Orijinalini görmek için tıklayınız : Unutulmaz kahramanlarımız
(Kapetan Hayro)
Yüzbaşı Hayro Mesic
Doğum yeri: Ugljevik beldesine bağlı Srednja Trnova köyü
Baba adı: Meho
Anne adı: Zeyfa
İki erkek , iki de kız kardeşi vardı. Eski Yugoslavya halk ordusunda yüzbaşıydı. Evliydi. Halen Tuzla şehrinde yaşayan eşi ve üç çocuğu vardı. Bosna’da savaş başlar başlamaz yugoslavya halk ordusunu terk edip, Teoçak şehrinde ülkesini savunmaya başlar.
Teoçak’ta gençleri organize eder. Hayro Bosna’nın tamamı özgür olmadıkça huzur bulamayacak olan bir karaktere sahipti. Bu amacına uygun şekilde hemen hemen her cephede savaştı. Kendisine savaş sanatçısı deniliyordu. Komutan Hayro’nun askerleriyle birlikte yaptığı son operasyon, kuşatma altındaki Kamenica 'da yaşayan halkı kurtarmaktı. Burada yaşayan boşnaklar aylar boyu kuşatma altındaydılar. Açlıktan ölenler oluyordu.
Sapne ve Kamenica arasındaki çetniklerin yoğun olarak konuşlandığı koridoru yarma harekatı esnasında şehit oldu.
Hayatını kaybetmeden bir gece önce defalarca “zmajevi od Bosne”yani Bosnanın ejderleri isimli kahramanlık şarkısını söylemişti.
Dostları “Haklıydı “dediler. Bu şarkıyı söylemekte çok haklıydı. “Çünkü Kapetan Hayro, bu şarkıyla kendisini anlatıyordu”
Kahraman Yüzbaşı Hayro canını teslim ettiğinde evine getirildi.
Annesi tabutunun kapağını açtırdı. Kahraman oğluna baktı. Öyle güzeldi ki…”
Komutan İzet Naniç
1965 yılında Buzim şehrinde doğdu. Eski yugoslavya ordusunda subaydı. Bosna-Hersek'te savaş başlayınca bu orduyu terk ederek vatan savunmasında yerini aldı.
505.Buzim tugayının komutanı olarak dört yıl boyunca komutasındaki askerlerle birlikte cephelerin en ön saflarında savaştı.
4.ağustos.1995 günü hırvatistan sınırlarına yakın bölgede çetniklere karşı verdiği mücadele esnasında şehit oldu.
İzet Naniç, Bosna-Hersek'in özgürlüğü için, hem çetniklere, hem ustaşalara hem de çetniklerle işbirliği yapan vatan haini Fikret Abdiç'e karşı savaştı.
Buzim ve Krajina halkı İzet Naniç ve kendisi gibi şehit olan kardeşi Nevzet adına Buzim şehrinde anıt mezar yaptılar.
Çocuklarında sevgisini kazanan ordunun güzel askerleriydiler.
Tugay Komutanı Safet Zajko
1.Mart.1959’da Rudo şehrinde doğdu. Savaşın başlamasıyla birlikte vatanseverler birliğine klatıldı. Saraybosna’nın Buca Potok, Buljakov Potok, Brijesce, Sokolje gibi çeşitli mahallerinde savunma organizasyonlarında çok önemli çalışmalar yaptı. Ardından 2. viteş motorize tugayını oluşturdu.
15.Nisan.1993 günü Mijatovica Kosa cephelerinde çarpışırken şehit oldu.
işte boşnak ordusu adaleti hoşgörü dolu....diğer tarafı baktığımız cocukları bile öldürüyorlardı...cocuklara öldüren asker nasıl bir asker...annenin göbeğinde doğmayan cocuğu öldürenkomutan nasıl bir komutan....
Tugay komutanı Enver Sehovic
Doğum tarihi 15.ocak.1967 –Foça
Eski yugoslavya ordusundaki görevini, Bosnada savaş çıkmasıyla birlikte 6.nisan.1992 günü eski yugoslavya ordusundaki görevini, terk eder ve Bosna savunmasında yerini alır. İlk olarak Velesici’de birliklerini organize eder. 1. şanlı Viteş motorize tugayının komutanı olur.
27.Temmuz.1993 günü, Zuc cephelerinde Golo Brdo cephelerini savunmak için verdiği mücadele esnasında şehit oldu.
Zuc cephesi Saraybosna’nın kurtarılması adına en önemli noktalardan birisiydi. Bu cephede 255 şehit verildi. Başkentin kaderini tayin edecek kadar öneme sahip olan bu cephede çarpışanların tek amacı Saraybosna’nın çetniklerin eline düşmemesiydi.
Haklı mücadelelerine, vatan savunmasına giderken, güle oynaya giden cesur askerlerdi onlar...
1992-1995 yılında Saraybosna fotoğrafta gördüğünüz gibi tamamen kuşatma altındaydı.
Saldırıya uğrayan Bosna-Hersek'e dünya silah ambargosu koydu. Silahları yoktu, üniformaları, postalları, çelik yelekleri yoktu. Çelik gibi yürekleriyle vatan toprağına sahip çıktılar. Canları pahasına geri adım atmadılar.Onları unutmayacağım.
Cephelerde ağır yaralanan arkadaşlarının kanları üzerlerine bulanmış haldeler. Hastahane kapısında yaralı silah arkadaşlarından gelecek iyi haberleri bekliyorlar. Gözyaşlarıyla...
Gorajde kaplanı komutan Zaim İmamovic
Gorajde şehrinin Drina nehri kenarında bulunan Poratak köyünde doğdu.
Eski yugoslavya ordusunda yüzbaşı olarak görev yaptığı sırada Bosna’da savaş başladı. Zaim İmamovic hemen yugoslavya halk ordusunu terk ederek vatan savunmasında yerini aldı. Gösterdiği başarılı mücadeleler sonucu 1995 yılında Bosna-Hersek ordusu 1. kolordunun 14. tümen komutanlığına getirilir. Bosna’nın efsanevi komutanı Zaim İmamovic, Gorajde şehrinin savunmasını yaptığı Rogoj cephesinin ön saflarında çarpışırken, şarapnel parçasının vücuduna isabet etmesi sonucu 9.ekim.1995 günü şehit oldu.
Komutan İmamovic’in unutulmayan sözlerinden biri: “Biliyorsunuz hayat da bizim için, ölüm de “şeklindeydi.
Ölmeden iki gün önce yaralanmıştı. Bu onun altıncı kez yaralanmasıydı. Kısa bir tedavi sonrası gizlice hastahaneden kaçıp yeniden cephelere dönmüştü.
Ölümünün ardından Pazaric’teki askeri karargaha ve doğduğu köydeki ilkokula onun adı verildi.
En büyük devlet nişanı olan "Altın Zambak" ödülüne sahip olan Rahmetli Komutan Zaim İmamovic’in mezarı Saraybosna’daki Ali Paşa camisinin bahçesinde sevenleri tarafından ziyaret ediliyor. Gorajde Kaplanı olarak tanımlanan İmamovic'in mezarının yanıbaşında, yanıbaşında Bosna-Hersek başbakan yardımcısı Hakija Turajlic, General Mustafa Hajrullahovic ile şehit Zamo Ducic 'in mezarları bulunuyor.
Hakija Mrso (1963-1992)
Hakija Mrso’da savaş kahramanlarından birisiydi. Ölümünün ardından Vogosca’daki stadyuma onun adı verildi.
Saraybosna’nın büyük ilçelerinden biri olan Vogoşça’daki boşnaklar , savaş yıllarında anlatılamaz korku ve vahşeti yaşadılar. Çetnik kuşatması altındaydılar. Boşnaklar kendi kendilerine organize olmayı, savunmaya geçmeyi büyük bir başarıyla gerçekleştirdiler. Herbiri halk kahramanıydı. Vogoşça mangasında bulunan gençlerden birsi de Hakija Mrşo’ydu. Mrşo daha sonra bölük komutanı oldu.
Cephelerde gözterdiği başarılar, cesareti kulaktan kulağa yayıldı. Efsane haline geldi. Günlerden bir gün Saraybosna’lı askerlerden biri , çocuk yüzlü Mrşo ile karşılaşınca, şaşkınlığını gizleyemeyerek: “Ben senin dağ gibi iri cüsseye sahip biri olduğunu sanıyordum” dedi.
Mrşo ile ilgili kahramanlık anılarının ardı arkası kesilmiyor.
Bir defasında, çatışma esnasında arkadan dolanarak, çetniklerin siperine dalar, beş çetniği saf dışı ederek onların uçaksavarına el koyar. Onun tek bir hedefi vardı. Ya olur ya da olmaz.
Bu kahraman askeri cepheler dışında bir yerde görmek mümkün değildi.
O günlerde Zuc cephesinde çarpışmalar yoğunlaşmıştı. Mrşo, askerleriyle birlikte çetniklerin içlerine kadar sokulur ve 840 rakımlı Zuc cephesine ulaşılacak olan yolu açar. Böylelikle Saraybosna’nın kaderini tayin eder konumdaki Zuc opreasyonu esnasında, “onları canlı istiyorum” şeklinde askerlerine verdiği direktifi çetniklerin kanını donduruyordu. Onun kararlı sesini duyan çetnikler kaçacak delik ararlardı.
772 rakımlı tepe Mrşo’nun doğduğu eve çok yakındı. Çetnikler rahmetli babasını evlerinin kapısında vahşice keserek öldürmüşlerdi. Hakkı, rahmetli babasını başsız olarak gömmüştü. Çetnikler doğduğu evi üç kez ateşe vermişlerdi.
O gün, evinin yüz metre yakınında isabet eden şarapnel boynunu biçti. Kaderi babasına benzedi. Evinin yanıbaşında şehit oldu.
Halk kahramanları. Vatan kahramanları. Siper içerisinde çetnikler tarafınfan gelecek olan saldırıyı sukunetle bekliyorlar.
