luka agovic
20-11-08, 01:20
Savunma Bakanı ve 1942`de Drenova`da kendisini İtalyanlar`ın elinde ölmekten kurtaran yakın arkadaşı Nikola Ljubicic`le sohbet ederken, birden, `Nikola` demiş, `Yaşlandım artık. Yakında ölürüm. Nereye gömülsem acaba?` Sonra da gömülmeyi düşündüğü yerleri saymış: 1- Bosna`da Nazilere karşı savaşta yaşamını yitiren 8 bin askerinin yattığı Stzeska; 2-Belgrad`ın merkezindeki Türk izleri taşıyan Kalemegdan(Kale Meydanı); 3- Hırvatistan`da doğduğu yer olan Kumrovic ve 4- `Hayatımın en önemli kararlarını aldığım yer` dediği burası, şimdi yatmakta olduğu Başkanlık Konutu`nun bahçesi. Nikola`nın gözlerinin dolduğunu görünce de lafı fazla uzatmamış; `Neyse` demiş, `Boşver, gel gidip birşeyler yiyelim.`
Tito`nun anıtmezarı kimi benzerleriyle kıyaslandığında olağanüstü sade ve mütevazı. Üstü cam kaplı küçük bir binanın içinde, beyaz bir mermer gömütte yatıyor. Girişte sağdaki iki odada ona ait bazı eşyalar; soldaki uzun odada ise, doğum günü olan 25 Mayıs Gençlik Bayramı`nda gençlerin ülkenin dört bir yanından koşarak getirdikleri meşalemsi semboller var. Üç sivil görevliden başka kimsenin bulunmadığı, artık bir tek askerin bile nöbet tutmadığı koca bahçedeki diğer iki binada Ti-to`ya gelen hediyeler ve iki otomobili sergileniyor.
Kapıdaki görevli, bugün 300 ziyaretçileri olduğunu, bir yıl içinde gelenlerin sayısının ise 120 bini bulduğunu söylüyor. Yugoslavya`nın kendi kendini yediği 90`ların başını düşünüp, milliyetçiliğin galebe çaldığı o yıllarda buraya kimsenin uğramadığını, Sırp milliyetçilerin aslen Hırvat olan Tito`nun mezarını Hırvatistan`a nakletmek için kampanyalar düzenlediğini anımsadığınızda, bu, Tito`nun yeniden keşfi ve şimdilerde yayılmakta olan `Yugonostal-ji`nin bir başka göstergesi demek.
Duska 60`larında gösteren bir kadın. Adını sorsam da, dünyanın hiçbir yerinde kadına yaşı sorulmaz diye, yaşını soramıyorum. Elinde fotoğraf makinası, tek başına dikildiği Tito`nun mezarı başında, biri fotoğrafını çeksin diye, yalvaran gözlerle bakmıyor. Marko göz işaretimi anlayıp elinden fotoğraf makinasını alıyor. Tito ziyaretini bir kare içinde ölümsüzleştiren Duska şimdi daha mutlu. O coşkuyla anlatıyor: `Tito`dan sonra hiçbirşey eskisi gibi güzel olmadı. Ben Slovenya`da yaşıyorum ama Sırp`ım. Biz Tito`nun çocuklarıyız... Ne zamandır gelmek istiyordum ama nasip bu-güneymiş. Şimdi Slovenya`dan çok insan geliyor buraya. Yugoslavya`yı özlüyorum. Yugoslavya hep birlikte yaşadığımız kocaman bir ev gibiydi. Şimdi hepimiz bir evin küçücük odalarına hapsedilmiş gibiyiz.`
Duska `Yugonostaljikler`in tipik bir örneği. Yugonostalji milliyetçi çevreler tarafından, özellikle Hırvatistan`da bir suç sayılıyor. Ama Hırvatistan dahil, her yerde boy vermiş `Yugo-nostaljik`ler. Slovenya`da, Makedonya`da, Bosna`da, illa da Sırbistan`da... Sırbistan cumhurbaşkanı geçenlerde özür dilemiş, Yugoslavya`nın başına gelenlerdeki sorumlulukları için, biraz da `Aslında herkesin özür dilemesi gerek, biz dileyelim de...` havasında.
Tito, 1980`deki ölümünden bir süre önce, Belgrad`a hakim Başkanlık Konutu`nun `Çiçekler Evi` denilen bahçesinde, Yalnızca birkaç yaşlı mı Yugonostaljik olan? Hayır. Buraların 15 yaşındaki çocukları da Yugoslavya`da doğdular ve eğer milliyetçilik girdabına kapılanlardan değillerse onlar da bir arada yaşamın güzelliklerini özlüyor, komşunun komşuya silah çektiği günlerden utanıyorlar.
Belgrad`da olmak benim için tarihte yolculuk gibi biraz. Bir yanımda Marko. Kalemeg-dan`da heykeli olan dedesi Rade, önce İspanya İç Savaşı`nda Uluslararası Tugaylar`da falanjistlere karşı savaşmaya koşmuş, sonra da dönüp partizanlar safına katılmış, yıllarca Tito`nun tercümanlığını yapmış. Diğer yanımda Tito`nun mezar yerini danıştığı dostu, 67-82 arası Yugoslavya Savunma Bakanı, 82-84 arası da Sırbistan Cumhurbaşkanı olan Nikola Ljubicic`in torunu Lea. Bize Belgrad`ı gezdiren 20`sindeki bu genç sevgililer de Yugonostaljik.
