vodolia
21-08-06, 14:29
ALİYA İZZETBEGOVİC (BABO)
20. yüzyılın önemli simalardan biriydi Aliya. Bir insanın milletinin kaderinde ne kadar etkili olabileceğini hayatıyla ispatlayan müstesna bir şahsiyetti. Çünkü O'nun hikayesi, bir toplumun kimliğine sahip çıkarak yeniden tarih sahnesine çıkışının, özgür ve bağımsız Bosna'nın hikayesi aslında.
Dünya O'nu 1992'de Sırpların Müslümanlara karşı başlattıkları soykırım sırasında gösterdiği erdemli liderlik sayesinde tanıdı. Oysa O'nun mücadelesi çok önceleri başlamıştı.
1925te Samac'ta dünyaya gelen, iki yaşındayken ailesi ile birlikte Saraybosna'ya yerleşen, henüz 16 yaşındayken Müslüman öğrenciler tarafından kurulan 'Mladi Musliman' isimli teşkilata üye olan Aliya'nın mücadele hayatından önemli kesitleri aşağıdan takip edebilirsiniz.
Tito Dönemi Yugoslavya'sı ve Baskılar
Tito'nun Yugoslavya'sı, II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen iç savaşta, birbirlerini katliamdan geçirerek parçalanmış olan Güney Slavlarının sosyalizm tutkalı ile zoraki yapıştırılması sonucu kurulmuştu. Ülke, altı cumhuriyetin federal bir çatı altında birleşmesi ile meydana gelmişti: Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Makedonya.
Tito, iç savaş sırasında Müslümanları kendi safına çekmek için onlara sosyalist düzendeki "din özgürlüğü"nden dem vuran propagandalar yapmıştı. Ancak kurduğu rejim Müslümanlara sadece baskı getirdi. Mladi Müslüman bu yıllarda İslam aleyhtarı politikalara karşı aktif bir kültürel direniş başlattı.
Aliya sonraki yıllarda bu teşkilata atfettiği önemi şu sözlerle dile getirmişti; "Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar Teşkilatı)'nin kurulmasının tarihi sebepleri vardı. Milletçe yaralıydık ve Osmanlı'nın bölgeden çekildiği günden beri hep horlanmaktaydık. Topraklarımız gasp edilmişti. Bu olaylar karşısında yaralarımızı sarmamız gerekiyordu. Halkımıza geleceğe ümitle bakabilen, canından, malından ve namusundan emin olabileceği bir ortamın sağlanması gerekmekdeydi. Müslümanım, demek suç olmuştu. Aleyhimizdeki bu yoğun kampanyaya karşı kendi başımıza İslam'ı öğrenmek ve İslam'ın hoşgörüsünü tanıtabilmek için çalışıyorduk."
İlk Mahkumiyeti
1949-50 yılları Mladi Müslümani özelinde bütün Boşnaklara yönelik operasyonların yoğunlaştığı yıllardı.Yüzlerce Mladi Müslümani üyesi tutuklandı ve hapsedildi, Yugoslavya sınırları içinde toplam 756 cami ya yok edildi yada kullanılamayacak hale getirildi. Bu baskı politikasının bir parçası da orijinal düşünceleri ile dikkat çeken Aliya İzzetbegoviç'in tutuklanarak 3 yıl hapis cezasına çarptırılmasıydı. Ancak kaderin garip bir cilvesi olarak hapse atılması aslında Aliya'nın hayatını kurtarmıştı. Çünkü O içerideyken Miladi Müslüman üzerindeki baskısını arttıran Yugoslav polisi örgütün 4 liderini tutuklar. Bunlar ölüm cezasıyla yargılanırlar. Aliya'nın hapiste olduğu dönemde O'nun görevini üstlenen Halit Kaytaz'da idam edilenler arasındadır.
Cezaevi günleri ile ilgili olarak şöyle der; "Bizi Zenitsa cezaevinden Stolac'a, ordan da Bele Cezaevine gönderdiler. 6 ay sonra ailem yerimi öğrendi, binbir zorluktan sonra görüşme müsaadesi alabildi. Biz ormanda çalışıyor, Devlet'e kereste hazırlıyorduk. Pranga mahkumu gibiydik. Akşam yorgun olduğumuz için bir kenarda yığılıp kalıyorduk.."
