna cevaben söylemişti: “Beni anlamıyorsunuz. Ben Partizanların lideri olarak başa geçtiğim zaman tüm ülke beni destekledi. Bir daha asla böyle bir şey olmayacak. O dönemde savaş nedeniyle bu kadar büyük bir güce kavuşmuştum. Bir tek ardıl seçmem olanaksızdır. Sonuçta ülkeyi bölünmekten kurtarmanın yolu yoktur!”



Peki, ölümünden 23 yıl sonra, bugünün Balkanlı gençleri ne düşünüyor Tito için? Tito’yu nasıl biliyorlar, nasıl yorumluyorlar o yılları? “O yıllardan miras kalanlarla” büyüyen, değişimi yaşayan, savaşı yaşayan Balkanlı gençlere sorduk; Balkanlar’ın sustuğu dönemi… Onlar da, kendilerine anlatılanları, yaşadıklarını, hissettiklerini, çelişkilerini kaleme aldılar Akıl Defteri için. Raftaki defterlerimizin arasına eklediğimiz “Tito’yu nasıl bilirsiniz?” dosyasında, iyisiyle kötüsüyle Balkan tarihi için oldukça tartışmalı bir dönemin izleri var.



Bazıları, “Parlak renkli bir limuzinle dolaşan, şişman purolar içen Devlet başkanlarının geriye demokrasiden vazgeçme bedelini ödemiş bir barış ortamı bıraktığını” düşünüyor. Bazıları, ülkesinin şimdiki durumunun o günlerden daha iyi olmadığını söylüyor. Bazıları da, bugün onun arkasından yas tutan ve “Yugoslavya, harikalar diyarı” nostaljisini yaşayan insanları garipsediğini söyleyerek; “Ondan sonra gelenlerin daha iyi olduğunu düşündüğüm için değil ama biliyorum ki Tito’nun Yugoslavya’sı sadece bir teneffüstü. Katliamlar için kısa bir uyku dönemi ve Batı kredileri, Rus silahları ile ev yapımı ideolojik uydurmaların desteklediği bir ilizyondu sadece” diyor.



Balkanları anlamak için, Balkanları “yaşamak” gerekir derler. Çünkü, orada bazen herkes haklıdır.

zametica
17-09-07, 09:20
Herkesin Tito ve Yugoslavya hakkında farklı görüşleri var... Ben de Yugoslavya'nın farklı cumhuriyetlerinden farklı insanların farklı görüşlerine yer vermek istedim... Daha önce de buna benzer bir kaç yazı vardı... Tito çok çok iyi bir politikacı olmayabilir; hatalar da yapmış olabilir ama neden şu an yaşanan onca savaş ve katliamın sucu tamamıyla Tito nun üstüne atılıyor ki! Sosyalizme o kadar laf ediyorsunuz ama bunca millet bunca din 40 yıl boyunca nasıl bir arada kalabildi... Ya da İkinci Dünya Savaşı sonrasında Tito'nun Yugoslavyası olmasaydı ne olurdu acaba? Belki de Boşnak ve Müslüman hiç kalmazdı balkanlarda... Ne denirse densin Yugoslavya yaşanması gereken bir dönemdi; yaşandı ve bitti. Bence artık saçma ithamlarla Tito'yu ve Yugoslavya'yı yermek cok saçma; bir getirisi olduğuna inanmıyorum.

Bu arada sayın Longuri; onca yazı bulmuş bizle paylaşmışsınız ama hakkında yorum yapmak istemedim ben şahsen; daha önceki yazılarınızdaki ve yorumlardaki gibi olsun istemiyorum; pek bir getirisi ya da faydası olmuyor çünkü...

munira
19-09-07, 17:47
Aşağıdaki röportajda, Belgrad müftüsü Hacı Hamdi Yusufspahic , Tito'nun son saatlerinde elinde Kur'an-ı Kerim olduğu halde ve müslüman olarak öldüğünü iddia ediyor.


RAZGOVOR: HADŽI HAMDIJA EFENDIJA JUSUFSPAHIĆ, BEOGRADSKI MUFTIJA I MARŠALOV NEFORMALNI MINISTAR ZA ISLAMSKI SVIJE (citat):

Kada sam došao upisati se u knjigu žalosti, prišao mi je Titov tajnik Badurina i rekao da je predsjednik umro kao musliman, i to čitajući Kuran treći put uzastopno...

Hadži Hamdija efendija Jusufspahić već je 36. godinu beogradski muftija. Bilo da se radi o duhovnoj, bilo svjetovnoj vlasti, beogradski je muftija među onima s najdužim stažom na nekoj dužnosti na prostoru ex Jugoslavije. Koliko ga pamćenje služi, veli, tek je ispred njega šabački vladika Lavrentije, kojega je zatekao kada je stigao na službu u Beograd. Iz kruga političara mogao bi mu parirati donedavni slovenski predsjednik Milan Kučan, ali muftija kaže da je od njega stariji i godinama i stažom.
Hamdija Jusufspahić ima osebujnu biografiju: prvi je tako diplomirani islamski teolog u SFRJ, Naserov je stipendist, ali je medijima svakako najzanimljiviji kao Titov, doduše nikada formalno proglašeni, "ministar za islamski svijet". S hadži Hamdijom efendijom Jusufspahićem razgovarali smo u sjedištu beogradskog muftijstva u Ulici gospodara Jevrema 11, smještenom uz Bajrakli džamiju, a u uvodu razgovora osvrće se na ovu svoju neformalnu ministarsku dužnost i zadobiveno Titovo povjerenje, s kojim se susreo čak 22 puta.
Pa ja ne mogu to reći, već samo da sam želio imati dobre odnose s Titom, ali i vlašću, jer od toga je u mnogočemu zavisilo kako će živjeti moja braća i ovdje u Beogradu, ali i na drugim mjestima. Ja sam Tita poštovao kao čovjeka i znao sam tada da imamo jednu od najljepših zemalja svijeta. S tom njegovom putovnicom mogli smo ići kamo smo god htjeli i svugdje smo bili rado viđeni. Moram reći da politika aktivne i miroljubive koegzistencije jest politika koja se meni dopadala, koja se u potpunosti slagala s islamskim pogledima na svijet, odnosima među ljudima itd.

20 godina šutnje
Kod Tita sam išao uvijek po njegovu pozivu. On se veoma interesirao za islam. O tome se mnogo piše i to ljudi i razumiju i ne razumiju. Ja sam 20 godina šutio na tu temu, nisam htio ništa govoriti o tome, ali sam se bojao da ću otići, a da se neće saznati ono što znam.
O tome ste konačno progovorili prije nekoliko tjedana, a najviše je odjeka imala Vaša izjava da je Tito umro kao musliman, odnosno držeći Kuran u rukama.
Ja sam rekao da je meni, kada sam se došao upisati u knjigu žalosti, Titov tajnik Badurina prišao i rekao: "Čestitam!". Uzvratio sam: "Šta čestitaš kad je čovjek umro?". Na to mi je Badurina kazao: "Umro je u tvojoj vjeri! Umro je treći put uzastopno čitajući Kuran." Još mi je dobacio: "Vidjet ćete i kad se bude pokopavao što će pisati na njegovom grobu. Onako kako vi pokopavate." "Ako je to, tvrdim da je umro na pravom putu, jer ja tvrdim da je to prava vjera", još sam rekao Badurini. Niti sam Titu ja to propagirao niti bilo što nametao.
Jeste li ikada, prethodno razgovarajući s Titom, osjetili da je zainteresiran za islam, da je to njegov vjerski izbor?
Jesam. Doduše, ja to njega nisam pitao, ali sama pitanja koja mi je postavljao bila su bitna pitanja islama. Recimo, jednom mi je prilikom rekao da mu se osobito dopala odredba zekata, da svaki musliman daje 2,5 posto iz svojih prihoda za opće dobro. Sviđalo mu se to što islam vodi računa o ekonomskoj bazi, a po Marxu ona uvjetuje cjelokupnu društvenu nadogradnju, što je Titu bilo blisko.
Je li još bilo tko dobio potvrdu od tajnika Badurine o Titovu prelasku na islam?
Niti sam ja tražio niti me je to interesiralo. Ali sa mnom je tom prilikom bio tadašnji alžirski veleposlanik SFRJ pa je Badurina isto ono što je meni rekao na našem jeziku, njemu rekao na francuskom.
Zašto ste 20 godina šutjeli o tome?
Nisam htio izazvati bilo kakve reperkusije, da se povlače raznorazne diskusije. Tito je bio čovjek kao i svi drugi ljudi. On se interesirao o onome što je nas muslimane držalo u vjeri u komunističkom vremenu, zato što se komunizam nije probio u muslimanske zemlje.
Na Vaše tvrdnje stigao je brzo demanti Jovanke Broz, koja je poručila da je Tito bio zainteresiran za islam koliko i za druge religije. Doduše, potvrdila je da ste s Titom bili u vrlo bliskim, prijateljskim odnosima.
Jovanka Broz je znala svoga supruga, ona ga je poštovala i, po meni, bila idealna, prava supruga. Ali ja sam rekao ono što sam rekao i to mogu uvijek ponoviti. To su riječi tajnika Badurine. Ja njega nisam pitao je li musliman, ali znam da mi je rekao da voli muslimane. Još 1968. godine, kad nisam primio ponuđenu čašu alkohola s njegove strane, rekao sam mu: "Predsjedniče, ja vas toliko poštujem da iz vaše ruke ne bih nipošto mogao primiti ono što mi Bog zabranjuje, jer vi ste nama dali slobodu vjeroispovijesti." Shvatio sam da mu se taj moj potez dopao...

Piše Zoran ŠAGOLJ

muzo
19-09-07, 18:02
Aşağıdaki röportajda, Belgrad müftüsü Hacı Hamdi Yusufspahic , Tito'nun son saatlerinde elinde Kur'an-ı Kerim olduğu halde ve müslüman olarak öldüğünü iddia ediyor.


Bakalım Kurtanoviç bu işe ne diyecek!:p

CeRLeK
19-09-07, 18:03
Dragi TiTO

Herkes seni kitaplardan okudu, seni yaşamadılar. Sana karşı olanlara inandılar. Seninle yaşanyanlara değil. Dedem 1927'de doğumuş. TiTo' yu yaşamış biridir. Sizler ne kadar tito'dan kaçtığınız için geldiniz desenizde boş. Tito'dan kaçsak onun resimlerini duvarlara asarmıydık. Dedem onu bize anlatırken duygulanırmydı. TiTO zamanında herşeye sahip olmuş dinini istediği gibi yaşamış. Ekonomik yönden, sosyal yönden refaha ulaşmış. Herkesin dilinde tito zamanında müslümanlar ezildi. Peki benim dedemler neden ezilmedi. Hemde sülelanin çoğunluğunu hocalar,hacılar oluştururken. Size hangi titoyu anlattılar. Ben kitaplara inanmam titoyu birebir yaşamış dedeme inarırım. Gerçeği gören yaşanyan birinin anlatımıdır.

Kurtanovic
19-09-07, 18:18
Aşağıdaki röportajda, Belgrad müftüsü Hacı Hamdi Yusufspahic , Tito'nun son saatlerinde elinde Kur'an-ı Kerim olduğu halde ve müslüman olarak öldüğünü iddia ediyor.


Bakalım Kurtanoviç bu işe ne diyecek!:p

Kardeşim muzo,
Firavun'un secdeya kapanmış halde fotoğraflarını da gördüm ben muzo kardeşim...(Tito; Firavuna nisbeten kaale alınmayacak bir kafirdir..:))
İnsanların kalbindekini ancak Allah bilebilir...
Biz yaptıklarına bakarak hüküm verebiliriz...
Tito'nun yaptıklarını -sizler hariç- Cümle Alem biliyor...
Bir tek siz bilmiyorsunuz(?) nedense..:)
Tito'yu Cennet/Chenneme yollamak benim vazifem değil...
Hiç üstüme alınmadım...
Adnan Hocacıların kitaplarında, Firavunun secdeye kapanmış halindeki mumya/cesedini görebilirsiniz...
Merak edenler için bu tavsiyem sadece..:)

munira
19-09-07, 21:19
Belki konuyla pek bağlantılı olmayacak ama, savaş yıllarında ateist bir arkadaşım, çok zor durumda kaldığımız bir anda yani kısacası ölümle burun buruna geldiğimiz bir anda bana dönüp "benim için de dua eder misin" demişti. :)

potporučnik
21-09-07, 21:15
Tito'nun itirafı!(Ölüm döşeğindeyken)


Ömrünün elli yılını komünist düşüncenin peşinde geçirdikten sonra Müslüman olan Salih Gökkaya anlatıyor. Kendisi Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı?nın Başkanı sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito?nun konuğu olarak Belgrad?a gidiyor. Ömrünün sonuna yaklaşmış olan Tito kendilerine hitaben şunları söylüyor:

?Ben ölüyorum artık...?
?Yoldaş! Ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün, ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlıyor musunuz?
Yoldaşlarım! Sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum. Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana! Yoldaşlarımın kalplerine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım yahut alkışlanacakmışım, neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım:
Ben Allah?a, Peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...

?Marks halt etmiş!..?
Mazlumca gidenlerle zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Haklarını almadan cezalarını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler ne derseniz deyin.?
Bu sözlere ekleyecek daha başka ne olabilir ki. Maraşal Tito Bu sözleri söyledikten sonra komaya girer ve bir süre sonra hayata gözlerini kapar.
Geçtiğimiz günlerde bir Amerikalı bilim adamının 50 yıl boyunca kar kristalleri üzerindeki çalışmalarından fotoğraflar yayınlamıştık. Kar tanelerinin güzellikleri bir çok insanı etkilemişti. Ve gözlerimize inanamamıştık.
Yapılan araştırmada hiçbir kar tanesi bir diğerine benzemiyordu. Ve benzemediği gibi de hiçbir kar tanesi yere inerken, veya indirilirken birbirine değmiyordu.
Bir kar tanesinin hesabını ile yapan yaradan insanoğlunu kendi başına bırakması düşünülebilirmi acaba.
75 yıl boyunca Ateizm derslerinin verildiği Sovyetler Birliği yıkıldı ve şimdi o dönemi özellikle o coğrafyada yaşayanlar lanetle anıyor. Keşke Maraşal Tito gibi insanoğlu her şey geç olmadan kainatta insanoğlunun tek başına olmadığını anlayabilse.


Bana pek bi tito'nun sözleri gibi gelmedi.

Longuri
21-09-07, 23:01
vayyy be ne tito sevdalıları varmış..
Kardeşim size boşnak değilsiniz desem dünya yaygara kopartırsınız. Sen kim oluyorsun dersiniz. Ama 30 Boşnak sadrazamından 3 tanesini sitedeki sadrazam listesine bakmadan sayamazsınız. İstiklal madalyasını tasarımını yapanın boşnak olduğunu bilmezsiniz, Bosnadan 6 tane ünlü tarihi eseri sayamazsınız. Münire Hanımın Savaşan kahramanlarımızı tanıtan sayfaya bakmaya tenezül etmezsiniz. Aliyanın kitaplarını okumaz fikrini bilmez ama hakaret edersiniz. Sadece TİTO da TİTO. Allah TİTO yu layık gördüğü yere sevenlerin TOPUNU yollasın ne diyeyim. Size edeceğim duada diyeceğimde budur....

Alın TİTONUZU kurun bir EXYUGOSLAVLAR.COM sitesi burası kalbi ÖZGÜR BOSNA SANCAK için ataların sitesi kuruluş amacıda bu bildiğim kadar. ALİYA gibi adamın ömürünü zindanda çürüten diktatör bozundunuz mason locası üyesi adamı çok seviyorsanız Boşnakız demeyin çünkü o devirde Boşnak diye bir etnik kimlik yoktu Yugoslavyada ya sırp, ya hırvat ya sloven ya Türk ya Albanac yada yugosleven yazardın. Musliman yazdını zaten işçiden başka bir şey olmazdın.....

AKOSTE BOSANCI BORITESE ZA BOSNU...
AKOSTE JUGOSLOVENI IDITE U JUGOSLAVIJU...

Longuri
21-09-07, 23:15
Kardeşim şuna cevap verin...
EX YUGODA kimliklerinizde BOSANAC yazıyormuzdu. Hırvat, Sloven, Sırp, Arnavut, Türk, Yugosloven yazıyordu, BOŞNAK yazmıyordu. şimdi siz TİTO yu savunun. Ailya ve Mladi Muslimani olmasaydı bugün o BOŞNAKIZ diyecek adam kalmayacaktı haberiniz varmı. TİTO iyiydi.. yok canım saddamda iyidi. Kürdü öldürdü, Türkmeni İran savaşnıda asker yaparak kuruttu, Şiiyi sindirdi kaymağı azınlık sünnilere akıttı oyyy ırak ne güzeldi saddam ne iyi adamdı.(yanlış anlamayın ABD işgalina karşıyım) TİTONUN ne farkı vardı. Almanlardan slovenyadaki, macarlardan voyvodinadaki endüstri kaldı dünya malı mülkü devletleştirdi. E bu kadar mal mülkte ancak 30 sene idare etti sonunda 1980 lerden itibaren enflasyon, işsizlik sırp hırvat şövenizmi kabak patladı garibim boşnak ve arnavutun başına...

Sonra TİTO iyiydi.

poletarac
22-09-07, 16:42
vayyy be ne tito sevdalıları varmış..
Kardeşim size boşnak değilsiniz desem dünya yaygara kopartırsınız. Sen kim oluyorsun dersiniz. Ama 30 Boşnak sadrazamından 3 tanesini sitedeki sadrazam listesine bakmadan sayamazsınız. İstiklal madalyasını tasarımını yapanın boşnak olduğunu bilmezsiniz, Bosnadan 6 tane ünlü tarihi eseri sayamazsınız. Münire Hanımın Savaşan kahramanlarımızı tanıtan sayfaya bakmaya tenezül etmezsiniz. Aliyanın kitaplarını okumaz fikrini bilmez ama hakaret edersiniz. Sadece TİTO da TİTO. Allah TİTO yu layık gördüğü yere sevenlerin TOPUNU yollasın ne diyeyim. Size edeceğim duada diyeceğimde budur....

Alın TİTONUZU kurun bir EXYUGOSLAVLAR.COM sitesi burası kalbi ÖZGÜR BOSNA SANCAK için ataların sitesi kuruluş amacıda bu bildiğim kadar. ALİYA gibi adamın ömürünü zindanda çürüten diktatör bozundunuz mason locası üyesi adamı çok seviyorsanız Boşnakız demeyin çünkü o devirde Boşnak diye bir etnik kimlik yoktu Yugoslavyada ya sırp, ya hırvat ya sloven ya Türk ya Albanac yada yugosleven yazardın. Musliman yazdını zaten işçiden başka bir şey olmazdın.....

AKOSTE BOSANCI BORITESE ZA BOSNU...
AKOSTE JUGOSLOVENI IDITE U JUGOSLAVIJU...


Herkes sizin kadar bilgili ve kültürlü değil maalesef. Keşke bu genel kültür ve tarih bilginizle "kim 500.000 YTL ister?" programında yarışmacı olsaydınız. Sanırım artık yayınlanmıyor. Kazandığınız paralarla bizleri eğitebileceğiniz bir okul açardınız belki...kim bilir?

potporučnik
22-09-07, 16:51
Kardeşim şuna cevap verin...
EX YUGODA kimliklerinizde BOSANAC yazıyormuzdu. Hırvat, Sloven, Sırp, Arnavut, Türk, Yugosloven yazıyordu, BOŞNAK yazmıyordu. şimdi siz TİTO yu savunun. Ailya ve Mladi Muslimani olmasaydı bugün o BOŞNAKIZ diyecek adam kalmayacaktı haberiniz varmı. TİTO iyiydi.. yok canım saddamda iyidi. Kürdü öldürdü, Türkmeni İran savaşnıda asker yaparak kuruttu, Şiiyi sindirdi kaymağı azınlık sünnilere akıttı oyyy ırak ne güzeldi saddam ne iyi adamdı.(yanlış anlamayın ABD işgalina karşıyım) TİTONUN ne farkı vardı. Almanlardan slovenyadaki, macarlardan voyvodinadaki endüstri kaldı dünya malı mülkü devletleştirdi. E bu kadar mal mülkte ancak 30 sene idare etti sonunda 1980 lerden itibaren enflasyon, işsizlik sırp hırvat şövenizmi kabak patladı garibim boşnak ve arnavutun başına...

Sonra TİTO iyiydi.



Arnavut beyfendi;

Sizin kendi portalınız yokmu?
Arnavutlar açısından kendi yerinizde tartışın.
boşnakların portalında bırakında yararlı olup olmadığına BOŞNAKLAR karar versin.

Kal sağlıcakla

Longuri
22-09-07, 23:08
Jasam drzavlanin Bosne i hercegovine stami govoriş potporuçnik.
Jelsi ti prsjednik republike pa koga nevoliş izvadivaş iz drzavljanstva..

önce sorunlarıma cevap verin sonra saçma konuları konuşun....

sende boşnakımdiyorsun ama t.c kimliği taşıyorsun...

ben bosna doğumlu bosna vatandaşı olan birisiyim benim kim olduğumuda forumda çoğu kişi biliyor netten gizli biri değilim ama sen kimsin potporuçnik da meydanoz oluyorsun. Titonuz çok değerli değilmi. Cevap veremeyince git Arnavut forumuna dersin. siz ancak kaçak güreşirsiniz...

