PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nostalji : Geçmişten Günümüze Boşnakların Öyküleri



Sayfa : [1] 2

muzo
11-09-06, 23:48
Nostalji deyince aklımıza, göçmenlik yıllarında büyüklerimizin göç sonrası yaşadıkları anılar gelir. Büyüklerimizden dinlediğimiz bu nostaljik sohbetleri bu bölümde yaşatmamız gerektiğini düşünüyorum.
Aklıma ilk, geçimlerini sağlamak için sabahın ilk saatlerinde Benzinara, Çeşme Durağı ve Barbaros Sokak gibi yerlerde iş yerlerine gitmeyi bekleyen insanların yaşadıkları ilginçlikler geliyor. Örneğin çoğumuzun anne ve babalarının tanışmalarına tanıklık etmiştir bu yerler. Dili olsa bu yerler bize ne hikayeler anlatırdı.Türkiye'nin ilk ve tek boşnak şarkıcısı Zikri Özdemir bunu şarkılarına bile konu etmiştir (1966/1980 yılları arası)
Bu dönemi önemli kılan şeylerden biri fabrikalarıydı. Göç yıılları sıkıntılı bir dönemdir; dolayısıyla okul okuyamayıp çalışmak zorunda kalan boşnak gençlerinin aşkları, özlemleri, hasretleri, sevgileri, vuslatları, kavgaları vs... bu yerlerde geçmiştir. Umut dolu yarınlarına bu yerlerde adım atmişlardır.
Bu dönemi dönem yapan aşklarıydı belki de. Örneğin Pancar Motor'un, Erka Balata'nın, Gamak'ın,ali dumanlar'ın,vatan konserve,edip iplik'in Sungurlar'ın, Otomarsan'ın, Uzel'in delikanlıları; Aksu'nun, Karaca'nın, Dokusan'ın, Boyner'in, Mensucat Santral (Fat Bey)'ın, Altınyıldız'ın, Çapamarka'nın, Tekel'in, Sancak Tül'ün kızlarını düşünerek akşam servislerin konusu ederlerdi. Çoğumuzun anne ve babalarının tanışmasına vesile olan bu yerlerin dili yoksa gelin onları biz konuşturalım. Gelin büyüklerimizi de tekrardan heyecanlandırıp, o günlere götürelim. Saygılarımla.

muzo
12-09-06, 21:59
FAT BEY (FUAT BEY)

Mensucat Santral fabrikası Topkapı civrındaydı. Bugün olup olmadığı konusunda bilgim yok. Bildiğim tek şey çocukluğumda ablalarım'dan işittiğim Fat Bey fabrikasıdır. Daha sonraları öğrendimki Fat Bey, Mensucat Santral fabrikasıymış. Bu fabrikanın bu adla anılması fabrika sahibi Fuat Bezmenden dolayıymış. Bu zat göçmen boşnakların çalışkanlığını ve dürüstlüğünü bildiği için tercihini boşnaklardan yana kullanmıştır. Boşnak dostu Fat Bey'in iyilikleri halen daha posjedaklarımızın konusu olmaktadır. Ben anılara Fat Bey'i anlatarak başlamak istedim. Fat Bey ile ilgili anılara denk geldiyseniz eğer nostalji köşesinde paylaşabilirsiniz. Tabi bunun dışında farklı anılarınız varsa eğer okumaktan büyük keyif duyarız.

katkıları için Delibaşiçe teşekkür ederim.

AdKo
12-09-06, 22:04
Ahhh Eskİ GÜnler Ahh O Zamanlar Çook GÜzelmİŞŞ Yaa Bİrlİk Beraberlİk TÜm BoŞnaklar Bİrbİrİnİ Tutarmis Bİr De Şey Var YuĞoslavyadan İlk Gelenlerİ Yildirimda Sabİt BÜyÜk BayraĞin Arkasina YerleŞtİrmİŞler Onlarda Yugoslavİadan Geldİklerİ İÇİn Dİl Problemİ Falan Sikintilar YÜzÜnden Geldİklerİne ĞİŞman Olmuslar O ĞÜn Bu ĞÜndÜr Orasi PİŞman Mahalle Dİe GeÇİo BoŞnaklarda :d

AL? A?AO?LU
12-09-06, 22:26
FAT BEY (FUAT BEY)
Mensucat Santral fabrikası Topkapı civrındaydı. Bugün olup olmadığı konusunda bilgim yok. Bildiğim tek şey çocukluğumda ablalarım'dan işittiğim Fat Bey fabrikasıdır. Daha sonraları öğrendimki Fat Bey, Mensucat Santral fabrikasıymış. Bu fabrikanın bu adla anılması Fuat Bey isimli insan kaynakları müdürüyle ilgilidir. Bu zat göçmen boşnakların çalışkanlığını ve dürüstlüğünü bildiği için tercihini boşnaklardan yana kullanmıştır. Boşnak dostu Fat Bey'in iyilikleri halen daha posjedaklarımızın konusu olmaktadır. Ben anılara Fat Bey'i anlatarak başlamak istedim. Fat Bey ile ilgili anılara denk geldiyseniz eğer nostalji köşesinde paylaşabilirsiniz. Tabi bunun dışında farklı anılarınız varsa eğer okumaktan büyük keyif duyarız.

evet muzo abi Fat Beyi bizde çok duyduk çokda acayibime giderdi Fat bey demeleri birde Vatan konserve ve Edip iplik vardı anılarda ve
hatta vatan konserve fabrıkası ıle ılgılı bır anı vardı anlatılan hoca bır gun camıde vaaz verırken camıdede vatan konservede calışan bır kadının kocası varmış hoca vaazı bıtırdıkten sonra dua ederken vatanımızı mılletımızı koru dıye dua ederken;yarım yamalak turkce bılen bızım boşnak vatan kelımesını duyunca hemen atlamış AMİN AMİN İ MOJ ZENA RADİ U VATAN diye tastik etmiş(bu gerçek olmuş bir anıdır)

sunflower
12-09-06, 23:23
Muzo öncelikle bu konuyu açtığın için teşekkürler,

Fat Beyi ben de duymuştum, ve fabrikanın ismini sayenizde öğreniyorum. Bir de annemden az aksu anıları dinlemedim :).

Eskilere ait anılar dinlediğimde, büyüklerimizin sahip olduğu mücadeleci ruha hayran kalmısımdır hep. Dilini bilmediğin bir ülkeye gelip küçücük yaşta çalışmaya başlamak, oyuncaklarla oynamaları gereken yaşlarda iş yerinde makinelerin basına gecip eve biraz olsun katkı saglayayım diye çabalamak kolay olmasa gerek. En güzel özellikelrinden biri de çocuk da olsalar, durumları iyi olmasa da, hakkını vererek çalışmışlar, dürüstlükten ayrılmamışlar. (En azından benim duyduklarım genelde bu yöndeydi)

Boşnak denildiğinde çevremizden "Boşnaklar çalışkan millettir" lafını işitebiliyorsak bunlar onların örnek alınması gereken bu tutumları sayesindedir bence.

muzo
12-09-06, 23:36
Ahhh Eskİ GÜnler Ahh O Zamanlar Çook GÜzelmİŞŞ Yaa Bİrlİk Beraberlİk TÜm BoŞnaklar Bİrbİrİnİ Tutarmis Bİr De Şey Var YuĞoslavyadan İlk Gelenlerİ Yildirimda Sabİt BÜyÜk BayraĞin Arkasina YerleŞtİrmİŞler Onlarda Yugoslavİadan Geldİklerİ İÇİn Dİl Problemİ Falan Sikintilar YÜzÜnden Geldİklerİne ĞİŞman Olmuslar O ĞÜn Bu ĞÜndÜr Orasi PİŞman Mahalle Dİe GeÇİo BoŞnaklarda :d

PİŞMAN MAHALA

60'lı yıllarda göç eden boşnaklar, bugünkü yıldırım mahallesi tam belirginleşmeden önce ,adapark ve sabit büyük bayrak lisesinin sol tarafında kalan küçücük mahalleciğe o dönemlerde, yugoslavya'dan göç eden insanlar yerleşmiş ,henüz yolu,çeşmeleri,okulu ve alt yapısı olmayan bir yerde asfalt diye tabir edilen, eski edirne asfaltı oldukça uzak bir yerdi. sol tarafında ise çayırlık diye adlandırılan bugünkü kartaltepe stadının civarında mandıralar vardı. orada koyun otlatılırdı. bugünkü adaparkın bulunduğu yerde ise, askeriye bulunuyordu. bu keşmekeş içerisinde kalan yeni muhacirler çareyi geriye dönmekte buldular. bu geri dönüş göçlerinden dolayı, o günden bu yana ,geldiklerine pişman oldular. şimdi halen pişman mahala diye anılır. şu bir gerçektir ki, diğer yerlerden gelen insanlar taksiye bindiklerinde pişman mahalaya derlerdi. oysa resmiyette pişman mahala diye bir yer yoktur. daha sonra taksiciler de bu kullanımı benimsemişlerdir. eskilerden aklımda kalan (60lı yıllar) bügünkü b.paşa ilköğretim okulu ve sabit büyük bayrak lisesinin yerinde baraka okullar vardı. şimdi ise pişman mahallenin son durumu Nokta dergisine surdışının, Etiler'i olarak konu olmuştur. sayın atko, bu konu gündemimde vardı. hatırlattığın için teşekkür ederim.
NOT: pişman mahallede oturanlara pişmançe denir.

vodolia
13-09-06, 09:11
TEKEL SİGARA FABRİKASI

benim annem de tekel sigara fabrikasında çalışmış, bir kelime türkçe bilmeden başlamış işe, en çok da yemeklere alışmak konusunda problem yaşamış.ömründe ilk kez zeytin, helva, nohut gibi yiyeceklerle tanışmış burada. bir kere de (malum o zamanlar çok sık oluyormuş) bir greve katılmaya zorlanmış. herkes yürüyünce o da yürümek zorunda kalmış ama ne için yapıldığını bilmeden, sonra aralardan bir yerden kaçabilmiş. bu onun hafızasında unutamayacağı bir iz olarak kalmış, en az yüz kere dinlemişimdir bu hikayesini, tanıştığı herkese anlatır bu macerayı :)

muzo
13-09-06, 21:59
BENZİNARA


Küçükköy-Beşyüzevler yol ayrımında bulunan benzinciye boşnakça benzinara derler. Her iki boşnak mahallesinin(YILDIRIM-ŞEMSİPAŞA) tam ortasında kalır. Küçükköy tarafında kalan kısmında yugoslavyaya gidip gelen otobüs şirketleri vardı. Bazıları hala da bulunmaktadır. 1966-85 yılları arasında gidiş gelişlerde uğurlamaların ve karşılaşmaların önemli bir yeri vardı. Yugoslavyadan akrabalarını ziyarete gelenler beraberinde getirdikleri turşu,soka,çay,şalvarlık kumaş,kilim ve freeshoptan aldıkları sigara ve viski gibi şeyleri ticaret - ziyaret mantığıyla beğenilere sunarlardı. Bunların alıcıları olan boşnaklar sabahın erken saatlerinde malları satın alır ve bazıları da akrabaklarını karşılamaya gelirlerdi. Çocukluğumdan aklımda kalan bu insanlar her veda sonrası gözyaşlarını o benzinarada bırakırlardı. Benzinaranın başka bir özelliği de işe gidenlerin servislerini bekledikleri yer olmasıdır. Ayrılıkların ortak yeri olan benzinara bugün hala adreslerde ve gönüllerde yerini almaktadır. bugün bile eski jugoda yıldırı mah.ve şemsipaşa mahalesinden önce benzinara bilinir.ünü oraya kadar varmıştır. Dönemin önemli içkili restaurantı Yadran bugün hala aynı yerinde aynı görevini sürdürmektedir. Benzinaranın karşısındaki Yadran ve Sancak biraneleri bekleyenlerin zaman geçirme yeriydi. Siz benzinarada hiç eski yugoslavyadan akraba beklediniz mi? saygılar.

vodolia
14-09-06, 07:11
bize özgü bir terminoloji gelişmiş, aslında tamamen sosjolojik bir konu bu bence, kendi aramızda sadece bizim anlayabileceğimiz ve hissedeceğimiz şeyler. aslında edebiyat ve film için çok güzel materyaller bunlar

salihfazli
14-09-06, 17:44
öncelikle muzo abi böyle yararlı bir konuya değindiğin için sana teşekkürü bir borç biliyorum.bu sayede benim gibi eski günlere meraklı olan ve sürekli büyüklerinin ağzını arayan biri internet ortamından da olsa farklı şeyler öğrenebilecektir.bende sizlere büyüklerimden duyduğum bir anıyı paylaşmak istiyorum.
boşnakların semtimize ilk yerleştikleri zamanlardan 22-23 yıl evveline kadar fazla kalabalık olmamaları ve alışma döneminde olmalarından dolayı birbirlerine sıkı sıkıya bağlı oldukları söylenir.bu nedenle cumartesi-pazar veya pazartesi günlerinde semtimizdeki boşnaklar şuanki lunapark veya sabit büyükbayrak lisesinin olduğu alanlarda toplanır ve cumbuz dediğimiz eğlenceleri yaparlarmış.
o zamanki dostluklar tabikide çok farklıymış...

muzo
14-09-06, 21:42
ŞEMSİPAŞA MAHALLESİ

İstanbul'un G.O.P'da yaşayan eski Yugoslavya göçmenlerinin yaşadığı mahalledir. Boşnaklar her nedense mahalleyi hep Kuçuköy diye söylerler. Eskiden oraya Kumluçiftlik derlerdi. Belki de Türkiye'de Boşnak adıyla anılan tek mahalledir.(Şemsipaşa Rojaje doğumludur.) Mahalle yamaç üzerine kurulu bir tepedir. Şemsipaşa ve Merkez mahallesinin ortasındaki caddenin adı Sokullu Mehmet Paşadır. (Bugünkü korzonun olduğu yer).Görüyorsunuz ki, hem mahalle hem de caddeye Boşnaklara özgü bir ad takılmıştır. Ayrıca Sokullu Mehmet Paşa caddesi üzerinde bu forumla aynı adı taşıyan Bosna-Sancak camii bulunur,yardımlarla bitirilme aşamasındadır. Kendimi bildim bileli bu mahallenin muhtarları hep boşnaktı. Son yapılan seçimlerde bu gelenek bozuldu. Mahallenin muhtarları arasında uzun dönem muhtarlık yapan zaim Yaman(S.Sancaklı'nın dayısı) ve Muharrem Balota bulunur. Uzun süre Sokak adları ise numarayla adlandırılır. Sokullu Mehmet Paşa caddesinin bir başında Büyük Fuat Paşa ilköğretim okulu, diğer başında Cemal Gürsel İlköğretim okulu bulunur.(Saffet Sancaklı'nın okuduğu okul). Bu okullarda birçok ünlü insan okumuştur. Yıldırım mahallesi daha yeni oluşurken Boşnaklar Rami ve Küçükköy'de yaşarlardı. Küçükköy'ün yolları dik ve tepe olduğundan Yıldırımlı Boşnaklar küçük bayram ziyaretleri dışında pek Küçükköy'e gitmeyi sevmezler. Ancak Yıldırım mahallesinde biranelerin yasak olduğu dönemde,(EYÜP İLÇESİNE BEĞLI OLDUĞU İÇİN) bir dönemlerin ünlü restaurantı Kristo ve Yadrana giderlerdi. Günümüzde de varlığını koruyan tek yer Kumluçiftlik camiinin yanındaki Nezir'in Kahvesi'dir. Eskilerden aklımda kalan,Cüneyt Arkının filmlerinde dublorlük yapan,artist fehim ( FERHAT ÜNAL) Televizyona çokınca büyüklerimiz(enoga FEHİM,iZ KUÇUKKOYA)derlerdi. ARTİST fehimimi bu günlerde sürekli benzinarada görürüm. hatırlladığım başka bir olay ise,Küçükköyün ve Yıldırım'ın Boşnakları arasında bir rekabet olduğu..özellikle futbolda Küçükköy'ün takımları Sancakspor ve Şemsipaşa, Yıldırım mahallesinin takımları Yıldırımspor ve Yıldırımgücüne rakip olurlardı. G.O.P. stadına yakın olduğu için profesyonel ligde oynayan G.o.p Spor Kulübü'ne birçok futbolcu vermiştir. Küçükköy'de arsa olmadığından dolayı,boşnaklar,iYıldırım mahallesi yakınında bulunan Aylin Düğün Salonu'nun civarına ve Kocatepe mahallesine yerleşmişlerdir. Ayvalık'a tatile giden Küçükköylü Boşnakların en çok hoşuna giden de orada da Boşnakların yaşadığı bir Küçükköy'ün bulunmasıdır. Bu tür konularda resim ve anılara sahip olanları merakla bekleriz. poştovajne.

bosnensis
15-09-06, 00:18
Nostalji deyince aklımıza, göçmenlik yıllarında büyüklerimizin göç sonrası yaşadıkları anılar gelir. Büyüklerimizden dinlediğimiz bu nostaljik sohbetleri bu bölümde yaşatmamız gerektiğini düşünüyorum.
Aklıma ilk, geçimlerini sağlamak için sabahın ilk saatlerinde Benzinara, Çeşme Durağı ve Barbaros Sokak gibi yerlerde iş yerlerine gitmeyi bekleyen insanların yaşadıkları ilginçlikler geliyor. Örneğin çoğumuzun anne ve babalarının tanışmalarına tanıklık etmiştir bu yerler. Dili olsa bu yerler bize ne hikayeler anlatırdı.Türkiye'nin ilk ve tek boşnak şarkıcısı Zikri Özdemir bunu şarkılarına bile konu etmiştir (1966/1980 yılları arası)
Bu dönemi önemli kılan şeylerden biri fabrikalarıydı. Göç yıılları sıkıntılı bir dönemdir; dolayısıyla okul okuyamayıp çalışmak zorunda kalan boşnak gençlerinin aşkları, özlemleri, hasretleri, sevgileri, vuslatları, kavgaları vs... bu yerlerde geçmiştir. Umut dolu yarınlarına bu yerlerde adım atmişlardır.
Bu dönemi dönem yapan aşklarıydı belki de. Örneğin Pancar Motor'un, Erka Balata'nın, Gamak'ın,ali dumanlar'ın,vatan konserve,edip iplik'in Sungurlar'ın, Otomarsan'ın, Uzel'in delikanlıları; Aksu'nun, Karaca'nın, Dokusan'ın, Boyner'in, Mensucat Santral (Fat Bey)'ın, Altınyıldız'ın, Çapamarka'nın, Tekel'in, Sancak Tül'ün kızlarını düşünerek akşam servislerin konusu ederlerdi. Çoğumuzun anne ve babalarının tanışmasına vesile olan bu yerlerin dili yoksa gelin onları biz konuşturalım. Gelin büyüklerimizi de tekrardan heyecanlandırıp, o günlere götürelim. Saygılarımla.

Sayın muzo ben de nostalji köşene anlattığın döneme damgasını vuran boşnak müzisyen ZİKRİ ÖZDEMİR'in şarkı sözleri ile katılacağım

NE ZNAŞ KOJE MUŞKO NE ZNAŞ KOJE ZENSKO
SVAKO SE MODİRA İ STARO İ MLADO
ZİVJELA POMADO

AKO VOLİŞ RAZNO VRSNE MODE
U BEŞYUZEVLER NEK TE VODE
OD ŞALVARA PA DO MİNİ SUKNJE
OD MİLİNE SRCE DA Tİ PUKNE
BENZİNARA SVAKOME JE MİLA
KAD NAJAVA FABRİÇNA VOZİLA
FATBEY,HERKO,BENAL,AKSU
sTİZU MOMCİ MA GDJE DASU

AKO NEMAŞ OD DJEVOJKE SRECE
Tİ OTİDİ U TEKEL PREDUZEÇE
DO PENDİKA İ KARTALA RADİ
PUŞEL PUŞE İ STARİ İMLADİ

AKO ZELİŞ NAŞEGA JEZİKA
U SEFAKÖJ SANDZAK JE FABRİKA
U FABRİCİ SVE BOSANKE FİNE
BİRAJ BRACO BİRAJ OD MİLİNE

SÖZ,MÜZİK ZİKRİ ÖZDEMİR
1975
SAYGILARIMLA

muzo
16-09-06, 01:06
ZİKRİ ÖZDEMİR/

1952 tutin,de doğdu.ortaokuldan sonra türkiyeye göç etti.(1966) müzük hevesi yazmakla başladı.15_16 yaşlarında boşnakça türkçe şiirler yazdı.istanbul radyosu orkestra şefi armağan şenoldan solfej ve nota dersi aldı.(1970) o dönemde sultanahmet sanat okulundan mezun olarak tornacılık yapıyordu.1972,de ilk plağı Anem Annem çok popüler oldu.bu şarkılar o dönemin yazlık sinemalarında çalıyordu.bazı popüler sanatçılar şarkılarını seslendirdiler.birinci plağın hemen ardından Türkiye'deki ilk boşnakça albüm olan ljubav istanbulu 3 boşnak,2 makedon,,2 arnavut kökenli arkadaşlarından oluşan sancak orkestrası eşliğinde doldurdu.bu ikinci albüm tamamı boşnakça parçadan oluşmaktadır.(1972).askerliğini sivas ve fenerbahçe ordu evinde yaptı.askerdede ordu evi orkestrası ile üçüncü albümü olan Ne jelim da jivim kat tebe niye 45.liğini doldurdu.uzunca bir aradan sonra Şehit kamil balkan ve kıbrıs şehitlerinden etkilenerek aynı zamanda istanbuldaki boşnak gettlarını anlatan 4.albümü sa kiprae yavlam şarkısını doldurdu.1974.teki 4.albümünden sonra albüm çalışması yapmadı.dışarıya beste yaptı.uzun bir suskunluk döneminden sonra 1986,da 5.albümü zeynep ile aliş,saraybosnalı fato piyasaya çıktı.5.albümü pjesma istanbulu 1991.de piyasaya çıktı.Fikreta feyziç ile yaptığı bu kaset,bulgaristan ve jugoslavyada popüler oldu.bulgaristanın ünlü kristal orkestrası bu parçayı dillerine çevirerek seslendirdi.bosna ve bulgaristanda listelere girdi. 6.ve son albümü PJESMA BOŞNJACİMA 1.5 senedir piyasalarda bulunmaktaddır.bugünlerde zaman zaman televizyon programlarına çıkmakta.....türiyenin ilk boşnak şarkıcısıdır ZİKRİ ÖZDEMİR.. herkese saygılar.

muzo
16-09-06, 11:11
KEMER

Ta kemere gideceğiz diye başlayan bir cümleyle hatırlıyorum kemer denerek simgelenen bir kırlık alanı.kemer,Mİmar sinan tarafından yapılmıştır..Bir tanesi pişman mahalla diye adlandırdığımız yıldırım mahallesi,nin kenar kesimi yakınlarındaki onun adı 1.kemerdi.diğeri çok daha öte bir yerde Esenler civarındaki! şimdiki hal,kuru gıda sitesi,oto gar civarındaki 2.kemerdi.Kemer ile simgelenen,o geniş,o geniş çayırlık ortasından geçen bir derecek,baharı (curcev dan) hıdrelezi ve ailelerinde katıldığı piknikli müzikli çayır eğlencelerini simgeleyen doğanın uyanışıydı.dereciğin her 2 yanında arazi biraz eğim kazanmıştı.o bayırlardan aşağı yuvarlanmak,toprağı,çimleri papatyaları koklamak,öylece sere serpe yere uzanıp rüzgarın bahar şarkılarını dinlerken dereden yükselen pervanelerle (biz onlara helikopter böceği derdik) hayal aleminde yorgun düşünceye kadar dolaşmak en büyük zevkimizdi.eski yugoslvya'nın sancak bölgesi köylerinden göç etmiş olan ailelerimizin çoğu hayvancılık yapıyordu.şu an oto garın bağlantı yollarının olduğu civarda hayvanlarımızı otlatırdık.yer fıstığı dediğimiz kimi bitkilerin kökleini yerdik.hala sağ olduğumuza göre pek zehirli otlar değilmiş...kemerin hemen aşağı tarafında iskender'in tarlası vardı.belki'de ahmet'in, mehmet'in idi.ama bize göre o tarlaya izinsiz gireni atıyla kovalayıp yakaldıktan sonra kamçılayan iskenderin tarlasıydı orası mutlaka.otarlaya girmek uzun otların arasında kaybolarak yürümek bir zevkti...çünkü boyumuz kadar uzun otlarla diğer çayır alanından farklydı iskender'in tarlası...genç aşıklar el ele tutuşup yürürlerdi ve kuytuda öpüşürlerdi.onlara imrenerek bakardık.top oynardık.gol atmanın önemsenmediği bir oyuna dönüşürdü oyunumuz. topu en fazla havaya diken takım kaptanı olurdu.takım kaptanın takımı belirleme yetkisi gibi önemli bir forsu olurdu.maç boyunca yapılan ağız dalaşı şamata idi.çünkü bizim oynadığımız oyunun ciddisi şimdiki kocatepe parkı parkı olan yıldırım sahasında olurdu.bizde orada maçların devre arsında su satardık.her ne kadar sattığımız suyun parasını alamsakta,zevkli maçlar izlerdik.çocuk aklımızla tam olarak algılayamadığımız ayinlare benzer ciddiyetle oynanırdı maçlar.maçlar,lokomotif,yıldırım idman yurdu.bosna spor,sönmez gençlik o dönemden hatırldığımız takımlardı.çayırların diğer tarafında askeri yasak bölge vardı.orası tellerle ayrılmıştı ve genellikle kocaman papatyalar ve sümbüller orada açardı.bu çiçekleri koparmak için tellerden dalardık.hemen arkamızdan asker düdük çalardı.çiçekleri koparmadan dönmezdik.sonrasında işini tamamlamış şovalye edasıyla arkadaşlarımızın arasına kasla kasıla yürür çiçeklerimizle övünürdük.bu rengarenk çiçekleri erik dallarından kopardığımız çiçeklerle karıştırıp su bardağımızdan vazolara koyardık.ders çalıştığımız masamızda yanıbaşında yerleştirdiğimiz çiçeklerle övünç ile karışık bir diyalog kurardık.çayır'ın kimi yerlerinde su kemerinin devamındaki ,su kanallarının günyüzüne ulaşmış kırılmış yerleri vardı.bir çocuk eğilerek içini görebiliyordu.seslendiğimizde ise ses yankılanıyor ve bize bir ürpertiye yol açıyordu.hemen bu noktada mitolojilerden ödünç alınmış hayalet ,hortlak,hikayeleri devreye sokuluyordu.hayaletler gece yarıları buradan dışarı çıkıyorlarmış,ya gündüzleri de çıkarlarsa? hepimiz aynı anda sözleşmişçesine oradan koşarak kaçmaya başlardık.birden durduğumuzda peşimizde hayaletlerin olmadığını görüp cesaretle,kabararak geri dönerdik .çocukluğumuzun en zevkli noktalarından biride kemerin üzerinden yürüyerek geçmek.eh artık bunuda yaptıktan sonra erkekliğimizi kanıtlamış oluyorduk.bazı arkadaşlarımız vardı;ohoo...onlar koşarak geçiyorlardı kemeri. ( YA HAYAT NELER YAPTIKKİ ONA DAİR.)
NOT:bu yazı arkadaşlarla ortak bir çalışmanın ürünüdür.bayrampaşa bosna sancak derneği dergisi ve surun dışı gaztesinde yayınlanmıştır. kendim yazsaydım bu kadar enfes yazamazdım......teşekkürler bijelo düğme hatırlattığın için....teşekkürler cuceviç.

muzo
17-09-06, 23:19
ŞEHİT KAMİL BALKAN İLKÖĞRETİM OKULU.


Yaşadığımız coğrafyanın ve geniş coğrafyada yakından bilinen,gerek eğitim ve öğretim gerekse, kültürel ve sportif faliyetleri ile örnek bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.Şehit kamil balkan ilköğretim okulu,1965_1966 yılında şu anki mevcut binamızda hizmete açıldı.
daha önce barakalarda yapılan eğitim ve Öğretim hizmete giren, yeni bina ile YILDIRIM İLKOKULU olarak açılır.okul çevre ve insanın kimliğini yakından yansıtan bir yapıya sahiptir.
Sportif faliyetlerden,kültürel etkinliklere kadar başarılı ve namı bilinen okuldur.
İlk mezunlarını 1967 1968 Döneminde veren okul,daha sonraki mezunlarıda dahil olmak üzere bir çok başarılı insanı bünyesine çıkarmayı bilmiştir.
Okul 1976 yılında yıldırım ilkokulu olan ismini Kıbrıs barış harekatında şehit düşen, KAMİL BALKAN,ın ismi olan ŞEHİT KAMİL BALKAN ismini alır.1994__ 1995 öğretim yılında orta kısmını açarak ilköğretim statüsünü kazanır.
1998 yılında bayrampaşa Bosna sancak derneğinin yardımlrıyla okula ek bina kazandırılmıştır.dernek bunun dışında okula değişik yardımlarda bulunmuştur.bunlar,okula gerekli yakıtın sağlanması,ihtiyacı olan öğrencilere okul gereçleri ve giyecek,Bosna Hersekteki savaş sırasında mahallemize gelen boşnaklar için kendi dillerinde hızlandırılmış (cumartesi pazar günleri) eğitim öğretim programı düzenlenmesinde gereken kırtasiye ve organizasyon faliyetlerini Bosna sancak derneği üstlenmiştir.ŞEHİT KAMİL BALKAN okulu dendiğinde,yıllardır spor dallarındaki süren başarılarımız akla gelmektedir.bunda en büyük pay sahibi Sayın Recep Hoca (RECEP TÜRKOĞLU) sağlamıştır.okul 1983_84 türkiye ilkokullar arası Basketbol kız takım birinciliği,1994_95 türkiye kız_erkek basketbol takım birinciliği 1995-96 Erkek basketbol birinciliği toplam 22 kez kız kız_erkek istanbul birinciliği aynı sayıda bölge birinciliğine sahip.uzun süre, eski başarılı günlerine, hasrat kalan okul geçen sene, istanbul ikinciliğini ve bölge turnuvalarında yarı finale kadar çıkarak ,okul müdürü ALİ CAN,nın özverileriyle eski başarılı günlere döneceği izlemini veriyor bizlere.

muzo
18-09-06, 08:01
YILDIRIM'IN RECEP HOCA'SI.


1946 Yılında sancak bölgesinin novipazar şehrinde doğdu.1957 yılında türkiyeye göç etti.Eyüp lisesi ve Açık öğretim fakultesini bitirdi.uzun yıllar ŞEHİT KAMİL BALKAN ilköğrtim okulunda öğretmenlik ve basketbol antrönörlüğü yaptıktan sonra 95-96 Yılında emekli oldu.1969 yılında ŞEHİT KAMİL BALKAN ilköğretim okulunda vekil öğretmenliğe başladı.bir süre tekirdağ canbaz dere köyünde,daha daha sonra ise Alibeyköydeki kılıçarsalan ilkokulunda görev yaptı.1974 yılından emekli olana kadar ŞKB.İlkokulunda görev yaptı.bu okulda spor faliyetlerine 1974 yılında puan pist yarışmaları ile başlandı.bu müsabakalara ilk defa katıldıklarında istanbul 2.si oldu.puanlı pist deyince içinde uzun atlama,yüksek atlama,disk atma,gülle atma 4*75 bayrak yrışları gibi şeşitli müsabakalar vardı.daha sonra eskişehir ve ıspartada yapılan müsabakalarda RECEP TÜRKOĞLU;nun başında bulunduğu takım karması önemli dereceler elde etti.Bayanlar atletizm takımı,yapılan karşılaşmalarda başarıdan başarıya koşuyordu.diğer taraftan valeybol kategorisinde müsabakalara ilk katılımda İstanbul 3.lüğü önemli bir başarı elde edildi.erkeklerde 1979 yılında hentbol müsabakalarına ilk katılımda kız ve erkek takımı istanbul 2.si oldu.başarılara aynı sezon kros yarışmalarında istanbul 1.si oldu.daha sonra branşların çokluğu ve antröner yokluğu sebebiyle voleybol ve hentbol branşlarında finallere hak kazandıkları hlde gidemediler.1979 yılından itibaren ağırlıklı olarak basketbol branşına devam edildi.yine bu sıralar erkekler basketbolda İstanbul 2.si oldu.basketbola ağırlık verilmesinin sebebi yıldırım mahallesi gençlerinin bu spor dalına yatkın ve uygun olduduğundandır.bundan sonrada basketbolda ardı ardına bir çok başarı elde edildi.bundan sonrada ilkokul ve ortaokul aşamasında çevre liselerde aynı başarının alınmamasının nedenlerinin altında,başarılı basketbolcularımızı özel kolejler burslu olarak kendi bünyelerine aldıklarından dolayı, çevre liselerde doğal olarak başarı düşmüştür.Ama gençlerimizin gittikleri okullarda başarıları devam ettirmiştir.milli takımımızın alt yapı iskeletini yıldırımlı gençler oluşturmaktadır. bu ekolden çıkanlar, hidayet türkoğlu,hakan köseoğlu,semih erden.... diye sıralayabilriz......teşekkürler RECEP HOCA....

muzo
18-09-06, 21:28
TAŞLITARLALI BOŞNAKLAR

Taşlıtarla, G.O.P.'nın eski adıdır. G.O.P. stadı ve Küçükköy yolu arasında kalan küçük bir yerdir. Bu mahallede Cekoviç, Batkiç, Pepiç,fakiç, Kardoviç, Gırliç, Hot,Reçkoviç,ibroviç ve demirköylü ve sivaslı Boşnak bir Aile yaşardı. . G.O.P. stadının yanında olmasından dolayı, Boşnaklardan birçok ünlü futbolcu çıkmıştır. Saffet Akbaş, İlhan Sancaktar, Sedat Balkanlı, Recep Yavuz(Eskişehirspor), Mehmet Sevigen(Kayserispor) ve 2. liglerde oynayan daha niceleri... Bu futbolcuların çoğu mahallelinin kurduğu Kubilayspor ve Atılımspor takımlarında yetişmiştir.
Futbolcularının yanısıra başka alanlarda da isim yapmış birçok ünlü şahsiyet bu mahalleden çıkmıştır. Banu Alkan, Mehmet Sevigen (siyasetçi), Zikri Özdemir (İlk Boşnak Şarkıcı) Feriz demiroviç,mula yusuf vs.
Taşlıtarla'da kısmen de olsa Bağlarbaşı ve Sarıgöl mahallesinde Boşnaklar yaşar. Çocukluğumun geçtiği bu yerlerde unutamadığım kişiler arasında uzun boyuyla tanınan Dalton lakaplı Ragıp, iyi bir santrfor olmasına rağmen hayal ettiği yerlere gelemedi. 40 yaşına kadar futbolcu olma arzusunu sürdürdü.
Unutamadığım başka bir olay ise, evimizin bahçesinde annemin keçi beslemesidir. Okuduğum Ortaokul evimin yakınında olmasına rağmen arkadaşlarım keçileri görmesin diye en son ben gelirdim. Ortaokulda sınıflar arası turnuvalarda ve okul takımında Boşnak çocuklar ön plana çıkardı.
G.O.P. stadı kurulduktan futbola olan ilgi azalmaya başladı. Şimdi ise, Boşnak ailelerin sayısı azalmıştır. Başta bizim aile olmak üzere birçok aile B.Paşa'ya taşınmıştır. Mazide ise anıları kalmıştır. Dalton hala orada yaşar. Mehmet Sevigen'in ailesi hala oradadır. Banu Alkan, dayısı Faik Amca'yı ziyaret eder.

muzo
20-09-06, 22:17
RAMİLİ BOŞNAKLAR


Eyüp ilçesinin bir mahallesidir. İstanbul'a gelen ilk boşnaklar Rami ve Havuzbaşı'na yerleşmiştir(tahmini 100 yıl). 1950 yıllarından itibaren başlayan (eski yugoslavya) göçlerden dolayı, Rami semtine yerleşmişlerdir. Hepimizin ailesinin geçmişinde bir Rami serüveni yatar. (Küçükköy ve Yıldırım mahalleleri boş bir arsa iken). Çocukluğumun geçtiği Taşlıtarla semtinden minibüslerle, Topkapı-Beyazıt istikametinde yolculuk yaparken bugünkü Rami ortaokulunun karşısındaki sokak adları dikkatimi çekerdi; Boşnak Hıdır Sok., Boşnak Hüseyin sok. ve Bosnalılar Durağı... O zamana kadar bu tür konular ilgimi çekmiyordu. Ağabeyim göç eden ilk boşnakların Rami semtinde olduğunu söylediğinde şaşırdım ve ilgimi çektim. Ortaokulu Taşlıtarla semtinin, Kadri Yörükoğlu okulunda okudum. Okulun voleybol ve basketbol takımlarında oynuyordum. İstanbul ve bölge şampiyonalarına katılmadan önce komşu semtte bulunan, Rami ortaokuluyla hazırlık maçları yapıyorduk. Rakip takımda uzun boylu ve atletik yapılı boşnaklara benzeyen insanları görüyordum. Merakımı gidermek için sordum. Boşnak olduklarını fakat bir kelime boşnakça bilmediklerini duyduğumda hem üzüldüm hem sevindim.
Çocukluğumun unutulmaz anılarından biri şöylEdir; Pendik'te yaşayan Bayar ailesi, Rami'de çok yakın bir akrabalarının olduğunu (saim) ve bu akrabalarıyla Taşlıtarladaki evimizde karşılaştıklarında, oluşan duygusal ortamı daha çocukken görmüş,hafızama kaydetmiştim. Fazlı Bayar vefat ettiğinde geç bulup erken kaybettiği akrabasını kaybetmesinin verdiği üzüntüyü ve gözyaşlarını, Saim abide gördüğümde çok etkilendim. Muhacirliğin zor olduğunu işte o zaman daha iyi anladım. Bugün de Rami'de hala eski Boşnaklar yaşar. Ama sokaklarında cumbuz olmaz, düğünlerinde armonika çalmaz. Bildiğim tek şey asimile oldukları... Başta yazar Ayşe Kulin, gazeteci Serdar Turgut ve Ergun Turgut gibi adını bilmediğim daha nice boşnak ünlüler burada yaşamıştır.
Başta Ramili Baboviç Ağabey olmak üzere, herkese saygılar....

