PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : O, çocuktu... Savaş kocaman gerçekti



munira
20-02-08, 21:57
2.Mart.1992

17 yaşındayım.
İçinde bulunduğumuz gün, Saraybosnalıların hafızalarına kazınacaktır. Bugün, aptalca bir olay yaşandı. İki müslüman ve bir hırvat tarafından sırp düğün alayına saldırıldı.
Bu olay Sırpları çılgına çevirdi. Şehrin tümünün etrafına barikatlar koydular. Pofaliçi, Çengiç Vila ve civarında trafik akışını durdurdular. Şehrin büyük bir kısmına ekmek ulaştırılamadı. Barikatlarda bazı adamlar nöbet tutuyor.
Sırp demokrasi partisi aklın almayacağı bazı şeyler söylüyor.
Hepimizi öldüreceklermiş. Buralarda sadece kendileri kalacakmış. Televizyonların, içişleri bakanlığının hatta Saraybosna’nın sadece kendilerinin olmasını istiyorlar. Bu parti liderlerinin televizyondaki konuşmalarını bir görseniz.
Gerçekten çıldırmışlar.
Bunusırp halkının tümü için söylemiyorum. Sadece bu ileri gelenler böyle. Yani kötüler.
Gece oldu.
Gün içinde hiçbir şey düzelmedi. Şehrin aşağılarından silah sesleri geliyor. Benim mahallem süper. Sakin. Arkadaşlarımla bütün gün dışarıda voleybol oynadık.
30 saniye önce korkunç silah sesleri duyuldu. Bunun kime ne faydası olacak???
Sadece daha fazla ölümler … Daha fazla acılar yaşanacak.
Şu Karadziç’i televizyon ekranlarında gördüğümde , sesini duyduğumda midem bulanıyor. Kendisi burnundan ilerisini göremiyor gibi. Aynen öyle göremiyor…

Televizyonda haberler var. 2000 kişi “Saraybosna” şarkısı eşliğinde barikatlara doğru yürüyüşe geçmişler.
Elele tutuşmuş gidiyorlar…
Bununla birlikte tepelerden alışılmadık silah sesleri işitiyorum. Sanırım yürüyenlere engel olmak istiyorlar. Bu da aptalca …
Barikatları tutan adamlar da Saraybosnalı değil mi???
Birbirlerini öldürecekler.
Evimize panik hakim.
Ben, kendimi tanımlayamaz durumdayım. Adeta hiçbir şey olmuyormuş gibi, inanılmayacak derecede sakinim. Aslında şu anda arkadaşlarımla bir arada olabilmeyi çok isterdim.
Evimizde savaş psikolojisi hissediliyor. Buradan kaçıp gitmek istiyorum.

munira
20-02-08, 22:03
3.mart.1992.
Ortam sakin. Barikatlara doğru yola çıkanlara saraybosnanın yarısı eşlik etmiş. Barikatları yıkmışlar.
"Saraybosna seni seviyorum"
Gerçekten, ama gerçekten bu şehrin bir başka hali, adeta ruhu var.
Sanırım artık olaylar olmayacak.
Bugün okula gitmewm gerekiyor. Ama biraz üşütmüş gibiyim.
Belki de dün çok korktuğum için böyle oldum.
Bilmiyorum. Aslında ne yazacağımı da bilmiyorum.
-son-

munira
20-02-08, 22:12
4.mart.1992
Şimdi de demokratik eylem partisi barikatlar kurdu. Ama şehrin merkezine değil civarına...
Söylendiğine göre Şeşely'in adamları şehrin dört bir yanından Saraybosna'ya girmek için harekete geçmişler.
Bu gece televizyonda Karadziç ile İzzetbegovic'in tartışmaları vardı.. Ne tartışmaydı ama...
Bu gün bizim mahallemizde de barikatlar var.
Birileri komşumuzun evine de girmişler. Ona, "evine snıperlerimizi yerleştireceğiz. Bu evin cam kenarlarına konuşlanacaklar. Sen evi terket" demişler. Dediklerini yaptı.
Tımarhane durumları.
Neyse. Bugünkü hikayemin sonu. Tarihin en hızlı kararı alındı. Karma nöbetçiler diye bir şey oluştu. Şehirde gözlem yapacaklarmış...
Bugün de ölenler oldu.

munira
20-02-08, 22:47
6. nisan.1992
İster inan. İster inanma. Sığınaktayım.
“neden” diye soruyorsun değil mi?
Çünkü dün, “kanlı bayram” başladı.
Artık hiçbir şeyi anlayamaz durumdayım.
Herkes, ama herkes ateş ediyor.
Sebebi apaçık.
Sırplar, onlardan olmayanlara karşılar.
Her şey Yeni Saraybosna’daki polis merkezine saldırmalarıyla başladı. Burada başarılı olamayınca, barikatlarını kurdular.
Şaşkın durumdaki halk, organize oluverdi. Dobrinya’ya doğru sessiz protesto yürüyüşüne geçtiler. Beşbin ya da daha fazla kişi yürüyüşe katıldı.
O esnada en fazla silah sesi Vraca’dan geliyordu. Sırp asıllı polisler, yaşları 13-14-15-16-17-18 olan Vrbananja’daki polis okulu öğrencilerinin içinde bulunduğu binayı kuşattılar.
Yürüyüşcüler Vraca’ya geldiklerinde, Vrbanja köprüsünün üzerinde yürümeye başladılar. .
İşte ilk kan o anda aktı…
Toplu halde yürüyenlerin üzerlerine yoğun ateş açtılar.
1979 doğumlu Suada öldü…
Ardından hep birlikte parlamentoyua doğru yürümeye başladılar. İşte asıl dram o zaman yaşandı. Orada hala ölenler var.