Mücadelesi ve Eserleri
1952'de halkın dinleri hakkında bilgi edinebilecekleri bütün kanallar tıkandı, tüm dini merkezler yasadışı ilan edildi. Baskılar ilerleyen yıllarda da sürdü: Saraybosna'daki Müslümanlara ait eserleri basan bir matbaa kapatıldı. 1964 yılına kadar Yugoslavya'da tek bir İslami kitap dahi basılamadı.
Aliya özgürlüğüne kavuştuktan sonra da Mladi Müslüman içindeki çalışmalarına, dergilerdeki yazılarına devam etti. Üniversite eğitimini de sürdüren Aliya, 3 yıl okuduğu ziraat fakültesinden "Bana göre değil" diyerek ayrıldı ve 1954'te Saraybosna'daki Hukuk Fakültesi'ne başladı. Bu arada Halide Hanım ile evliliğinden Sabina, Leyla ve Bekir isimli üç çocuğu oldu. Bir inşaat şirketinde çalıştı. Sonraları ise serbest avukatlık yaptı ve bir yandan da yasak ve baskılara rağmen toplumda İslâmi bilincin oluşması için çalışmalarına aralıksız devam etti. Ağırlıklı olarak İslâm felsefesi üzerine yazılar yazdı.
Tito'nun "yukarıdan aşağıya dinsizleştirme" politikası, Bosnalı Müslümanlar üzerinde de kaçınılmaz olarak etkili oldu. 1960 ve 70'lerde Bosnalılar arasındaki iki farklı eğilim ortaya çıktı. İlki seküler içerikli "Müslüman milliyetçiliği", diğeri ise İslami inançlara sıkı sıkıya bağlı bir "yeniden doğuş" hareketiydi. Müslüman milliyetçiliğini savunanlar, Müslümanlığın Bosnalılar için ulusal bir kimlik olduğunu öne sürdüler ve Tito rejiminin bu kimliği tanıması için mücadele verdiler. Sonunda 1974 Anayasası ile birlikte ilk kez nüfus sayımlarında "Sırp", "Hırvat" gibi kategorilerin yanına "Müslüman" kategorisinin de eklenmesini sağladılar.
Alija Izetbegovic ikinci eğilimin önde gelen temsilcilerinden biriydi. Etnik milliyetçiliğin bölücü bir güç olduğunu, komünizmin insan ruhunu kurtarmada son derece yetersiz kaldığını ve yegane kurtuluşun İslam'da olduğunu ısrarla vurguluyordu.
1969 yılında "İslâm Deklarasyonu" isimli kitabını yayınladı. Kitap her ne kadar Yugoslavya'da yayınlansa da mesajı tüm İslâm âlemini kapsamaktadır ve yeni açılımlar getirmektedir. Neden sık sık İslâma vurgu yaptığı sorularına "Boşnakları Boşnak yapan; Sırplardan, Hırvatlardan ayıran dinidir. O olmazsa biz de olmayız" diyordu.
Bir yıl sonra en önemli kitabı olarak kabul edilen "Doğu Batı Arasında İslâm" neşredilir. Kitap sadece Müslümanların değil tüm insanlığın sorunlarını ele almaktadır. Aliya bu eserinde İslâm'la demokrasinin bağdaşabilir olduğunu delillendirmeye çalışmıştır. Fransız kökenli "pozitivist cereyanlar" ve "ateizm"e karşılık Anglo-Sakson düşüncesiyle İslâm arasındaki kesişme noktalarını ortaya koymuştur.
Tito'nun "bağlantısız" bir dış politikası vardı. Bu politika sonucunda Bosnalılar İslam dünyasıyla yakın bağlantılar kurabildiler. 1970'lerde Bosnalı öğrenciler çeşitli Arap üniversitelerinde okudular, bu ilişki sayesinde 1977'de Saraybosna'da İslami Teoloji Fakültesi kurulabildi.
