Orijinalini görmek için tıklayınız : savaş-kadın-çocuk-mücadele
Saraybosna'lı çocuk... Saraybosna plakalı araç.. Savaşın tüm izleri çocuğun gözlerine yansımış.
Babasının kucağında. Kanlar içerisinde.
Bu cocuk ta babasının omuzunda. Cepheden gelen babasıyla mutluluk içerisinde evlerine gidiyorlar. Kısa bir süre giderilecek hasret sonrası yine cephelerden gelecek olan babasının özlemini yaşayacak.
Miljacka nehri. Saraybosna. İnat Kuca'nın hemen yanından aşağıya kayarak, nehre girilir ve çamaşırlar yıkanırdı. Ancak günün iyi tayin edilmesi, saldırganın mola verdiği zamanın seçilmesi çok önemliydi. Kadınlar tepelerden gelen sesleri pür dikkat dinler, sonra adeta sözleşmişcesine hızla nehre girer ve çamaşırlarını tertemiz yıkarlardı. Bosna savaşı boyunca ülkede bitlenme sorunu hiç yaşanmadı.
Sonra o yıkanan çamaşırlar her türlü tehlikeyi göze alarak camın dışındaki iplere serilirdi. Camın hemen yanıbaşındaki havan izine inat, düşmana inat, ölümüne inat ,boşnak kadınının en güzel örneğini sergilerlerdi.
Evin su ihtiyaçları da ihmal edilmez, türlü güçlükler göze alınır ve tertemiz evlerde oturulurdu.
münire abla sabah kadınları anlatan yazında ağlamıştım yine gözlerim doldu. Bugün bu gerçekleri bize tekrar hatırlattığın için teşekkür ederim.
YAZIK!!! nasıl olabilir böyle bir şey!!! hangi insan evladı bu insanlara bu acıları yasatabilir!!! nasıl bir kalptir; nasıl bir zihindir bunları yapan!!!
Allah bu acıları bir daha yasatmasın onlara!!! kimseye yasatmasın!!!
Munire Abla bu acı gerçekleri bize hatırlattığın için çok sağol!!!
Allah senden razı olsun!!!
Acaba bu nine hala sağmı? Ellleri öpülesice kahraman büyüklerimiz. Açıkta kalan, üşümüş olan elini nasılda korumaya, ısıtmaya çalışıyor...
Boşnakların en önemli özellikleri ölüsüne, dirisine, delisine saygı duymasıdır.
Bu Srebrenicalı nine'de soykırım şehrinden oğlunun ya da bir komşusunun yardımıyla kurtuluşa gidiyor...
of ALLAHIM offf içim yandı yemin ediyorum
Hem cephede, hem evde çarpıştılar. Gazi oldular, şehit oldular...
Şu anlarda delikanlılık yaşlarına gelmiştir. Yürüyemiyor, koşamıyor, bisiklete binemiyor, top oynayamıyor ve dans edemiyordur.
Çetnik!!!
Neden yaptın bunu!!!
Herşey bir yudum su için. Ölüm korkusu, hayatta kalmak kaygısıyla aynı kefede...
Hep yazar anlatırdık ya... Suı kuyruğunda can verdiler diye.
Tepedeki caniler sivillerin su kuyruğunda sıralanışını gözlerdi. Ardından burasını bombardımana tutarlardı. İşte öylesi su kuyruklarından biri.
Savaşta insanlar her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için illaki ölüme meydan okumak zorundaydılar.
Ah o göz açtırmayan sniper saldırıları. Uzun menzilli silahların korkusu.
Asırlar boyu uzun gelen bekleme sonrası, nefesler tutulup "Ne olacaksa olsun" artık diyerek gizlenilen köşeden olanca güçle koşup gitmek...
Su bulma konvoyu. Düşman bir yandan güçlü silahlarıyla ölüm saçarken, diğer yandan da şehrin suyunu, elektriğini, havagazını, iletişimini yok etmişti.
Hayatın vazgeçilmezi su...
Hiç böyle cesaret gördünüz mü? Herşeye rağmen böylesine içten gülebilme cesareti...
Mutsuz zamanların mutlu çocukları.
Kısa bir beraberlik ve ardından cephelere yolculuk.
Seni vuranlara lanet olsun.
Sadece çocukça bir merak...
Güzel insandan çirkin savaşa bakış.
Hem cephede, hem evde çarpıştılar. Gazi oldular, şehit oldular...
