edito
23-08-06, 00:36
Hafta sonu İstanbul’un sıcağı içimize işlerken dilimiz dışarıda ter döküyorduk Özgür’ümle. Boğazda kahvaltı yapalım diye evden çıktığımızda ana yola çıkmadan karar verdik denize gitmeye. Hemen eve geri dönüp bikinilerimizi (Özgür’ümde) kaptık ve don paça yollandık Şile’ye doğru.
Yolda Özgür’üm “bilader Şile biraz maganda mekanı acaba gitmesek mi?” diye homurdandı. Bende yeni diktiğim çiçek desenli şalvarımı işaret ederek endişelenmemesini, nasılsa bizi benimserken zorluk çekmeyeceklerini hatırlattım.
Şile, eski zenginlerin sayfiye yeri olma özelliğini yitireli çok olmuştu. Bakımsızlık ve modern şehir hayatı insanına hitap edememesi yerli turistinde ilgisizliğiyle neticelenmişti. Yıllardan beridir kimsenin aklına İstanbul’un burnunun dibindeki mahzeni ayaklandırmak gelmiyor.
Herhalde yerli halkından öne çıkan belediyesi (!) Şile’yi güzelleştirmeye gönül vermiş ki sonunda işe yollardan başlamışlar. Tertemizdi ana arterler.
Bana Çeşme’yi anımsattı.
Özgür’ümle hayal kurmaya başladık…
Hemen yatırımlar yaptık Şile’ye. Amerikan tipi evler kurduk yola yakın. Böylece her gün şehirde işe gitmek zorunda olan kimseler bu açık yolla ulaşımı sağlayacak ve o keşmekeşten bir nebze de olsa arınabilecekti. İnsanların artık doğaya ihtiyaçları olduğunu anladık.
Anadolu yakası oksijen ihtiyaçları bu gür ormanlardan sağlıyordu. gittikçe şehrin nasıl nefes aldığına tanık olduk.
Sakin sakin geldik Şile’ye...
Merkezdeki denize ulaşmak için tabelalardan yardım alınamayacağını anlamamız zor olmadı. Ama yardımsever insanımız birazda sağını solunu ataraktan gideceğimiz yeri tarif edebiliyor.
Sahilin otoparkında giriş ücreti alınıyor; Hafta içi yedi (7), hafta sonu on beş
(15) ytl.
Dev gibi bu açık alanın en üst kısmına arabamızı park ediyoruz.
Hemen karşımıza çıkan ilk ve tek büfede patatesli+acısız+baharatsız bir gözleme söylüyoruz ve unutuyoruz zamanı. Yaklaşık 45 dakika sonra çayımız geliyor. Belki biraz açlıktan olduğunu anlayacaklarını sağladığınız sinirinizi belli ederseniz bir nebze daha acele ediyorlar.
Ve sonun da acılı, ıspanaklı ve baharatlı olan gözlemenize kavuşuyorsunuz!
“Anlaşılan burası Çeşme” değil diyor Özgürüm. “olm oraya gitmek için 800 km yol alıyoruz bak burası 60 km cik, idare ediver.” Diye geveliyorum, ağzımdan damlayan yağlar eşliğinde...
Kuş kadar ucuz bir hesap ödüyor ve geliyoruz çıstak çıstak kumsala.
Sahildeki bardan koşaraktan bir delikanlı yanımıza geliyor ve şezlonglar için 20 ytl istiyor. Bizde çingenelik edip 10 ytl ye razı ediyoruz elemanı.
3 km uzunluğu olan bu sahil de belediye belirli aralıklarla barlar kurmuş. Sahil şeridinin tamamında ise müzik yayını bulunmakta.
Etrafta gençlerden çok “overage” (ortayaşınüstü) tabir ettiğimiz yaş grubuna rastlamak mümkün.
Genç kısmı ise 13/19 yaş arası temsil etmekte!
Çeşme’deki kızların mayokinileriyle kıyaslanmasa da buradaki kızlarımızda oldukça havadarlar hani. Öyle tahmin ediyorum ki Şile sahillerinin zenginliği ve usta eller tarafından keşfinin şurada 5 senesi ya var ya yok.
Sıra geliyor denize girmeye.
Oldukça uzun yürümeniz gerekiyor derinliğe ulaşabilmek için.
Aslında doğru bir uygulama; etrafta yüzme bilmeyen pek çok yurdum insanı iştigal etmekte…
Ama su çok temiz. Deniz de sahilde kirlenmemiş. Sanırım halkımız bu konuda artık bilinçli. O bakımdan hiç endişeniz olmasın.
Etraf genellikle aileler ve gruplarla kaynıyor o yüzden eskisi gibi laf atma ya da sarkma gibi görüntüyü bozan olaylar peydah olmuyor.
İlgilenen arkadaşlarımız için su sporları da mevcut. (windsurf, catamaran vbg).
Not; Çeşme’de bira 15 ytl, Şile’de 3 ytl.
Çeşme’de halk plajına bile giriş ücretliyken Şile’de bedava.
Çeşme’de havlu parası yazıyorlar adisyona; ama kullanmadım ki! Diye itiraz ediyorsunuz, kullansaydın diyorlar… Şile’de ister kullan ister kullanmayın politikası yok.
Yurdum insanı nostaljiden kopamıyor elbette. Şile sahillerinde şambrelle yüzen kişiler artık yok denmesin diye düşünmüşler düşünmüşler ve şambrel desenli can simidi üretmişler!!!
