vodolia
21-08-06, 14:30
Cezaevinden Cumhurbaşkanlığına
Mayıs 1990'da Müslümanlar tarafından kurulan Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) genel başkanlık koltuğuna adeta "doğal lider" olarak getirildi. İzzetbegoviç kimi güçlerin tahakküm edici ve saldırgan karakterine karşı, İslam'ın hoşgürü ve barışçılığını vurguluyordu. Nitekim kurduğu parti de çoğulcu bir Bosna-Hersek'in devamını savunuyor, Hırvat ve Sırp toplumlarıyla barış içinde birlikte yaşamayı hedefliyordu.
SDA'nın ardından Bosna'daki Sırp ve Hırvatlar da kendi partilerini kurdular. Aralık 1990'da yapılan seçimlerde, 240 sandalyeli meclise İzzetbegoviç'in partisinden 86, SDS'den 72 ve HDZ'den 44 parlamenter girdi. İzzetbegoviç'in muhalifi olan ve savaş sırasındaki ihanetiyle bilinen Adil Zulfikarpasiç'in liderliğindeki MBO (Bosna Müslüman Organizasyonu) ise 13 sandalye elde etmişti.
İzzetbegoviç yönetimi, seçildiği Aralık 1990'dan Bosna'daki savaşın başladığı Nisan 1992'ye kadar dengeleri korumaya çalıştı. Aliya savaşın çıkmaması için elinden geleni yaptı ancak sonuç olumsuzdur. Çünkü Yugoslavya'yı oluşturan devletler arasında çatışmalar başlamış ve bunlar giderek bir çok bölgede iç savaşa dönüşmeye başlamıştı. 2 Mayıs 1992'de Aliya İzzetbegoviç'in Sırp ordusu tarafından Lukaviça'da esir alınması Bosna'da infiale neden oldu. Uluslararası baskı ile serbest bırakıldı fakat artık dönüşü olmayan bir yola girilmişti. Tablo hiçte iç açıcı değildi. Bir yanda Avrupa'nın en güçlü 4. ordusu, öbür yanda ise silahları bile olmayan Boşnaklar vardı.
Sırp Katliamına Karşı Kahramanca Direniş
Nisan 1992'de Bosnalı Sırp milisler, Sırbistan'daki düzenli ordunun da yardımlarıyla Müslümanlara karşı kitle katliamına giriştiler. II. Dünya Savaşı'ndan bu yana örnekleri görülmemiş vahşetler yaşandı. Bugün Sırpların 200 binden fazla Müslümanı öldürdükleri, kadınları, yaşlıları, küçük çocukları ve hatta bebekleri bile işkenceden geçirerek alçakça katlettikleri bilenen gerçekler. Sessizliğe gömülen Batılı devletlerin çoğu yaşananlara engel olmak için hiçbir şey yapmadı. Başta Rusya, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere, birçok devletin Sırplara açık veya kapalı destek verdikleri bilinmektedir.
Bunlar yaşanırken Aliya İzzetbegoviç halkının liderliğini büyük bir cesaret ve azimle yürüttü. Diplomasi koridorlarında mücadele verirken bir taran da cephedeki askerleriyle birlikte savaş alanlarında sık sık görüldü. Savaşın her aşamasında etkin bir rol üstlendi. Saraybosna'yı asla terk etmedi; siperlerde, sığınaklarda yaşadı.
Günde takriben 300 top mermisinin düştüğü bu şehirde cumhurbaşkanlığı binası hedeflerin başındaydı. Buna rağmen kendisi, başbakan Haris Silayiç ve cumhurbaşkanı yardımcısı Eyüb Ganiç başta olmak üzere müslüman Boşnak halkının bütün siyasi öncüleri çalışmalarını bu binada sürdürmeye devam etti. Gösterdikleri bu cesaret Bosna halkı için önemli bir moral kaynağıydı.