Boşnak kızlarımız analarımız güçlü ,vefakar ve gözü kara,cesur,yüreklidir.
munireeee ablaa özledik senii ya:(gel artık sadece bu yazdıkların kaldı bize.paylaşımların ile yetiniyoruz.yokluğun çok hissediliyor.
1
HARP İÇİNDE
Babalar evlerine mahçup döndü her akşam
Harp içinde.
Anaların sütü kesildi,
Çocuklar ağladı,
Erkekler askere gitti.
Kadınlar bir deri bir kemik.
Harp içinde kızlar sarardı.
Savaşanlardansa
Ancak bir hatıra kaldı
BU DUNYA SAVSIZ DAHA GUZEL
munire abla bu resimlere bakınca insan gozyaslarını tutamıyo :,(
bizlerle paylastıgın için çok teşekkür ediyorum.
Bu resimler unutuluyor.Üstelik bu bir aile albümü de değil
Yaşanmış acıların, gerçeklerin fotoğrafları bunlar.
Aile albümleri bile sıklıkla karıştırılır hatıralar yad edilir bu dünyadan göçüp gidenlere bakıldığında ruhuna rahmet okunur. Hayatta olanlara bir gülümseme gönderilir.
Oysa, bu fotoğraflar ne kadar da az ziyaret edilmiş.
Yapayalnız kalakalmışlar kendi acılarında...
Cenab-ı Allah tekrar böyle acıalr yaşatmasın. Orada savaşan tüm kahraman askerden razı olsun.
savaştan en çok etkilenen kadınlar ve çocuklar olmuştur. Yüce rabbim hepsine sabır versin.
Katbettiği eşinden geri kalan sadece üniformaya sinmiş olan eşinin kokusu, şehit kokusu ...
Ne bayramlar, ne zenginlik, ne bir başka dünya güzelliği acısı dindiremiyor.
Acısını hafifletebilecek tek bir şey var.
Azılı caniler Ratko Mladic ve Karadzic'in yasalar önünde hesap vermesi.
Unutmuyorum sevgili acılı kardeşim.
Senin acını unutmuyorum.
Söz verdim kendime unutturmayacağım.
bizler fotgraflara bakarken dayanamayıp aglıyoruz
bırakın bunları yaşamayı alah yardımcıları olsun
güzel olan tek şey kendi bayrakları ve vatanlarını kazanmalarıdır
şimdi döşünüyorumda hala bu ırk ve din döşmanlıgını
benimseyen insanların olmasıdır nekadar acıdırki
bunları benimseyenlerinde bu gibi savaşlardan
canı yanan toplumların olmasıdır
bizim aramızdan bile ırkcı ve geriçi insanlar cıkarsa gerisini siz döşünün
munireye cok teşekür etmemiz gerekiyor
ve inşallah hep birileri unutmak özereiken
birileri hatırlatır ve hic UNUTULMAZ
BOSNA'DA ÇOCUK KATLİAMI
"Son üç ay içinde kendisini en çok üzen olay neydi? İzzetbegoviç, bu soru yöneltilince, bir an duraklıyor. İlk tepkisi, 'İnsanlık dışı olaylar o kadar çok ki' oluyor. 'Bir hafta önceydi' diye başlıyor anlatmaya, 'Saraybosna'nın varoşlarında bir felaketi yaşadık. Kızlı erkekli bir grup küçük çocuk kiraz ağacına çıkmışlar. Güle oynaya kiraz yiyorlar. Makineli tüfeğin o korkunç sesi duyuluyor. Çocukların çığlıklarıyla, bu ses birbirine karışıyor. Çevredeki tepelerden birinde mevzilenmiş bir tankın üstünden açılıyor ateş. Üstelik ateşe ara vermiyor teröristler. O yüzden anne babalar çocuklarının yardımına koşamıyorlar. Çocuklardan bazıları yaralı. Kiraz ağacında feryatlar içinde bir süre asılı kalıyorlar. Fakat ateş devam ettiği için kimse gidemiyor kiraz ağacının yanına. Akşama doğru yedi küçük çocuğun öldüğü haberi geldi bana." (Sabah, 9 Temmuz 1992)
"Banya Luka yakınlarındaki Mayanka'da çocuklara işkence ettiler. Bir keresinde yedi çocuğu caddeye yatırıp üzerlerinden tank geçirdiler." (Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
Sırp zulmünden en büyük payı alanlardan bir kısmı da çocuklardı. Savaş nedeniyle binlerce çocuk yetim ve öksüz kalırken, pek çoğu da sakat kaldı.