Bilge Kral Yeniden Cezaevinde
Ancak İslami hareketliliğin sosyalist rejime verdiği rahatsızlık 1980'lerde sistemli bir sindirme kampanyasının başlamasına neden oldu. Mart 1983'de baskınlar birbirini kovaladı. Aliya 4 aylık hücre eziyetinden sonra devlet güvenlik mahkemesine çıkartıldı. Hakkında "İslam milliyetçiliğinin içinden karşı-devrimci ve saldırgan düşünceler geliştirmek ve rejimi değiştirmeye çalışmak" iddiasıyla dava açıldı. Tartışmalı süren duruşmalar boyunca sükûnetini elden bırakmayan Aliya savunmasını "İslâm iyi ve asil olmanın ifadesidir" şeklinde bitirmiştir. Mahkeme herkesi şoke eden bir kararla sonuçlanır: 14 yıl hapis!..
Cezası önce 12, arkasından 9 yıla indirilir. 1987'de af komisyonu cezasının kaldırılması için kendisinden yaptığının hatalı olduğunu ve bir daha tekrarlamayacağını kamuoyu önünde açıklamasını ister. Ancak Aliya yapılanları meşrulaştıracağını düşündüğünden bu teklifi tereddütsüz reddetmiştir. Daha sonra uluslararası baskının ve Yugoslavya'nın İslam ülkeleri ile ticari ilişkileri geliştirmek istemesinin etkisiyle affedilir ve 1989'da hapisten çıkar.
Alija İzzetbegoviç mahkeme sırasında ve cezaevinde sergilediği onurlu ve başı dik duruşla gönüllere taht kurmuştu. Yugoslavya'nın en kötü hapishanelerinde "taş kırarak" geçen 6 yılın ardından dışarı çıktığında Bosna toplumu içinde büyük bir saygı ve itibar kazanmıştı. Tam 2 bin 75 günlük cezaevi yaşantısından sonra tahliye günü cezaevi önünde Aliya ve arkadaşlarını büyük ve coşkulu bir kalabalık karşılar. Cezaevinde yanında olan Latiç o günlerle ilgili şu tespiti yapmıştır; "Hiçbirimiz önümüzdeki dönemde bizi neyin beklediğini bilmiyorduk. Galiba kader Aliya'yı bu görev için hazırlıyordu."
20. yüzyılın önemli simalardan biriydi Aliya. Bir insanın milletinin kaderinde ne kadar etkili olabileceğini hayatıyla ispatlayan müstesna bir şahsiyetti. Çünkü O'nun hikayesi, bir toplumun kimliğine sahip çıkarak yeniden tarih sahnesine çıkışının, özgür ve bağımsız Bosna'nın hikayesi aslında.
Dünya O'nu 1992'de Sırpların Müslümanlara karşı başlattıkları soykırım sırasında gösterdiği erdemli liderlik sayesinde tanıdı. Oysa O'nun mücadelesi çok önceleri başlamıştı.
1925te Samac'ta dünyaya gelen, iki yaşındayken ailesi ile birlikte Saraybosna'ya yerleşen, henüz 16 yaşındayken Müslüman öğrenciler tarafından kurulan 'Mladi Musliman' isimli teşkilata üye olan Aliya'nın mücadele hayatından önemli kesitleri aşağıdan takip edebilirsiniz.
Tito Dönemi Yugoslavya'sı ve Baskılar
Tito'nun Yugoslavya'sı, II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen iç savaşta, birbirlerini katliamdan geçirerek parçalanmış olan Güney Slavlarının sosyalizm tutkalı ile zoraki yapıştırılması sonucu kurulmuştu. Ülke, altı cumhuriyetin federal bir çatı altında birleşmesi ile meydana gelmişti: Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Makedonya.
Tito, iç savaş sırasında Müslümanları kendi safına çekmek için onlara sosyalist düzendeki "din özgürlüğü"nden dem vuran propagandalar yapmıştı. Ancak kurduğu rejim Müslümanlara sadece baskı getirdi. Mladi Müslüman bu yıllarda İslam aleyhtarı politikalara karşı aktif bir kültürel direniş başlattı.