Oldukça mütevazi ve ince ruhlu bir kişiliğe sahipti. Üzerine gösteri gölgesi düşer korkusuyla Cuma namazını hangi camide kılacağını son ana kadar gizli tutardı. Gideceği camiyi oğluna ve korumalarına, arabaya bindikden sonra söylerdi. Dini istismardan çok korkardı ve cami avlularındaki ilgiden son derece rahatsız olurdu. Savaşın devam ettiği yıllarda havanın sisli olduğu bir kış günü cuma namazını kılmak için Gazi Hüsrev Bey camiine gider. bombardımana rağmen tıklım tıklım dolu olan . Bombardımana rağmen cami tıklım tıklım doludur. Aliya görününce İmam hutbeyi durdurur, ön saflardan ayağa kalkanlar kendisine yer vermek isterler. Ancak Aliya kişiliği yansıtan şu sözleri söyler; "Burası Allah'ın evidir. Burada faraklılık olmaz.. Allah katında en üstün olan, takva sahibi olandır. Camide herkes bulduğu yere oturur. Ben burada oturacağım. Bilmiyoruz, belki hepimiz çiğnenecek, öleceğiz; ama, İslam'ı inşallah çiğnetmeyeceğiz.. Hocam lütfen hutbeyi tamamlayın!"
Dayton Günleri
Savaşın sonlarına doğru toparlanan Boşnaklar Sırpların başkenti Banyaluka'ya kadar ilerledi. İşte tam bu noktada dünyaya kendi isteklerine göre nizam vermek isteyen güçler Aliya'ya savaşı durdurması için baskı yapmaya başladılar. Aliya önceleri silahsız Boşnaklar öldürürken ses çıkarmayan fakat Boşnaklar silahlanıp ilerlemeye başlayınca var güçleriyle vaveylayı koparan bu güçlere güvenmez ve anlaşma masasına oturmak istemez. Ancak Nato'nun "durmazsan bombalarız!" ihtarları ve Holbroke aracılığı ile bastıran Amerika yüzünden anlaşma yapmaya mecbur kalır.
Herşeye rağmen İzzetbegoviç, 1995 yılında imzaladığı Dayton Anlaşması ile halkını barışa ve güvenliğe ulaştırmıştır. Bu anlaşma onun da belirttiği gibi adil bir anlaşma değildir ama o günlerde Bosnalı Müslümanlara karşı 3 yıl boyunca yürütülen vahşetin durmasının tek yolu olarak görülmektedir. Aliya Anlaşmayı imzaladıktan sonra "Acı ilacı içmek zorunda kaldık" şeklinde bir beyanatta bulunmuş ve Dayton'dan dönerken beraberindeki heyete şu açıklamayı yapmıştır; "Uzun hayatım boyunca çok iş yaptım. Çukur kazdım, harç taşıdım, avukatlık yaptım. Ancak bugüne kadar yaptığım en zor iş Dayton'daki anlaşma masasına oturmaktı. Muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, makul bir anlaşmayla ülkeme dönmek niyetindeydim."
Boşnaklar 200 bin şehidin ardından özgürlüklerine kavuştular. Savaş resmen bitmiş olsa da Bosna Hersek'te normal hayata dönüş kolay değildi. 14 Eylül 1996'daki seçimlerde 24 ayrı parti ve bağımsızlarla birlikte 3398 aday yarıştı. En çok oyu toplayan Aliya ikinci defa Cumhurbaşkanı seçildi. Sırp ve Hırvatlar tarafından bölgeden kovulmak istenen Müslümanlar verdikleri onurlu direniş sonunda hem bu bölgede kalmayı hem ülke yönetimini yeniden ele geçirmeyi başardılar. Aliya 1998'e kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı. 13-14 Eylül 1998'da yapılan Devlet Başkanlığı seçiminde Aliya'nın şahsında Müslüman Boşnak halkı bir kez daha zaferini perçinlemiş oldu. Özgür ve Demokrat Bosna Hersek adı altında SDA (Demokratik Eylem Partisi), ZABİH ( Herşey Bosna İçin Partisi) ve LP (Liberal Parti)'den oluşan seçim koalisyonu Aliya'yı Devlet Başkanlığına aday gösterdi. Aliya Bosna Hersek Cumhurbaşkanlık Konseyi Başkanlığına seçildi.
Bir süre sonra 8 yıl süren cumhurbaşkanlığı görevini sağlık sorunları nedeniyle bıraktı ve hayatını mütevazı evinde sürdürmeye devam etti. Ülkesinin bağımsızlığını görmüştü ve kendi deyimiyle "görevini bitirmişti".