Longuri
22-09-07, 23:39
TİTO SEVDALILARI ACABA BU SEVDANIZIN SEBEBİ BULGARİSTANDAKİ GİZLİ SERVİS AJANI TÜRKLERİN TÜRKLERİ İSPİYONLADIKLARI GİBİ: SİZLER VE SOYUNUZDA EXYUGODA BOŞNAKLARIMI İSPİYONLUYORDUDA BU KADAR SEVİYORSUNUZ TİTOYU VE ONUN ASİMİLASYONCU YOKEDİCİ YILLARINI...

CAMİLER VARDI AÇIKTI O DÖNEM NİYE KApAN GİBİ UZAKTAN GÖZETLEYİP GİRENLERİ TAKİP ETSİNLER DİYE. BU o YILLARDA Banja LUka camisinde 13 kişi cumayı kıldığımı iyi biliyorum. Millet fişlenmesin diye Camiye gitmeye korkuyordu.... Ama size fark etmez. pite pivo sa braçama jovanom i borisom.

miçemose boriti za bosnu iza muslimane..

Bosna Genç Müslümanlar Teşkilatı

Teşkilatın genel sekreteri Al Medina bizi Morica han da mütevazı odasında karşıladığında ilk göze çarpan şey duvarda asılı Osmanlı sancağı ile Fatih Kanunnamesi idi.

Sohbetimiz bu değerlere bağlı kalmak için verilen amansız mücadelenin seyrine odaklandı ister istemez. Yugoslavya Komunist Partisi merkezi otoriteyi dayatan Stalin’e karşı bir mücadele yürütmüştü. Tito Yugoslavya’nın bağımsızlığını korumaya kararlıydı. 1953’de Yugoslavya’nın ilk devlet başkanı seçilince, yürürlüğe koyduğu yeni anayasayla yerel cumhuriyetlere kısmi özgürlük tanımıştı. SSCB baskılarına karşı devletlerin eşitliğini ve sosyalizme gidecek yolu kendilerinin seçme özgürlüğünü savunmuştu. Temelde eşit fakat birbirlerine karşılıklı olarak bağımlı siyasal ve toplumsal topluluklardan sözediliyordu ama Müslümanların adı bile anılmıyordu bu yeni yapılanmada.



İşte Al Medina nın sorularıma verdiği cevaplardan çarpıcı cümleler :



Aliya çok değerli. Fakat vitrinde o var diye başka kimsenin adının zikredilmemesi doğru değil. 1938’denberi genç müslümanlar var ve 1949’dan beri de aynı kökten besleniyoruz İslamı yeniden keşfeden genç insanlar topluma öncülük ettiler



Komünist Parti ilahtı. Allah’a inanmak bile çok tehlikeliydi. 45 yıl böyle yaşadık. Kendi ülkemizde gurbetteydik. Bize bu ülkede Sırp ve Hırvatların yaşadığı söylendi, size Sırp mı yoksa Hırvat mı denmesini istersiniz diye soruldu. Yıllar boyunca Müslümanlar nüfusa ikisinden biri olarak, bazen de “hiçbirşey” anlamına gelen kelimeyle kaydedildiler.



1991’de nihayet Boşnak değilse de Müslüman azınlık olarak yazıldık ve 1992’de savaş patladı. Komünist rejimde Müslüman boşnak olarak hiçbir kurumumuz yoktu, göstermelik bir kültür derneği vardı onun da bütün yöneticileri ateistti.



Çok zengindik. Bütün mülkümüz zorla alındı. Entelektüelleri azaltmak için okullara alınmaları en alt seviyeye indirildi. Müslümanca bir uyanıştan korkuyorlardı. Yugoslavya Avrupa’ya açılınca Boşnaklar okumaya Avrupa ülkelerine gitmeye başlamıştı.



İslamı bilebildiğimiz kadarıyla birbirimize öğretiyorduk. Ben müslümanların arasına 15 yaşında katıldım. Bir ninenin namazı fazla tepki çekmese de genç eğitimli cevap üretebilen düşünen dil bilen insanların Müslüman olarak ortaya çıkması rahatsızlık yarattı. Müslüman isimleri taşıyan bazı insanlar çok daha baskıcıydı ve düşmanca davranıyonlardı.

İş başvurularında en yüksek puanı alsanız, mesela yeriniz müdürlük bile olsa Müslümanlığınızı belli ettiğiniz zaman yeriniz en fazla çaycılıktı. Resmi prosedür olarak Allah’ı reddetme zorunluluğu vardı zaten. Bir tek kapalı kadın olamazdı mesela. 1980’ de Tito’nun ölümünden sonra Sırplar nasyonel kimliklerini ortaya koymaya başladılar. Bizim de altyapımız hazırdı. Müslümanlar da kendilerini güçlü hissedip açığa vurmaya başladılar. Rejim bunu farketti. Bir kez camiye gidenler bile hapis cezası aldılar.

Seçmenlerin % 90 ı komünist partiye üye oldukları halde ilk seçimlerde Demokratik Toplum Partisi kazandı ve tarihimizde ilk kez kendi dinimizden biri –Aliya İzzetbegoviç-başkan oldu. Sırp ve Hırvat faşizmi ortaya çıktığında artık geri dönüş yoktu ve gençler hayatları pahasına inandıklarını savunmaya başladılar. Anladılar ki dindar olmasalar da adlarının Müslüman olması yüzünden ölümle burun burunalar ve kimlikleriyle yüzleşmek zorundalar.



Değerlerimize sahip çıkalım ki farklılıklarımızla saygı görelim. Fakat burada birçok inanç ve etnisiteden insan var. Hristiyan bir kıtadayız. Şeriatı asla hazmedemezler. Birarada nasıl yaşanacak. Çok toleranslı olmak zorundayız. Hep kendimizi düşünemeyiz. Şer i bir hukuk dayatamayız. Fakat adaleti en geniş anlamıyla kurabiliriz. Biz onlardan rahatsız olmuyoruz, yeter ki bize karşı saldırgan bir tutum içinde olmasınlar.



Hristiyan Avrupa’da vatanı olan tek yerli Müslüman halk biziz. Sonradan yerleşen Avrupa’lı 30 milyon Müslümanı atmak için sayısız bahane üretebilirler. Bize ne diyecekler peki. Biz üç milyonuz ama bizi kimse söküp atamaz. Misafir ya da göçmen değiliz. Kendi topraklarımızda yaşıyoruz. Bunu bildikleri için ellerinin altında tutmak istiyorlar. Büyük baskı altındayız. İstiyorlar ki Avrupa’nın en kötü eğitimi en kötü ekonomisi bizimki olsun.



Şimdiki savaş gençler üzerinden. Onlara Avrupa’dan çok çekici burslar, iş bulma kolaylığı sağlanıyor. Yeter ki dağılıp gitsinler ve asimile olsunlar. Çok giden var. Biz kalmalarını ve burada hizmet vermelerini istiyoruz. Yetimleri de İtalya almıştı biliyorsunuz, manastırlarda yetiştirdiler.




Savaştan sonra aşırı dine dönüş var. Bunu önlemek için en ucuz eroin ve uyuşturucu buraya yollanıyor. Fuhuş kışkırtılıyor. Dekolte de bir yandan yayılıyor. Fahişeliği öğreten yayınlar ücretsiz sokuluyor. Savaş suçluları bir yerlere müdür oldu. Bu da savaşın devam ettiğini gösterir. Biz de inançlarımızı ve ülkemizi koruma mücadelesine devam ediyoruz.


Yıldız Ramazanoğlu

potporučnik
23-09-07, 00:05
Jasam drzavlanin Bosne i hercegovine stami govoriş potporuçnik.
Jelsi ti prsjednik republike pa koga nevoliş izvadivaş iz drzavljanstva..

önce sorunlarıma cevap verin sonra saçma konuları konuşun....

sende boşnakımdiyorsun ama t.c kimliği taşıyorsun...

ben bosna doğumlu bosna vatandaşı olan birisiyim benim kim olduğumuda forumda çoğu kişi biliyor netten gizli biri değilim ama sen kimsin potporuçnik da meydanoz oluyorsun. Titonuz çok değerli değilmi. Cevap veremeyince git Arnavut forumuna dersin. siz ancak kaçak güreşirsiniz...

Benim kimliğimin yada sizin kimliğinizin konu ile ilgisi ne anlayamadım arnavut bey.
Arnavutlara zulum yaptıysa Bosnakları neden ilgilendirsin?
Sen arnavutsun arnavut gözü ile yazıyorsun.
Dİğerleri boşnak gözü ile yazıyor.

Sen Cerlek'in yazısını okumadın galiba.
Kitaplarda yazılanlar önemli değil yaşayan insanlardan da dinlemeyi deneyin tavsiyem size.

Kurtanovic
23-09-07, 01:43
Benim kimliğimin yada sizin kimliğinizin konu ile ilgisi ne anlayamadım arnavut bey.
Arnavutlara zulum yaptıysa Bosnakları neden ilgilendirsin?
Sen arnavutsun arnavut gözü ile yazıyorsun.
Dİğerleri boşnak gözü ile yazıyor.

Sen Cerlek'in yazısını okumadın galiba.
Kitaplarda yazılanlar önemli değil yaşayan insanlardan da dinlemeyi deneyin tavsiyem size.

Longuri'ye Aklınsıra hakaret ediyorsun, IRKÇILIK YAPIYORSUN...
Bu yaptığınıza IRKÇILIĞIN DANİSKASI denilir...
Geleceğiniz Son Liman Çetniklerin Saflarına katılmak olacak..
Hem enternasyonalistsiniz güya; sıkıyı görünce IRKÇI FAŞİST refleksiniz sırıtıyor...
Bu forum'da yazmak için Boşnak Dostu olmak yeterlidir...
IRKÇI FAŞİSTLİK BU YAPTIĞINIZA DENİR...
Sıkışınca Çamur At izi kalır....
Naylon partizanlar...

Ribar
23-09-07, 01:43
Gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içindeki nazi yanlısı sevgili dünyalı kardeşlerim. Pek bir nostaljik konu haline gelmiş bu başlık ve suyunu çıkarmışsınız tabiri caizse. Ben re-cover yapmak istemem bu münasebetle. Ancak şaşkınlığımı gizleyemiyeceğim bir hususta! İkinci cihan harbi vuku bulduğu zamandaki Sırp kavminin Çetnik insanlarına benzetiyorum bizim gaflet içindeki "Boşnak" insanımızı. (Benzetmekten öte hatırladiğim kadariyla "Boşnak SS'ler diye kardeşlikleri sitede ifşa edilmiştir de). Tito'ya küfredenler, Draza Mihajloviclerin ve onların ardılları olan Ratko Mladic, Slobodan Milosevic vs. gibi katıksız Çetniklerin ekmeğine yağ sürenlerdir şüphesiz. Oysa, emperyalist devletlerin ikinci büyük paylaşım savaşında aynı efendiye kulluk ettiniz nedir bu dalalet içindeki haliniz? Tito ve partizanları efendi nazinin tekerine çomak soktuda, bu kızıl gezegene özgürlük, huzur, barış ve adalet içinde yaşayan bir Jugoslavija hediye etti diyemi bu hıyanetiniz? Kırmızı-Beyaz-Mavi bayrağın hangi renginden gocundunuz? Eşitlik? Adalet? Özgürlük?

Kurtanovic
23-09-07, 02:25
tito SOSYALİST DEVRİMİN HAİNİDİR....
İNGİLİZ EMPERYALİZMİNİN İŞBİRLİKÇİSİDİR...
Bu konu hakkındaki toptan söyleyeceklerim"Konu başlıkları" olarak kabul edersiniz artık...
Devrimci Boşnak ve diğer "solculara" soruyorum;
H-Sesi,H-Kurtuluşu,H-Yolu,Partizan Dergilerinden hangi örgütler olduğunu anlarsın sanıyorum...
Bu "en az" 4 marksist örgüt; AEP'çi,Enver Hocacı olarak bilinirler...
Çin ve Arnavutlukun yol ayrımından hemen sonrası...
Mademki tito'nun rejimi "sosyalist/komünist" kökenlidir.(Öyle sayılır.)
Niçin 1980'den önce 50'den fazla marksist grup varken...
(Bunlar Rusya-Çin-Arnavutluk Emek Partisi-Latin Amerikan çizgisinden olanlar,v.s.v.s....)BU ÇİZGİDE SOL ÖRGÜT YOKTU ???
Bir tane sol örgüt adı verin bana; Titocu/Yugoslavyacı/Özyönetimci...???
Sen de gayet iyi bilirsin ki(?); Türkiyedeki bütün sol örgütler, Tito'yu "SOSYALİZM HAİNİ" olarak görürlerdi...
SOSYALİST BİLE SAYILMAZDI...
SSCB için bile SOSYAL EMPERYALİST/SOSYAL FAŞİST diyen "Halkın Sülalesi" verdı...
Devyol bile SSCB'ne Sosyal Faşist deme noktasına gelebilmişti...(muzo'ya)
LAF KALABALIĞI YAPIYORSUNUZ...
Sosyalizmin Anavatanı SSCB'ne ve Stalin Yoldaş'a İhanet Eden; İngiliz Emperyalizmin Ajanı olan tito'yu hangi "solculuk" adına savunuyorsunuz...
Bana bir tane tito çizgisinde Türk Solundan örgüt adı yazın(yazabiliyorsanız) ondan sonra solculuk/sosyalistlik adına konuşun...
OportÜnizim suçlaması bile hafif kalır, bu yaptıgınız solculuk ise şayet...
Arabesk duygusallığın "slavca verisiyonu"dur bu sizin yazdıklarınız...
Başka bir ad koyamıyorum...
Eğer sosyalist perspektiften bakarak bunları yazdığınızı söylüyorsanız...
Konuşacak ele gelir bir tutarlıgınızın olmadığını söyleyebilirim ancak...
Tutarlı olun iddianızda lütfen artık...

__________________________________________________ ________

EMPERYALİZMİN İŞBİRLİKÇİSİ VE KADROLU AJANI TİTO...
1.Kendi kralını sattı, Komünistlerin ajanı oldu...
2.Stalini ve Komünizmi sattı ingilizlere teslim oldu.
3.Çurçil ile gayet samimi bir pozu Vikipedia ansiklopedide var...
4.Enver Hoca yoldaşını sattı, Kosova'ya el koydu...
5.En sonunda "jugoslavia""prematüre devletini" sattı...akibetine bakınız...
6.Tito bir diktatördü...
7.Bütün diktatörler "faşist"tirler...Tito da bir "neo-sosyal faşistti"
8.Kendi yerine "bir diktatör" bıraksaydı...Belki geçiş kansız olabilirdi.(Karadag olayında olduğu gibi)
9.Kendi ülkesi("jgslvja")"halklarına" ihanet etti ve dmokrasinin olmadığı bir düzende, dönüşümlü başkanlık "kıyma makinası" nı bıraktı...
Bir "bubi tuzagı" halinde tuttugu ülkesine hainlik yaptı...
Bu kadar açıklama akıl sahiplerine yeter sanıyorum....

Longuri
23-09-07, 13:09
Longuri'ye Aklınsıra hakaret ediyorsun, IRKÇILIK YAPIYORSUN...
Bu yaptığınıza IRKÇILIĞIN DANİSKASI denilir...
Geleceğiniz Son Liman Çetniklerin Saflarına katılmak olacak..
Hem enternasyonalistsiniz güya; sıkıyı görünce IRKÇI FAŞİST refleksiniz sırıtıyor...
Bu forum'da yazmak için Boşnak Dostu olmak yeterlidir...
IRKÇI FAŞİSTLİK BU YAPTIĞINIZA DENİR...
Sıkışınca Çamur At izi kalır....
Naylon partizanlar...

Teşekkürler Kortanoviç abi..

Nedense Sosyalist devrimci olduğunu idda edenler sonrasında Stalinin faşismi gibi yönlere kayıyor. Ülkemizdede CHP buna en güzel örnek Allah muhafaza iktidara gelseler Stalin gibi toplama kampları kurmazlarsa şaşarım..

Ayrıca sorunlarıma cevap veremeyenler srduklarım geçişsin diye hemen iki sayfa dolusu gereksiz yazıyı konuya ekleyip üstü örme peşinde. Nede olsa Stalin, Maoda yaptığı katliyamların üstünüörtmüştü. Aynı geleneğin piyadeleride bu yolda yürüyor....

ZİVİO ALİJA İ BOSANSKA ARMİJA ZİVİLA ZİVİLA BOSNA....

JASAM POLO BOSANAC POLO ALBANAC
HVALA BOGU NİSAM JUGOSLOVEN NİSAM KOMUNİSTA


AYRICA GOMİNİST ve TİTOFİL ARKADAŞLAR NECİ OLDUKLARINI ÇOK SÖYLÜYOR. BENDE NECİ OLDUĞUMU BİR MISRA ŞİİR İLE SÖYLEMEK İSTİYORUM.

Jasam rjeka istine,
İspod İGMAN planine.
Koja spaja MUMİNE.
Naşe BOSNE jedine.

Brzo teçu zubori,
Planinama Govori.
Mene branu MUMİNİ.
Koji ALLAH sjedini.

Longuri
23-09-07, 13:35
Devrimci Dostum. Ben cevap vermemene sitem ediyorum zaten. Devrimciyim diyorsun Gomunistlik nedir diye açtığın başlıkta soru sordum cevap yazmadın. Tito Kimliğimizi Boşnak olarak tanımadı bir çok zulümler yaşandı onlara cevap vermiyorsun. Gomunist partinin propaganda yazılarını koyuyorsun. Ben her yıl 2 ay Banja Luka Bosanska Gradişka arasındaki Dubra köyünde yaşadım 15 yaşıma kadar orada durumu iyi biliyorum. Camide müezinlik yapıyordum 4 Boşnak Dedeye her gün 16 volüm kademeli cami hoparloründen 1. kademede olan volümü 5. kademeye çıkarıp ezanı okudum diye polisten camiye uyarı geldiğini biliyorum ben. Bosnada Gominist partiye üye olanlar işbirlikçiler ispiyonlar mevki makan aldılar. Ama gariban köylülerin durumunu iyi biliyorum ben. Devlet işinde çalışmayan 15 dönüm araziden dünya porezi(vergiyi) ödeyen ve 6 çocuğunu büyütmeye çalışan Boşnakların akrabasıyım ben.

Tito neydi ne değildi ben gördüm...
Kimse Şehirlerde yapılan Toplu konutları yada fabrikaları göstermesin. Fabrikanın geliri kaymak gomunistlere stan( konutlarda) işbirlikçi gomunistlere gidiyordu...

TREPÇE RADİ BEOGRADSE GRADİ... Trepçeden dünya Altın çıkaran GOMUNİST EXYUGO neden Kosova'ya 1 Elektrik santrali yapmadı. Adalet Devrim Kardeşliği varya... Kosova şu an 6 satte 1 saat elektrik alıyor...

Heeeyyy heyyy... Bunlar DEVRİM OLMADI .... bunlar bizim milleti DEVİRİM oldu.. Zengin Asil onurlu Boşnak Arnavut ele işçi olduuuuuu...

?y_Cucevi
23-09-07, 14:30
amma çok tito hayranı varmış... :(
Majka mu stara tito....
Bu kadar frakeştayn miloseviç nerede yetişti aceba ???
Nedersiniz titofiller ????

Sevgili Kurtanovic
ağabeyim seninle tanıştyık iyi ve saygı değer bir öğretmen ve ağabeyimsin fakat yazığın yazılar insanları kırıyor dikkat et titofiler vs herkes özgürdür kimi savunursa savunur titoyu ben tanımıyordum ama arkadaşımızın sayesinde tanıdım ve bilgilendim seninde yazdığın yazılarda bilgilenip okuyoruz fakat sen resmen aşırı dincilik yapıyorsun çoğu konuda böyle yazılarını yazmaya devam edersen yazılarını hiç okumama kurtanovic nickini görünce es geçerim bu sadece ben değilim benimle birlikte bir çok insan
birde bosnasancak.net ti çok seviyorsun madem amcama neden başka siteleri övüyor reklam ediyorsun kendine gel çift kişilik oynama seninle beraber bazı kişilerde oynuyor önce kendinize ders verin sonra bizlere Titofiler lafını da kullanma madem bu kadar dinine sahip insansın oda allahın bir kulu ve vefat etmiş bir insan

Saygılarımla....

potporučnik
23-09-07, 19:44
Longuri'ye Aklınsıra hakaret ediyorsun, IRKÇILIK YAPIYORSUN...
Bu yaptığınıza IRKÇILIĞIN DANİSKASI denilir...
Geleceğiniz Son Liman Çetniklerin Saflarına katılmak olacak..
Hem enternasyonalistsiniz güya; sıkıyı görünce IRKÇI FAŞİST refleksiniz sırıtıyor...
Bu forum'da yazmak için Boşnak Dostu olmak yeterlidir...
IRKÇI FAŞİSTLİK BU YAPTIĞINIZA DENİR...
Sıkışınca Çamur At izi kalır....
Naylon partizanlar...