"Fahri Başkonsolos Sılaycı, vahşetin insanlık sınırlarını çok aştığını belirterek, Ölüm olayları normal bir şekilde meydana gelmiyor. 2 günlük bir çocuğu hançeri üzerinde bırakarak, kalbinden hançerlenmiş bir şekilde annesinin kucağına atıyorlar. 10 yaşındaki bir kız çocuğunun kafasını kesip, başıyla top oynuyorlar" şeklinde konuştu." (Türkiye, 25 Temmuz 1992)
"CESETLERİN KOKMASI"
Bosna soykırımı tüm dünyanın gözleri önünde, Avrupa'nın orta yerinde gerçekleştirildi. Radikal Sırp çeteleri, geçtikleri yerlerde arkalarında neredeyse tek bir canlı bile bırakmıyorlardı. Sırp saldırganlar, ele geçirdikleri kasaba ve köylerde önce halka çeşitli işkenceler uyguluyor, kadınlara ve genç kızlara tecavüz ediyor sonra da toplu olarak halkı kurşuna diziyorlardı.
"Halk top ateşi altında yakınlarının cesetlerini kaldırmaya cesaret edemediğinden cesetlerin artık kokmaya başladığını kaydeden Saraybosna Sağlık Merkezi yetkilileri, şehirde salgın hastalık tehlikesinin de baş gösterdiğini ifade ediyorlar." (Türkiye, 29 Haziran 1992)
"KULAK BURUN KESME"
"Kamptaki işkencecilerin önde gelenlerinden biri, 18 yaşındaki Monika Simonovitch adındaki Sırp kızı idi. Monika, sorguya çektiği tutsakların bazen kırık şişe ile gözlerini oyar, kulak ya da burunlarını keserdi." (Cumhuriyet, 9 Ağustos 1992)
"Müslüman esir, 'Sırpların 30 erkek esiri bir alanda toplayarak boğazlarını kestiklerini, gözlerini oyduklarını, burun ve kulaklarını kopardıklarını kendi gözlerimle gördüm. Aklımı kaçırıyordum' diye konuştu." (Sabah, 6 Ağustos 1992)
BOĞAZLAYARAK ÖLDÜRME
"Gardiyanların tutukluların boğazlarını keserken 'çılgın kasaplar gibi' olduklarını belirten Alia Lujinoviç, şöyle dedi: 'Genç adamları boğazlarını kesebilmek için yere yatırıyorlardı. Kaçmaya çalışanı da vuruyorlardı. Sırp gardiyanlar dizlerini yere yatırdıkları tutuklunun beline dayayıp, saçlarından kafalarını yukarıya çekiyorlar, daha sonra da boğazlarını kesiyorlardı." (Zaman, 14 Ağustos 1992)
"KÖPEKLERE PARÇALATMA"
"Lujinoviç, cesetlerin beyinlerinin köpeklere yedirildiğini, doktorların da öldürülenlerin organlarını özel soğutma sistemine sahip bir kamyona koyduklarını anlattı." (Zaman, 14 Ağustos 1992)
Sırplar, Müslümanların çeşitli organlarını kesip hayvanlara yem yapıyorlardı.
HAMİLE KADINLARIN KARINLARININ YARILMASI
"Hadzici Spor Merkezi'nde kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz ettiler. 13 yaşındaki bir kız çocuğuna 25 askerin tecavüz ettiği öğrenildi. Ayrıca hamile bir kadının karnı yarılarak, çocuğu alındı." (Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
"HAYVANLARA YEM YAPMA"
"Kendisini 'Meho' olarak tanıtan bir Müslüman esir, Sırpların kamplarda toplu katliam yaptıklarını, cesetlerin ya çırılçıplak nehre atıldığını ya da esirlerin çektiği el arabalarıyla hayvan yemi fabrikalarına gönderildiğini belirtti. Sırpların bu vahşeti zevkle izlediğini belirten Meho, her fırsatta kendilerine balıklara ve hayvanlara yem olacaklarının söylendiğini bildirdi." (Sabah, 6 Ağustos 1992)
CAMİLERİN HARAP EDİLMESİ
"Foça şehrinde bir tek cami kalmadı. Mostar'da da bütün ibadethaneler tahrip edildi." (Flash TV, 1 Kasım 1992, saat 23:25)
"Sırp topçularının en çok hedef aldıkları yerler camiler." (L'Evénement du Jeudi, 23 Ekim 1992)
"Bosna-Hersek'te Sırplar 3 yaşındaki bir çocuğu babasının gözleri önünde ağaca çiviyle çakıp, testereyle parçaladılar. Daha sonra çocuğun parçalarını ateşte kızartarak silah zoruyla babasına yedirdiler." (TBMM'nin Bosna-Hersek ile ilgili 25 Eylül 1992 tarihli olağanüstü toplantısında, RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın konuşmasından)
Çetniklerin Örtülü Destekçisi, Yugoslavya Başbakanı: Milan Paniç
Sırp terörünün gizli destekçilerinden biri de iç savaşın çıkmasından sonra Yugoslavya Federasyonu'nun başına getirilen Sırp asıllı Amerikan vatandaşı Başbakan Milan Paniç oldu.