Cucevic
21-09-06, 07:11
Degerli Muzo agabeyim Bayrampasa belediyesinin icraatlarindan Turkiyede ilk olmasi hasebiyle sokak bilgisayarlarini hatirliyorum. Bu sokak bilgisayarlarindan biri Barosticanlarin oradaki parkta idi. Yanlis hatirlamiyorsam orada okumustum KEMER ve ILCEMIZIN su kanallari Mimar Sinan tarafindan yapilmisti.

Bunu yazmamin nedeni kemer yazinizdaki su satirdan dolayi
"KEMER/kemer,muhtemelen bizans dönemi kalıntılarından olan bir su kemeridir."

Umarim arastirmaci kardesler Kemer'le alakali yapildigi tarih ve yapana ulasip bizimle paylasirlar.(belki sokak bilgisayarlari hala varsa, orada Tarihimiz kosesinde bulabilirler)

Ayrica sahsen tanidigim Recko (Recep Hocayi) Anlattigin icin tesekkur ederim. (Bana yüzmeyi o ögretmisti) Recko hoca kendini yeni nesil bosnaklarin spor egitimine adamis bir gönül adamidir. Ne hikmetse meshur olan sporcu genclerimiz Hidayet dahil, ciktiklari TV programlarinda Recko hocayi hic anmamislardir.

Neyse okula gec kaliyorum yine hemen cikmam gerekiyor. Nostalji kösesi cok iyi gidiyor devamini bekliyorum.

Bölümü acan ve paylasimda bulunan tüm kardeslerime tesekkurler.

babovic
21-09-06, 18:17
recep hoca,nasuh,şevket
YILDIRIM'IN 3 ATLISI
1924 yılında kurulmuş olan Rami spor kulübü,dünya tarihinde italyan dino Zoff ile sabri kiraz'ın kardeşi kaleci ramili arnavut yüksel o sene dünya tarihinde bir ilk olan gol yemeden namalüp olarak şampiyon olmuştur.
o tarihte yıldırımdan reçko,kahveci nasuh,ve buzdolabı çamur şevket'te o kadroda yer almışlardır.
küçükköyden takoz nafiz,benzinci tores'te yer almışlardır.
kendilerine buradan sonsız sevgi ve saygılar

AdeSa
21-09-06, 18:30
Mimar Sinan tarafından İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla döşenen ve halen faal durumda bulunan su kanallarına, inşa edilen binaların atık su ve tuvalet tesisatlarının yanlış bağlanması ve bu su kanallarına bağlı çeşme sularının bölge halkı tarafından kullanılması sonucunda semtte kolera salgını çıktı. Salgın çok kişinin hayatına mal oldu. Sağmalcılar adını zihinlere kolera sözcüğüyle birlikte yerleştiği düşünülerek ve lV. Murad'ın sadrazamlarından Bayram Paşa'nın burada bir çiftlik sahibi olmasından esinlenilerek Sağmalcılar adı Bayrampaşa olarak değiştirildi.


Bulabildiğim tek bilgi bu oldu su kanallarıyla ilgili..
Umarım daha teferruatlı bilgi edinebilirim..

Dipnot : Bu bilgi Bayrampaşa Tarihi Su Kemeri'nin açıklaması olarak geçiyordu..

muzo
21-09-06, 23:36
YIDIRIM SPOR.

YIL 1960 doğu bosna (sancak)bölgesinden gelen bir guruP (1956/58) şimdiki adı yıldırım mahallesine yerleşirler.o zamanın çocukları futbola özenirler. ALTINÇAM adında bir futbol takımı kurarlar.kulübün adı izmirde bulunan boşnak bir kulübün adıdır.daha sonra mahalle gelişir ve adını yıldırım spor olarak değiştirir.Başkan rahmetli ilk lokantacı, şişman RIFAT AKOVA,dır.zamanla yıldırım spor istanbulun meşhur semt takımı olur.Reklerini Türk bayrağından alır. kırmızı, beyaz.ilk kuşağın futbolcularından bir kaçı Rahmetli Toros,Faruk,,Taso,Nurço,İbrahim,zikri Faik maslak gibi, ağabeylerimizdir.daha sonraları gelen nesilde ise büyük gelişmeler olur.yenilmez bir takım kurulur.tüm katıldığı turnuvalarda başarılı olur.Amatör ve profösyönel takımlarla yaptığı tüm maçları kazanırlar.bunlardan bazıları şöyle,Eyüp Gaziosmanpaşa,küçükköy,Rami,Bayrampaşa,her maçta galip gelmişlerdir.her maç büyük bir seyirci kitlesiyle oynanır.yıl 1978 büyük bir maç stadı rakip Beşiktaş sonuç 1/o galibiz.gol Rus şefket.şampiyon fenerbahçenin Antiç,ivançeviç kadrosuyla 2/2 berabare kaldık.yıldırımsporda daha sonralar yetişenler,Reçko,metin,zahir,mahmut,mAruf,şefket,s alih,zekir,Recep,toto,Eşref,hayrii,bahri sipahi,cibo.bu arkadaşlar yıldırımı senelerce hayranlıkla izletmişlerdir.yıl 1976,da ise Recep Türkoğlu ile metin ok,un girişimleriyle takım federe olur.liglerde çeşitli başarılar alır.semtimiz gelişir arkasından yeni takımlar türer.,yıldırımgücü,sönmez gençlik,barbaros,çelik spor,sancak spor vs.fakat tüm takımlar çok ilkel sahalarda ilkel koşullarda spor apmışlardır. yıl 1982 yıldırım güce federe olur.zamanla iki takımın fazlşa geleceği düşünülerek bu iki takım birleşir YIDIRIMBOSNA Adını alır.
şimdi ise profösyönel 3ligde yer almaktadır.

YILDIRIMSPOR DİZİLDİ
SARI TOPRAK SAHAYA
ŞEFKO,REÇKO GOL ATTI
ÇOK İŞ DÜŞTÜ HAYROYA

METİN AÇIKGÖZ
ŞEFKOYA PASI VERDİ
ŞEFKONUN ÇEKTİĞİ ŞUT
G.O.PAŞA AĞLARINI DELDİ
BEKLERİMİZ ÇOK SAĞLAM
FORVET ACARMI ACAR
YILDIRIMSPOR DURDUKÇA
HER ZAMAN KONUŞULUR
DÖÇMEN BOŞNAKLAR.... Şiir Şefket ok (Rus Şefket)


teşekkürler sayın baboviç hatırlattığın için...

edito
23-09-06, 12:06
FAT BEY (FUAT BEY)
Mensucat Santral fabrikası Topkapı civrındaydı. Bugün olup olmadığı konusunda bilgim yok. Bildiğim tek şey çocukluğumda ablalarım'dan işittiğim Fat Bey fabrikasıdır. Daha sonraları öğrendimki Fat Bey, Mensucat Santral fabrikasıymış. Bu fabrikanın bu adla anılması Fuat Bey isimli insan kaynakları müdürüyle ilgilidir. Bu zat göçmen boşnakların çalışkanlığını ve dürüstlüğünü bildiği için tercihini boşnaklardan yana kullanmıştır. Boşnak dostu Fat Bey'in iyilikleri halen daha posjedaklarımızın konusu olmaktadır. Ben anılara Fat Bey'i anlatarak başlamak istedim. Fat Bey ile ilgili anılara denk geldiyseniz eğer nostalji köşesinde paylaşabilirsiniz. Tabi bunun dışında farklı anılarınız varsa eğer okumaktan büyük keyif duyarız.



annem 11 yaşında gelmiş Türkiye'ye.. hemen işe sokmuşlar (kendi yaşıtları olan kuzenleriyle) boyu o kadar kısaymış ki babası yanında taşıyabileceği bir tabure yapmış.
maliye kontrol etmeye gelirmiş fabrikayı o zamanda saklanmak zorunda kalırlarmış.
Faatbey de çalışan kimse dil bilmez, bizimkiler Türkçe bilmez yine de yolunu bulmuşlar anlaşmanın. maaşlarını, yevmiyelrini günü gününe almışlar hep. kızların servisine hep özen gösterilmiş. Faatbey den emekli olan bir sürü emekçi tanıdığım "Allah ondan razı olsun" diye sözeder.

temiz olmak ne kadar önemli demek ki işveren olarak...

muzo
23-09-06, 12:15
AYVALIDERE BOŞNAKLARI.

Esenler ilçesinin bir mahallesidir.Bugünkü adı Namık Kemal mahallesidir.Boşnaklar buraya, Ayvalıdere derler.Taşlıtarlada yaşarken, çocukluğumda,Annem beni sürekli Ayvalıderede yaşayan Dayıma götürürdü.
Dayım ve ailesi kartal çavuşoğluna taşındılar,şimdi orada yaşıyorlar.
taşlıtarladan ayvalı dereye, topkapı üzerinden minibüslerle aktarmalı giderdik.çile dolu bu yolculuk sonunda yolları bataklık olan Ayvalı dereye gidermişik...o zamanlar Ayvalı dereye gitmek, şimdi 500 evler pendik arasına gitmek kadar zordu.şimdi ise,tarmvayla 10 dakikada gidiliyor. Ayvalıdere boşnakları, Terazi dere metro durağının hemen yanındadır.bu mahalle hakkında,çocukluğumda edindiğim diğer izilenim BEŞİKTAŞ,ta oynayan şaban kartaldı.o dönem kemal sunalın filmi yüzünden adı inek şaban kaldı.daha sonra ticari sorunlardan dolayı hayatına son verdi. kendisini buradan saygıyla anıyorum. o dönemler futbolcu şabanla gurur duyardı bizim boşnaklar.birde yusuf Bayhan vardı,Beşiktaşın teknik direktörü MİLİTİNOVİÇ,in tercümanı...Şaban ve yusuf televizyona çıktığında EVO NAŞİ BOŞNACİ İZ AYVALIDERE DERLERDİ.bizim boşnak'ların övünç kaynağı olmuşlardı.daha sonraları yıldırım bosna'da başkanlık yapan saffet Altın,da ,ayvalıdere boşnaklarındandır.saffet altının yıldırım bosna ve bosna sancak derneğine değerli katkıları olmuştur.mahallede azımsanmayacak boşnak yaşar.diğer boşnak mhallelerinde gözlendiği gibi dükkanlarda bosna ve sancak adı dikkat çekmez.....daha sonra yadran düğün salonu buraya solon açtıktan sonra tek boşnakça tabela ünvanını almıştır.bugün bu mahalleden çok kişi değişik yerlere taşınmıştır.kalanlardan ise doktor lakaplı yusuf mahalelenin en eskilerindendir.Tıp fakultesini kazandığı halde okula gitmemiştir.yakınlarda bulunan altıntepsi,ve merterde azda olsa boşnaklar yaşar.....sayın kurtnoviç ESENLER,de oturur. ayvalıdereli değildir.umarım benim eksik kaldığım yerleri kendisi doldurur....herkese saygılar...

adal?
24-09-06, 07:09
Sevgili muzo,bu bölümü açmanız çok isabetli ve faydalı olmuş.Boşnakları ilk göçmenlik yıllarından bugünlere taşımak,çok güzel bir düşünce.Anne tarafım Hot'lardan(Saşanka).Rahmetli dedemin tek katlı evi olduğu gibi duruyor.Beş dayımdan yanlız biri Türkiye'de,dördü yurtdışında değişik yerlere dağıldılar.Eski adıyla (Yıldırım'da)Ardıç sokakta bulunan müstakil evde halen anneannem ve teyzem yaşıyor.Çocukluğumun anılarında Yıldırım Mahallesinin her zaman özel bir yeri olmuştur.En küçük dayımla aramızda fazla yaş farkı olmadığından ,bahsettiğin eski top oynanan alanlara beraber çok kere gitmiştik.Babaanne tarafım Zukoviç'lerden,Cerekarac'ların çoğuda Yıldırım'da yaşıyor.Benim gibi,hemen bütün Anadolu Yakası Boşnak'larının Yıldırım'la ayrılmaz bağları var.Bu yüzden anlattığınız yerler paylaştığınız öyküler eminim ki herkezi sımsıcak sarıyor.
Yıldırım'la ilgili bana göre komik bir diyaloğu aktarmak istiyorum.Amcaoğlumun Yıldırım'dan Medo adında bir arkadaşı gelmiş.Maltepe Sahilde daha çay bahçeleri varken kalabalık bir gurup oturmuşuz.Konu futbol ve futbol muhabbeti oldum olası beni boğmuştur.Medo ateşli Yıldırım Spor savunucusu,anlatıyor da anlatıyor.Medo'yu kızdırmak için:Pendik sizi her defasında yeniyormuş,doğru mu? dedim.El cevap:Biz Pendik'lileri hem yendik,hem dövdük sonrada çalışmayan otobüslerini ittik!(Burası Boşnak dayanışması)ve kahkahalar kopuvermişti.

Cucevic
25-09-06, 02:29
Muzo agabeyim Saffet Candasin isabetli bir konu deyisine katiliyorum. Son zamanlar okul vs.den dolayi nete ve siteye gelemedim simdi de uykumdan fedakarlik yaparak buradayim Okumaktan yazmaya pek zaman kalmadi. Ama cok keyif alarak konuyu takip etmeye özen gösterenlerden oldugumu bilmenizi isterim.

Katkilari olan herkese Tesekkürlerimi sunuyorum.

muzo
25-09-06, 20:41
BOŞNAKLAR HASTALANINCA...

Dr. İlhan ve Dr. Ömer Güven, Boşnakların eskiden en güvendiği doktorlardı... Bu iki doktor boşnak ailelerine fazlasıyla güven vermiştir. Öyle ki bir boşnak hastalandığında hastaneye gitmeden önce veya hastanede muayene olduktan sonra mutlaka emin olmak için bu doktorlara tekrardan görünürlerdi. Bu doktorlardan ömer güven eski yugoslavya göçmeni,Dr,ilhan göçmen olmadığı halde boşnakçayı sonradan öğrenmiştir.. Bu dönemlerde boşnak doktor olmadığı için hemşerilerince her zaman tercih edilmişlerdir. Birçoğumuz büyüklerimizden bu doktorların adını mutlaka duymuştur.
Herkesçe bilinen meşhur bir olay şöyledir: Kadın hastalığına yakalanan boşnak bir ablamız, Dr. İlhan dahiliyeci olduğu halde "beni İlhan muayene etsin" diyerek espri konusu olmuştur.
Ayrıca bu doktorlarımızın ne kadar başarılı olduklarını gösteren bir başka olay da, tüberküloz teşhisiyle yıkılan bir boşnak gencinin Dr. Ömer'e göründükten sonra yanlış teşhise maruz kaldığını öğrenmesidir. Bu tarz olaylar boşnakların bu doktorlara ne denli güvendiğini açıkça göstermektedir. Şimdi ise Boşnaklar,hemşehrileri olan, Dr. Elmas Orak ve Hüseyin Vatansever'i tercih etmektedir.
Konusu açılmışken boşnakların ünlü dişçisi küçükköydeki Cevat'ı unutmayalım. Boşnaklar adres gösterirken Dişçi Cevat'ı hala anarlar. Günümüzde ise Cevat'ın yerini Dişçi Hayri almıştır. Burada çalışan Zekiye Abla sayesinde birçok Boşnak tercihini Dişçi Hayri'den yana kullanmaktadır.
Dr. İlhan ve Dr. Ömer'in hala yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum ama anılarda yaşadıkları bir gerçek.buradanda anlaşılıyorki boşnaklar alıştıkları,güven duydukları yerden vazgeçmiyorlar..
Sizlerin de bu doktorlarla ilgili anılarınızı bekliyorum.

muzo
25-09-06, 21:07
İÇİMİZDEN BİRİ... ZEKİYE ABLA...

Çocukluğumda onu Ajda Pekkan'a benzetirlerdi. Zekiye Abla'yı 25 yıl önce dişçi Hayri'de tanıdım. Tam 30 yıldır Dr. Hayri'nin yanında yardımcılık yapıyor. Zekiye Abla'yı Küçükköy ve Yıldırım'da tanımayan yoktur. Baba tarafı Dazdaraviç anne tarafı Kurtagiç'tir. Her seferinde Boşnak milliyetçisi olduğunu ifade eden Zekiye Abla en çok 1989 yılında B.paşa Bosna-Sancak derneği kurulduğunda mutlu olmuştu. Onun tek dileği Boşnakların birarada dayanışma ve kaynaşma içinde olmasıydı. Tüm ideali buydu.
Yıldırım Bosna Spor kulübünün kötü gittiği dönemlere çok üzülürdü. İki boşnak kulübü birleşince dünyalar onun oldu.(Yıldrımgücü-Yıldırımspor). Fırsat buldukça Yıldırım Bosna'yı stadyumda da destekledi. Onu tribünlerde sıkça görürdük.
Derneğin ve kulübün dayanışma geceleri için çıkan biletleri elinden geldiğince daha çok kişiye ulaştırmaya çalışırdı. Dayanışma gecelerinnde Boşnak insanlarını kalabalık gördükçe kendi mutlu hissederdi.
En son kendisiyle tüm Boşnak derneklerinin birarada düzenlediği Karamürsel'deki piknikte görüşmüştük. Duygularını bana şöyle ifade ediyordu; "Türkiye'deki tüm Boşnakları birdarada görmek... İşte benim tüm idealim bu Muzaffer..".
sene 1997... Arkadaşlarla yerel gazetemizi kurmuştuk(Surdışı). Fikirlerini almak için Zekiye Ablamıza gittik. Yine çok duygulandı. Gazetemiz için elinden gelen maddi ve manevi tüm desteği gösterdi. 4 yıl önce talihsiz bir şekilde beyin kanaması geçirdi. Yıllarca sevgisiyle biriktirdiği Boşnak dostları onu hastalığında yalnız bırakmadı elbette. DR.Hayri'nin yanında görevine devam etmesinin yanında onu asıl ayakta tutan bu dostlarının vefakarlığıdır.
Hiç unutmam bir ablamız Zekiye Abla için şöyle demişti: "KENDİSİNE DEĞİL AMA BOŞNAKLARA ÇOK FAYDALI BİR İNSANDIR". Zekiye Abla belki haberin yok ama Bosnasancak.net'i duyarsan eminim yine çok sevineceksin. Ben de seni bu forumda anmayı bir borç bildim. Çünkü sen bunu fazlasıyla hakediyorsun.
Sizce de öyle değil mi?

fazlic_suki
26-09-06, 18:11
bende çok eski değil ama 10-15 sene evvelki olayları anlatmak istiyorum.
mahallemizde (yıldırım) basketbolun gençler arasında yayıldığı zamanlar.en popüler okulumuz olan Şehit Kamil Balkan İlköğretim Okulu'nun bahçesi bir basketbol sahasını andırırdı.o zamanlar şimdi ünlü basketbolcular olan Mirsad Türkcan,Hidayet Türkoğlu,Orhan Güler,Hakan Köseoğlu ve adı şuan aklıma gelmeyen daha niceleri sahanın yarısını kullanıp tek pota ikiye iki veya üçe üç maç yaparlardı.o zaman biz daha ilkokul sıralarında birer öğrenciydik ama onları iştahla seyrediyorduk.belkide çoğumuz onların sayesinde basketbola merak sarmışızdır. öyle bir izleyici kitlesi vardı ki o zamanlar sanki şampiyonluk maçını izliyordu herkes tabi oynayanlarda ona göre oynuyorlardı.o zamanlar basketbol maçları kıran kırana geçerdi,heyecan müthişti oysaki şimdi eski tadı kalmadı.daha sonra gençlerimiz kendilerini o kadar geliştirdilerki şimdi hepsi birer yıldız.zaten öncedende böyle olacaklarını belli etmişlerdi.
konuyu o kadar iyi anlatamadığımın iyi cümle kuramadığımın farkındayım.abim yazmama orucuna girmiş bu konuyu ondan duyduğum kadarıyla anlatıyorum.aslında bu yazıyı ondan beklerdim.

agovi??mer
27-09-06, 00:11
İÇİMİZDEN BİRİ... ZEKİYE ABLA...

Çocukluğumda onu Ajda Pekkan'a benzetirlerdi. Zekiye Abla'yı 25 yıl önce dişçi Hayri'de tanıdım. Tam 30 yıldır Dr. Hayri'nin yanında yardımcılık yapıyor. Zekiye Abla'yı Küçükköy ve Yıldırım'da tanımayan yoktur. Baba tarafı Dazdaraviç anne tarafı Kurtagiç'tir. Her seferinde Boşnak milliyetçisi olduğunu ifade eden Zekiye Abla en çok 1989 yılında B.paşa Bosna-Sancak derneği kurulduğunda mutlu olmuştu. Onun tek dileği Boşnakların birarada dayanışma ve kaynaşma içinde olmasıydı. Tüm ideali buydu.
Yıldırım Bosna Spor kulübünün kötü gittiği dönemlere çok üzülürdü. İki boşnak kulübü birleşince dünyalar onun oldu.(Yıldrımgücü-Yıldırımspor). Fırsat buldukça Yıldırım Bosna'yı stadyumda da destekledi. Onu tribünlerde sıkça görürdük.
Derneğin ve kulübün dayanışma geceleri için çıkan biletleri elinden geldiğince daha çok kişiye ulaştırmaya çalışırdı. Dayanışma gecelerinnde Boşnak insanlarını kalabalık gördükçe kendi mutlu hissederdi.
En son kendisiyle tüm Boşnak derneklerinin birarada düzenlediği Karamürsel'deki piknikte görüşmüştük. Duygularını bana şöyle ifade ediyordu; "Türkiye'deki tüm Boşnakları birdarada görmek... İşte benim tüm idealim bu Muzaffer..".
sene 1997... Arkadaşlarla yerel gazetemizi kurmuştuk(Surdışı). Fikirlerini almak için Zekiye Ablamıza gittik. Yine çok duygulandı. Gazetemiz için elinden gelen maddi ve manevi tüm desteği gösterdi. 4 yıl önce talihsiz bir şekilde beyin kanaması geçirdi. Yıllarca sevgisiyle biriktirdiği Boşnak dostları onu hastalığında yalnız bırakmadı elbette. DR.Hayri'nin yanında görevine devam etmesinin yanında onu asıl ayakta tutan bu dostlarının vefakarlığıdır.
Hiç unutmam bir ablamız Zekiye Abla için şöyle demişti: "KENDİSİNE DEĞİL AMA BOŞNAKLARA ÇOK FAYDALI BİR İNSANDIR". Zekiye Abla belki haberin yok ama Bosnasancak.net'i duyarsan eminim yine çok sevineceksin. Ben de seni bu forumda anmayı bir borç bildim. Çünkü sen bunu fazlasıyla hakediyorsun.
Sizce de öyle değil mi?

Zekiye ablayı çok iyi tanıyoruz elbette, mahallede bulunan börekçi dükkanımıza sıksık uğrardı çok narin bir insandır çokda sıcak kanlı. hastalığına çok üzülmüştük şimdi iyi olmasına sevindim

muzo
27-09-06, 22:57
FERİZ DEMİROVİÇ.
Gerçekte var olmayan bir şeyleri duyabilir,görebilir,hissedebilir,tat ve koku olarak algılayabilirsiniz.gerçek olmayacak bir şeye güçlü bir biçimde innanabilirsiniz,aşırı şüpheci davranışlara düşebilirsiniz.anlatılan şeylere inanmayabilirsiniz.benim anlatacağın kişi Feriz demiroviç...kabadayı külhan beyi değildir.sadece doğal bir güce sahip bir insan.soy adı gibi Demir yumruğu vardır... zagrep'te tek başına 40 kişiyi dövdüğü dilden dile dolaşır.Almanyada kafanalarda çıkan kavgalarda onlarca kişiyi tek başına dövdüğü anlatılır.meyhane köşelerinde dostlarla içki masasında iseniz masanızda Feriz Demiroviç muhabbeti eksik omaz.en çoK yurdışında yaşayan boşnaklar anlatır , Feriz Demiroviçi..anlatılanların hiç biri abartı ve yalan değil,bilhakis bende tanık oldum, bu konuşmalara...Hiç bir zaman dövüş sporları yapmayan Feriz demiroviç daima haklının yanında haksızlığa karşı gelmiştir...yurdışında yaşayan türkiyeli boşnaklar, Restaurantta Feriz Demiroviç varsa kendilerini emin ellerde hissediyorlarmış..İzlediğimiz filmlerde görürüz bu tür kavgaları ,gerçek olmadığını bilerek....bildiğim tek şey bu yazdıklarımın doğru olduğu ....Efsane olmuş Feriz Demiroviçi birde büyüklerimize sorsak,daha ne gibi anılarI çıkacak karşımıza...bana düşen görev Bu güçlü insanı burda anmak...anılarınızı bekliyoruz...saygılar...

vodolia
28-09-06, 06:47
sn.muzo ben size yıldırımın çok önemli renklerinden biri , ruhsal rahatsızlığı olan ''murat'' ı hatırlatmak istiyorum. sabah kalkıp okulumuza, işimize giderken onu hararetle duvarlara birşeyler yazarken görünce, yüzümüzde güzel bir gülümsemeye yol açan bu insan da bence burada güzel bir yazıyı hak ediyor. saygılar.

muzo
28-09-06, 07:55
KIRKLARELİ BOŞNAKLARI

Kırklareli Trakyada bir ildir.boşnaklar buraya Kırklica der.Boşnaklar buraya1913/1925 Tarihleri arasında,karadağ ve Novipazardan göç edip gelmiş.boşnaklar en çok Demirköy ilçesinde yaşar.,kırklareli şehir merkezinde,Pınarhisar,Lüleburgaz,Çerkezköy,Evrenci k,koyva,aksicim ve balkayada boşnaklar yaşar.cumhuriyetin kurulma dönemlerine tanık olduğu kadar,osmanlının son yıllarınada tanık olmuşlardır..ne kadar zor koşullar altında yaşadıklarını siz tahmin edin!! bugün çoğumuzun nufus kağıtlarında, nufusa kayıtlı olduğu yer kırklareli yada Adapazarı yazar.daha sonraki göçeden boşnaklar çareyi hemşehrilerinin ve akrabalarını yanına gelmeke bulmuşlar.....daha sonra istanbul ve diğer şehirlere dağılmışlardır...DEMİRKÖY, ilçesinde ,boşnaklar,Karacadağ,Dereköy,Velika,Trule,Maglavit a köylerinde yaşar.bugün hala boşnakçayı konuşur,örf ve adetetlerini sürdürürler...yöre halkı geçimini ormancılık yaparak sürdürür..evlillikler genelde boşnaklar arasında yapılır..Bugün bu gelenek bozulmaya başlamıştır...Buradan göç eden boşnaklar, iş olanakları yüzünden,başta istanbul,Gosmanpaşa ,Bayrampaşa,(yıldırım'da demirköylüler kahvesi var)Lüleburgaz ve Çerkezköye yerleşmişlerdir..BOŞNAK TÜRKÜSÜ öykü kitabı yazarı, İsmail gümüş demirköy boşnaklarındandır.. Menderes döneminde,Meclise Muharrem Gülnar adında boşnak Milletvekili göndermişler..BAYARAMPAŞA Bosna sancak derneği kurucu ve onursal başkanı Zahit Gürdal Demirköy Boşnaklarındandır.. Bölgede,Cekoviç,Kurtagiç,Eleskoviç,Vruçan,Greskovç ani,Fazliç,İbroviçler vs sülaleri yaşar....muhacirlik ve göç yıllarını anlatmaya devam edeceğiz.....saygılar...

muzo
28-09-06, 21:26
ALİBEYKÖY'LÜ BOŞNAKLAR

Alibeyköy, Eyüp ilçesinin bir semtidir. Alibeyköy'ü medyadan hepiniz duymuşunuzdur. İstanbul'un sağanak yağışlı günlerinin ardından ajansların ilk konusu haline gelir Alibeyköy. Bir Bodrum kadar önemlidir medyada dersek abartmış olmayız. Biz tabi ki buradaki Boşnaklar üzerinde duracağız.
Alibeyköy boşnaklarının büyük çoğunluğunu Sancak'tan gelen Boşnaklar oluşturur.Sancaklılar adı altında birde dernekleri vardır. Birçok derneğimizin adında geçen Bosna sözcüğünün Alibeyköy derneğinde geçmemesinin sebebi, Bosnalıların olmamasından olsa gerek. . Türkiye'de ilk defa boşnak dernekleri arasında kendi binasına sahip olanı bu dernektir. (pendik daha sonra).
Derneklerinin gecesinde gördüğüm en önemli nokta, birbirlerine olan bağlılıklarıydı.Alibeyköyde boşnaklar,alibeyköy merkez,karadolap ve çırçır mahallelerinde yaşarlar. Dağinık yaşamalarına rağmen sayıca az olan bu boşnaklar dernek çatısı altında sağlam bir bağlılık oluşturmuşlardır. Liçina ve Hasiç sülaleleri bu bağlılığın oluşmasında en etkin rolü oynamaktadırlar. Küçükköy ve Yıldırım Boşnaklarıyla yakın akrabalık bağları vardır.Boşnak Türküsü yazarı İsmail Gümüş, Alibeyköy'de geçen anılarına bu kitabında yer vermiştir.Buradan da görüyoruz ki Eyüp ilçesinden iki önemli Boşnak yazarımız çıkmıştır.(Ayşe Kulin-Rami).bu forumda nostalji konularını yazmamızın nedenini, jasko kardeş gibiş gelecek kuşaklara bir şeyleri hatırlatmak. Jasko, Boşnak Türküsü kitabının tanıtımını okuduğunda "Alibeyköy'de oturuyorum benim bu kitaptan nasıl haberim olmaz ya" demişti.
Çocukluğumun Alibeyköy'e dair tek hatırası sütlü mısırıdır...
Sevgili Jasko'ya sevgiler.......

Sancaklija
28-09-06, 22:43
sn.muzo ben size yıldırımın çok önemli renklerinden biri , ruhsal rahatsızlığı olan ''murat'' ı hatırlatmak istiyorum. sabah kalkıp okulumuza, işimize giderken onu hararetle duvarlara birşeyler yazarken görünce, yüzümüzde güzel bir gülümsemeye yol açan bu insan da bence burada güzel bir yazıyı hak ediyor. saygılar.

Bencede Murat bircok kişiden zararsız ve sitemizde kapsamli bir tanitim hakkediyor.

Birde onun meşhur bir soru cümlesi var hiçbir zaman ne dediğini anlayamadığım o cümlenin şifresini çözen bir arkadaş varsa bizimle paylaşsin lütfen.

Teşekkürler.

muzo
02-10-06, 20:33
ŞİLEDEKİ BOŞNAKLAR

Şile, İstanbul'un Anadolu yakasında, Karadeniz sahilinde şirin bir tatil beldesidir. "İstanbul'un Bodrumudur" diyebiliriz. Önceleri yeşillikler içindeki keskin virajlarıyla uzun ama dinlendiren yolculukların yapıldığı Şile yolu, yeni yolun (Karadeniz yolu) yapılmasıyla daha kısa bir mesafe haline gelmiştir. Mesafenin kısalması gidiş-geliş oranını arttırsa da doğal güzelliğin yok olmasına da neden olmuştur. (Şile için;bkz. edito,gezi rehberi)...
Şileyle ilgili bizi ilgilendiren orada yaşayan boşnaklar tabi ki... Şile'nin Boşnakları Yeniköy'de yaşarlar. Yıllar önce abimin yazlığına gittiğimde Yeniköy'ü duyar duymaz görmek istedim. Abilerim Boşnak misafirlerini eğer zamanları varsa mutlaka bu köye götürürler. Köyün girişinde Kilise'den bozma bir yapının olduğunu görürüz. Bu yapı bize eski bir Rum köyü olduğunu gösterir. Şu anda ise köyün tamamını Boşnaklar oluşturmaktadır. Boşnaklar buraya en çok Sancak-Kolaşin bölgesinden gelmiştir. Tutin ve Novipazar'dan da çokça Boşnak vardır. Köy halkı ormancılıkla geçinir. Köyün gençlerinin çoğu, Şile Belediyesi'ne ait yerlerde çalışırlar. Özellikle yazın cankurtaran olarak Şile plajlarında "boy" gösterirler. Korza yapılan caddede uzun boylu ve yakışıklı gençlere rastlarsanız bilin ki bunlar Yeniköylü Boşnak gençleridir. Güzel Boşnak kızlarını soracak olursanız onlar da Küçükköy ve Yıldırım'a gelin gitmişlerdir.yazları,küçükköy,yılldırım ve pendik boşnakları şilede tatil yaparlar. Doğa harikası bu köyü Boşnak olmayanlar ziyaret ettiğinde arsa ve yer satın alma talepleri köylü tarafından pek olumlu karşılanmaz.
Yeniköy Şile'ye 12 km uzaklıktadır. Eğer birgün yolunuz Şile'ye düşerse Yeniköy'e uğramadan gitmeyin. Hemşehrilerini iyi ağırlamasını bilen bir Boşnak köyüdür. Saygılar....

devrimci bosnak
02-10-06, 20:44
sayin muzo arkadasim mumkunse suriye filistin ve pakistanda bosnaklarin oldugu soyleniyo onlar hakkinda birsey bulursansevinirim.
saygilarimla

agovi??mer
02-10-06, 21:00
SANCAK BİLARDO

Yıldırım Mahallesi'nde 1990'lı yıllarda gençlerin en gözde mekanlarından biriydi. Dünya şampiyonu bilardocu Semih Saygıner bile buraya gelmiş ve gösteri maçları yapmıştı. Bazı maçlarda bizim mahallenin gençleri Semih'i alt etme başarısını göstermişlerdi.