Veda konuşması ve Vefatı
SDA'daki veda konuşmasının bir bölümü şöyledir; "Selam sana ey halkım! Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı! Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız. Onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada hiçbir şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyorum. Bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destek vererek yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimde dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım! İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın!.."
Ömrünün kalan kısmında çok sade bir hayat yaşadı. Mütevazı evinde kaldı ve sadece emekli maaşıyla geçindi. Ailesine mal-mülk bırakan biri olmadı. Bütün halkına miras olarak hürriyeti kazandıran örnek bir mücadele ve ışık tutan eserler bıraktı. O en zor şartlarda bile adâletin üstünlüğünü esas alan bir ahlâk anlayışıyla düşmanları üzerinde bile saygı uyandırmıştı. Asla kin duygusuna kapılmayan; hep iyiliğin, ahlâkın ve adâletin gerçekleşmesini isteyen bir fazîlet timsaliydi. Gizliliği, entrikayı sevmezdi. Açık ve şeffaf olmayı önerirdi. Hesap vermekten kaçınmazdı. Makam ve mevki onun için inanç ve ideallerini gerçekleştirme yolunda bir araçtı. Mutevazi ancak onurlu bir kişiliği vardı. Eleştiriye açıktı, tartışmayı severdi. Ancak haksızlığa tahammülü yoktu. Hayatı boyunca, Allah'a ve İslama göre şekillenen şahsiyetiyle, kendine olan güveniyle hep dik durdu.
"Hayat kısa değil, ben onu uzun buluyorum" sözü O'na aittir. İslam dünyası için model bir lider olan Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, 78 yaşında 19 Ekim 2003 Pazar günü Hakka yürüdü. Ülkede yas ilan edildi. Bosna halkı onu politik bir lider değil şefkatli bir baba olarak görüyordu. Bosna halkının "BABO"suydu O. İsmet Sipahiç "Aliya bizim her şeyimizdi, kalbi tüm insanlık için atıyordu ve bu yüzden onu herkes çok seviyordu" derken halkının da hissiyatını yansıtıyordu.
Allah rahmet eylesin.
Mayıs 1990'da Müslümanlar tarafından kurulan Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) genel başkanlık koltuğuna adeta "doğal lider" olarak getirildi. İzzetbegoviç kimi güçlerin tahakküm edici ve saldırgan karakterine karşı, İslam'ın hoşgürü ve barışçılığını vurguluyordu. Nitekim kurduğu parti de çoğulcu bir Bosna-Hersek'in devamını savunuyor, Hırvat ve Sırp toplumlarıyla barış içinde birlikte yaşamayı hedefliyordu.
SDA'nın ardından Bosna'daki Sırp ve Hırvatlar da kendi partilerini kurdular. Aralık 1990'da yapılan seçimlerde, 240 sandalyeli meclise İzzetbegoviç'in partisinden 86, SDS'den 72 ve HDZ'den 44 parlamenter girdi. İzzetbegoviç'in muhalifi olan ve savaş sırasındaki ihanetiyle bilinen Adil Zulfikarpasiç'in liderliğindeki MBO (Bosna Müslüman Organizasyonu) ise 13 sandalye elde etmişti.
İzzetbegoviç yönetimi, seçildiği Aralık 1990'dan Bosna'daki savaşın başladığı Nisan 1992'ye kadar dengeleri korumaya çalıştı. Aliya savaşın çıkmaması için elinden geleni yaptı ancak sonuç olumsuzdur. Çünkü Yugoslavya'yı oluşturan devletler arasında çatışmalar başlamış ve bunlar giderek bir çok bölgede iç savaşa dönüşmeye başlamıştı. 2 Mayıs 1992'de Aliya İzzetbegoviç'in Sırp ordusu tarafından Lukaviça'da esir alınması Bosna'da infiale neden oldu. Uluslararası baskı ile serbest bırakıldı fakat artık dönüşü olmayan bir yola girilmişti. Tablo hiçte iç açıcı değildi. Bir yanda Avrupa'nın en güçlü 4. ordusu, öbür yanda ise silahları bile olmayan Boşnaklar vardı.