Irkçılık yapıyoruz doğru Herkes Kendi Milleti için tartışşın.
Sen arnavutsan TİTO'nun Arnavutlara yaptığını Kendi platformunda tanış kendine göre HAİN ilan et veya başka bişi bu BOŞNAKLARI ilgilendirmez.

Bu forumda yazı yazmayın diyen yok size.
Boşnakların fikirlerine SAYGILI olun boşnaklar seviyosa onlara gelip tito'yu KARALAMA.

Kal sağlıcakla.

sejkic
24-09-07, 10:51
Sayın potporučnik,

Yönetici olarak sizi uyarıyorum Bu sitede ırkçılık yapmak yasaktır bilgilerinize....

Arnavutlar kardeşlerimizdir,
sizin buradan Arnavutları veya herhangi başka bir arkadaşı gönderme yetkiniz asla yoktur, lutfen saygılı davranınız. Kaldı ki bugün Sancaklı Boşnak kardeşlerimizin birçoğu Boşnaklaşmış Arnavutlardan gelmişlerdir, bunlardan sayabileceğim Agovicler, Devrimci Boşnak ve Hot sulalesinden olan Muzo abimizdir, kendilerine sorunuz, ve bir lafı söylerken nerelere gideceğini düşününüz.
Arnavut deyip bu siteden gidin dediğiniz kişilerde Boşnak ailelere mensup kişilerdir, bu arada herkes sizinle aynı düşünmek zorunda değildir, burada aynı görüşte olmadığım birçok insan var Sayın Longuri ile siyaset konusunda çok ayrı yerlerdeyiz, birçok konuda tersiz, aynı fikirde değiliz diye senin annen Boşnak baban Arnavut hayde güle güle mi demem gerek ayıptır ayıp, ayıp etmeyin ....

Bu sitede sağ görüşlü olduğumuz için bize yakıştırmalarda bulunuldu, ama bu yakıştırmalarda bulunan arkadaşlar; biz birlik olalım derken, ilk Bosnalı ile Sancaklıyı, ayırdı, sonra Karadağlı Boşnakları, sonra Pendikliyle Yıldırımlıyı ayırdı, enson da Arnavutlar gitsin deniyor, bumudur savunduğunuz...

Saygılar

Kurtanovic
24-09-07, 11:42
Sevgili Kurtanovic
ağabeyim seninle tanıştyık iyi ve saygı değer bir öğretmen ve ağabeyimsin fakat yazığın yazılar insanları kırıyor dikkat et titofiler vs herkes özgürdür kimi savunursa savunur titoyu ben tanımıyordum ama arkadaşımızın sayesinde tanıdım ve bilgilendim seninde yazdığın yazılarda bilgilenip okuyoruz fakat sen resmen aşırı dincilik yapıyorsun çoğu konuda böyle yazılarını yazmaya devam edersen yazılarını hiç okumama kurtanovic nickini görünce es geçerim bu sadece ben değilim benimle birlikte bir çok insan
birde bosnasancak.net ti çok seviyorsun madem amcama neden başka siteleri övüyor reklam ediyorsun kendine gel çift kişilik oynama seninle beraber bazı kişilerde oynuyor önce kendinize ders verin sonra bizlere Titofiler lafını da kullanma madem bu kadar dinine sahip insansın oda allahın bir kulu ve vefat etmiş bir insan

Saygılarımla....

Sevgili Kardeşim,
Almanyadaki amcalık ilişkini şimdi anlayabildim...
Ben uzun süredir forumda göremediğim amcana ; Niçin foruma(BSN) girmiyorsun diye sordum...
Amcan da forumu begenmediğini ve artık girmeyeceğini söyledi...
ben de ona BOŞNAKLARDAN KOPMASIN DİYE bari bosna-sancak.net'e girmesini önerdim...
Sana neden bu diyalogu aktardığını bilemiyorum ancak...
Benim tavsiye ettiğim site bir BOŞNAK SİTESİDİR...
Bunda nasıl bir sakınca görüyorsun ki ???? :(
Bütün Boşnak siteleri kardeşimizdir... Yanlış mı düşünüyorum???
Bu tito meseleleri için seni kışkırtanlara söyle;
"-Ben sizin maşanız değilim ! de"
Kendileri çok biliyorlarsa; onlar sorulara cevap versinler...
Sen hassas ruhlu bir sanatsever kardeşimizsin...
Yaptığın faalliyetlerini de -forumdan izleyebildiğim kadarıyla- takdir ve sempatiyle izliyorum...
Ben senin yazılarını sosyal etkinlikler ile ilgil başlıklarda görmek isterim her zaman...
Siyasi Konuları sadece oku ve anlamaya çalışman daha uygun olur kanısındayım...
Sen ne yazarsan-yaz, benim sana kardeşim olarak olumlu bakışım değişmez...:)
Kalbi muhabbetlerimle, gönlünce kal Kardeşim CuceviçBİH...

Kurtanovic
24-09-07, 12:41
Irkçılık yapıyoruz doğru Herkes Kendi Milleti için tartışşın.
Sen arnavutsan TİTO'nun Arnavutlara yaptığını Kendi platformunda tanış kendine göre HAİN ilan et veya başka bişi bu BOŞNAKLARI ilgilendirmez.

Bu forumda yazı yazmayın diyen yok size.
Boşnakların fikirlerine SAYGILI olun boşnaklar seviyosa onlara gelip tito'yu KARALAMA.

Kal sağlıcakla.

Bu ırkçı taslağı;
üçgün forumda yazı yazmakla, kendisini forumun sahibi ve Deli Dumrul'u sanmakta...
Haksız da sayılmaz tabii...
"Köpeksiz köyde değneksiz gezilir"
Mübarek Ramazan ayı dolayısıyla ASIL cevap hakkımı Bayramdan sonraya bırakıyorum;
bu minvalde, forumdaki (Şkiptar/Boşnak Kanları taşıyan) DevrimciBoşnak ve muzo kardeşlerimiz en başta olmakla birlikte, Bütün Sancaklı Boşnakları da kovmak lazım geldiğini hatırlatırım...
Üç tane "solcu boşnak" sadece "duygusal takıntıları" yüzünden titofil diye; bütün Boşnakların tito hayranı olduğu saçmalığını yazan bu "ırkçı hergeleye",
DESTURSUZ BAGA GİRİŞİNE KARŞILIK CEVABIM;
ÇÜÜÜÜÜÜÜŞŞŞŞŞŞŞŞ !!!! DÜR......
BAYRAMDAN SONRAYA DAHA KALLAVİ DEYİMLER KULLANABİLİRİM...
(Ölmez de yaşarsak şayet...)
Bu forumunuzda; Ülkücü,Solcu,Atatürkçü,İslamcı, v.s.v.s.'den sonra,
İlk Defa Bir IRKÇI tesbit edildi.(Kendi de itiraf etmiştir)
Her Ne kadar Forum Kuralları arasında "Irkçılık Yasaktır" yazssa da kim takar...
"Cinsiyetsiz" Cibiliyetsiz birisi- "Zincirinden Kurtulmuş Bir Irkçı var..."
Önce Kadınları, Çocukları ve İhtiyarları Koruma Altına Alalım Arkadaşlar...
Forumumuzda Bir adet IRKÇI VAR...:(
Dikkat Isırmasın...(Tazmanya canavarından tehlikeli bir cins bu..)

Kurtanovic
24-09-07, 13:03
Ya ustadim senin fasist kelimesini kullanman sevindirdi beni ,gecmisteki degerlerinden bilinc altinda kalan guzel bi olay kesinlikle.
Her neyse konuyu nerelere getirdik hayirlisi.
Saygilarimla

Sayın, Aziz ve Saygıdeğer Soydaşım Devrimci Boşnak !
(Seninle 2 kere soydaşız; Arnavut-Boşnak olarak,Çifte Soydaş diyebiliriz.):)
Ben Anti-Emperyalist; ABD- AB Karşıtı Bir Boşnak Milliyetçisiyim ki, üstelik bu görüşlerim benim Müslümanlığımı da engellemiyor...
BU sitede kimseye faşist demedim bu güne kadar....
Bu kişi, açıkça ırkçı olduğunu da kabu ettiğine göre; kelimeyi doğru yerinde kullanmış olduğumu düşünüyorum...
Bu arada bana;1980' öncesi-sonrası farketmez, bir tane "tito'cu sol fraksiyon" adı verecekmisiniz ? merak edenler olur diye soruyorum..
Çünkü ben cevabın YOKTU(R) olacagını iyi bilenlerdenim...
tito'ya olan bu duygusal yakınlığınız yüzünden Komünistlikten de dışlandığınızı hatırlatırım bu arada...
Burada Halkların Kardeşliği Sloganını atıyorsunuz...
İyi güzel bir itirazım yok da....
Arnavutlar dışarı diyen bir adamın yazdıklarına "Hvala" çekiyorsunuz ya....
Bu Ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye bir söz düşer aklıma...
Bu Ne Yaman Çelişki, Yoldaş Partizanlar? :(
Buraya en sağlıklı yorumun;
Saffet Candaş kardeşimiz tarafından yapılabileceğini düşünüyorum.(Nedense?)
KAHROLSUN FAŞİZM VE HER TÜRDEN EMPERYALİZM+YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİ DE!
Benim Babam Arnavut ya, Üstüme alındım galiba...:(

adal?
24-09-07, 13:17
Sn. Kurtanoviç,bu öfkeni oruçlu olmana yormalı.Bence insanlara biraz daha müsamaha göstermeli.Forumu gezsinler,önce okusunlar,kim ne anlatıyor,neyi savunuyor.Sonra kendilerinden de bir şeyler katıp müdahil olmaya alışıp öğrenirler.Anne tarafım Hot,Babaannem Klemente(yanlış telaffuz etmiş olabilirim),hanımın tarafı Muriç.Kim neyin ırkçılığını yapabilir?

ruzica
24-09-07, 13:50
tito hakkında yazılanları hayretle okuyorum acıkcası. tanıdıgım hic bi bosnaktan sırptan bosalıdan makedondan kotu bir kelime duymadıgım insan icin yazılan bu yazılar hakkaten tuaf ve inanılır gelmıo . ben duyduklarıma inanıyorum ve bana titoyu anlatan tum insanlar gibi seviyorum kim ne derse desin o yasarken yugoslavya cumhuriyeti sosyal ve ekonomik yonden rahat mutlu ve huzurlu yasamıslar en azından....

bu titoyu karalama kampanyasınada sasmıyorum acıkcası gayet dogal her buyuk yoneticinin ardından boyle karalamalar onun kurdugu duzene bas kaldırmalar olmustur.dusunsenize bugun turk milletinin bu kadar rahat huzur ve ozgurluk icinde yasamasını saglayan ATATURK icin bile bu tur seyler yazılabilio...sanırım bunun nedeni bu buyuk insanların getirdigi ozgurluk yuzunden acı ama gercek biz insanoglu nankor yaratıklarız... sanırım birkac yıl sonrada bosna icin bukadar caba sarfeden ALİJA icinde bu tur seyler yazılacak cizilecek ....!!!!!

Kurtanovic
24-09-07, 13:58
http://www.youtube.com/watch?v=kM5be4EVgxs&mode=related&search=
Boşnakça bilmeyenlerde bir şey anlayabilir görüntülerden, umarım...
Tito'yu Atatürk ile bir tutan yorumlara sadece gülümsemek isterdim.
Aglanacak durumdasınız ne yazık ki....
Umarım link silinmez...

CeRLeK
24-09-07, 14:11
Tito, Josip Broz


1H2Non8j4CQ

... Druže Tito ...

Sy4bEvKqjgI

Kurtanovic
24-09-07, 14:32
http://www.youtube.com/watch?v=Ai1J3uK4P4A&NR=1

potporučnik
24-09-07, 18:40
Bu forumda yazı yazmayın diyen yok size.
Boşnakların fikirlerine SAYGILI olun boşnaklar seviyosa onlara gelip tito'yu KARALAMA.

Kal sağlıcakla.



Kimseyi kovduğumuz yok onu geçelim bana kalmış bişi değil kovmak..!
Yukarıda ki yazımı anlamadınız galiba.
Boşnakların fikirlerine saygı duyun.
Konuya bakın hiç bir boşnak tito'dan şikayetçi değil velhasıl gel gör kü tüm arnavutlar tito'dan şikayetçi.Boşnaklar kendi platformunda kendi içinde konuyu tartışması gerekirken bide diğerlerine de TİTO'yu anlatmaya çalışıyor.

Her cümlemi siz gidin diye yazmıyorum titofil yaratıcısı ve tayfası...

potporučnik
24-09-07, 18:52
Ayrıca kurtanovic;

Siz titofil , partizanlar derken de ne dedinizin farkına varın kimseyi küçük düşürmeyin sonra tito'nun ordusu olan partizanlar mazallah ayaklanır memleketini bombalar:)

potporučnik
24-09-07, 19:00
Sayın potporučnik,

Yönetici olarak sizi uyarıyorum Bu sitede ırkçılık yapmak yasaktır bilgilerinize....

Arnavutlar kardeşlerimizdir,
sizin buradan Arnavutları veya herhangi başka bir arkadaşı gönderme yetkiniz asla yoktur, lutfen saygılı davranınız. Kaldı ki bugün Sancaklı Boşnak kardeşlerimizin birçoğu Boşnaklaşmış Arnavutlardan gelmişlerdir, bunlardan sayabileceğim Agovicler, Devrimci Boşnak ve Hot sulalesinden olan Muzo abimizdir, kendilerine sorunuz, ve bir lafı söylerken nerelere gideceğini düşününüz.
Arnavut deyip bu siteden gidin dediğiniz kişilerde Boşnak ailelere mensup kişilerdir, bu arada herkes sizinle aynı düşünmek zorunda değildir, burada aynı görüşte olmadığım birçok insan var Sayın Longuri ile siyaset konusunda çok ayrı yerlerdeyiz, birçok konuda tersiz, aynı fikirde değiliz diye senin annen Boşnak baban Arnavut hayde güle güle mi demem gerek ayıptır ayıp, ayıp etmeyin ....

Bu sitede sağ görüşlü olduğumuz için bize yakıştırmalarda bulunuldu, ama bu yakıştırmalarda bulunan arkadaşlar; biz birlik olalım derken, ilk Bosnalı ile Sancaklıyı, ayırdı, sonra Karadağlı Boşnakları, sonra Pendikliyle Yıldırımlıyı ayırdı, enson da Arnavutlar gitsin deniyor, bumudur savunduğunuz...

Saygılar



Sayın sejkic;

Kimseyi gönderme gibi bir niyetim yok olamazda zaten.Tito'yu savunan yazılar yazanlara kendileri isim takmışlar bizimde savunmayanlara bişiler dememiz lazım değil mi?

bizi alakadar etmeyen kelimeleri bize karşı kulanıyorsalar.Ben daha insaflı olarak Kendi soyları ile ilgili dedim sayın yöneticim uyarıyorsanız bize laf söyleyenlerede bir kaç laf söyleyin.

Fejzic
25-09-07, 10:49
Sizi üzeceğime yazıları silerim daha iyi

muzo
25-09-07, 11:11
Sn Fejziç,bugünlerde eski jugoslavja topraklarına bir gidip oradaki hürriyeti görmenizi çok isterdim.
Ayrıca eski Jugoslavya topraklarında en azından bir ay kalmış olsaydınız bu yazıyı başka yerden alıntı yapmaya gerek duymazdınız.
Tito hiç bir zaman müslümanlara asimile politikaları uygulamadı.

poletarac
25-09-07, 17:56
Sn Fejziç,bugünlerde eski jugoslavja topraklarına bir oradaki hürriyeti görmenizi çok isterdim.
Ayrıca eski Jugoslavya topraklarında en azından bir ay kalmış olsaydınız bu yazıyı başka yerden alıntı yapmaya gerek duymazdınız.
Tito hiç bir zzaman müslümanlara asimile politikalrı uygulamadı.

Yok canım. Biz yalan söylüyoruz. Yüzbinlerce müslümanı kesmiş Tito. harunyahya.com masonluk.net gibi siteler varken insanlar Yugoslavya'da yaşamış "BOŞNAK"lara mı inanacak. Masonlara hizmet ediyoruz hepimiz. Değil mi ya?

suko
26-09-07, 11:12
titoyu sevmeyen veya benimsemeyen insanlara sormaklazım
yug.yanın dagılması ve dagılırken yapılan katliamları yapan zihniyet hangisi açeba din ve ırkmı yoksa sosiyalizimi
işte bu sorunun çevabını verebilen titonun haklımı haksızmı dolayısıyıla bizimde
haklı yada haksız oldugumuzu anlayabilir

potporučnik
03-10-07, 10:13
Nerde bu tito'ya dil uzatanlar.

Anladınız galiba tito'nun nasıl biri olduğunu yazamıyosunuz artık galiba.

Longuri
03-10-07, 13:50
Biz titonun nasıl bir zalim olduğunu yeterince yadık siz anlamayıp cevap verimeye devam ediyorsanız bu bizim sorunumuz değil.

Anlayana sivrisinek saz.. Anlamayan GOMİNİSTE davul zurna az..

CeRLeK
03-10-07, 14:43
Biz titonun nasıl bir zalim olduğunu yeterince yadık siz anlamayıp cevap verimeye devam ediyorsanız bu bizim sorunumuz değil.

Anlayana sivrisinek saz.. Anlamayan GOMİNİSTE davul zurna az..

Bizde size Tito'nun ne kadar merhametli olduğunu,birleştirici bir özelliğe sahip olduğunu yazdık. Ancak görüyorum ki sizde değişen bişey yok hala okuduklarunızla yetiniyorsunuz. Buraya dedemin Tito hakkında düşüncelerini yazdım. Peki o yazılanlar yalan mı ? acaba siz onu okuyup cevap verebildiniz mi ?

Longuri
03-10-07, 23:05
Boşversenize merhametliymiş falan filan sohbetlerini,
Osmanlı 600 yıl yönetti her ırk ve din varlığını sürdürdü. Osmanlı gitti zulum, mala el koyma(toprakreformu), göç her türlü bela geldi müslümanın başına. Varmı Osmanlı döneminde Rusyaya yada Avrupya göç eden sırp, yunan kolonileri. Ama Osmanlıdan sonra %80 Müslüman olan balkanlarda %10 düştük.
Allahtan Tito merhametliymiş....

Balki
03-10-07, 23:35
Boşversenize merhametliymiş falan filan sohbetlerini,
Osmanlı 600 yıl yönetti her ırk ve din varlığını sürdürdü. Osmanlı gitti zulum, mala el koyma(toprakreformu), göç her türlü bela geldi müslümanın başına. Varmı Osmanlı döneminde Rusyaya yada Avrupya göç eden sırp, yunan kolonileri. Ama Osmanlıdan sonra %80 Müslüman olan balkanlarda %10 düştük.
Allahtan Tito merhametliymiş....

Tito mu 600 sene yasadıda mı zülümlar basladı her nereyi terk ettilerse orda zülüm oldu kan kaos biraz etkin düsünürseniz nedenini cok iyi anlarsınız kalkan kılıclarla olmuyo bu isler bilgelikde mürekkepte lazımdı diplamaside bir gecece 1500 km terk edilmezdi balkanlar kendini onların yerine koy sen ne yapardın nasıl davranırdın 21. yy türkiyesinde rahipler vuruluyor kesiliyor ve daha da ötesi gazetciler katlediliyor ki bu naslı zihniyet bunu yapanlar uzaydan inmedi herhalde neyse demek istedigim sizin bahsettiginiz gibi degil digerleri gibi geldi giiti kimse baki degil hele bahsettiginiz osmanlı hic degil cok kötü demiyorum ama cok iyi olsa idi simdi hasta adam diye nitelenmez dıslanmaz idik bir 600 yy daha devam eder idi ama malesef olmadı cok iyi demenize ragmen

potporučnik
04-10-07, 12:12
Boşversenize merhametliymiş falan filan sohbetlerini,
Osmanlı 600 yıl yönetti her ırk ve din varlığını sürdürdü. Osmanlı gitti zulum, mala el koyma(toprakreformu), göç her türlü bela geldi müslümanın başına. Varmı Osmanlı döneminde Rusyaya yada Avrupya göç eden sırp, yunan kolonileri. Ama Osmanlıdan sonra %80 Müslüman olan balkanlarda %10 düştük.
Allahtan Tito merhametliymiş....


Tito öldü yugoslavya'da 7 ye ayrıldı.Savaşlar çıktı.

Longuri sanırım Osmanlı=Tito olmuş he ne dersin ?

Longuri
04-10-07, 15:09
Tito öldü yugoslavya'da 7 ye ayrıldı.Savaşlar çıktı.

Longuri sanırım Osmanlı=Tito olmuş he ne dersin ?