Keşke, bazı şeyleri yitirmeden de kıymetlerini bilebilsek!
Not: Yazı tamamen alıntı olup herhangi bir görüşü savunma amacı gütmemektedir.
Tito`nun anıtmezarı kimi benzerleriyle kıyaslandığında olağanüstü sade ve mütevazı. Üstü cam kaplı küçük bir binanın içinde, beyaz bir mermer gömütte yatıyor. Girişte sağdaki iki odada ona ait bazı eşyalar; soldaki uzun odada ise, doğum günü olan 25 Mayıs Gençlik Bayramı`nda gençlerin ülkenin dört bir yanından koşarak getirdikleri meşalemsi semboller var. Üç sivil görevliden başka kimsenin bulunmadığı, artık bir tek askerin bile nöbet tutmadığı koca bahçedeki diğer iki binada Ti-to`ya gelen hediyeler ve iki otomobili sergileniyor.
Kapıdaki görevli, bugün 300 ziyaretçileri olduğunu, bir yıl içinde gelenlerin sayısının ise 120 bini bulduğunu söylüyor. Yugoslavya`nın kendi kendini yediği 90`ların başını düşünüp, milliyetçiliğin galebe çaldığı o yıllarda buraya kimsenin uğramadığını, Sırp milliyetçilerin aslen Hırvat olan Tito`nun mezarını Hırvatistan`a nakletmek için kampanyalar düzenlediğini anımsadığınızda, bu, Tito`nun yeniden keşfi ve şimdilerde yayılmakta olan `Yugonostal-ji`nin bir başka göstergesi demek.
Duska 60`larında gösteren bir kadın. Adını sorsam da, dünyanın hiçbir yerinde kadına yaşı sorulmaz diye, yaşını soramıyorum. Elinde fotoğraf makinası, tek başına dikildiği Tito`nun mezarı başında, biri fotoğrafını çeksin diye, yalvaran gözlerle bakmıyor. Marko göz işaretimi anlayıp elinden fotoğraf makinasını alıyor. Tito ziyaretini bir kare içinde ölümsüzleştiren Duska şimdi daha mutlu. O coşkuyla anlatıyor: `Tito`dan sonra hiçbirşey eskisi gibi güzel olmadı. Ben Slovenya`da yaşıyorum ama Sırp`ım. Biz Tito`nun çocuklarıyız... Ne zamandır gelmek istiyordum ama nasip bu-güneymiş. Şimdi Slovenya`dan çok insan geliyor buraya. Yugoslavya`yı özlüyorum. Yugoslavya hep birlikte yaşadığımız kocaman bir ev gibiydi. Şimdi hepimiz bir evin küçücük odalarına hapsedilmiş gibiyiz.`
Duska `Yugonostaljikler`in tipik bir örneği. Yugonostalji milliyetçi çevreler tarafından, özellikle Hırvatistan`da bir suç sayılıyor. Ama Hırvatistan dahil, her yerde boy vermiş `Yugo-nostaljik`ler. Slovenya`da, Makedonya`da, Bosna`da, illa da Sırbistan`da... Sırbistan cumhurbaşkanı geçenlerde özür dilemiş, Yugoslavya`nın başına gelenlerdeki sorumlulukları için, biraz da `Aslında herkesin özür dilemesi gerek, biz dileyelim de...` havasında.
Tito, 1980`deki ölümünden bir süre önce, Belgrad`a hakim Başkanlık Konutu`nun `Çiçekler Evi` denilen bahçesinde, Yalnızca birkaç yaşlı mı Yugonostaljik olan? Hayır. Buraların 15 yaşındaki çocukları da Yugoslavya`da doğdular ve eğer milliyetçilik girdabına kapılanlardan değillerse onlar da bir arada yaşamın güzelliklerini özlüyor, komşunun komşuya silah çektiği günlerden utanıyorlar.
Belgrad`da olmak benim için tarihte yolculuk gibi biraz. Bir yanımda Marko. Kalemeg-dan`da heykeli olan dedesi Rade, önce İspanya İç Savaşı`nda Uluslararası Tugaylar`da falanjistlere karşı savaşmaya koşmuş, sonra da dönüp partizanlar safına katılmış, yıllarca Tito`nun tercümanlığını yapmış. Diğer yanımda Tito`nun mezar yerini danıştığı dostu, 67-82 arası Yugoslavya Savunma Bakanı, 82-84 arası da Sırbistan Cumhurbaşkanı olan Nikola Ljubicic`in torunu Lea. Bize Belgrad`ı gezdiren 20`sindeki bu genç sevgililer de Yugonostaljik.
Keşke, bazı şeyleri yitirmeden de kıymetlerini bilebilsek!
Not: Yazı tamamen alıntı olup herhangi bir görüşü savunma amacı gütmemektedir.