O sırada hükümeti yıkmak gerektiği şeklinde bir fikir doğuverdi. Titonun resimlerini eline alan halk parlamento binasına daldı. Ellerinde de aldıkları kararların yazılı olduğuı kağıtlar vardı.
Aldıkları kararlar şöyleydi:
-Hükümet istifa edecek. Silahlar susacak. Yeni hükümet kurulacak.
İşte dünden bu yana liderlerin istifasını bekliyorlar. Tabii ki böyle bir şey olmadı.
Şu ana kadar sanırım bin kişi öldü.
Gece tam bir kabustu. Havanlarla, mermilerle, adını bilmediğim bir yığın silahla şehre saldırılıyor. En yoğun silah sesleri şehrin eski kesiminden, Lapişnica’dan ve Trebevic’ten geldi.
Öğleden sonra insanlar yeniden parlamentonun önünde bir araya geldiler. Bu arada Holiday inn oteline konuşlanan sniperler halkın üzerine ateş açtı.
Bu saldırganlardan sekizi tutuklandı. Ama neye yarar. Her taraftan ateş açılmaya başladı. İnsanlar darmadağın oldu. Herkes kaçıştı.

Sanırım tüm bunların sebebi, bugün Bosna-Hersek’in bağımsızlığının tanınmasının gerektiğinden kaynaklanıyor.
Bosna-Hersek tanındı. Brüksel’de…
Artık bağımsız Bosna-Hersek devletiyiz.
Hayret edilecek bir şey… Bu durum duyurulduktan sonra, çok az ateş ettiler…
Ama biz, gerginlik ve panik nedeniyle bu gece de sığınakta kalıyoruz.

Burası sıradan bir yer. Karanlık bir çukur gibi. Sadece yatakların bulunduğu ve dolaşılamayacak kadar dar olan bir çukur.
Bugün insanlar daha bir soluk aldı. Çünkü çok az ateş açılıyor. Sık sık buradan çıkıp evlerine gidiyor, acil ihtiyaçlarını alıp geri geliyorlar.
Az önce sığınağa doğru biri seslendi. Evimize gitmemizi, tehlikenin geçtiğini söyledi.
Hiç umurumda değil. Elimde sevdiğimin fotoğrafı, ona bakarak günümü geçiriyorum. İki gündür onu görmüyorum. Herhalde aşk dedikleri bu olsa gerek.
Şu anda saat 20.30. Bir asırdır burada olduğumu hissediyorum. Az ilerimde minicik bir çocuk var. Bana bakıyor. Ben de ona bakıyorum. Birileri de geliyor ve ateş açılmadığını söylüyor.
Ama Hum yönünden saldırı olması ihtimali yüzünden burada, karanlık çukurda kalmayı tercih ediyoruz. Sığınak evimiz oldu sanki…
Allahım ne olur yarın her şey farklı olsun. Güzel olsun.
İstiyorum ki, buradakiler ışıkları söndürsünler. Sussunlar… Düşüncelerimle baş başa kalmak istiyorum.

munira
20-02-08, 23:01
21. nisan.1992
Uzun süredir yazmadım. Yazacak bir şeyim yoktu. Koridorları arşınlamaktan başka bir şey yapamıyorum. Hiçbir şey yaşayamıyorum. Bu nedenle yazamıyorum da…
Sevdiğim,gergin ortama rağmen her gün yarım saatliğine de olsa beni görmeye geldi. Hatta şu son iki gün içinde mahallemizde bile dolaştık. Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarım da geldiler. Çok özlemiştim onları. Pale’ye kaçan Aleksandra’da oradan geriye dönmüş. Evi ise yağmalanmış. Yiyecek hiçbir şey kalmamış evinde. Soko lakaplı biri yeniden Pale’ye dönmesi için tehdit ediyormuş. Sanırım buna uyacak.
Delimidir nedir bu Soko…
Saraybosna’da yine silah sesleri vardı. Moymilo, Dobrinya, televizyon binası ve şehrin eski kesimi ateş altındaydı. Hum’daki televizyon vericisi de bombalandı.
Bugün, 6 nisandan bu yana Saraybosna için en zor günlerden biri. Şehrin her tarafı bombalanıyor. Sokak aralarında bile çatışmalar var.
Köylü vahşiler!!!
Bombaların şiddetli sesi etkili. Sanki… Sanki hemen yanıbaşımda patlıyor gibi. Şimdi herkes sığınaklarda.
Azra beni aradı. Studio 99 radyosunu dinlemiş. Canlı yayında biri bana selam söylemiş. Ne radyoyu dinledim, ne de kimin selam gönderdiğini bilmiyorum.
En kötüsü de …
Ailem Saraybosna’yı terk etmekten söz ediyor. Bu nedenle birkaç kez şiddetle karşı çıktım. Ama nafile. Sanırım gideceğiz.