Osmanlı Teknolojik imkanları olmasada sadece hoşgörü ve adalet ile bölgede 600 yıl barışı ve adaleti sağladı. TİTO yağmalar, gominist kayırmalar ile bazılarına mama. zalimlik, sürgün, göç, çalışma kampı ve zindan ile bazılarına gözdağı vererek ükleyi bir arada tuttu iktidar ömrürleride Latin dikatörler, saddam ve afrika diktatörleri kadar oldu. Lider öldü ülke öldü..... Doktrini doğu olsaydı yürütecek adam çıkardı.
Bakınız koca GUBA nız bile 2 adam bulamadı fideliniz kardeşini veliaht atadı....

mustafa
04-10-07, 17:49
Su Osmanlilarin adaletinden bahsedip duranlara bir kac hatiralatmada bulunmak istiyorum: Carmiha germe, kaziga gecirme, gözleri kör etme(sis cekme), el ayak kesme gibi ve daha bir cok iskence osmanli menselidir ve sarayda dahi uygulanmistir. Kosovodaki "Cela kula"yi da unutmamak lazim. Bunlari arsivlerde bulup okumak mümkündür.
Bogdurulmaya götürülen Moric kardeslerden biri söyle diyor "Proklet bio sultan care kad ti sablja pravdu kroji na zulumu carstvo stoji." Bu cok meshur bir sevdalinka.

Selam ve sevgiler

Balki
04-10-07, 20:14
kda bio tito imali su posla kda je bio tito imali su sta da jedu hrana kda je bilo tita imali su auto kda je bilo tita ziveli su dobro kda je bilo tita imali su mir i jedinstvo a sda ipak kriza na swecega. kako kazu nasi stari muhaciri umro tito umrla juga eto ziva istina a sda swe gore naj gore

poletarac
04-10-07, 20:54
Bilo je Slovenaca bilo je Hrvata
i Tito bio nas dok nije bilo rata
Neka sad svi çuju pa makar i psuju
Neko se duva a ko nas çuva?

poletarac
04-11-07, 20:04
Yıl 1978
7LuRz30ngI8

Yıl 2007
Baep0ZZoWlw

Bu "Titofiller" azalacağına çoğalıyor mu ne???

Dünya gözüyle 2007 versiyonunu da gördüm...artık ölsemde gam yemem.

Merak ettiğim tek birşey kaldı: Bu şarkıyı ezberleyen Peçenek var mıdır acaba?

Aman daha fazla deşmeyelim burayı...Elhamdülillah Kore'liyiz :D

?atovi
04-11-07, 22:02
Tito Aslen Hirvatistanin Kucuk Bir Koyunde Buyudu Ve Buyuk Yugoslaviya Devletini Buyutmeye Devam Etti Tito Ayni Zamanda Dunyayi Tek Her Yeriini Dolasan Ilk Yuguslaviya Cumhurbaskaniydi Ben Sirbistan Karadaga Gittim Zaman Bir Olay Basima Geldi Bir Adamlada Konustum Bu Olayi Ya Dedim Bu Tren Istasyonlarini Nasil Bu Kadar Guzel Yapmislar Daglarin Arasindan Geciyor Hataa Derelerini Ustunden O Kadar Guzel Yapmislar Ki Sasirdim Oda Dediki Tito O Kadar Akiliydik Dunyada Yok Boyle Insan Demisti Koylerden Adam Topluyorlarmis Ve Gelecegi O Kadar Guzel Goruyormuski Ilerde Tren Istasyonun Dunyada Dis Ticaret Icin Acilmasini Gorucegini Gormus Ve Tren Istasyonlarin Yapmak Icin Bir Suru Insan Olmus O Yilarda Ve Hic Para Almiyormus Insanlar Sadece Yemek Veriliyomus

poletarac
05-11-07, 14:06
Budva,2007
Ima nas jos!

poletarac
05-11-07, 21:06
Bosna Hersek'te bir akşam, 2007

rafetmuric
07-11-07, 10:04
Ben çok etkilendim. :19:
Özelikle başlangıçtaki ölum haberine.

ODjJCPOR8M0

Longuri
07-11-07, 15:30
ALIN SİZE TİTO GOMUNİZİMİ VE İŞBİLÇİKÇİ BOŞNAKLARIN TARİHİNİ

qYpnJoPrDiY

TABİ ANLAYANA

Longuri
07-11-07, 15:34
ALIN SİZE TİTO GOMUNİZİMİ VE İŞBİLÇİKÇİ BOŞNAKLARIN TARİHİNİ

3Gnd2vgqsNA

qYpnJoPrDiY

X7n92wrlI64

TABİ ANLAYANA

poletarac
08-11-07, 09:28
Lonkuri kardeşim.
Bilerek Lonkuri yazdım çünkü "k" harfi yerine "g" harfine basıyorsun klavyede. Sanırım foruma kaydolurken kullandığın nick'i de bu sebebten dolayı yanlış yazmışsın...öyle değil mi?
Koyduğun en son videoyu bir kez daha dinle...diğerlerini tekrar dinlemen vaktini alır. "Anlaşıldı mı?" diyorsun ama sanırım sen anlamamışsın. Tito her insan gibi kusursuz değildi. Hataları olmadı diyen yok.

Son videoda Tito'nun ölümünden sonra Karadağ'daki Çetnikler müslümanlar için ne demişler bir kez daha dinle. Eğer söylenenleri"anlarsan!"bundan sonra Çetnik'lerle Partizan'ları karıştırmazsın. Beğenmediğin Partizan'lar 2.Dünya savaşında sadece Alman Nazilerle savaşmadı. Çetniklerle, Ustaşalarla, Musolini İtalya'sıyla ve İşbirlikçilerle de savaştı.

Dini kitaplar haricinde tarih kitapları da okuman senin için faydalı olur. Ama anlayarak, tekrar tekrar oku!
Dediğim gibi koyduğun son videoyu bir kez daha izle Lonkuri kardeşim...olur mu?
Saygılar.

poletarac
08-11-07, 10:04
Koyduğun videoda söylenilenlerin anlaşılmama ihtimaline karşı...

Videonun sonunda Karadağlı Çetnikler şöyle diyor:
Muslimani...muslimani
Doşlisu vam crni dani
Nema Tite
Da vas brani

Yaklaşık Türkçesi
Müslümanlar...müslümanlar
Kara günleriniz geldi.
Artık Tito yok
Sizi koruyacak.

Şimdi ya evde...daha makbulü camidir.
Tito'ya ettiğin hakaretler için Allah'tan af dile.
Zararı olmaz...Belki cennete gitmene faydası olur.
"Anlaşıldı mı" Lonkuri kardeşim?

Balki
08-11-07, 10:23
swaka castt drug alal ti vjera Poletarac steta takvi ljudi se ponasaju ovde za heroj za junak za legenda covjek TİTA kako mi mrzimo kda van linije za KEMAL ATATURKA sto je ostvario zemlu TURKSKU bec nicega ne opterecuj paznu mi znamo koje sta i hvala za lepe divne rijeci za podrzku oni bi voleli da budu u nedra u krila swabe ili grcima valda im su to neki osecaj krv srce selam mahsus alal ti vjera hvala drug Poletarac

j a r a n e
08-11-07, 11:38
http://www.youtube.com/watch?v=RlbRXO6aXJE

Seyredin Tito'yu anlarsınız

j a r a n e
08-11-07, 12:12
http://www.youtube.com/watch?v=N9RbBpFrXOk
Bu görüntülerde Tito düşmanlarına özelliklede Longuri'ye tabi eğer anlayabilirse..................

muzo
11-11-07, 14:33
Budva,2007
Ima nas jos!

Tito ile ilgili bir duvar yazısıda benden olsun..



Tito ile ilgili duvar yazılarına 500 Evler Sokaklarında sıkça rastlamaktayım.
Nuri Alço Fenomeni'de duvar yazılarıyla ortaya çıkmıştı.
Önceleri böyle bir durumdan şüphelenmiştim.
Daha sonra Cıga/duff/titoyu Google'den araştırayım dedim.
Ne göreyim ingilizce bir şarkı imiş..

lyrics, yabancı şarkı sözü, yabancı şarkı sözleri, ingilizce şarkı ...Hector Y Tito lyrics. 1453. Hector Montaner lyrics ...... Hilary Duff feat. Christina Milian lyrics ...... Ciga lyrics. 4060. Ciega Gusana lyrics

latrodectin
15-12-07, 19:40
Halkın Tiranı Miloseviç-Vidosav Stevanoviç- sayfa 18-32

Yugoslavya batılı devletlerin ulaşmak için 100 yıl uğraştıkları noktaya 10 yıl içinde gelmeyi başarmıştı.

Fakat geleceğe dönük yatırımlar için gerekli fonlar ,kazanılan karlarla değil de umulmadık farklı bir kaynak tarafından sağlanıyordu.Tito ve arkadaşları Yugoslavyanın doğu ve batı arasındaki konumu düşünüldüğünde asla kendi kendine yetemeyeceğini çok iyi kavramışlardı.Soğuk savaş iki büyük rakip doğurmuştu.Yugoslav komünistler taraf tutmaktan uzak durmuşlardı.Ellerindeki en iyi seçenek , saygı görmeleri ve desteklenmeleri şartlarıyla her iki tarafında yanında bulunmaktı.Titonun gizli diplomasisi kısa süre içinde meyvelerini verdi ve batıdan açık vadeli krediler gelmeye başladı.Bugüne kadar sosyalist Yugoslavyaya akıtılan paranın miktarı hala bir muamma.Bazı ekonomistler ,Yugoslav ekonomisini düzeltmenin 100 milyar dolardan daha fazlaya mal olduğunu iddia etmişlerdir.

Batıdan gelen para ülkeyi tüketim hastalığına bulaştırmıştı.Gençler kot pantolon giymeye ,coca cola içip rock müzik dinlemeye ve Beatles üyeleri gibi saçlarını uzatmaya başlamışlardı.Yugoslavya ekonomik büyümeye açık olmasına rağmen ,değişime karşı derin bir şüphe içindeydi.Özellikle de Tito tedirgindi.her şeye rağmen ,Kruşçevin yeniden uzlaşma ziyaretini kabul etti.Eski müttefikinin yardımı olmadan hayatta kalamayacaklarını bilerek, Sovyetler Birliği ile barış yaptı.

Bu arada ,ekonomik reformlar parti zirvelerinde oylamaya sunuldu ve şirketler personel fazlasını işten çıkarmaya başladı.Bu durum , hükümetin kalıcı istihdam politikasıyla doğrudan çelişiyordu.Bu yeni işsiz kesim için bir şeyler yapılması gerekiyordu.Ayrıca devlet otoritesi zayıflamıştı ve tüm ülke daha refah dolu bir gelecek beklentisi içindeydi.Bu durumdan bir çıkış yolu olmalıydı.

Önceki yurtdışına çıkma hakkı sadece yüksek rütbeli görevlilere ve Yugoslavyayı temelli terk etme kararı alanlara verilirdi.Şimdiyse komünistler sınırları tüm vatandaşlara açma kararı almıştı ve bu nedenle yüz binlerce Yugoslav yurtdışında iş bulma telaşıyla yollara düşmüştü. Bu durumun Yugoslavya için iki avantajı vardı.Hem partinin ve devletin sorumlu olduğu işsizler ülkeyi terk ettiklerinden işsizlik sorunu ortadan kalkmış,hem de onların ailelerine ve arkadaşlarına gönderdikleri para sayesinde ekonomi rahatlamıştı.Gurbetteki işçiler ,büyük arabalarını ,renkli televizyonlarını ve yeni şık giysilerini göstermek için tatillerde memlekete dönüyorlardı.Eski devrimciler ise artık muhafazakar olmuştu.

Her sosyalizm modelinde ,sistemin işleyişini geliştirmek için belirli aralıklarla reform sürecine girilir ,fakat bu yapılan reformlar merkezi otoriteyi ciddi biçimde sarsmaktaydı.Devlet ,gücü elinde tutmak istiyorsa ipleri biraz daha sıkı tutmalıydı .Her yeni siyasi eğilimi tehdit olarak gören Tito ,bu grupları azlederek tepkisini göstermişti.

Tito, genç grupların safdışı bırakılmasıyla devrim zamanından kalan kadroya güvenmek zorunda kaldı.Bu devrim artığı eski kafalı yöneticilerin sistemin işleyişini korumakta başarısız olmaları hiç de şaşırtıcı değildi.Yeni ekonomiyi ne geliştirebilecek ne de tersine döndürebilecek durumdaydılar.Bu yüzden ,hiçbir şey yapmamayı tercih edip önceden denenmiş mekanizmalara bel bağladılar.Ellerinde kalan tek şey ,Tito efsanesinin gücüydü.

Tito kültü hala ,halkın federasyon içindeki gerçek gerginliklerini görmesini engelleyen bir güce sahipti.Yugoslavya nın ihtişamı bu peri masalının uyuşturucu etkisiyle sürmüştü ancak içindeki çok sayıdaki bölünmelerle Tito efsanesi gelecek kuşaklar için yıkıcı sonuçlara gebeydi.Yabancılar bu olgu karşısında şaşkına dönmüş ,Yugoslavlar ise onunla hipnotize olmuşlardı.Bu arada ahlaki çöküntü örtbas edilmişti.Resmi olarak fahişelik yoktu.İşsizler ülkeyi terk etmişti ve dışarıdan ülkeye sürekli kredi akmaktaydı.Halk (gücü elinde tutanlar hariç) siyasete dahil edilmemişti.Kendi kendini ifade fikri,altyapılarda şirketlere verdiği ,halka hiç açıklanmamış ciddi ekonomik zararlara rağmen devam ediyordu.

Titonun ,Yugoslavyasında dokunulmazlığı vardı.Üç kez ulusal kahraman unvanı almıştı ve elinde sınırsız yaptırım gücü bulundurmaktaydı.Ömür boyu cumhurbaşkanıydı ve sarsılmaz firavun gibiydi.Birçok şehre ,tıpkı sayısız kurum,fabrika ve fakülte gibi onun adı verilmişti.

Karadağın başkenti Titograd adını almıştı.Tavırları ,sonradan görme bir sanatçı ve çapkın bir bon vinant bileşimiydi.Kameraların önünde ise bilge adamı oynuyordu.

Ama Tito yaşlanıyordu.arkadaşlarının ve konuklarının isimlerini unutmaya başlamıştı.artık doktorlar bitişik odada kalmaktaydı.Sonunda yoldaş cumhurbaşkanın tedbir nedeniyle hastaneye kaldırıldığı haberi duyuldu.Ülkenin her köşesinden sadakat mesajları yağıyordu.(Sırbistanda bir şehir Titoya imzalarla dolu bir sevgi kitabı gönderir ama imzaların sayısı şehrin nüfusundan fazladır!)fakat josip broz tito da herkes gibi ölümlüydü ve Slovenyada 4 mayıs 1980 Tarihinde vefat etti.(Yugoslavyada 4-8 mayıs 1980 tarihleri arasında 4000 kadar vatandaş ,davranışlarının sonuçlarını gayet iyi bildikleri halde ,josip brozun ölümünü sokaklarda şarkı söyleyip dans ederek kutladılar ve bu yüzden tutuklanıp cezalandırıldılar)

Tito ,beyaz mermer bir bloğun altına gömüldü.taşa beşuçlu yıldızın (komünizmin sembolü)
işlenmemiş olması dikkat çekiciydi.Tito ,onsuz varolması mümkün olmayan ideolojisinden de üstündü.

muzo
10-01-08, 23:47
Dragi TiTO

Herkes seni kitaplardan okudu, seni yaşamadılar. Sana karşı olanlara inandılar. Seninle yaşanyanlara değil. Dedem 1927'de doğumuş. TiTo' yu yaşamış biridir. Sizler ne kadar tito'dan kaçtığınız için geldiniz desenizde boş. Tito'dan kaçsak onun resimlerini duvarlara asarmıydık. Dedem onu bize anlatırken duygulanırmydı. TiTO zamanında herşeye sahip olmuş dinini istediği gibi yaşamış. Ekonomik yönden, sosyal yönden refaha ulaşmış. Herkesin dilinde tito zamanında müslümanlar ezildi. Peki benim dedemler neden ezilmedi. Hemde sülelanin çoğunluğunu hocalar,hacılar oluştururken. Size hangi titoyu anlattılar. Ben kitaplara inanmam titoyu birebir yaşamış dedeme inarırım. Gerçeği gören yaşanyan birinin anlatımıdır.


Sn Cerlek Bu gece Dedeni hasta yatağında ziyaret etme fırsatım oldu.82 yaşında olmasına rağmen hiç bunamamış. Hala mantıklı konuşuyor.Semir ve Jaka ile birkikte Hajro amcayı ziyeret ettik.Konu Tito'dan açıldığı zaman gözleri parladı Bizlere Druze Tito'yu anlatmaya başladı.Yugoslavya'da Tito'yu bir tek arnavutlar sevmezdi dedi.Bu forumda Tito'yu kötüleyenlerin Hayro amcayı bir dinlemesini isterdim.
Druze Tito diyor başka bir şey demiyor.Herkes Titoya arkadaş dost Tito derdi.Tito bey(gospodin) denmesini istemiyordu.Tito için diktatör diyenler var dediğimde bıyık altından gülüyor.
Ben iki tane lider tanırım Biri Tito diğeri Atatürk dedi.

Balki
11-01-08, 00:02
bu ülkelerde simdi yönetici ve siyaset adamlarını bir kenara itin bunun gibi baska birisi yetistimi birisi bana bunu izah etsin suandakiler ya soykırımla anılıyor yada aranıyor yada ne kadar para banka götürmüs sevin sevmeyin günahıyla sevabıyla cok mükemmel olmayan bir toplulugu yokluktan var etmis hepsini bir devlet catısı altında birbirlerine toplatmıs kimseyi memnun edemezsiniz hayatta sevin sevmeyin ama o bunu basarabilmis simdi 21.yüzyıldayız bizler bile cok seyi bilmemize ragmen ferdi ne yapabiliyoruz sorusu aklıma geliyor hicc malesef hic bir sey bu insanı taktir etmek gerekiyor bilhassa bizim dedolarımızın övdügü bir insansa hele oda TİTO'ysa selamlar

luka agovic
20-04-08, 16:08
Titonun 1980li yıllarda Türkiyeyi ziyaret etmiş. sanırım arçelik tesislerine gittiğinde babam ve arkadaşları onu görmek için oraya koşmuşlar adeta bu bence o dönemin iyi olduğunu ve babamında anlattığına göre müslümanların en rahat olarak yaşadığı dönemmiş ve herkes tam anlamıyla rahatmış ben o zamanda yaşamadım ve bilgilerim okuduğum kitaplarla sınırlı ama kötü bir sözde duymadım bir kaç
milliyetçi hariç rahat uyu Tito

Tito Kimdir? Kısa Bir Tarihsel Bilgi…

1892 yılında Hırvatistan’ın Kumrovec bölgesinde Sloven bir anne ve Hırvat bir köylü babanın oğlu olarak doğan Tito -ya da gerçek adıyla Josip Broz- Birinci Dünya Savaşı sırasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ordusunda görev yaptı, savaşta yaralanarak Rusların eline esir düştü. 1917 Rus Devrimine Bolşeviklerin tarafında destek veren Josip Broz, 1918 yılında savaşın bitmesiyle, daha sonra Yugoslavya adını alacak olan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’na döndü. Doğduğu ülke olan Hırvatistan’a dönüş sebebi, yasadışı olarak Komünist Parti’nin örgütlenmesini sağlamaktı. Yakalanarak hapse atıldı ve 1928’den 1934 yılına kadar hapiste kaldı. Hapishane günleri sırasında Tito takma adını aldı. Hapisten çıktıktan sonra (önce Komüntern ve ardından Komünform adını alan) Komünist Enternasyonal’de görev yapmak için Moskova’ya gitti.
1936 yılında Komünist Parti’yi resmen kurmak için Yugoslavya’ya geri döndü ve 1937’de Yugoslav Komünist Partisi’nin (YKP) Genel Sekreterliği görevini üstlendi.

Nazi Almanyası 1941 yılında hem Yugoslavya’yı hem de SSCB’yi işgal edince Tito tüm Yugoslavları Nazilere ve onları destekleyen Faşist Hırvatlara (Ustaşalar) karşı direnmeye çağırdı. 1942 yılında geçici ve Komünist politikaları güden bir hükümet kuran Tito, bu hareketiyle Çetniklerle (Monarşi isteyen aşırı milliyetçi Sırplar) karşı karşıya geldi.

1944 yılında savaşta Almanya’nın karşısında yer alan müttefiklerin de desteğini alan Tito, Mart 1945’te Başbakan seçildi. Yıl sonunda Almanları ülkeden kovmayı başaran Yugoslavlar birleşti ve tüm kontrolü Tito hükümetine devretti. Monarşi’den Demokrasiye geçişle ilgili herhangi bir referandum yapılmadı. Çünkü Tito, ülkeye tek partili sistemi getirmişti.
Tito, 1945 yılından itibaren 35 yıl boyunca Sosyalist Yugoslavya Federasyonu Başkanlığını yaptı. Bu süre zarfında, Soğuk Savaş’ın gerilimli ortamında “Bağlantısızlar Hareketi”ne de öncülük etti. Josip Broz Tito, 4 Mayıs 1980 tarihinde Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da hayatını kaybetti.