Nana Fata, Zuta Fadila, Jasna Slatina, Zumra Sorlija, Rabija Sopaj ve Breza'lı Kadira....
Kadın kahramanlarımız. Genç kızlarımız. Bosna-Hersek ordusunda silah arkadaşlarıyla birlikte omuz omuza çarpıştılar. Şehit oldular.
Çetnik keskin nişancılar çocukları hedefliyor, mermilerini onlara sıkıyorlardı..
teresadenigro
23-07-07, 21:44
ne olursa olsun 1993 yılını asla UNUTMAAAAAAAAAAAAAAAAA
teresadenigro
23-07-07, 21:46
Son Olarak Ne Zaman Bosna Hersege Gittiniz Her Taraf Yillar Gecmesine Ragmen Mermi Izleri Duvarlarda Bombalar Binalri Yerlle Bir Etmis Ve Biz Burda Ekmek Elden Su Golden Misali Laylay Lommmmmmmmm Gecmisi Unutmayalim 1993 Unutma
Münire hanım özellikle o dönemde orda olmanızdan dolayı sormak istiyorum İsmet Bayramoviç ve Ramiz Delaliç (duyduğum şekli ile yazıyorum hatalı olabilir) bu iki isimle ilgili olarak savaş döneminden hatırınızda kalanları paylaşırsanız sevinirim. Özellikle şu an da Bosna- Hersek'in tamamında ağırlığı hissedilen Çeylo lakaplı fiziği ile devi andıran İsmet Bayramoviçi yakından tanıma imkanım oldu lakin her görüşmemizde ısrarla savaşı anlatmasını istememize rağmen üzerinden eksik etmediği tabancasını göstermekten başka tepki vermedi.. Bu isim her ne kadar savaş kahramanı olarak sevilsede şu anda meşgul olduğu işlerden dolayı korkulan, ismi üzerine pek konuşulmayan, yorum yapılmayan bir insan özellikle yabancılara karşı. Günlük ihtiyaçlarımızı dahi zor karşıladığımız Boşnakça ile de okuyarak öğrenme imkanımız maalesef yok. Şimdiden teşekkürler..
Seni de yaraladılar. Bizi de ...Küçük bedeninde yaşadığın acı, ömür boyu içimi acıtacak ...
Ona hepimiz farklı isimlerle seslenirdik. Kimseye bakmaz dosdoğru koşar giderdi yanımızdan. Onun umurunda değildi keskin nişancılar, bombalar... Ağzında yarım limon yaz -kış farketmeden koşar ha koşardı. Kimbilir kendince ne düşünüyordu. Kimileri ona "deli" diyorlardı. Kimbilir neleri protesto ediyordu. Ya da gerçekten "o" nereye koşuyordu??
Onlar ölüm -kalım mücadelesi verirken, buz yataklarda uykuya yenik düşerken, biz sıcak yataklarımızda gecelemişiz. Uykularımızı bölen en ufak sese hiddetlenmişiz...
Eli silah tutan, vatanını seven herkes görev başındaydı. Bugün kimi şehit kimi unutulmuş gazi oldular. Biz onları unutmayacağız.
Safet Zajko-Enver Sehovic. Birlikte görüntülendikleri ender fotoğraflardan biri. Onlar Bosna savunması sırasında hayatlarını hiçe sayarak destan yazdılar. Bosna Hersek cumhuriyeti tarafından "Altın Zambak" nişanıyla ödüllendirildiler. Şehit oldukları zaman ülke gözyaşlarına boğulmuştu.
Savaş... Cesur askerler... Vatan savunması...
Mostar şehrinin savunucuları.
Kurtanovic
26-07-07, 00:59
Bu forumun "Altın Zambak'ı" Munira...
Bu kahramanlar unutulmamalı asla ve gelecek kuşaklara "Boşnak direnişin ruhu" hassasiyetle taşınmalı...
Teşekkür kelimesi kifayetsiz kalıyor...
Kelime bulamıyorum...
...
Silah arkadaşlarını, şehitlerini toprağa verdikten sonra... Acılarını yaşıyorlar.
Biri gazi olmuş. Tek ayağını vermiş vatanına, diğeri kanını akıtmış şehit olmuş...
Kerim Luçareviç'in kitabından......
Lakabı KAPTAN.. (adı kitapta geçmiyor belki münire abla yardımcı olur,paylaşılacak bir yaşanmış olay diye düşündüm)
Ortodoks bir papaz bize çok yardım etti... işbirliği yapmamızı kader istedi. Şöye başladı.
Askerlerim Papazın komşusu Çetnik Mladini'i öldürdüler. Hem Papaz hem de Miladin,İlica'da Vrelo Bosne'deki Ortodoks kilisesi yakınlarında oturuyorlardı. Kaptan dediğimiz Ramiz Salçin'nin bir savaşçısı Mladin'i tanıyordu. Her neyse,Çetniklerle bir çatışma sırasında Kaptan Miladin'i kanlar içinde buldu.Miladin ölmeden önce Kaptandan,İlica'daki Papazı arayıp ölümünü bildirmesini istedi... O günden sonra Kaptan Papazla her saldırımızda konuşur oldu. Miladin'in sesini taklit ediyordu,Papaz da gerçekten komşusu mladinle konuştuğunu sanıyordu. Papazla işbirliğimiz .
Son kez Moymilo'ya saldırdığımızda kaç çetnik öldürdüğümüzü bilmiyorduk. Kaptan Papazı aradı:
-Papaz ben güvenli yerdeyim.Bizimkiler ne durumda haberin var mı?
-Sus,bugün zor bir gün.Ellialtı ölü.Sende durum nasıl?
-Biliyor musun,baliyalar fena öldürüyorlar.
-Mladin dayan ve kendine dikkat et... baliyalar uzun süre dayanamaz.. Kazandığıımız zaman hepsinin boğazını keseceğiz... Saraybosna'da tek bir minare bile kalmayacak.. dedi Papaz.
Papaz Necariçi'deki harekatlardan birinde çok daha işimize yaradı. Çetnikler Körler yurdunda çok iyi mevzilenmişlerdi. On kadar mitralyözleri vardı. Komandolarımz açık alana çıkmaktan çekiniyorlardı. Hava Yurttan açılan mitralyöz ateşiyle kaynıyordu. Yere yapışmış durumdaydık.. Körler yurdugeçişi olmayan kaleydi..
Bu durumlarda sadece ağır silahlar ilaç olabilirdi.Başka çare yoktu,ama bizi hiç ağır silahımız yoktu.
O zaman aklıma papaz geldi. Ama Kaptan yanımızda değildi.Yaralı olduğundan hastahanede yatıyordu.Ramiz salçin onu ziyarete gitti. Kaptan onu kapıda görür görmez:
-Kaptan'ı değil Miladin'i ziyarete geldiğine eminin.Söyle! -dedi.
-''Papazına baliyaların körler yurduna girdiğini,Sırp kardeşlerine yardım etmek için elinden geleni yapması gerektiğini söylemelisin! Kaptan'a tekrarlamak gerekmedi. Papazla konuşmalar onu neşelendiriyordu.Bazen bu role kendini iyice kaptırıp,arkadaşlarıyla da Mladin gibi konuşuyordu. Askerler ona Mladin dedikçe,o da taklit işini abartıyordu.Şakalarının ardı arkası gelmiyordu. Hastaneden telefonla Papaza hemen ulaştı:
-Papaz baliyalar çok fena saldırıyorlar... Yardım et!
-Ne oldu?
-Baliyalar Körler Yurduna girdiler.Papaz yardım et!
-Merak etme Mladin... Baliyalar uzun süre kalamayacak orada.. Beş dakika bile geçmeden,en az üçyüz füze körler Yurduna isabet etmişti.Çatı ve duvarlar parçalanıyordu. Her şeyi yerle bir ediyorlardı.Her şey darmadağın olmuştu.
Ramiz SALÇİN beni telsizle arayıp:
-Benimkiler nasıl ataş ediyorlar,görüyormusun! Ne Taliyan,ne de onun ağır silahları! Papaza ne dersin? Kesinlikle onun yerinde olmak istemezdim!
Kerim Lucarevic
1958 yılında Saraybosna’da doğdu. Savaş öncesi UNIS holdingin üst düzey kadrosunda görev yapıyordu.
Savaşın başlamasıyla birlikte, vatanseverler birliğinde yerini alır. Askeri polis kuvvetlerinin komutanlığını yapmıştır.