Sancak Bilardo, bilardo sevgisinin Yıldırım Mahallesi'nde çığ gibi büyümesinde başrolü oynamıştır. Ancak son yıllarda bu spora karşı duyulan ilgisizlik Sancak Bilardo'yu da etkiledi. Herşeye rağmen son 3 yıla kadar Sancak Bilardo'da İstanbul genelinde turnuvalar düzenleniyordu. Türkiye klasmanında yer alan sporcuların katıldığı turnuvalardaki maçlar büyük bir keyifle izleniyordu.

Mahallemizin gençlerinin profesyonel bilardoculara karşı gösterdikleri mücadele takdire şayandı.

Eğer o yılları hatırlayan arkadaşlar var ise lütfen anılarını paylaşsın. Bizim yaşımız biraz genç kalıyor detaylı hatırlamak için. Bir zamanlar Sancak Bilardo'da çalıştığım için son yılları iyi hatırlıyorum.

Yıldırım Mahallesi'nin usta bilardocularından İlhan Gülek'in işletmeciliğini yaptığı zamanlarda bir kaç ay çalışmıştım Sancak Bilardo'da...

kaliç
02-10-06, 21:34
sayın, DEVRİMCİ BOŞNAK,REFİK AKOVA Arkadaşımızın böyle bir araştırmaları söz konusu..suriyede boşnak olduğunu söylemişti.kitap çalışması var bu konuda,yeterli bilgiyi almış ise,sözünü ettiğiniz yerlerdeki boşnaklardan söz ederiz...saygılar...1912 BALKAN HARBİNDE SURİYEYE BİR GEMİ ÇIKIYOR BAHORLAR,KALİÇLER,PEPİÇLER,HOTİÇLER GEMİDEYDİ ORDA KALAN OLUYOR KALİÇ BİR İKİ AİLE DUYDUM SURİYEDEN URFAYA ORDAN ADANAYA ORDAN KARAMÜRSELE ORDAN KONYAYA ORDAN SON DURAK İZMİRE YERLEŞİYORLAR.

Cucevic
03-10-06, 03:14
Çocukluğumda onu Ajda Pekkan'a benzetirlerdi. Zekiye Abla'yı 25 yıl önce dişçi Hayri'de tanıdım. demissin.

Muzo agabeyim. Ben yakinen kendisini tanimam ancak dis gorünüm olarak, Zekiye abla; estetik rekortmeni Ajda Pekkandan cok daha güzel bir insan. Anlattiklariniza bakilinca Ajda Pekkan Zekiye ablanin kesip attigi tirnak olamaz diye düsünüyorum.

Ben uykumdan fedakarlik edip okumaya devam ederken sizlerde güzel paylasimlara devam edin lütfen.

J a r a n e
03-10-06, 15:44
sayın Muzo,Ayrıca israil'de ki boşnaklar,yahudi boşnaklar olarak mı yaşamlarına devam ediyorlar?Sayın Muzo birde Ayvalık'ta ki boşnakları yazarak beni aydınlatırsanız sevinirim.Çalışmalarınızın devamını dilerim saygılarımla

Not. İsrail'de ki boşnakların yahudi olmayacağını biliyorum.Yahudilik bir ırk,Musevilik bir dindir.Ben sadece bazı boşnakların Türkleşmek için yaptıkları çabaların orada(İsrail) olup olmadığını merak ettim.

muzo
05-10-06, 22:41
KÖSEÖMER KÖYÜNDE BOŞNAKLAR.

KÖSEÖMER köyü,Edirneye bağlı Havsa ilçesinin bir köyüdür...Boşnaklar bu Köye,Cumhuriyet öncesi yerleşmiş.köyün en yaşlısı Şerif Yaşa'nın anlatımına göre,Bosna Bihaçta yaşayan dedesi,osmanlı döneminde bu bölgede askerlik yapmış.kendi ailesiyle birlikte bir çok aile Köseömer Köyüne yerleşir.daha sonra,,sazin,velika gladuşa,mala kladuşa,dan bir çokboşnak aile bu köye göç eder..köyün yarısında,(boşnakların deyimiyle)dağlılar yaşar.kimdir bu dağlılar? Bulgaristan'dan gÖç eden ailelere burada dağlı derler.köy halkına dağlının anlamını sorduğumda kimse net bir yanıt veremedi(benim düşüncem Rodop dağları'ndan gelenler) uzun yıllar boşnaklar dağlılarla evlilik yapmamışlar(dağlılar akraba evliği yapmıyor) günümüzde ise boşnaklar ve dağlılar arasında evlilikler çoktur. günümüzdeköyün çoğunu yaşlılar oluşturmakta köyün gençleri 70/li yıların sonunda İST,G.o.paşa ve Bayrampaşaya göç etmişlerdir.buralarda mesleklerini Avizecilik yaparak sürdürdüler..Güngören ve Bağcılar ilçesindede köseömer boşnakları Vardır...Daha sonra fabrikaların istanbul'dan Trakya bölgesine taşınmasından dolayı,boşnaklar, Lüleburgaz ,çorlu,çerkezköy,saray ve edirne merkeze yerleşirler.,değişik yerlerde yaşayan Boşnaklar her bayram köylerini ziyeret ederek hasret giderirler..bugün hala boşnakçayı konuşan çoktur(Eski boşnakça) gençler anlar ama konuşmazlar...köyde dikkatimi çeken en belirgin özellik,buradada PİŞMAN mahallesi olduğu...Belkide yıldırım mahallesindeki pişman mahallesinin esin kaynağı burası olabilir...köy o kadar büyükkü,kendi aralarında köy olmasına rağmen, mahalle adı koymuşlar.. Bir dönem SHP Milletvekilliği yapan MUHİTTİN YILDIRIM köseömer boşnaklarındandır.Edirne'de Bosnaköy ve keşan da'da boşnaklar yaşar...
saygılar,

muzo
08-10-06, 00:53
CURUMLİJA
boşnaklar gönüllüye önceden cunulliya derdi.
daha sonradan curumliya demeye başladılar.. Askere gönüllü gidenlere denirdi.sancak bölgesi tutinde yaşamış olan, Babamın amcası (Amir hot) gönüllü asker adayı olmuş. Galiçya savaşına (ispanya) katılmış. Tutin'deki köyümüzden savaşa gitmeden önce, Babası Bajroja; savaşta ölmezsem eğer bilki geriye dönmeyeceğim demiş. Galiçya'dan bir tek mektup göndermiş. Ne bir mektubu nede kendisi evine dönmüş,Ailesi tüm aramalara rağmen Amir hot'u bulamamış.yaşadığından ümidi kesmişler.Babası Bayro çok despot biriymiş.oğluna çok çektirmiş.çareyi savaşa gitmekte bulmuş Amir Hot...Ailemiz daha sonra türkiyeye göç eder. çocukluğumdan beri bu hikayeyi büyüklerimden dinledim.Akrabalarımın ortak kanısı,savaşta ölmediğine dair...şu anda hayatta olmasa bile çocuklarının yaşadığını düşünüyorlar..bu tip ayrılıklar yaşayan Aileler olmuş,yapılan aramalar sonunda bir kaç curumlja ailesine kavuşmuş.çocukluğumdan beri beni etkileyen bu konuyu araştırmaya karar verdim.Sultan Ahmet'te bulunan başbakanlık arşivine baktım,adını ölenler arasında bulamadım.daha sonra değişik yerlerde aradım , hiç bir yerde adına rastlamadım..savaşta ölmemiş demek!! ölmemişse ailesi nerede yaşıyor? İsrail ve suriyede boşnaklar olduğunu öğrendikten sonra,akrabalarım belkide oralarda yaŞıyordur diye düşünmeye başladım. Yada bu yazıyı nostalji köşesinde okuyan birisi bir sürprizde yapabilir Bakarsın....bugün bir çok ailede Curimliya olarak askere gidip dönmeyen varmış. Buna benzer hikayeleri çok dinledim..birde sizden dinleyelim....saygılar.

pasha
08-10-06, 01:51
size bir ailenin hikayesini anlatacağım.bu aile şu anda yıldırımda ve pendikte yaşıyor ve bayağı buyuk bir sülale.sancakta geçiyor hikayemiz.19 y.y. sonları bu ailenin babasını sırplar öldürüyor bu arada bu aile o zamanlar müslüman değil.ölen adamın çocukları ufak ve en büyükleri 20 yaşlarında genç delikanlı babasının intikamını almak istiyor ama babasını öldüren aile büyük bir aile ve biliyorki onlardan birine bir şey yapsa birdaha o bölgede yaşatmazlar onları düşünüyor ve tek çözümü bunlardan intikamını alıp müslüman olmakta buluyor çünkü müslüman olup müslüman bölgesine geçerse hayatları kurtulacak .bu fikrini annesine anlatıyor annesi çok kızıyor ve diyorki ''sine ako zbog krvi mjenas vjeru da bog da sedam pojasa ti se ne spasilo od krvi''(oğlum kan davası yüzünden din değiştirirsen dilerim 7 kuşak sülalen kandan kurtulmasın) .delikanlı kafasına koyduğunu yapıyor bu sırpları pusuya düşürüyor ve 4 veya 5 kişiyi vuruyor.türk tarafına geçip müslüman oluyor ve murat adını alıyor ama annesinin bedduası peşlerini bırakmıyor .şu anki gençler yedinci kuşak oluyor ve bu güne kadar da kan davasından kurtulamadılar.1960 larda yıldırıma yerleştiler ve sonra çıkan olaylardan dolayı bir kısmı pendiğe yerleşti. bundan sonraki nesiller kan davasız yaşarlar inşaallah.sülalenin adını vermeyeceğim .bu hikayeyi dinlediğimde ilginç gelmişti sizlerle paylaşmak istedim....

DREKOV?
08-10-06, 21:38
CURUMLİJA

Curumlija gönüllü demek. Eskiden Askere gönüllü gidenlere denirdi.sancak bölgesi tutinde yaşayan, Babamın amcası (Amir hot) gönüllü asker adayı olmuş. Galiçya savaşına (ispanya) katılmış. Tutin'deki köyümüzden savaşa gitmeden önce, Babası Bajroja; savaşta ölmezsem eğer bilki geriye dönmeyeceğim demiş. Galiçya'dan bir tek mektup göndermiş. Ne bir mektubu nede kendisi evine dönmüş,Ailesi tüm aramalara rağmen Abit hot'u bulamamış.yaşadığından ümidi kesmişler.Babası Bayro çok despot biriymiş.oğluna çok çektirmiş.çareyi savaşa gitmekte bulmuş Amir Hot...Ailemiz daha sonra türkiyeye göç eder. çocukluğumdan beri bu hikayeyi büyüklerimden dinledim.Akrabalarımın ortak kanısı,savaşta ölmediğine dair...şu anda hayatta olmasa bile çocuklarının yaşadığını düşünüyorlar..bu tip ayrılıklar yaşayan Aileler olmuş,yapılan aramalar sonunda bir kaç curumlja ailesine kavuşmuş.çocukluğumdan beri beni etkileyen bu konuyu araştırmaya karar verdim.Sultan Ahmet'te bulunan başbakanlık arşivine baktım,adını ölenler arasında bulamadım.daha sonra değişik yerlerde aradım , hiç bir yerde adına rastlamadım..savaşta ölmemiş demek!! ölmemişse ailesi nerede yaşıyor? İsrail ve suriyede boşnaklar olduğunu öğrendikten sonra,akrabalarım belkide oralarda yaŞıyordur diye düşünmeye başladım. Yada bu yazıyı nostalji köşesinde okuyan birisi bir sürprizde yapabilir Bakarsın....bugün bir çok ailede Curimliya olarak askere gidip dönmeyen varmış. Buna benzer hikayeleri çok dinledim..birde sizden dinleyelim....saygılar.

Dedemlerin zamanında Türk ordusuna her aileden bir kişiyi curumliye olarak topluyorlarmış.dedemler iki erkek kardeşmiş,dedem gidecekmiş ama yeni evli olduğu için kardeşi gitmek istemiş..vedalaşarak İstanbul,Çanakkale tarafına gitmişler tabii yüm curumliye...o gün bu gün hiç bir haber alınamamış bir daha..
bu ailemizde hep konuşulmuştur.."curumliye" başlığını görünce,ufak bir hikaye ama paylaşmak istedim...


,sülalem Tutin/Ribariçe Veseniçe köyü Drekoviçler...
dedem Mehmet Drekoviç , kardeşi Fejzo Drekoviç.Babam ve amcalarım sağ olmadığı için bildiğimi geliştiremiyorum bu konuda.Çanakkale şehitliğinde gezerek boşnak şehitlerimizin adlarına baktım,fakat elimizde net bir tarihte yok maalesef...saygılar...

skitnica
08-10-06, 23:45
sayın muzo,

bu konuyu açtığınız ve biz boşnak gençlerini hiç görmediğimiz günlere götürdüğünüz için çok teşekkür ederim. benim ismini çok duyduğum fakat kim olduğunu bilmediğim biri var. mevzularda adı geçer ama pek kimse bilmez kim olduğunu. "zelena melajçe" diye biri mi ne varmış sancak'ta.

kimdir bu zelena melajçe, engin bilgileriniz arasında muhakkak bu sorunun da cevabı vardır diye düşünüyorum. yoksa bile forumda bilen varsa paylaşırsa sevinirim

saygılarımla

devrimci bosnak
09-10-06, 00:18
Dostum zeleno melayce olayi gercek bidigim kadariyla
olay rojayeyle berane arasinda geciyo o yillarda bende yugadaydim
cocugu olmayan bayanlar ona soruyo buna soruyo caresi ne diye.
Hoca var diyolar muska yaziyo tabi yazdiktan sonrada ,ormana gidin karsiniza
yesil elbiseli melek cikar ne derse yapin cocuk sorununuz hal olur.
tabi bir kurnaz koca kariyi takip eder ve melayceyi yakalar.ikitane sumardir,
biri kalac digerinin soyadini bilmiyom muska yazan hocada agovictir .
bu olay o domem basinada yansimisti.

sejkic
09-10-06, 08:23
Benim büyük dedemde Bosnadan kalkıp curumlija gitmiş, Halil Sejkic, şehit olduğu söylenmiş, ne mezarını bilirler, ne de nerede öldüğünü. Ona saygıdan dolayı dedelerimiz, büyüklerimiz, kendilerine lakap olarak Halilovic derlerdi

muzo
10-10-06, 21:50
AKSİCİM VE BALKAYA.

Trakyada iki kardeş boşnak köyü.tekirdağ saray ,vize kırklareli sınırları içerisindedir.aralarında 10 km mesafe vardır.2 köyün dayanışması 1oo yıldan beri günümüze kadar sürmektedir.Yazın Aksicim köyünde dügün nedeniyle bulundum. Bu köye 20 yıl önce gelmiştim.düğün başlamadan Nostalji köşesine,bilgi toplamam gerekiyordu.köyün kahvesine gittim.Beni Nazim abi karşıladı.Nazim daha önce yıldırım bosna sporda şöför olarak çalıştı.Emekli olduktan sonra köyüne geri dönmüş.köyün tarihini sordum başlad ıanlatmaya...Nazimin dedesi askerlik yaptığı yere akrabalarını muhacir olarak getirmiş,ardından bu iki köye Bosna ve sancak bölgesinden çeşitli ailler yerleşmiş ...köy Halkı odunculukla geçimini sağlar..gençler istanbulun yolunu tutmuş,aksicim ve balkayada bir düğün haberi alır almaz,düğüne gelirler..benim bulunduğum düğünde iki köyün halkı vardı.düğünlerde boşnak oyunları oyerine ,trakya yöresi halk oyularını oynuyorlar.gençler boşnakçayı anlıyor ama konuşmuyor.köyün kızları genelde istanbula evlidir...aksicim ve balkaya sahil beldesi olan kıyıköy ve kasturaya yakındır.bu sayfiye yerine gelen istanbullu boşnaklar bu köylerimizi ziyaret eder.Aksicim ve Balkaya köyleri arasında kız alıp vermeler olmuş günümüze kadar...Nazim abi....kırklereli demirköy boşnaklarıyla yeni kız alıp vermeler başladığını söyledi.daha önce otoban olmadığı için Demirköye gitmek bir hayaldi..otobanın yapılmasından sonra trakyada bulunupta bir birlerinden haberdar olmayan köseömer ve keşan yenice çiftlik boşnak köyleri umarım bu dayanışmayı devam ettirirler...1998 yılında Bayrampaşa bosna sancak deneği bu iki köyün ortasında piknik düzenledi ,orada yaşayan boşnakların katılımıyla unutulmaz bir piknik oldu..yaz aylarında Kıyıköy ve casturaya giderseniz eğer,Aksicim ve Balkayayı ziyaret etmeyi unutmayın.....poştovajne

kadir_bibi
11-10-06, 16:20
aksicimde geçti yazlarım en güzel olaylar yazın hep beraber toplanıp tarlalara gidip çalışmaktı sabah giderdik annemler başlarlardı çalışmaya bende kuzenimle dereye koşardık hemen üstümüzü çıkarıp sonra öğlen yemeğini yerdik öyle güzel olurduki tarlalardan yeni çıkmış biberler patatesler mis gibi köy ekmeği tabiri caizse domuz gibi yerdik ama doymazdık öyle güzeldi ki sonra ekin zamanı gelirdi traktör kasasına geçer kasaya dolan buğdaylarla oyunlar oynardık ama sonra devlet bütün tarlaları satın aldı ve kazandere barajını yaptı köyün bütün tadı tuzu kaçtı parayı bol bulanlar har vurup harman savurdu tek geçim kaynakları odunculuk kaldı o da zor işti ama gene devletimiz bir karar almış ve ormanlarıda köylüden geri aldı hiç düşünmüyorlarmı buralardakiler ne yaparlar ne ederler

muzo
11-10-06, 22:21
SİVASLI BOŞNAKLAR.....SİVÇANİ.
Sivaslı boşnaklara istanbulda sivçani denir.SİV..boşnakça sivasın kısaltılmışı demek.sivçani ise sivaslı demekmiş..sivasta boşnaklar,Zara,Gemerek,Hafik ilçelerinde dağınık Halde yaşarlar.Çocukluğumda siyah beyaz televizyonların başında haber programlarını izlerken,biz boşnaklar ENVER AKOVA televizyona çıkınca en çok onunla gurur duyardık..Büyüklerimiz boşnakça, ovaje boşnak deRlerdi.Enver Akova sivas gemerek boşnaklarındandır.Ecevit döneminin CHP.sinde milletvekiliği ve başbakan yardımcılığı yapmıştır.televizyonların başında izleyip boşnaklığıyla övündüğümüz ilk ünlüdür..iktidardaki AKP milletvkili Hüseyin Kansu'da sivas boşnaklarındandır. Milletvekili kansu Bayrampaşa bosna sancak derneği aktif üyesidir.fırsat buldukça derneğin tüm etkinliklerine katılır,(halit besliç konserine geldi) Boşnaklar sivasa cumhuriyet öncesi,Bİjelo pole,kolaşin ve Novi pazar'dan muhacir olarak gelmişler...dillerini günümüze kadar sirdürmeyi başarmışlardır...istanbulun çoğu yerlerinde sivaslı boşnaklara rastlamak mümkündür..Benzin istasyonlarından benzin alırken boşnağa benzer biri görürüseniz sivaslı boşnaklardanmı diye sorabilirrsiniz.Sivçanlı Boşnakların çoğu benzin istasyonlarında çalışır..istanbulda Bayrampaşa,G.osmanpaşa,Bağcılar ve Güngörende yaşarlar..yıldırım mahallesinde yaşayan sivçanlar,asimile olmaktan kurtulmuş,Bu mahallede yaşayan hemşehrileri sayesinde boşnak dili ve halk oyunlarını ve adetlerini çok iyi öğrenmişlerdir...Hançer petrol,Hançer düğün salonu sahipleri bilinen ünlü sivçanlardır.Birde bizim forumun agresif yazan üyesi MORDOTH'ta sivaslı boşnaklardandır. POŞTOVAJNE..

adal?
11-10-06, 23:18
Bu sitede yapılabilecek en faydalı işi sen çıkardın sevgili Muzo.İnsanlarımızın Türkiye Cumhuriyetinin asli unsurlarından olan bir halk olduklarını bilmelerinde sonsuz fayda var.Eski Boşnak'lar sayesinde bizde bu topraklarda var olduk. Bunu unutmamak gerekir.Bosna-Sancak'ın ülkemizle ne kadar özdeşleştiğini herkezin öğrenmesinden önce ,biz idrak etmeli ve severek,inanarak sahip çıkmalıyız.İyi yoldayız...

adafelc
13-10-06, 07:55
bunu babam anlatmışltı bana babam 25 26 yaşında turkiyeye elmış BOSNA SAVAŞIDAN 1992 dekı bızde boşnaklar için bi kamp vardı goç edenler için orda kaldıdık sonrda turkiyeye gldık ist e ve babam hep kendını yabancı gıbı hıssetmış burda cunku kımse yı tanımıomuş butun akrabalarımzı BOSna Jugoslavia daydı onun ıcın cok zorluk cekmış ama gun gece gece arkadaşlık kurmuş bende bı gun sordum baba neden biz turkiyeye geldıkte başka bı ulkeye gelmeedık buraya gelebıldık bende cok uzldm Duşunun 14 seneden berı hiç bir akrabamı goremıorum ve baba annem 1.5 sene oldu ve hiç gormeden bi resımı bıle buyuk babamda ole bı resmını gorseydım en azndan içim rhatlardı bu bile olmadı kısmet.sonra okula başladım fln derken 7 yaşında ANNem Vefat Ettı.bu Kadar arkadaşlar daha vardı da aklıma gelmıor :D tekrar babama sorıyım :)

AdKo
13-10-06, 23:48
eski boşnaklar nerde; nerde o eskisi gibi birbirini tutan örf ve adetlerine saygılı birbirine selam veren koruyan boşnaklar eskilerde babam anlatıyoda herkez birbirini tanırmıs selam verirmiş herkez birbirine bir şey olunca herkez yardım edermiş şimdi bakıyorumda bundan eser yok boşnak benliğimizi git gide yitiriyoruz özellikle yeni nesil gençlerimiz hiç sahip çıkmıyorlar bence kültürümüze ben bi gurup duydum sancak bih diye yeniden canlandırmaya çalışacaklarmıs boşnak ruhunu ben bu konuda çook duyarlıyım benliğimizi korumamız gerekiyor özellikle gençlerimiz bizden sonra gelecek nesillere kültürümüzü aktarmak için bu tür guruplar şart bence bu guruba sahip çıkalım destekleyelim boşnak ruhunu tekrar canlandırmak için boşnak benliğimizi yitirmemek için saygılarımla

muzo
14-10-06, 22:51
FEHRAT PAŞA VE ÇİFTLİĞİ

Boşnaklar Ferhat'a Fehrat der. Fehrat Paşa bildiğimiz paşalardan değildir. Dedesi Osmanlı döneminde Curumliya olarak askere gitmiştir. Orduda edindiği başarıdan dolayı paşalık ünvanını almıştır. Bu ünvan böylece aileye girmiştir. Bu aile eski Yugoslavya'dan Çütahya (Kütahya)'ya muhacir olarak gelir. Dedesinin aldığı üstün başarılardan dolayı M.K.Atatürk bu aileye İstanbul'dan topraklar tahsis etmiştir. Şimdiki Ayvalıdere, Otogar ve çevresi, Altıntepsi, Muratpaşa Mahallesi, Kocatepe ve Yıldırım'a kadar olan araziler Fehrat Paşa'ya aitti. Bu arazilerde Yıldırım'dan başlayıp Ayvalıdere'ye akan bir dere vardı. Benim de hatırladığım kadarıyla Otogar ve civarında Ferhatpaşa Çiftliği vardı ve halen daha durmaktadır. Şimdiki Carrefour ve Otogar arsaları onundu.
Fehrat Paşa Ayvalıdere boşnaklarındandır. Ayvalıdere'ye gelişi 1952 yılına rastlar. Bu tarihten sonra gelen muhacir boşnaklara kucak açmıştır. Sirkeci garından aldığı boşnakları bu bölgeye getirip çiftliğe yerleştirip iş imkanları sağladığı bilinmektedir. Bu denli geniş bir çiftlikte neler yapıyordu? Neler yapmıyordu ki, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinden toprak işlemeye varana kadar her türlü tarım işiyle uğraşıyordu. hatta Ayvalıderede kendine ait olan yazlık sinemasıda vardı..
Ölümünden sonra çocukları Lutfo, Recep, Feyziya vd. yanlış ticari yatırımlar yüzünden o büyük toprakları kaybetti. Şimdiye sadece Carrefour'un yanındaki Ferhatpaşa Çiftliği kalmıştır. Çocukları ve torunları hala Ayvalıdere'de yaşamaktadır. Ferhat Paşa öldükten sonra kendilerine kucak açtığı boşnaklar gaddar bir patron oluşundan ötürü kızgınlıklarını hala dile getirirler. Güzel ve acı hatıralarıyla Fehrat Paşa nolursa olsun bizim gerçeğimizdir. Bu zamana kadar Ferhat paşa çiftliğinin ilginç hikayesini ben de bilmiyordum!! Sadece boşnak olduğunu duymuştum....Taki kayınvalidem anlatana dek...

muzo
14-10-06, 23:18
TETKA RAMİZA

Ramiza teyzeyi Küçükköy ve Yıldırım'da tanımayan yoktur. Yakın akrabam olduğu için yaşam öyküsünü sıkça dinlemişimdir. Hot sülalesindendir ve Muriçlere (GRAHOVA) evlenmiştir.
Genç yaşta kocasını kaybeden Ramiza teyze yetim kalan yedi çocuğuna bakmak için "şvercarka" olur. İtalya,Hindistan ve Yugoslavya'daki şverc maceralarıyla ün salmıştır. İtalya, Hindistan ve Yugoslavya'dan elde ettiği deneyimler sonucunda dimiya (gelin kıyafeti) ticaretine girer. Artık Türkiye'de nam salan Ramiza teyze, gelin adaylarına yaptığı kıyafetlerle adından söz ettirmeye devam eder. Gelin adayı genç kızların % 90'ı kıyafetlerini ona diktirmek için sıraya girerlerdi. Hayatında hiçbir zaman yatak döşek yatmamasını çok çalışkan ve üretken olmasına bağlayabiliriz. Elinde bulunan son siparişleri diktikten sonra -bundan 2 yıl önce-son kahvesini yudumlar ve oturduğu sandalyede doğanın gerçeğine yenik düşer.
Ramiza teyzenin dimiya geleneğini Medina ve Naza hanımlar devam ettirmektedirler. Bundan sonrasını bayanlarımız daha iyi bilirler. Herkese sevgiler..

kaliç
15-10-06, 21:05
CURUMLİJA

Curumlija gönüllü demek. Eskiden Askere gönüllü gidenlere denirdi.sancak bölgesi tutinde yaşayan, Babamın amcası (Amir hot) gönüllü asker adayı olmuş. Galiçya savaşına (ispanya) katılmış. Tutin'deki köyümüzden savaşa gitmeden önce, Babası Bajroja; savaşta ölmezsem eğer bilki geriye dönmeyeceğim demiş. Galiçya'dan bir tek mektup göndermiş. Ne bir mektubu nede kendisi evine dönmüş,Ailesi tüm aramalara rağmen Amir hot'u bulamamış.yaşadığından ümidi kesmişler.Babası Bayro çok despot biriymiş.oğluna çok çektirmiş.çareyi savaşa gitmekte bulmuş Amir Hot...Ailemiz daha sonra türkiyeye göç eder. çocukluğumdan beri bu hikayeyi büyüklerimden dinledim.Akrabalarımın ortak kanısı,savaşta ölmediğine dair...şu anda hayatta olmasa bile çocuklarının yaşadığını düşünüyorlar..bu tip ayrılıklar yaşayan Aileler olmuş,yapılan aramalar sonunda bir kaç curumlja ailesine kavuşmuş.çocukluğumdan beri beni etkileyen bu konuyu araştırmaya karar verdim.Sultan Ahmet'te bulunan başbakanlık arşivine baktım,adını ölenler arasında bulamadım.daha sonra değişik yerlerde aradım , hiç bir yerde adına rastlamadım..savaşta ölmemiş demek!! ölmemişse ailesi nerede yaşıyor? İsrail ve suriyede boşnaklar olduğunu öğrendikten sonra,akrabalarım belkide oralarda yaŞıyordur diye düşünmeye başladım. Yada bu yazıyı nostalji köşesinde okuyan birisi bir sürprizde yapabilir Bakarsın....bugün bir çok ailede Curimliya olarak askere gidip dönmeyen varmış. Buna benzer hikayeleri çok dinledim..birde sizden dinleyelim....saygılar.1912 de suriyede kaliçler hotiçler bahorlar pepiçler vardı hotlardan bir adam orda araplar tarafından öldürülmüş. ismini öğrene bilirim öldürülen adamın akrabaları urlada yaşıyorlar.

*fth*
15-10-06, 23:03
Muzo Abİ Öyle Bİr Olaya Vesİle Oldunki Yani Hakkin Ödenmez Senİn

Nekadar TeŞekkÜr Etsek Azdir

Devamini Bekliyoruz Senden Ve TÜm Üyelerden

Saygilar...

kaliç
16-10-06, 18:27
suriyede hotlardan abdurrahman isminde bir boşnak öldürülüyo ölenin torunları adana ve izmirde yaşıyor. izmirde toplam 7...8 aile hot var buda gemide 1 veya 2 aile hot oldunu gösteriyo.

muzo
18-10-06, 08:07
AFYON ALACAMİ'DE BOŞNAKLAR

ALACAMİ,Afyon' sandıklı ilçesine bağlı.,bir boşnak köyüdür.yıllar önce amcamın oğlu Afyonlu bir boşnak bir asker arkadaşı olduğunu söz etmişti.Boşnakların yaşadığı Alacami köyünü araştırıp buldum.Muhacirlik ve hayat hikayeleri oldukça ilginç.1893 harbinde Adana çukurovaya gelirler,burasını nedense beğenmezler,belkide yaşadıkları BİJELO POLE,yi (AKOVA)anımsatmadığı için olabilir!! Bu kez yeni bir göç başlar,oradan Çutahya(KÜTAHYA) Parmakören'e yerleşirler,kısa bir zaman sonra İstanbul işgal edilir.Güvenlik Açısından Afyon Alacami'ye, 19oo yılında daimi olarak yerleşirler Dağ taşı aşıpta gelmişler kıvrım kıvrım yollardan,nice günler nice sıkıntılı geceler yaşamışlar..ama umutlarını hiç yitirmemişler,,yeni bir hayata sıfırdan başlamışlar.Burada sevgili dostum Saffet candaşın bir deyimine katılmamak mümkün değildir, Eski BoşnaklarIN Çektiği çileli günler sayesinde bizler bir yerlere geldik.Bir bakıma bu ülkede kalıcı ve güvenilir olmamızı eski boşnaklara borçluyuz..köyün tamamı boşnaktır.bugün bile herkes Boşnakça konuşur.köy halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşır. köyde herkes okumuş...lise mezunu olmayan yok gibi...köyde 60/70 hane,500 nufus vardır.yazın bu nufus ikiye katlanır..tarım ve hayvancılık haricinde çalışacak bir işleri olmadığı için,herkes okuyup memur olmuş,Türkiyenin değişik yerlerinde memurlık hayatı sürdürmekteler..ilginç olan bir kaç kişi hariç, çoğu Boşnaklarla evlenmiştir...Afyon ve civarında Başka boşnak yerleşim yeri yoktur..sandıklı yakınlarında pomakların yaşadığı Reşadiye köyü vardır.bu köy halkıyla bir türlü kültürel yakınlık bulamamışlar..onlar bizden farklı diyorlar...Alacamili Gençler geçmişiyle ilgili bildikleri tek şey,Bijelo poleden,sırpların zulmü yüzünden kaçmış oldukları..Bir dönem Almanyaya işçi göçü vardı.imkanları olduğu halde.yaşlılar biz gavurlardan kaçtık sizi gavur ellerine salmayız demişler... yolunuz, Antalya,burdur,Denizli ve ısparta'ya düşerse kardeşlerimiz sizi bekliyor. sandıklı ilçesine sadece 24 km uzaklıkta..Alacam köyünde çuryan,mustekler,çantiçler,şariçler,begoviç ve diğer sülaleler yaşamaktadır..Bugün Alacami köyü boşnakları geçmişlerini sorgulamakta...şimdilik Bosnasancak.net forum sitemizi uzaktan izlemekteler...Tıpkı Ankara fevziye köyü,Adana ceyhan,kayseri yeşilhisar,erzincan,samsun, nazilli,yozgat.taki boşnakların bizi izledikleri gibi....saffet candaş,iyi yoldayız değilmi?....herkese saygılar..
katkıları için salih fazliçe teşekkür ederim.

delibasic
18-10-06, 12:21
Herkese selamlar,
İlk defa yazmaya başlıyorum. Hem siteyle hem de forumla çok ilgilendim. Hoşuma gitti. Siteyle tamamen tesadüfen bir kaç gün önce karşılaştım. Takipçisi olacağım. Tekrar herkese selam.
Sadece foruma yararlı bir başlangıç olsın diyerek; Bir konuyla ilgili küçük bir detay vermek isterim. Bu forumda sözü edilen Fat (Fuat ) bey ;Şu sıralar pek sansasyonel olan işadamı selanik göçmeni Halil Bezmen' in babası Fuat Bezmen dir. O zaman ki Santral mensucatın kurucusu ve sahibi idi...

J a r a n e
18-10-06, 14:07
Adana'da boşnakların olduğunu geçen sene bir arkadaşımdan öğrendim.Hatta jkendi derneklerine sahiptirler.Pendik'te ki derneğin Maruf Aslanlar yönetimindeyken Adana'ya onları ziyarete gittiklerini biliyorum.Adana'da ki boşnakları yazan olursa sevinirim.
Not.Orhan Kemal'in Cemile isimli romanın başkahramanı da boşnak kızdır.