Hem Yugo-Nostalji Hem de Bağımsızlık
27/10/2003
Yazan: Katja Zizek
Slovenya-Ljubljana
Bağımsızlığının 12. yılında Slovenya, Yugoslavya içinde diğer Balkan ülkeleriyle yaşadığı ortak geçmişi hala unutmadı. Geçmişin hatıraları ailelerimizin ve dedelerimizin/ büyükannelerimizin yüreklerinde hala yaşıyor. Biz gençlerin tek şansı ise, o dönemde yaşayan ailelerimizin bize Tito hakkında anlattıkları hikayeleri dinlemek; Balkanların altın yıllarının hikayelerini…
Josip Broz’un, yani Tio’nun 1980 yılındaki ölümünün ardından Yugoslavya yavaş yavaş dağılmaya başladı. Bir Sloven genci olarak bu dağılma zorunluluğunu politikacıların, farklı kültürlerdeki insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olan kötü yönetimlerine bağlıyorum. Yugoslavya’yı oluşturan ülkeler ve başkentleri iç ve dış politikalarında Belgrat’tan bağımsız kararlar da verebilme gücüne sahip olmak istediler ve bunun doğal bir sonucu olarak da Büyük Sırbistan rüyasının peşinden gitmediler.
İlk Günah: Slovenya
Ülkelerin ayrılma çabalarında dönüm noktası 25 Haziran 1991 oldu: Slovenya bağımsızlığını ilan etti. Ülkede bulunan ve Yugoslav ordusuna ait olan pek çok kışla, Sloven tarihinin bu en önemli günlerinden birinin hemen sonrasındaki sabah, Belgrat’tan aldıkları, “Slovenleri, yapmayı planladıkları şeyden vazgeçirin” emri doğrultusunda harekete geçti… On günün ardından savaş sona erdi ve Yugoslav birlikleri Slovenya’yı terk etti.

Yugoslavya ülkelerinden ayrılma hareketini Hırvatistan’ın bağımsızlığı takip etti. Burası Sırbistan’a çok daha yakındı ve Sırplar bu toprakları Yugoslavya’nın bir parçası olarak tutma konusuna çok önem veriyorlardı. Aynı şey, Bosna Hersek’in de başına geldi: ülkeler arası bir savaş ve milyonlarca insanın ölümü… Sonuçları asla tam olarak bilinemeyen ve Slovenya’daki savaşla karşılaştırılması mümkün olmayan bu iki savaş yıllar boyunca sürdü.

Peki, amacım Sloven gençliğinin Tito’ya bakışını anlatmak iken niçin savaşları anlatıyorum? Çünkü gerek birebir, gerekse medya vasıtasıyla yaşadığımız bu savaşlar, benim neslimin yaşadığı belki de en büyük deneyim. Tito’nun ölümünde ve ondan sonra ülkenin parçalanmasına giden 11 yıl boyunca bizler hala birer çocuktuk ve o dönemlere ait hatırlayabildiklerimiz gerçekten çok sınırlı. Tito’nun liderliği ile ilgili olarak tek bildiklerimiz, ailelerimizden dinlediklerimiz. Yakın tarihi anlamak ve eski Yugoslavya’yı oluşturan ülkelerin gelişimlerini bilmek ise Slovenlerin Tito zamanında bile niye bu kadar iyimser olduklarını anlamaya oldukça yardım eder.
Benim ülkeme savaşta o kadar da fazla dokunulmadı, o kadar fazla insan ölmedi; her ne kadar tüm kayıplar fazla bile olsa… Slovenya’da durum böyle iken, Saraybosna’da sadece sokakta yürürken bile hala savaşın izlerini görebiliyorsunuz. Bu durum, insanların Tito’ya bakışını da etkiliyor tabii.

“Komünizmin yardımıyla, farklı ülkeleri bir araya getirerek tek ve güçlü bir ülke yaratan o muhteşem lider” diye düşünenler ve ayrıca onun politikalarını ve felsefesini beğenmeyenler.
Tito’nun döneminde insanlar hiçbir şeyden mahrum değildiler. Demek istediğim; eğer birisi herhangi bir şeye sahip değilse bu, ona hiç kimse sahip değil anlamına geliyordu. Herkes eşitti. Ülkede sosyal haklar ve sağlık güvencesine çok önem atfediliyor, insanlara fırsat veriliyordu. Ülke “Bağlantısızlar Hareketinin” en önemli üyelerinden biriydi.

1000 Yıllık Sloven Rüyası: Bağımsızlık
Ancak bütün bunların ardından, ülkeler arasında tansiyon gittikçe yükselmeye başladı ve Slovenler için 1000 yıllık bir rüya gerçekleşti: bağımsız olduk.

Şu anda hiçbir Sloven, Yugoslavya’ya geri dönmek istemiyor. Ama yine de o günleri hatırlamak benim neslim için bile iyimser bir hava estiriyor. Bunu dinlenilen müziklerde, ya da eski Yugoslavya’dan biriyle karşılaştığımda hissedebiliyorum. Bizi birbirimize bağlayan bir şey var. Bu “Yugo-nostalji” özellikle Slovenlerde var. Bu durumu, eski Yugoslavya’da yer almayan ülkelerden insanlar ise anlamakta gerçekten zorluk çekiyorlar.

Bu durumu belki de en kolay anlatabileceğim durum, Slovenya’da bir Amerikalı arkadaşımla bir öğrenci partisi sırasında yaşadığım konuşmayı aktarmak olacaktır: Ülkenin alternatif müzik yapan gruplarından biri olan Zaklonisce Prepeva (Şarkıcı Siperler) şarkılarından birinde, Amerikalı arkadaşımın da anlayabileceği uluslararası kelimeleri kullanarak şarkılarını “haykırıyordu”: Tito, Yugoslavya, Komünizm ve tabii ki Bush’a yönelik birkaç güzel(!) söz. Aynı zamanda şarkılarında “La Viva Communisma” (Yaşasın Komünizm) diyorlardı.
Arkadaşım “buradaki herkes komünist mi?” diye sordu. “Hayır” dedim “hatta bence komünist olmaktan son derece uzaklar”. “Peki komünizmden Amerikalıların nefret ettiği kadar nefret ediyorlar mı?” diye sordu. “Hayır. Komünist rejimi sevmiyorlar ama içlerinde öylesine bir nefret de yok” dedim. “O zaman komünistler işte” diye yanıt verdi bana “Eğer öyle değillerse neden sürekli Yugoslavya ile ilgili şarkılar söyleyip dansetsinler ki”… Ardından ona, burada yazdıklarımı anlattım.

“Ülkelerin kendi hayatlarını yaşama vakti geldi”
Slovenler belki de o günleri bilerek anmak istiyorlar; çünkü o günlerden kalan hiçbir kötü anımız yok. Bir Sırp arkadaşım Slovenya’nın başkenti Ljubljana’daki duvarlardan birinde “Geçlik Günü” (eski rejime ait bir kutlama) ile ilgili ya da anti-NATO komünist sloganları olan grafitileri görünce çok şaşırmıştı. Hırvat bir başka arkadaşım Zagreb’de bu tür grafitilerin artık olmadığını söyledi. Gençlik Günü’nü ne kadar çok kişinin hatırladığını öğrendiklerinde, şaşkınlıkları bir kat daha arttı…

Hala, ne zaman bir araya gelsek eski Yugoslavya’da çok ünlü olan şarkıları tekrar bir arada söylemeye başlarız.
Amacım sizi herhangi bir fikre inandırmak değil ama bence, Tito gerçekten çok önemli bir liderdi. Ancak bu bazı gerçekleri de değiştiremiyor; çünkü artık tüm ülkelerin kendi hayatlarını yaşama vakti geldi.

Unutulmayan Lider Josip Broz Tito’nun Hikayesi
27/10/2003
Yazan: Darijo Cerepinko
Hırvatistan, Zagrep
Günlerden 4 Mayıs 1980, saatler ise tam olarak öğleden sonra 3.05. Devlet televizyonu, Sosyalist Federatif Yugoslavya Cumhuriyeti Başkanı yoldaş Tito’nun Ljubjana’daki hastanede hayatını kaybettiğini söylediği an, tüm ülkede inanılmaz bir acı ve yas havası hakim oldu. Yugoslavya’da zaman durmuştu. Sokaklar arabalarla doluydu ama şaşkın sürücülerin hiçbiri arabalarını kullanamıyordu. Televizyon yayınını kesti, aynı şekilde tüm sinema ve tiyatro gösterileri, hatta Hırvat Hajduk Split ile Belgrad’tan Sırp Partizan takımları arasında oynanmakta olan futbol maçı da durduruldu. O anda tüm oyuncular ve taraftarlar, hatta stadyumun kendisi bile ağlıyordu sanki.
O an, tarih kitaplarına girecek bir andı bence. Yugoslavya bir araya geldi ve onun izinden gitmeye, onun inançlarını korumaya karar verdi. Bu inançlar, uzun zamandan beri Güney Slavları’nın başına gelen en güzel şeydi. Ya da en azından öyle görünüyordu.
“Aslında Herkes Ağlamıyordu”
Gerçekçi olmak gerekirse o gün o stadyumdaki herkes ağlamıyordu. Bazıları eski diktatörün (onlar böyle adlandırıyordu!) ölümünü çok büyük bir hazla kutluyorlardı.

Tito’nun rüyası; Yugoslav Federasyonu diye bilinen, Mareşal Tito’nun muhteşem mirası, 10 yıldan kısa bir süre içinde çok fazla kan dökülerek ve adeta yırtılarak yok oldu. Daha sonra, uzun yıllar boyunca burada, Hırvatistan’da Tito’nun adı öyle sıkça anılmaz oldu. Yeni ideolojiler ve yeni “tarih yaratıcıları” onun anısının üzerinde adeta bir bulut oldular.

Tito ve Muhalifleri
İlk Hırvat Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman’ın (Hırvatistan 1991’de bağımsızlığını aldıktan sonraki ilk Cumhurbaşkanı) o Mayıs günü, Tito için ağlayıp ağlamadığına dair bir kelime ne konuşuldu ne de yazıldı. Tudjman, o eski günlerin çok büyük bir parçası olmasına rağmen, o günlerden pek de övgüyle söz etmedi. Franjo Tudjman, Tito hayattayken, o dönem kabul edilenden tamamen farklı düşüncelere sahip olduğu için 1970’lerde hapse atılmıştı. Bu durum, 1990’larda Hırvatistan ilk özgür, çok partili, demokratik seçimlerine giderken çok büyük bir kozdu. Tudjman seçimleri kazandıktan sonra, “eski yaraları iyileştirmeye” çalıştı ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında farklı taraflarda birbirine karşı savaşan Hırvatları bir araya getirmeye çalıştı.

Yani bu günlerde, adı son 50 yılda sıkça anılan birini anmak çok da hoş karşılanabilecek bir şey değildi. Bazı kimseler için modern Hırvat tarihinin en karanlık çağlarını sunan bir isim; Josip Broz Tito! Yugoslavya Federasyonu, Demir Perde’nin arkasındaki komünist ülkeler içindeki en demokratik ve en açık ülke olmasına rağmen Tito’nun rejimi, komünizm ve diktatörlükle yönetilen diğer ülkelerin tarzıyla savaşıyordu rakipleriyle. Bu savaş, Tito rejimi muhaliflerini, rakiplerini hapse atma ya da idam etme noktasına kadar varabiliyordu.

Hırvat Anti Faşist
1990’larda Franjo Tudjman ve daha da önemlisi çevresindeki onca insan, Hırvatistan’ın başkentinden yarım saat mesafede doğmuş birini, Tito’yu aniden unutuvermişti. Onun ismi artık anılmaz olmuştu. Diğer taraftan Hırvatistan Cumhurbaşkanı Tudjman, 50 yıl önce Anti-Faşist harekette aktif rol alan, dünyadaki tek başkandı. “O, Tito’nun emekli bir savaş generaliydi!”
Ancak bugünlerde, ölümünden 23 yıl sonra, bazı şeyler değişti. Pek çok Hırvat, Tito’nun Hırvatistan tarihindeki en büyük politikacılardan biri olduğunu bir kez daha kabul ediyor ve pek çok Hırvat, o günleri çok yoğun duygularla anıyor.
Şu andaki Hırvat Cumhurbaşkanı Stipe Mesic, (Tudjman’ın 1999’da vefat etmesiyle görevi devraldı) Tito’yu pek çok kez saygı ve büyük bir gururla andı. Bulduğu her fırsatta, özellikle o dönem Avrupa’sında çok yalnızlık çeken ve Nazi’lere karşı başarılı bir biçimde savaşan Hırvat Anti Faşistleri’ni hatırlattı. Liderleri, Tito’ydu! Pek çok kişi tekrar Tito’nun Soğuk Savaş Dönemi’nde “Bağlantısızlar Hareketi”ndeki önemli rolü hakkında konuşmaya başladı. Bu kişiler arasındaki en geçerli kanı, o dönemin, dünya barışı ve medeniyeti için yapılmış en büyük Hırvat katkısı olduğu.

Pek çok insan, Tito’nun hayattan nasıl keyif alınması gerektiğini iyi bildiğini söyler. Dünyayı dolaşmak, dünyanın en ünlü film yıldızlarıyla, politikacılarıyla, işadamlarıyla bir araya gelmek… Tabii ki bütün bunları yapabilmesini sağlayan şey; herkese hediye edilmeyen o güçlü karizmasıdır.

Hala, oldukça saygı duyulması gereken sayıda bir grup da, Tito’nun “düşünce ve seçim özgürlüğünü savunan pek çok muhalifinin ve rakibinin -ve tabii ki yarım yüzyıl boyunca Hırvatistan’ın bağımsızlığı için komünizm karşıtı mücadeleye katılan pek çok kişinin- ölümünden veya acılarından” sorumlu olduğuna inanıyor.

Tüm Güney Slavları’nın en harika oğlunun adı, hayattayken bile sayısız şarkıda, hikayede ve filmde anılmıştı. Bazı kişiler sessizce, tüm bunları hiçe sayarak onun putlaştırıldığına inandı. Ölümünün üzerinden on yıl geçmeden önce ise, bu düşünceyi dile getirecek kadar cesur olan pek az kişi vardı.

“Tito Meydanı’nın, Zagreb’in En Güzel Meydanı Olduğuna ve Dünyada Bir Eşinin Daha Olmadığına İnanılır”
Tüm bu hareketli yıllar süresince, Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’in en ortasındaki meydana Tito’nun adı verildi. Bu meydanın Zagreb’in en güzel meydanı olduğuna ve dünyada bir eşinin daha olmadığına inanılır. Meydanın adını değiştirmek için zaman zaman fikirler öne atılsa da şimdiye kadar hiç kimse bunu yapmaya cesaret edemedi. Zaten bugünlerde bunu gerçekten çok az insan istiyor.
Bu hareketli yıllar boyunca önemli bir başka yer daha vardı. Zagreb’in kuzeybatısında kalan, yeşil tepeleri ve üzüm bağlarıyla Hrvatsko Zagorje bölgesinin en canlı yerlerinden biri: Tito’nun doğduğu ve artık anıtlaşmış olan Kumrovec köyü.

1990’lardaki son savaştan önce Kumrovec, bölgenin en çok ziyaret edilen yeriydi. Geziler ve öğrenci grupları için günlük turlar düzenlenirdi. Ancak yıllarca –neredeyse tüm 90’lar süresince- Mareşal Tito’nun doğum yerini görmeye pek az insan gelir oldu. Bu sene ise, Tito’nun 6.000 civarında takipçisi 5 Mayıs’ta orada bir araya gelerek pek çok kez yadsınan ama asla unutulmayan Josip Broz’a saygılarını gösterdiler. Ziyaretçiler eski Yugoslavya Federasyonu’nun ve Avrupa’nın pek çok köşesinden geliyordu.
Bugün, Tito’nun anıtlaşmış köyü, bir etnografya müzesine dönüştürüldü. Tekrar pek çok ziyaretçi grubu, küçük, tahta damlı kulübeyi ve ünlü beşiği görmeye geliyorlar; içinde 20. yüzyılın en ilginç ve en entrikalı isimlerinden birinin doğduğu yere…

Artık Ayağa Kalkmıyoruz
27/10/2003
Yazan: Ivana Petrovic
Sırbistan-Karadağ/Belgrad
Tito’nun ölümünden sadece birkaç ay sonra doğdum, ilköğretimim boyunca, 1990’lara kadar Tito’nun üzerimdeki etkisi benim bu satırları yazmama sebep olan şey de oldu aynı zamanda.
İlkokula 1987 yılında başladım. Ben de diğer tüm çocuklar gibi her sabah boynuma kırmızı bir eşarp bağlar, başıma da üzerinde Komünizm’in simgesi olan kocaman kızıl yıldızımız olan mavi bir şapka takar ve okuluma öyle giderdim. Yani, ben de diğer tüm çocuklar gibi, Tito’nun “öncü”lerinden biriydim…

Kitaplarımızda, alfabenin hemen yanında onun fotoğrafını görürdük her sabah. Hayatı hakkında pek çok hikaye anlatıldı bize. Bu hikayeler aklımızda romantik, kahraman ve dokunaklı bir mit oluşturmuştu. Hala da hatırlarım; Joza’nın (çocukluğumda Josip Broz Tito’ya böyle seslenilirdi) pek fazla pantolonu yoktu… Joza’nın hiç pateni olmadı… Joza çok fakir bir çocukluk geçirdi… Aynı zamanda köpeği Reks ile ilgili o ünlü hikaye de hala aklımdadır, hani şu Reks’in savaş zamanında Tito’nun hayatını kurtarışını anlatan hikaye.
Kitapları Tozlandı

Bana göre –ki buradaki pek çok kişinin de böyle düşündüğü bir gerçek- evimde Tito’yu anlatan gerektiğinden çok fazla kitap var. Hepsi çok pahalı baskı teknikleri kullanılan ve çok kaliteli fotoğrafları olan kitaplar; ama şu anda hepsi sadece toz topluyor.

Ailem, Tito zamanının ne kadar güzel olduğu nostaljisini hala yaşatır. O zamanlar paraları vardı. Yüksek standartlarda bir yaşamları da, hatta belki de onlar için hepsinden önemlisi ellerinde, dünyanın her yerinde çok büyük saygı gören ve istedikleri her ülkeye gitmelerini sağlayan kırmızı Yugoslav pasaportları vardı…

Daha sonra işler kötüye gitmeye başladı, sadece ülkede değil, bizimkiler arasında da… Mesela annemle babam çok istemelerine rağmen 1980 yılının ocak ayında evlenememişler; çünkü Tito’nun rahatsızlığı nedeniyle ülkede sıkı yönetim varmış.
Tito ile ilgili hatırladığım bir diğer –ve aslında son- şey, onun her ölüm yıldönümünde tüm öğrenciler ayağa kalkar ve birkaç dakika saygı duruşunda dururlardı. Bu gelenek de, Yugoslavya’da Tito dönemine ait pek çok gelenek gibi 1990’larda sona erdi

Tito’nun Hatırladığı Ülke: Makedonya
27/10/2003
Yazan: Filip Nelkovski
Makedonya, Üsküp

Balkanlarda kurulan ilk cumhuriyet olan Makedonya’nın en büyük milli bayramının (Ilinden) 100. yılını kutladığı bu yılda; ülke, var olma sorunları yaşıyor…

İçinde yaşayan insanların rüyası olsa bile, bağımsızlık Yugoslavya Federal Cumhuriyeti çerçevesi çizildikten 42 yıl sonra geldi… Makedonya’nın bağımsızlığı ve hakları, diğer beş cumhuriyettekilere eşit olarak resmen tanındı. Bilindiği gibi o dönem Yugoslavya’nın başında Tito vardı ve yine bilindiği gibi onun ölümünden 10 yıl sonra, Yugoslavya da ölmüştü.
Peki, Tito Makedonya için ne yaptı? Bu sorunun milyonlarca cevabı olabilir. Makedonlar, Tito’nun politikaları için güzel şeyler söylemeyi severler. Onun liderliği zamanında Makedonya yıllar süren bir ayrılıktan sonra bağımsızlığına kavuştu ve bu, Makedonların asla unutamayacağı bir gerçek.

Tito’suz bir Makedonya
Diğer taraftan, Tito’suz bir Makedonya Balkan Yarımadası içindeki en güçlü ve en eski ülkelerden biri olabilirdi. Tito ile ilgili olarak Makedonya’da yaygın olan bir görüşe göre -ki bu gerçekten hiç de uzak değil- Tito’nun politikaları, federasyondaki en büyük ve en güçlü iki ülke üzerinde yoğunlaşmıştı: Sırbistan ve Hırvatistan. Slovenya ise “uzak durma” politikaları ile (iyi ki) artık merkez haline gelen Belgrad’a daha az bağlıydı. Bu durum, Makedonya için geçerli değildi. Görece kaynak kapasitesine sahip olan böyle ufak bir ülkede her şey “merkeze” bağlıydı. Politika, ekonomi vs… Makedonya, Tito’nun “güçlü” politikaları için yegane örnekti. Makedon halkı da Tito’nun, bu politikalarını tamamen uygulamasına izin vermişti. Halkın bu kadar sessiz ve kabullenmiş olması da, bir yerlerde sorun olduğunu gösteriyordu aslında.