Paniç, Müslümanlara yapılan zulmü destekleyen kimi lobilerin çizgisinde hareket ediyordu. Sırplara zaman kazandırma politikasının da uygulayıcısıydı. Sık sık "Katliamı durdurmak elimizde değil, zaman gerek" gibi gerçek dışı bir bahaneyi tekrarlayan Paniç'in bu bahanesi, Sırp vahşetinin en önemli desteklerinden biri oldu.
Milan Paniç
Bunun yanında, Paniç'in eskiden beri radikal Sırp hareketleriyle devam eden yakın bir iş birliği vardı:
"Eczacılık üzerine çalışmak için komünist Yugoslavya'dan ayrılıp Kaliforniya'ya yerleşen Paniç, daha sonra Sırbistan'da yatırımlar yaptı. Ayrıca Bosna-Hersek ve Hırvatistan'daki aşırı Sırp milliyetçilerle bağlantıları vardı." (The Economist, 18 Temmuz 1992)
Paniç, görevde kaldığı süre boyunca da, elinden geldiğince Sırp vahşetini gizlemeye çalıştı:
"Kamp bulana 5 bin dolar! Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Sırbistan denetimi altındaki toplama kamplarında soykırım yapıldığı iddialarını yalanlayarak, Sırbistan'da tek bir toplama kampı bulan gazeteciye 5 bin dolar vereceğini söyledi." (Hürriyet, 7 Ağustos 1992)
Paniç'in, Bosna vahşetinin uygulayıcısının Sırp hükümeti değil "bir avuç başıbozuk serseri" olduğu şeklindeki yalanları da kimi kollamaya çalıştığının bir diğer göstergesiydi:
"Paniç'ten komik bahane… Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Bosna-Hersek'te savaşın sürmesinin sorumluluğunu 1.200 çeteciye yıktı. Paniç, Madrid'de İspanya Başbakanı Felipe Gonzales'le yaptığı görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında, '1.200 sokak serserisi, kelimenin gerçek anlamıyla çeteciler var. Kimseyi dinlemiyorlar' dedi. Yugoslav ordusu üzerinde tam olarak kontrol kurduğunu savunan Paniç, tüm sorumluluğun Devlet Başkanı Miloseviç'te değil, kendisinde olduğunu da öne sürdü." (Milliyet, 29 Temmuz 1992)
Miloseviç'in yerine geçen Milan Paniç, aslında Miloseviç'in en önemli yardımcılarından biri idi.
