Bo?nakaslan
23-04-06, 17:11
Aliya da rahmet-i Rahmân’a kavuştu. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
“Bilge kral”, “büyük mücahid”, “son Osmanlı” Aliya İzzetbegoviç(1925-2003), kendini Boşnakların İslâmî kimliğini yeniden kuşanmasına ve bağımsızlığına kavuşmasına adamıştı.
Aliya ömrünü İslâm’a adamıştı: “Ben şimdiye kadar daima Müslüman kaldım ve bundan sonra da Müslüman olarak kalacağım. Bugün İslâm için çalışmaktayım ve hayatımın sonuna kadar da İslâm için çalışacağım. Çünkü benim için İslâm yüce, iyi ve güzel olan ne varsa hepsinin diğer adıdır.”
Aliya’nın ardından…
Aliya tüm benliğini özgürlüğe adamıştı: “Ben her zaman ülkemi sevdim ve severim. Fakat.. otoriteyi hiçbir zaman sevmem; sadece riayet edebilirim, çünkü ben bütün sevgimi özgürlüğe adadım.” Onun özgürlük aşkı, yalnız Allah’a teslim oluşundan kaynaklanıyordu; “ey teslimiyet, senin adın İslâm’dır” diyordu.
Aliya’nın benim açımdan en önemli yanı, teori ile pratiği birlikte götüren bilge bir hareket adamı olmasıdır: Bugün, Aliya’nın destansı mücadelesini bir bütün olarak değerlendirdiğimde, şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: Onun bir avuç arkadaşıyla birlikte kurduğu Genç Müslümanlar Hareketinin potasında yetişen öncü kadronun verdiği uzun soluklu ve zorlu mücadele olmasaydı, acaba bugün Bosna Hersek Müslümanları bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürebilirler miydi?
İşte bu yüzden ben, merhum Aliya’nın bilge kişiliği yani bir düşünce adamı, hatta dehâ derecesindeki devlet adamı oluşundan ziyade, bir ‘hareket adamı’ olarak ortaya koyduğu mücadele örnekliğini vurgulamak istiyorum. Aliya’nın Klasik Yayınları’ndan çıkan Tarihe Tanıklığım isimli kapsamlı hatıratını henüz okuyamadım. Kanal-7’de yayınlanan, Sevgili M.Akif Emre’nin Aliya belgeselini ise hep beraber (belki 2.-3. kez) zevkle izledik. Ben ise size, Aliya’nın dava arkadaşı olup yıllarca onun gibi hapishanelerde çile doldurduktan sonra sakat kalan Münir Gavrankapetanoviç’in Pınar’dan çıkan İmtihan Alevinde isimli hatıratından yararlanarak Genç Müslümanlar hareketi ve mücadeleleri hakkında bazı ipuçları vermeye çalışacağım:
1940’larda kurulan Genç Müslümanlar, ilmi eğitim kolu el-Hidaye kanalıyla, Münir bey gibi Müslüman gençleri toparlayıp eğitmeye başlarlar. Cemaat namazlarına büyük önem vererek belli camileri merkez olarak seçerler: Hüsrevbey Camiinin bitişiğindeki lokalleri, Çareva, Bistrik vb. camileri buluşma mekanlarıdır. Aralarında müthiş bir dayanışma ve kardeşlik tesis ederler. Sadece İslâm kaynaklarını değil, Eflatun’u, Kant’ı, Şopenhaur’u, Will Durant’ı.. da okur, tartışırlar. Kendilerini sadece fikren değil, ahlâken de yetiştirip birbirlerini uyarmaya ve hatalarına dikkat çekmeye gayret ederler. Bu arada sportif faaliyetleri de ihmal etmezler. Ayrıca, muhacir, fakir ve yoksul Müslümanlar için yardım toplarlar. Dahası, sosyal faaliyetler, gösteriler ve protesto hareketleri düzenlerler. Genç Müslümanlar adının ilk kez kamuoyunda duyulmasına yol açan protestoları, 1943’te Trebeviç sinemasında Müslümanlara hakaret eden bir İtalyan filminin gösterime girmesi üzerine gerçekleşir. Genç Müslümanlar kalabalık bir şekilde sinemaya girerler. Filmin tam ortasında Aliya İzzetbegoviç ayağa kalkıp filmi protesto etmeye başlar; ardından hep birlikte sandalyelerle gürültü çıkarak filme ara verilmesini sağlarlar. Daha sonra, herhangi bir taşkınlığa meydan vermeden Diyanet İşleri’ne gidip gerekli temaslarda bulunarak filmi vizyondan kaldırtırlar. İslâm Düşüncesi, Yeniden Doğuş, Mücahid, Zemzem gibi dergiler çıkararak fikirlerini yaymaya ve hızla genişlemeye başladıkları bir sırada 1945’te Komünistler iktidara gelir ve zor zamanlar başlar… Baskılar, baskınlar, takipler, tutuklamalar, hapisler, işkenceler, idamlar.. harekete ağır darbeler vurursa da birbirleriyle irtibatlarını bir biçimde sürdüren Genç Müslümanlar, 90’lı yıllarda yine Aliya öncülüğünde gelişen siyasal hareketin vasatını hazırlarlar ve bu hareketin öncülüğünde dirilen Boşnaklar, tarihin tanık olduğu en vahşî katliamlara ve saldırılara rağmen, kan gölünün ortasında bir devlet kurmayı ve özgür olmayı başarırlar.