Tito’nun politikalarıyla ilgili olarak Makedonya’da hakim olan diğer görüşe göre de o, Makedonya’ya bağımsızlığı getiren kişi. Tito’nun Yugoslavyası’nda yaşamak gerçekten çok büyük bir ayrıcalıktı. Hiç kuşku yok ki, o dönem Makedonya’nın ekonomisi çok daha iyiydi. Bu yüzden pek çok kişi o yılları anarken “o zamanlar daha iyiydik” diyor.
Ondan sonra her şey çok kötüye gitti. Bu doğru mu? Tam olarak değil ama insanlar politik geçiş dönemindeki dalgalanmalardan çok fazla etkilendiler. Bu, gerçekte sosyalist dönemde alıştıkları yaşamdan kopuşun etkileriydi. Bu, Tito’nun politikalarından kopuşun etkileriydi.

Tito Zamanı Kosova
27/10/2003
Yazan: Veton Kasapolli
Kosova, Priştine
Başkan Josip Broz Tito ile Kosova’da yaşayan Arnavutlar'ın yaşamları da değişti. Bu güçlü değişim hayatın her alanında kendini gösterdi. Özellikle 1960 sonrası eğitimle ve iş imkanlarıyla başlayan bu değişimle birlikte bir eşitlik ortamının geldiğini de söyleyebilirim. Arnavutlar ilk kez Yugoslavya’yı oluşturan diğer milletlerle eşit haklara sahip oldu. Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’ndan itibaren -ve daha sonra ilk Yugoslavya içinde- Arnavutlar temel insan haklarına bile sahip değillerdi. Ya da daha doğru bir ifadeyle “diğerlerinin” kolaylıkla girebildiği sosyal ortam, iş vb. alanlara Arnavutların da girmesine izin verilmiyordu. Tito ve rejimi bunların hepsini değiştirdi.
O dönemle ilgili belirtmem gereken ilk şey, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından parti, bölgesel liderlerle bir araya geldi ve eğitim üzerinde önemle durulması gerektiğini söyledi. Öncelikle, kadınlar 13 yaşından itibaren taktıkları başörtülerini çıkardılar. İmamları ve aileleri ikna ederek nüfusun büyük bir bölümünü okula göndermeyi başardılar. Kosovalı Arnavutlar, önce Yugoslavya’nın farklı bölgelerinde 1970’lerden itibaren de Priştine’de aldıkları eğitimlerle ülke genelinde eğitim alanında oldukça büyük başarılar elde etmeye başladılar.

Tito ve hükümeti bölgedeki fabrikalara yatırımlar yapmaya başladı. Pek çok Kosovalı eskiden yaptıkları gibi tarlalarda çalışmayı bırakıp, fabrikalarda ya da şehirdeki Partizan dükkanlarında çalışmaya başladı. Aynı zamanda bu çalışma sistemiyle işçiler de oldukça iyi bir sigorta sistemine sahip oldular.

1974’te Kosova’nın statüsünün değişip, Kosova’nın da (Vojvodina ile birlikte) Yugoslavya’nın tam bir parçası olarak kabul edilmesi politik olarak da olumlu bir gelişme idi. Bu tarihten önce Kosova (ve Vojvodina) Sırbistan’ın bir parçası olarak kabul ediliyordu.
1960’lardan sonra ve özellikle 1970’lerde durum böyleydi. Peki ama asıl tartışmalı dönemde, Tito’nun iktidara geldiği 1945’ten 70’lere kadar olan dönemde, Kosova’da neler yaşandı? Tito’nun yönetimi sırasında Türk Hükümeti ile özel bir antlaşma yapıldı. Buna göre Kosova’nın her bölgesinden 200 bin kadar Arnavut 1956-1958 yılları arasında Türkiye’ye göç etti. Ancak bu noktada ilginç bir bilgi vermekte yarar var: Yugoslavya’da eğer bir ailede 10’dan fazla çocuk varsa, ülkeden ciddi miktarda yardım alınıyordu. Üstelik onuncu çocuk başkanın manevi çocuğu oluyordu. Arnavutlar da ülkede oldukça fazla olan doğum oranlarıyla tanınır. Peki Arnavutlar niçin böylesine bir avantajı kullanmayıp yurtlarını bırakarak kitleler halinde Türkiye’ye göç etti? Yani, Tito’nun iktidara geldiği 1945’lerden 70’lere kadar olan dönemde Kosovalı Arnavutların neler yaşadığı, niye ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları, hala tartışmalı bir konu.
Peki ya bugünü, o dönemlerle karşılaştırırsak ortaya ne çıkar? Bu, karşılaştırması oldukça zor olan iki durum aslında. 1990’lardaki durum, savaş ve 1999’dan itibaren UNMIK (BM Kosova Misyonu) yönetimindeki “özgür olmayan” bir bölge söz konusu. Yani bir karşılaştırma şansı yok gibi.

Büyükanneden Miras Kalan Cümleler
27/10/2003
Sladjana Perkovic
Bosna Hersek – Sırp Cumhuriyeti/Banja Luca
Benim için Tito dönemi Yugoslavyası hakkında konuşmak pek de kolay değil çünkü ben Tito’nun ölümünden yaklaşık bir yıl sonra doğdum. Ancak aktarabileceklerim, bana büyükannemden miras kalan cümleler. Büyükannem, İkinci Dünya Savaşı sırasında Tito’nun ordusunda savaşan bir askerdi ve bana yaşamı ve savaş hakkında pek çok şey anlattı.
Söyleyebileceğim, o dönemlerde yaşamın mükemmel olmadığı. Yeterli yiyecekleri ya da ihtiyaçları olan diğer maddeler yoktu çünkü ülkem tamamen yok edilmişti. Ancak en önemli şey umuttu. İnsanlar umut doluydu. Nitekim 1960’lar ve 1970’ler süresince pek çok insan iş sahibiydi ve hatta batılı ülkelerden krediler geliyordu. Yani ülkede hoş ve normal bir yaşam sürülüyordu. Paramız ve geçerli pasaportlarımız vardı.

Bugünse durum çok çok farklı. Özellikle bizim için burada, Bosna Hersek’te. İş yok, fabrikalar çoğunlukla çalışmıyor, gençlerin aklındaki tek şey; bir an önce ülkeyi terk etmek. Hiç kimse yarının daha güzel olacağı umudunu taşımıyor artık.
Tito, mükemmel bir yönetici değildi ama söyleyebileceğim, şu anda, benim ülkemde durum o günlerdekinden kesinlikle daha iyi değil.

Balki
20-04-08, 20:43
DOBAR JE BİO ZA NEKOG ZA TO STO GA NEMA A ZA NAS İ ZA NASİH PROSLE STARE GENERACİJE JE BİO DUBLE DOBAR KDA JE BİO ZİV...
İ NAZALOST STO GA NEMA STETA A TİH KOJİ MRZİ NJEGA TİTA REKOA Bİ CİNİMİ SE DA Bİ İM TREBAO JEDAN İ VİSE MİLOSEVİC NEKA POMİSLİ SWİ TO PA POSLE NEKA LJUBİ DUPE TİTA
JER SAMO DA SE ZNA KOJA RAZLİKA TİTO İLİ MİLOSEVİC
ONDA RECİTE ONDA GOVORİTE İSTİNU

luka agovic
20-11-08, 17:23
Tito'nun karısı 24 yıl sonra serbest

Yugoslavya'nın kurucusu Jozip Broz Tito'nun 24 yıl önce kendi elleriyle ev hapsine gönderdiği ve aradan geçen zaman içinde tüm dünyanın unuttuğu Tito'nun dul eşi Jovanka Broz dün nihayet özgürlüğüne kavuştu.

Başkent Belgrad'ın merkezinde, Tito'nun ‘‘Beyaz Sarayı’’ olarak bilinen kale gibi villasında çeyrek asır geçiren Jovanka bu duvarların içine kapatıldığında 50 yaşında idi. Her hafta pazartesi günü gözetim altında sadece kocasının mezarını ziyaretine izin verilen Jovanka'nın ev hapsine alınması emrini ölümüne 3 yıl kala 1977'de veren Tito'nun eşini niçin böyle ağır cezaya çarptırdığı ve b cezanın neden 24 yıl sürdüğü net olarak bilinmiyor. Yugoslavya'daki yeni hükümetin iktidara gelmesiyle reform hareketleri çerçevesinde özgürlüğüne kavuşan Jovanka, kimi söylentilere göre generallerle birlikte kocasına karşı darbe planladığı için ev hapsi cezasına çarptırılmıştı. Diğer bir söylentiye göre ise kocasından çok daha genç olan Jovanka, Tito'y başkalarıyla aldatmaya başladığı için cezalandırılmıştı. Başka söylentiler ise olaya psikolojik açıklama getiriyor. Jovanka'nı akli dengesinin bozulmaya başladığı ve paranoya teşhisi konulduğu belirtiliyor.

Akıl almaz bir rivayete göre de Jovanka, 'Tito'nun gerçek Tito olmadığnı biliyordu'. Tito'nun doktoru Aleksander Matunoviç 1997 yılında yazdığı an kitabında Tito'nun Bolşevik Devrimi sırasında Rusya'da Birinc Dünya Savaşı esiri olarak bulunduğunu ve buradan çok farklı bir insan olara döndüğünü yazmıştı. Tito'nun birçok yakını tarafından memleketi Kumrovat köyünde bile tanınamadığını belirten Matunoviç, 'Tito'nun kişiliği ve hayatı hal bir sır perdesiyle örtülü' demişti.

Neler anlatacağı merakla beklenen Jovanka'nın bu konuda açıklama yapmaktan korktuğunu söyleyen avukatı ve aynı zamanda kuzeni olan Vlada Zivuloviç, ‘‘Jovanka o eve kapatıldığından beri çok ürkek davranıyor. Ev hapsinde geçen yıllarıyla ilgili açıklama yapacağını sanmıyorum’’ dedi.

Kaynak:Nerdun HACIOĞLU / MOSKOVA

Not: Haber eskidir.(2001)

luka agovic
21-11-08, 13:42
3 Nisan 1954

— Ankara :

Yugoslavya 'Federatif Halk" Cumhuriyeti başkanı Mareşal Tito, memleketimize bu yakınlarda yapacaağı ziyareti arifesinde, Anadolu Ajansı umum müdürü Şerif Arzık tarafından Türk basını için kendilerine tahriren tevcih edilen suallere, aşağıdaki cevapları vermek lûtfunda bulunmuştur :

Sual — Türkiyede sabırsızlıkla bekle¤nen ziyaretiniz yaklaşmaktadır. Bu ziayaret arifesindeki ihtisasınızı lütfeder misiniz?

Cevap — Dost Türkiyeyi ziyaret etmem için, Türkiye Reisicumhuru sayın Celâl Bayarın davetini memnunlukla kabul ettim. Bu ziyaretin iki memleketimiz arasındaki dostluk ve ittifak münasebetlerinin umumî surette daha da kuvvetlenmesinde yeni bir merhale teşkil edeceğine kani bulunuyorum.

Sual — Bugünkü dünya durumunu nasıl görüyorsunuz?

Cevap — Dünyada elan halledilmemiş birçok mühim meselelerin mevcut olmasına ve Doğu ile Batı arasında, zahiren, asılması imkânsız bîr uçurum bulunmasına rağmen, silâhlı bir ihtilâf tehlikesi, iki üç sene evveline nazaran hissedilir derecede azalmıştır.

Bunun başlıca sebepleri şunlardır:

1 — Batı ile Doğu arasında silâhlı bir muvazenenin teessüs etmiş olması,

2 — Harpten korkulması ve insaniyetin büyük bir çoğunluğunun harpten nefret etmesi,

3 — Harpten kaçmılabileceği ümidine yol açan çok teselli verici bir vakıa da şudur ki ,dünyada, yeni bir cihan harbinin fecî neticelerini müdrik olan mesul devlet adamları büyük bir çoğunluk teşkil etmektedirler ve bunlar, şahsî menfaatleri uğruna dünyayı yeni bir katliama sürüklemeğe çalışan harp kundakçılarının ve karanlık kuv¤vetlerin telkinlerine kulak asmamaktadırlar.

Sual — Bugünkü dünya durumunun sizce muhtemel inkişafları ne olabilir?


Cevap — Bugün için bir silâhlı sulh safhasında bulunuyoruz ve bugünkü karışık durumdan kurtulmak için ya¤pılan diplomatik teşebbüslere şahit oluyoruz. Şuna kaniim ki, çok güç olmakla beraber, yavaş yavaş, bugün dünya sulhunu tehdit eden meselelerin halline giden yolda devam edilecektir.

Sual — Dünya vaziyetinin inkişafları karşısında, istiklâllerini seven millet¤lerin durumu ne olmalıdır?

Cevap — Kanaatimce, birçok memleketlerin istiklâllerini ve inkişaflarını müdafaa hususundaki sarsılmaz azimleri de, tecavüz teşebbüslerinin zayıflamasında ve harp tehlikesinin azalmasında başlıca âmillerden biri olmuştur. Zira. muhtemel mütecavizin bu sarsılmaz azim ve kararı evvelden idrâk etmesi çok mühim bir keyfiyettir.

Sual — Umumî dünya vaziyeti karşısında Türk - Yugoslav münasebatmırtmevkii ve rolü nedir?

Cevap — Türkiye ile Yugoslavya ara¤sındaki dostluk ve ittifak bağlarıma rolüne ve bu bağın inkişafına, bilhassa dünyanın bu bölgesinde sulhun korunması bakımndan büyük ehemmi¤yet veriyorum.

Sual — Ankara paktının bugünkü du¤rumu ve istikbalini nasıl görüyorsunuz?

Cevap — Ankara paktının, umumiyetle sulhun ve hususiyetle, doğrudan doğruya alâkalı Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavyanın istiklâllerinin tarsinins yarayan bir vesika olarak değerini bugünden ispat ettiğine kaniim. Bu paktın ileride bu vasfını daha da kuvvetleneceğine inanıyorum.

Kaynak: Devlet arşivi (beygem)

luka agovic
21-11-08, 13:54
Titonun Türkiye ziyereti ve gelişmeler devlet arşivlerinden notlar
Tito Türkiyede;

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayarın davetlisi olarak resmen memleketimizi ziyaret etmekte olan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Tito bugün saat 17:00 de ikametlerine tahsis edilen hariciye köşkünde Ankarada Reisicumhurumuz Celâl Bayarın davetlisi olarak resmen memleketimizi ziyaret etmekte olan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Tito beraberinde maiyeti erkânı olduğu halde bu sabah saat 10 da Harp okulunu ziyaret etmiştir.

Ekselans Tito, Harp okulu methalinde-Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz, kara kuvvetleri kumandanı Orgeneral Nurettin Baransel, Harp Okulu kumandan tuğgeneral Kemal Yükep ve merkez kumandanı Albay Hidayet Baştuğ tarafından karşılanarak okulun şeref salonuna alınmıştır.

Burada Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti reisicumhuruna okul hakkında kumandan tarafından malûmat verilmiş ve daha sonra Harp Okulunun muhtellf tesisleri ve dershaneleri kendisine gösterilmiştir.

Mareşal Tito, müteakiben Harp Oku¤lu spor salonunda şerefine tertip edilen spor gösterilerini büyük bir alâka ile takip etmiştir.

Harp Okulu Öğrencilerinin silâhlı ve-silâhsız olarak muhtelif spor gösterileri ve bu arada «Tito» ismini resmetmeleri büyük bir alâka toplamış ve misafirler öğrencileri şiddetle alkışlamışlardır.

Büyük bir memnuniyet içinde spor sa¤lonundan ayrılan ekselans Tito, okul kumandanı tuğgeneral Kemal Yükebin odasında ihtisaslarını şöylece ifade etmiştir:

«Buradaki beyanatım, Harp Okulunun şahsında, Türk ordusuna ait olacaktır. Harp Okulu yaptığı gösterilerle Türk-ordusunun kudreti hakkında kâfi bir fikir vermiştir. Öğrencilerin spor gösterileri bilhassa kültür fizik hareketleri harikulade idi. Şimdi kudretli Türk ordusunun nasıl yetiştiğini daha iyi anlamış bulunuyorum. Harp Okulu

" Cidden öğünebilirsiniz. Bu duygulara benimle beraber gelenlerin de iştirâk edeceğinden eminim. Harp okulunda Yugoslavyaya ve şahsıma gösterilen müstesna alâkadan dolayı cok mütehassis oldum. Memleketilerimizin istiklâllerini korumak için vazifeli olan kumandanları ve yarının kumandan namzetlerini görmekle ayrıca iftihar duydum. Bu vesile ile bütün okul erkânı, öğretmenler ve öğrencilere teşekkür eder, kudretli Türk ordusunun mensuplarını selâmlarım."

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Tito Hanp Okuluna geliş ve ayrılığında başta alay sancağı ve bando bulunan bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmıştrr.


— Ankara :

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Titonun memleketimizi ziyareti münasebetiyle bugün saat 16 da hipodromda bir geçit resmi tertip edil¤miştir.

Bu münasebetle aziz misafirimiz ekselans Mareşal Tito ve maiyeti erkânı saat 15.55 te hipodroma gelmişler ve 2 saate yakın devam eden geçit resmini büyük bir alâka ile takip etmişlerdir. Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Başvekâlet müsteşarı, Riyaseticumhur umumî kâtibi, Erkânı Harbiye ikinci reisi, Hariciye Vekâleti ileri gelenleri ve generallerin hazır bulundukları geçit resminde piya'de, süvari ve zırhlı birlikler geçitte bulunmuşlar ve büyük alâka toplamışlardır.

Hava kuvvetlerimize mensup uçaklar da zaman zaman 'kortejdeki birlikleri himaye "uçuşu yapmışlardır.

Bu resmi geoidi kordiplomatik mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi de takip etmiştir.

— Ankara :

Reisicumhurumuzun misafiri olarak memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Mareşal Tito, Reisicumhur Celâl Sayara, Yugoslavya yıldızı nişanının yalnız devlet başkanlarına mahsus ,en büyük rütbesini teşkil eden «Büyük Yıldız» nişanını tevcih etmiş, reisicumhurumuz Celâl Bayar da bunu çok kıymetli bir dostluk nişanesi olarak kabul etmiştir.



Mereşal Tito ve Hariciye Vekili Koca Popoviç
Popovic'in Beyanatı
— Ankara :

Reisicumhurumuzun davetlisi olarak birkaç günelenberi şehrimizde bulunan Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Titonun refakatindeki Hariciye Vekili Koca Popoviç bugün saat 18.00 de Yugoslav büyük elçiliğinde bir basın konferansı tertip etmiştir.

Türk, Yugoslav ve diğer yabancı 30 dan fazla ajans ve basın mümessilinin hazır bulunduğu konferansta ekselans Koca Popoviç şu beyanatta bulunmuştur : «Cumhurreisi ekselans Titoya refakat etmekle, dost Türkiyeyi tekrar ziyafet ve Türk devlet adamlariyle memleketlerimizi ilgilendiren meseleleri incelemek fırsatını bulmaktan ötürü duyduğum memnuniyeti evvelâ ifade etmek isterim. .

Bir yıldan daha fazla bir zaman evvel Ankarada üçlü paktı imzaladığımız zaman memleketlerimiz halkının hürriyet ve istiklâlini muhafaza uğrunda mücadele bakımından olduğu kadar, dünyanın bu bölgesinde sulhu takviye ve umumiyetle sulh bakımından da devamlı ve büyük ehemmiyeti hâiz bir eser meydana getirdiğimizi, müdrik bulunuyorduk. Ankara paktının inkişafı ve geçen yıl elde edilen neticeler; görüş ve tahminlerimizin haklı olduğuna en iyi delildir.

Siyasî, iktisadi, kültürel ve bilhassa askerî sahada işbirliği çok iyi neticeler verdi. Bu neticeler, devletler ve milletler arasında bir İşbirliği numunesi teskil edecek derecede şümul kazandı. Şüphe yoktur ki, Ankara paktı millet¤lerimizin menfaatlerinin ve en yüksek emellerinin ifadesi olmasaydı bu neticeler istihsal olunamazdı. Memleketlerimizin, sulhu korumak için ellerinden gelen her şeyi yapmış olduklarını söy¤lemekle mahviyet hudutlarını aşmış olmayacağımızı zannediyorum ve bu ba¤kımdan tamamen memnun ve mutmain olabiliriz kanaatindeyim. Üçlü paktla ve onun tahakkuku ile dünyanın bu bölgesinde bir sulh kalesi tesis edil¤miştir. Bu kale yalnız tecavüz niyetlerine sed çekmekle kalmamış", fakat ayni zamanda, umumi menfaatler olarak milletlerimizin hususî menfaatlerini de garanti etmiye hazır ve muktedir olduğumuzu ispat etmek suretiyle dünya nazanndaki prestijimi¤zi de yükseltmiştir. Bu istikamette, cumhurreis Tiitonun Türkiyeyi ziyareti, esasen kurulmuş bulunan münasebetlerin kuvvet ve samimiyetini te¤yit eder ve ayni zamanda yeni ve zengin imkân ve ihtimalleri de yaratır ma¤hiyettedir.