j a r a n e
26-07-07, 18:44
Bizden değil ama 230 000 müslümanı kurtaran Hırvat Kahraman Ante Gotovin'yı da unutmamak gerek
KATLİAM HABERİ
1991 ilkbaharının son günlerinde Arjantin'in Misiones bölgesindeki Iguac kasabasının barında 35 yaşlarında bir adam hem içkisini yudumluyor hem de gazetesini okuyordu. İçeriye bir grup yaşlı adam girdi. Ona yakın bir masaya oturdular. Bir süre sonra kulağına Hırvatça konuşmalar geldi. İnanamadı; çünkü anadiliydi bu. Yanlarına gitti, kim olduklarını sordu. Çok yıllar önce Arjantin'e göç etmiş Hırvatlar olduklarını söylediler. "Az önce ne tartışıyordunuz" diye sordu. "Borovo Selo katliamını" dediler. Bilmiyordu, duymamıştı, anlatmalarını istedi. Anlattılar: Birkaç gün önce Sırp milisler çok sayıda Hırvat polisi Borovo Selo kasabasında öldürmüşlerdi. O kadar ayrıntılı naklettiler ki trajediyi, gençlik ile orta yaş arasındaki adamın içinde öfke, kin, intikam karışımı lavlar püskürten bir yanardağ patlaması oldu, "Benim hemen memlekete dönmem şart oldu" diye mırıldandı. İki-üç gün sonra dönmüştü bile. O adam Ante Gotovina'ydı. Şimdi Yugoslavya'daki iç savaş suçlularını yargılamak için Birleşmiş Milletler kararıyla kurulan Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin aradığı ve bir türlü ele geçiremediği en önemli üç katliam sanığından biri. Diğer ikisi Sırp; Radovan Karadzic ve Ratko Mladic. Peki ama 1991 baharında Ante Gotovina'nın Arjantin'in o ücra köşesinde ne işi vardı? Öyle ya; Hırvatistan neresi, Arjantin neresi... Uzun hikaye... En iyisi filmi başa saralım. Ante Gotovina, 12 Ekim 1955'te Hırvatistan Cumhuriyeti'nin Pasman adasında doğdu. O sıralar -bir Hırvat olan- Mareşal Josip Broz Tito liderliğindeki Yugoslavya hem sadece 10 yıl önce noktalanmış İkinci Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmaya çalışıyor hem de Batı dünyasına teslim olmadan Sovyetler Birliği'nin yörüngesinden çıkmaya çabalıyordu. "Üçüncü Dünya" ya da "Bağlantısızlar" denilen hareket işte Tito'nun bu "Ne Doğu, ne Batı" politikalarıyla doğacaktı. Mısır Cumhurbaşkanı, "Reis" Cemal Abdülnasır ve Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru'nun da desteğiyle... Gotovina'nın toplumsal değer, kanun- kural tanımayan maceracı karakteri çok genç yaşlarda kendini belli etti. Henüz 15 yaşında Yugoslavya'dan kaçmaya kalktı. Bir geminin ambarına saklanarak. Niyeti Fransa'ya kapağı atmaktı. İtalya'da yakalandı, geri gönderildi. Ertesi yıl tekrar denedi. Yine düşkırıklığı. Üçüncüde başardı. 1972 sonunda Liberya bandıralı Jela Topic şilebinde iş buldu. Marsilya'ya varınca "Haydi bana eyvallah" dedi. Onun için orası son duraktı. Neden? Çünkü Fransız ordusuna lejyoner, yani paralı asker toplama merkezi Marsilya'daydı. 1 Ocak 1973'te Lejyon'a kabul edildi. Aslında yaşı tutmuyordu; yeni kimlik yaratıldı. Artık adı İvan Grabovac'tı. Yaşını büyütmüştü sicilinde 10 Aralık 1953'te doğduğu yazıyordu. Gotovina sıradan bir lejyonerlikle yetinmek niyetinde değildi. Zor işlerde görevlendirileceklerin yetiştirildiği merkeze başvurdu. Eğitim sonunda 120 adaydan 37'si başarılı olabildi. Tabii biri, hatta birincisi Gotovina'ydı. Gözü pekliğinin yanı sıra ihtiyat, hızlı karar verme, başının çaresine bakma, susmasını bilme, özel yaşamıyla işini asla karıştırmama gibi özellikleriyle de komutanlarının gözüne girmişti. Katlanması güç fiziki ve psikolojik sınavları, eğiticilerini bile korkutan kararlılıkla geçti. O kadar ki, bir öğretmen eğitim sırasında onu hedef alarak gerçek mermilerle atış yaparken gözünü kırpmadan, izleyenlerin kanını donduran soğukkanlılıkla üstüne üstüne yürüdü. Sonunda "Özel ve gizli operasyonlar için tam aradığımız adam" dediler komutanları. Bitmedi; ayrıca denizlerde köpekbalığı, göklerde de kartal kadar yırtıcı olmayı kafasına koymuştu. Dalış kurslarından geçti, ardından da paraşütle atlama eğitiminden. Böylece artık Lejyon'un her türlü misyonunda göreve hazırdı. Korsika'daki 2'nci paraşütçü birliğinde işe başladı. Arada erkeklik sınavlarını da Marsilya barları ve genelevinde vermişti. O kızların, kadınların gözünde ve gönlünde ondan yaman biri daha çıkmadı bugüne kadar. Uzatmayalım; Gotovina, Lejyon'un Afrika ve Latin Amerika'daki operasyonlarında, çocukluğunda kurduğu tüm macera hayallerini fazlasıyla gerçekleştirdi. 1978'te son "görev"i de kusursuz yerine getirip üssüne döndükten sonra Lejyon'dan ayrıldı. Ertesi yıl Fransız vatandaşı oldu. Sözleşmesinde bu hakka sahip olduğu belirtiliyordu. Fransız ordusunun da "iş" verdiği "Comex" özel güvenlik şirketinde profesyonel dalgıç olarak çalışmaya başladı. Şirketin dünyanın dört bir yanında müşterileri de vardı. Gotovina bu sayede epey yer gördü. Ancak onun bir de "paralel" hayatı vardı: Fransız aşırı sağ çevrelerine girdi. Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen'in çoğunluğunu eski lejyonerlerin oluşturduğu "askeri birim"inin seçkin üyesi oldu. Ayrıca Cezayir'in yitirilmesini hâlâ kabullenemeyen eski Özel Harpçiler'in kurduğu gizli Sivil Eylem Servisi'ne (SES) katıldığı da söyleniyor. Tüm illegal örgütler gibi SES de gelir sağlamak için her türlü yasadışı işe el attı, Gotovina bu işlerin hepsinde seve seve görev aldı. Ve de birçok ülkede: Arjantin, Paraguay, Kolombiya, Yunanistan. Hatta Türkiye'ye bile uğradığı söyleniyor. 1980'lerden söz ediyoruz. Özellikle de ilk yarısından. Dava için mücadeleden arta kalan zamanda da nispeten küçük ama ceplerini dolduracak işleri de ihmal etmiyordu: Kuyumcu soymak, adam kaçırıp fidye istemek, sendikaları ve işçileri yıldırarak grev kırıcılığı yapmak gibi Sonunda Gotovina bardağı taşırdı, hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Kimilerine göre 1983'te, kimilerine göre ise 1986'da. Biraz karışık, flu.
ŞARTLI TAHLİYE
Aynı fluluk sonrasında da görülüyor. Fransız polis yetkilileri onun yargılanıp 4 yıl hapis yattığını söylüyorlar. Bağımsız kaynaklar ise sadece bir yıl sonra, "şartlı tahliye"den yararlandırılıp sessiz sedasız salıverildiğini. Daha sonra Gotovina, Guatemala ve Kolombiya'da ortaya çıktı. Hitler'i iktidara getiren SA'ların komutanı Ernst Roehm'in 1930'ların başında yaptığı gibi, aşırı sağcı örgütlere komando eğitimi veriyordu ama "boş zamanlarında", hırsızlık, soygun gibi sevdiği "sporları" yapmaya da devam ediyordu. Ve bu kez uluslararası tutuklama emriyle aranıyordu. Buna rağmen Fildişi Kıyısı'ndan Paraguay'a kadar geniş coğrafyada yıllarca hiç korkmadan dolaştı. Sonunda bir süre ortalıkta görünmemesi gerektiğini söyleyen dostlarının uyarısıyla Arjantin'e geçti. Misiones bölgesindeki Iguac kasabasına. Ve tarih ona 1991 ilkbaharının sonunda o kasabanın bir barında randevu verdi. Kader kasırgalarının Arjantin'e savurduğu bir grup yaşlı Hırvat'ı bir barda karşısına çıkararak... Zagrep'e döndüğünde Yugoslavya'yı oluşturan parçalar arasında iç savaş rüzgarları esiyordu. Diğer cumhuriyetlerde, özellikle de Sırbistan'da yaşayan yüzbinlerce Hırvat, Sırp milislerin saldırılarından yılmış, evini barkını bırakıp "anavatan"a sığınmıştı. Ayrıca saldırılarda en az 13 bin Hırvat da hayatından olmuştu. Gotovina "yetenekleri" ve uzun yılların birikimi olan "deneyimi" sayesinde Split bölgesindeki savunma güçlerinin başına getirildi. Ancak fırsat buldukça soygun, fidye gibi "işler" için Fransa'ya gidip gelmeye devam ediyordu. Fransız polisi Gotovina'nın artık iyice kabarmış olan dosyasını yeniden açmak zorunda kaldı. 6 Aralık 1995'te gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. O karardan 4 ay önce ise Krajina bölgesindeki "operasyon" sayesinde Hırvatistan'da "ulusal kahraman" ilan edildi. Operasyonun adı "Oluja" ydı, yani "Fırtına"... Hırvatistan'ın dörtte biri büyüklüğünde olan ve önemli Sırp nüfus barındıran Krajina, 1991'den beri Sırp ordusunun işgalindeydi. 7 Ağustos 1995'te Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman'ın emriyle, Gotovina komutasındaki birlikler saldırıya geçti ve Krajina birkaç günde kurtarıldı. Ne var ki Hırvat ordusunun gelmesinden önce 120 bin Sırp, bazı tarihçilerin "gönüllü etnik temizlik" dedikleri "planlı boşaltma" ile bölgeyi terk etti. Krajina'nın geri alınmasından sonra Hırvat güçleri, Boşnak ordusuyla birlikte Batı Bosna'nın kurtarılması harekatına katıldı. Srebrenika katliamından sadece bir ay sonra yapılan bu saldırıyla 3 yıldır kuşatma altında olan 230 bin Boşnak kurtarıldı. Gotovina'nın generalliğe terfi etmesini sağlayan bu çifte operasyonun ardından eski Yugoslavya'da 4 yıldır süren savaş bitti ve Dayton-Paris anlaşmalarıyla her cumhuriyet kendi yoluna gitti. Ancak... Gerisini Gotovina hakkında "Etnik temizlik" suçlamasıyla dava açan Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Carla Del Ponte'nin iddianamesinden aktaralım: "Gotovina, aralarında Cumhurbaşkanı Tudjman'ın da bulunduğu bir grup üst düzey Hırvat yetkiliyle birlikte tek amacı Krajina'nın Sırp nüfusunu zorla ve bir daha dönmemek üzere topraklardan sürmek olan caniyane bir girişimi planlayıp uyguladı. 4 Ağustos- 15 Kasım 1995 tarihleri arasında Gotovina komutasındaki Hırvat güçleri Krajina'da en az 150 Sırp'ı öldürdü." Yine de Srebrenika'da katledilen 8 bini aşkın Boşnak'ın yanında oldukça hafif bir suç sayılır.
persembeli
26-07-07, 18:54
Şehit olan tüm kahraman askerlerimize allahtan rahmet diliyorum.