munira
20-02-08, 23:20
2.mayıs.1992

Bu benim savaş günlüğüm gibi oluyor. Son zamanlarda sığınaktayken yazıyorum. Bu gün Saraybosna’nın tarihinde görebileceği en zor gün.
Bombardımanların şiddeti tüm şehri titretiyor. Hatta benim mahallem dahi titriyor. Az önce televizyon vericisini yeniden bombaladılar. PTT hizmetleri ortadan kalktı. Televizyonu güçlükle izleyebiliyoruz. Elektrik ve sularımız kesildi.
Bu işte. Durum bu…
Savaş, hayatta kalabilme savaşı.
Saraybosnamın üzerinde MIG uçakları uçuyor. Hava tehlikesi alarmı verildi. Korkunç… Az önce eve gittim. Bazı giyecekler alıp geri döndüm. Bir bilsen heryer nasıl da titriyor. Korkunç..
Hani Zagreb’dekiler 5 gün boyu sığınakta kalıyorlarmış. Buna katlanabilir miyim acaba. Bilmiyorum. Hatta sanmıyorum.
Bu sığınaktaki çocuklar ise hiç sessiz durmuyorlar. Onların sesi beynimde binlerce arı vızıldıyormuş gibi rahatsız ediyor.
Arkadaşlarımın hiçbiri artık yok. Hepsi buralardan kaçıp gittiler. Vesna Zemundaymış. Toni nerede acaba?
Şu anda saat 19.20. Saat 17.00’den bu yana buradayız. Zaman çabuk geçti gibi. Az sonra haberler başlayacak. Sonra yine yazarım.

munira
20-02-08, 23:33
10.mayıs.1992
Sanki uyulması gereken eski adettenmiş gibi yine sığınaktayım. Bu gün sığınağın kapısına dahi yanaşmamız yasak. Ateş ediliyor. Hem de çok. Çook.
Mahalleme çok yakın yerlere hatta muhtarlık binamızın hemen yanıbaşında bombardımanlar var.
Küçük bir kız, Stela bana yapışmış gibi yanımdan hiç ayrılmıyor. Onun saçlarını düzeltmiş, tarayıp süslemiştim. Olanlar oldu. Bana yapıştı kaldı. Artık küçük kızların saçlarını hiç taramayacağım. Erkek kardeşim de çekilmez oldu. Buradaki herkesle kavga edip duruyor.
Buradaki hayat o kadar sıradan ki, yazacak bir şey bulamıyorum.

Dün gece ilk kez çok fazla korktum. Havan mermilerinden biri tam da gözümün önünden geçip gitti. Sanki başıma dokunuverecek kadar yakınımdan geçmişti. Nasıl da korktum.
Bu günlerde sürekli bazı siren sesleri duyuluyor. Her seferinde sığınağa koşturuyoruz. Dün Koşevsko Brdo’da da sirenler çaldı. Bugün öğleden sonra Grbavica’da çaldı. Hemen sığınağa girdik. İki saat sonra ise bombardıman başladı. Galiba bu gece burada kalacağız. İlk defa sığınakta geceleyeceğim. Dün gece kardeşimle birlikte holde uyumuştuk. Annem tavanı delecek gibi ıslık çalarak geçen bombalardan korkmuş, yataklarımızı hole koymuştu. Kötü değildi.

munira
21-02-08, 17:44
21.mayıs.1992
Yine buradayım. Her şey sıradanlaştı. Değişen hiçbir şey yok. Tekdüze bir hayatım var. Ev- hol ve sığınak…
Savaş hala çılgınca devam ediyorsa da son iki gündür ortalık biraz duruldu.
Geçtiğimiz gün evimizin tam arkasına tanksavar düştü. O anda yaşanılan korku tarif edilemez. Bunu yaşamak gerekir.
Bombadan tam 30 dakika sonra bacaklarım anlaşılmaz bir şekilde şiddetle titremeye başladı.
Muşijev, Prcin ve Cazet’in babası öldüler.
İnsanoğlu çevresinde gerçekleşen ölümlere nasıl da kolaylıkla alışabiliyormuş böyle…
Jadrana’nın binasına roket isabet etti. Mahallemizin üst kesimleri sürekli olarak bombalanıyor.



Yaşadığımız binaya bazı insanlar geldi. Bunlar evlerini terk etmek zorunda kalmışlar.
Biri genç kız. Aida.
Birinci kattaki komşumuz onu yanına aldı.
Alipaşino Polje’den gelen bir delikanlı koridorda kalmaya karar verdi. Foça’lı aileye ise hepimiz sahip çıktık.
Bu Aida çok güzel. Çok. Binadaki delikanlılar kızın etrafında dört dönüyor. Ama Dino hepsine rest çekti. Kızcağız rahatladı.

munira
21-02-08, 18:00
2.haziran.1992
Kalemim. Seni elime almış olmama rağmen yazamıyorum. Neden mi? Çünkü, gerçekten ama gerçekten kendimi çok kötü hissediyorum. Biliyorsun 5 gündür hatta altı gündür sevdiğim genci göremiyorum. Gelmiyor…Lanet olasıca PTT’de çalışmıyor. İletişimler tamamen koptu.
26 mayıs günü doğum evini bombalamaya başladılar. Koşevsko Brdo’da bombardıman altında. Onu en son o gün görmüştüm. Ayrılırken “belki bir daha görüşemeyiz” demişti…
Dediği oldu.
Umarım benden ayrıldıktan sonra evine sağ salim ulaşabilmiştir. Aynı geceonun evinin yakınlarında üç kişi yaralandı.
Durum böyle olunca aklıma hep kötü şeyler geliyor. Kabuslar görüyorum. İnşallah kötü bir şey olmamıştır. İnşallah ailesi tehlikeli ortam gerekçesiyle evden çıkmasına izin vermiyorlardır.
Kendimi teselli etmekten başka çarem yok.
Anneme dışarı çıkmam için yalvarıyorum. Ama anneler. Ah anneler. İzin vermiyor.