Dacanka
19-10-06, 08:26
Arkadaşar öyle güzel yazmışsınızki, kendimi okumaktan alı koyamadım. saatlerdir aşından beri okuyorum.
sevgili Muzo bu kadar bilgiyi nasıl buluyorsun gerçekten merak ettim, kaynağını paylaşırsan sevinirim.
anlatılan konular ya çok tanıdık yada bilmediğim ama merak ettiğim konular :)

tarihsel pek bir bilgi veremeyeceğim ama yaşanan anılardan bir kaç özet hatırlıyorum.

- halamlar türkiyeye yeni geldiklerinde çalıştıkları fabrikaya minibüsle gidip gelirlermiş ve bir gün minibüsçünün yenibosnaya gider dediğini duymuşlar, bizimkilerde bosnaya gidiyor diye sevinip arabaya binmişler, vardıklarında herşey ortaya çıkmış ama ben her duyduğumda çok gülerim :)

- gönüllü askerlerden bahsedince,amcam aklıma geldi. kıbrıs harekatı zamanında amcam almanyada çalışıyormuş ve askerlik yaşı gelmediği halde, türkiyeye gelip kıbrıs harekatına katılmış. Kamil balkanla aynı zamanda ve aynı yerde şehit olmuş. sanırım bu milliyetçilik ve gönüllülük bizim genlerimizde var.

- son olarakta boşnakların çalışkanlığından bahsetmiştiniz, ben 9 yıl önce mardinlilerin sahip olduğu bir şirkette çalışmaya başladım. bende her boşnak gibi dürüstçe ve en iyi şekilde işimi yapmaya çalışıyorum. beni tanımaya başladıklarından beri, boşnaklara karşı inanılmaz güzel bir olgu yerleşti kafalarını. artık bir personel ihtiyacı olduğundan, varmı sizin boşnaklardan biri diye soruyorlar, yada boşnak biri başvurduğundan sorgusuz sualsiz işe alabiliyorlar. şimdiye kadar burada on kadar boşnak çalıştı ve hepsinden memnun kaldılar, suandada 5 kişiyiz :)

zlatna zlatna
19-10-06, 14:06
AFYON ALACAMİ'DE BOŞNAKLAR

ALACAMİ,Afyon' sandıklı ilçesine bağlı.,bir boşnak köyüdür.yıllar önce amcamın oğlu Afyonlu bir boşnak bir asker arkadaşı olduğunu söz etmişti.Boşnakların yaşadığı Alacami köyünü araştırıp buldum.Muhacirlik ve hayat hikayeleri oldukça ilginç.1893 harbinde Adana çukurovaya gelirler,burasını nedense beğenmezler,belkide yaşadıkları BİJELO POLE,yi (AKOVA)anımsatmadığı için olabilir!! Bu kez yeni bir göç başlar,oradan Çutahya(KÜTAHYA) Parmakören'e yerleşirler,kısa bir zaman sonra İstanbul işgal edilir.Güvenlik Açısından Afyon Alacami'ye, 19oo yılında daimi olarak yerleşirler Dağ taşı aşıpta gelmişler kıvrım kıvrım yollardan,nice günler nice sıkıntılı geceler yaşamışlar..ama umutlarını hiç yitirmemişler,,yeni bir hayata sıfırdan başlamışlar.Burada sevgili dostum Saffet candaşın bir deyimine katılmamak mümkün değildir, Eski BoşnaklarIN Çektiği çileli günler sayesinde bizler bir yerlere geldik.Bir bakıma bu ülkede kalıcı ve güvenilir olmamızı eski boşnaklara borçluyuz..köyün tamamı boşnaktır.bugün bile herkes Boşnakça konuşur.köy halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşır. köyde herkes okumuş...lise mezunu olmayan yok gibi...köyde 60/70 hane,500 nufus vardır.yazın bu nufus ikiye katlanır..tarım ve hayvancılık haricinde çalışacak bir işleri olmadığı için,herkes okuyup memur olmuş,Türkiyenin değişik yerlerinde memurlık hayatı sürdürmekteler..ilginç olan bir kaç kişi hariç, çoğu Boşnaklarla evlenmiştir...Afyon ve civarında Başka boşnak yerleşim yeri yoktur..sandıklı yakınlarında pomakların yaşadığı Reşadiye köyü vardır.bu köy halkıyla bir türlü kültürel yakınlık bulamamışlar..onlar bizden farklı diyorlar...Alacamili Gençler geçmişiyle ilgili bildikleri tek şey,Bijelo poleden,sırpların zulmü yüzünden kaçmış oldukları..Bir dönem Almanyaya işçi göçü vardı.imkanları olduğu halde.yaşlılar biz gavurlardan kaçtık sizi gavur ellerine salmayız demişler... yolunuz, Antalya,burdur,Denizli ve ısparta'ya düşerse kardeşlerimiz sizi bekliyor. sandıklı ilçesine sadece 24 km uzaklıkta..Alacam köyünde çuryan,mustekler,çantiçler,şariçler,begoviç ve diğer sülaleler yaşamaktadır..Bugün Alacami köyü boşnakları geçmişlerini sorgulamakta...şimdilik Bosnasancak.net forum sitemizi uzaktan izlemekteler...Tıpkı Ankara fevziye köyü,Adana ceyhan,kayseri yeşilhisar,erzincan,samsun, nazilli,yozgat.taki boşnakların bizi izledikleri gibi....saffet candaş,iyi yoldayız değilmi?....herkese saygılar..
katkıları için salih fazliçe teşekkür ederim.

sevgili muzo abii...normalde ben öle formadakii konnulara yorum yapan birisi diğilmm..ama bu konuu ilgimii çektii ewt dediniz gibii buu konuyuu bu formda bilen çok azz.herkezz bu konuya yorum yapmalıı.çünküü herkezin anlatacaği çok şey wardrr.dedelerimiz buraya geldiklerinde nekadar çok zorluklarla karşılaşmışlardrr kim bilir.gerçekten burda boşnakların nekadar çalışkan millet olduklarınıı görüyrzz.yoktan bişilerii var etmek gerçekten çok zorr ama atalarımız bununda üstesinden gelmişlerr..

ewt sadece afyon dakii boşnak gençlerr mii geçmişinii sorguluyorr yada bosnadan beraber göçen akrabalarını sadece onlar mıı arıyorr ???

gerçekten öle güzel yazmışsın ve emek veripte bulmuşsunn özelliklee uğraşman için ayrııı bii minnettarız.paylaşımın için çok sağol..bu gerçekten önemliii bii konuu devamınıı bekliyrrzz
herkez sizin gibiii böle önemlii konularla uğraşsaa bizim için daha faydalıı olurrr...
ben boşnaklalrla ilgili herşeyii öğrenmek istiyrmm...bana yararlıı bana bişiler katacak şeyler istiyrmm ve bunu sadece bu bölümdee buldmm ...we dewamını merakla bekliyrmm.

mustafa
20-10-06, 22:22
GERCEK HIKAYELER

Cok güzel hayat hikayeleri anlatmissiniz hepinize tesekür ederim. Bende size SALIH isimli bir göcmen cocugunun ve ailesinin basindan gecenleri anlatmak istiyorum ;
Adi gecen SALIh 11 yasinda iken ailesiyle Türkiyeye göc ediyor. Yil 1960 yazi. Salihin ilk Türkiye günleri Zeytinburnunda bir misafirhanede geciyor. Iki hafta kadar misafir ediliyorlar birlikte gelen göcmenlerle. Salih denizi de ilk defa görüyor,misafirhane deniz kiyisindadir. Orada esya vagonu bekleniyor ve esyalar geldikten sonra Bursaya yolculuk basliyor. O senelerde göcmenlerin Istanbula yerlesmeleri "sakincali" ayrica akrabalar Bursada oturmaktadir.
Onlar 1930`larda göcmüsler Türkiyeye ve bircok sehri gezdikten sonra Bursaya yerlesmisler. Bosnakcayi sadece ihtiyarlar ve cok zor konusuyorlar.
Ekonomik durumlari oldukca bozuk akrabalarin, 11 kisilik Salihin ailesini onlar bir müddet misafir ediyorlar.Bir ev bulunuyor Salihlere Kuzgunluk mahallesinde.
Salih 5 cocugun en büyügü ailede ayrica bir hala,ana-baba, dede-bika ve MAMA diye cagirdiklari yasi tahminen 110 geckin denin annesi var.
Bukadar insanin yemesi lazim. Getirilen esyalar satilmaga baslaniyor. Tahminen 20 kadar bosnak kilimi, elektrikli firin, radyolar vs,vs. Yugoslavyadan para cikarmak yasakti esya alinmisti.
O yil Bursanin ekonomik durumu cok kötü. Demokrat Partisi
Hükümetten düsürülmüs Menderes ve adamlari hapse atilmis.
DP`nin kalesi Bursada isyerleri kapatilmis is bulma olanagi sifira esit.
Zamanin amele pazari Ulucaminin önündeki meydan. Salihin babasi hergün oraya bir is umudu ile cikiyor cok nadir is bualabiliyor.
Okullarin acilisi geliyor Salihi okula yazdiriyorlar. Yugoslavyada 4 sinir bitirdigi halde Ücüncü sinifa kabul ediliyor türkce bilmedigi icin. Ivaz pasa ilkokuluna basliyor.
Onun icin zorluklar basliyor. Ne söylenirse Salih anlamadigi icin agliyor. Cocuklar okuduklarina gülüyorlar o yine agliyor.
Günler gectikce yavas yavas dili ögrenmeye basliyor, ve bunda cok basarili oluyor.
Yiyecegi zar zor karsilayan aile oduna para mi verebilir?
Ellbette hayir. Uludagin eteklrine gidelerek hafta sonlari sirtta odun tasinir ve Salih te buna katilmak zorunda. Burada odun tasima tekniginide anlatayim bilmiyenlere: Odunlar kökten kesilip dallari budanir ama ince uclari kesilmez. Odunlar bir iple sikica baglanarak kalin tarafi sirta alinir ince tarafi ise yerde sürüklenerek tasinir. Böyle yapilirsa sirtta tasinabilen odunun bir kac misli tasinabilir.
Bu odun tasimaciligi Bursada yasadiklari müddetce sürmüstür ve tabi ormancilarla kovalamacayi da unutmamak lazim.
Salih öglenci oldugu zaman sabahlari simit satar, 100 tane satabilirse 5 lira kazanirdi.
Anasinin diktigi gömlekleri carsi pazar dolasarak satar ve ailenin bütcesine katkida bulunur.
Okul tatilinde ögretmeni onu Kültür parktaki dondurma ve tost dükanina alarak calistirir.
Bayramlarda bir sürahi ve bir bardak alarak su satar, Millet suyu icer ama susadigi icinmi ona acidigi icinmi bilinmez.
Bu hayat üc dört ve besinci sinif bitenekadar aürer.
O zaman ilkokuldan astsubay okullarina imtahanla talebe secilir Salih hepsini basarir ama babasi mukaveleyi imzalamaya korkar. Cünkü okulu bitiremezse masraflarin devlete ödenmesi gerekmektedir.
Salih cok basarili bir ögrencidir ve okula devam etmek ister ama maddi sorun buna engeldir ve Salih kahrindan yataga düser 15 gün atesler icinde yatar ama faydasi yok, is aramaya baslar.
Alibey isimli bir kahvecinin yanina girer.Lal otelin hemen iki bina yanindadir Kahve ve sadece bir cay ocagindan ibarettir müsterileri etraftaki esnaftir.
Bir müddet sonra bir kadin terzisi kendisini cirak olarak alir ama bir ay kadar sonra Salih bu isi brakir ve tornaci
Ismetustanin ozamanki garajlara yakin dükaninda cirakliga baslar. Aldigi para haftalik iki bucuk liradir. Örnek olmasi icin en ucuz lokantada bir kuru fasulye 60 kurustu ozamanlar. Böyle olmasina ragmen Ismet usta bunu bile ödiyemez ve Salih kötü huylu bir Mehmet ustanin yanina girer artik elinden is gelmektedir. Dükanda su pompalari yaparlar hem elle hemde elektrik mororu ile calisan. Bir kac ay sonra Ismet usta Salihi tekrar yanina alir ama atölye cok uzak yeni sanayi carsisindadir. Buna katlanir Salih ve her sabah ve akasam kilometrelerce yol yürür.
Istanbula tasindiklari 1964 senesi haftaligi 20 liraya cikar.
Istanbulda ise ilk aylik 200 lira civarinda olur.
Iste böyle sayin okuyucular tüm bu zorluklara karsi Salih sag kalmaya basarmistir.
Göcmen hayatlari sadece fabrika önlerinde ve benzinarada kiz beklemekle gecmemistir. Hepinize saygi ve selamalar

muzo
20-10-06, 23:14
GERCEK HIKAYELER

Cok güzel hayat hikayeleri anlatmissiniz hepinize tesekür ederim. Bende size SALIH isimli bir göcmen cocugunun ve ailesinin basindan gecenleri anlatmak istiyorum ;
Adi gecen SALIh 11 yasinda iken ailesiyle Türkiyeye göc ediyor. Yil 1960 yazi. Salihin ilk Türkiye günleri Zeytinburnunda bir misafirhanede geciyor. Iki hafta kadar misafir ediliyorlar birlikte gelen göcmenlerle. Salih denizi de ilk defa görüyor,misafirhane deniz kiyisindadir. Orada esya vagonu bekleniyor ve esyalar geldikten sonra Bursaya yolculuk basliyor. O senelerde göcmenlerin Istanbula yerlesmeleri "sakincali" ayrica akrabalar Bursada oturmaktadir.
Onlar 1930`larda göcmüsler Türkiyeye ve bircok sehri gezdikten sonra Bursaya yerlesmisler. Bosnakcayi sadece ihtiyarlar ve cok zor konusuyorlar.
Ekonomik durumlari oldukca bozuk akrabalarin, 11 kisilik Salihin ailesini onlar bir müddet misafir ediyorlar.Bir ev bulunuyor Salihlere Kuzgunluk mahallesinde.
Salih 5 cocugun en büyügü ailede ayrica bir hala,ana-baba, dede-bika ve MAMA diye cagirdiklari yasi tahminen 110 geckin denin annesi var.
Bukadar insanin yemesi lazim. Getirilen esyalar satilmaga baslaniyor. Tahminen 20 kadar bosnak kilimi, elektrikli firin, radyolar vs,vs. Yugoslavyadan para cikarmak yasakti esya alinmisti.
O yil Bursanin ekonomik durumu cok kötü. Demokrat Partisi
Hükümetten düsürülmüs Menderes ve adamlari hapse atilmis.
DP`nin kalesi Bursada isyerleri kapatilmis is bulma olanagi sifira esit.
Zamanin amele pazari Ulucaminin önündeki meydan. Salihin babasi hergün oraya bir is umudu ile cikiyor cok nadir is bualabiliyor.
Okullarin acilisi geliyor Salihi okula yazdiriyorlar. Yugoslavyada 4 sinir bitirdigi halde Ücüncü sinifa kabul ediliyor türkce bilmedigi icin. Ivaz pasa ilkokuluna basliyor.
Onun icin zorluklar basliyor. Ne söylenirse Salih anlamadigi icin agliyor. Cocuklar okuduklarina gülüyorlar o yine agliyor.
Günler gectikce yavas yavas dili ögrenmeye basliyor, ve bunda cok basarili oluyor.
Yiyecegi zar zor karsilayan aile oduna para mi verebilir?
Ellbette hayir. Uludagin eteklrine gidelerek hafta sonlari sirtta odun tasinir ve Salih te buna katilmak zorunda. Burada odun tasima tekniginide anlatayim bilmiyenlere: Odunlar kökten kesilip dallari budanir ama ince uclari kesilmez. Odunlar bir iple sikica baglanarak kalin tarafi sirta alinir ince tarafi ise yerde sürüklenerek tasinir. Böyle yapilirsa sirtta tasinabilen odunun bir kac misli tasinabilir.
Bu odun tasimaciligi Bursada yasadiklari müddetce sürmüstür ve tabi ormancilarla kovalamacayi da unutmamak lazim.
Salih öglenci oldugu zaman sabahlari simit satar, 100 tane satabilirse 5 lira kazanirdi.
Anasinin diktigi gömlekleri carsi pazar dolasarak satar ve ailenin bütcesine katkida bulunur.
Okul tatilinde ögretmeni onu Kültür parktaki dondurma ve tost dükanina alarak calistirir.
Bayramlarda bir sürahi ve bir bardak alarak su satar, Millet suyu icer ama susadigi icinmi ona acidigi icinmi bilinmez.
Bu hayat üc dört ve besinci sinif bitenekadar aürer.
O zaman ilkokuldan astsubay okullarina imtahanla talebe secilir Salih hepsini basarir ama babasi mukaveleyi imzalamaya korkar. Cünkü okulu bitiremezse masraflarin devlete ödenmesi gerekmektedir.
Salih cok basarili bir ögrencidir ve okula devam etmek ister ama maddi sorun buna engeldir ve Salih kahrindan yataga düser 15 gün atesler icinde yatar ama faydasi yok, is aramaya baslar.
Alibey isimli bir kahvecinin yanina girer.Lal otelin hemen iki bina yanindadir Kahve ve sadece bir cay ocagindan ibarettir müsterileri etraftaki esnaftir.
Bir müddet sonra bir kadin terzisi kendisini cirak olarak alir ama bir ay kadar sonra Salih bu isi brakir ve tornaci
Ismetustanin ozamanki garajlara yakin dükaninda cirakliga baslar. Aldigi para haftalik iki bucuk liradir. Örnek olmasi icin en ucuz lokantada bir kuru fasulye 60 kurustu ozamanlar. Böyle olmasina ragmen Ismet usta bunu bile ödiyemez ve Salih kötü huylu bir Mehmet ustanin yanina girer artik elinden is gelmektedir. Dükanda su pompalari yaparlar hem elle hemde elektrik mororu ile calisan. Bir kac ay sonra Ismet usta Salihi tekrar yanina alir ama atölye cok uzak yeni sanayi carsisindadir. Buna katlanir Salih ve her sabah ve akasam kilometrelerce yol yürür.
Istanbula tasindiklari 1964 senesi haftaligi 20 liraya cikar.
Istanbulda ise ilk aylik 200 lira civarinda olur.
Iste böyle sayin okuyucular tüm bu zorluklara karsi Salih sag kalmaya basarmistir.
Göcmen hayatlari sadece fabrika önlerinde ve benzinarada kiz beklemekle gecmemistir. Hepinize saygi ve selamalar

saygıdeğer mustafa,elbetteki göçmen hayatı benzinarada ve fabrika önlerinde kız beklemekle ibaret değildir.. nostalji yazısının ilk konusunu dikkatli okursanız konunun kız beklemekle ibaret olmadığını göreceksiniz.... boşnakların kavgalarından söz ettim,siz nasıl anladınız bilmem..benim kavga anlayışım mücadeleden geçmektedir..ben bu köşeyi açtıktan sonra,istedimki,devamını başka arkadaşlar getirsin...şimdi görüyorumki ardı ardına yaşam öykülerimiz gelmeye başladı...biz istedikki bu tür konuları hep,ben ve jusoviç yazmayalım... sözünü ettiğiniz yaşam hikayesine benzer sorunları biz ailece yaşadık...zamanı gelince bu konuları yazacağım....sizin söz ettiğiniz fabrika ve benzinara önleri Romanın ilk sayfalalarıydı....ehh bu durumda banada artık yeni bir başlık altında yeni konu açmak düşüyor....poştovajne.

skitnica
20-10-06, 23:17
TEK UMUT VAR!!! TÜRKİYE...

1950'li yıllarda Karadağ'ın dağ köylerinden biri. Çocuklar okula gitmek için her gün 4 kilometre yol yürümek zorunda, tabi bunun bide dönüşü var. Kar, kış, yağmur, çamur ne farkeder ayaklarda hep aynı çarık. Karlı yollarda çıplak ayakla okula gidenler anlatıyor...

Parçalanmış bir aile, annenin ailesi Türkiye'de, babanın ise Yugoslavya'da. Anne Türkiye özlemiyle yanıp tutuşuyor. Keşke bu kadarla kalsa. Sünnet olan çocukların bulundukları evlere polis baskın düzenliyor. Müslüman olmak suç. 2. dünya savaşında çetniklerin yaktığı binlerce müslümanın yaşadıkları kara bir gölge gibi hep peşlerinde.

Aile bunca sıkıntının üzerine çok düşünüyor, ata topraklarını bırakıp yepyeni bir hayata merhaba demek var. Belki acılar çok daha fazla olacak, bu apayrı bir tehlike. Ama umut fakirin ekmeği. Gidilecek, göç edilecek, göç edenlerin tabiriyle "hicret" edilecek yer belli: TÜRKİYE. Zaten sırplar müslüman boşnaklara "turçin" demiyorlar mıydı, belki de asıl vatanları Türkiye olmalıydı... Osmanlı'nın vedasından sonra iyice artan kafir baskısına can verilmesi artık an meselesiydi.

Hey gidi kara yıllar, şimdi bir uçakla 2 saatte ulaşılan Türkiye o kadar uzak ki o zamanlarda, gitmek, kavuşmak bir ömür alıyor...

Aile direk Türkiye'ye gelemeyeceği için 1956'da Makedonya'ya yerleşmek zorunda kalıyor. Baba, kardeşlerini, topraklarını, mazisini Karadağ'da bırakarak 7 çocuğunu ve karısını alarak Makedonya'ya yerleşiyor. Makedonya durak sadece, asıl hedef Türkiye. Varsa yoksa Türkiye.

En büyüğü 15 yaşındaki 7 çocuklu aile mücadelesine devam ediyor burada da. okula giden çocuklar Türkçe'ye merhaba diyorlar Konjare(Orta Güreler)'de. Çocuklar karpuz, kavun ve kayısı ile de ilk kez Makedonya'da tanışıyorlar.

Tam 7 sene kalınıyor Makedonya'da. Keyiften değil, mecburiyetten. Ailenin 3. çocuğu diyor ki "1 gün bile keyfimizden kalmadık orada"...

Hey zalimler, yol verin bize de kavuşalım artık Türkiyemize...

Sene 1963, ocak ayının 12. günü.

Üsküp'ten kalkan tren 2 günlük yolculuğun ardından Atina üzerinden Sirkeci'ye ulaşıyor. Çocuklar artık delikanlı olmaya başlamışlar. Ama görecekleri ilkler daha bitmemiş. Denizle tanışıyorlar İstanbul'da.

3 saatlik taksi yolculuğu ile İzmit'e gidiliyor. Taksinin içinde tam 10 kişi. Şoför mola verip çocukların hava almalarını sağlamaya çalışırken, anne buna mani oluyor.

"Nemote se skidat iz kola, moguve pobacat u more"
"Arabadan sakın inmeyin, sizi denize atabilirler..."

Ah anacım artık Türkiye'desin. Bu nasıl bir korkudur böyle yılların getirdiği...

Kara günler bitti, daha kötüsü olamaz... Ki olmadı da.

O zaman Türkiye'ye birer delikanlı olarak gelen çocukların hepsi saçlarına akları ekleyerek emekliliklerinin tadını çıkarıyorlar. Hepsi "baba" oldular, bu da yetmedi ünvanlarına "dede"yi eklediler.

Çocuklarını yetiştirdiler, hem türk hem boşnak olarak. Köklerine sıkı sıkıya bağlı bireyler olarak.

1963 yılının karlı bir ocak gününde 8 kişiyle başlayan Türkiye macerası, 43 yılın sonunda 36 kişiyle devam ediyor.

pasha
21-10-06, 12:08
o zamanki boşnaklar herşeylerini bırakıpta bu memlekete beş kuruşsuz geldiklerinde de burada işlerini kurup para kazandıklarında da değişmeyen bir düşünceleri vardı ,evlatlarına güzel bir gelecek yada en azından bir şeyler bırakmak . bunun için hep kendi hayatlarından fedakarlık ettiler bize bir şeyler bırakabilmek için.yoksa onlarda bilirdi maaşı 10 günde bitirip kalan 20 gün veresiye ile yaşamayı ama onlar oralarda zorluğu açlığı gördüler ve biliyorlar ki bu heran bu memlekettede başlarına gelebilir bu yüzden zor günler için birşeyler ayırma mecburiyeti hissediyorlar.benim babam tek maaşla 5 çocuk büyütmüş hertürlü ihtiyacımızı eksiksiz temin etmiş bize yokluk nedir göstermemiş ve çocukları açıkta kalmasınlar diye birde para biriktirip bir ev almıştır.çok mu para kazanmış ,hayır.ama kendine herşeyin en ucuzunu almış . sadece ve sadece evini düşünmüş tek kelimeyle bizim hayatlarımız için kendi hayatlarını feda etmişlerdir...
ben onlardan büyük sancaklı kahraman tanımıyorum.yaşıyanlara Allah uzun ömürler versin ölmüşlerinde mekanını cennet eylesin inşaallah...........................

sэzэr
21-10-06, 12:42
bu konunun forumdaki az kişi tarafından bilindiğinden yakınmışsınız, yorum yapmasam da takip etmekteyim. benim gibi olan çok kişi vardır, eminim. forumun en dikkat çeken bölümü bu bölümdür heralde. muzo abiye teşekkürler...

mustafa
22-10-06, 12:31
Akdeniz'de Birbirine yakın iki boşnak köyü,sandıklı Alacami,ve elmalı arası tahmini 80 km vardır. sevgili dostlar,düşünsenize bu kadar yakın olan iki boşnak köyü ve buradaki boşnaklar birbirlerinden bi haber... üstelik her iki köy halkı yugodan aynı yöreden göç etmiş.teknoloji ve ulaşım ilerlemiş olsaydı,yada Türkiyede bulunan boşnak dernekler böyle bir sosyolojik çalışma yapsaydı,bu yöredeki boşnaklar birbirleriyle kaynaşıp tanışırdı..belki sitemiz sayesinde tanışma imkanları olabilir,,bu forumda bir kaç Afyonlu boşnak üyemiz var,buradan kendilerine bu mesajı verelim..tanışmaya vesile olan Forumumuz,belkide tanışma anılarını yine bu köşede yazmış olacak.. Dragi prijateli,farkındamısınız bilmiyorum! ne kadar önemli bir misyona sahip olduğumuzu artık görmemiz gerek...gençler belki bana ara sıra kızıyor..geyik sohbeti yapmayın diye sık sık uyarıyorum..merak etmek bir bilimdir..merak eden insan her şeyi başarır...iyi yoldayız arkadaşlar hemde çok iyi yolda.....zvima pozdrav....not=okicim küçük bir teşekkürü hak ettim herhalde...

Ja sam cuo da ima bosnjaka i u Erzurum. Momentalno nemogu o tome pisati ali cu pokusati da vise saznam.
Ben Erzurumda da bosnaklarin oldugunu duydum. Su anda bu konuda fazla bir sey yazamiyacagim ama arastirmaya calisacam. Selamar

muzo
23-10-06, 01:06
SA SA SA Sİ Sİ Sİ SAĞMAĞCILAR LİSESİ..

Bu köşede Şehit Kamil Balkan İlköğretim okulu ve Recep Hoca'yı tanıtmıştım..Şimdi sıra geldi,Oğuzhan ortaokulu ve Sağmalcılar Lisesini anlatmaya...ŞEHİT KAMİL BALKAN ilkokulundan mezun olan sporda başarılı olmuş boşnak gençleri Oğuzhan ortaokulunda okuyup, orada da sportif başarılarını sürdürdüler. Liseyi Sağmalcılar lisesinde okumuştur bizim boşnak gençleri...Özellikle benim kuşağıma yakın olanlar...1981/82 döneminin gazete sayfaları Sağmalcılar Lisesinden bahsetmiştir... SAĞMALCILAR LİSESİ, liseler arası futbol karşılaşmalarında açık arayla Türkiye şampiyonu olmuştu...Başarılarını gururla izledik...Bir de baktık ki,şampiyon olan kadroda biri hariç(Bülent) hepsi boşnak gençleri...Kimler vardı? kalede Merhum Hivzo Hayrioğlu (raşlanin),Kadri Karışık (kapello),Raif (ÇURT), Arko (kardoviç),Tekdiş Enver,Selim Yusufoğlu, Saffet Balota (bakal) vs.. Hepsi bizim çocuklar...O dönem onlarla gurur duymuştuk...Türkiye şampiyonu olmuşlardı. Sıra Dünya şampiyonluğuna gelmişti.. Bir takım bürokratik işlemlerin aksaması sebebiyle Sağmalcılar Lisesi o dönem Dünya şampiyonasına katılamadı.. Katılsaydı önemli bir derece kazanacaklarına emindik...olmadı....daha sonra yıldırım mahallesinde açılan Sabit Büyükbayrak Lisesi ve Bayrampaşa ilkokulu sayesinde boşnaklar bu okullara kayıt oldu..Oğuzhan ortaokulu ve Sağmalcılar Lisesinin sportif başarıları azalmaya başladı..Kartaltepe ve Kocatepede bulunun arsalarda evler yapıldıktan sonra spor yapacak alanlar azaldı.. Böylece sportif başarılarda azaldı.. Basketbol ve voleybol branşlarında büyük kulüpler yetenekli sporcuları özel okullar bünyesine aldı..öğrenim hayatını burda sürdürdüğü için bugün ünlü sağmalcılar lisesi ve diğer okullar eski başarılarını sürdüremedi... şampiyon olan kadrodaki boşnak çocukların bir çoğu Türkiye profosyonel futbol liginde de oynadılar.. o dönemlerde Bayrampaşa halkı şu sloganı dillerinden hiç düşürmediler ,sa sa sa si si si si sağmalcılar lisesi...
Yeni kuşağımızın yakaladığı önemli başarıları da atlamayalım.. Bundan birkaç yıl önce B.paşa İlköğretim okulu kız basketbol takımı Türkiye şampiyonu olmuştu. Yeni kuşağın ilerde sıkça anlatacağı önemli bir başarıdır bu.

devrimci bosnak
23-10-06, 01:10
Muzo uzaga gitmene gerek yok pendige gittiginde rahmetli baba fazili sor
cocuklarinin isimleri
memet
mamut
bir olu daha var unuttum .baba fazil erzurum dogumlu bosnaktir
mahallemizde yasadi.

meryemce
23-10-06, 15:19
Muzo Bey bosnasancak.net tin en güzel ve en paylaşımcı konusunu bize sunduğunuz için teşekkürler, artık size özel bir bölümde açılmış yazılarınızı merakla bekleyeceğiz...

skitnica
23-10-06, 21:22
Büyüklerimizden bize yadigar anılar...


* Topkapı'dan Yıldırım'a kadar yürümek(ne minibüs var ne de bir fayton)

* 5 lira ile bir hafta geçirmek (1 ekmek 25 kuruş)

* Kızlara kızkardeşler aracılığı ile mektup yollamak

* Müge sineması :)

* Dalgıç fabrikası

* Kemer'e pikniğe gitmek

* Şehit Kamil Balkan İlkokulu'nun baraka hali

* Yıldırım Polis Karakolu'nun bulunduğu alanın bataklık olduğu günler

* Amcamın sınıf arkadaşı Banu Alkan ;)

* Gecenin 3'ünde kahvelerde izlenen Muhammed Ali'nin boks maçları

* Karpuz sergileri

* Çayırlarda yapılan muhteşem maçlar

* Şekilsiz ve özensiz uzatılan saçlar(erkekler için), upuzun favoriler...

* İspanyol paça pantolonlar

* Tüp kuyrukları, karneyle dağıtılan ekmekler

.................................................. ..............

varsa devamını getirecek olan keyif duyarım ;)

pasha
23-10-06, 22:53
Büyüklerimizden bize yadigar anılar...


* Topkapı'dan Yıldırım'a kadar yürümek(ne minibüs var ne de bir fayton)

* 5 lira ile bir hafta geçirmek (1 ekmek 25 kuruş)

* Kızlara kızkardeşler aracılığı ile mektup yollamak

* Müge sineması :)

* Dalgıç fabrikası

* Kemer'e pikniğe gitmek

* Şehit Kamil Balkan İlkokulu'nun baraka hali

* Yıldırım Polis Karakolu'nun bulunduğu alanın bataklık olduğu günler

* Amcamın sınıf arkadaşı Banu Alkan ;)

* Gecenin 3'ünde kahvelerde izlenen Muhammed Ali'nin boks maçları

* Karpuz sergileri

* Çayırlarda yapılan muhteşem maçlar

* Şekilsiz ve özensiz uzatılan saçlar(erkekler için), upuzun favoriler...