Toprağı bol mekanı cennet olsun.Rahat uyusunlar..
5. Kolordunun komutanı Gen. Atif Dudakovic
Jarane talebin üzerine Ante Gotovina ile ilgili olarak kısaca şunları paylaşacağım.
Hırvatların milli kahramanı Gen. Ante Gotovina.
Lahey Adalet Divanında savaş suçlusu olarak yargılandı.
230 bin Müslümanın kurtuluşu sadece Ante Gotovina'nın başarısı değildi.
"Oluja 95" adı altında yapılan operasyona Bosna-Hersek ordusunun 5. kolordu kuvvetlerine destek olarak katılmıştır.
1995 yılının 7.ayında sırplar beş kolordu güçleriyle birlikte, Bosanska Krajina bölgesine özellikle Buzim ve Cazin şehirlerine yöneldiler.
Operasyonlarının amacı burada konuşlu bulunan ve General Atıf Dudakovic komutasındaki Bosna-Hersek ordusunun 5. kolordusuna bağlı güçleri yok etmekti. Yanısıra Krajina bölgesini ele geçirmekti.
Hırvatistan ve Bosna-Hersek için stratejik önemi büyük olan bu bölgedeki sırp saldırılarını püskürtmek için Hırvatistan güçleri de, General Ante Gotovina komutasında ,sırplara ve otonomi yanlısı olan Fikret Abdiç güçlerine karşı Bosna-hersek ordusuyla birlikte savaştı.
Bosna-Hersek ordu güçlerinin başında 5. kolordu komutanı General Atif Dudakovic bulunuyordu. Krajina kahramanı Dudakovic, çatışma sonrası sırplar ve Fikret Abdiç yanlısı güçler püskürtüldükten sonra "Bu operasyonda birlikte hareket edilmeseydi Krajina ikinci bir Srebrenica olurdu"demiştir.
Bizden değil ama 230 000 müslümanı kurtaran Hırvat Kahraman Ante Gotovin'yı da unutmamak gerek
KATLİAM HABERİ
1991 ilkbaharının son günlerinde Arjantin'in Misiones bölgesindeki Iguac kasabasının barında 35 yaşlarında bir adam hem içkisini yudumluyor hem de gazetesini okuyordu. İçeriye bir grup yaşlı adam girdi. Ona yakın bir masaya oturdular. Bir süre sonra kulağına Hırvatça konuşmalar geldi. İnanamadı; çünkü anadiliydi bu. Yanlarına gitti, kim olduklarını sordu. Çok yıllar önce Arjantin'e göç etmiş Hırvatlar olduklarını söylediler. "Az önce ne tartışıyordunuz" diye sordu. "Borovo Selo katliamını" dediler. Bilmiyordu, duymamıştı, anlatmalarını istedi. Anlattılar: Birkaç gün önce Sırp milisler çok sayıda Hırvat polisi Borovo Selo kasabasında öldürmüşlerdi. O kadar ayrıntılı naklettiler ki trajediyi, gençlik ile orta yaş arasındaki adamın içinde öfke, kin, intikam karışımı lavlar püskürten bir yanardağ patlaması oldu, "Benim hemen memlekete dönmem şart oldu" diye mırıldandı. İki-üç gün sonra dönmüştü bile. O adam Ante Gotovina'ydı. Şimdi Yugoslavya'daki iç savaş suçlularını yargılamak için Birleşmiş Milletler kararıyla kurulan Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin aradığı ve bir türlü ele geçiremediği en önemli üç katliam sanığından biri. Diğer ikisi Sırp; Radovan Karadzic ve Ratko Mladic. Peki ama 1991 baharında Ante Gotovina'nın Arjantin'in o ücra köşesinde ne işi vardı? Öyle ya; Hırvatistan neresi, Arjantin neresi... Uzun hikaye... En iyisi filmi başa saralım. Ante Gotovina, 12 Ekim 1955'te Hırvatistan Cumhuriyeti'nin Pasman adasında doğdu. O sıralar -bir Hırvat olan- Mareşal Josip Broz Tito liderliğindeki Yugoslavya hem sadece 10 yıl önce noktalanmış İkinci Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmaya çalışıyor hem de Batı dünyasına teslim olmadan Sovyetler Birliği'nin yörüngesinden çıkmaya çabalıyordu. "Üçüncü Dünya" ya da "Bağlantısızlar" denilen hareket işte Tito'nun bu "Ne Doğu, ne Batı" politikalarıyla doğacaktı. Mısır Cumhurbaşkanı, "Reis" Cemal Abdülnasır ve Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru'nun da desteğiyle... Gotovina'nın toplumsal değer, kanun- kural tanımayan maceracı karakteri çok genç yaşlarda kendini belli etti. Henüz 15 yaşında Yugoslavya'dan kaçmaya kalktı. Bir geminin ambarına saklanarak. Niyeti Fransa'ya kapağı atmaktı. İtalya'da yakalandı, geri gönderildi. Ertesi yıl tekrar denedi. Yine düşkırıklığı. Üçüncüde başardı. 1972 sonunda Liberya bandıralı Jela Topic şilebinde iş buldu. Marsilya'ya varınca "Haydi bana eyvallah" dedi. Onun için orası son duraktı. Neden? Çünkü Fransız ordusuna lejyoner, yani paralı asker toplama merkezi Marsilya'daydı. 1 Ocak 1973'te Lejyon'a kabul edildi. Aslında yaşı tutmuyordu; yeni kimlik yaratıldı. Artık adı İvan Grabovac'tı. Yaşını büyütmüştü sicilinde 10 Aralık 1953'te doğduğu yazıyordu. Gotovina sıradan bir lejyonerlikle yetinmek niyetinde değildi. Zor işlerde görevlendirileceklerin yetiştirildiği merkeze başvurdu. Eğitim sonunda 120 adaydan 37'si başarılı olabildi. Tabii biri, hatta birincisi Gotovina'ydı. Gözü pekliğinin yanı sıra ihtiyat, hızlı karar verme, başının çaresine bakma, susmasını bilme, özel yaşamıyla işini asla karıştırmama gibi özellikleriyle de komutanlarının gözüne girmişti. Katlanması güç fiziki ve psikolojik sınavları, eğiticilerini bile korkutan kararlılıkla geçti. O kadar ki, bir öğretmen eğitim sırasında onu hedef alarak gerçek mermilerle atış yaparken gözünü kırpmadan, izleyenlerin kanını donduran soğukkanlılıkla üstüne üstüne yürüdü. Sonunda "Özel ve gizli operasyonlar için tam aradığımız adam" dediler komutanları. Bitmedi; ayrıca denizlerde köpekbalığı, göklerde de kartal kadar yırtıcı olmayı kafasına koymuştu. Dalış kurslarından geçti, ardından da paraşütle atlama eğitiminden. Böylece artık Lejyon'un her türlü misyonunda göreve hazırdı. Korsika'daki 2'nci paraşütçü birliğinde işe başladı. Arada erkeklik sınavlarını da Marsilya barları ve genelevinde vermişti. O kızların, kadınların gözünde ve gönlünde ondan yaman biri daha çıkmadı bugüne kadar. Uzatmayalım; Gotovina, Lejyon'un Afrika ve Latin Amerika'daki operasyonlarında, çocukluğunda kurduğu tüm macera hayallerini fazlasıyla gerçekleştirdi. 1978'te son "görev"i de kusursuz yerine getirip üssüne döndükten sonra Lejyon'dan ayrıldı. Ertesi yıl Fransız vatandaşı oldu. Sözleşmesinde bu hakka sahip olduğu belirtiliyordu. Fransız ordusunun da "iş" verdiği "Comex" özel güvenlik şirketinde profesyonel dalgıç olarak çalışmaya başladı. Şirketin dünyanın dört bir yanında müşterileri de vardı. Gotovina bu sayede epey yer gördü. Ancak onun bir de "paralel" hayatı vardı: Fransız aşırı sağ çevrelerine girdi. Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen'in çoğunluğunu eski lejyonerlerin oluşturduğu "askeri birim"inin seçkin üyesi oldu. Ayrıca Cezayir'in yitirilmesini hâlâ kabullenemeyen eski Özel Harpçiler'in kurduğu gizli Sivil Eylem Servisi'ne (SES) katıldığı da söyleniyor. Tüm illegal örgütler gibi SES de gelir sağlamak için her türlü yasadışı işe el attı, Gotovina bu işlerin hepsinde seve seve görev aldı. Ve de birçok ülkede: Arjantin, Paraguay, Kolombiya, Yunanistan. Hatta Türkiye'ye bile uğradığı söyleniyor. 1980'lerden söz ediyoruz. Özellikle de ilk yarısından. Dava için mücadeleden arta kalan zamanda da nispeten küçük ama ceplerini dolduracak işleri de ihmal etmiyordu: Kuyumcu soymak, adam kaçırıp fidye istemek, sendikaları ve işçileri yıldırarak grev kırıcılığı yapmak gibi Sonunda Gotovina bardağı taşırdı, hakkında tutuklama emri çıkarıldı. Kimilerine göre 1983'te, kimilerine göre ise 1986'da. Biraz karışık, flu.