Bu arada galiba 27 mayıs günü, çok atarlı roketlerle mahallemiz saldırıya uğradı. Korkunçtu. Yaklaşık 100 ev yandı, yıkıldı…
Buna da dayandabildikten sonra, artık çok daha fazlasına dayanabiliriz. Breka mahallesi ilk kez o gün bombalandı. Basket sahasinin yakınındaki ev büyük hasar gördü.
Mladic’in radio mesajı da aynı gün işitildi. Diyordu ki: “Veleşiçi ve Pofaliçi’yi yerle bir edin. Canlı et bırakmayın. Çünkü orada hiç sırp yok” diyordu!!!
Ve ekliyordu: “Öldüremezseniz bile akıllarını başlarından alın.
Savaşın inanları değiştirebileceğine inanmazdım. Oysa ben o kadar çok değiştim ki. Bambaşka biri oldum. İnsanlarla ilişkilerim farklılık içermeye başladı. Branka ve Nemanje artık benim için anlam taşımıyorlar. Soğuk bakıyorum onlara.
Şu anda yeşil renkli flomaster kalemle yazıyorum. Bu bir tesadüf mü yoksa???

munira
21-02-08, 18:11
7.haziran.1992

Savaş günlerinden biri daha.
Artık çoğunlukla sığınakta bulunuyoruz. Adeta sığınağa taşınmış durumdayız. Eve sadece yemek yemek ve diğer ihtiyaçlarımız için çabucak gidip geri dönüyoruz.
5. koloni hakkında yorumlar giderek artıyor. Sığınağın olduğu bodrumda komşularımız radio istasyonu kurdular!
Biz sığınakta can derdindeyken, onlar buradan haber alışverişinde bulunuyorlar.
Sevgili Günlğüm, daha fazla detay yazamayacağım. Olur ya, ya düşmanların eline düşersen… Her şeyi beynime kaydedeiyorum. Ve bunları hiçbir zaman unutmayacağım.
Bu yaşadıklarım unutulmayacak, unutulmaması gereken şeyler. İnsanlar nasıl da değişiyorlar.
Geçen sefer sevdiğimin gelmediğini yazmıştım. Aynı gün çıkıp geliverdi. Bugün ise yine yok.
Haksız da değil. Herşey çok korkunç
Bölge savunma mensuplarımız ağır silahları ele geçirdi. Onlara karşı cevap veriyor.
İleri !! İleri.

munira
21-02-08, 18:20
27.temmuz.1992
Hala Savaş Var
Artık canım hiçbir şey istemiyor. Hatta yazmak bile istemiyorum. Sevgili Günlüğüm buna rağmen seni bazı şeylerden haberdar etmek istedim.
Öncelikle sevdiğimle E. ile büyük bir kavga yaşadık. Artık aramızdaki herşey bitti.
Şasa ile Jusko iki kez beni görmeye geldiler. Sohbet ettik. Galiba E. başka bir kızla çıkıyormuş. Bunu arkadaşlarımdan öğrendim.
Bosna-Hersek olimpiyat gösterisi yaptı. Stadyuma girişte düzenlenen gösteri müthiş alkışlandı.
Radyoda nadrealistlerin sunumları var. Çok güzel. Eğlenceli.
Sık sık delice rüyalar görüyorum. Mostar’ı, Belma’yı, denizi düşlüyorum. Ah, hiç olmazsa iki günlüğüne denize gidebilsem.
Ailem ise akıl almaz planlar kurarak ülkemizi terketmek istiyorlar. Ama E. geride kalacak. Ondan sonsuza kadar ayrılmaya hazır değilim. Bu yüzden gtmek istemiyorum.
Belki Allah yardım eder. Belki E. ile yeniden barışır ve hiç ayrılmayız.

munira
21-02-08, 18:58
17.ağustos.1992

İşte yine birlikteyiz. Biraz yazmak, paylaşmak istiyorum. Az önce eski günlerden, geçen yıldan kalan anılarımı okudum. Güzel şeyler yaşanmış.
Savaş başladığından bu yana biraz içime kapanır hale geldim. Hatta eskisi gibi günlüğüme de yazmıyorum.
Savaş var. Günler birbirinin benzeri olan savaş günlerince geçip gidiyor.
E. ile barıştık. Silahların sustuğu zamanlarda bana geliyor. Bu genç benim için çok şey mi ifade ediyor. Yoksa yanılıyor muyum? Hala kararsızım.
Sany nerede? Arkadaşım. Acaba onu bird aha görebilecek miyim? Ya Belma. O nerelerde kimbilir. Belki çok uzaklardadırlar. Ve bu uzaklardan bird aha geriye dönmeyeceklerdir.
Bu arada bunca yaşanılanlardan sonra artık insanlar arasındaki ilişkilerin asla eskisi gibi olamayacağı gerçeği ile yüzleşiyorum. Özellikle arkadaşlıklar eskisi gibi olamayacak.
Şehirden kaçmayıp burada kalanlarla, burasını terkedip sonra geriye dönecek olanların arasında aşılmaz uçurumlar olacaktır.
Herşey temelinden değişiyor.
Sırplar ise, savaş sonrası gerçek Saraybosnalı olduklarını kanıtlamak için çok uğraşmak zorunda kalacaklar. Kim inanacak ki onlara…
Şu anda herkes sırbın kim, müslümanın kim ve diğerlerinin kimler olduğunun çok açık bilincine sahip.
Aslında bunları yaşadığıma memnunum. Kaliteyi farkettim. İnsanlık kalitesini. Gerçeği.
Öte yandan bazılarının savaşta gerçek yüzlerini de gördüm. Hayretle gördüm ama bunu da görebildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorum. Savaşın getirdiği şanslar…