Aliya sonraki yıllarda bu teşkilata atfettiği önemi şu sözlerle dile getirmişti; "Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar Teşkilatı)'nin kurulmasının tarihi sebepleri vardı. Milletçe yaralıydık ve Osmanlı'nın bölgeden çekildiği günden beri hep horlanmaktaydık. Topraklarımız gasp edilmişti. Bu olaylar karşısında yaralarımızı sarmamız gerekiyordu. Halkımıza geleceğe ümitle bakabilen, canından, malından ve namusundan emin olabileceği bir ortamın sağlanması gerekmekdeydi. Müslümanım, demek suç olmuştu. Aleyhimizdeki bu yoğun kampanyaya karşı kendi başımıza İslam'ı öğrenmek ve İslam'ın hoşgörüsünü tanıtabilmek için çalışıyorduk."
İlk Mahkumiyeti
1949-50 yılları Mladi Müslümani özelinde bütün Boşnaklara yönelik operasyonların yoğunlaştığı yıllardı.Yüzlerce Mladi Müslümani üyesi tutuklandı ve hapsedildi, Yugoslavya sınırları içinde toplam 756 cami ya yok edildi yada kullanılamayacak hale getirildi. Bu baskı politikasının bir parçası da orijinal düşünceleri ile dikkat çeken Aliya İzzetbegoviç'in tutuklanarak 3 yıl hapis cezasına çarptırılmasıydı. Ancak kaderin garip bir cilvesi olarak hapse atılması aslında Aliya'nın hayatını kurtarmıştı. Çünkü O içerideyken Miladi Müslüman üzerindeki baskısını arttıran Yugoslav polisi örgütün 4 liderini tutuklar. Bunlar ölüm cezasıyla yargılanırlar. Aliya'nın hapiste olduğu dönemde O'nun görevini üstlenen Halit Kaytaz'da idam edilenler arasındadır.
Cezaevi günleri ile ilgili olarak şöyle der; "Bizi Zenitsa cezaevinden Stolac'a, ordan da Bele Cezaevine gönderdiler. 6 ay sonra ailem yerimi öğrendi, binbir zorluktan sonra görüşme müsaadesi alabildi. Biz ormanda çalışıyor, Devlet'e kereste hazırlıyorduk. Pranga mahkumu gibiydik. Akşam yorgun olduğumuz için bir kenarda yığılıp kalıyorduk.."
Mücadelesi ve Eserleri
1952'de halkın dinleri hakkında bilgi edinebilecekleri bütün kanallar tıkandı, tüm dini merkezler yasadışı ilan edildi. Baskılar ilerleyen yıllarda da sürdü: Saraybosna'daki Müslümanlara ait eserleri basan bir matbaa kapatıldı. 1964 yılına kadar Yugoslavya'da tek bir İslami kitap dahi basılamadı.
Aliya özgürlüğüne kavuştuktan sonra da Mladi Müslüman içindeki çalışmalarına, dergilerdeki yazılarına devam etti. Üniversite eğitimini de sürdüren Aliya, 3 yıl okuduğu ziraat fakültesinden "Bana göre değil" diyerek ayrıldı ve 1954'te Saraybosna'daki Hukuk Fakültesi'ne başladı. Bu arada Halide Hanım ile evliliğinden Sabina, Leyla ve Bekir isimli üç çocuğu oldu. Bir inşaat şirketinde çalıştı. Sonraları ise serbest avukatlık yaptı ve bir yandan da yasak ve baskılara rağmen toplumda İslâmi bilincin oluşması için çalışmalarına aralıksız devam etti. Ağırlıklı olarak İslâm felsefesi üzerine yazılar yazdı.
Tito'nun "yukarıdan aşağıya dinsizleştirme" politikası, Bosnalı Müslümanlar üzerinde de kaçınılmaz olarak etkili oldu. 1960 ve 70'lerde Bosnalılar arasındaki iki farklı eğilim ortaya çıktı. İlki seküler içerikli "Müslüman milliyetçiliği", diğeri ise İslami inançlara sıkı sıkıya bağlı bir "yeniden doğuş" hareketiydi. Müslüman milliyetçiliğini savunanlar, Müslümanlığın Bosnalılar için ulusal bir kimlik olduğunu öne sürdüler ve Tito rejiminin bu kimliği tanıması için mücadele verdiler. Sonunda 1974 Anayasası ile birlikte ilk kez nüfus sayımlarında "Sırp", "Hırvat" gibi kategorilerin yanına "Müslüman" kategorisinin de eklenmesini sağladılar.