ŞARTLI TAHLİYE
Aynı fluluk sonrasında da görülüyor. Fransız polis yetkilileri onun yargılanıp 4 yıl hapis yattığını söylüyorlar. Bağımsız kaynaklar ise sadece bir yıl sonra, "şartlı tahliye"den yararlandırılıp sessiz sedasız salıverildiğini. Daha sonra Gotovina, Guatemala ve Kolombiya'da ortaya çıktı. Hitler'i iktidara getiren SA'ların komutanı Ernst Roehm'in 1930'ların başında yaptığı gibi, aşırı sağcı örgütlere komando eğitimi veriyordu ama "boş zamanlarında", hırsızlık, soygun gibi sevdiği "sporları" yapmaya da devam ediyordu. Ve bu kez uluslararası tutuklama emriyle aranıyordu. Buna rağmen Fildişi Kıyısı'ndan Paraguay'a kadar geniş coğrafyada yıllarca hiç korkmadan dolaştı. Sonunda bir süre ortalıkta görünmemesi gerektiğini söyleyen dostlarının uyarısıyla Arjantin'e geçti. Misiones bölgesindeki Iguac kasabasına. Ve tarih ona 1991 ilkbaharının sonunda o kasabanın bir barında randevu verdi. Kader kasırgalarının Arjantin'e savurduğu bir grup yaşlı Hırvat'ı bir barda karşısına çıkararak... Zagrep'e döndüğünde Yugoslavya'yı oluşturan parçalar arasında iç savaş rüzgarları esiyordu. Diğer cumhuriyetlerde, özellikle de Sırbistan'da yaşayan yüzbinlerce Hırvat, Sırp milislerin saldırılarından yılmış, evini barkını bırakıp "anavatan"a sığınmıştı. Ayrıca saldırılarda en az 13 bin Hırvat da hayatından olmuştu. Gotovina "yetenekleri" ve uzun yılların birikimi olan "deneyimi" sayesinde Split bölgesindeki savunma güçlerinin başına getirildi. Ancak fırsat buldukça soygun, fidye gibi "işler" için Fransa'ya gidip gelmeye devam ediyordu. Fransız polisi Gotovina'nın artık iyice kabarmış olan dosyasını yeniden açmak zorunda kaldı. 6 Aralık 1995'te gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. O karardan 4 ay önce ise Krajina bölgesindeki "operasyon" sayesinde Hırvatistan'da "ulusal kahraman" ilan edildi. Operasyonun adı "Oluja" ydı, yani "Fırtına"... Hırvatistan'ın dörtte biri büyüklüğünde olan ve önemli Sırp nüfus barındıran Krajina, 1991'den beri Sırp ordusunun işgalindeydi. 7 Ağustos 1995'te Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman'ın emriyle, Gotovina komutasındaki birlikler saldırıya geçti ve Krajina birkaç günde kurtarıldı. Ne var ki Hırvat ordusunun gelmesinden önce 120 bin Sırp, bazı tarihçilerin "gönüllü etnik temizlik" dedikleri "planlı boşaltma" ile bölgeyi terk etti. Krajina'nın geri alınmasından sonra Hırvat güçleri, Boşnak ordusuyla birlikte Batı Bosna'nın kurtarılması harekatına katıldı. Srebrenika katliamından sadece bir ay sonra yapılan bu saldırıyla 3 yıldır kuşatma altında olan 230 bin Boşnak kurtarıldı. Gotovina'nın generalliğe terfi etmesini sağlayan bu çifte operasyonun ardından eski Yugoslavya'da 4 yıldır süren savaş bitti ve Dayton-Paris anlaşmalarıyla her cumhuriyet kendi yoluna gitti. Ancak... Gerisini Gotovina hakkında "Etnik temizlik" suçlamasıyla dava açan Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Carla Del Ponte'nin iddianamesinden aktaralım: "Gotovina, aralarında Cumhurbaşkanı Tudjman'ın da bulunduğu bir grup üst düzey Hırvat yetkiliyle birlikte tek amacı Krajina'nın Sırp nüfusunu zorla ve bir daha dönmemek üzere topraklardan sürmek olan caniyane bir girişimi planlayıp uyguladı. 4 Ağustos- 15 Kasım 1995 tarihleri arasında Gotovina komutasındaki Hırvat güçleri Krajina'da en az 150 Sırp'ı öldürdü." Yine de Srebrenika'da katledilen 8 bini aşkın Boşnak'ın yanında oldukça hafif bir suç sayılır.
Bosna-Hersek ordusu yoktan var oldu. Silahlandı. İlk günler genellikle av tüfekleri vardı. Daha sonra çarpışmalarda düşmandan ele geçirilen silahlarla güçlendiler.
Bosna ordusu en zayıf olduğu dönemde bile hiç zayıf-çaresiz olmadı. Baksanıza ne güzel silahlar icat ediliyordu... Bunlar savaşın ilk günleriydi.
7.müslüman tugayının amblemi
Tugay komutanı General Halil Brzina
Rahmetli Alija İzetbegovic 7. Müslüman Tugay mensubu askerlerle
Tugay mensubu bir asker
7.müslüman tugayı, Zenica, Kakanj, Vares, Zepce, Bosovaca, Travnik, Novi Travnik, Vitez, Visoko, Bugojno ve Gornji Vakuf şehirlerinden biraraya gelen birliklerle kuruldu. Tugayın oluşturulması 17 kasım 1992 tarihinde kesinleşmiştir. Bosna-Hersek cumhurbaşkanlığı 14.mayıs.1994 tarihinde tugaya “şanlı” olarak ilan etmiştir.
7.Müslüman tugayına Asim Koricic, Amir Kubura, Şerif Patkovic ve Halil Brzina komutanlık yaptılar. Tugayın Fahri komutanları ise Bosna Hersek cumhurbaşkanı rahmetli Alija İzetbegovic ile Emir Mahmut ef. Karaliç’ti.
7.Müslüman Tugayı Komutanı Halil Brzina , komuta ettiği tugayını şöyle anlattı:
“Tugayımız Sırplara ve hırvatlara karşı değil, öldüren ve yağmalayanlara karşı savaştı. Bosnalı müslümanlara karşı uygulanan soykırıma şahit olduk. Savaş yıllarında dünyadaki en ucuz sıvı, müslüman kanıydı. Ceza görmeyecekleri bilinciyle isteyen herkes müslümanları katlediyordu. 7. Müslüman tugayı bunlara karşı savaştı. Bosnanın savunulması adına verilen her emre riayet edildi.
Bosna toprakları adım adım özgürlüğe kavuşturuldu. Özgürlük adına verilen savaşlar zor yapılır ama kolay kolay kaybedilmez.”
Alija İzetbegovic’te 7.Müslüman Tugayı hakkında şunları söylemiştir.Kadınları ve çocukları öldürmeyen bir ordu olarak zaferler kazanacağız. “
j a r a n e
28-07-07, 12:19
5. Kolordunun komutanı Gen. Atif Dudakovic
Jarane talebin üzerine Ante Gotovina ile ilgili olarak kısaca şunları paylaşacağım.
Hırvatların milli kahramanı Gen. Ante Gotovina.
Lahey Adalet Divanında savaş suçlusu olarak yargılandı.
230 bin Müslümanın kurtuluşu sadece Ante Gotovina'nın başarısı değildi.
"Oluja 95" adı altında yapılan operasyona Bosna-Hersek ordusunun 5. kolordu kuvvetlerine destek olarak katılmıştır.
1995 yılının 7.ayında sırplar beş kolordu güçleriyle birlikte, Bosanska Krajina bölgesine özellikle Buzim ve Cazin şehirlerine yöneldiler.
Operasyonlarının amacı burada konuşlu bulunan ve General Atıf Dudakovic komutasındaki Bosna-Hersek ordusunun 5. kolordusuna bağlı güçleri yok etmekti. Yanısıra Krajina bölgesini ele geçirmekti.
Hırvatistan ve Bosna-Hersek için stratejik önemi büyük olan bu bölgedeki sırp saldırılarını püskürtmek için Hırvatistan güçleri de, General Ante Gotovina komutasında ,sırplara ve otonomi yanlısı olan Fikret Abdiç güçlerine karşı Bosna-hersek ordusuyla birlikte savaştı.
Bosna-Hersek ordu güçlerinin başında 5. kolordu komutanı General Atif Dudakovic bulunuyordu. Krajina kahramanı Dudakovic, çatışma sonrası sırplar ve Fikret Abdiç yanlısı güçler püskürtüldükten sonra "Bu operasyonda birlikte hareket edilmeseydi Krajina ikinci bir Srebrenica olurdu"demiştir.
Herhalde sadece onun başarısı değildi.Ama sonuçta müslümanları kurtaran bir hırvat var değilmi?
j a r a n e
28-07-07, 12:31
Birde Sancak Tutin bölgesinden çıkan kahraman Ramiz Drekoviç'i hatırlatmak isterim.Kendisi Bihaç bölgesinin savunmasını üstlenmiş 5.Korpusun generaliydi.Bosna ordusunun 2 ordu komutanlığı yapmıştır.Savaştan sonra '' U OBRUKU '' kitabını yazmıştır.
j a r a n e
28-07-07, 12:32
Adına şarkılar,methiyeler yazılan General Naser Oriç'i unutmayalım.
Herhalde sadece onun başarısı değildi.Ama sonuçta müslümanları kurtaran bir hırvat var değilmi?
Sevgili Jarane
Bildiğin gibi Bosna-Hersek ordusunun "Oluja 95"isimli operasyonu hem Bosna Hersek hem de Hırvatistan adına staretejik önemi olan bir operasyondu. Yani Ante Gotovina o operasyona müslümanlara olan sevdasından değil, ülkesinin menfaatleri adına katıldı.
Bu operasyonda en büyük kuvvetler , General Atıf Dudakovic komutanlığındaki Bosna-Hersek ordusunun 5.kolordusuydu.
Hırvatlar Bosna savaşı sırasında boşnakları katletmiştir. Özellikle mutlaka duymuş olduğun Ahmiçi katliamı...
16. nisan 1993
Merkez Bosna'da bulunan Ahmici köyünde yaşayan 96 sivil hırvat güçler tarafından katledildi.
Ahmici köyündeki bu cami Hırvatların eseridir.
Birde Sancak Tutin bölgesinden çıkan kahraman Ramiz Drekoviç'i hatırlatmak isterim.Kendisi Bihaç bölgesinin savunmasını üstlenmiş 5.Korpusun generaliydi.Bosna ordusunun 2 ordu komutanlığı yapmıştır.Savaştan sonra '' U OBRUKU '' kitabını yazmıştır.