Dün gece uzun uzun düşündüm. İrtibata geçebilmek, konuşabilmek istediğim o kadar çok kişi var ki… Amam bu mümkün değil. Aslında şimdi de savaş bittikten sonra da görüşmek istemeyeceğim o kadar çok kişi var ki…
Savaş bitince yapacağım ilk iş telefon numaramı değiştirmek olacaktır. Böylece konuşmak, sesini dahi duymak istemediklerim bana ulaşamayacaktır.
Hatta ABD’ye kaçıp oraya yerleşen arkadaşlarım da. Onları da istemiyorum. Aslında onların adreslerine de ulaşmam mümkün değil. Onlar okulumuzdaki derslerden geri kaldılar. Herşeyin yine eskisi gibi fonksiyonel olması için uzun zamanlara ihtiyaç var. Uzun…
Delice…
İnanılmaz bir şekilde Sany’ye mektuğp yazmak istiyorum. Ona içinde bulunduğum güçlükleri, acıları anlatmak istiyorum. Aslında yazamak istediğim mektubu başkalarının okumayacağından emin olamıyorum.
Sany belki de evlenmiş ve adresini değiştirmiştir. Acaba bird aha görüşebilecek miyiz.
Böylesi sorular beynime üşüştüğünde, cevapsız kalmaları çok yorucu olmaya başladı.

munira
21-02-08, 19:14
18.8.1992
Sevgili Günlüğüm. Söz verdiğim gibi bugün de yazıyorum. Bugünkü gün diğerlerinden farklı geçti. Öncelikle gece yaşadıklarımı yazacağım. Anlatacağım.
Sirenler çalmıştı. Komşumuzun bodrumuna sığındık. Öylece oturduk. Aradan bir sure geçtiğinde evimize gitmek üzere ayağa kalkmamızla birlikte evin çatısına bomba düşmez mi… Şarapnel parçaları komşu kızlarımız Layle ile Naca’nın uyuduğu odanın camlarını tuzla buz etti. Bir kız arkadaşları da aynı odada uyuyormuş. 2 şarapnel parçası ise Leyla’nın tam ayaklarının dibinden geçip gidivermiş. Bir diğer şarapnel parçası ise gözünün tam ortasından geçip gitmiş. Gece hiç bir şey görmüyordu. Hastaneye götürdüler. Son durumu hakkında bilgim yok. Evlerinde misafir olan genç kız ise el ve ayaklarından yaralanmış. Bu olaydan 30 dakika sonra havada MIG’ler uçuşmaya başladı. Elektrikler kesik olduğundan neler olup bittiği hakkında hiç fikrim yok. Ama uçaklar gün boyu hareket halindeydi.
Bu sabah bir sürpriz yaşadım. Maja kahve içmeye geldi. Ardından Fahro. Maja ile güzelce sohbet ettik. İlginç şeyler konuştuk. Hayatımın en güzel kahvesini pişirmiştim. Ardından E.’nin hayali bize geldi.
Saçları uzamıştı. Makası alıp bir güzel kestim saçlarını. Vallahi çok güzel oldu.
Mumum tükenmek üzere. Bu ışıkta yazabileceğim tek şey, E’yi dünyada herşeyden çok sevdiğimdir. Onu görebilmek için yarını sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Bu savaş aptalca. Aptallık…
Bu savaş yüzünden sevenler birbirlerinden ayrı düşüyorlar. Ailelerinden, akrabalarından ayrı düşüyorlar.
Çetniklerden nefret ediyorum. Onlara destek olan sırplardan ve 5. koloni müslümanlarından da nefret ediyorum.

munira
21-02-08, 19:23
20 ağustos.1992

Bugün, Samir’den Zola’nın Nana isimli kitabını aldım. Güzel bir kitap.
Ama okumaya başlamadan önce bir kaç satır yazı yazmak istiyorum.
Dün Drazen’lerdeydim. Birkaç gün önce hastahane yakınlarında yaralanmıştı. Bu onun şansıydı. Çabuk müdahele edilebildi. Yoksa ölebilirdi.
Annemle birlikte ara sokaklardan dolanarak gittik. Doğum günüydü. Benden başka tüm arkadaşlar buraya toplanmıştı.

Ne kadar da zayıflamış. Upuzun saçları ve sargılar içerisinde bir deri bir kemik kalmış hali korkunçtu.
Bir saat kadar sohbet ettik. Sonra beni kovalarcasına gitmemi söyledi.
Bu sırada annem Drazen’lerin evine yakın olan bir akrabasına uğramıştı. Bu akraba çocuklarını Hırvatistan’a Split’e göndermişti. Bir ihtimal sıradaki konvoyda bizim için de yer ayarlayabileceğini söylemiş.
Annem yeminler ederek Split’te sadece 15 gün kalacağımızı söylüyordu. Ortalık sakinleşi
Nce de akrabalarımızın yanına gidecekmişiz. Kışı da onların yanında geçirecekmişiz.
Hiç bir şekilde bu fikre katılmıyorum.Kaçmak isteseydim, nisan veya mayıs ayında kaçmayı düşünürdüm.
Şimdi ne olacak??
Bilmiyorum.

munira
21-02-08, 19:30
23.ağustos.1992


Kandil. Mum yerine kandil ışığı. Breka’da yaşayan elitlerin elektriği var.
Sevgili Günlüğüm sana anlatmak istiyorum.