Sırp Katliamına Karşı Kahramanca Direniş
Nisan 1992'de Bosnalı Sırp milisler, Sırbistan'daki düzenli ordunun da yardımlarıyla Müslümanlara karşı kitle katliamına giriştiler. II. Dünya Savaşı'ndan bu yana örnekleri görülmemiş vahşetler yaşandı. Bugün Sırpların 200 binden fazla Müslümanı öldürdükleri, kadınları, yaşlıları, küçük çocukları ve hatta bebekleri bile işkenceden geçirerek alçakça katlettikleri bilenen gerçekler. Sessizliğe gömülen Batılı devletlerin çoğu yaşananlara engel olmak için hiçbir şey yapmadı. Başta Rusya, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere, birçok devletin Sırplara açık veya kapalı destek verdikleri bilinmektedir.
Bunlar yaşanırken Aliya İzzetbegoviç halkının liderliğini büyük bir cesaret ve azimle yürüttü. Diplomasi koridorlarında mücadele verirken bir taran da cephedeki askerleriyle birlikte savaş alanlarında sık sık görüldü. Savaşın her aşamasında etkin bir rol üstlendi. Saraybosna'yı asla terk etmedi; siperlerde, sığınaklarda yaşadı.
Günde takriben 300 top mermisinin düştüğü bu şehirde cumhurbaşkanlığı binası hedeflerin başındaydı. Buna rağmen kendisi, başbakan Haris Silayiç ve cumhurbaşkanı yardımcısı Eyüb Ganiç başta olmak üzere müslüman Boşnak halkının bütün siyasi öncüleri çalışmalarını bu binada sürdürmeye devam etti. Gösterdikleri bu cesaret Bosna halkı için önemli bir moral kaynağıydı.
Oldukça mütevazi ve ince ruhlu bir kişiliğe sahipti. Üzerine gösteri gölgesi düşer korkusuyla Cuma namazını hangi camide kılacağını son ana kadar gizli tutardı. Gideceği camiyi oğluna ve korumalarına, arabaya bindikden sonra söylerdi. Dini istismardan çok korkardı ve cami avlularındaki ilgiden son derece rahatsız olurdu. Savaşın devam ettiği yıllarda havanın sisli olduğu bir kış günü cuma namazını kılmak için Gazi Hüsrev Bey camiine gider. bombardımana rağmen tıklım tıklım dolu olan . Bombardımana rağmen cami tıklım tıklım doludur. Aliya görününce İmam hutbeyi durdurur, ön saflardan ayağa kalkanlar kendisine yer vermek isterler. Ancak Aliya kişiliği yansıtan şu sözleri söyler; "Burası Allah'ın evidir. Burada faraklılık olmaz.. Allah katında en üstün olan, takva sahibi olandır. Camide herkes bulduğu yere oturur. Ben burada oturacağım. Bilmiyoruz, belki hepimiz çiğnenecek, öleceğiz; ama, İslam'ı inşallah çiğnetmeyeceğiz.. Hocam lütfen hutbeyi tamamlayın!"
Dayton Günleri
Savaşın sonlarına doğru toparlanan Boşnaklar Sırpların başkenti Banyaluka'ya kadar ilerledi. İşte tam bu noktada dünyaya kendi isteklerine göre nizam vermek isteyen güçler Aliya'ya savaşı durdurması için baskı yapmaya başladılar. Aliya önceleri silahsız Boşnaklar öldürürken ses çıkarmayan fakat Boşnaklar silahlanıp ilerlemeye başlayınca var güçleriyle vaveylayı koparan bu güçlere güvenmez ve anlaşma masasına oturmak istemez. Ancak Nato'nun "durmazsan bombalarız!" ihtarları ve Holbroke aracılığı ile bastıran Amerika yüzünden anlaşma yapmaya mecbur kalır.
