edito
10-09-06, 23:26
bu hafta sizleri eski Polakların barındırdığı köye götürmek ister bu editor parçası... ama hüzün var etrafında, nasıl toplar bilmez!!!
efenim eskiden sadece Polonların yeriymiş buralar. etnik kıyafetleriyle servis yaparlarmış. onların müzikleri meyhanelere lezzet katarmış. sonradan "Sivaslıların tek eline geçti o güzelim eğlencemiz" diyor eski sahipleri. hüzünleniyor adam... adamın özlediği muhabbet canlanıyor bizim de gözümüzde; dalıyoruz uzaklara...
bilmek isterdik eski tatları. eski şehvet kuramlarını... aslında neyi özlediğimizi bilmeden katılıyoruz usuldan diline Polonezin...
"abi kaç dakka?" diye sorarmış meyhane sahipleri.
o zamanlar dakikayla verilirmiş odalar kiraya. "ne dakkası leannn. tam iki saat" derdim diyor abimiz.kendinden emin... odaya çıkarlarmış Polkinalarla, iki saat sonra geri dönerlermiş rakı masasına. coşku bütün tutkusuyla devam edermiş kaldığı yerden...
dostlarda başka şeymiş o vakit...
rakı da başka rakı sanki...
"patlat bi nihavend makamı zehra abi" diyor derinleşince bakışları abimizin. ben de onların askerden arkadaşıyım hani. abilerin özlediği kardeşlik kokusuyum, her yola gelen sevgiliyim ya da prensesiyim egoların...
bana yakıştırdıkları her türlü sıfata doymuş nefesim başlıyor olmaz sesiyle yükselmeye;
mihrabım diyerek sana yüz vurdum
gönlümün dalında bir yuva kurdum
yıllardan beridir yalvarıp durdum,
sevgilim demeyi öğretemedim
gönlünde sevgime yer vermedin de
yaban güllerini hep derledin de...
ellerin ismini ezberledin de
bir benim adımı öğretemedim
sonunda hicranı öğrettin bana
ben sana sevmeyi öğretemedim...
abilerin iltihap kapmış eski yaraları alevleniyor. kadehleri tokuştururken haykıyorlar "devam" diyerek...
devam etmek istiyorum ama yazamam o kadarını; okumazsınız.
sıkılırsınız her nihavend makamında. her serzenişte dar gelir size insanların yürek kanamaları.
oysa ben severim buraları...
bilmediğim saltanatlar benim hayatımın mumcuları.
o yüzden alınmaz bünyem "Zehra abilere"
gerekirse Zehra olurum gerekirse madam Despina...
ah ulan Rıza; sözü vardı diyorum masada herkes nemlenmişken; sözü vardı Rıza abinin, öldü ama dost dediği bize girsin be abi. yanlış zamanda öldü bu Rıza abi... anlatacak çok hikayesi olmalı.
sessizlik işliyor kanımıza bir süre sonra...
üşüyoruz yalnızlıktan...
ve sarılmak istikbalimize, şarkı yollu seyrediyor sonrasını.
neden burda olduğumu sorgulamıyorum o an.
neden bu abilerle yalnızlaştığımı? zaten yeteri kadar yalnız olduğumu...
aklımda oluşan tek dürtü bu kodumun İstanbul'unda mutsuz olduğum oluyor.
benim yerim güney kasabası olmalı....
serini bu Polonezköy gibi ruhuma tecavüz etmeyecek..
ah İstanbul İstanbul olalı kokmayacak (büyük Türk düşünürü Sezen Aksu)
hüzün olmayacak arkadaş! yoksa kayboluyor bünye...
neyse işte yalandan yol tarif edeceğim az sonra
sonra hasretlikten kaçmaya otel odası...
yazmak istemediğpim bir tutku bu önüne geçemediğim...
ahhh Stella ahhh...
efenim eskiden sadece Polonların yeriymiş buralar. etnik kıyafetleriyle servis yaparlarmış. onların müzikleri meyhanelere lezzet katarmış. sonradan "Sivaslıların tek eline geçti o güzelim eğlencemiz" diyor eski sahipleri. hüzünleniyor adam... adamın özlediği muhabbet canlanıyor bizim de gözümüzde; dalıyoruz uzaklara...
bilmek isterdik eski tatları. eski şehvet kuramlarını... aslında neyi özlediğimizi bilmeden katılıyoruz usuldan diline Polonezin...
"abi kaç dakka?" diye sorarmış meyhane sahipleri.
o zamanlar dakikayla verilirmiş odalar kiraya. "ne dakkası leannn. tam iki saat" derdim diyor abimiz.kendinden emin... odaya çıkarlarmış Polkinalarla, iki saat sonra geri dönerlermiş rakı masasına. coşku bütün tutkusuyla devam edermiş kaldığı yerden...
dostlarda başka şeymiş o vakit...
rakı da başka rakı sanki...
"patlat bi nihavend makamı zehra abi" diyor derinleşince bakışları abimizin. ben de onların askerden arkadaşıyım hani. abilerin özlediği kardeşlik kokusuyum, her yola gelen sevgiliyim ya da prensesiyim egoların...
bana yakıştırdıkları her türlü sıfata doymuş nefesim başlıyor olmaz sesiyle yükselmeye;
mihrabım diyerek sana yüz vurdum
gönlümün dalında bir yuva kurdum
yıllardan beridir yalvarıp durdum,
sevgilim demeyi öğretemedim
gönlünde sevgime yer vermedin de
yaban güllerini hep derledin de...
ellerin ismini ezberledin de
bir benim adımı öğretemedim
sonunda hicranı öğrettin bana
ben sana sevmeyi öğretemedim...
abilerin iltihap kapmış eski yaraları alevleniyor. kadehleri tokuştururken haykıyorlar "devam" diyerek...
devam etmek istiyorum ama yazamam o kadarını; okumazsınız.
sıkılırsınız her nihavend makamında. her serzenişte dar gelir size insanların yürek kanamaları.
oysa ben severim buraları...
bilmediğim saltanatlar benim hayatımın mumcuları.
o yüzden alınmaz bünyem "Zehra abilere"
gerekirse Zehra olurum gerekirse madam Despina...
ah ulan Rıza; sözü vardı diyorum masada herkes nemlenmişken; sözü vardı Rıza abinin, öldü ama dost dediği bize girsin be abi. yanlış zamanda öldü bu Rıza abi... anlatacak çok hikayesi olmalı.
sessizlik işliyor kanımıza bir süre sonra...
üşüyoruz yalnızlıktan...
ve sarılmak istikbalimize, şarkı yollu seyrediyor sonrasını.
neden burda olduğumu sorgulamıyorum o an.
neden bu abilerle yalnızlaştığımı? zaten yeteri kadar yalnız olduğumu...
aklımda oluşan tek dürtü bu kodumun İstanbul'unda mutsuz olduğum oluyor.
benim yerim güney kasabası olmalı....
serini bu Polonezköy gibi ruhuma tecavüz etmeyecek..
ah İstanbul İstanbul olalı kokmayacak (büyük Türk düşünürü Sezen Aksu)
hüzün olmayacak arkadaş! yoksa kayboluyor bünye...
neyse işte yalandan yol tarif edeceğim az sonra
sonra hasretlikten kaçmaya otel odası...
yazmak istemediğpim bir tutku bu önüne geçemediğim...
ahhh Stella ahhh...