Alija Izetbegovic ikinci eğilimin önde gelen temsilcilerinden biriydi. Etnik milliyetçiliğin bölücü bir güç olduğunu, komünizmin insan ruhunu kurtarmada son derece yetersiz kaldığını ve yegane kurtuluşun İslam'da olduğunu ısrarla vurguluyordu.
1969 yılında "İslâm Deklarasyonu" isimli kitabını yayınladı. Kitap her ne kadar Yugoslavya'da yayınlansa da mesajı tüm İslâm âlemini kapsamaktadır ve yeni açılımlar getirmektedir. Neden sık sık İslâma vurgu yaptığı sorularına "Boşnakları Boşnak yapan; Sırplardan, Hırvatlardan ayıran dinidir. O olmazsa biz de olmayız" diyordu.
Bir yıl sonra en önemli kitabı olarak kabul edilen "Doğu Batı Arasında İslâm" neşredilir. Kitap sadece Müslümanların değil tüm insanlığın sorunlarını ele almaktadır. Aliya bu eserinde İslâm'la demokrasinin bağdaşabilir olduğunu delillendirmeye çalışmıştır. Fransız kökenli "pozitivist cereyanlar" ve "ateizm"e karşılık Anglo-Sakson düşüncesiyle İslâm arasındaki kesişme noktalarını ortaya koymuştur.
Tito'nun "bağlantısız" bir dış politikası vardı. Bu politika sonucunda Bosnalılar İslam dünyasıyla yakın bağlantılar kurabildiler. 1970'lerde Bosnalı öğrenciler çeşitli Arap üniversitelerinde okudular, bu ilişki sayesinde 1977'de Saraybosna'da İslami Teoloji Fakültesi kurulabildi.
Bilge Kral Yeniden Cezaevinde
Ancak İslami hareketliliğin sosyalist rejime verdiği rahatsızlık 1980'lerde sistemli bir sindirme kampanyasının başlamasına neden oldu. Mart 1983'de baskınlar birbirini kovaladı. Aliya 4 aylık hücre eziyetinden sonra devlet güvenlik mahkemesine çıkartıldı. Hakkında "İslam milliyetçiliğinin içinden karşı-devrimci ve saldırgan düşünceler geliştirmek ve rejimi değiştirmeye çalışmak" iddiasıyla dava açıldı. Tartışmalı süren duruşmalar boyunca sükûnetini elden bırakmayan Aliya savunmasını "İslâm iyi ve asil olmanın ifadesidir" şeklinde bitirmiştir. Mahkeme herkesi şoke eden bir kararla sonuçlanır: 14 yıl hapis!..
Cezası önce 12, arkasından 9 yıla indirilir. 1987'de af komisyonu cezasının kaldırılması için kendisinden yaptığının hatalı olduğunu ve bir daha tekrarlamayacağını kamuoyu önünde açıklamasını ister. Ancak Aliya yapılanları meşrulaştıracağını düşündüğünden bu teklifi tereddütsüz reddetmiştir. Daha sonra uluslararası baskının ve Yugoslavya'nın İslam ülkeleri ile ticari ilişkileri geliştirmek istemesinin etkisiyle affedilir ve 1989'da hapisten çıkar.
Alija İzzetbegoviç mahkeme sırasında ve cezaevinde sergilediği onurlu ve başı dik duruşla gönüllere taht kurmuştu. Yugoslavya'nın en kötü hapishanelerinde "taş kırarak" geçen 6 yılın ardından dışarı çıktığında Bosna toplumu içinde büyük bir saygı ve itibar kazanmıştı. Tam 2 bin 75 günlük cezaevi yaşantısından sonra tahliye günü cezaevi önünde Aliya ve arkadaşlarını büyük ve coşkulu bir kalabalık karşılar. Cezaevinde yanında olan Latiç o günlerle ilgili şu tespiti yapmıştır; "Hiçbirimiz önümüzdeki dönemde bizi neyin beklediğini bilmiyorduk. Galiba kader Aliya'yı bu görev için hazırlıyordu."