Son iki üç saattir sığınaktayız. Çünkü binalar bombardıman altında. Herşeye rağmen şimdiye kadar iyi dayandık. Bu gecenin de kötü geçmeyeceğini ümit ediyorum.
Bu ev gibi kabullenilen sığınakta bir gece daha geçirmek istemiyorum. Burada farklı farklı insanlar var. Hatta kimi zaman beğenmeyip “köylü” dediklerimiz de burada. Hep birlikteyiz.
Babam az önce bir toplantıdan döndü. Yurt dışında görev almış…
Çok yakında bu savaştan dışarıya, uzaklara gidecekmiş.
Yarın telefonlarımız bağlanacakmış. Yiyecek paketleri gelecekmiş. Şimdi eve gideceğim. Orada yazmaya devam ederim.

munira
21-02-08, 20:26
27.ağustos.1992

Aradan dört gün geçti. Şu dört günde şehirde akıl almaz çatışmalar yaşandı. Ilıca ve Necarici çetniklerden geri alındı. Ancak çetnikler şehrin diğer kesimlerini bombalamaya başladılar. Havan mermilerinden biz de nasibimizi aldık.
105 kalibrelik bir mermi Nija’nın evine iabet etti. Hasar büyük. Şansımıza yaralan olmadı.

E’yi 5 gündür görmüyorum. İlk iki ve son iki gün pencereden yola bakıp durdum. Ama gelen giden olmadı. Belki de beni unuttu.
Ciddi bir sorunu yoktur inşallah. Aslında açıkça söylemem gerekirse onu bu günlerde çok fazla düşünmedim
Neden bilmem.
Belki de yoğun havan saldırısının yarattığı şok ve iki geceyi sığınakta geçirmiş olmamızdandır. Sonra yani üç gün önce merdivenden koşarak inerken, ayağım burkuldu.
Nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Çok karanlıktı. Sığınağa koşuyordum. Birden yere yığıldım. Ayağım şişti. Anlatılmaz acıdı. Doktor komşumuz ayağımın kırık olup olmadığını anlamak için control etmeye yeltendiğinde, acı nedeniyle bayılmışım.

Bu birkaç gün içerisinde ilginç şeyler yaşandı. Öncelikle babam yurtdışında anlamadığım bir temsilcilik açma adına yetkilendirilmiş. Bana yurtdışından getirmesini istediğim eşyaların bir listesini yazıp kendisine verdim. Sany’ye verilmek üzere bir mektup ta yazdım. Umarım eline ulaşır. Babam yurtdışına gidince ortamın bize uygun olup olmadığına karar verene kadar biz burada kalacağız. Annem ve babam diyorlar ki, gidecek olsak bile sadece bir aylık sure için gidecekmişiz. Yani değişiklik olsun diye. Yeniden Saraybosna’ya dönecekmişiz.
Nasıl başardılar bilmiyorum ama, bu konuda beni ikna etmeyi başardılar.
Milli kütüphane yanıp kül oldu. BM’nin Bosna’yla ilgili bir konferansı da gündemde. Bunu iyi bir gelişme olarak değerlendirmek istiyorum. Herkes umutlar içerisinde.
PTT binası da yanıp kül oldu. 4 rakamıyla başlayan telefonlar çalışmıyor. Dolayısıyla Şasa ile konuşamayacağım. Telefona da gerek duymuyorum zaten.
Şimdilik bu kadar.

munira
21-02-08, 20:38
28.ağustos.1992

Telefonlar çalıştı. Şasa’yı arayabilirim. Beni unutmamıştır sanırım.
Konuşmayı çok özledim.
BM silahların geri çekilmesi için 24 saat mühlet Verdi. Kimse buna aldırış etmiyor. Bekleyecek ve göreceğiz.

Şimdi çok iyi anlıyorum ki benim babam çok iyi bir insanmış. Annem fiziksel olarak büyük bir çöküntü içerisinde. Ama her zamanki gibi iyi anne ve iyi insan o.
Savaşın Ilk günleri onlara çok kez karşı çıkıyordum. Artık daha iyi anlaşıyoruz.
Samir’in okumam için vwerdiği kitaplar beni boğuyor. İster inan ister inanma “Derviş ve Ölüm’ü” altı ayda okuyabildim.
Babam henüz gitmedi. Duruma bakılırsa gitmesi kolay olmayacak. Şehirden çıkmak çok zor. Şu ana kadar iki kere “yola çıkıyoruz” mesajı aldı ama bu şakadan ibaret kaldı. Babam hala burada.
Bu arada sinüzit sorunum tamamen yok oldu. Şimdi en büyük sorunum saçlarımın yağlanmış olması. Oysa dün dört saat boyunca sularımız akmıştı. Hatta bir ay aradan sonra elektrik dahi geldi. Ama bu gün şehrin tamamı karanlıkta. Güya arıza varmış . Şu anda saat 18.00 hala elektrik yok.
Neyse. Jackie Collins’in bir kitabını okuyacağım.
Hoşçakal.

munira
21-02-08, 20:43
3.ekim.1992

Ekim ayına girdik ama savaş hala sürüyor. Allahtan bu savaşı herkes görmüyor. Ekim ayı soğuk geçiyor. Soğuklar optimist olmamıza yarıyor. Su da yok, elektrik te yok. Tüm bunlardan çok mutluyuz.
Hala E. ile birlikteyim. İki gün sonra birlikteliğimiz 7 ayını dolduracak. Şasa Jasko ile evlenecekmiş. Savaş bitince tabii. Öyle diyorlar. Telefonlar hala sessiz. Çalışmıyor. Matematik öğretmeni oldum. mahallemizde açtığımız bir okulda çocuklara ders veriyorum.
Sivil savunmaya da üye oldum.