Paniç'in içi boş yalanlara dayanan başka tezleri de vardı. Buna göre, bölgede yaşanan olaylar yalnızca Sırpların suçu değil, savaşan herkesin suçlu idi. Hatta Paniç'e göre Sırplar aslında barış istiyordu. Paniç'in en büyük yalanı ise, "savaşçı" tarafın Boşnak Müslümanlar olduğunu öne sürmesiydi. Bazı Batı ülkeleri de -Paniç ve yandaşlarının telkinlerinin etkisi altında kalarak- Bosna Savaşı boyunca benzer bir yanılgıya kapılmış, bu büyük vahşeti iki toplum arasında yaşanan bir iç savaş gibi göstermeye çalışmışlardı. Oysa bu büyük bir yalandan başka bir şey değildi. Bosna'da yaşanan, iki etnik köken arasındaki bir çatışma değil, Sırpların Müslümanları ırkçı ve saldırgan bir zihniyetle toptan yok etmek için yürüttükleri bir operasyondu
"Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç'le görüşen Paniç, çatışmalara son verilmesi için barış görüşmeleri yapılması önerisinde bulunarak, Sırp tarafının çatışmalara son vermeye hazır olduğunu belirtti. Paniç, Bosna liderinin, burada yaşayan Sırpların, insan hakları ve vatandaşlık haklarının tanınacağı konusunda kendisine güven verdiğini, çatışan üç tarafın da hatalı olduğunu kabul etmek gerektiğini belirterek, 'İnsanları öldürüyorlarsa, bu katilliktir. Kimin, ne kadar öldürdüğü ise önemli değil' dedi. "(Milliyet, 21 Temmuz 1992)
"Bosna-Hersek Devlet Başkanı İzzetbegoviç ile yaklaşık üç saat süren görüşmeden sonra bir açıklama yapan Paniç, dört aydır süren savaşı sona erdirmek için Bosna-Hersek'in Sırp, Hırvat ve Müslüman liderleri arasında barış görüşmelerine acilen başlamasını önerdiğini bildirdi. İzzetbegoviç'e yanıt vermesi için çok kısa bir süre tanıdığını bildiren Paniç, İzzetbegoviç'le anlaşamazlarsa, dünyanın hangi tarafın savaşı sürdürmek istediğini öğreneceğini söyledi." (Cumhuriyet, 20 Temmuz 1992)
Bütün bunların yanında, Bosna-Hersekli yetkililerin belirttiğine göre, Sırplar Paniç'in yönetimindeki Yugoslav Federal Ordusu'nun silahlarını kullanıyorlardı:
"Bosna-Hersek'in genç Cumhurbaşkanı Yardımcısı Eyüp Ganiç: Sırplar Yugoslav ordusunun silahlarını kullanıyor." (Milliyet, 29 Temmuz 1992)
Paniç'in yönetimindeki Federal Yugoslavya'nın askerleri de Çetniklere yardım ediyordu.
Yugoslav ordusunun Sırplara yaptığı yardım, BM Genel Kurulu'nun toplantısında da gündeme geldi. Paniç ise bu toplantıda da aynı taktiği izleyerek, uygulanan katliamdan dolayı kesinlikle Bosnalı Sırpları desteklemediklerini söyledi:
"Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, oylamadan önce söz alan Yugoslavya Başbakanı Milan Paniç, Belgrad hükümetinin Müslüman Bosnalılara uyguladığı 'etnik temizlik' eylemlerini inkar ederek, 'Bu korkunç ve asla kabul edilemez bir olaydır. Savaşı Yugoslav askerleri değil, hükümetinin emrini dinlemeyen başıbozuk militanlar sürdürüyor. Tüm Yugoslav askerleri Bosna'dan çekildi. Biz harp değil, barış istiyoruz. Burada resmen BM'ye üyelik başvurumuzu yapıyorum' dedi."
Bosna Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç'in verdiği cevap ise Paniç'in öne sürdüğü iddiaların ne derece gerçek olduğunu ortaya koyuyordu:
"...Yugoslavların üyelikten çıkarıldığı toplantıda Bosna-Hersek temsilcisi İzzetbegoviç: 'Her gün Yugoslav uçakları Bosna üzerinde uçuyor, yeni birlikler üzerimize sürülüyor ' diyerek Paniç'i yalanladı." (Hürriyet, 24 Eylül 1992)
Sırbistan'daki muhalefet lideri Draskoviç, Paniç'i "Miloseviç'in kuklası" olarak nitelendiriyordu:
"Sırbistan'da olaylar başlayınca Miloseviç'e sadık kişiler Paniç'i ülkenin kurtarıcısı olarak Yugoslavya'ya getirdiler. Vuk Draskoviç, Paniç'i Miloseviç'in kuklası olarak tanımlıyor. Acaba aralarındaki bu yarış gerçek mi yoksa bir senaryo mu?" (L'Evenement du Jeudi, 10-16 Eylül 1992)
1993 başında, Paniç'in de görevine son verildi. Unutmamak gerek ki, daha önce, sözde barışın oluşması için çalışan Paniç, senaryonun bir parçası olarak, görünüşte rakibi, gerçekte "biraderi" olan Miloseviç tarafından Yugoslavya Başbakanlığı'ndan indirildi.
vBulletin v4.0.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.