* İspanyol paça pantolonlar

* Tüp kuyrukları, karneyle dağıtılan ekmekler

.................................................. ..............

varsa devamını getirecek olan keyif duyarım ;)

* en önemlisi ve artık günümüzde neredeyse kalmayan POSEDAK muhabbetleri

* şporette patates ve soka ile yemek

* podkapa oynamak (soğuk kış geceleri)

* en meşhur meşrubat RASOL yapmak

* yazlık sinemalar

* yaşı tutmayanların kahveye giremeyip önünde maç dinlemeleri

* ülkerin açık bisküvileri

* atarabasında satılan zeytinyağı

* asker abi meraba tebe jena netreba tekerlemesi

* biri inşaat yaparken akraba ve komşuların yardım ve çalışmaya gelmesi

* mahallenin yarısı halde çalıştığı için (yıldırım tabi) meyva ve sebze bolluğu olması

* mahallenin ilk telefonu ve ''tahir aga telefon'' hikayesi

şimdilik aklıma gelenler bu kadar..........

muzo
25-10-06, 00:36
YOZGAT'LI BOŞNAKLAR

Doğrusunu isterseniz,nostalji bölümündeki yazıları yazmaya başlarken,Yozgattaki boşnaklara kadar geleceğimi bende tahmin edemiyordum..sizlere Afyonlu boşnaklar yazarken değinmiştim..yozgat,kayseri,Elazığ,samsun ve diğer yerlerdeki boşnaklar şimdilik bizi uzaktan iziliyorlar demiştim..ortada bir çelişki söz konusu! eski boşnaklar bizleri araştıracağına,biz yeni boşnaklar eski boşnakları aramak görevini üstlendik..yozgattaki boşnaklar artık bizlere uzaktan bakmıyor ...gelin hep beraber yozgattaki boşnaklarla tanışalım...yozgatlı boşnakların muhacirlik hikayeleri,Kurtuluş savaşından sonra Atatürk döneminde başlamış...sırp zulmünden kaçan boşnaklara ATATÜRK kucak açmış..göçler sancak ve bosnadan olmuş...Türkiye topraklarına ilk olarak sirKeci garından giriş yapmışlar..o dönem o kadar çok muhacir gelmişki,devletin bunları ağarlayacak yerleri bile kalmamış...Başta Ayasofya cami olmak üzere,İstanbulun çeşitli camilerinde aylarca kalmışlar..Atatürk boşnakları ilk olarak Trabzona yerleştirir,burada 3/4 yıl kalabilmişler sadece..gavurlar topraklarımızı alacak korkusuyla yaşayan Trabzon halkıyla bir türlü anlaşamamışlar..Trabzondan Erzurum ve Bayburta yeni bir göç yolculuğu başlar...Trabzonda yaşadıkları sıkıntıların aynısı buralardada yaşadıktan sonra ..çareyi Yozgata göç etmekte bulmuşlar...boşnaklar artık burada kalıcı oluRlar..yoZgatta kalıcı olmalarının nedeni,Arnavut,pomak,selanik göçmeni hemşerilerinin olmasından dolayıdır..bugün yozgatta boşnaklar,Boğazlıyan ilçesine baglı,Çayıralan, Çandır ilçesi,Babayağmur,İğdeli,çandır fahralı'da yaşarlar...buralar daha önce Ermenilerin boşaltıkları köylermiş.daha sonra devlet boşnakları buraya yerleştirmiş..Yozgatta yeni bir hayata başlarken,boşnakların dikkatini çatısız evler çekmiş..evlerin üstünde pencereler varmış.bu vesileyle boşnaklar çatı yaprak inşaatçılık yapmaya başlamışlar..Evlerin üzerinde kiremit olmadığı için,kiremitin adı muhacir kiremiti olmuş...çatı geleneğini yugoslavyadan getirmişler..boşnaklar öyle modern evler yapmaya başlamışlarki, daha önce kerpiç ve kesmetaştan yapılan evler...Biriket ve çimentoyuda boşnaklar sayesinde tanıdılar. yapılan evler boşnakların sayesinde sağlamlığından dolayı ünlü olmuş..Beyazıt Bilen adlı boşnak bir amcanın kerpiçten yaptığı ev sağlamlığından dolayı müzelik gibi duruyormuş..boşnakların yenilikleri bununla bitmiyor..inşaaat alanının dışında,büyük kazandan karpit kazanı yapıyorlar,oksejen kaynağıda boşnaklar sayesinde tanınmış olur..o dönemler insanlar evlerinin dışına tuvalat yapmayı aklına getirmezler..boşnaklar bahçeye ilk tuvaleti yaptılar diye hala konuşulurmuş..bu yazdığımız yerde yaşayan boşnaklar sabah namzında buluşup,çeşitli evlerde toplanıp,muhacir dayanışmalrı yaparmış.boşnaklr kahve hayatı bilmedikleri için uzun yıllar posedak ve ev gezmelrine gitmiş,dayanışma içinde olmuşlar..yerli halk boşnakların akıllı,çalışkan ve yenilikçi olduklarını gördükten sonra boşnaklarla kaynaşmışlar..bundan 30 yıl öncesine kadar boşnaklar,yerli halktan kız alır,onlara kız vermezmiş..bugün artık bu gelenek bozulmuş..boşnakların yaşadığı yerlerde % 8O oranında muhtarlar boşnaklardan seçilirmiş.bugün hala muhtarların çoğu boşnaktır.Günümüzde artık yozgatlı boşnakların çoğu okumuş çocuklardır..çoğu resmi dairede çalışan söz hakkına sahip memurlardır..yerleşik hayata kısa sürede alışan boşnakların bazıları,hayatlarının garanti altında olması için sigortalı işlerde çalışmışlar,kayseri,bergema ve izmire yerleşirler... Bergamada ,akrabaları olduğu için çoğu buraya yerleşmeyi yeğlemiştir..Tansu çiller döneminde Başbakan yardımcılığı yapan Rıfat Serdaroğluda bergama boşnaklarındandır.. 60.lı yıllarda yozgatlı boşnaklardan Bilen Ailesi,yugoslavyadaki akrabalarınla şifreli mektuplaşrmış..o dönem yugoda çalkantılar yine başlamış,boşnaklar çareyi Türkiyeye gelmekte aramışlar..şifre şöyleymiş,türkiyede havalar nasıl?iyi derse,pılınızı prtınızı toplayın gelin demekmiş..havalar kötüderse,daha gelmeyin demekmiş..60.lı yılların göç hikayeleri Türkiyede havaların ısınmasıyla başlamış..yeni boşnak (gegiç ve zukoviç ailesi) yaşam mücadelesi yüzünden yozgatlı boşnak akrabalarını aramaya fırsat bulamamışlar.. Zukoviç sülalesinden bir abla kocasının akrabalarını yozgata ziyarete giderken..akrabalarını aramaya karar vermiş.bidiği tek şey akrabalarının soyadıdır..Bilen soyadlı boşnak akrabalarını çabuk bulur. o zamandan bu yana akrabalar hala görüşürler..Değişen tek şey yozgatlı boşnaklar boşnakçayı artık pek konuşamadıkları..not=sözü edilen bu aile yıldırım bosna camiasının sevilen siması Zuko Bilenin akrabalrıdır.....sevgili dostlar bizim hikayemiz burada bitmiyor..bizleri daha Amasya,kayseri ve niğdeli boşnaklar bekliyor..

fatmaoru
25-10-06, 16:43
Benİm Aİlemded YaŞli Kİmse KalmadiĞindan Anilarini Anlatacak Kİmsede Yok Bazen Babam Anlatir Bİrde Zaman Zaman Yugoslavya'ya Gİden Aİle Üyelerİ Oradakİ BÜyÜklerden Dİnledİklerİnİ PaylaŞir Bİzİmle Ama Bİz Bu Konulari PaylaŞmak İÇİn Önce BÜyÜklerle Vakİt GeÇİrmelİyİz Hangİmİz Vaktİnİ BÜyÜklerle GeÇİrmek İstİyor Yada GeÇİrdİĞİnde Elİnde Cep Telefonu GÖzÜ Saatte Omadan Onlari Can KulaĞiyla Dİnlİyor ???? Önce Bu GerÇeĞİ PaylaŞalim ArkadaŞlar.

kakosi_38
25-10-06, 21:02
slm muzaffer abi ben kayseriden emre bilen.yozgatlı boşnaklarla ilgili yazını okudum çok beğendim her boşnak gibi ama beni diğer boşnaklardan daha çok duygulandırdı bu yazı.sebebine gelince yazında bahsettiğin bayazıt bilen in torunuyum ben ve o bahsettiğin müze gibi evin bahçesinde geçti çocukluğum ve daha dün bayram için o eve gittim.gerçekten tam bir boşnak evi senin boşnakların evlerini anlatan kelimelerini okuyunca gözümün önüne geldi evimiz dediğin gibi tuvalet dışarda kerpiçten yapılmış ve boğazlıyandaki(yozgatın ilçesi) en eski boşnak evi.inan sana cevap yazarken tüylerim diken diken oluyor.ben babaannemin küçük bir anısını paylaşmak istiyorum bizim evin karşısında ermeniler oturuyormuş dedem o evi ilk yaptığında tuvalet ne bilmezlermiş dedemden öğrenmişler tuvaleti,eve çatı yapmasını...bahçede bir mutfak tabiki...meşhur boşnak yemeklerini az mı yedik o bahçede...ama dedem 1985 de vefat etti...boğazlıyanda bizim mahallemiz boşnak mahallesi komşularımızda boşnak yani...gelip görmek isteyene kapımız açık o evin anahtarı bende.ben ailemle birlikte kayseide oturuyorum babamın işi dolayısıyla..gerçi memlekette genç boşnak pek kalmadı...yaşlılar genelde orda yaşıyor...abi benim bu siteden haberim yoktu ve halamın kızı sayesinde öğrendim ve hemen üye oldum senlede bu site sayesinde tanıştık...iyiki de tanıştık çünkü burnumuzun dibindeki boşnaklardan haberimiz yok...ben kayseride bir boşnakla tanıştım nasıl mı?adam geldi benim arabaya çarptıda o şekilde tanıştık...biri bana boşnağım dediği zaman öyle kanım kaynıyorki anlatamam...babaannem hala hayatta onla bazen sohbet ederim eski günlerle alakalı neler anlatır inanamazsın.babaannem bosna doğumlu. nasıl gelidkleri neler yaşadıkları insan dinleyince gözleri doluyor...abicim yazına hayran kaldım ve sana çok teşekkür ederim...inşallah daha çok beraber olucaz..ellerine sağlık...

muzo
25-10-06, 21:21
slm muzaffer abi ben kayseriden emre bilen.yozgatlı boşnaklarla ilgili yazını okudum çok beğendim her boşnak gibi ama beni diğer boşnaklardan daha çok duygulandırdı bu yazı.sebebine gelince yazında bahsettiğin bayazıt bilen in torunuyum ben ve o bahsettiğin müze gibi evin bahçesinde geçti çocukluğum ve daha dün bayram için o eve gittim.gerçekten tam bir boşnak evi senin boşnakların evlerini anlatan kelimelerini okuyunca gözümün önüne geldi evimiz dediğin gibi tuvalet dışarda kerpiçten yapılmış ve boğazlıyandaki(yozgatın ilçesi) en eski boşnak evi.inan sana cevap yazarken tüylerim diken diken oluyor.ben babaannemin küçük bir anısını paylaşmak istiyorum bizim evin karşısında ermeniler oturuyormuş dedem o evi ilk yaptığında tuvalet ne bilmezlermiş dedemden öğrenmişler tuvaleti,eve çatı yapmasını...bahçede bir mutfak tabiki...meşhur boşnak yemeklerini az mı yedik o bahçede...ama dedem 1985 de vefat etti...boğazlıyanda bizim mahallemiz boşnak mahallesi komşularımızda boşnak yani...gelip görmek isteyene kapımız açık o evin anahtarı bende.ben ailemle birlikte kayseide oturuyorum babamın işi dolayısıyla..gerçi memlekette genç boşnak pek kalmadı...yaşlılar genelde orda yaşıyor...abi benim bu siteden haberim yoktu ve halamın kızı sayesinde öğrendim ve hemen üye oldum senlede bu site sayesinde tanıştık...iyiki de tanıştık çünkü burnumuzun dibindeki boşnaklardan haberimiz yok...ben kayseride bir boşnakla tanıştım nasıl mı?adam geldi benim arabaya çarptıda o şekilde tanıştık...biri bana boşnağım dediği zaman öyle kanım kaynıyorki anlatamam...babaannem hala hayatta onla bazen sohbet ederim eski günlerle alakalı neler anlatır inanamazsın.babaannem bosna doğumlu. nasıl gelidkleri neler yaşadıkları insan dinleyince gözleri doluyor...abicim yazına hayran kaldım ve sana çok teşekkür ederim...inşallah daha çok beraber olucaz..ellerine sağlık...

sevgili kardeşim.bu forumun bir anlamda amacı,türkiyedeki boşnakları bir araya getirip kaynaşmaktı. artık görüyorumki,Anadolu'lu Boşnak kardeşlerimizde ailemize katılmaya başladı..değerli hemşehrilerim nostalji köşesinde yazdığım yazılar sayesinde sizin gibi boşnak hemşerilerimle tanışma fırsatım oldu.Anadolulu boşnaklar şimdilik bizi uzaktan izliyor demiştim..artık yakınlaşmaya başladılar..bizlerin görevi bu kardeşlerimize dilimizi ve örf adetlerimizi anlatmak olacak..yozgatlı boşnaklardan sonra,kayseri,şimdide Niğdeli boşnaklara yakınlaşmaya başladık..sayın kakosi 38,sizleri tanıdıkça senin gibi benimde tüylerim diken diken oluyor...mutluluk duyuyorum... Afyon,yozgat ve kayserili boşnak üyelerimizinde bizimle bir şeyler paylaşmalarını isterdim..kakosi 38 bir başlangıç yaptı...sizleride tanımak istiyoruz...saygılar..

bijelo dugme
25-10-06, 21:33
Çocukluğumuzda her taraf yemyeşil ve top oynamak için her yer sanki bizim için yapılmıştı. Ona rağmen top oynayabilmek için boş alan bulmak biraz zordu. mahallenin çocukları toplanır genelde şimdiki kartaltepe civarında top oynardık.
ama oralara büyüklerimiz uzak olduğu için izin vermez. bize de en yakın yer olan şuan ki şirinler parkının olduğu yerde oynardık. tabii ki orası o zaman bomboş araziydi. hıdrellez şenliklerini de biz orada yapardık. arasıra kemere gittiğimiz de olurdu ama yanımızda abilerimiz varsa. hayal meyal hatırladığım alturun oralarda bir yerlerde de kaynak vardı oradan da her geçtiğimizde mutlaka su içerdik. şirinler parkının olduğu yerde top oynarken bazen bize izin vermeyen makariosu da unutmam. şimdi sağ mı öldü mü hala oralarda mı haberim yok. arkadaşlarla "makarios tepede ayna gibi parlıyor" diye bağırırdık. ne demekse? oda bizi ya kovalar yada taş atardı. tabi bizim fırlamalar yapmadığını bırakmazdı ki oda karşılık verirdi.

bu gün o şirinler parkının yanından geçerken aklıma eski hali ve yaptıklarımız geldide sizinle paylaştım. bi de şimki halini görüyor ve anlatılanları düşünüyorumda üzülüyor insan. çocuk parkından başka herşey olmuş orası.....

pazarka
25-10-06, 23:24
merhaba muzo abi siteyi tam anlamıyla gezmeye daha fırsatım olmadı ama gördüğüm kadarıyla yapılan çalışmalar çok güzel yazılarında yozgatlı boşnaklara da yer verdiğin için özellikle dedemden (bayazıt bilen) bahsettiğin için çok teşekkür ederim emeğine ve ellerine sağlık..........

S.M.R.T
25-10-06, 23:35
çoğunluğun geldiği yıllar yani 60'lı 70'li yıllar yeni bi ülkeye gelmişsin dil bilmezsin iz bilmezsin.Girmişsin bi fabrikaya çalışıyosun gün geçtikçe ısınmaya çalışıyosun bu topraklara ve türkçeyi biraz biraz çözüyosun Allaha şükürki dağınık değilsin göç edenlerle hep aynı yere yapmışsın evini gecekondunu barakanı,evet arkadaşlar yıldırım mahala pişman mahala beşyüzevler çamurdan geçemezdik..benim çocukluğum çamur deryasında geçti büyüklerimiz çok çektiler,ne altyapı var ne üst yapı inanın şimdi 200 milyara 1 daire satılan semtimizde o yıllar istanbulun en ucuz bölgesiyidk,fakir fukara yeriydi ne olduysa 1990'dan sonra feci bir emlak patlaması oldu yıldırım ve beşyüzevlerde ve bu piyasayı hala boşnaklar belirliyo oda güzel bişey.

anı olarak ise size ne anlatabilirm...
çocuktum topkapı minibüsüne binmiştim,bi boşnak bindi minibüse türkçesi yok denecek kadar az.topkapi gider mi die sormuştu?şöför topkapı evet dedi bin dedi.

Adam da bindi ve oturdu ne para verdiği var ne bişey sölediği.Şöför baktı ve şöle dedi parayı yolla amca.Bizim boşnak cevabı koydu sen hajde yüri önce bi topkapıyi görelim.Tabi şöför dahil herkes gülme krizinde..

bizim millet bu kadar akıllı işte:):):)

skitnica
26-10-06, 07:41
"makarios tepede ayna gibi parlıyor"


şimdiki şirinler parkı'nın karşısında tek katlı bi gecekonduda oturuyordu makarios(ismini bilmiyorum). kısa boylu hafif kambur bi adamdı. öldüğünü duymuştum 8-10 sene kadar önce.

bi de top oynayanları kovalayan bi dedemiz vardı mahallede. hocaydı kendisi. ceberhan sokak'ta otururdu. top oynayan çocukları gördüğü zaman bastonuyla kovalardı. biz onu gördüğümüzde maçı falan bırakır, hemen saklanırdık :) o da öldü bir kaç sene önce.

dedelerin büyük bi kısmı aslında karşıydı bizim top oynamamıza. kendince nedenleri vardı. belki gürültü yapıyorduk, belki şeytan işiydi futbol, belki de daha faydalı işlere yönelmeliydik.

futbol deyince akan sular dururdu çocukluğumuzda. okuldan geldiğimiz gibi önlüğü çıkartıp atardık kendimizi sokaklara. hava kararana, annemiz bizi çekip eve sokana kadar oynardık. tüm sokakta bi araba olduğu zaman keyfimiz kaçardı. sahamız bölünmüş olurdu :) şimdi ise yürümek zorlaştı sokaklarda :(

AdKo
26-10-06, 08:06
çoçukluğumda hatırlıyorum da bütün mahalle top pynardık saklanbaç ebelemece ve daha bir sürü oyun biz bu oyunları oynarken annelerimiz falan bir yandan bizi izlerdi biryandanda sohbet ederlerdi çook zevkliydi benim çoçukluğum bütün haylazlıkları yapardık ancak şimdiki çoçuklara bakıyorum da sanki bizim gibi yasamıyorlar mac bile yapmıyorlar varsa yoksa playstation bilgisayar çook hızlı yetişiyorlar çook arkadaşlık duygusu malesef körriyor çoçuklarda bu bilgisayar ve ps yüzünden bence belirli bir yastan sonra çoçuklar bunlarla tanışmalı yoksa arkadaşlık adına hiç bir şey kalmayacak

SINANOVIC
26-10-06, 09:34
Muzo öncelikle bu konuyu açtığın için teşekkürler,

Fat Beyi ben de duymuştum, ve fabrikanın ismini sayenizde öğreniyorum. Bir de annemden az aksu anıları dinlemedim :).

Eskilere ait anılar dinlediğimde, büyüklerimizin sahip olduğu mücadeleci ruha hayran kalmısımdır hep. Dilini bilmediğin bir ülkeye gelip küçücük yaşta çalışmaya başlamak, oyuncaklarla oynamaları gereken yaşlarda iş yerinde makinelerin basına gecip eve biraz olsun katkı saglayayım diye çabalamak kolay olmasa gerek. En güzel özellikelrinden biri de çocuk da olsalar, durumları iyi olmasa da, hakkını vererek çalışmışlar, dürüstlükten ayrılmamışlar. (En azından benim duyduklarım genelde bu yöndeydi)

Boşnak denildiğinde çevremizden "Boşnaklar çalışkan millettir" lafını işitebiliyorsak bunlar onların örnek alınması gereken bu tutumları sayesindedir bence.


EVET ESKİ GÜNLERİN TADI BAŞKAYMIŞ ANNE VE BABALARIMIZ BU GÜNLERE GELİNCEYE KADAR NİCE SIKINTILAR YAŞAMIŞLAR DA YILMAMIŞLAR HİÇ.
BİZİMKİLERDE ANLATIR HEP ESKİ GÜNLERİNDENBAHSEDERLER GENÇLİKLERİNDEN NELER YAPTIKLARINDAN NERELERE GİTTİKLERİNDEN ONCA KINTIYA VE AĞIR KOŞULLARA RAĞMEN HİÇTE DERT YANMAZLARDI HEP GÜLERLERDİ MEMNUNDULAR PEKİ YA ŞİMDİ ÖLEMİ HERKES HER ŞEY DEN ŞİKAYET EDER OLDU.
MUZO ABİ BÖLE BİR PAYLAŞIM YAPTIĞIN İÇİN SAOL TEŞEKKÜR EDERİM.:)

ozgurhadzic
26-10-06, 14:06
adko dogru demssın kucucuk cocuklar artık ps,bılgısayarla ugrasıolar..Ben bılgısayar ıle kendıme aıt 11-12 yaslarında tanıstm ondan once bılgısayar ıle pek ısım olmazdı..ne war sa TOP pesıınde kosardık,dedıgın gıbı saklambac vs oynardık..Sımdı bızım sokaga bakıyorum kımse kımseyı tanımıyor,arkadas degıller..Bazen eskı tayfa toplanıoruz eskı gunlerı konusuoruzda bızım bu hayatta cok seyın degıstırını goruorum..Hele bu adsl ye basvurup ınt aldıkdan sonra ıyıce semt ten koptum orta okulda okurken tum sefakoyu tanıodum nerdeyse ama sımdı aynı sınıfta okudugum cocugu bıle unutmusum...Hep cocuk kalsak bosuna demıolarmıs :D:D

SINANOVIC
26-10-06, 15:09
adko dogru demssın kucucuk cocuklar artık ps,bılgısayarla ugrasıolar..Ben bılgısayar ıle kendıme aıt 11-12 yaslarında tanıstm ondan once bılgısayar ıle pek ısım olmazdı..ne war sa TOP pesıınde kosardık,dedıgın gıbı saklambac vs oynardık..Sımdı bızım sokaga bakıyorum kımse kımseyı tanımıyor,arkadas degıller..Bazen eskı tayfa toplanıoruz eskı gunlerı konusuoruzda bızım bu hayatta cok seyın degıstırını goruorum..Hele bu adsl ye basvurup ınt aldıkdan sonra ıyıce semt ten koptum orta okulda okurken tum sefakoyu tanıodum nerdeyse ama sımdı aynı sınıfta okudugum cocugu bıle unutmusum...Hep cocuk kalsak bosuna demıolarmıs :D:D

EVET ŞİMDİLERDE BİLGİSAYARSIZ EV KALMADI HERKESİN EVİNDE BİLGİSAYAR VAR VE NE ACIDIRKİ ÇOCUKLAR SADECE GENELDE OYUN MAKSATLI KULLANIYORLAR.HER HANGİBİR ARAŞTIRMA YA DA EĞİTİM AMACI İÇİN KAYGILANMIYORLAR BENCE BÖLE HEM ÇOCUKLUKLARINDAN KOPUYORLAR HEM DE KENDİ KÜLTÜRLERİNİ UNUTUYORLAR.BEN ÇEVREMDE TANIDIKLARIMI BU SİTEYE YÖNELTMEK İÇİN UĞRAŞIYORUM SÜREKLİ OLARAK BAHSEDİYORUM GÜZEL KONULARIN EĞLENCELİ SOHBETLERİN BEYENECEKLERİ TÜRDE ŞARKILAR BULABİLECEKLERİNDEN,GÜZEL DOSTLUKLAR BULABİLECEKLERİNDEN BAHSEDİYORUM UMARIM BAŞARILI OLABİLİYORUMDUR.ŞİMDİLERDE BEN BİLE ÇOCUKLUĞUMDAKİ ARKADAŞLARIMIN BİR ÇOĞUNU GÖREMEZ KONUŞAMAZ OLDUM HER KES İŞ GÜÇ UĞRUNA ÇEVRESİNDEN KOPMUŞ YA DA KOPMAK ÜZERE.

k???kpazarka
26-10-06, 15:35
Slm ben izmirden ümitcan kırlangıçoğlu Beyazıt BİLEN'in torunuyum bende kakosi_38 dayımınoğlu pazarka da teyzeminkızı olur.Dedemden bahsettiğiniz için çok mutlu oldum.Sizin anlattığınız herşeyi annemde bize anlatırdı.Ben dedmi hiç görmedim ama çok severim onu.Onun resmi hep yanımdadır anneannemden almıştım.Onu sadece ben sevmem ailemizde herkes çok sever.Dedemin çok çalışkan olduğundan ve çok ileri görüşlü olduğunu söylerler.Dedemin arkadşının bana anlattğı bi anıyı sizlere anlatmak isterim.
Dedemin arkadaşı Abdulllah dedem bana radyoyu kablo çekerek telefona benzer bişey yapmışlar.Birinie misafir geldiğinde ordan birbirlerine haber verirlermiş.Bu sitede dedemden ve evimizden bahsettiğin için öncelikle Muzaffer abi olmak üzere herkese çok teşekkür ederim.Bu arada site çok güzel olmuş.

mustafa
26-10-06, 21:26
slm muzaffer abi ben kayseriden emre bilen.yozgatlı boşnaklarla ilgili yazını okudum çok beğendim her boşnak gibi ama beni diğer boşnaklardan daha çok duygulandırdı bu yazı.sebebine gelince yazında bahsettiğin bayazıt bilen in torunuyum ben ve o bahsettiğin müze gibi evin bahçesinde geçti çocukluğum ve daha dün bayram için o eve gittim.gerçekten tam bir boşnak evi senin boşnakların evlerini anlatan kelimelerini okuyunca gözümün önüne geldi evimiz dediğin gibi tuvalet dışarda kerpiçten yapılmış ve boğazlıyandaki(yozgatın ilçesi) en eski boşnak evi.inan sana cevap yazarken tüylerim diken diken oluyor.ben babaannemin küçük bir anısını paylaşmak istiyorum bizim evin karşısında ermeniler oturuyormuş dedem o evi ilk yaptığında tuvalet ne bilmezlermiş dedemden öğrenmişler tuvaleti,eve çatı yapmasını...bahçede bir mutfak tabiki...meşhur boşnak yemeklerini az mı yedik o bahçede...ama dedem 1985 de vefat etti...boğazlıyanda bizim mahallemiz boşnak mahallesi komşularımızda boşnak yani...gelip görmek isteyene kapımız açık o evin anahtarı bende.ben ailemle birlikte kayseide oturuyorum babamın işi dolayısıyla..gerçi memlekette genç boşnak pek kalmadı...yaşlılar genelde orda yaşıyor...abi benim bu siteden haberim yoktu ve halamın kızı sayesinde öğrendim ve hemen üye oldum senlede bu site sayesinde tanıştık...iyiki de tanıştık çünkü burnumuzun dibindeki boşnaklardan haberimiz yok...ben kayseride bir boşnakla tanıştım nasıl mı?adam geldi benim arabaya çarptıda o şekilde tanıştık...biri bana boşnağım dediği zaman öyle kanım kaynıyorki anlatamam...babaannem hala hayatta onla bazen sohbet ederim eski günlerle alakalı neler anlatır inanamazsın.babaannem bosna doğumlu. nasıl gelidkleri neler yaşadıkları insan dinleyince gözleri doluyor...abicim yazına hayran kaldım ve sana çok teşekkür ederim...inşallah daha çok beraber olucaz..ellerine sağlık...



iste o babaannenden dinlediklerini biz de bu sitede okumak istiyoruz genc arkadasim selamlar

mustafa
26-10-06, 21:39
YOZGAT'LI BOŞNAKLAR

Doğrusunu isterseniz,nostalji bölümündeki yazıları yazmaya başlarken,Yozgattaki boşnaklara kadar geleceğimi bende tahmin edemiyordum..sizlere Afyonlu boşnaklar yazarken değinmiştim..yozgat,kayseri,Elazığ,samsun ve diğer yerlerdeki boşnaklar şimdilik bizi uzaktan iziliyorlar demiştim..ortada bir çelişki söz konusu! eski boşnaklar bizleri araştıracağına,biz yeni boşnaklar eski boşnakları aramak görevini üstlendik..yozgattaki boşnaklar artık bizlere uzaktan bakmıyor ...gelin hep beraber yozgattaki boşnaklarla tanışalım...yozgatlı boşnakların muhacirlik hikayeleri,Kurtuluş savaşından sonra Atatürk döneminde başlamış...sırp zulmünden kaçan boşnaklara ATATÜRK kucak açmış..göçler sancak ve bosnadan olmuş...Türkiye topraklarına ilk olarak sirKeci garından giriş yapmışlar..o dönem o kadar çok muhacir gelmişki,devletin bunları ağarlayacak yerleri bile kalmamış...Başta Ayasofya cami olmak üzere,İstanbulun çeşitli camilerinde aylarca kalmışlar..Atatürk boşnakları ilk olarak Trabzona yerleştirir,burada 3/4 yıl kalabilmişler sadece..gavurlar topraklarımızı alacak korkusuyla yaşayan Trabzon halkıyla bir türlü anlaşamamışlar..Trabzondan Erzurum ve Bayburta yeni bir göç yolculuğu başlar...Trabzonda yaşadıkları sıkıntıların aynısı buralardada yaşadıktan sonra ..çareyi Yozgata göç etmekte bulmuşlar...boşnaklar artık burada kalıcı oluRlar..yoZgatta kalıcı olmalarının nedeni,Arnavut,pomak,selanik göçmeni hemşerilerinin olmasından dolayıdır..bugün yozgatta boşnaklar,Boğazlıyan ilçesine baglı,Çayıralan, Çandır ilçesi,Babayağmur,İğdeli,çandır fahralı'da yaşarlar...buralar daha önce Ermenilerin boşaltıkları köylermiş.daha sonra devlet boşnakları buraya yerleştirmiş..Yozgatta yeni bir hayata başlarken,boşnakların dikkatini çatısız evler çekmiş..evlerin üstünde pencereler varmış.bu vesileyle boşnaklar çatı yaprak inşaatçılık yapmaya başlamışlar..Evlerin üzerinde kiremit olmadığı için,kiremitin adı muhacir kiremiti olmuş...çatı geleneğini yugoslavyadan getirmişler..boşnaklar öyle modern evler yapmaya başlamışlarki, daha önce kerpiç ve kesmetaştan yapılan evler...Biriket ve çimentoyuda boşnaklar sayesinde tanıdılar. yapılan evler boşnakların sayesinde sağlamlığından dolayı ünlü olmuş..Beyazıt Bilen adlı boşnak bir amcanın kerpiçten yaptığı ev sağlamlığından dolayı müzelik gibi duruyormuş..boşnakların yenilikleri bununla bitmiyor..inşaaat alanının dışında,büyük kazandan karpit kazanı yapıyorlar,oksejen kaynağıda boşnaklar sayesinde tanınmış olur..o dönemler insanlar evlerinin dışına tuvalat yapmayı aklına getirmezler..boşnaklar bahçeye ilk tuvaleti yaptılar diye hala konuşulurmuş..bu yazdığımız yerde yaşayan boşnaklar sabah namzında buluşup,çeşitli evlerde toplanıp,muhacir dayanışmalrı yaparmış.boşnaklr kahve hayatı bilmedikleri için uzun yıllar posedak ve ev gezmelrine gitmiş,dayanışma içinde olmuşlar..yerli halk boşnakların akıllı,çalışkan ve yenilikçi olduklarını gördükten sonra boşnaklarla kaynaşmışlar..bundan 30 yıl öncesine kadar boşnaklar,yerli halktan kız alır,onlara kız vermezmiş..bugün artık bu gelenek bozulmuş..boşnakların yaşadığı yerlerde % 8O oranında muhtarlar boşnaklardan seçilirmiş.bugün hala muhtarların çoğu boşnaktır.Günümüzde artık yozgatlı boşnakların çoğu okumuş çocuklardır..çoğu resmi dairede çalışan söz hakkına sahip memurlardır..yerleşik hayata kısa sürede alışan boşnakların bazıları,hayatlarının garanti altında olması için sigortalı işlerde çalışmışlar,kayseri,bergema ve izmire yerleşirler... Bergamada ,akrabaları olduğu için çoğu buraya yerleşmeyi yeğlemiştir..Tansu çiller döneminde Başbakan yardımcılığı yapan Rıfat Serdaroğluda bergama boşnaklarındandır.. 60.lı yıllarda yozgatlı boşnaklardan Bilen Ailesi,yugoslavyadaki akrabalarınla şifreli mektuplaşrmış..o dönem yugoda çalkantılar yine başlamış,boşnaklar çareyi Türkiyeye gelmekte aramışlar..şifre şöyleymiş,türkiyede havalar nasıl?iyi derse,pılınızı prtınızı toplayın gelin demekmiş..havalar kötüderse,daha gelmeyin demekmiş..60.lı yılların göç hikayeleri Türkiyede havaların ısınmasıyla başlamış..yeni boşnak (gegiç ve zukoviç ailesi) yaşam mücadelesi yüzünden yozgatlı boşnak akrabalarını aramaya fırsat bulamamışlar.. Zukoviç sülalesinden bir abla kocasının akrabalarını yozgata ziyarete giderken..akrabalarını aramaya karar vermiş.bidiği tek şey akrabalarının soyadıdır..Bilen soyadlı boşnak akrabalarını çabuk bulur. o zamandan bu yana akrabalar hala görüşürler..Değişen tek şey yozgatlı boşnaklar boşnakçayı artık pek konuşamadıkları..not=sözü edilen bu aile yıldırım bosna camiasının sevilen siması Zuko Bilenin akrabalrıdır.....sevgili dostlar bizim hikayemiz burada bitmiyor..bizleri daha Amasya,kayseri ve niğdeli boşnaklar bekliyor..

Bosnaklarin Türkiyeye getirdikleri insaat yenilikleri arasinda evlere baca yapmak gelir. Bosnaklar gelmeden bacali tek ev yokmus soba borulari kücük bir pencere cami cikarilarak delikli bir sac takiliyor ve bu delikten soba borusu disariya uzatiliyordu. Akan is ve kurumdan duvarlarin rengini düsünmeyi sizlere brakiyorum. Selamlar

S.M.R.T
26-10-06, 22:56
şimdiki şirinler parkı'nın karşısında tek katlı bi gecekonduda oturuyordu makarios(ismini bilmiyorum). kısa boylu hafif kambur bi adamdı. öldüğünü duymuştum 8-10 sene kadar önce.

bi de top oynayanları kovalayan bi dedemiz vardı mahallede. hocaydı kendisi. ceberhan sokak'ta otururdu. top oynayan çocukları gördüğü zaman bastonuyla kovalardı. biz onu gördüğümüzde maçı falan bırakır, hemen saklanırdık :) o da öldü bir kaç sene önce.

dedelerin büyük bi kısmı aslında karşıydı bizim top oynamamıza. kendince nedenleri vardı. belki gürültü yapıyorduk, belki şeytan işiydi futbol, belki de daha faydalı işlere yönelmeliydik.

futbol deyince akan sular dururdu çocukluğumuzda. okuldan geldiğimiz gibi önlüğü çıkartıp atardık kendimizi sokaklara. hava kararana, annemiz bizi çekip eve sokana kadar oynardık. tüm sokakta bi araba olduğu zaman keyfimiz kaçardı. sahamız bölünmüş olurdu :) şimdi ise yürümek zorlaştı sokaklarda :(

o dedelerin çoğu 1 kelime türkçe öğrenemeden öldüler gittiler.Yaşı bayağ ilerlemiş olupta türkiyeye gelenlerde vardı.E tabi kimse babasını annesini orada bırakamadı.Ve onlar mahalleden bile dışarı çıktıkları olmamıştır belkide.Allah hepsine rahmet eylesin...

muzo
26-10-06, 23:02
Slm ben izmirden ümitcan kırlangıçoğlu Beyazıt BİLEN'in torunuyum bende kakosi_38 dayımınoğlu pazarka da teyzeminkızı olur.Dedemden bahsettiğiniz için çok mutlu oldum.Sizin anlattığınız herşeyi annemde bize anlatırdı.Ben dedmi hiç görmedim ama çok severim onu.Onun resmi hep yanımdadır anneannemden almıştım.Onu sadece ben sevmem ailemizde herkes çok sever.Dedemin çok çalışkan olduğundan ve çok ileri görüşlü olduğunu söylerler.Dedemin arkadşının bana anlattğı bi anıyı sizlere anlatmak isterim.
Dedemin arkadaşı Abdulllah dedem bana radyoyu kablo çekerek telefona benzer bişey yapmışlar.Birinie misafir geldiğinde ordan birbirlerine haber verirlermiş.Bu sitede dedemden ve evimizden bahsettiğin için öncelikle Muzaffer abi olmak üzere herkese çok teşekkür ederim.Bu arada site çok güzel olmuş.