munira
21-02-08, 21:00
7.ekim.1992
Çok tembelim. Kabul ediyorum. Cumartesi günü yazmaya başlamıştım ve yazdıklarımı tamamlamaya üşendim. Neyse önemli değil.
E. ile ilişkimiz iyi. Ama Saraybosna’dan gidecek olursam geriye dönmeyeceğimi söylüyor. Ben ise aksini iddia ediyorum. Bu konuda canımı sıkıyor. Çünkü gidecek olsak bile ben mutlaka geriye döneceğim.
Mahallemizde yeni simalar var artık. Kimse kimseyi tanıyamaz halde.
Dün gece bodrumda ruh çağırdılar. Cvijeta diye birinin ruhunu çağırdılar. Ama ruh sorulara cevap vermedi. Oyun bozuldu. O esnada kandil sönmeye başlamıştı. Bu aptalca oyun karanlıkla birlikte çok ürkütücü olmuştu.
Neyse bundan hemen vazgeçildi.
Öğretmen olduğumu söylemiştim. Bu kesin. Maja burada bir okul organize etyti. Ben de öğretmenim. Çocukların her biri deli gibi. Öğretmenliğimin henüz ikinci günü sesim kısılmıştı. Onlara outrun durum diye bağırmaktan sesim çıkmaz oldu.
Yanısıra üşüttüm de. Sinüzitlerim yeniden başgösterdi.
Saçlarım da yıkanmak istiyor. En büyük sorunum bu.
Çok uzun zamandır elektrikler yok. Su ise sadece Bistrik’te var. Havagazımız da yok.
Yapacak tek şey savaş şarkıları söylemek.
Komşu teyzeyle ortaklaşa bir soba satın aldık. Şimdi de odun satın almak gerekiyor. 4 ton odun için 300 mark+bir karton sigara vermek gerekiyor.
Ölmek istiyorum. Sobayı Z. teyzede bıraktık. Biz ise yeniden soba bulmak zorundayız.

Bugün çetnikler tam anlamıyla kudurdular. Miloşeviç Saraybosna’yı ya bölün ya da tamamını ele geçirin diye emir vermiş. Bizim güçlerimizin de karşı saldırıya geçmeleri bekleniyor.
Bakalım neler olacak.
Dünden bu yana hiç aralıksız bombardımana tutuyorlar.
Karadzic ise Srna tv’sine bizim mahllemizin en sona bırakılması yönünde bir şeyler söylemiş. Demek ki buraya ele geçirilmiş gözüyle bakıyor. Belki de birileri bu haberi yalan yanlıiş ortaya yaymıştır.
Zuç tepesinde çarpıoşmalar başladığında, yerleşimcilerin tahliyesi gündeme gelmişti. Allahtan buna gerek kalmadı.
Bizim burada bir adam intihar etti. Pencereden aşağıya fırlatıverdi kendini. Galiba tüm ailesinin kesilerek katledildiğini işitmiş.

jorgovan
22-02-08, 08:19
rat.......
toliko mlogo dozivljaja ima....
svaki njen dan kao filim prolazi kroz mozak
samo şto u ovom filmu ima prava istina ....
ALLAH bunu bize bidaha yaşatmaz İNŞŞAALLAAAAAAAH

ßy_Cuceviç
22-02-08, 10:49
heleki boşnakların çetniklerden ve sırplardan çekmiş olduğu zulüm ama ne yapalım boşnakların içindeki temiz yürekliliği

ben derimki boşnak halkı affeder ama asla unutmaz....

munira
22-02-08, 19:13
Bugünlerde hep geçmişi düşünür durumdayım. Aptalca ama sadece anılarla yaşar durumdayız. Çünkü içinde bulunduğumuz durum gereği yenilikler yaşayamıyoruz.
Kimi zaman “tüm bunlar gerekli miydi?” diye kendime sorarak, felsefe yapmaya çalışıyorum.

Beş dakika önce arkadaşım geldi. Yanında hiç tanımadığım üniformalı genç bir adam vardı. O adam karargaha gidip, savunma için kendisine bir görev verilmesini talep edecekmiş.
Peki savaşmaya karar veren bu adam acaba özgürlüğün tadını tadabilecek mi? Dahası zgürlüğü görecek kadar yaşayabilecek mi?
Bu gördüğüm üçüncü kahraman Bölge savunmaya katılan ve düşmana karşı savaşan üçüncü kahraman. Çok yakından gördüm.
Peki neden? Niçin? Onca genç toprağın altında yatıyor neden?
Herşey çürüdü. Herşey, herkes çarpışıyor. Hatta bu özgürlük savaşı da çürüyor…
Biliyor musunuz, artık hiçbir sırbın gözlerinin içine bakmayacağım! Onlardan öylesine nefret ediyorum ki. Bu nefretim geçebilecek mi.
Bilmiyorum. Yok yok… Biliyorum.
Geçmeyecek.

Allahım koru bizi . En çok ta vatan savunmasına katılan kahramanlarımızı koru. Okul arkadaşlarımdı kimi. Onlarla yeniden birlikte olmak, diploma törenimizde3 beraber olmak istiyorum.
Eski okul öğretmenimi de özledim.
Yaşıyor mu acaba?
Öye bir haldeyim ki. Artık özlediklerimi düşünürken “nerelerdedir acaba” yerine “ acaba yaşıyorlar mı” demeye başladım.

munira
22-02-08, 19:53
11.ekim.1992

Bugün telefonumuz çalıştı. Dado ile tam 45 dakika konuştum. Öyle mutluyum ki.
Şimdi Şasa’yı da arayacağım. Arıyorum. Ama Şasa kendisini 10 dakika sonra aramamı söyleyerek telefonu kapattı.
Hayat hep aynı. Elektrik yok,su yok,havagazı yok. Şansımız ise hiç yok!
Sosyal hayat alanında aldığımız not “sıfır”. Sığınaklarda oturmaktan öyle çok sıkılıyorum ki. Ölmek istiyorum.