Herşeye rağmen İzzetbegoviç, 1995 yılında imzaladığı Dayton Anlaşması ile halkını barışa ve güvenliğe ulaştırmıştır. Bu anlaşma onun da belirttiği gibi adil bir anlaşma değildir ama o günlerde Bosnalı Müslümanlara karşı 3 yıl boyunca yürütülen vahşetin durmasının tek yolu olarak görülmektedir. Aliya Anlaşmayı imzaladıktan sonra "Acı ilacı içmek zorunda kaldık" şeklinde bir beyanatta bulunmuş ve Dayton'dan dönerken beraberindeki heyete şu açıklamayı yapmıştır; "Uzun hayatım boyunca çok iş yaptım. Çukur kazdım, harç taşıdım, avukatlık yaptım. Ancak bugüne kadar yaptığım en zor iş Dayton'daki anlaşma masasına oturmaktı. Muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, makul bir anlaşmayla ülkeme dönmek niyetindeydim."
Boşnaklar 200 bin şehidin ardından özgürlüklerine kavuştular. Savaş resmen bitmiş olsa da Bosna Hersek'te normal hayata dönüş kolay değildi. 14 Eylül 1996'daki seçimlerde 24 ayrı parti ve bağımsızlarla birlikte 3398 aday yarıştı. En çok oyu toplayan Aliya ikinci defa Cumhurbaşkanı seçildi. Sırp ve Hırvatlar tarafından bölgeden kovulmak istenen Müslümanlar verdikleri onurlu direniş sonunda hem bu bölgede kalmayı hem ülke yönetimini yeniden ele geçirmeyi başardılar. Aliya 1998'e kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı. 13-14 Eylül 1998'da yapılan Devlet Başkanlığı seçiminde Aliya'nın şahsında Müslüman Boşnak halkı bir kez daha zaferini perçinlemiş oldu. Özgür ve Demokrat Bosna Hersek adı altında SDA (Demokratik Eylem Partisi), ZABİH ( Herşey Bosna İçin Partisi) ve LP (Liberal Parti)'den oluşan seçim koalisyonu Aliya'yı Devlet Başkanlığına aday gösterdi. Aliya Bosna Hersek Cumhurbaşkanlık Konseyi Başkanlığına seçildi.
Bir süre sonra 8 yıl süren cumhurbaşkanlığı görevini sağlık sorunları nedeniyle bıraktı ve hayatını mütevazı evinde sürdürmeye devam etti. Ülkesinin bağımsızlığını görmüştü ve kendi deyimiyle "görevini bitirmişti".
Veda konuşması ve Vefatı
SDA'daki veda konuşmasının bir bölümü şöyledir; "Selam sana ey halkım! Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı! Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız. Onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada hiçbir şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyorum. Bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destek vererek yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimde dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım! İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın!.."
Ömrünün kalan kısmında çok sade bir hayat yaşadı. Mütevazı evinde kaldı ve sadece emekli maaşıyla geçindi. Ailesine mal-mülk bırakan biri olmadı. Bütün halkına miras olarak hürriyeti kazandıran örnek bir mücadele ve ışık tutan eserler bıraktı. O en zor şartlarda bile adâletin üstünlüğünü esas alan bir ahlâk anlayışıyla düşmanları üzerinde bile saygı uyandırmıştı. Asla kin duygusuna kapılmayan; hep iyiliğin, ahlâkın ve adâletin gerçekleşmesini isteyen bir fazîlet timsaliydi. Gizliliği, entrikayı sevmezdi. Açık ve şeffaf olmayı önerirdi. Hesap vermekten kaçınmazdı. Makam ve mevki onun için inanç ve ideallerini gerçekleştirme yolunda bir araçtı. Mutevazi ancak onurlu bir kişiliği vardı. Eleştiriye açıktı, tartışmayı severdi. Ancak haksızlığa tahammülü yoktu. Hayatı boyunca, Allah'a ve İslama göre şekillenen şahsiyetiyle, kendine olan güveniyle hep dik durdu.
"Hayat kısa değil, ben onu uzun buluyorum" sözü O'na aittir. İslam dünyası için model bir lider olan Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, 78 yaşında 19 Ekim 2003 Pazar günü Hakka yürüdü. Ülkede yas ilan edildi. Bosna halkı onu politik bir lider değil şefkatli bir baba olarak görüyordu. Bosna halkının "BABO"suydu O. İsmet Sipahiç "Aliya bizim her şeyimizdi, kalbi tüm insanlık için atıyordu ve bu yüzden onu herkes çok seviyordu" derken halkının da hissiyatını yansıtıyordu.
Allah rahmet eylesin.