General Ramiz Drekovic ilk olarak 4.kolordunun komutanlığını yapmış, Daha sonra 5. kolordu komutanlığına getirildi.
Onlar gerçek anlamda delikanlıydı... Kahramandı.
Bu gençlerin yaşanacak güzel yılları vardı. Aileleri, okulları, dostlukları vardı. Vatan toprağını terketmeyerek burada savunma mücadelesi verdiler.
Kiminin ailesi çok eskiden uzak ülkelere yerleşmişti. Ancak Bosna saldırıya uğradığında bu yiğit delikanlılar bir an bile tereddüt etmeden vatan toprağını savunmaya geldiler. Şehit oldular, gazi oldular.
Yani uzaktan bakmayı tercih etmediler.
Unutmayalım.
Dahası hala adalet önüne çıkarılmayan caniler Radovan Karadzic ile Ratko Mladic ve diğerlerini hiç unutmayalaım.
Münire hanım Allah sizden razı olsun bu kahramanları Türkiyedeki Boşnaklara hatırlattığınız için. Bugün Bosna varsa onların sayesinde var. Fakat Bosna televizyonlarını seyrettiğim zaman düşük emekli aylıkları ve yokluk içinde yaşamaya çalışan Şehit Aileleri ve Gazileri gördükçe içim kan ağlıyor.
Bir gün bir gazi televizyonda muhabir ile konuşurken 'biz savaşıp sakat kaldık açlıkla boğuşuyoruz kaçanlar ise bugün Bosnaya döndü son model mersedeslerle geziyorlar ve lüks evler inşa ediyorlar. Şikayet etmiyorum yanlış anlamayın sadece şu anki durumunu anlatmak istiyorum' demesi içimi çok burktu.
Münire hanım Allah sizden razı olsun bu kahramanları Türkiyedeki Boşnaklara hatırlattığınız için. Bugün Bosna varsa onların sayesinde var. Fakat Bosna televizyonlarını seyrettiğim zaman düşük emekli aylıkları ve yokluk içinde yaşamaya çalışan Şehit Aileleri ve Gazileri gördükçe içim kan ağlıyor.
Bir gün bir gazi televizyonda muhabir ile konuşurken 'biz savaşıp sakat kaldık açlıkla boğuşuyoruz kaçanlar ise bugün Bosnaya döndü son model mersedeslerle geziyorlar ve lüks evler inşa ediyorlar. Şikayet etmiyorum yanlış anlamayın sadece şu anki durumunu anlatmak istiyorum' demesi içimi çok burktu.
Longuri söylediklerine aynen katılıyorum. Bugünkü Bosna'da , bir avuç savaş kaçkını zengin keyif çatıyor. Ayrıca "bodrumaşi" dediğimiz yani cephelere gitmek yerine bodrumlarda saklanan, bütün işi savaş ganimetlerini toplamak olanlar rahat yaşıyor.
Bunların dışında Bosna artık yaşlıların, emeklilerin çok zor koşullar altında yaşadığı bir ülke haline geldi.
Yeni nesil gençler ise giderek uyuşturucu batağına saplanıyor.
Dahası savaş sonrası psikolojik nedenlerle ruhsal çöküntü yaşayanların sayısı gözardı edilmeyecek kadar fazla. İntihar sayıları ürkütüyor.
En önemlisi senin de söylediğin gibi gaziler ve şehit aileleri unutuldu. Daha 1996 yılında savaş gazilerinin protesto mitingine katılmıştım. Kolsuz bacaksız, gözsüz bir yığın delikanlı meclis binasının önünde toplandı. "Açız" diye haykırıyorlardı.
Bosna üç etnik kimliğin ve dış güçlerin yönetimi altında. Dolayısıyla kararlar zor ve geç veriliyor. Ya da kararların alınması engelleniyor.
Tıpkı Rahmetli İzetbegovic'in ölüm yıldönümünün yas günü olarak ilan edilmesi talebinin, cumhurbaşkanlığı konseyinin sırp ve hırvat üyeleri tarafından red edilmesi gibi.
Dışarıdan gelenlerin , başçarşıya bakarak, "Aman Saraybosna ne güzel" Mostar'a bakarak "Herşey yolunda" denilmesi için tüm çabaları sarfederek, gerçekleri gözönünden saklama çabasındalar.
Bosna-Hersek iki şehirden ibaret değil. Bunun Zavidovici'si var, bunun Grebak'ı var, bunun bir dolu köyleri ve içinde yaşayan boşnakları var...
Bir de bu insanları bu duruma iten Karadzic ile Mladic var. Adeta adet yerini bulsun diye yılda bir kez ağladığımız! Srebrenica'sı var.
Uzaktan gazeller okuyarak gerçek bosnayı hiç ilgilendirmeyen nutukları atmak yerine keşke keşke bu konular işlense, geliştirilse, bu insanlara bir nebze olsun yardım edilebilse. Onların hala yiyeceğe ihtiyacı var. Sırp cumhuriyeti sınırlarında yaşayan boşnak çocukları okula almıyorlar. Onların okuma imkanlarını sağlayabilsek. Tecavüzü yaşayan kadınlar tedavi olamıyor, onlara el uzatabilsek. v.s.
Ah Longuri. Bir söyledin bin ah işittin. Bosnayı anlatmak kolay değil. Yaşanılan kabus değildi gerçek bir savaştı. Bu forumda bu savaşı anlatmak çok zorlaştı. Hep savaşı, hep savaşın sonrasını, hep şehitleri, gazileri anlattığım için forum üyelerinden birinden aldığım son tepki neydi biliyor musun?
"Savaş çığırtkanı" dediler bana.
Boşnaklar bunu dedikten sonra oturdum "Bosnadan sazan tabela yazıları"yla uğraştım.
Kıssadan hisse...
Yine de söylüyorum. Yemin ettim . Bosna'da herşey yerli yerine oturuncaya kadar ben davamı sürdüreceğim. Savaş boşnaklarının! sesi olmaya devam edeceğim. Kitaplarımı yazmaya devam edeceğim.
Longuri...
Kitap dedim de; "Siteyi son yazdığı kitabının reklamını yapmak için kullandı" diyen üyelerimiz de oldu.
Çoook........ Gerçek anlamda çok üzgünüm.
Münire Hanım Allah herkesin niyetini biliyor. Siz burada önemlibir görev yürütüyorsunuz, kim ne derse desin boşverin. Bazıları karalama yapacak peygamber efendimize bile bir dünya hakaret edenler olmuşken, size, bize hayli hayli olacak. Önemli olan yılmadan bu mücadeleyi sürdürmektir.
Dostlar bu çağrıyı herkese yapıyorum 5000 üyesi var bu sitenin. Gelin hepimiz 1 Euro versek 5000 euro olur. Bu paraylada köyde yaşayan 3 gazi ailesine 3 inek alınır, Yada kendi ayakları üstünde durmaları için değişik yardımlar yapılabilir böylece geçimlerini sağlarlar. Bu konuda bir önücülük yapalım. Bir banka hesabı açıp az çok demeden yardımda bulunalım. Ne dersinin arkadaşlar. Bosna için savaşan bu gazilere 1 Euro yu çok görmeyelim
Toplanan parayıda Bosna Gaziler Cemiyetine gönderelim. Aşağıdaki adres Bosna Gaziler Cemiyetine aittir. Ferdi olarak yardımda bulunmak isteyenler buradan irtibata geçebilirler.
Savez Ratnih Vojnih İnvalida Bosne i Hercegovine
71000 SARAJEVO
Danijela Ozme 7
Tel: +387 33 66 60 87 yada 88
Fax: +387 33 66 60 86
e-mail: srvibih@bih.net.ba
Harika. Çok güzel bir fikir.
Yıl 1995. Vozuca kurtarıldı. Rahmetli Alija İzetbegovic bu bölgenin kurtarılmasından hemen sonra orada savaşan Bosna-Hersek ordusu mensuplarıyla bir araya geldi.
Bölgenin, stratejik anlamda büyük önemi vardı. Rahmetli İzerbegovic Vozuca'nın çetniklerden kurtarılmasını "Bel kemiklerini kırdık" sözleriyle değerlendirmişti.
Fotoğrafta General Sakib Mahmuljin ve General Halil Brzina'da bulunuyor.
Bu bölümü hazırlayanlardan Allah razı olsun
O,
savaşta ...
Savaş onun ta içerisindeydi
klasik farklılıklardan çok farklı olduğunun farkındaydı.
O, güzel söylevlerin adamı değildi
Onun böylesi söylemlerinden sonra
yazdıklarını mutluluk duyarak paramparça edeceklerdir
O, maceralardan değil, gerçeklerden ulaşan biriydi
rafkoayvalık
03-01-08, 22:48
şehitlerimiz...allah bizi onların şefaatlarından mahrum etmesin
rafkoayvalık
03-01-08, 22:57
bosna savaşında hayatları pahasına vatan toprağını savununan MÜCAHİTLERİN pasaportlarına el konulup vatandaşlıktan atılıyor olmaları üzüntü verici ve bir o kadar düşündürücü....acaba KORKTUKLARI bişeymi var..elbette akıttıkları kanın hesabını verecekler.......
rafkoayvalık
03-01-08, 23:02
ATIF DUDAKOVİÇ bosnada askerlik yaptığım zaman bosna ordusunun genel kurmay başkanıydı..ASLAN ki ne ASLAN..korku salıyormuş şerefsizlere vaktiyle.....
Komutan İzet Naniç
1965 yılında Buzim şehrinde doğdu. Eski yugoslavya ordusunda subaydı. Bosna-Hersek'te savaş başlayınca bu orduyu terk ederek vatan savunmasında yerini aldı.
505.Buzim tugayının komutanı olarak dört yıl boyunca komutasındaki askerlerle birlikte cephelerin en ön saflarında savaştı.
4.ağustos.1995 günü hırvatistan sınırlarına yakın bölgede çetniklere karşı verdiği mücadele esnasında şehit oldu.