«Cumhurreisi Titonun, Türkiye Reisicumhuru ekselans Celâl Bayar ile ve mesul Türk devlet adamlariyle yaptığı görüşmeler bunu ispat etmiştir ve bu görüşmeler, gerek üçlü işbirliğinin gerekse Türkiye ile Yugoslavya ara¤sında samimî anlayış zihniyetinin inkişafına çok büyük ölçüde yardımda bulunmuştur. Bu görüşmeler, milletler sırası siyasetin en mühim meselelerinde olduğu kadar üçlü paktı bütün sahalarda inkişaf ettirmek maksadıyla takip edilecek yollar bahsinde de görüşlerimizin bir olduğunu meydana koymuştur. Müstakbel işbirliğini değerlendirmek maksadiyie alınacak tedbirler hakkında daha sonra da Dışişleri Vekilisri kademesinde görüşmeler cereyan edecektir. Şimdiye kadar Önemli neticeler elde edilmiş olmakla beraber, memleketlerimiz arasında daha birçok işbirliği mevzuları bulunduğu aşikârdır. Bunlar, kültürel ve bilhassa iktisadî sahalara taallûk eder, zira birbirini tamamlar mahiyette olan ekonomilerimiz büyük imkânlar arzetrnektedir. Bu hususta daha sonra malûmattar edileceğinizi ümit ediyorum. Bununla beraber, su hususu belirtmek lâzımdır ki iki cumhurreisi ile en yakın mesai arkadaşları arasında cereyan eden görüş teatisinde, taraflar, birbirleriyle mutabık olarak, üçlü paktı tabiî neticesine, yani bir ittifak akdine eriştirmek kararını vermişlerdir. Bunun için en uygun şekillerin ve yolların aranmasına başlanmak için tabiatıyla daha evvel, üçüncü âkit olan Yunanistanin prensip itibariyle tasvibini almak gerekecektir.

«Sizin sualllerinizin cevaplandırılmasına geçmeden evvel, cumhurreisi Titoya gösterdikleri samimî kabulden, ve Yugoslav milletlerine karşı İfade ettikleri dostluk hissiyatından ötürü, Türkiye Reisicumhuru ekselans Celâl Bayara, Büyük Millet Meclisi Reisi ekselans Refik Koraltana, Başvekil ekselans Adnan Menderese, Dışişleri Vekil: ekselans Fuat. Köprülüye, Türk hükümetinin diğer yüksek şahsiyetlerine ve Türk milletine Cumhurreisi Titonun ve maiyeti erkânının teşekkürlerini iblâğ etmeyi zevkli bir vazife bilirim. Bu münasebetle izhar olunan hissiyatın Yugoslav milletlerinin ve Yugoslav hûkametinin dost Türkiye ve Türk milleti hakkında beslediği duygulara tamamen tetabuk ettiğini şahsen temin ederim.»

Bu beyanatı müteakip Yugoslav Hariciye Vekili Koca Popoviç gazetecilerin sordukları sualleri cevaplandırmıştır.

Ankara paktının tabiî neticesi olarak derpiş olunan ittifakın, pakt üyelerinden ikisinin Natoya, dahil, üçüncüsünün ise Nato haricinde bulunması keyfiyeti yüzünden güçleşip güçlesmeyeceği veya mümkün olup olmayacağı sualine karşı, Koca Popoviç, kanaatince, bunun mutasavver ittifaka bir mâni teşkil etmiyeceğini söylemiştir.

Mutasavver ittifakın askerî yardım derpiş edip etmiyeceğini soran diğer bir gazeteciye de Dışişleri Vekili, ittifak tâbirinin herkesçe anlanan mânada kullanıldığı ve karşılıklı askerî yardımı da derpiş edeceği cevabını vermiş, diğer taraftan, yine bir suale cevaben, Ankara görüşmelerinde iktisadi meselelere de temas edildiğini ve bu meselelerin ileride daha şümullü bir şekilde ve Hariciye Vekilleri konferansı kademesinde ele alınacağım söylemiştir.

Mareşal Titonun Reisicumhur Celâl Baharı Yugoslavyayı ziyarete davet edip etmediği sualini cevaplandıran Yugoslav Hariciye Vekili, böyle bir davetin vaki olduğunu ve buna muvazi olarak Başvelkil ve bayan Menderesin de davet edilmiş olduklarını açıklamıştır.

Gazetecilerden biri Dışişleri Vekiline şu suali sormuştur :

— Mutasavver îfcjîr ittifaktan bahsettiniz. Bu ittifakın Nato ile irtibatı olacak mıdır? Böyle bir irtibatı mümkün görüyor musunuz? Mümkün görüyorsanız bu irtibat süratle ve yakın zamanda sağlanabilir mi?

— Bu sual sorulmuş, münakaşa edilmiştir, diyen Koca Popoviç, sözlerine şunları da ilâve etmiştir :

Türkiye ve Yunanistanin Nato üyesi olmaları hasebiyle bu irtibat esasen mevcuttur diyebilirim. Bundan başka,Yugoslavyanın, Yunanistan ve Türkiyeden hatta diğer Atlantik üyesi memleketlerle de münasebeti vardır.

Bundan sonra sualin ikinci kısmını cevaplandıran Koca Popoviç, bahis konusu irtibattın mahiyeti bilinmedikçe bunun kısa zamanda ve süratle tahakkuk edip etmiyeceğini söylemenin güç olduğunu belirtmiş ve diğer suallere cevaben, bu hususta Yunanistanın da fikri alınacağını söylemiş ve diğer memleketlerle Yugoslavyanın mevcut münasebetlerine temasla, Yugoslavyanın üçlü yardım görmekte olduğu (Amerika, Fransa ve İngiltere) kimsenin meçhulü değildir, demiştir.

Avrupa Savunma camiası teşebbüsü muvaffakiyetsizlikle neticelendiği takdirde, ALmanyayı diğer her hangi bir ittifak dahiline almak hususunda ne düşündüğünü soran bir gazeteciye cevaben Yugoslav Dışişleri Vekili, Yugoslavyanın şimdiye kadar böyle bîr imkân düşünmemiş olduğunu söylemiş, ve nihayet, mutasavver Ankara ittifakı metninin ne zaman kaleme alınacağı sualine «bilmiyorum» cevabını vermiştir.

Yugoslav Hariciye Vekili beyanatında "bahsettiği Ankara paktı Hariciye Vekillerinin önümüzdeki yaz toplanacaklarını bildirdikten sonra, Mareşal Titonun bahis mevzuu ittifakla ilgili meseleleri müzakere için Atinaya gidip gitmiyeceği sualini şu suretle cevap¤landırmıştır :

— Mareşal Titonun bu meseleyi müzakereye gideceğini söyliyemem, amma kendisi Atinayi ziyaret edecektir.

— Ziyaret tarihi tesbit edilmiş midir? Sualine, Koca Popoviç, tarih tesbit edilmediğini, fakat ziyaretin yakın bir istikbalde yapılacağını söylemiştir.

"Bundan sonra, gazetecilerden biri, Yu¤goslavya ile İtalya arasında Trieste hakkında cereyan eden müzakerelerin ve bu müzakerelerde kaydedilmesi ihtimali 'bulunan terakkilerin, Ankara paktının inkişafları üzerinde müessir olup olmıyacağı sualini sormuş, buna cevaben Yugoslav Hariciye Vekili. Trieste hakkındaki müzakerelerin müsbet bir neticeye götürebileceğini, en azdan Yugoslavyanın böyle düşündüğünü söylemiş ve fakat şahsen, Trieste meselesinin Ankara paktına tesir etmiyeceği kanaatinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

— Ankara :

Reisicumhurumuzun misafiri olarak memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicum¤huru Mareşal Tito. Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltana Yugoslavya'nın «Büyük Kordon ve Yugoslav Yıldızı» nişanını taktim etmiş, Meclis Reisimiz Koraltan da bunu çok kıymetlâ bir dostluk nişanesi olarak teşekkürle kabul etmiştir.

— Ankara :

Başvekil ve Bayan Menderes bugün saat 3.30 da birkaç gündenberi memleketimizin misafiri bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi¤cumhuru eselâns Mareşal Tito şerefine Ankara palasta bir yemek vermişlerdir.

Bu yemekte Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko¤raltan, misafir Yugoslav heyeti üyeleri, Vekiller, Başvekâlet ve Hariciye Vekâleti ileri gelenleri, Ankarada akrefcrite diplomatik misyon şefleri eşleriyle birli'kte hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir : 5 Ocak 1950 tarihindi imzalanan pro¤tokolün mevzuunu teşkil eden ve Türk vatandaşlarına ait gayri menkullerle menfa atilerin tazmini mevzuunda Türk ve Yugoslav heyetleri arasında Belgradda cereyan eden müzakereler sonunda Yugoslav hükümetince muay¤yen ve götürü bir miktarın ödenmesi hususunda ve tazminat bedelinin tevdiye ve transfer şekli üzerinde iki taraf mutabık kalmışlardır.

Dolar olarak tesbit edilen global tazminat ihracı suretiyle ödenecek 10.500.000 Türk lirasına tekabül etmektedir.

İki heyet bu hususta yakında imza edilecek olan anlaşmayı hazırlamaktadırlar.

— Ankara-:

Reisicumhurumuzun müsafiri olarak, memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti reisicumhuru mareşal Tito, 'başvekilimiz Adnan Menderese Yugoslavyanın «Büyük Kordon» nişanını tevcih etmiş, Başvekilimiz de bu nişanı çok kıymetli bir dostluk nişanesi olarak teşekkürle kabul eylemiştir.

16 Nisan 1954

— İstanbul:

Memleketimizi resmen ziyaret etmekte olan ve birkaç gündenberi Ankarada bulunan Yugoslav Federatif Halk cumhuriyeti reisicumhuru ekselans Mareşal Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile birlikte bugün saat 13.50 de İstanbula gelmiş ve merasimle karşılanmıştır.

Mümtaz misafirimiz, baştan başa Yugoslav ve Türk bayraklariyle donatılmış bulunan Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, bazı mebuslar, birinci ordu müfettiş vekili Orgeneral Hakkı Tunaboylu, mülkî ve askerî erkân, D. P. il idare kurulu başkanı, dinî cemaatler reisleri, Yugoslav başkonsolosu ve konsolosluk erkânı tarafından karşılanmış ve selâmlanmıştır.

Mareşal Tito, kendisini karşılamaya gelenlerin ayrı ayrı ellerini sıktıktan sonra bando, Yugoslav ve Türk millî marşlarını çalmıştır. Marşların dinlen¤mesini müteakip dost ve Yugoslavya devlet reisi, reisicumhurumuz ve İstanbul komutanı ile birlikte başta alay sancağı bulunan ve selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Ekselans Mareşal Tito, teftişten sonra askerin karşısına gelerek Türkçe «Merhaba asker» diye selâm. Vermiş, ihtiram kıtası hep bir ağızdan «Sağol» nidasiyla kendisine mukabelede bulunmuştur.

"Ekselans Mareşal Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile birlikte, garda kendisini selâmlamaya gelmiş olan. İkiz ve erkek izcilerimizin önünden mütebessinı bir çehre ile selâm vererek geçmiş ve gelişinde karaya çıktığı yerde hazırlanmış bulunan ve üzerinde dost Yugoslavyanın dost başkanı hoş geldiniz» ibaresini taşıyan tafcırt altından geçip Acar motörürte rakip olmuştur. Bu esnada Selimiyeden atılan 21 pare top, Yugoslavya devlet reisini selâmlamakta' idi.

Mümtaz misafirimiz bundan sonra Haydarpaşa açıklarında borda nizamında sıralanmış bulunan donanmamızı teftiş etmiştir. Donanmamıza mensup gemilerin subay ve erleri güvertelerde kendisine selâm resmini ifa etmişlerdir.

Acar motoru, Galelb okul gemisinin Önüncten geçtiği sırada gemiden atılan 21 pare topla alâmianınıştır.

'Donanmamızın teftişi bir saatten fazla sürmüş ve ekselans Mareşal Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile saat 15.15 te Dolmabahçe sarayına dahil olmuşlardır.

Mümtaz misafirimizin İstanbulda iki ikametlerine Dolimaıbahçe sarayı tahsis edilmiş, Reisicumhurumuz Celâl Bayar Küçüksu kasrını teşrif buyurmuşlardır.

Ekselans Mareşal Tito ve Reisicumhu¤rumuz Celâl Bayan getiren hususî trenle Yugoslavya Hariciye Vekili ekselâns Koca Popovic ve misafir heyet Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü, Belgrad Büyük Elçimiz Agâh Aksel ve Yugoslavyanın Ankara Büyük Elçisi ekselans Paviceviç de îstanbula gelmişlerdir.

Kaynak: Devlet arşivi - www.byegm.gov.tr - senelik kayıtlar

luka agovic
30-11-08, 03:01
Aile: Tito ticareti mirasa zarar veriyor

Josip Broz Tito'nun torunları, ucuz hediyelik eşya denizinin ortasında haklarını korumak için adımlar atıyorlar.

Josip Broz Tito'nun akrabaları Tito'nun imajının izinsiz kullanılmasına son vermeye çalışıyorlar.

Eski komünist diktatör Josip Broz Tito yıllardır ölü olmasına rağmen, imajı hala yaşıyor. Tito'nun resmi, çay fincanından çoraba kadar bir dolu hediyelik eşyada görülüyor. Tito'nun tarihi mirasının basitleştirilmesi olarak gördükleri şeyden bıkmış durumdaki ailesi, yasal haklarını güvence altına almak için adımlar atıyor.

Tito'lu hediyelik eşyalar üretmek isteyenler bundan böyle aileden izin almak zorunda kalacak. İzin ücretleri, Tito'nun oğlu Miso ve torunu Sasa'nın yetenekli kişiler için kurduğu bir vakfın desteklenmesinde kullanılacak.

Sasa, Brijuni Milli Parkı'na Tito'nun adı, imzası ve resmini çeşitli ticari ve turistik amaçlarla kullanma hakkı veren bir anlaşma da imzaladı. Anlaşmayla parkın Tito'lu orijinal mallar satmasının önü açılırken, elde edilen gelirin %10'u Zagreb'deki bir yetimhaneye gidecek.

"Yasaya uymak istiyoruz." diyen park müdürü Ratomir İviciç şöyle devam etti: "Broz ailesi Tito'nun adını korumaya karar verdikten sonra, onları aradık ve sadece iki dakikada anlaşmaya vardık. 'Tito'yu Brijuni'nin bir marka adı olarak görüyoruz ve tanıtım stratejimizi Broz ailesiyle yaptığımız anlaşma üzerine kuracağız."

Sasa, Tito'nun Brijuni'yle özel duygusal bir bağı olduğunu söylüyor. Son dönem lideri yazlarını siyaset, eğlence ve sanat dünyasından ünlü konuklarıyla birlikte burada geçirirdi.

Brijuni Parkı turistlere fiyatları 3 avrodan 200 avroya (imzalı altın bir broşun fiyatı) kadar değişen çeşitli Tito hatıraları sunacak. Daha otantik bir Tito deneyimi yaşamak isteyenler, Tito'nun ünlü Cadillac'ıyla adalarda bir tur atabilirler. Saati 700 avro olan bu hizmet biraz lüks tabii.

Broz ailesi bunun büyük kaçak ticareti ortadan kaldırmakta büyük olasılıkla başarılı olamayacağını kabul etmekle birlikte, en azından bu trendi bastırmayı umut ediyor. Brijuni'ye gelenler içinse, aile onaylı bir hediyelik eşya Tito'nun kendisi tarafından yapılacak bir karşılamaya en fazla yaklaşabilen şey.

Kaynak: Zagreb'den Nataşa Radiç'in haberi – Setimes

luka agovic
26-04-09, 00:29
TITO' nun anıt mezarında çektiğim resim ölüm yıldönümüydü (4 mayıs) sade bir tören yapıldı. Eski Yugoslav ülkelerinden iki bine yakın genç orda toplanmıştı.

mladovic
12-07-09, 16:39
ne zaboravimo te, nas otac tito

kont
17-07-09, 12:58
Müslümanlara daha doğrusu Yugoslavya'daki azınlıklara olan demokrasi ile duymuştum adını büyüklerimizden...
Hakkaten Mareşal'dı büyük liderlerden biri Dünyada Smrt Fasizmu...

Karde?likveBirlik
22-07-09, 15:21
Tito'ya karşı bir tavır alan arkadaşlar büyüklerine danışsınlar yugoslav pasaportu ile dünyayı dolaşabildikleri günü ne çabuk unuttular. O zamanlar Türkiye pasaportu ile Irak'a girmek kolay değilken Yugoslav pasaportu ile çok rahat girilebiliyormuş. Dünyadaki bütün devletlerle ilişkilerini düzeltti ve bağlantısız bloğu kurdu ki bunu çekemeyenler yüzünden Yugoslavya dağıldı boşuna günah keçisi aramayın. Saygılarımla...

Karde?likveBirlik
22-07-09, 15:24
Dip Not: Günümüz Bosna'sında en yüksek kademeleri hep sırplar oluşturmakta...

DAC?C OZKO
23-07-09, 10:38
amma çok tito hayranı varmış... :(
Majka mu stara tito....
Bu kadar frakeştayn miloseviç nerede yetişti aceba ???
Nedersiniz titofiller ????

-------------------------------------------------------------------------
ben hayranıyım
sosyalizmi bir ülkede bu kadar güzel yayabilen sayılı liderden biridir
ve sonuçta da sosyalizm çatısı altında özgürlük,barış ve kardeşlik gelmiştir

Karde?likveBirlik
23-07-09, 15:56
"Bratstvo i Jedinstvo" kimsenin rededmeyeceği mükemmel düşünce

mladovic
26-08-09, 23:30
Druze Tito Mi Ti Se Kunemo :) ...

mladovic
27-08-09, 18:01
bilgisayarımda bulunan titoyla ilgili bi belgeseli paylaşmak istiyorum. içinde titoya karşı küçük eleştirel konuşmalar ve dokundurmalar var, o yuzden bence yanlı bir belgesel.tabiki bu benim görüşüm isteyen istediği gibi düşünebilir. yine de paylaşmak isterim. Kendi uploadım buyrun

http://rapidshare.com/files/272208910/tito.rar.html


sifre: drugtito

Atalay
28-08-09, 08:23
tito ile ilgili babannem ve büyüklerinden öğrendiğim şey başlangiçta boşnaklara büyük eziyetler etmiştir.daha sonra çeşitli ülkelerin baskisi ile vazgeçmiş gibi görünmüştür.1950'lerde 1960'larda çok olağanüstü refah vardi da niye onbinlerce boşnak anavatana göç etmek zorunda kaldi acaba,bir düşünün bakalim.

C E K O
28-08-09, 09:58
Ya Alija izzet begovici sevmeyeniniz varmı ?

Bilge Kral Alijayı hapse attırıp, Ceza evinde piskolojik işkenceler yaptıran kimdi ?

ve buna ragmen halen tito mu ?

VRBLAN?N
30-08-09, 01:21
tito'ya karşı bir tavır alan arkadaşlar büyüklerine danışsınlar yugoslav pasaportu ile dünyayı dolaşabildikleri günü ne çabuk unuttular. O zamanlar türkiye pasaportu ile irak'a girmek kolay değilken yugoslav pasaportu ile çok rahat girilebiliyormuş. Dünyadaki bütün devletlerle ilişkilerini düzeltti ve bağlantısız bloğu kurdu ki bunu çekemeyenler yüzünden yugoslavya dağıldı boşuna günah keçisi aramayın. Saygılarımla...

tito iyi bir insanmis!o olmasaydi bizler turkiyede doğmayacaktik.onun sayesinde anavatanimizda dunyaya geldik.bu titoyu savunanlar neden belgrat'a donmuyorlar.gidin oraya titonuzun yolunu takip edin.ancak yolunuzun sonu bosnayi gecmez.ama biz turk milletinin yolu viyanaya kadar dayanir.

Tito zamaninda bosnaklar millet olrak sayilmiyordu.kimliksizlerdi.sancak ve bosna da muslumanlara buyuk iskenceler uygulamistir.siz biraz buyuklerinize danisin.tarihi kendi acilarindan kendi menfaatlerinden anlatmasinlar.bosnaklari tanimayan rejim nasil demokratik olabilir?osmanli anadoludan cok balkanlara yatirim yapmistir.kilise bile yapmistir.fakat sagolsun! Titocular eserleri tek tek ortadan kaldirmiş.tarih bilgilerinizi tazelemenizde fayda olacağina inaniyorum.saygilarimla...

Karde?likveBirlik
01-09-09, 21:20
Dostlarım öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki bosna halkına yapılan zulüm radikal milliyetçilikten kaynaklanmaktadır, kaldı ki faşizm olarak da nitelendirebiliriz bunları. Yine bir konuya dikkat çekmek isterim Tito tam olarak bu olaya zıt bir ideolojiye sahipti. Eğer bunu yapan insanlar Tito'yu birazcık da olsa sevselerdi onun kurduğu devleti yıkmayı değil yaşatmayı seçerlerdi.
Alija'ya yapıldığını söyledğinz işkenceye konusuna gelince o zamanlar suçlu bulunmuş ve bir süreç yaşamış. Bu konuda detaylı bir bilgim yok. Fakat şunu söyleyebilirim çoğu devlette ve yönetimde bir takım insanlara haksızlıklar yapılabiliyor. Gerek ülkemizde olsun gerek dönemin Yugoslavyasında. Herkes hata yapar kimse mükkemmele ulaşmış değildir.


tito iyi bir insanmis!o olmasaydi bizler turkiyede doğmayacaktik.onun sayesinde anavatanimizda dunyaya geldik.

