PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bebek



edito
06-09-06, 12:13
Nişantaşı ve Bebek arasında bariz farklar ve bu farkların doğurduğu tatlar vardır.
O yüzden Bebek’li olmak anlam kazanır.
Bebek tayfası gece gezmesini İstanbul’a kazandırmış bir ırktır esasen. Bu tayfanın anasıgil tarafı Avrupa’dan gelirken babasıgil tarafıda deniz soyundandır. Hal böyle olunca da bu tayfa dışarıya kız vermez, dışarıdan kız almaz, kendi aralarında izdivaç eder ve bizlere safkan eğlence kazandırır…

Bu gruptan biraz bahsedeyim size hoşuma gitti, yazıya renk kattı madem :)

Sosyokültür şekeri gayet yüksek olan bu grubun taraftarları muhakkak en az bir ülke görmüş ve orada yaşamış olurlar. Hakkattende ortak özellikleridir. Kitap okuyan ve okumayı ibadet haline getiren, günde 6 saatten fazla çalışamayan, gruplaşıp aynı zamanda yalnız kalmayı beceren, salt boğaz gören evlerde oturan, vizyondaki filmler, efendim sanat etkinlikleri ve her türlü ‘iyi’ müziğin peşinden giden bu ırk club kültürünü de İstanbul'uma taşımıştır. Yaş ortalaması 40/45 olan bu familyanın bugün, şehir hayatına kazandırdıkları kültürden çok pişman oldukları da cemiyet dedikodularıdır. Neden mi? Her konuda bir fikre sahip olabilmeniz için o konuyu bir şekilde koklamış, ellemiş, içmiş ya da denemiş olmanız gerekli. Buna eyvallahız! Ama o caaanım eğlence taşan ve ‘bizbize’ olma duygusunu doruk seviyede tattığımız partilerin yerine, yaş ortalaması bir hayli düşük, aslında nerede olduğunu bilemeyen ve ortalıkta kafası kesilmiş tavuk gibi sersem dolaşan, fütursuzca alkol tüketip merdivenlere kusan, sürünen, suratları geçkin kadınlara dönüşmüş bir gençlik Bebek tayfasının ortaya çıkardığı anlayıştan çok uzakta kalıyor artıkta ondan.
Bundan sonra gerçekten kimsenin giremediği, gene ‘bizbize’ ortamlarda gizli partiler düzenleniyor. Ne basının haberi oluyor ne de sersemleşmiş gençlerin...
Sokağa çok az çıkılıyor geceleri. En tutkulu müziğin gerçekleştiği alemlerde bu soyun arasından sadece birkaç kişiyi görebilirsiniz.

İşte Bebek tayfasının bir evladı da Lucca cafe.
Eskiden bir bankaya ait olan yol üstündeki bu yapı Cem Mirap tarafından restore ediliyor sene 2004 sonu filan. Kimdir bu arkadaşımız bilinmiyor. Daha önce ne iş yapmış sormadık valla. Ama Kaave’de (Bebek kahve) dedikodusunu da yapmaktan geri kalmadık. ‘Adam deli galiba, baksana harala gürele girişmiş cafe açacakmış.’ ‘yok yok tutturamaz burada’ ‘Cevat’ı geçemez…’ (Cevat Cat’s&Dog’s) beyleyken beyleee Lucca açıldı efenim. Kapısında acayip yakışıklı bi security! İlk gittiğimde bir an nerde olduğumu şaşırıp ‘bu ne yaw feşın tividenmi aldılar seni yavluum’ derken sevgilimin tıkanmasıyla yere indim. Toparlanıp ‘vaay iyi seçim bence kapılarda böyle tiplerin durması’ diye geveleyerek daldık. Sonra rahat rahat kesememiştim etrafı çünkü sevgilimin delici bakışları anten gibi çalışıyordu; nedense!!!
Yanımıza adının sonradan Turgay olduğunu öğrendiğimiz işletmeci geldi. Aslında bu çocuğu gözümüz Aşşk cafe’den ve de Safran’dan ısırıyor. Bizimle ilgilenemediler o vakit. Herkesin dikkati dağınıktı. İyi bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı bizde verdik alttan desteği (Cevat'ı kızdırmadan). Bebek tayfası her akşam Lucca’yı doldurmaya başladı. İşletme toparlandı ve aradan geçen zamanda kokoş manken konken kısmısı da hoşgelmiş oldu. E haliyle basın vesaire de taşındı Lucca’ya. Derken gittikçe daha kalabalık oldular. Ve bir gün çok şaşırdığım bir şey oldu; hafta içiydi bizim takımdan kimsenin katılmadığı bir parti veriyorlardı nasıl denk geldiysem… içerdeki yüzlerin hiçbiri tanıdık değildi.
Havaya karışan parfümler, puro izleri, takım elbiseli genç işadamları ve onları tercih eden Nişantaşı kadınları… aha işte kabus Nişantaşı soluğu!!! Aslında işletme bu durumdan hiç şikayetçi değil. Adamlar aynı sükunette. O kadar emin girdikleri bu işten alınlarının akıyla ‘ahanda kalite böyle sunulur’ der gibi geziniyorlar. Haklılar da. Zaman içinde Bebek’in o alıştığımız havasından sıyrıldı Lucca. Kendine has bir şey yakaladı. Kıskananlar çatlasın ama adamlar gayet mutlu. Kimseye kötüde davranmıyorlar. İşletmecileri herkesle dost olmuş, özel hayatları kalmamış ama şikayetçi değiller. ‘Olsun be gamsız’ diyor insan ‘pahalı olsun bu defa…’

Bize gelince, şahsen bu tip mekanlar benim kimyama uygun kılınmıyor. Çünkü herkese bakmaktan dikkatim dağılıyor. Mekanın beslediği insan sayısına göre daha küçük olması hoşuma gidiyor. Ama ben ve benim gibi dostlar özel arayışlar içindeyiz. Bu yüzden her Allahın günü kuaföre gidemem. Her gün yeni bir elbise satın alamam. Kapısında başlayan seçicilik aynı ay içinde aynı tişortla seni içeri almayacakmış gibi bir formatta seyrediyor.
Yok hocam Allah yolunuzu açık etsin ben daha çok böyle sabah yataktan kalkıp, duşumu alıp, sıradan giyinip, akşama sarkıp oradan da sokakta takılabileceğim yerleri seviyorum.
Cık cık bana göre değil böyle herkesin alkışladığı mekanlar…

Not; bu kadar ezik yaptıktan sonra kimseye çaktırmadan gitmeye devam etmezsem şerefsizim ahanda buraya yazıyorum… hem de makyajlı ve pür moda dergisinden çıkmışlı… ohhh… :)

vodolia
06-09-06, 14:10
ben bu başlığın sadece ilk cümlesini okuyabiliyorum, aceba teknik bir problem mi var

edito
06-09-06, 20:42
düzeltildi :)............