İzet Naniç, Bosna-Hersek'in özgürlüğü için, hem çetniklere, hem ustaşalara hem de çetniklerle işbirliği yapan vatan haini Fikret Abdiç'e karşı savaştı.
Buzim ve Krajina halkı İzet Naniç ve kendisi gibi şehit olan kardeşi Nevzet adına Buzim şehrinde anıt mezar yaptılar.
Site saldırıya uğradı başlığında, el-kaide bağlantılı diye itham edilen rahmetli İzet Nanic'in kemikleri sızlıyordur.
j a r a n e
01-02-08, 20:27
http://www.youtube.com/watch?v=VmcKiD42CQw
Bosnanın kahramanlarını bu videoda görebilirsiniz.
j a r a n e
01-02-08, 20:38
http://www.youtube.com/watch?v=zlyyUDVk7c8&feature=related
Altın Lilyanlı kahraman Naser Oriç'in videosunu sizinle paylaşmak isterim.Savaş suçlusu olarak yargılanıp beraat etmiştir.Sırplar,kendisinin 1000 ile 3000 arasında masum sırbı öldürdüğünü iddia etmektedir.Naser Oriç Tuzla da yaşamakta ve orada spor salonu sahibidir.
Ramiz salçin
24.08.1992
Ramiz Salçin, Yeni Saraybosna silahlı kuvvetler belediye merkez komutanıydı. İki gün önce sabah saat 09'00'da savaş bürosundan son kez ayrıldı. En severek gittiği yere doğru hareket etti. Savaşa gidiyordu... Bugün Kovaçi şehit mezarlığında toprağa verilecek.
Dün, Ramiz'in savaş bürosuna uğradık. Burada onun gibi asker olan kardeşi Mirsad, kardeşinin oğlu ve koruması olan Fako Lakota, diğer koruma Cino ile silah arkadaşları ve dostları olan Osman Camaliya, Şevko Okeriç, İsmet Çengiç ve diğerleri vardı. Onlar komutan Rasim'i konuşuyorlardı. Masasının üzerinde sır çantası duruyordu. Cephelere giderken kullandığı bu çantayı pek az kullanmıştı. Silahlarını üzerinden eksik etmezdi. Kamuflaj gömleği de buradaydı. Ölümcül şekilde yaralanmadan birkaç dakika önce bu gömleği üzerinden çıkarmıştı. masasının altında spor ayakkabılarıyla asker çizmeleri vardı. Çatışmalara giderken çizmelerini, görüşmelere gittiği zamanlarda ise spor ayakkabılarını giyerdi. Dolayısıyla en çok çizmelerini kullanırdı. Milliyetçi cephenin askeriydi. Mart ayında Moymilo'yu savunan askerlerle bir arada savaşmıştı. Önemi büyük olan moymilo tepesini, eski Yugoslavya halk ordusunun eline düşmekten korumuştu. Savaşın ilk günlerinden itibaren har zaman cephelerin en ön saflarında çarpıştı. Hatta Vraca'daki polis okulunun orada yaşanan ve 5 Nisan’da Necariçi'de büyük kayıpların verildiği çatışmalarda da yer aldı. Bunların yanı sıra Saraybosna'daki çarpışmaların tamamında savaş verdi. Yeni Şehir belediyesinin merkez komutanlığına atanmış olmasına rağmen, onun en sevdiği görev, cephede asker olmaktı. bu nedenle sürekli olarak cephelerdeydi. Böylece gerçek bir komutanın nasıl olması anlamında gerçek bir örnek sergiliyordu. İki takıntısı vardı. Biri Viktor Bubany karargâhını ele geçirmek, diğeri ise Necariçe'yi kuşatmadan kurtarmaktı. Victor Bubany karargâhını ele geçirmek için yapılan çatışma esnasında ağır yaralandı. Necariçi çarpışmaları esnasında ise can verdi. Çatışmaların ortasında, vücuduna isabet eden bir mermi sonucu hayatını kaybetti. Oysa havan mermisiyle ölmekten çok korkardı.
Kendisi geçtiğimiz yıldan bu yana milliyetçi cephenin bir üyesiydi. Yani savaşın ilk gününden itibaren askerdi o... Silah arkadaşlarıyla birlikte, Saraybosna'nın savunulmasında büyük başarılara imza attı. Korkusuz ve cesur bir askerdi. Başkentimiz için yapılan önemli çarpışmaların hepsinde savaştı. Ölüm onu 38 yaşında yakaladı.
YARIN KRAL OLACAĞIM
Nusret Şişiç (Dedo) salı gecesi aynen şu sözleri söylemişti. " Ben yarın kral olacağım" Hastahaneden henüz çıkmıştı ve ölmek için evine dönmüştü. Amansız bir hastalığın pançesinde olduğunu biliyordu. Salı gecesinin birkaç saati ve çarşamba sabahı beşi yirmi geceye kadar, ahirete göç etmeden önce, etrafında bulunan ailesiyle mutlu anlar yaşadı. Bu , en mutlu olduğu son anlardı. Eşi Muzafer hanım, oğlu Akir, kızları Azra, Senada ve torunlarıyla biraradaydı.
Nusret Şişiç'in 1991 yılına dek yaşadıkları birkaç cümleye sığdırılabilir. Ondan sonrası ise ancak kocaman bir kitapta anlatılabilir. Nusret, 1934 yılında Rogatica şehri yakınlarındaki Kukavice köyünde doğmuştu. Birkaç sanat okulunu bitirdi. Edindiği bu bilgiler daha sonraları Saraybosna savunucuları için büyük değer taşıyacaktı.
Kahraman Dedo ile ilgili hikaye 1991 yılında başlıyor. Emekli Nusret Şişiç, Bosna-Hersek'teki eski yogoslavya orduduna ait karargahlardan kaçmak isteyen hırvat ve boşnak gençlere bu konuda yardımcı oluyor, onları evinde saklıyor, günü geldiğinde ise evlerine geri yolluyordu.
1992 ocak ayında Yeşil Bereliler arasında yerini aldı. Yeşil Berelilerin komutanı Emin Şvrakiç, ilk başlarda Dedo'ya güvenmiyordu. Çünkü Dedo kendilerini katılmak için başvurduğunda, üzerinde uzun paltosu, fötr şapkası, güneş gözlükleri ve uzun saplı şemsiyesi vardı. Şvrakiç: "Aynen gestapo gibi" demişti. Ancak Dedo'ya olan güvensizlikleri çok kısa sürdü. Çünkü kendisinin uzun zamandır Yeşil Bereli olan Dudo Handziç'in kayınpederi olduğunu öğrenmişlerdi. Dedo, savaş başlayana kadar geçen süre içinde çok sayıda boşnağı silahlandırdı. Dedo, ayrıca 17.nisan.1992'de çetniklerin hemen yanıbaşından geçerek, Pretis fabrikasına girmiş ve buradaki depodan 700-800 adet havan mermisini ele geçiren korkusuz delikanlılardan biriydi.Ayrıca iyi bir usta ve uzman teknik adam olarak, hangi silahların alınıp, hangilerinin bırakılacağı konusunda da etkili kararlar alabiliyordu. Dedo bundan birkaç gün sonra, Pretis fabrikasındaki silah deposundan ele geçirdikleri havan mermilerini fırlatmak için bir silah icat ett. Su borularından imal ettiği bu fırlatıcıyla çetnikleri darmaduman edeceğini söylüyordu. "Rora" adını taktığı bu silah daha sonra çoğaltılarak, çetniklere karşı kullanıldı ve onların başını oldukça ağrıttı. Dedo üç zırhlı guruba komuta ediyordu. Şemso Muşoviç ile Şemso Jivaly ise sürekli olarak beraberindelerdi. İki kez Ilıca'ya, iki kez Vraca'ya, eski yugoslavya halk ordusu karargahı Viktor Bubany'a (şimdiki adı Ramiz Salçın), Bistrik'teki Kukanyac'ın komutanlık binasına ve Lapinica'ya operasyon düzenlediler. Bu çatışmaların en önemlisi, 2.mayıs.1992'de Saraybosna'nın savunulması esnasında yaşanan çatışmaydı. Dedo o gün üç gurup adamıyla birlikte cumhurbaşkanlığı binasının önünde konuşlanır. Tam o esnada yugoslavya halk ordusunu tank ve çelik zırhlıları beklenmedik bir yönden ortaya çıkar. Yolun karşı tarafına geçmek zorunda kalan Dedo, büyük bir hızla sürünerek yolu geçti. Bu sürünme anında elleri kan içinde kalmıştı. Ancak bu yönde bulunan "Rora"'sına ulaşmayı başarmıştı. İlk atışında bir çelik zırhlı ile tramvayı ateşe verdi. Tramvayın dumanları ardında kalan iki çelik zırhlıya da tam isabet kaydettirdi.
Bu çatışmadan sonra Dedo bir süre daha "Rora"'sıyla çalıştı. Çarpışmalarda iki kez yaralandı. Onun bu tarihi "Rora"sı şu anda güvenli eller tarafından korunuyor. Belki bir gün bir müzede yerini alabilir.
Dedo, üstün devlet nişanı olan Altın Zambak madalyasını hak eden ilk kişiydi. Cumhurbaşkanlığı 7.ağustos.1992'de kendisine bu madalyayı verdi. Ancak madalya beratının resmi gazetede yer almaması nedeniyle, madalyayı hak etmemiş konumuna girdi. Ardından, 29.mayıs.1996'da Dedo'nun hastanede bulunduğu sırada, kendisine yeni bir Altın Zambak madalyası layık görüldü. Böylece Dedo, Altın Zambak madalyasını hak eden ilk kişi olmanın yanısıra, Altın Zambak madalyasıyla tam iki kez ödüllendirilen yine ilk kişi olmuştur.