Bugün yağmur suyu topladım.
Bütün günüm bu işle geçti. Su damlalarını yakalamakta öyle ustalaştık kı, halimizi görseniz kahkahalarla gülersiniz.
Ayrıca oluk delinmişti. Bu büyük bir kolaylık sağladı. Oluğu naylonlara sardık. Bu naylonu boru şekli Alana kadar büktük. Boru şeklini alınca da kovanın ağzına tuttuk.
Ha ha ha haaaa.
Keyif.
Yağmur suyuyla bulaşık yıkamak ayrı bir komedi. Genellikle bu işten sıyrılmayı tercih ediyorum. Aslında tam bir savaş ev kadını oldum.
Gece kapımızın önünde duran arabamız çalındı. Ayrıca tam savaş öncesi satın aldığım iki bordo spor ayakkabım çalındı. Kapıda bırakmıştım. Suç bende.
Aslında ayakkabılarımı kapı önünde bırakmamın gerçek sebebi, sığınağa gidişimin daha hızlı olabilmesi içindi.
Cilt cilt Harold Robbins okuyorum.

munira
22-02-08, 20:04
14.ekim.1992
Söylediğim gibi telefonla konuşmuştum. S. ile de konuştum.
Öte yandan kafam karma karışık. Ailem hala yurt dışına gitmenin hayallerini kurup duruyor. Ben ise hangi fakulteye yazılacağımı düşünüp duruyorum. Biraz matematik çalışmam lazım ama hiç yapamıyorum.
Ayrıca ailem üniversite sınavlarına girmemi istemiyor. Ben ise yıl kaybı yaşamak istemiyorum.
Bu sabah havagazı geldi. Eskisinden çok farklıydı. Şimdi de kombimizi faaliyete geçirmek gerekiyor. Annem bu konuda tembel. Usta bulmak için dışarıya çıkmaya üşeniyor.
Kış geldi. Savaş ta eskisine gore biraz azaldı. Dediklerine gore çok yakında kuşatma kırılacakmış.
Bence bu koca bir yalan.
Bazı kişiler konvoylar halinde şehri terketmeye hazırlanıyor.
Bilmiyorum. Hala bu şehirden gitmek istemiyorum.
Neyse. Sanırım yakında elektriğimiz de olur.
Çetnikler elektriğimizi verme konusunda bizimle bazı pazarlıklar yapıyorlarmış. .
Çalınan aracımız geri geldi. 11 yaşlarında üç çocuk çalmış.
Daha neler göreceğiz.

munira
22-02-08, 20:13
16.ekim.1992

Biz savaşı yaşıyoruz
Üzülecek ne var?
Kesinlikle öleceğiz!!!
Bu gece elektrikler iki kez geldi gitti. İlki 10 saniye ,diğeri 5 dakika sürdü. İnşallah bir gün, gündüz olan bir gün uzun ssatler boyu elekriğimiz olur.
Son iki gündür yine telefonlarımız çalışmıyor.
Evimiz dayanılmayacak kadar soğuk. Donuyorummmm.
Dün gece çok sevdiğim arkadaşlarım geldi. Ama hepsinin suratı asıktı. Öff. Kimsenin derdini çekecek halde değilim. Onları böyle gördükçe sinirlerim geriliyor.
Her biri kendini güzellik kraliçesi gibi görüyor. Çıldırtacak bir hal.
Üstelik her biri deprasyondalar. Benim tek isteğim elekriklerimizn gelmesi. Belki yarın gelir.
20 saniye önce yüksek kalibreli bir havan mermisinin ıslığını işittim. Çok yakından ve uzun zaman aradan sonra…
İnşallah yakınlara düşmez.
Gitsinler.
Çok uzaklara canlıların olmadığı uzak yerlere düşsünler.

munira
22-02-08, 20:22
19.ekim.1992
Artık hayatımın tek amacı kaldı.
Elektrik var mı? Elektrik yok mu?
Dün gece Koşevsko Brdo’da elektrik varmış. Düşünebiliyor musun? Ne büyük acı. Bizde yok. Orada var. Hani bize 20 saniyeliğine gelmişti ya o zaman kofra patlamış: Ya da güya trafo bitmiş. Tükenmiş. Yok olmuş…
Yarın tamir edeceklermiş. Yarınlar öyle çok ki…
Az önce tanıdık bir teyze geldi. Onlarda da elektrik varmış.
Hatta suları bile varmış.
Sularıııııııııı.
İntihar edesim geliyor. Biz de hiçbir şey yok.
Geldiler. Trafoyu tamire geldiler. Telefon da çalıştı.
Babam sabah 10.00 da şehir merkezine gitti.
Şu anda 10.05 babam hala geri dönmedi.
Allah bilir nerelerdedir. Kötü bir şe olmasın sakın.Annem hasta gibi. Yığılmış gibi oturuyor.
Halbuki elektrik ve su gelecekmiş. Hasta olmanın sırası mı???
Ben ise bir aşağı bir yukarı odayı adımlıyorum.
Artık yazamayacağım. Karanlık çöktü. Göremiyorum.
Elektrik te gelmedi, su da gelmedi…
Babam da gelmedi!!!