İstanbul’dan sıkılmak artık o kadarda pahalı değil anlaşılan.
Güneşiniz bol olsun.
Yolda Özgür’üm “bilader Şile biraz maganda mekanı acaba gitmesek mi?” diye homurdandı. Bende yeni diktiğim çiçek desenli şalvarımı işaret ederek endişelenmemesini, nasılsa bizi benimserken zorluk çekmeyeceklerini hatırlattım.
Şile, eski zenginlerin sayfiye yeri olma özelliğini yitireli çok olmuştu. Bakımsızlık ve modern şehir hayatı insanına hitap edememesi yerli turistinde ilgisizliğiyle neticelenmişti. Yıllardan beridir kimsenin aklına İstanbul’un burnunun dibindeki mahzeni ayaklandırmak gelmiyor.
Herhalde yerli halkından öne çıkan belediyesi (!) Şile’yi güzelleştirmeye gönül vermiş ki sonunda işe yollardan başlamışlar. Tertemizdi ana arterler.
Bana Çeşme’yi anımsattı.
Özgür’ümle hayal kurmaya başladık…
Hemen yatırımlar yaptık Şile’ye. Amerikan tipi evler kurduk yola yakın. Böylece her gün şehirde işe gitmek zorunda olan kimseler bu açık yolla ulaşımı sağlayacak ve o keşmekeşten bir nebze de olsa arınabilecekti. İnsanların artık doğaya ihtiyaçları olduğunu anladık.
Anadolu yakası oksijen ihtiyaçları bu gür ormanlardan sağlıyordu. gittikçe şehrin nasıl nefes aldığına tanık olduk.
Sakin sakin geldik Şile’ye...
Merkezdeki denize ulaşmak için tabelalardan yardım alınamayacağını anlamamız zor olmadı. Ama yardımsever insanımız birazda sağını solunu ataraktan gideceğimiz yeri tarif edebiliyor.
Sahilin otoparkında giriş ücreti alınıyor; Hafta içi yedi (7), hafta sonu on beş
(15) ytl.
Dev gibi bu açık alanın en üst kısmına arabamızı park ediyoruz.
Hemen karşımıza çıkan ilk ve tek büfede patatesli+acısız+baharatsız bir gözleme söylüyoruz ve unutuyoruz zamanı. Yaklaşık 45 dakika sonra çayımız geliyor. Belki biraz açlıktan olduğunu anlayacaklarını sağladığınız sinirinizi belli ederseniz bir nebze daha acele ediyorlar.
Ve sonun da acılı, ıspanaklı ve baharatlı olan gözlemenize kavuşuyorsunuz!
“Anlaşılan burası Çeşme” değil diyor Özgürüm. “olm oraya gitmek için 800 km yol alıyoruz bak burası 60 km cik, idare ediver.” Diye geveliyorum, ağzımdan damlayan yağlar eşliğinde...
Kuş kadar ucuz bir hesap ödüyor ve geliyoruz çıstak çıstak kumsala.
Sahildeki bardan koşaraktan bir delikanlı yanımıza geliyor ve şezlonglar için 20 ytl istiyor. Bizde çingenelik edip 10 ytl ye razı ediyoruz elemanı.
3 km uzunluğu olan bu sahil de belediye belirli aralıklarla barlar kurmuş. Sahil şeridinin tamamında ise müzik yayını bulunmakta.
Etrafta gençlerden çok “overage” (ortayaşınüstü) tabir ettiğimiz yaş grubuna rastlamak mümkün.
Genç kısmı ise 13/19 yaş arası temsil etmekte!
Çeşme’deki kızların mayokinileriyle kıyaslanmasa da buradaki kızlarımızda oldukça havadarlar hani. Öyle tahmin ediyorum ki Şile sahillerinin zenginliği ve usta eller tarafından keşfinin şurada 5 senesi ya var ya yok.
Sıra geliyor denize girmeye.
Oldukça uzun yürümeniz gerekiyor derinliğe ulaşabilmek için.
Aslında doğru bir uygulama; etrafta yüzme bilmeyen pek çok yurdum insanı iştigal etmekte…
Ama su çok temiz. Deniz de sahilde kirlenmemiş. Sanırım halkımız bu konuda artık bilinçli. O bakımdan hiç endişeniz olmasın.
Etraf genellikle aileler ve gruplarla kaynıyor o yüzden eskisi gibi laf atma ya da sarkma gibi görüntüyü bozan olaylar peydah olmuyor.
İlgilenen arkadaşlarımız için su sporları da mevcut. (windsurf, catamaran vbg).
Not; Çeşme’de bira 15 ytl, Şile’de 3 ytl.
Çeşme’de halk plajına bile giriş ücretliyken Şile’de bedava.
Çeşme’de havlu parası yazıyorlar adisyona; ama kullanmadım ki! Diye itiraz ediyorsunuz, kullansaydın diyorlar… Şile’de ister kullan ister kullanmayın politikası yok.
Yurdum insanı nostaljiden kopamıyor elbette. Şile sahillerinde şambrelle yüzen kişiler artık yok denmesin diye düşünmüşler düşünmüşler ve şambrel desenli can simidi üretmişler!!!
İstanbul’dan sıkılmak artık o kadarda pahalı değil anlaşılan.
Güneşiniz bol olsun.