ŞADIRVAN KENARINDA İKİ MEZAR
Kovaçi'deki şehit mezarlığının şadırvanının hemen yanıbaşında baba oğul Vahidin (Didi) ile Cemo Alispahiç yanyana yatıyor. 11.temmuz.1992 günü aynı anda toprağa verildiler. Didi 19, babası Cemo ise 54 yaşındaydı. 8. haziran günü Saraybosnanın tarihine geçecek olan Sivri Kayalar mevkiindeki çatışmalar esnasında can verdiler. Bu çarpışma esnasında Cemo'nun büyük oğlu Taib'de yanlarındaydı.
Babalarının arzusuyla bu iki genç 4 nisan günü milliyetçi cephe güçlerine katıldılar. Kendilerine silah teslimi yapıldığı gün, gönüllü sayısı yüzlerce kişiyi bulmuştu. Sivri Kayalar'a hareket edildiğinde bu çatışmalara giden gönüllü sayısı sadece yirmidört idi. Silahlarını teslim aldıklarında ramazan bayramıydı.
Kurban bayramının ilk günü baba Cemo ile oğul Didi toprağa verildi. Birlikte savaş verdikleri gün sayısı yetmişi geçmemişti Baba Cemo'nun savaşmak için özel bir sebebi vardı. Çünkü o çok küçük yaşlarda babasız kalmıştı. Bundan önceki savaşta çetnikler Knezini'de yaşayan babasını öldürmüşlerdi. Yıllar sonra ilk oğlu dünyaya geldiğinde ona babasının adı olan Taib ismini verdi. Bugün, 1992 yılında yeniden çetniklerle savaşma zamanı gelmişti. Bu hayatta kalma savaşıydı. Cemo küçük oğlu Vahidin'in kurye olarak çalışmasına razı gelmedi. Saraybosna futbol takımının ateşli taraftarı olan Cemo, küçük oğluna futbol takımının santraforu olan Vahidin'in adını vermişti. O'na göre santraforlar kuryelik yapamazdı. Onlar hep ileriye giderlerdi.. Genç Vahidin Alispahiç'te böyle yaptı. Dedesinin kaderi ve babasının isteği kendisini bu yola doğru yönlendirdi.
En son çatışmaya hep birlikte katıldılar. Pazartesi öğleden sonra saat üç sıralarıydı. Anne Cemile eşi ve üç oğlunu Sivri Kayalara yolcu etmişti.
O gün Saraybosna alevler içindeydi. Yola çıkmalarından önce Cemo'nun yüzünün solgunluğu hanımının dikkatini çekmişti. Bunu kötyüye yormak istemedi.
Baba, iki oğul ve komşuları yanı sıra polis güçleriyle birlikte yaklaşık 1,5 saat süren şiddetli bir mücadelenin içinde yer aldılar. Bu mevkiide siper yoktu. Sadece çam ağaçlarının gövdeleri veya kayaların ardında siper alıyorlardı. O gün 28 kişi hayatını kaybetti.
Cemo bir an küçük oğlunun ölmek üzere olduğunu gördü. Yardım etmek istedi. Ancak çok geçti. Didi ölmüştü. Ardından Cemo'da çok ağır bir şekilde yaralandı.
Büyük oğul Taib ne kardeşinin ölümünü ne de babasının yaralanışını görmemişti. Çünkü bundan birkaç dakika önce yaralanan bir komşularını ateş altından çekip hastaneye yetiştirmişti. Akabine yaralı babasını da aynı hastaneye ulaştırdılar.
Taib babasının iyileşeceğini umuyordu. Baba ise kendi yaralarından çok daha büyük acı olan küçük oğlu Didi'nin ölümünün yarattığı acılarla kıvranıyordu. O gece acil olarak ameliyata alındı. Ancak bir daha uyanamadı. Didi'nin ölüm acısı, ona yaralarıyla mücadele edecek gücü bırakmamıştı.
Anne Cemile bir anda eşi ve oğlunun yokluğuna inanmak istemedi ama...
Cemo'nun büyük oğlu Taib'in geçtiğimiz yıl bir oğlu oldu. Adını Cemo koydu. Ölen babasının adını.
nedensiz bir sıkıntı çöker ya yüreğine insanın,içi daralır.
ne çayın ne sigaranın tadı vardır,gece tüm karanlığı ile sanki içime çöker.
böyle bir gecede elim cebimde yürürken " taksii " dedim ve duran taksiye binerken " ortaköy " dedim.
ince bir tebessüm etti taksi şoförü,aldırmadım.
içimde yangınlar vardı ve ben deryalara dalmak,yangınımı söndürmek istediğimde hep yaptığım gibi " Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi " nin huzuruna çıkmak onun manevi şemsiyesi altında soluklanmak istiyordum.
ortaköy'ün neresi ? diye sorulunca bir süre sonra " Yahya Efendi " nin dergahına diye cevap verdim.
ciddileşti taksici,abi nerelisin dedi.
Boşnağım dedim.
sonra o anlattı ben dinledim.
savaş zamanı köyünden bir kaç arkadaşı ile " Mücahit " olarak savaşa katıldıklarını,kendisinin bir kaç kez yaralandığını çocukluk arkadışının dizlerinden aşağısının " bosna'da kaldığını " .....
" gazanız mübarek ola " diyebildim sadece inerken...
bu taksi şoförü ve tanıdığım bir çok insan daha sadece ama sadece " Rıza-ı İlahi " için orada idiler,bu adı bile bilinmeyene insanlara buradan sizin aracılığınız ile teşekkür etmek ve içinde yangın olanların bir sözü ile bu yazımı bitirmek istiyorum.
" gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan sonra içimizdeki yangını hafifleten tek şey boğazını kestiğimiz bir çetniğin elimizi ısıtan pis kanıdır "
Tugay Komutanı Safet Zajko
1.Mart.1959’da Rudo şehrinde doğdu. Savaşın başlamasıyla birlikte vatanseverler birliğine klatıldı. Saraybosna’nın Buca Potok, Buljakov Potok, Brijesce, Sokolje gibi çeşitli mahallerinde savunma organizasyonlarında çok önemli çalışmalar yaptı. Ardından 2. viteş motorize tugayını oluşturdu.
15.Nisan.1993 günü Mijatovica Kosa cephelerinde çarpışırken şehit oldu.
Bugün şehitler mezarlığında anılacak. Allah rahmet eylesin. Sizi unutmuyoruz.
Buda Ćelo Delalić hakkında paylaşım sitesi facebook'tan bazı yorumlar.
Hadzija Ramiz Delalić
Hadzija Ramiz Delalić zvani Ćelo (15. februar 1963 - 27. juni 2007) je poznat kao bivši komandant Devete brdske brigade Prvog korpusa Armije RBiH tokom Agresije na Bosnu i Hercegovinu sudjelovao je u obrani Sarajeva. Poznat je kao kralj Sarajevskog podzemlja.
Ramiz Delalić rođen je u Priboju i nakon obavljanja vojnog roka u Jugoslovenskoj Narodnoj Armiji u Tuzli preselio se u Sarajevo 1985 godine. Bh. javnosti Delalić je poznat i po višegodišnjem procesu koji se protiv njega vodio u Kantonalnom sudu u Sarajevu zbog ubistva srpskog svata Nikole Gardovića, u martu 1992. na Baščaršiji. Taj proces nikada nije okončan.
27. juna 2007 u 23.30 sati u Odobašinoj ulici u centru Sarajeva, Delalića je dočekao ubica i u njega ispalio više hitaca iz vatrenog oružja. Navodno je u dva navrata ispaljeno po nekoliko metaka. Odmah nakon pucnjave, na mjesto događaja je stigla ekipa sarajevske Hitne pomoći. Međutim, Delaliću nije bilo spasa i ljekari su samo mogli konstatovati smrt. Ljirim Bitići s Kosova, zvani Svrka, i još jedna osoba čiji je identitet policiji djelimično poznat, osumnjičeni su za ubistvo.
Ramiz Delalić je ukopan na šehidskom mezarju "Kovači" u Sarajevu.
5. Şubat. 1963 ' te Priboj'da doğmuştur. 1985 Yılında Sarajevo'ya yerleşmiştir. Bosna Hersek Ordusunun 9. Dağ Tugayı Komutanı olan Ramiz Delalić, 1992 savaşında Bosna'da Sarajevo'yu korumasıyla tanınmaktadır. Ayrıca, Sarajevo'da yer altı kralı olarakta bilinmektedir.
Savaştan hemen önce Başçarşı'da bir Sırp düğün alayının üzerine yürümüş ellerinde taşıdıkları bayrağını almak istemiş, daha sonra da Sırp damadı Nikole Gardović'i öldürmüştü.
Bazı kesimler tarafından müslümanlığı sonradan kabul ettiği söylensede, anne tarafından akrabam olarak söyleyebilirim ki, bunlar söylentiden öteye geçmemektedir.
Ramiz Delalic, kanunlara aykırı işler yaptığı ve Bosnalı sırplara karşı insanlık suçu işlediği gerekçesiyle yargılanmıştı.
2007 yıllında bir suikast sonucu hayatını yetiren Hadzija Ramiz Delalić'in mezarlığı, Sarajevo'daki Kovači şehit mezarlığındadır.
Bosnalı Boşnaklar onu bir kahraman olarak nitelendirmektedir.
Erdal, insanların hobilerine girmeye başlamışsın. Kıskandım şimdi. Huh.
100 yıl öncesinden değil, tam tersine 10 yıl öncesinden bahsediyoruz. Bugün bu kahramanların görüntüleri hâlâ Youtub' da. Bizzat savasırken, emri altındaki askerlerle konuşurken. Bunların hepsi tarihi vesika değerindedir. Boşnakça bilenlerimiz bunlara Türkçe alt yazı ekleme suretiyle bu kez Türkiye' nin istifadesine sunsunlar. Daha önce yazmıştım fakat umarım bu kez duyulur.
tüm bosna şehitlerimize allah'tan rahmet diliyorum.makamları cennet olsun.allah bizleri şefaatlerine nail eylesin.okurken gerçekten gözlerim doldu.hiç bir zaman unutmayalım ve unutturmayalım.
vBulletin v4.0.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.