Son olarak madem bu kadar anavatanında doğmak hasretindeydiniz kimse kimseyi orada zorla tutmadı. Ben katliamı savunmuyorum sakın kafanızda böyle bir düşünce oluşmasın fakat o zamanlar Türkiye'ye göç edenleri "bazılarının" titonun p.çleri diyerek dışladığını da bilmelisiniz.
Sizden bir ricam daha var olaya farklı açılardan bakın, başkalarının size taktığı at gözlüklerinden değil... Saygılarımla

bonanza
01-09-09, 23:02
yugoslav lider TITO hakkında yukarıda yazılanlara ilave edeceklerim şunlardır.Bir kere Tıto begenelim begenmeyelim güçlü,dirayetli,sözünü dinleten kadife yumruk bir liderdi.eger öyle olmasaydı bügün içinden 7 tane devlet çıkmış bir yugoslavyayı senelerce birarada tutamazdı.O dönemde komünizm ve kapitalizm devletleri keskin bir kamplaşma içinde olduklarından Tıto bunların dışında kalarak kendine has bir yumuşak sosyalizmle baglantısızlar diyebilecegimiz bir politika ile başarıyla yürütmüştür.Kabul edilirki Tıtonun sırrı sadece kendi ile daim olmuştur,ölünce devam ettirebilecek bir sistem devleti inşa edememiştir.Esasen yugoslavyanın parçalanma süreci rusyanın 1990 larda komünist sistemin iflası ile zayıflamaya başlamış ve 7 devleti oluşturan kültürel ve etnik toplumlar kendi hak ve çıkarlarını savunmaya yönelmişlerdir.Eger Tito zamanında demokratik hak ve özgürlüklere dayalı anayasal bir model oluşturabilseydi ve yugoslavya da yaşayan toplumları baskı ve totaliter olarak yönetmeseydi belkide parçalanma olmayacak iç savaşla binlerce insan ölmeyecekti.Zaten üçüncü dünya tabir edilen bağlantısızlar diye bir gurup ta Tıto ile birlikte sona ermiş olup bugün böyle bir modele pek az rastlanmaktadır.Kabul edilirki bugün hiçbir ulusta saf kan ırka rastlanmamaktadır.genler iç içe geçmiş birbirine karışmıştır.yakın zaman yapılan analizler ve araştırmalar bunu dogrulamaktadır.Bu durumda aslolan ulus vatandaşlık kavramının geliştirilmesidir.Tıto bunu becerememiştir.Herkes yugoslav vatandaşıyım ama sırp veya boşnagım veya hırvatım da diyebilmeliydi ama yasalarla da güvence altına alınmalıydı.Baskı ve dayatma yönetim halkın kültürel etnik ve dinsel düşüncelerini yok edemez sadece erteler.Tito yu bir fert olarak düşünürsek kendi ekolünde sisteminde başarılı kabul edilebilir.

VRBLAN?N
02-09-09, 00:29
Dostlarım öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki bosna halkına yapılan zulüm radikal milliyetçilikten kaynaklanmaktadır, kaldı ki faşizm olarak da nitelendirebiliriz bunları. Yine bir konuya dikkat çekmek isterim Tito tam olarak bu olaya zıt bir ideolojiye sahipti. Eğer bunu yapan insanlar Tito'yu birazcık da olsa sevselerdi onun kurduğu devleti yıkmayı değil yaşatmayı seçerlerdi.
Alija'ya yapıldığını söyledğinz işkenceye konusuna gelince o zamanlar suçlu bulunmuş ve bir süreç yaşamış. Bu konuda detaylı bir bilgim yok. Fakat şunu söyleyebilirim çoğu devlette ve yönetimde bir takım insanlara haksızlıklar yapılabiliyor. Gerek ülkemizde olsun gerek dönemin Yugoslavyasında. Herkes hata yapar kimse mükkemmele ulaşmış değildir.



Son olarak madem bu kadar anavatanında doğmak hasretindeydiniz kimse kimseyi orada zorla tutmadı. Ben katliamı savunmuyorum sakın kafanızda böyle bir düşünce oluşmasın fakat o zamanlar Türkiye'ye göç edenleri "bazılarının" titonun p.çleri diyerek dışladığını da bilmelisiniz.
Sizden bir ricam daha var olaya farklı açılardan bakın, başkalarının size taktığı at gözlüklerinden değil... Saygılarımla

kimse kimsy zorla tutmadı dıyorsun.o topraklar bıze ecdadımızdan mıras kalmıstır.osmanlı oralara hukmederken kımsenın dınıyle dılıyle ugrasmamıstır.turkıyeye goc edenlere gavur bıle denmıstır.her toplumda cahıl ınsanlar mevcuttur.o soylemı yapanları kale alacak degılız.devletımız balkanlara yıne sahıp cıkmaya baslamısıtr.gıtmesekte o koy bızım koyumuzdur.at gozlugu tabırını forum da bırkac kısı daha kullanıyor.acaba sız kendınız o gozlukten dunyaya baktıgınızın farkında mısınız?saygılarımla

C E K O
03-09-09, 10:34
Birde vrblaninin kardesimin yazdıgına bir ek yapmak istiyorum....

Bonanza arkadasın söyledigi cümlelere acıklamalar yapacagım tek tek...
"...yugoslav lider TITO hakkında yukarıda yazılanlara ilave edeceklerim şunlardır.Bir kere Tıto begenelim begenmeyelim güçlü,dirayetli,sözünü dinleten kadife yumruk bir liderdi."

Arkadasım Titonun elinde çok güclü bir ordu vardı! Sıkıyorsa dinleme! Senelerce halkın özgürlügünü çaldı ve bıktırdı! Yugoslavyada titotan bıkanlar titonun ölümü ile hiç beklemeden ayaklandı! Boşnaklardan önce Slovenler ve Hırvatlar ayaklandı dimi ?

"...eger öyle olmasaydı bügün içinden 7 tane devlet çıkmış bir yugoslavyayı senelerce birarada tutamazdı."
Kendin söylüyorsun o devlet 7 ye bölündü ! 7 ırkı zorla bünyesinde barındırıyor, hırvatlara sahil şeritlerini vermesine ragmen yeterli olmuyordu! Kendisi hırvat oldugu icin para getiren ve turistik yerlere hırvatları yerleştirmiş, sırplara sanayi bölümlerinde yogunlaştırmış! Boşnakları ise iç kesimlerde cahil bırakmaya çalışmıştır! Bumudur adalet duygun ? Osmanlıda ermeni ve yahudiler ne iş yapar ve nelerde yaşardı ? Müslüman olmadıkları halde!

".Eger Tito zamanında demokratik hak ve özgürlüklere dayalı anayasal bir model oluşturabilseydi ve yugoslavya da yaşayan toplumları baskı ve totaliter olarak yönetmeseydi belkide parçalanma olmayacak iç savaşla binlerce insan ölmeyecekti"

Arkadasım sen neyi savunuyon ? Tito başarılı diyon sorada demoktrasi yoktu diyon :)


Tekrar söylüyom! Tito degilmidir Alijajı Hapse attırıp işkenceler yapan ?

"...O dönemde komünizm ve kapitalizm devletleri keskin bir kamplaşma içinde olduklarından Tıto bunların dışında kalarak kendine has bir yumuşak sosyalizmle baglantısızlar diyebilecegimiz bir politika ile başarıyla yürütmüştür."
Bölünme ile sonuçlanmasına ragmen sen buna başarımı diyorsun ? Osmanlının yüzyıllarca dünya hakimiyetine başarı demezken titonunkine mi diyorsun ? :)

"Kabul edilirki Tıtonun sırrı sadece kendi ile daim olmuştur,ölünce devam ettirebilecek bir sistem devleti inşa edememiştir"
Bu zaten uyguladıgı sistemin milletine degil kendine krallık ve dikta rejimi kurma cabasında oldugundan ve halka adelet yerine zulüm dagıttıgından baki olmadıgını göstermezmi ? Bu mu kabul edilir ? Sanki hangi gezegende yaşadın bu zamana kadar ? Dünyaya gelince sadece tito kitaplarımı okudun ? :D

caki dzudzevic
03-09-09, 18:25
bu at gözlüğü nasıl birşey oluyor kardeşlikve birlik numaralı gözlüğü biliyorum güneş gözlüğü biliyorum deniz gözlüğü biliyorum ama at gözlüğü tabirini kullanan ve hvala atanlar kullanıyor galiba bu at gözlüğünü kullananlar ve hvala atanlar bir kullandıkları gözlüğü bizlere gösterirlerse seviniriz hep beraber...




tito'yu savunanlar dedemin bana anlattığı bir tito gerçeğini aklımdayken söyliyeyim...Tito müslümanlığı ortadan kaldırmak için boşnak müslüman erkekleri için ölüm emrini vererek BİH 'teki nasıl bir katlıyam yapıldığını araştırılırsa daha net öğreneceklerdir...Ayrıca yaapılan katliyamda Müslüman kızlara ve kadınlara defalarca yapılan tecavüzde katlıyamın ne derecede iğrenc olduğunun kanıtıdır.Burada müslümanlığın ortadan kaldırılması için savaşan bir mahlukatı konuşmak bana boş muhabbetten başka birşey gelmiyor... varsa gücünüz herbiriniz birer tito olun emin olunki karşınıza alacağınız kişiler muhakkak bulursunuz...Ben bu tür yazılarda saygılarımla falan gibi salakça yazılar yazmam bunun kibarlığı olmaz hem saygı gösterilmez kazanılır hakedene hakettiğinden daha fazla değeri vermem at gözlüklelerede hvala atanlarada

ozgurhadzic
03-09-09, 23:01
Ya Alija izzet begovici sevmeyeniniz varmı ?

Bilge Kral Alijayı hapse attırıp, Ceza evinde piskolojik işkenceler yaptıran kimdi ?

ve buna ragmen halen tito mu ?

Alija değilmidir general Sefer Halilbegovic'i hapse attıran ?

C E K O
04-09-09, 09:00
Alija değilmidir general Sefer Halilbegovic'i hapse attıran ?

Alakaja maydanoz...

Konu tito iken öyle bi yorum yazarak alijaja cekiyon... Ac alija ilgili bi konu orda sana gercekleri yazim...

j a r a n e
04-09-09, 09:56
Alija İzzet Begovic hangi özelliklerine göre bilge kral olarak adlandırılıyor anlatabilirmisiniz.Bugün ortada Bosna diye bir ülke olduğunu söyleyebilirmnisiniz.Bir ülke düşünün 10 Kantona,2 devletçiğe(Sırpska Republica,Bosna-Hersek Federasyonu) ve özerk bölge Brcko.Bumudur bilge kral denilen şahsiyetin kurduğu devlet?.Alija,akıllı olsaydı Hırvatların,Sırpların ve Amerikanın oyununu anlar Daytona anlaşmasını imzalamazdı. Her savaşta şartlar insanları kahraman yapar.Silah olmadan halkını savaşa sokan biri nasıl bilge kral olarak adlandırılır anlamadım? Bir adam düşünün Alman Nazileri tarafından kurulmuş 13.SS.Dağcı tümeninde görev almış bir adamdan Bilge kral diye söz ediliyor.Bu bilge kral yüzünden Bağımsız Bosna hayalleri taşıyan Boşnak halkın rüyası sona erdi.Konu Alija değil ama Tito ile Alija'nı arasında dağlar kadar fark var.

ozgurhadzic
04-09-09, 13:04
Alakaja maydanoz...

Konu tito iken öyle bi yorum yazarak alijaja cekiyon... Ac alija ilgili bi konu orda sana gercekleri yazim...


Alakayı kuramadıysan o senin eğitim seviyenden kaynaklanır.Rejimi kuran kişiler rejimlerine ters düşenleri hapsede atar , darağacınada asar.Alija Tito'nun rejimine ters bir rejimi savunuyordu ve sonuç olarak Tito'ya ters düştüğü için hapse atılmıştır.Sefer Halilbegovic'te savaş zamanı Alija'ya ters düşüncede ve onun emirlerini yerine getirmediği için hapse atılmştır.

Okic :)

C E K O
04-09-09, 13:21
Alakayı kuramadıysan o senin eğitim seviyenden kaynaklanır.Rejimi kuran kişiler rejimlerine ters düşenleri hapsede atar , darağacınada asar.Alija Tito'nun rejimine ters bir rejimi savunuyordu ve sonuç olarak Tito'ya ters düştüğü için hapse atılmıştır.Sefer Halilbegovic'te savaş zamanı Alija'ya ters düşüncede ve onun emirlerini yerine getirmediği için hapse atılmştır.

Okic :)

Arkadasım! Bi kere senin eğitim ve kültür seviyen direkt ortaya cıkıyo ilk cümlende! Senin görüşüne uymayan bi görüşü görünce hemen hakaret yolunu seçmenden belli.... Karşısındakine akıl ve dil ile üstünlük kuramayanların işidir! Şimdi sen bana yazmış yamış ve yazmışsın... Okadar zahmete girmişsin ve cevap ile saygı istiyorsun dimi ? Saygının ilk kuralları nedir ? Önce kendine saygı duyacan! Sonra karsındakine! Sonrasında zaten karşındaki sana saygı duyar! Sen bi kere alakası olmayan konuyu savunarak kendine saygısızlık ettin! Sonra bana hakaret ederek saygısızlık ettin! Simdide seni TINlamamı mı bekliyorsun ?

Sana en ufak saygı duydugumu söyleyemem ama forumdakilere saygı icin bunu cevaplıcam. Senin dedigin mantıga göre : Tito ile alija, alije ile sefer alakalı dimi ? Simdi bende baslıyorum senin yorumundan yorum yapmaya...

Tito jugoslavia da hiç tatile gitmiş güneşe bakmışmı? Ewet! Fatih sultan mehmette aynı güneşe bakmışmı ? ewet! Ozaman fatih te var işin içinde! Fatih mi üstün tito mu ?

Ayrıca senin ninen ve benim ninen aynı güneşin altında büyümüşler ya o yüzden akrabayız.... :D

Cidden güldürüyosun beni.... İşte mantıgınız bukadar düz ve basit....

Karde?likveBirlik
04-09-09, 13:21
Alakaja maydanoz...

Konu tito iken öyle bi yorum yazarak alijaja cekiyon... Ac alija ilgili bi konu orda sana gercekleri yazim...

OzgurHadzic arkadaşımızın burda demek istediği alija'ja (size göre) haksızlık yapıldığı kadar da alija da başkalarına haksızlık yapmıştır. Eğer konuyu başka yöne çekmek isteseydi bir cümle yazıp bırakmazdı.


bu at gözlüğü nasıl birşey oluyor kardeşlikve birlik numaralı gözlüğü biliyorum güneş gözlüğü biliyorum deniz gözlüğü biliyorum ama at gözlüğü tabirini kullanan ve hvala atanlar kullanıyor galiba bu at gözlüğünü kullananlar ve hvala atanlar bir kullandıkları gözlüğü bizlere gösterirlerse seviniriz hep beraber...

At gözlüğünden kastım olaya tek bir açıdan bakmanızdır. Hep bir kötü yan arama ve bulma çalışmasındasınız. Olayı size indirgeyerek açıklamam gerekirse bir odaya girdiğinizde odanın sadece 3 duvarını görürsünüz fakat oda 4 duvarlıdır arada bir arkanızı dönüp de odaya 4. duvarı görecek şekilde de bakmanız gerekir. Evet Tito da hata yaptı [her lider gibi] fakat yaptığı hatalar sizin dediğiniz gibi "katliam" "soykırım" boyutnda asla olmadı.


Ben bu tür yazılarda saygılarımla falan gibi salakça yazılar yazmam bunun kibarlığı olmaz hem saygı gösterilmez kazanılır hakedene hakettiğinden daha fazla değeri vermem at gözlüklelerede hvala atanlarada

Yazdıklarımın sonuna "saygılarımla" yazmam tamamen alışkanlıktandır ve görüyorum ki bazıları bunu yanlışlıkla üstüne alınmış. Ben onu "hakedenlere" yazıyorum o yüzden sakin olunuz ve üstünüze alınmayınız.


tito'yu savunanlar dedemin bana anlattığı bir tito gerçeğini aklımdayken söyliyeyim...

Böyle başlayan sözler genellikle at gözlüğü sınıfına girer nedenini de söyleyeyim hiç araştırma yapmadan sağdan soldan duyarak yapılan yorumlardır. İşte bu aşama dedenizin kafasının içindekileri de bilmek gerekir. Unutmayalım ki her yeniliğe karşı her zaman eskiyi savunanlar vardır. Şimdi bir düşünelim kimin yeniyi kimin eskiyi savunduğunu bilmeden nasıl onlara güvenebilirz ki?


Dipnot: Alija II. Dünya Savaşı sırasında Handschar SS Birliğine katıldı ve bilindiği üzere bu birlik hem anti-komünist hem de faşist yanlısı bir yapıdaydı. Size faşizm üzerine bir yerden alıntı yaparak durumu açıklamak istiyorm ve eminim ki bazıları bunu konuyu değiştirmek olarak algıyacaklardır yine.

[Kitabın yazarı Henri Michel: İkinci dünya savaşı tarihi uluslararası komitesi başkanı]
"Faşizim tarafından biçimlendirilen toplum hiyerarşikleşmiştir; birileri emreden diğerleri inanır ve boyun eğer, ama iktidar her zaman tepeden gelir. Gerçekte sendikaların ortadan kaldırılması ve grevlerin yasaklanmasıyla sistemi toplumsal dengesizliği mülk sahipleri lehine güvence altına alır."

Şimdi böyle bir ideoloji tarafından oluşturulmuş bir orduda görev yapmış ve o tür gruplarda rol almış bir insan nasıl savunulur. Kaldı ki Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyet olarak geçer yani sosyalizm faşismin karşı olduğu düşünce yapılarından biridir o yüzden Tito'nun Alija'yı hapse yollaması gayet doğal eğer yapmasaydı ilerde inanın devleti yıkmaya kalkışacaktı.

Saygılarımla... [Bu size değildi]

betibup
09-09-09, 02:06
tito iyiydi , avrupa rusya ve islam ülkeler ile ilişkileri terazide , dengede tutmuştu. ozaman halk iyi yaşıyordu , bugünden daha iyi. malesef yüzyıldır sırpların nasıl bir ırk olduklarını anlamadık , hala daha da anlamayan çok ( oradaki halktan bahsediyorum ) bu kaçıncı göç dalgasıdır daha kaç tanesini geçirmemiz lazım . 189o larda bosnadaki muslimanların toprağı %90 üstündeydi. yok millileştirme yok katliamlar göçler derken bugünkü halimize bakın . Foçadan geçerken yani %100 müslüman nüfuslu şehir , bugün adı srbinje , ağlarmsın gülermisin. içim acıyor içim.

caki dzudzevic
09-09-09, 07:30
Alakaja maydanoz...

Konu tito iken öyle bi yorum yazarak alijaja cekiyon... Ac alija ilgili bi konu orda sana gercekleri yazim...




ceko biz böyle azmuhteremlerle muhattab olamayız çünkü.....nedenini reelde anlatırım şimdi buraya yazarsam kafaları basmıyor hemen hakarete başlıyorlar umarım reelde karşılaşırızda klavyede ettikleri hakaretleri yüzüme söylerler örneğin (((mahlukat))) hakareti edildi adminler hakaret içerikli yazıdan üyeyi banlamıyor yüzüme söylesin ben onu hayattan ömür boyu banlıyacağıma adım gibi eminim ona göre ben mahlukat olabilirim acaba o bana göre ne ben klavyede değil yüzüne söyliyeceğim değerli az muhterem üyemize

Karde?likveBirlik
09-09-09, 09:41
ceko biz böyle azmuhteremlerle muhattab olamayız çünkü.....nedenini reelde anlatırım şimdi buraya yazarsam kafaları basmıyor hemen hakarete başlıyorlar umarım reelde karşılaşırızda klavyede ettikleri hakaretleri yüzüme söylerler örneğin (((mahlukat))) hakareti edildi adminler hakaret içerikli yazıdan üyeyi banlamıyor yüzüme söylesin ben onu hayattan ömür boyu banlıyacağıma adım gibi eminim ona göre ben mahlukat olabilirim acaba o bana göre ne ben klavyede değil yüzüne söyliyeceğim değerli az muhterem üyemize

Öncelikle muhterem kelimesi saygıdeğer anlamı taşımaktadır bu yüzden az muhterem gibi bir tamlama pek bir garip geldi bana. Ayrıca reel kelimesi de gerçek anlamı taşımaktadır ki bu nedenle de "reelde anlatmak" cümlesi de bir o kadar garip. Fakat sizlere türkçe dersi vermek gibi bir niyetim yok.
Hakaret sonucu banlanma konusuna gelince eğer banlanma söz konusu olsaydı adminler bunu sizin söylemenize gerek kalmadan yaparlardı. Ayrıca sizin görüşlerinize zıt olan üyeleri sindirme politikası yürüttüğünüzün farkındasınızdır umarım.
Gerçek hayatta bunları sana söylemeyeceğimden bahsetmişsin. İstediğiniz yer ve zamanda size bu konuyu açıklamaktan memnun olurum. Amaç; karanlık fikirleri aydınlıkla kovmak.