Küçük pazArka,Aramıza hoşgeldin..kokosi 38,Pazarka ve senin anlatımlarından Dedeniz bayazıt bilen'in eski toprak boşnak olduğunu anlıyoruz..yıllar önce İnegöl'de yaşlı fakat çok bilgili boşnak bir dededen söz ettklerini duymuştum..Bu amca bugün hala sağmış..kendisi için canlı tarih diyorlar...sevgili dostum jusoviç,
İnegöllü boşnak amcayı bu köşede tanıtmayı düşünüyordu.. umarım en yakın zamnada söz eder.duyduğuma göre ve sizlerinde anlatımlarınızdan,Merhum Bayazıt Amcanında böyle bir insan olduğunu anlıyorum.....Torunları olarak dedenizin boşnak camiasında anılmasını istersiniz sanırım..tarihe mal olmuş değerli boşnakları bu köşede tanımak isteriz...Bayazıt amcanın eşi (biko) sağmış..asıl canlı tarih nineniz..zaman kaybetmeden.Bayazıt Amcanın anılarını bizlerle paylaşırsanız seviniriz..saygılar..

skitnica
26-10-06, 23:09
S.M.R.T isimli üyeden alıntı

o dedelerin çoğu 1 kelime türkçe öğrenemeden öldüler gittiler.Yaşı bayağ ilerlemiş olupta türkiyeye gelenlerde vardı.E tabi kimse babasını annesini orada bırakamadı.Ve onlar mahalleden bile dışarı çıktıkları olmamıştır belkide.Allah hepsine rahmet eylesin...


benim rahmetli dedem de bu dedelerden biriydi. göç ettikleri günden itibaren hiç bir fabrika, vb. yerde çalışmamış, memleketinden kalan hayvancılık bilgisini burada da kullanarak ailesini geçindirmiş. bu nedenledir ki türkçe öğrenme ihtiyacı duymamış, çevresindeki herkes boşnakmış...

yıllar ilerledikçe, aileler genişledikçe prijatellerin artmasıyla birlikte boşnak olmayanlar da aile ortamlarına dahil olunca bişeyler öğrenmiş kendi çapında. merhaba(gerçi boşnakçada aynı), nasılsın, iyiyim, vb....

rahmetliyi andıkça bizde tebessüm uyandıran olaylardan birini nakletmek isterim. bozuk türkçesinin başına açtığı işlerden biri :)

bi akşam misafirlerimiz varmış, akşam yemeği yenirken hep beraber; misafirlerden biri sofradan erken kalkmış. dedem hemen evsahipliğini, misafirperverliğini konuşturacak ya ;) "oturun biraz daha yiyin" manasında
"valla sen az ye(me)din" demiş :) tabi misafirin şok oluşunu anlatmaya gerek olmasa gerek...

Allah tüm büyüklerimizden razı olsun. onlar olmasaydı, biz de olmazdık. onlar sadece kendilerini düşünselerdi, sonumuz ne olurdu kim bilir....

pazarka
27-10-06, 08:55
Anneannemden dinlediklerime göre,Anadoluda yaşam,o dönemlerde gerçekten zormuş.Atalarımız Yozgat`ın Boğazlıyan ilçesine göç etmişler o zamanlar.Muzo abinin de yazısında değindiği gibi,eskiden Ermenilerin bulunduğu evlerde oturmuşlar.(kendi evlerini yapana kadar tabi)Boğazlıyan ve çevre köylerdeki yerli halk Boşnakları "gavur" olmakla (!) suçlamışlar.Boşnakları her konuda dışlamışlar.Zamanla dedemler de büyümüşler,kendi işlerini kurmuşlar.O zamanlar araba sadece büyük şehirlerde kullanılırmış.Halkın geneli de ulaşımını bisikletle sağlarmış.Dedem Beyazıt Bilen de Boğazlıyan`daki tek bisikletçiymiş.Kardeşleri ile birlikte bisiklet üretimi yaparlarmış ve bisiklet kiralarlarmış.Dolayısıyla yerli halkın gözünde Boşnaklar "saygın ve Müslüman kardeşlerimiz"olarak nitelik değiştirmişler.Dedemizin vefat etmesine rağmen,bugün bile Bisikletçi Beyazıt Usta`nın evini sorsanız çocuklar bile elleriyle koymuş gibi evimizi gösterirler.Tabi bu durum bizi çok gururlandırıyor.Anlıyoruz ki Boşnaklar çok büyük zorluklarla karşılaşmalarına rağmen,akıllarını kullanmayı bilmişler.Nihayetinde de mücadelelerinin meyvelerini toplamışlar.

fazlic_suki
27-10-06, 09:22
Anneannemden dinlediklerime göre,Anadoluda yaşam,o dönemlerde gerçekten zormuş.Atalarımız Yozgat`ın Boğazlıyan ilçesine göç etmişler o zamanlar.Muzo abinin de yazısında değindiği gibi,eskiden Ermenilerin bulunduğu evlerde oturmuşlar.(kendi evlerini yapana kadar tabi)Boğazlıyan ve çevre köylerdeki yerli halk Boşnakları "gavur" olmakla (!) suçlamışlar.Boşnakları her konuda dışlamışlar.Zamanla dedemler de büyümüşler,kendi işlerini kurmuşlar.O zamanlar araba sadece büyük şehirlerde kullanılırmış.Halkın geneli de ulaşımını bisikletle sağlarmış.Dedem Beyazıt Bilen de Boğazlıyan`daki tek bisikletçiymiş.Kardeşleri ile birlikte bisiklet üretimi yaparlarmış ve bisiklet kiralarlarmış.Dolayısıyla yerli halkın gözünde Boşnaklar "saygın ve Müslüman kardeşlerimiz"olarak nitelik değiştirmişler.Dedemizin vefat etmesine rağmen,bugün bile Bisikletçi Beyazıt Usta`nın evini sorsanız çocuklar bile elleriyle koymuş gibi evimizi gösterirler.Tabi bu durum bizi çok gururlandırıyor.Anlıyoruz ki Boşnaklar çok büyük zorluklarla karşılaşmalarına rağmen,akıllarını kullanmayı bilmişler.Nihayetinde de mücadelelerinin meyvelerini toplamışlar.


Bu sitede özelliklede bu bölümde yazılanları okuyunca nasıl bir garip oluyorum anlatamam sizlere. Tüylerim diken diken oluyor yazdıklarınızı okuyunca .
Biz büyüklerimizden duyduklarımızı burda anlatmaya kalksak bitiremeyiz ama insan yazılanları okurken hiç sıkılmıyor ,dahada fazlasını istiyor.
Bende büyüklerimden duyduğum birkaç kısa ama güzel anıyı paylaşmak istiyorum sizlerle.
Boşnaklar Türkiye'ye ilk geldikleri zaman Türkçeler'i yok. Bir amcamız yoldan geçen birine saat diyor oda 5 diyince bizim amca Boşnakça ''iyiki bir saatini sordum niye bana kaç diyorsunki''diye yakınıyor...

Meğer amcamız 5'i beji olarak algılamış :D

SINANOVIC
27-10-06, 09:52
Evet O Eskİ Topraklar Dedelerİmİz BÜyÜklerİmİz Hep Anilarda Kaldi Tatli Bİrer Hatira Olarak ŞİmdİlerdeysebahsedİldİĞİ Gİbİ Arada Onlardan BahsedİldİĞİnde Onlarla Olan Hatiralar CanlandiĞinda Tekrar Onlarla Beraber Olmak İstİyor İnsan.babam Dedemden BahsettİĞİ Zaman Ve Tabİ Babaannemİn GenÇlİk Yillarindan Çok HoŞuma Gİdİyor Ayni Şeylerİ Tekrar Tekrar Zevkle Dİnlİyorum.benİm Baba Annede Hanİ Harbİ Adam Gİbİ KadinmiŞ DedİĞİ Dedİk AstiĞi Astik Tİplerden E Tabİ Bunda Çok GenÇ YaŞta 4 KÜÇÜk Çocukla Dul KalmiŞ Olmanin Etkİsİ BÜyÜk.

SINANOVIC
27-10-06, 12:45
baba annemn değilde babamın bir anısını anlatayım çocukluğundan isterseniz oraşan köyünde yaşarken babamlar 4 kardeşmiş 3 erkek 1 kız babam ortanca olduğundan babaannem her işe onu koşarmış ama istediği gibide hiç bir şeye sahip olamazmış el altından en iyi yemeği büyük amcam ve küçük amcam alırmış.oda bir süre sonra bahçede bulunan şupadaki sütleri içmenin bir yolunu bulmuş.etrafta kimse yokken şupaya yaklaşır kapısı kitli olan şupanın duvarı arasındaki boşluklardan ince bir sazı uzatıp içerideki süt dolu tencerelerden doyasıya süt içermiş.babannem bunun sorumlusunun yılan olduğunu düşünür içeri kapanlar kurar ama yakalayamazmış.bir gün babamın amcası babamdan kuşkulanmış ve şupaya saklanmış .durumdan habersiz olan babam yine şupaya süt içmeye gittiğinde büyük bir sürprizle karşılaşmış.yine aynı yöntemle süt içmeyi denemiş ama süt gelmiyormuş ne olduğunu görmek için delikten bakınca amcasını görmüş ve olan olmuş babaannemden bir hafta boyunca sürekli dayak yemiş azar işitmiş.

Dacanka
27-10-06, 23:15
Yaslılarımızın türkçe konuşamadıklarından bahsetmişsiniz, eskiden neden babannemin türkçe bilmediğine anlam veremezdim. ama artık iyiki bilmiyor diyorum. çünkü onun sayesinse aile içinde surekli boşnakça konuşuluyor. ben ve ablam ilk olarak boşnakça ögrenmişiz. ve daha güzeli yeni dogan kuzenlerim (6-7 yas ) onlar bile babannem sayesinde bosnakça biliyorlar. biz hernekadar evde daha fazla türkçe konuşuyorsakta babannem türkçe bilmediği için ufaklıklar babanneye özel boşnakça konuşuyorlar, ama bize gelince türkçeye dönüyorlar.:)
En üzüldüğüm konulardan biride kaybetmeğe başladığımız dilimiz. aile büyüklerinin doğru düzgün türkçe konuşmadığı ailerlerde, çocukların boşnakça bilmemesi yada anlamaması çok üzücü. lütfen dilimize sahip çıkalım. bu kesinlikle bir ayrım değil, kültür mirasıdır.

skitnica
28-10-06, 01:30
dedelerimiz boşnakça ile doğdu boşnakça ile göçtü gitti...

babalarımız boşnakça ile merhaba dedi hayata, sonrasında türkçe renk kattı yaşamlarına... iki lisan sahibi oldular...

bizler türkçe ile başladık hayata, ana dilimiz olan boşnakça bir renk oldu, bir kültür mirası oldu(dacanka'nın tabiriyle ;)) yarınlara aktarmak zorunda olduğumuz...

peki ya bizden sonrakiler ne olacak???

bizler onlara boşnakçayı aktarabilecek kapasitede miyiz? yeğenlerime bakıyorum da aklıma hep bu soru geliyor. ben boşnakçanın türkiye'deki son temsilcilerinden olmak istemiyorum :(

annem ve babam evde sürekli boşnakça konuştukları için(ki hala öyle) her konuşulanı hemen hemen anlayabiliyorum. savaş zamanında türkiye'ye gelen yakınlarımız sayesinde(ki yeni bir dili öğrenebilmek için harika bir yaştaydık) konuşmamız da gelişti.

derdimizi anlatabiliyoruz en azından.

bundan 20 sene sonra bu forum devam ederse(bana göre devam edecek ve üye sayısı milyonlarla ifade edilecek) boşnakça kelimeler görebilecek miyiz?

belki bazı arkadaşların nickleri boşnakça olacak hepsi bu...

ne kadar da karamsarım değil mi?

vodolia
28-10-06, 07:30
dedelerimiz boşnakça ile doğdu boşnakça ile göçtü gitti...

babalarımız boşnakça ile merhaba dedi hayata, sonrasında türkçe renk kattı yaşamlarına... iki lisan sahibi oldular...

bizler türkçe ile başladık hayata, ana dilimiz olan boşnakça bir renk oldu, bir kültür mirası oldu(dacanka'nın tabiriyle ;)) yarınlara aktarmak zorunda olduğumuz...

peki ya bizden sonrakiler ne olacak???

bizler onlara boşnakçayı aktarabilecek kapasitede miyiz? yeğenlerime bakıyorum da aklıma hep bu soru geliyor. ben boşnakçanın türkiye'deki son temsilcilerinden olmak istemiyorum :(

annem ve babam evde sürekli boşnakça konuştukları için(ki hala öyle) her konuşulanı hemen hemen anlayabiliyorum. savaş zamanında türkiye'ye gelen yakınlarımız sayesinde(ki yeni bir dili öğrenebilmek için harika bir yaştaydık) konuşmamız da gelişti.

derdimizi anlatabiliyoruz en azından.

bundan 20 sene sonra bu forum devam ederse(bana göre devam edecek ve üye sayısı milyonlarla ifade edilecek) boşnakça kelimeler görebilecek miyiz?

belki bazı arkadaşların nickleri boşnakça olacak hepsi bu...

ne kadar da karamsarım değil mi?

evet, oldukça karamsar ifadeler bunlar:) eğer hiçbirşey yapmaz isek söylediklerinizde haklı olacaksınız. ama hiçbirşey yapmaz isek. ben sizden biraz farklı olarak iyimserim bu konuda, çünkü yapılabilecek çok şey olduğunu düşünüyorum.

melajka
28-10-06, 14:08
NOSTALJİ bölümü gerçekten sitede en beğendiğim bölüm diyebilirim bn de bikomdan dinlediklerim kadarıyla sizlerle birşeyler paylaşmak istiyorum..

yugoslavyadan gelince hepimizin bildiği gibi çok zor şartlarda yaşamış boşnaklar.. bi ewde 2-3 aile yaşıyomuş yani 15-20 kişi.. işte bikom da dedomla ewlendikten sonra böyle 2 oda bi ewde 2 eltisiyle beraber yaşamış..ve dedom askere gidip geldikten sonra almanyaya çalışmaya gitmiş kardeşleriyle senede bi kere gelirmiş nerdeyse... bikom elişi yaparmış çocuklarını tüm kıyafetlerini kendi örermiş.. okula başladıklarında ise onlar okuldan gelir gelmez bikom banyo yapar kıyafetlerini yıkarmış ve sobada kurutup sabah yine aynılarını giydirirmiş.. anlıcaınız yokluk hat safhada..
sonraları bi arsa almış dedom kardeşlerinden ayrı çalıştığı paralarla ew yapmak için ve zamanla borçlanarak harçlanarak tamamlamışlar ewi.. bizim buralarda ewine ilk alüminyum cam taktıran parke yaptıran fayans döşeten dedemmiş herkes bizim ewi görmeye gelirmiş:) daha sonraları bi ew daha yaptırdı ben küçükken dedom almanyada çalışarak..

benim anlattıım sadece bir örnek içimizde çok daha ii yerlere binbir zorlukla gelen boşnaklar war eminim hepinizin ailesinde de böle hikayeler wardır.. bunlar ne kadar çalışkan azimli bi millet olduumuzun göstergesi..ve bence bunlar düşünerek kültürümüze benliğimize daha fazla sarılmalıyız yaşatmakiçin uğraşmalıyız... dilimizi korumalı, adetlerimizi dewam ettirmeliyiz.. bunun için çok büyük katkı sağlayan sitemiz kurucularına ve yöneticilerine ve tüm üyelere tekrar teşekkürler!!!
saygılar...

pazarka
28-10-06, 21:52
arkadaşlar dedemlerin yozgata göç ettikleri zaman(1936) tuvalet kültürü gelişmiş olan her yerde vardı.boğazlıyan ilçesi ve çevre köylerinde ise bu tarz gereksinimler o zamanlar küllük denilen bölgelerde görülürmüş.dedemler ve ataları da boğazlıyana nazaran yugoslavyada tuvalet kültürü daha gelişmiş olduğu için bir adım ileri götürmüşler.sanırım bunun egoyla bir alakası yok.yeteri kadar açıklayıcı olmuştur herhalde.teşekkürler..........

kakosi_38
29-10-06, 00:40
öncellikle herkese iyi günler...ben şu tuvalet konusunda bişeyler söylemek istiyorum olayı farklı mecralara çekmenin bir anlamı yok sevgili arkadaşlar...boğazlıyanda tuvalet kültürünün yerleşmesi kesinlikle boşnaklara aittir...siz boğazlıyanın geçmişini fazla bilmediğinizden farklı yorumlar getiriyorsunuz.boşnaklar boğzalıyana yerleştiğinde nüfusun çoğunlu ermeniymiş ve onlarda tuvalet kültürü yokmuş onlara öğretenler boşnaklar olmuş...türklere gelince zaten göçebe yaşam sürdükleri için yerleşik hayata sonra geçildiği için tuvalet olayı pek fazla gelişmemiş...tabiki anadolu medeniyetlerin doğduğu yer kimse bunu inkar edemez ama şuda bir gerçek boşnaklar tuvaletlerin evin dışında bir yerde olması gerektiğini ilk defa savunan ve uygulayan toplumdur..bence bu konunun uzatılmaması gerekiyor bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz ben yardımcı olabilirim...ayrıca şunuda belirtmek isterimki sevgili muzaffer abimizin yozgatlı boşnaklar olarak yazdığı yazı için tekrar ona teşekkür etmekle beraber şunuda eklemeliyim rahmetli dedem boğzalıyana ilk oksijen kaynağını getiren insandır...küçük pazarkanında bahsettiği gibi yörenin ilk bisikletçesi olmasına dikkatlerinize sunarım...tabi bazı şeyleri ispatlamak çokta kolay olmuyor ama bundan sonraki yazılarımda bol bol yaşan canlı tarihlerin anılarına yer vereceğim öncellikle babaannemden güzel bişeyler çıkartıyorum sabırsızlanıyor olabilirsiniz ama bitince çok mümkemmel şeyler ortaya çıkacak...herkese saygılar...dovicenya

pazarka
29-10-06, 17:47
İNANILMASI GÜÇ AMA GERÇEK!

bikom ve ailesi yugoslavya dan göç edip türkiye ye geldiklerinde birçok şehir gezmişler.ancak kendilerini rahat hissetmemişler.en son yozgat ın fahralı adlı köyüne yerleşmişler.eski ermeni evlerine.tabi o zaman yeni geldikleri için hiç türkçe bilmiyorlarmış.bikom o zamanlar 5-6 yaşlarındaymış.kayseri de oturan ermeni bir işadamı da bu ermeni mahalleyi ziyaret etmek,hem de durumu olmayan ailelere yardım etmek için fahralı ya gitmiş.durumu iyi olan bu ailenin bir kız çocuğu varmış.başka çocukları da olmuyormuş.ermeni aile,akrabalarını ve komşularını gezerken,dışarda oynamakta olan bikomu görmüşler.bikom ve ailesi yugoslavya dan yeni geldikleri için o dönemler maddi sıkıntı çekiyorlarmış.bu ermeni aile de hem kendi kızlarına kardeş olsun hem de bikom rahat bir yaşam sürsün diye onu evlat edinmek istemişler.boşnakça bilen bir ermeni de tüm bu olanları boşnakçaya çevirir.ancak boşnakçayı tam bilmediği için ermeni ailenin bir süre daha fahralı da olacağını bikomu da fahralı dan ayrılana kadar beraberlerinde gezdirmek istedikleri şeklinde aktarmış.bikomun ailesi de bunda bir sakınca görmemiş ve izin vermişler.ermeni aile de duruma sevinmiş.bikomu da alıp kayseri ye gitmişler.(bikomun anlattığına göre kayseriye gittiklerinde hemen bikoma yeni elbiseler diktirmişler.kendi kızlarından ayırmamışlar.tabi o zamanlar yaşı küçük olduğu için tüm bunları hayal meyal hatırlıyor)sonra durumun farkına varan mehmet dedo aileyi aramaya başlamış.ailenin kayseri nin talas ilçesinde oturduğunu öğrenmiş.fahralıdan kayseriye gitmiş yürüyerek.bikom babasını karşısında görünce üstündeki yeni elbisesini yırtmaya çalışmış ve babasının boynuna sarılmış babom diye.tabi sonra kendi evlerine dönmüşler.

bu anıyı duyduğumda tüylerim diken diken oldu.sadece filmlerde olur böyle şeyler benim bildiğim.ama gerçeğin ta kendisi...zor günlermiş gerçekten.

muzo
29-10-06, 22:08
SİLİVRİ,DEĞİRMENKÖYDE BOŞNAKLAR/


NOSTALJİ köşemizde,Fazliç Suki arkadaşımız duygularını şöyle dile getirmişti, bu bölümde yazılanları okudukça tüylerim diken diken oluyor,insan okudukça daha fazlasını istiyor...Fazliç suki Arkadaşımız belkide bizlerinde duygularını dile getirmiş oldu böylece..Osmanlı döneminden bu yana biz boşnaklar bu topraklarda yaşıyoruz..internet gibi bir buluş sayesinde 2 asrı bulan bir özlem ve kavuşmaya vesile oldu bizim forumumuz...bizler yozgatlı boşnaklara ulaşmışken,burnumuzun dibindeki boşnakları yeni keşfettim diyebilirim..sözünü edeceğim yer,İstanbul ,Silivriye bağlı Değirmenköy köyü..Silivriden çorluya doğru giderken,Çanta ve seymen beldelerine yakın 10.bin nufuslu Değirmen köyü'nde yanlız boşnaklar yaşamıyor..boşnaklarla birlikte,Gacallar ve yörüklerde yaşar..burayada boşnaklar kurtuluş savaşından sonra gelmiş,sebeb aynı, sırp zulmü,,,bizleri buraya Atatürk yerleştirdi diyorlar..boşnakların bu köye göçü,Bosna ve sancaktan olmuş,,bildiğim boşnak sülaleri,Çustoviç,Maslak ve Hacıfeyzoviçtir.tarımla uğraşmışlar.Anadoludaki Boşnaklar gibi alışma konusunda zorluk çekmemişler..Trakyanın tümü zaten Balkan göçmenidir...sizlere daha önce Aksicim ve Balkaya boşnaklarından söz etmiştim.bu köylerdeki boşnaklarla akrabalıkları vardır,değirmenköylülerin bu köylerle kız alıp vermeleri olmuş..1940.lı yılların başında bazı boşnak aileler Aksicim köyündeki akrabalarının yanına göç etmişler...diğer boşnaklar değirmenköyde kalmış bugünde hayatlarını sürdürmekteler...bundan 20 yıl önce değirmenköyde toprak kayması olmuş. Devlet bu köylülere 20 yıl ödemeli arsa tahsis etmiş..boşnaklra eski mekanlarında kalmış..çerközköy ve çorluda gelişen sanayi sayesinde bu topraklar aşırı değerlenmiş.boşnaklar rant'tan nasibini alamamışlar...sanayi ve fabraikalara yakın olduğu için değirmenköyde nufus 10.bini aşmış yaz ayları değirmenköyde domates festivali yapılır..tonlarca domates heba ediliyormuş ..haberiniz ola...Bu durumda jarane'ye hak vermek gerek...BOŞNAKLAR HER YERDE..

malic
30-10-06, 09:23
KIRKLARELİ BOŞNAKLARI

Kırklareli Trakyada bir ildir.boşnaklar buraya Kırklica der.Boşnaklar buraya1913/1925 Tarihleri arasında,karadağ ve Novipazardan göç edip gelmiş.boşnaklar en çok Demirköy ilçesinde yaşar.,kırklareli şehir merkezinde,Pınarhisar,Lüleburgaz,Çerkezköy,Evrenci k,koyva,aksicim ve balkayada boşnaklar yaşar.cumhuriyetin kurulma dönemlerine tanık olduğu kadar,osmanlının son yıllarınada tanık olmuşlardır..ne kadar zor koşullar altında yaşadıklarını siz tahmin edin!! bugün çoğumuzun nufus kağıtlarında, nufusa kayıtlı olduğu yer kırklareli yada Adapazarı yazar.daha sonraki göçeden boşnaklar çareyi hemşehrilerinin ve akrabalarını yanına gelmeke bulmuşlar.....daha sonra istanbul ve diğer şehirlere dağılmışlardır...DEMİRKÖY, ilçesinde ,boşnaklar,Karacadağ,Dereköy,Velika,Trule,Maglavit a köylerinde yaşar.bugün hala boşnakçayı konuşur,örf ve adetetlerini sürdürürler...yöre halkı geçimini ormancılık yaparak sürdürür..evlillikler genelde boşnaklar arasında yapılır..Bugün bu gelenek bozulmaya başlamıştır...Buradan göç eden boşnaklar, iş olanakları yüzünden,başta istanbul,Gosmanpaşa ,Bayrampaşa,(yıldırım'da demirköylüler kahvesi var)Lüleburgaz ve Çerkezköye yerleşmişlerdir..BOŞNAK TÜRKÜSÜ öykü kitabı yazarı, İsmail gümüş demirköy boşnaklarındandır.. Menderes döneminde,Meclise Muharrem Gülnar adında boşnak Milletvekili göndermişler..BAYARAMPAŞA Bosna sancak derneği kurucu ve onursal başkanı Zahit Gürdal Demirköy Boşnaklarındandır.. Bölgede,Cekoviç,Kurtagiç,Eleskoviç,Vruçan,Greskovç ani,Fazliç,İbroviçler vs sülaleri yaşar....muhacirlik ve göç yıllarını anlatmaya devam edeceğiz.....saygılar...

Demirköy yurdumuzun Avrupa toprakları üzerinde deniz mavisi ile orman yeşilinin kucaklaştığı, Kırklareli ilinin Bulgaristan sınırında küçük bir ilçesidir.

Demirköy Istranca (Yıldız) dağlarının 400 metre yüksekliğinde ormanlar içinde kuruludur.

Demirköy'ün ekonomisinin büyük bölümü ormancılığa dayalıdır.Küçük çapta da olsa tarım , hayvancılık ve turizm vardır.

Halkın büyük çoğunluğu balkanlardan bir kısmı da Anadolu'dan gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u Feth etmek için hazırlıklarını yaparken demir madeninin bol olarak bulunduğu Demirköy'e de bir demir işleme fabrikası (Dökümhane) kurdurmuştur.

3 km uzunluğundaki Dubnisa mağarası sarkıtlarıyla , dikitleriyle , sulu ve kuru kısımlarıyla muhteşem ve heybetli bir görünümü vardır.

Dünya'da çok önemli yeri olan , koruma altına alınmış longoz (su basar) ormanları Akarsuları , gölleri ve doğal yaban hayatıyla eşsiz güzelliktedir.

kaliç
30-10-06, 16:36
tuvalet konusuna son noktayı koyuyorum dedemin üç evi var ikisinde kiracı oturuyor bir tanesi boş. boş olana ben yerleşmek istedim evlere baktım dışarda bir tuvalet, dedim ortakmı kullanıyonuz tuvaleti konyalı ve yozgatlı iki aile idi yozgatlı kürt konyalı türktü. nedesinler istersiniz tuvaleti kullanmıyoruz dışarı yapıyoruz dediler bende dedimki evallaha ben taşınınca kimse dışarı yapamaz hiç meraklı deyilim sizi öyle görmeye dedim taşındığım eve güzel bir tuvalet yaptım. anadoluyu istanbul ve bursa olarak düşünmeyin içerlere gidildikçe tuvaletin pek önemi yok kültür böyle anadoludan ermeni ve yunanı çıkarmasaydılar hala göçebelik devam ederdi onlar çıkartıldıktan sonra yerleşik düzene geçti nüfusun büyük bölümü o yüzden tuvalet kültürü türklerin ve kürtlerin büyük bölümünde yok

muzo
30-10-06, 16:49
sn.muzo ben size yıldırımın çok önemli renklerinden biri , ruhsal rahatsızlığı olan ''murat'' ı hatırlatmak istiyorum. sabah kalkıp okulumuza, işimize giderken onu hararetle duvarlara birşeyler yazarken görünce, yüzümüzde güzel bir gülümsemeye yol açan bu insan da bence burada güzel bir yazıyı hak ediyor. saygılar.


BİZİM MURÇO GİBİ KAÇ KİŞİ VAR....

Duvarların dili olsada söylese...Üstelik Bildiğimiz duvarlara benzemiyor bu duvarlar.yılların ağır yükünü,acılarını barındıran yazılan konuları,sadece denizin ve gökyüzün duymasına izin vermeyen taş duvarlar...Bizim Murat,kah acısını,hasretini kağıda kaleme dökenlerin,kah mahalle halkının, sevgisini kazanmış yıllar boyu...Muhacirlik yıllarında çekilen yağlı ilmiklerin,acıların gizli
perdesi olmuş adeta.. Yazdığı duvarların nemine,hapsettiği sırlarla dolu yazıları hala, küçükköy ve Yıldırım'ın duvarlarında bizlere dönük duruyor. şimdi karşısında, ve sır dolu nemli duvarlarında yazılarını söküp almaya,anlamaya çalışan yüzler var...o ise nemli duvarlarında,mazisi gizemlide olsa,yediden yetmişe duvarlarının perdesini aralamaya devam ediyor bizlere ...Neredeyse bulunduğu mahalleyle bütünleşmiş Bizim Murço..onu tanımayan yoktur..adı yıldırım mahallesiyle özdeş olmuş ..Geçmişi bizi ilgilendirmiyor,bilinen tek şey akıllıyım diyen insandan daha bilgili ve entellektüel olduğu..günlük gazeteleri okur,sabahın erken saatlerinde,kovasını ve kireçini alıp, duvarlara yazmaya başlar..Murat değişime inanan biridir..Eskiyen yazılarını kireçle siler, yerine gündemdeki yazıları yazar.. yol kenarlarında toz tutmuş otoların camlarına da yazı yazmayı eksik etmez.bizde merakla yazdıklarını okuruz..yazıları eski türk filmlerinde çıkmıştır..hatta bi seferinde flim çekilirken tesadüf filmde görünmüş..yönetmenler o zaman iyiki keşfetmemişler onu..12 eyül askeri darbesinden önce,polisler anarşist diye ,karakola götürmüşler, duvarlara yazı yazıyor diye....bazen filozof gibi yazılar yazar,dokuz gün dokuz gece düşünüp dururuz yazdıklarını..bana nostalji köşesinde Muratı anlatmak görevi düştü... çünkü, o bu portalda yer almayı hakediyor..Bir çok yayıncı, Murat'ın yazılarını ve hayat hikayesini istedi ..biz vermedik....Niyemi? Murço, bizimdir ve bizim kalacak....sahi, bizim Murat gibi KAÇ KİŞİ VAR..

kadir_bibi
30-10-06, 17:33
BİZİM MURÇO GİBİ KAÇ KİŞİ VAR....

Geçmişi bizi ilgilendirmiyor,bilinen tek şey akıllıyım diyen insandan daha bilgili ve entellektüel olduğu..günlük gazeteleri okur,



Valla Murat'a deli diyenler halt yesinler ne zaman görsem bizim kahvede gazete okuyor bir kaç kere satranç oynarken gördüm hemde gayet iyi oynuyor

kakosi_38
30-10-06, 17:40
slm muzaffer abi...murço abimiz gibi insanlar temiz saf olsa keşke...ozaman bu dünya yaşanır hale gelir bence...murço sen böle kal...ellerine sağlık muzaffer abi...

fele
30-10-06, 19:59
Merhabalar,
Efendim! Ben de elimden geldiği kadarıyla siz canım hemşehrilerime, Kütahya'ya gelip yerleşen Boşnaklar hakkında bilgi vermek istiyorum.

Öncelikle böyle bir konu başlığı açan, Sayın Muzo'ya, ve bu konuya iştirak eden tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bu tip yazışmalar çerçevesinde bizler daha da kaynaşıp, belki de hiç ummadığımız halde Türkiye'mizin her hangi bir bölgesinde bir akrabamız ile karşılaşabiliriz.

Türkiye'mizin her bölgesine olduğu gibi, Boşnaklar muhtelif zamanlarda Kütahya'ya da gelip yerleşmişler, buralarda kimi kalıp mesken edinmiş kimi de tekrar bu bölgeden çeşitli vesilelerle ayrılıp başka yerlere gitmişler.

Ben sizlere, 1800 lü yılların sonlarında Kütahya'ya gelen ve o zamanki mülki idarelerin, şimdiki ismi ÇAYCA Köyü olup yerleştikleri anda, gayet kıraç ve kumlu-taşlı halinden, zekaları sayesinde memleketin inşaat alanında kullanmaları için inşaat kumu ve temel taşı üretip, evelallah geçimlerini yürütüp (Bu işten çoğunun hali vakti yerindedir.) yaşayanlar;

Yine, aslında kıraç bir köy olan ve ismi PARMAKÖREN Köy'ü olan bölgeye yerleşip te yine zekaları sayesinde bu topraklardan da inşaat tuğlası üretip geçimlerini sağlayanlar;

Ve de, yerleşip yurt edindikleri, şimdiki ismi AKKÖPRÜ olup, ama halk arasında BOSNA-İ CEDİT diye belletebilerek yaşayanlar olarak,üç Boşnak Köyü olduğunu belirtmek istiyorum.

Bu köylerde yaşayanlar hakkında ve Kütahya'ya çeşitli nedenler ile gelip yerleşen Boşnaklar hakkında sizlere ilerliyen günlerde daha geniş ve daha neşeli ve de daha kapsamlı bilgiler, hatıralar sunmayı ; saygı ve sevgilerimle ümit ediyorum.

((Büyüklerimiz, Kütahya'yı memlekete benzettikleri için kaldıklarını söylerlerdi.))

vodolia
31-10-06, 16:19
BİZİM MURÇO GİBİ KAÇ KİŞİ VAR....