Örnek mücadelene saygı duyuyor ve arkandan duâlar gönderiyorum Aliya…
“Bilge kral”, “büyük mücahid”, “son Osmanlı” Aliya İzzetbegoviç(1925-2003), kendini Boşnakların İslâmî kimliğini yeniden kuşanmasına ve bağımsızlığına kavuşmasına adamıştı.
Aliya ömrünü İslâm’a adamıştı: “Ben şimdiye kadar daima Müslüman kaldım ve bundan sonra da Müslüman olarak kalacağım. Bugün İslâm için çalışmaktayım ve hayatımın sonuna kadar da İslâm için çalışacağım. Çünkü benim için İslâm yüce, iyi ve güzel olan ne varsa hepsinin diğer adıdır.”
Aliya’nın ardından…
Aliya tüm benliğini özgürlüğe adamıştı: “Ben her zaman ülkemi sevdim ve severim. Fakat.. otoriteyi hiçbir zaman sevmem; sadece riayet edebilirim, çünkü ben bütün sevgimi özgürlüğe adadım.” Onun özgürlük aşkı, yalnız Allah’a teslim oluşundan kaynaklanıyordu; “ey teslimiyet, senin adın İslâm’dır” diyordu.
Aliya’nın benim açımdan en önemli yanı, teori ile pratiği birlikte götüren bilge bir hareket adamı olmasıdır: Bugün, Aliya’nın destansı mücadelesini bir bütün olarak değerlendirdiğimde, şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: Onun bir avuç arkadaşıyla birlikte kurduğu Genç Müslümanlar Hareketinin potasında yetişen öncü kadronun verdiği uzun soluklu ve zorlu mücadele olmasaydı, acaba bugün Bosna Hersek Müslümanları bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürebilirler miydi?
İşte bu yüzden ben, merhum Aliya’nın bilge kişiliği yani bir düşünce adamı, hatta dehâ derecesindeki devlet adamı oluşundan ziyade, bir ‘hareket adamı’ olarak ortaya koyduğu mücadele örnekliğini vurgulamak istiyorum. Aliya’nın Klasik Yayınları’ndan çıkan Tarihe Tanıklığım isimli kapsamlı hatıratını henüz okuyamadım. Kanal-7’de yayınlanan, Sevgili M.Akif Emre’nin Aliya belgeselini ise hep beraber (belki 2.-3. kez) zevkle izledik. Ben ise size, Aliya’nın dava arkadaşı olup yıllarca onun gibi hapishanelerde çile doldurduktan sonra sakat kalan Münir Gavrankapetanoviç’in Pınar’dan çıkan İmtihan Alevinde isimli hatıratından yararlanarak Genç Müslümanlar hareketi ve mücadeleleri hakkında bazı ipuçları vermeye çalışacağım:
1940’larda kurulan Genç Müslümanlar, ilmi eğitim kolu el-Hidaye kanalıyla, Münir bey gibi Müslüman gençleri toparlayıp eğitmeye başlarlar. Cemaat namazlarına büyük önem vererek belli camileri merkez olarak seçerler: Hüsrevbey Camiinin bitişiğindeki lokalleri, Çareva, Bistrik vb. camileri buluşma mekanlarıdır. Aralarında müthiş bir dayanışma ve kardeşlik tesis ederler. Sadece İslâm kaynaklarını değil, Eflatun’u, Kant’ı, Şopenhaur’u, Will Durant’ı.. da okur, tartışırlar. Kendilerini sadece fikren değil, ahlâken de yetiştirip birbirlerini uyarmaya ve hatalarına dikkat çekmeye gayret ederler. Bu arada sportif faaliyetleri de ihmal etmezler. Ayrıca, muhacir, fakir ve yoksul Müslümanlar için yardım toplarlar. Dahası, sosyal faaliyetler, gösteriler ve protesto hareketleri düzenlerler. Genç Müslümanlar adının ilk kez kamuoyunda duyulmasına yol açan protestoları, 1943’te Trebeviç sinemasında Müslümanlara hakaret eden bir İtalyan filminin gösterime girmesi üzerine gerçekleşir. Genç Müslümanlar kalabalık bir şekilde sinemaya girerler. Filmin tam ortasında Aliya İzzetbegoviç ayağa kalkıp filmi protesto etmeye başlar; ardından hep birlikte sandalyelerle gürültü çıkarak filme ara verilmesini sağlarlar. Daha sonra, herhangi bir taşkınlığa meydan vermeden Diyanet İşleri’ne gidip gerekli temaslarda bulunarak filmi vizyondan kaldırtırlar. İslâm Düşüncesi, Yeniden Doğuş, Mücahid, Zemzem gibi dergiler çıkararak fikirlerini yaymaya ve hızla genişlemeye başladıkları bir sırada 1945’te Komünistler iktidara gelir ve zor zamanlar başlar… Baskılar, baskınlar, takipler, tutuklamalar, hapisler, işkenceler, idamlar.. harekete ağır darbeler vurursa da birbirleriyle irtibatlarını bir biçimde sürdüren Genç Müslümanlar, 90’lı yıllarda yine Aliya öncülüğünde gelişen siyasal hareketin vasatını hazırlarlar ve bu hareketin öncülüğünde dirilen Boşnaklar, tarihin tanık olduğu en vahşî katliamlara ve saldırılara rağmen, kan gölünün ortasında bir devlet kurmayı ve özgür olmayı başarırlar.
Örnek mücadelene saygı duyuyor ve arkandan duâlar gönderiyorum Aliya…