Duvarların dili olsada söylese...Üstelik Bildiğimiz duvarlara benzemiyor bu duvarlar.yılların ağır yükünü,acılarını barındıran yazılan konuları,sadece denizin ve gökyüzün duymasına izin vermeyen taş duvarlar...Bizim Murat,kah acısını,hasretini kağıda kaleme dökenlerin,kah mahalle halkının, sevgisini kazanmış yıllar boyu...Muhacirlik yıllarında çekilen yağlı ilmiklerin,acıların gizli
perdesi olmuş adeta.. Yazdığı duvarların nemine,hapsettiği sırlarla dolu yazıları hala, küçükköy ve Yıldırım'ın duvarlarında bizlere dönük duruyor. şimdi karşısında, ve sır dolu nemli duvarlarında yazılarını söküp almaya,anlamaya çalışan yüzler var...o ise nemli duvarlarında,mazisi gizemlide olsa,yediden yetmişe duvarlarının perdesini aralamaya devam ediyor bizlere ...Neredeyse bulunduğu mahalleyle bütünleşmiş Bizim Murço..onu tanımayan yoktur..adı yıldırım mahallesiyle özdeş olmuş ..Geçmişi bizi ilgilendirmiyor,bilinen tek şey akıllıyım diyen insandan daha bilgili ve entellektüel olduğu..günlük gazeteleri okur,sabahın erken saatlerinde,kovasını ve kireçini alıp, duvarlara yazmaya başlar..Murat değişime inanan biridir..Eskiyen yazılarını kireçle siler, yerine gündemdeki yazıları yazar..bizde merakla yazdıklarını okuruz..yazıları eski türk filmlerinde çıkmıştır..hatta bi seferinde flim çekilirken tesadüf filmde görünmüş..yönetmenler o zaman iyiki keşfetmemişler onu..12 eyül askeri darbesinden önce,polisler anarşist diye ,karakola götürmüşler, duvarlara yazı yazıyor diye....bazen filozof gibi yazılar yazar,dokuz gün dokuz gece düşünüp dururuz yazdıklarını..bana nostalji köşesinde Muratı anlatmak görevi düştü... çünkü, o bu portalda yer almayı hakediyor..Bir çok yayıncı, Murat'ın yazılarını ve hayat hikayesini istedi ..biz vermedik....Niyemi? Murço, bizimdir bizim kalacak....sahi, bizim Murat gibi KAÇ KİŞİ VAR..

sn.muzo teşekkür ederim, bu kadar güzel ve eksiksiz anlatılabilir murat. size bir önerim var. külüpler başığı altında ''mizah klübü'' açsak ve dünyanın en önemli sanatlarından biri olan mizahı, kendi orjinal yazı ve çizimlerimizle uygulama şansı bulsak, bu klübün öncülüğünü de siz yapsanız...biz gülmeyi seven ve bilen bir toplumuz, biliyorum çok güzel şeyler gelecek arkadaşlardan.......mizah kulübü altında bizim muratın yazılarını da yorumlayacak bir başlık açılabilir. bakalım neler anlıyoruz bu yazılardan. bence çok renki olur böyle bir uygulama.saygılar

kaliç
31-10-06, 17:25
DelİbaŞ İsyani Ve BoŞnaklar
Kuvva Askerlerİ Konya İÇİnde AsayİŞİ SaĞliyordu Askerler İÇİnde BİrÇok BoŞnak Vardi DelİbaŞ Adamlariyla Geldİ Kİmse Olup Bİtenden BİrŞey Anlamadi Ve Kuvva Askerlerİ KurtuluŞu Alaaddİn Camİİne SiĞinmakta Buldu Kible YÖnÜndekİ Pencerelerden AÇilan AteŞ Sonucunda Aralarinda BoŞnaklarinda OlduĞu 17 KİŞİ Vuruldu.
DelİbaŞa Esİr DÜŞtÜler Bİraz YaŞi Olan Bİr BoŞnak Laİla He İllallah Dedİ DelİbaŞin Adami AĞzina Dİpcİkle Vurdu DİŞlerİ Kirildi Esİr Olanlar Sİdİklİk Zİndanina Kapatildi. BoŞnak Kadinlari Ve Konya Etrafinda Çetecİlİk Yapan BoŞnak Arnavut Ve Çerkezler Fena BozulmuŞlardi Bu İŞe. 3 BoŞnak 1 Arnavut 1 Çerkez Konya GİrİŞİnde Bulunan GazyaĞi Bİdonlarini Patlattilar BoŞnak Kadinlari Konya İÇİnde Konya Teslİm Nİdalari Attilar İsyancilara KaÇin Caninizi Kurtarin Ordu Gelİyor Yİne Bİr Can Pazari OlmuŞtu İsyancilar KaÇtilar Çok Sonra Ordu Geldİ BoŞnaklar İstİklal Mahkemelerİne İlk Şahİt Olanlardandir GÖrdÜklerİ Torunlarina Bİr Ani Bİr Korku Olarak Anlatildi
O GÜnlerden Kalan Bİr SÖz ŞÖyledİr Yapma Öyle Alti Aydan BaŞlar

Bekirovi
31-10-06, 18:41
Sayın,mahalle arkadaşım(kartaltepeliyim) ve Boşnak dostu sazar,Türkiyede belkide en fazla boşnak Balıkesir ilinde yaşıyor..Erdek,susurluk,Burhaniye,Gömeç,Ayvalık vd.yerlerde boşnakların yaşadığını biliyorum.zamanı gelince bu yerlerdeki boşnakları birlikte paylaşacağız..sevgili sazar,bu yerleri anlatırken yeterli bilgiler olmadan yazmak istemiyorum..boşnakların yerleşim yerleri hakkında yeterli çalışma yapılmamış ,şu ana kadar.internette ve litaritürte malesef bu konuda bilgi yok..bir anlamda bizim çalışmalarımız gelecekte boşnakların tarihine ışık tutacağı için bilimsellikten uzaklaşmamamız gerek..ilgine teşekkür..sevgi ve selamlar..

Evet malesef yok bir bilgi,benim kütügümde'de Balikesir yaziyor zaten...
Açiklama için te$ekkürler Muzo abi...

sэzэr
01-11-06, 10:23
Konusu açılmışken boşnakların ünlü dişçisi küçükköydeki Cevat'ı unutmayalım. Boşnaklar adres gösterirken Dişçi Cevat'ı hala anarlar. Günümüzde ise Cevat'ın yerini Dişçi Hayri almıştır. Burada çalışan Zekiye Abla sayesinde birçok Boşnak tercihini Dişçi Hayri'den yana kullanmaktadır.

uzun süre bu dişçiye gittim. zekiye abla dediğiniz ablayı da çok görmüştüm orda. sıcakkanlı birisiydi arada konuşurdu benimle de :) bi kaç kere bana sen boşnak mısın diye sormuştu :rolleyes: son gittiğim zamanlarda görmemiştim. belki bırakmıştır.

muzo
02-11-06, 14:57
SAMSUN'LU BOŞNAKLAR...

Yol hikayemizin şimdiki durağı Samsunlu boşnaklar.Samsunlu boşnaklarda, diğer eski boşnaklar gibi,Biyelo polenin izminac köyünden, çok zor şartlar altında Türkiye'ye göç etmişler ..bu köyde yaşayan Zulfo Baliç,.16 yaşındayken, ilk olarak sırp çetelerine (ÇETNİKLERE) karşı, savaşmış ... daha sonra sırayla Yemen,Filistin,Çanakkale,ve kurtuluş savaşına katılmış.. Kurtuluş savaşında tanıştığı arkadaşları sayesinde bir süre istanbulda kalır.Ailesini Türkiye'ye getirmeyi düşünür.Dönemin istanbul valisine kadar çıkmıştır. 1925 yılında başlayan göçler sayesinde üç kardeşiyle (Hurşit,Şakir, maliç)birlikte Ailesini Türkiye'ye getirir.daha sonra diğer aillerde göç ederler. Devlet onları Sivas'a yerleştirir.Geldikleri yeri beğenmezler.oysa onların köyü ağaçlık bir yermiş,sivas ise dümdüz bir ovadır.biz burada yapamayız demişler..o dönem, devletin belirlediği yerlerden başka bir yere yerleşmek yasaktı.Boşnak inadı değilmi,kaçak olarak Samsun havzaya gelirler.yugoslavya'dan gelirken,yanlarında hiç bir şey getirmemişler.günlerce yaya ,at ve öküz sırtında yolculuk yaparak gelmişler Türkiye'ye..Sivas'tan Samsun'a gelmek onlar için sorun değildi..Devlet yetkilileri boşnakları demiryolu inşaatlarında çalıştırmışlar..Boşnaklar belirli bir süre buralarda çalıştıktan sonra, ekonomik sorunlarını çözmüşler.Ormanlık bölgeden geldikleri için,Havzada, köylerine benzettikleri, Rumlardan boşalan bir köye yerleşmişler..köylerinin adı, sofular'dır.
bu köye 12 hane yerleşir, (Baliç,kovaç,mehoniç sülaleleri)tarım yaparak hayatını sürdürmüşler.. Boşnaklar,sofular köyü haricinde,havza taşoluk köyünde yaşar..bu iki köy birbirine yakın olduğu için evlilikler yapmışlar.Boşnaklar havza'nın köyleri haricinde,bir kısmı, Bafra ve Samsun merkezde yaşarlar..Sofular köyünde yaşayan boşnakların akrabaları en çok izmit seymende,diğerleri Adana,Bursa ve izmirde yaşar..1960.lı yılların başında samsunlu boşnakların çoğu istanbula göç etmiştir..çoğunluğu, istanbul'un Bayrampaşa (kartaltepede)ve küçükçekmece ikitelli'de yaşar.Günümüzde samsunlu boşnakların bir kaçı hariç, yaşadıkları köylerde kimse kalmamıştır.köydeki evlerini dinlenmek amacıyla yazlık olarak kullanıyorlar..sözünü ettiğim Zulfo Baliç ve ailesi Sancak halk kahramanı Yusuf Mehoniç'in yakın akrabalarıdır..Forumumuzda Agoviç nickini kullanan üyelerin yakın akrabaları olurlar..bu arada Askerde olan Ali beg,de samsunlu boşnaklardandır.. Boşnakların izini sürmeye devam ederken,Amasya Gümüşhacıköyün Maden mahallesinde ve Merzifonda boşnakların olduğunu öğrendim..Karadeniz bölgesini yeni tanıtmışken,Güneydoğuda,Diyarbakır çınar ve Bingölde boşnakların yaşadığını öğrendim...ne diyelim! darısı onların başına..

NOT=Katkılarından dolayı,Emekli Öğretmen Rıfat yıldız ve kardeşlerine teşekkür ederim..

agovic75
02-11-06, 15:16
muzo Abİ Benİ ŞaŞirtmaya Devam Edİyorsun.bu BahsettİĞİn Zulfo BalİÇ Babaaannemİn Amcasi Oluyor.Şakİr BalİÇ(zulfonun KardeŞİ) TÜrkİyeye Gelİrken Babaannemİn Annesİnden BoŞanmiŞ Ve 2-3 YaŞlarinda Olan Babaannemİ Bİjelopoljede Birakip TÜrkİyeye GelmİŞ.babaannemde 1963 Te TÜrkİyeye Gelİnce Babasini Ve KardeŞlerİnİ Anca GÖrÜyor.dedİĞİn Gİbİ Şu Anda Samsunda Çok Az BoŞnak Kaldi.bİzİm Akrabalar Hepsİ İstanbulda Genelde Kartaltepe Mahallesİnde YaŞiyorlar.bu Konuya DeĞİndİĞİn İÇİn TeŞekkÜrler .bu Arada Rifat Hocayada Selamlar.

sejkic
02-11-06, 15:23
İzmirde de Baliçler var, amcam Baliçlerle evli, amca çocuklarım yarı baliç sulalesinden

sejkic
02-11-06, 16:12
Abi bu baliçler, izmirden, yarısı bizim köyde diğer bölümü kasabada yenifoçada oturur, küçük aile büyük deil, çevrede akrabalarını hiç duymadık ama bir futbolcudan bahsedilirdi gürsel baliçmi büyük muharremmi tam hatırlamıyorum yanlış söylemiş olmayayım, amcam damatlarıdır, eski boşnaklardandırlar yeni gelenlerden değiller, Turkiyeye geldiklerinde soyadlarını turkçe ballı yapmışlar, ama herkes onları baliç diye bilir, bir torunları basketçi oldu 2,15 boy vardı, anne tarafından baliçtir, babası boşnak değildir göçmendir, bu çocuk tuborgda oynadı yıldızı parladı, mrsiç , nedim dal(edo deliç) sahip çıktı, oynadı fenere kadar gitti, ama başaramadı, bir ara vaktim olursa amcaoğlumla konusur bilgi alırım kendisi şuan istanbulda

cocorosie
03-11-06, 11:43
İÇİMİZDEN BİRİ... ZEKİYE ABLA...

Çocukluğumda onu Ajda Pekkan'a benzetirlerdi. Zekiye Abla'yı 25 yıl önce dişçi Hayri'de tanıdım. Tam 30 yıldır Dr. Hayri'nin yanında yardımcılık yapıyor. Zekiye Abla'yı Küçükköy ve Yıldırım'da tanımayan yoktur. Baba tarafı Dazdaraviç anne tarafı Kurtagiç'tir. Her seferinde Boşnak milliyetçisi olduğunu ifade eden Zekiye Abla en çok 1989 yılında B.paşa Bosna-Sancak derneği kurulduğunda mutlu olmuştu. Onun tek dileği Boşnakların birarada dayanışma ve kaynaşma içinde olmasıydı. Tüm ideali buydu.
Yıldırım Bosna Spor kulübünün kötü gittiği dönemlere çok üzülürdü. İki boşnak kulübü birleşince dünyalar onun oldu.(Yıldrımgücü-Yıldırımspor). Fırsat buldukça Yıldırım Bosna'yı stadyumda da destekledi. Onu tribünlerde sıkça görürdük.
Derneğin ve kulübün dayanışma geceleri için çıkan biletleri elinden geldiğince daha çok kişiye ulaştırmaya çalışırdı. Dayanışma gecelerinnde Boşnak insanlarını kalabalık gördükçe kendi mutlu hissederdi.
En son kendisiyle tüm Boşnak derneklerinin birarada düzenlediği Karamürsel'deki piknikte görüşmüştük. Duygularını bana şöyle ifade ediyordu; "Türkiye'deki tüm Boşnakları birdarada görmek... İşte benim tüm idealim bu Muzaffer..".
sene 1997... Arkadaşlarla yerel gazetemizi kurmuştuk(Surdışı). Fikirlerini almak için Zekiye Ablamıza gittik. Yine çok duygulandı. Gazetemiz için elinden gelen maddi ve manevi tüm desteği gösterdi. 4 yıl önce talihsiz bir şekilde beyin kanaması geçirdi. Yıllarca sevgisiyle biriktirdiği Boşnak dostları onu hastalığında yalnız bırakmadı elbette. DR.Hayri'nin yanında görevine devam etmesinin yanında onu asıl ayakta tutan bu dostlarının vefakarlığıdır.
Hiç unutmam bir ablamız Zekiye Abla için şöyle demişti: "KENDİSİNE DEĞİL AMA BOŞNAKLARA ÇOK FAYDALI BİR İNSANDIR". Zekiye Abla belki haberin yok ama Bosnasancak.net'i duyarsan eminim yine çok sevineceksin. Ben de seni bu forumda anmayı bir borç bildim. Çünkü sen bunu fazlasıyla hakediyorsun.
Sizce de öyle değil mi?

Zekiye Abla'yı tanırım.Çok şeker bi bayandır kendisi:) İlk tanıstıgımızda bana kolyesini(Bosna bayragı) gösterip öpe öpe boşnakları öven şeyler söylemişti,çok ama çok sıcakkanlı...Hastalıgını da babamdan öğrendim ve üzüldüm baya.Çok severim ben de yaşına göre fazla enerjik bi bayan çok şirin.Sıkça görüyordum bi ara eğer tekrar görürsem haberdar etmek isterim bu siteden onu..En azından kendi hakkında yazılan yazıyı görmesini isterim...

cocorosie
03-11-06, 12:18
Kesinlikle belgeseli yapılmalı Türkiyedeki boşnakların hayatları,yaşadıkları,acıları,mutlulukları...!Tica ri amaç taşıyan FİLM demiyorum BELGESEL diyorum.Hatıra kalcak bir belgesel..Muzaffer abi(muzo) ve onun gibi bilgi sahibi insanların referanslarıyla mükemmel birşey çıkar ortaya bence.Saygılar:)

pasha
05-11-06, 10:01
DR.ÖMER GÜVEN vefat etmiştir...

bir düzeltme yapalım .bizimkilerin deyimiyle ömer doktor gerçek ünvanıyla prof.dr. ömer güven hala hayatta olup çapa tıp fakültesi başhekimliğinden emekli oldu ve şu anda halen kıztaşı(fatih) kızılay hastanesinde görevine devam etmektedir.

ali beg
05-11-06, 11:15
SAMSUN'LU BOŞNAKLAR...

Yol hikayemizin şimdiki durağı Samsunlu boşnaklar.Samsunlu boşnaklarda, diğer eski boşnaklar gibi,Biyelo polenin izminac köyünden, çok zor şartlar altında Türkiye'ye göç etmişler ..bu köyde yaşayan Zulfo Baliç,.16 yaşındayken, ilk olarak sırp çetelerine (ÇETNİKLERE) karşı, savaşmış ... daha sonra sırayla Yemen,Filistin,Çanakkale,ve kurtuluş savaşına katılmış.. Kurtuluş savaşında tanıştığı arkadaşları sayesinde bir süre istanbulda kalır.Ailesini Türkiye'ye getirmeyi düşünür.Dönemin istanbul valisine kadar çıkmıştır. 1925 yılında başlayan göçler sayesinde üç kardeşiyle (Hurşit,Şakir, maliç)birlikte Ailesini Türkiye'ye getirir.daha sonra diğer aillerde göç ederler. Devlet onları Sivas'a yerleştirir.Geldikleri yeri beğenmezler.oysa onların köyü ağaçlık bir yermiş,sivas ise dümdüz bir ovadır.biz burada yapamayız demişler..o dönem, devletin belirlediği yerlerden başka bir yere yerleşmek yasaktı.Boşnak inadı değilmi,kaçak olarak Samsun havzaya gelirler.yugoslavya'dan gelirken,yanlarında hiç bir şey getirmemişler.günlerce yaya ,at ve öküz sırtında yolculuk yaparak gelmişler Türkiye'ye..Sivas'tan Samsun'a gelmek onlar için sorun değildi..Devlet yetkilileri boşnakları demiryolu inşaatlarında çalıştırmışlar..Boşnaklar belirli bir süre buralarda çalıştıktan sonra, ekonomik sorunlarını çözmüşler.Ormanlık bölgeden geldikleri için,Havzada, köylerine benzettikleri, Rumlardan boşalan bir köye yerleşmişler..köylerinin adı, sofular'dır.
bu köye 12 hane yerleşir, (Baliç,kovaç,mehoniç sülaleleri)tarım yaparak hayatını sürdürmüşler.. Boşnaklar,sofular köyü haricinde,havza taşoluk köyünde yaşar..bu iki köy birbirine yakın olduğu için evlilikler yapmışlar.Boşnaklar havza'nın köyleri haricinde,bir kısmı, Bafra ve Samsun merkezde yaşarlar..Sofular köyünde yaşayan boşnakların akrabaları en çok izmit seymende,diğerleri Adana,Bursa ve izmirde yaşar..1960.lı yılların başında samsunlu boşnakların çoğu istanbula göç etmiştir..çoğunluğu, istanbul'un Bayrampaşa (kartaltepede)ve küçükçekmece ikitelli'de yaşar.Günümüzde samsunlu boşnakların bir kaçı hariç, yaşadıkları köylerde kimse kalmamıştır.köydeki evlerini dinlenmek amacıyla yazlık olarak kullanıyorlar..sözünü ettiğim Zulfo Baliç ve ailesi Sancak halk kahramanı Yusuf Mehoniç'in yakın akrabalarıdır..Forumumuzda Agoviç nickini kullanan üyelerin yakın akrabaları olurlar..bu arada Askerde olan Ali beg,de samsunlu boşnaklardandır.. Boşnakların izini sürmeye devam ederken,Amasya Gümüşhacıköyün Maden mahallesinde ve Merzifonda boşnakların olduğunu öğrendim..Karadeniz bölgesini yeni tanıtmışken,Güneydoğuda,Diyarbakır çınar ve Bingölde boşnakların yaşadığını öğrendim...ne diyelim! darısı onların başına..

NOT=Katkılarından dolayı,Emekli Öğretmen Rıfat yıldız ve kardeşlerine teşekkür ederim..

Muzo , abi eline yüreğine sağlık...:)

Bizimkilerde zamanında Havzadan yürüme gidip gelirlermiş Samsuna , Anne tarafım Viliçiç , Antalya ve Samsunda , İstanbulda bu sülalelerden Boşnaklara.. rastlamak mümkün.

Baba tarafım ise Mehoniç , bu gidiş gelişlerden birinde Babam anlatır ; çocuk yaşta olduğundan..kağnıdan düşmüş ve damağını parçalamış..yokluktan askerlik sonrasına kadar uygun bir tedavi bile yapamamışlar...!

Sivasa yerleşen Boşnaklar , daha sonra..Tokat , Kayseri gibi illere dağılmışlar. Adana ya gidenlerde olmuş.

Dedemin ise Samsuna geldiğinde bulduğu ilk iş..İdam edilen mahkumları..gece kimseler ortalıkta yokken..gizlice mezarlığa götürüp gömmekmiş !! ( o dönemde uygulama buymuş..)

Biz şanslıyız eski nesile oranla !! Onlar yokluğun hertürlüsünü tadmış !!

ali beg
05-11-06, 11:38
SİVASLI BOŞNAKLAR.....SİVÇANİ.
Sivaslı boşnaklara istanbulda sivçani denir.SİV..boşnakça sivasın kısaltılmışı demek.sivçani ise sivaslı demekmiş..sivasta boşnaklar,Zara,Gemerek,Hafik ilçelerinde dağınık Halde yaşarlar.Çocukluğumda siyah beyaz televizyonların başında haber programlarını izlerken,biz boşnaklar ENVER AKOVA televizyona çıkınca en çok onunla gurur duyardık..Büyüklerimiz boşnakça, ovaje boşnak deRlerdi.Enver Akova sivas gemerek boşnaklarındandır.Ecevit döneminin CHP.sinde milletvekiliği ve başbakan yardımcılığı yapmıştır.televizyonların başında izleyip boşnaklığıyla övündüğümüz ilk ünlüdür..iktidardaki AKP milletvkili Hüseyin Kansu'da sivas boşnaklarındandır. Milletvekili kansu Bayrampaşa bosna sancak derneği aktif üyesidir.fırsat buldukça derneğin tüm etkinliklerine katılır,(halit besliç konserine geldi) Boşnaklar sivasa cumhuriyet öncesi,Bİjelo pole,kolaşin ve Novi pazar'dan muhacir olarak gelmişler...dillerini günümüze kadar sirdürmeyi başarmışlardır...istanbulun çoğu yerlerinde sivaslı boşnaklara rastlamak mümkündür..Benzin istasyonlarından benzin alırken boşnağa benzer biri görürüseniz sivaslı boşnaklardanmı diye sorabilirrsiniz.Sivçanlı Boşnakların çoğu benzin istasyonlarında çalışır..istanbulda Bayrampaşa,G.osmanpaşa,Bağcılar ve Güngörende yaşarlar..yıldırım mahallesinde yaşayan sivçanlar,asimile olmaktan kurtulmuş,Bu mahallede yaşayan hemşehrileri sayesinde boşnak dili ve halk oyunlarını ve adetlerini çok iyi öğrenmişlerdir...Hançer petrol,Hançer düğün salonu sahipleri bilinen ünlü sivçanlardır.Birde bizim forumun agresif yazan üyesi MORDOTH'ta sivaslı boşnaklardandır. POŞTOVAJNE..

:) :) :)

Hançer petrol ve düğün salonu baba tarafımdan akrabalarındır..Sivas Zaranın Dereköyü , bu ilişkiler yumağı sayesinde olduğu gibi İstanbula yerleşmiştir..!

Sivas-Zara , da Kayadibinde , Dereköyde bu gün çok az Boşnak kalmıştır.

Ama Muzo , abinin Yukarıda belirttiği gibi Dillerini çok iyi korumuşlardr. :)

SINANOVIC
06-11-06, 14:26
BU BABAMIN TÜRKİYE YE GELİNCE SAHİP OLDUĞU KİMLİK MÜZEDEN ZOR ÇIKARDIM YALNIZ:)

EVET BUDA ESKİLERDEN BİR DÜĞÜN FOTOĞRAFI YENGEM RAHMETLİ AMCAM HALAM AMCAMIN HANIMI ANNEM VE BABAM:)

EVET BUDA BABAMIN ASKERLİĞİNDEN BİR KARE:)

mustafa
06-11-06, 22:24
Yil 1965 mi 1966 mi bende artik hatirlamiyorum bunamaya basladim. Ama yine anlatmaya calisayim Istanbul Bahceli evler Magirus otobüs fabrikasinda calisiyoruz,
Ben, Kamil Senel (Vinaric), Idtiz Senel (Vinaric), rahmetli Ismet soyadi aklima gelmiyor, Fadil Eraslan (Babic) baska bosnaklar da vardi Mehmed Hodzic gibi.
Ama benim burda anlatmak istedigim su benim kusak hakikaten zor günler yasadi;
Fadil Babic le ben ayrilmaz arkadastik, Bahceli evlerden Incirliye yaya yürüdükten sonra (Is sonrasi) minibüse biner Besyolda inerdik. Besyol 75 kurustu Safra'ya(Bugünkü Sefaköy) gitsek 1,25 Lira idi bilet. Bu tasaruf ettigimiz yarim Lira (bes gün 2,50 Lira yapar) ile hafta sonunda Bakirköye sinemaya gidiyorduk.
Iste bizim kusak bosnaklarin hayati böyle zor idi. Yukarida bir genc eskiden söyle güzeldi, böyle güzeldi gibi seyler yazmis bundan esinlenerek bunu yaziyorum. Eski kusak göcmenler cok zor günler yasadilar, burda yazanlarin bir cogu bunu bilmiyor veya her nedense buna deginmek istemiyor bununlada tarihi carpitiyor diyebilirim .. Selam ve saygilar

adal?
06-11-06, 22:35
O zorlukları da sen anlatmalısın ağabey.Direkt yaşayan bir insan,anılarını aktardığında daha çarpıcı olmaz mı?

muzo
06-11-06, 23:48
Yil 1965 mi 1966 mi bende artik hatirlamiyorum bunamaya basladim. Ama yine anlatmaya calisayim Istanbul Bahceli evler Magirus otobüs fabrikasinda calisiyoruz,
Ben, Kamil Senel (Vinaric), Idtiz Senel (Vinaric), rahmetli Ismet soyadi aklima gelmiyor, Fadil Eraslan (Babic) baska bosnaklar da vardi Mehmed Hodzic gibi.
Ama benim burda anlatmak istedigim su benim kusak hakikaten zor günler yasadi;
Fadil Babic le ben ayrilmaz arkadastik, Bahceli evlerden Incirliye yaya yürüdükten sonra (Is sonrasi) minibüse biner Besyolda inerdik. Besyol 75 kurustu Safra'ya(Bugünkü Sefaköy) gitsek 1,25 Lira idi bilet. Bu tasaruf ettigimiz yarim Lira (bes gün 2,50 Lira yapar) ile hafta sonunda Bakirköye sinemaya gidiyorduk.
Iste bizim kusak bosnaklarin hayati böyle zor idi. Yukarida bir genc eskiden söyle güzeldi, böyle güzeldi gibi seyler yazmis bundan esinlenerek bunu yaziyorum. Eski kusak göcmenler cok zor günler yasadilar, burda yazanlarin bir cogu bunu bilmiyor veya her nedense buna deginmek istemiyor bununlada tarihi carpitiyor diyebilirim .. Selam ve saygilar

Saygıdeğer Ağabey Mustafa, buna benzer gerçek hikayede ben anlatayım.En
büyük ağabeyim 1949 doğumlu,17 yaşında türkiyeye gelir gelmez,başlamış çalışmaya,Topkapıda ülker fabrikasında çalışırken.o zamanlar servis olmadığı için işe minibüsle gidip gelirmiş.bir gün canı gazoz çekmiş, o gazosu içerse Taşlıtarlaya gidecek parası yokmuş.gazosu içmeye karar vermiş taşlıtarlaya yürümek pahasına..topkapıdan Taşlıtarlaya yürümüş.geç vakitte eve geldiğinde,evdekilere zafer kazanmış nidasıyla içtiği gazozu anlatmış..bu olay onun hatıralarında o kadar derin bir etki bırakmışki,o zamandan bu yana Evinde bulunan, salonun vitrininde kapağı açılmamış gazosu müzelik gibi tutar.Gazoz sayasinde hırslanarak bu günlere geldiğini söyler durur bizlere...sana hak veriyorum mustafa ağabey,sizin kuşak böyle zor dönemeçlerden geçti...poştovanje.

pasha
07-11-06, 07:32
Yil 1965 mi 1966 mi bende artik hatirlamiyorum bunamaya basladim. Ama yine anlatmaya calisayim Istanbul Bahceli evler Magirus otobüs fabrikasinda calisiyoruz,
Ben, Kamil Senel (Vinaric), Idtiz Senel (Vinaric), rahmetli Ismet soyadi aklima gelmiyor, Fadil Eraslan (Babic) baska bosnaklar da vardi Mehmed Hodzic gibi.
Ama benim burda anlatmak istedigim su benim kusak hakikaten zor günler yasadi;
Fadil Babic le ben ayrilmaz arkadastik, Bahceli evlerden Incirliye yaya yürüdükten sonra (Is sonrasi) minibüse biner Besyolda inerdik. Besyol 75 kurustu Safra'ya(Bugünkü Sefaköy) gitsek 1,25 Lira idi bilet. Bu tasaruf ettigimiz yarim Lira (bes gün 2,50 Lira yapar) ile hafta sonunda Bakirköye sinemaya gidiyorduk.
Iste bizim kusak bosnaklarin hayati böyle zor idi. Yukarida bir genc eskiden söyle güzeldi, böyle güzeldi gibi seyler yazmis bundan esinlenerek bunu yaziyorum. Eski kusak göcmenler cok zor günler yasadilar, burda yazanlarin bir cogu bunu bilmiyor veya her nedense buna deginmek istemiyor bununlada tarihi carpitiyor diyebilirim .. Selam ve saygilar

eskiden şöyle böyle güzeldi diyenlerden biride benim ve bu serzenişinize cevap verme ihtiyacı hissettim.zor günler yaşandığını hepimiz belirttik.yanlız zor günlerin güzel olmadığı düşünce tarzı yanlış bence.
ben ilkokul 4 te çalışmaya başladım ve yaşım 32 halada hiç kesinti yapmadan çalıştım.babam işçi 5 çocuğa bakıyor tek maaşla.yıldırımdakiler bilir eskiden gön deri aş. aylin düğün salonunun sokağındaydı ve ben daha 10 yaşındayken yaz tatilinde orada çalışmaya başladım okul başlayıncada eve kemer işi alır çalışırdım .86 larda o buyuk karlar zamanında ben sırtıma 50 60 kglik kemer çuvalını alır karlara bata çıka yürüyerek eve iş götürürdüm.lise zamanında inönü meslek lisesine yazıldım.3 sene lise boyunca yıldırımdan ramiye toplasan 5 sefer arabayla gitmemişimdir.bu zorlukların daha fazlasınıda gördüm ama şimdi düşününce o zor günlerde ben şahsen hayattan zevk alıyordum ve çok güzel günlerdi.şu anda daha rahatım ama o zamanki huzur ve tat yok hayatımızda.klişe bir söz gibi olacak ama eskiden herşey daha güzeldi. saygılarımla

mustafa
07-11-06, 09:42
O zorlukları da sen anlatmalısın ağabey.Direkt yaşayan bir insan,anılarını aktardığında daha çarpıcı olmaz mı?

Olur olmasina ama "bütün zorluklari bu mu yasadi" dersiniz diye korkuyorum bir,
Ikincisi yasanmis hayatlari gercek bir sekilde anlatmak ve dolaysiyle elstirmek insana her seyi kötülüyor intibagi brakabilir bundan cekiniyorum.

vodolia
07-11-06, 09:58
Olur olmasina ama "bütün zorluklari bu mu yasadi" dersiniz diye korkuyorum bir,
Ikincisi yasanmis hayatlari gercek bir sekilde anlatmak ve dolaysiyle elstirmek insana her seyi kötülüyor intibagi brakabilir bundan cekiniyorum.

zorluklar, güzele çıkarmış sizi gördüğüm kadarıyla. bugün bu foruma üye olup, bizlerle paylaşacak bir standarda getirmiş sizi. Türkiye'de bilgisayar kullananların sayısına bakacak olursak, bu altı çizilmesi gereken önemli bir standart bence. zor ya da kötü olmasını siz seçmediniz ki, o dönemlerde yaşadığınız gerçekleri anlatın bizlere yeter, biz dinleriz:)

vazda
07-11-06, 15:01
Olur olmasina ama "bütün zorluklari bu mu yasadi" dersiniz diye korkuyorum bir,
Ikincisi yasanmis hayatlari gercek bir sekilde anlatmak ve dolaysiyle elstirmek insana her seyi kötülüyor intibagi brakabilir bundan cekiniyorum.

MUSTAFA ABİ SEN, MUZO ABİ VB. DİĞER ABİLERİMİZ SAYSİNDE

BİZ YENİ NESİLE IŞIK TUTACAK GEÇMİŞİNİ UNUTTURMAYACAK YAZILARI

DÖRT GÖZLE BEKLİYORUZ İSTER 1 İSTER 1000 TANE ANIN OLSUN BİZ

BUNLARI DİNLEMEKTEN ASLA VE ASLA SIKILMAYACAĞIZ OZAMANIN ZORLUKLARINI ANLATAN ANILARI DUYDUĞUMUZ ZAMAN SİİZLER VE BABALARIMIZ LA DAİMA GURUR DUYACAĞIZ

BABAMIN ANLATTIĞI BİR OLAY VARDI

CEBİNDE Kİ PARAYLA 1 ÇEYREK EKMEK ARASI PEYNİR ALIP GÜN Ü ÖYLE GEÇİRİRLERMİŞ CANI KOLA ÇEKSE YA EKMEĞİ ALMAYACAK AÇ KALACAK YADA KURU EKMEĞE TALİM EDECEKTİ

ALLAH (C.C.)ONLARDAN RAZI OLSUN Kİ BU GÜN HİÇ BİR SIKINTIMIZ YOK.

дунав
08-11-06, 21:02
ŞEMSİPAŞA MAHALLESİ

İstanbul'un G.O.P'da yaşayan eski Yugoslavya göçmenlerinin yaşadığı mahalledir. Boşnaklar her nedense mahalleyi hep Kuçuköy diye söylerler. Eskiden oraya Kumluçiftlik derlerdi. Belki de Türkiye'de Boşnak adıyla anılan tek mahalledir.(Şemsipaşa Tutin-Bişevo köyünden Çoloviç sülalesindendir. 1870'li yıllarda paşalık yapmıştır.)

Sayın Muzo,
yaklaşık 2 saattir nostaljik yazılarınızı büyük keyif alarak okuyorum. Verdiğiniz emeğin her satırına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Paylaşımlarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyeceğim.
Hatta kafamda kurduğum birkaç başlık ile size katılacağım, umarım tüm nostalji sevenler aynı tadı alırlar.
Saygılarımla!

P.S: Bişevo Kasabası, 6 köyden ibaret bir kasabadır. Bugünkü Karadağ sınırları içerisinde bulunan Rozaje kentine bağlıdır, hiçbir zaman Tutine bağlı olmamıştır! Ayrıca büyük Osmanlı paşalarından biri olan Şemsi Paşa'nın mezarlığı Şişli'de dir!

muzo
10-11-06, 12:48
BOŞNAKLAR'DA GÜVERCİN HASTALIĞI.

Yeri gelmişken,sözünü edeceğim, Güvercin,Ecevit'in Güvercini değil.çocukluğumda hep merak eder dururdum.Eskiden G.o.paşa'da luna park vardı.bizim boşnaklar ellerinde Sana'yağ kutusu, içinde güvercinlerle buraya gelirlerdi..burası o zamanlar güvercin piyasasıydı..güvercin hastalığı sadece boşnaklar özgü değil elbet..benim ilgimi çeken boşnakların bu tutkuya nereden kaptıkları!edindiğim bilgilere göre,bizimkiler daha memlekette iken güvercin besliyorlarmış..köyündeki alışkanlığı istanbula getirmişler,o zamanda bu yana yenikuşaklara kadar aktarılmıştır.günümüzde çoğumuzun eş ve tanıdıkları hala kuş besliyordur..eskiden evlerimiz,gecekonduyken güvercinler bahçede beslenirdi..daha sonra aprtmanlar yapılınca evin çatılarında beslemeye başladılar..çatıda kuş beslerken dalgınlıkla kaza geçirenler olmuş çok...birde kuş hırsızlarına karşı çeşitli önlemler alınıyormuş..bazı kişilerin kuşları çalınınca geri döndükleri oluyormuş...salgın hastalık olduğu zaman kuşların ölme rizkosu olduğundan sıkı onlemler almak zorunda kalıyorlar..heryıl güvercin yarışmaları düzenlenir,kuşun ayağına bir alet ve varacağı kümesine bir alet koyup kuşun evine dönmesini bilgisayardan takip ediyorlar.. şampiyonuda öyle belirliyorlarmış.yakın bir akrabamın evi bu yarışmalardan dolayı madalyalarla doludur..ist.Yıldırım mahallesinde boşnakların eskiden dernekleri vardı..bu dernek kapandıktan sonra palmiye cafede toplanıp güvercin sohbeti yaparlar..Resimde gördüğünüz bu kulübe, Güvercin seven bir boşnağa ait..eskiden Adaparkın bulunduğu boş arsada duruyormuş.belediye görüntüyü bozuyor diye kaldırmış..kuş hırsızları,içinde 200 güvercin bulunan bu külübeyi açmak istemiş,sağlamlığından dolayı açmayı başaramamış,kulübeyi ateşe vermişler..güvercinlerden sadece bir tanesi ölmüş..Güvercinlerle dolu bu kulübe yıldırım mahallesinin, tenha bir sokağında duruyor...Türkiyenin diğer yerlerindeki boşnakları bilmem,bildiğim istanbul'lu boşnaklar memleketlerinden getirdiği güvercin alışkanlığını hala sürdürüyorlar...Güvercinlerle ilgili
sizinde bir söyleyeceğiniz varmı?

kulübenin yanındaki duvarda, Bizim Muratın yazıları gözüküyor..

pazarka
10-11-06, 13:04
ellerine sağlık muzo abi çok güzel bir araştırma daha yapmışsın.güvercinler çift olarak yaşarlarmış.biri öldüğünde diğeri de eşinin ardından hemen ölürmüş.düyduğumda çok şaşırmıştım.günümüzde doğu illerinde de güvercin yarışmaları düzenleniyor.yarışmanın formatı güvercinlerin sayısı,rengi,hızı üzerine.
muhabbet kuşu besleyen arkadaşlar,muhabbet kuşları tuzu bünyelerinden dışarı atamazlar.tuz onlarda zehir etkisi yapar.dolayısıyla ekmek,kraker vs yedirmeyin kuşlarınıza.tekrar ellerine sağlık muzo abi.

dzekovic
10-11-06, 13:24
bir güvercin (hayvan) sever olarak konunun çok hoşuma gittiğini söylemek isterim sayın muzo.bende öğrencilik yıllarımda yaşıtlarımın çoğu gibi güvercin besledim;ancak çok uzun sürmedi.sebebi ailemin derslerimden geri kalırım korkusu ve ''kuş peşinde koşacağına al bir kitap oku ''demeleri idi (belki de haklıydılar bilmiyorum).Dinler mi balkan çocuğu;kafaya koymuşum besleyecem.
Annem babam karşı çıksada amcamın oğlu ile tahtalardan bir kümes yaptık.Topkapı sur içinde hafta sonları kuş pazarı olurdu ordan ve kuşçu dükkanlarından (500 evler de Şaşmaz Abi vardı o zamanlar,ondan) 8-10 kadar kuş aldık.Başladık beslemeye.bir ay,iki ay derken yakaladığımız kuşlarla kuş sayısı 15-20 kadar oldu.tabi biz hala gizli besliyor ve yakalanmıyoruz bizimkilere.derken sıcak bir yaz günü biz damdayken kapı birden açıldı,biz amcaoğluyla elde yem kovası yerde kuşlar donup kaldık.gelen babamdı,o an güvercin maceramın sonuna geldiğimi anlamıştım.dışarda bir yerdeyken evin üzerindeki kuşları görüp doğru yukarı çıkmış.bir güzel fırçamıızı yedik; sonra kuşları alıp doğru Şaşmaz abi ye gittik.kuşları verdik.bir hafta içerisinde 5 kuşum geri döndü.sattım bir daha döndü.bu böyle 3-4 kere tekrarlandı.şuan aile bakımından müsait olsamda;çatı katı yaptığımız için mekan problemim var.Anlayacağınız güvercin beslemek bir aşk;ama benim aşkım yarım kaldı.belki emekliliğimde tekrar başlarım,kim bilir...

дунав
10-11-06, 17:41
BOŞNAKLAR'DA GÜVERCİN HASTALIĞI.
Yeri gelmişken,sözünü edeceğim, Güvercin,Ecevit'in Güvercini değil.çocukluğumda hep merak eder dururdum.Eskiden G.o.paşa'da luna park vardı.bizim boşnaklar ellerinde Sana'yağ kutusu, içinde güvercinlerle buraya gelirlerdi..burası o zamanlar güvercin piyasasıydı..güvercin hastalığı sadece boşnaklar özgü değil elbet..benim ilgimi çeken boşnakların bu tutkuya nereden kaptıkları!edindiğim bilgilere göre,bizimkiler daha memlekette iken güvercin besliyorlarmış..köyündeki alışkanlığı istanbula getirmişler,o zamanda bu yana yenikuşaklara kadar aktarılmıştır.günümüzde çoğumuzun eş ve tanıdıkları hala kuş besliyordur..eskiden evlerimiz,gecekonduyken güvercinler bahçede beslenirdi..daha sonra aprtmanlar yapılınca evin çatılarında beslemeye başladılar..çatıda kuş beslerken dalgınlıkla kaza geçirenler olmuş çok...birde kuş hırsızlarına karşı çeşitli önlemler alınıyormuş..bazı kişilerin kuşları çalınınca geri döndükleri oluyormuş...salgın hastalık olduğu zaman kuşların ölme rizkosu olduğundan sıkı onlemler almak zorunda kalıyorlar..heryıl güvercin yarışmaları düzenlenir,kuşun ayağına bir alet ve varacağı kümesine bir alet koyup kuşun evine dönmesini bilgisayardan takip ediyorlar.. şampiyonuda öyle belirliyorlarmış.yakın bir akrabamın evi bu yarışmalardan dolayı madalyalarla doludur..ist.Yıldırım mahallesinde boşnakların eskiden dernekleri vardı..bu dernek kapandıktan sonra palmiye cafede toplanıp güvercin sohbeti yaparlar..Resimde gördüğünüz bu kulübe, Güvercin seven bir boşnağa ait..eskiden Adaparkın bulunduğu boş arsada duruyormuş.belediye görüntüyü bozuyor diye kaldırmış..kuş hırsızları,içinde 200 güvercin bulunan bu külübeyi açmak istemiş,sağlamlığından dolayı açmayı başaramamış,kulübeyi ateşe vermişler..güvercinlerden sadece bir tanesi ölmüş..Güvercinlerle dolu bu kulübe yıldırım mahallesinin, tenha bir sokağında duruyor...Türkiyenin diğer yerlerindeki boşnakları bilmem,bildiğim istanbul'lu boşnaklar memleketlerinden getirdiği güvercin alışkanlığını hala sürdürüyorlar...Güvercinlerle ilgili
sizinde bir söyleyeceğiniz varmı?

kulübenin yanındaki duvarda, Bizim Muratın yazıları gözüküyor..


Haklısın Muzo, güvercin bir hastalıktır Yıldırım Mahallesinde. Ben sadece güvercinler yüzünden sıyırma noktasına gelen bir güvercin fanatiğinden bahsedeceğim kısaca. Aslında bu güvercin hastası kimse boşnak değildi ama yıldırımdandı ve kendisi hariç tüm güvercinci arkadaşları boşnaktı. Baska, mardin, taklacı, paçalı.. vs. cinsinde güvercinleri vardı kahramanımızın. Hayatının büyük bir kısmı evinin damında geçerdi o zamanlar. Gelen geçenle dahi damdan selamlaşirdi:D Alkolü de seven kahramanımız günün birinde şişenin dibini fena görmüş ve güvercinlerle iddaalaşmış herhalde ve 4 katlı binanın damından atlamış uçmak üzere, göklerde süzülmek üzere. Korkarım bu arkadaşımız kelebek ya da taklacı ile iddaalaşmıştı -havada dönerekten çakılmış bahçeye- :) Bir hafta sonra, vücudunda kırıklar ve çatlaklar ile kendine geldiğinde uçmak için atladığına yer vermişti ifadesinde:)
Güvercin fanatikliği de anlam veremediğim ama çocukluk yıllarında çok özendiğim bir fenomendi :)
Eğer bir psikolog olsaydım kimselerin -güvercin fanatiklerinin- bilinç altına inerek bu fanatizmi çözmeyi; eğer bir şair, sanatçı olsaydım takla atan dizeler, kelebek gibi dönen mısralar yazmayı isterdim şüphesiz.
Yoksa tüm bunlar, uçmak isteyen insanın, hayranlık duyduğu o güzel kuşları kıskanmasındanmıdır bilinmez!
Leo Buscaglia'ya göre: Aslında insan tek kanatlı bir kuştu ve ancak diğer kanadını bulursa uçabilirdi...
Postovanje!

P.S: Uzun yıllar güvercin beslemiş kimselerin boyunlar yamuk olur:) Kafaları havaya dönük olsada aslında onlar size bakıyorlardır ;)

vodolia
11-11-06, 07:38
arkadaşlar güvercinlerin nostalji konusu olamayacağını belirtmişler, ama malesef güvercinler de artık nostalji sayılır. çünkü, benim çocukluğuma nazaran çok az kişi uğraşıyor güvercinlerle, zor istanbul koşullarında. benim de hayatım boyunca unutmayacağım bir çift beyaz güvercin maceram var......

bir gün işyerindeki geniş bir apartman boşluğuna bakan camıma konmuş beyaz bir güvercin sürprizi ile karşılaştım. birden kendimi çok şanslı ve ayrıcalıklı hissetmeme neden oldu bu görüntü. onu ürkütmeden arkadaşlarıma gösterdim, herkes çok beğendi ve imrendi (kıskandı demeyeceğim:)). biraz ekmek ıslatıp koyduk yesin diye, ama pek yanaşmadı ekmeğe. hemen annemi aradım bana güvercin yemi bulsun diye, sağolsun bulmuş. ertesi gün sabırsızlıkla işyerine varıp odama girdiğimde bir de ne göreyim, bizim beyaz güvercinler iki tane olmuşlar. o zaman anlamıştım sn.pazarkanın dediği gibi, çift yaşıyordu bunlar.. işte o an gerçekten dünyanın en şansı insanı olduğumu düşündüm. bu dünyada kaç kişi, işyerine gittiğine, penceresinde iki tane güzeller güzeli beyaz güvercin ile karşılanır ki...anneme aldırdığım yemleri, onları ürkütmeden pencerenin diğer tarafına koydum. biraz tereddütle yaklaştılar yemlerin olduğu yere ve afiyetle yediler. o kadar hızlı yiyorları ki, çok acıktıkları her hallerinden belliydi. o gün bizim birbuçuk sene sürecek olan bereberliğimizin ilk günüydü. taa ki bizim ofis genilşeyip ben başka bir odaya geçmek durumunda kalıncaya kadar. bana manzarası daha güzel ve daha konforlu bir oda verdiler, ama güvercinlerim yoktu artık. mecbur olmasam geçmeyeceğim odaya, ama böyle bir şey de söyleyemezdim ilgili kişilere.... benim eski odama gelen arkadaşa çok sıkı tembihledim, onları ürkütmesin ve onlarla ilgilensin diye. gerçi ilgilendi onlarla ama bizim aramızda farklı bir bağ gelişmişti. onlara yanaşmaya çalışan herkesten kaçıyor, bir tek benden kaçmıyorlardı. inanılmaz güzel bir sevgiydi bu. ben vakit buldukça yanlarına gidiyordum. ama bir başkasının odasında ne kadar uzun kalabilirsiniz ki. bir haftasonu tatilinden sonra beyaz güvercinler bir daha gelmedi................ben onlara sevgisini gösterecek yeni biri buldular diye ümit ediyorum hala.....

muzo
12-11-06, 00:19
KÖSEÖMER KÖYÜNDE BOŞNAKLAR.

KÖSEÖMER köyü,Edirneye bağlı Havsa ilçesinin bir köyüdür...Boşnaklar bu Köye,Cumhuriyet öncesi yerleşmiş.köyün en yaşlısı Şerif Yaşa'nın anlatımına göre,Bosna Bihaçta yaşayan dedesi,osmanlı döneminde bu bölgede askerlik yapmış.kendi ailesiyle birlikte bir çok aile Köseömer Köyüne yerleşir.daha sonra,,sazin,velika gladuşa,mala kladuşa,dan bir çokboşnak aile bu köye göç eder..köyün yarısında,(boşnakların deyimiyle)dağlılar yaşar.kimdir bu dağlılar? Bulgaristan'dan gÖç eden ailelere burada dağlı derler.köy halkına dağlının anlamını sorduğumda kimse net bir yanıt veremedi(benim düşüncem Rodop dağları'ndan gelenler) uzun yıllar boşnaklar dağlılarla evlilik yapmamışlar(dağlılar akraba evliği yapmıyor) günümüzde ise boşnaklar ve dağlılar arasında evlilikler çoktur. günümüzdeköyün çoğunu yaşlılar oluşturmakta köyün gençleri 70/li yıların sonunda İST,G.o.paşa ve Bayrampaşaya göç etmişlerdir.buralarda mesleklerini Avizecilik yaparak sürdürdüler..Güngören ve Bağcılar ilçesindede köseömer boşnakları Vardır...Daha sonra fabrikaların istanbul'dan Trakya bölgesine taşınmasından dolayı,boşnaklar, Lüleburgaz ,çorlu,çerkezköy,saray ve edirne merkeze yerleşirler.,değişik yerlerde yaşayan Boşnaklar her bayram köylerini ziyeret ederek hasret giderirler..bugün hala boşnakçayı konuşan çoktur(Eski boşnakça) gençler anlar ama konuşmazlar...köyde dikkatimi çeken en belirgin özellik,buradada PİŞMAN mahallesi olduğu...Belkide yıldırım mahallesindeki pişman mahallesinin esin kaynağı burası olabilir...köy o kadar büyükkü,kendi aralarında köy olmasına rağmen, mahalle adı koymuşlar.. Bir dönem SHP Milletvekilliği yapan MUHİTTİN YILDIRIM köseömer boşnaklarındandır.Edirne'de Bosnaköy ve keşan da'da boşnaklar yaşar...
saygılar,

Sevgili dostlar,nostalji köşesinde üstte görüldüğü gibi,Edirne kösömer köyü boşnaklarını ve sivas boşnaklarını tanıtmıştım..sizlere davetli bulunduğum bir nişandan
sözedeceğim.Gelin bosna kökenli,damat Sivaslı boşnaklardan.ikiside istanbulda oturuyor.iş yerinde tanışmışlar.. bu vesileyle evlenmeye karar vermişler. sivaslı boşnaklar istanbul yıldırım mahallesinde yaşadıkları için,boşnak oyunlarını çabuk adapte olmuşlar,köseömer Boşnaklarından İstanbula evlenenler olduğu için onlarda boşnak oyunlarını öğrenmiş..bu gece etkilendiğim tabloyu size anlatamam..iki eski boşnak aile asimile olarak kültürlerinden uzak kalmışlar.. boşnak oyunlarını oynarken yüzlerinden okunan ifade görülmeye değerdi.. yıllar sonra boşnak halk oyularını oynamaya başlamışlar.. uziçko,çarçak,oy yusufeyi biliyorlar.. yeni bir kitaba başlar gibi öğrenme azmindeler......09 haziran'da düğünleri var. karar almışlar, düğünleri armonika eşliğinde boşnakça olacakmış..bizler asimile konusunu çok işledik bu sütunlarda..onlar ise asimilasyonlara kültürlerine sahip çıkarak direniyorlar..bizler bu iki yörenin boşnaklarını tanııttık,onları istanbul buluşturdu...sivaslı boşnaklar yusuf mehoniç,köseömer köyü boşnakları Mujo halilin hemşerileri..bir yastıkta kocayın..darısı Anadoludaki boşnakların başına..

DREKOV?
12-11-06, 21:08
MUHACİRLİK YILLARIMIZ
Ailem 1958 yılında gelenlerdendir..yeni geldiklerinde karşılaştıkarı bazı anıları paylaşmak istiyorum..
Sirkeci garında İstanbula ayak basmışlar..o zamanlar eski demirköy boşnaklarından bir akrabamız varmış (Mojstir'li Recep Yakşi)..Zeytinburnunda göçmen misafirhanesine yarleşmişler,burada birkaç göçmen aile ile 15 gün burada kalmışlar,daha sonra taşlıtarla-sarıgölde ev bulup yerleşmişler..
o zamanla evde ne elektrik nede su varmış..annemler,ablamlar,amcamın hanımları su almak için sokakta bulunan çeşmeye gidip su alırlarmış..ilk zamanlar tabii çeşme başı baya kalabalık ,sıra olurmuş..bizimkiler türkçe bilmediklerinden boşnakça konuşurlarmış..yerli kadınlar bizimkileri pek sevmezlermiş,bunlar "GAVUR" diyorlarmış..annemler de bunu anlayıp yarım yamalak türkçeyle -kim cavur!..hayde okuyalim dovalar bakalım..- deyip bir başlamışlar bildikleri duaları bülbül gibi okumaya turkuşaların ağzı açık kalmış...(ailem dindar bir aileymiş)...bilmiyorlar,yabancı dille konuşuyorlar diye gavur sanıyorlarmış...

tabi zamanla kaynaşarak kim olduğumuzu öğrenmişler..
57 ve 58 göçmenleri çok büyük zorluklar yaşamışlar çünkü o zaman az boşnak varmış,bundandır ki daha sonraları gelenler çok büyük yardımları olmuş..hele hele bu konudaen şaslılar 67 göçmenleridir...
saygılar...

SINANOVIC
13-11-06, 06:11
MERHABA DOSTLAR BENİM AİLEMDE 60 YILLARIN ORTALARINDA TÜRKİYE'YE YERLEŞMİŞ.İLK OLARAK ADAPAZARINA GİTMİŞLER ORADA BELLİ BİR SÜRE KALDIKTAN SONRAPENDİKÊ TAŞINMIŞLAR VE OZAMAN ANLATTIKLARINA GÖRE HERKES PENDİĞİ YUGOSLAVYADA YAŞADIKLARI YERLERE BENZETMİŞ.FAKAT HER ŞEY İLÇENİN GÜZELLİĞİYLE BİTMİYOR SU YOK ELEKTİRİK YOK İŞ YOK EV YOK ZORLUKLAR CABASISÜREKLİ AİLEM YUGOSLAVYADAN GELİRKEN YANLARINA ALDIKLARI ÜÇ BEŞ PARÇA ALTINLA ÖNCE KENDİLERİNE BİR YERALMIŞLAR DAHA SONRA GENÇLER ESKİ BOŞNAKLARINDA YARDIMIYLA BİRER İŞ BULMUŞ VE ÇALIŞMAYA BAŞLAMIŞLAR.TABİ BU PEKTE KOLAY OLMAMIŞ DİL BİLMİYORSUNUZ KİMSEYLE ANLAŞAMIYORSUNUZ YA DA ÖNÜNE GELEN EVRAKLARIN İÇERİĞİ NEDİR OKUYAMIYORSUNUZ.BU YÜZDEN UZUNCA BİR SÜRE KULLANILMIŞLAR ÇALIŞTIKLARI YERDEKİ YERLİ İŞÇİLERDEN DAHA DÜŞÜK ÜCRETLERLE DAHA ZOR ŞARTLARDA ÇALIŞMAK ZORUNDA KALMIŞLAR İLK YILLARDA.DAHA SONRALARIDA DEVLETİN İŞ VERENLERE GETİRTİĞİ ZORUNLULUKLA ÜCRETSİZ OKUMA YAZMA KURSLARINDA TÜRKÇE ÖĞRENMİŞLER VE YAŞAM ŞARTLARI ÇALIŞMA KOŞULLARI GÜN GEÇTİKÇE DAHA DÜZGÜN BİR HAL ALMIŞ.TABİ YİNEDE BİR ÇOĞU BIRAKTILARI DÜZENİ TEKRAR KURA BİLMEK ADINA DAHA ÇOK EFOR SARFETMİŞLER NORMALDE BİR VARDİYA İŞTE İKİ ÜÇ VARDİYA ÇALIŞARAK DAHA FAZLA KAZANMAK İÇİN UĞRAŞMIŞLAR.VE O DÖNEMLERDEKİ PAYLAŞIM DOSTLUK VE SAMİMİYET SAYESİNDE HEPSİ KENDİ ARALARINDA BÜTÜNLEŞEREK RAHAT BİR YAŞAM TARZI KURMAYA BAŞLAMIŞ.EV YAPANA KOMŞUSUDA MADDİ DESTEK VERMİŞ YA DA DURUMA GÖRE HİÇ PARA VERMEDEN İNŞAAT MALZEMELERİNİ SADECE SAMİMİYETE DAYANARAK SENETSİZ ALMIŞLAR VE BORÇLARINIDA ZAMANINDA ÖDEYEREK YERLİ HALKA(TÜRKLERE) BİR GÜVEN DUYGUSU BIRAKMIŞLAR Kİ BU ÇOKÖNEMLİ.EVİN KADINLARI YAŞLI OLANLAR YADA ÇALIŞAMAYACAK TÜRDE MAZERETİ OLANLAR(ÇOCUKLU,HAMİLE YENİ GELİN v.b.)evde kalır gündelik ev işlerini görür evin su ihtiyaçlarını karşılamak için yakacığa bidonlarla su almaya giderler,akşamlarıda gaz lambası ışığında sohbetler ederlermiş.........

muzo
14-11-06, 00:13
YILDIRIM'IN NOSTALJİK MEKANLARI..

ABİT'OVO HANÇE..

Eskiden Bayrampaşa Eyüp ilçesine bağlıydı..Eyüp sultanın vasiyeti varmış,bu nedenle Eyüp sınırlarında içki satışı yasaktı..Bizim boşnaklar Küçükköy tarafındaki Restaurantlara giderdi.Şimdiki 2000 Restaurantın tam karşısındaydı Abitovo hançe...(Abitin küçük hanı).küçüktüm,bu bu yeri hatırlıyorum... insanın yasaklara karşı alerjisi olduğu için salaj görüntüsü veren Abitovo hançe, dönemin popüler yeriydi... çoğu kez mezelere konu olmuştur, Eski yugoslavya memleket konuları..akşam iş dönüşünün uğrak yeriydi..koçe otis tamo sat u kuçukkoyu..akşam ,üstü bir kaç duble içer evlere giderdi insanlar..hoş sohbetlerin yaşandığı bu nostaljik mekanı anlatmak doğru karar..daha sonra Bayrampaşa ilçe olduktan sonra birahaneler çoğalmaya başladı.. ,Abit Amca (bibiç) bu yeri kapatmak zorunda kaldı..2 yıl önce yitirdiğimiz Saygıdeğer Abit Amcamızı nostalji köşesinde anmak benim için bir görevdi.. merhumu saygıyla anıyorum..
merak eden büyüklerinden Abitovo hançe anıları dinleyebilir..
.................................................. ..........

ŞEFKO ET SPECİAL
Eskiden işin sırrı, olinde reklamı vardı...bizde diyoruz ki Etin sırrı Şefkoda..yıllarca,yıldırım mahallesindeki evinin altında tabiri cahizse,mahseni andıran muştemiliyatta hizmet verdi...Etin lezzeti o kadar güzeldiki,bir gelen daha sonra sürekli ayağı alışıyordu....tanımadığı kimseleri almıyordu içeriye , ilk kez gelenler şaşkınlıklarını gizleyemiyordu..Etin yanında bira,soğan başka bir şey yok..mükemmel bir lezzet..işin sırrını bir tek Şefko biliyordu! şefkonun haricinde
formülü bilen yoktur.. Rusyadan ve polonyadan müşteriler gelirdi..ünü buralara kadar yayılmıştır.Mahallede bahis konusu olunca,Şefkosuna varmısın derlerdi? Bayrampaşanın ilçe olmasından dolayı Restaurant'lar çoğalınca Şefkoda bundan nasibini aldı..yıllarca bizlere hizmet veren Şefkonun yeri artık nostalji sayfalarımızın yerini aldı ..şimdi ise markalaşarak farklı bir yerde hizmet veriyor.... saygılar.

muzo
16-11-06, 16:10
AMASYA GÜMÜŞHACIKÖY'DE BOŞNAKLAR.

Tarihimizin izlerini sürmeye devem ediyoruz.bugünkü durağımız Amasya Gümüşhacıköye bağlı maden köyünde yaşayan, boşnakların gerçek yaşam öykülerinden söz edeceğiz. Boşnaklar buraya kolaşin,Mitrovica ve bijelopoleden gelmişler. ,Sırnagoralılar sırplar ve şvabalar (Avusturya) bu bölgeleri çember altına almışlar.bu kuşatma altında yaşayamayacağını anlamışlar.ilk olarak gemiyle,Selanik üzerinden İzmir'e gelmişler.Osmanlı hükümeti boşnaklara kalacak yerleri olamadığı için geçici olarak çadır tahsisi etmiş, bir süre burada kalmışlar.Bu sırada yunan savaşı çıkınca boşnakların bir kısmını Ege bölgesine diğerlerini Amasya'ya .bir kısmınıda Tokata göndermişler.Tokat'ta Ermeni çeteleri olduğu için buradaki boşnaklar daha sonra Amasya'ya yerleşmiş..Gümüşhacıköye bağlı maden köyünde önceleri Ermeniler yaşarmış.hükümet boşnakları bu köye yerleştirmiş. her aileye 4 dönüm yer vermiştir.Mübadele döneminde yunanistan'dan gelen göçmenler sayesinde tütüncülüğü öğrenmiş,ekin ve mısır ekerek hayatlarını sürdürmüşler. maden köyünde,daha önce 150 hanede,Husoviç,halvet,martinoviç,AloOmeroviç,Çopa, pepiç,kaliç,Batoviç,sülaleleri yaşamış.1945 yılına kadar kendi aralarında sjedica sohbetlerini boşnakça yapıp memleket sohbetleri yapmışlar.bu sayede bir çok boşnak genci boşnakçayı unutmamıştır.Osmanlı döneminde şeriata uygun olarak halk mahkemeleri kuruluyormuş.boşanaklar bu halk meclisini sjedica sohbetlerinde seçermiş.1945 yılına kadar EVlilikler boşnaklar arasında yapılmış,daha sonra bu gelenek bozulmuştur. Günümüzde Maden köyünde 15 hanede yaşayan boşnak Aile kalmıştır.diğerleri,istanbul,Ankara,izmir ve konya'ya göç etmiştir. samsun ve Sivas boşnaklarıyla akrabalıkları vardır. Amasya Merzifonda az sayıdada olsa boşnaklar yaşar. bir sonraki yazımda Kayseri Yeşilhisar boşnaklarından söz edeceğim...selam ve saygılarımla...

Bilgiler için Gümüşhacıköy boşnaklarından,Hacı Tahir Göztaşa teşekkür ederim.

bosnensis
17-11-06, 08:22
sayın muzo,
nostalji bölümü'nü çok beğenerek takip ediyorum,
ama son dönemlerde boşnakların yerleşme yerleri yazılmaya başlandı bu da güzel bir konu ben bu kadar değişik yerleşim yerlerinde yaşadıkları nı bilmiyordum,boşnaklık esasına paralel bir konu fakat başka bir bölüm altında olması gerektiğini düşünüyorum,nostalji konusu coğrafya üzerine yoğunlaşıyor,burası boşnakların eski ilk geldiğimiz dönemlerde oluşan hikayeleriyle renklensin,mesela hatırlarmısın eski davetiyelerimizi,yırtık bir kağıt parçasına yazılmış(pozıvamte na svadbu sa podne u nedelu), sadece erkek tarafının katıldığı düğünleri,pazartesi yapılan gelin dvorejnelerini falan anlatalım,
hıdrellezde bizim ikinci kemer diye tabir ettiğimiz boşnak eğlencelerini,yada başka aklımızda kalan eski günlerimizi

saygılarımla,

sevdalinka
18-11-06, 22:31
Buraya yazıp yazmama konusunda çok çelişkiye düştüm... belki çok fazla anlatacak bişeylerim yok ama içimdekileri paylaşacağım en uygun başlık buydu sanırım... bu siteyle tanıştıktan sonra bakış açılarım değişti belki bu site sayesinde hiç duymadığım şeyler öğrendim... köye gidip köydeki büyüklerimizle konuşmak istedim... ve onlara ne zaman gelindiğini sordum... çok net cevaplar vermediler ama eski göçmen olduklarını söylediler ve benim bu konuyla ilgilenmem çok hoşlarına gitmiş olacak ki çaylar demlendi ve içlerindeki o hala taptaze olan duygularla gözleri dolu dolu onlara anlatılan bazı olaylardan ve ankaradaki boşnak köylerinden kısmen bahsettiler... ankarada bildikleri 4 boşnak köyünün dışında bir tane de balada olduğunu söylediler ve eklediler bu köylerin hiçbirinde boşnakça konuşulmuyor bu konuda en fazla bizim köy önde...ne kadar acı oysa ben boşnakça bilmiyorum benim akranlarımda elbetteki... ve bizim köy söylenene göre kötünün iyisi... ilk yerleşmede devlet burayı tahsis etmiş ve yerleşmişler ilk ismi soltak mış halada öyle tabir ediliyor... anlatılanlara göre bizim köye yerleşim olduğunda yapılan evler okadar güzel okadar estetikmiş ki diğer köyler bizimkileri gavur :) sanıyor ayrıca evlerimizin yaplarını da yadırgıyorlarmış... bu düşünce zamanla yok olmuş... ama diğer köylerden gelip bizimkilere ev yaptırmak isteyenler oluyormuş... hakkaten köyümüzün ayakta kalan evlerden birisi de bizimkilere ait bir ev ve iki katlı içten merdivenli dört yatak odalı iki büyük salona sahip iki mutfağı olan güzel görkemli bir ev...

kültürümüzden uzak yetiştirilsekte hepimiz aslında bu kültüre aitiz... savaş döneminde ilkokul çağındaydım ve babamın ağladığını gördüğüm dönemler (erkekler ağlamaz tabusunun benim için yıkıldığı bir dönem) savaşı anlayamadığım ama anlandırmaya çalıştığım bir dönem... babamla bir ramazanda kocatepe camine gittik kitap fuarını gezerken bosna yazılı bir bere almıştı babam... (bir daha başka bere almadım)... boşnakça ilahiler kasedi almıştıda anlamını bilmediğim halde dilimin döndüğü kadar ezberlemiştim bir günde... fuarda bu bölümün neden yer aldığını anlayamamıştım ama her alınan ürünün üzerinde bosnaya yardıma gittiği yazdığını görünce çocuk aklımla anlmlandırmaya çalışmıştım... belki çok boşnak bir çocuk olarak yetiştirilmedim ama o dönemde kendi uydurduğum şarkıyı mırıldanıyordum... savaşın ne olduğunu tam bilmiyordum ama gördüğüm görüntülerden etklenmiş olacam ki: " bombalanmış pencere ben evde uyuyorken, inim inim ağlamış çocuklar minik minik gözleriyle... off aman bosnam" ben bunu mırıldandıkça babam ağlıyor ben de o ağladıkça ağlıyordum... o dönemde türk telekomun başlattığı bi yardım kampanyası da telefonla arama bedeli bosnaya yardım olarak gidiyordu... babam her gün arar telefonu bana tuttururudu yanlış hatırlamıyorsam arama boyunca bişeyler anlatılıyordu... arada bilmediğim anlamadığım melodiler giriyor o ses gene bişeyler anlatıyordu... öyle can kulağıyla dinlemiştim ki... savaş kelimesinin ne olduğunu belki tam olarak anladığım bir dönemdi benim için... çok acı hala aklıma geldikçe o bereyi hatırladıkça ağlarım :(

size çok şey anlatamıyorum dediğim gibi çok şey yaşayamadım ama bunları kendimden başka ilk defa size anlatıyorum blkide içimde haykırış olarak çıkıyor her kelime... asimile olduğumuz doğru ama herşeye rağmen çırpınıyoruz... boşnakça konuşamamamızın en büyük nedenlerinden biri de dedem ve babaannemi erken kaybetmemiz olduğunu düşünüyorum... babaannem tam bir osmanlı kadınıydı... hiç yerinde duramazdı tam 9 çocuk büyütmüş ve hepsinede aynı sevgi ve şefkati vermiş mukaddes bir kadındı... çok misafirseverdi... çocuk kafam bir türlü almazdı... neden bize her gün misafir gelirdi ki? yani neydi onları buraya getiren...ama şimdi çok iyi anlıyorum ... babaannemin sabahın erken vaktlerinde gelen misafirleri gecenin geç saatlerine kadar otururlardı... babaannem kimse gelmese bile dışarı ateş yaktırır pitayı hazırlamaya girişirdi... üzerine kapağı örter küllerle çevirirdi etrafını... ahh o ateş biz çocuklar için oyun aracıydı elbetteki... elimize aldığımız ince odunları tutuşturur sallardık :) ta ki babaannem terliği alıp arkamızdan koşup bizi kovalayıp boşnakça arkamızdan bağırana kadar... çok sinirli bir kadın değildi ama kızdığı birşeyi unutmaz eve gelen misafirlere olayı boşnakça anlatırdı ne dediğini anlamazdım ama bakışından tavrından derdim kesin bizi şikayet ediyor... ne güzeldi çocukluğumuz birer yıl arayla ikisinide kaybettim... ikisinede hiçbirşey soramadan :(

babaannemin fotoğrafı:


babaannem ve dedem:


ama ne varsa o zamanlarda varmış ya çok geç kaldım bişeylere ya da yeniden doğmak üzereyim... çok sıkıcı olmamıştır umarım paylaşmak istedim saygılarımla...

yasemina
19-11-06, 12:16
benim babamlar Yugoslavya'dan buraya geldiklerinde bazı akrabalarda kalmışlr. Babam anlatır ilk geldiklerinde çook zorluk çekmişlr ee nede olsa dil bilmiyorlar hep dışrıda felan oynarken onlara gavur diyorlarmış .İlk okula başalamış dil bilmiyor hiç bişey bilmiyor koskoca sınıfta tek göçmen o biraz dışlamışlar zorluk çekmiş kavga feln etmiş .Sonra babamı bizim göçmenlerin olduğu sınıfa almaşlar hey gidi günler hey der hep babam... onun ve amcamın okula kaydıyla bizim bütün sülale herkes o okula kayıt yapmış. o okul hala sağlam beni bile meğzun etti:D :D yeni ufaklıklardan birini kayıt yaptırmak için götürmüşler müdür de 'arşivlere bakıyorum da sizin sülale okul ilk açıldıından beri hep mezun verio' demiş

дунав
19-11-06, 22:19
PEKMEZ!

Güneşin artik kuzey yarımküreyi yavaş yavaş terk ettiği günlerde yildirim mahallesinin hemen hemen her sokağinda, evlerin önünde ateşler yakardi annelerimiz, yengelerimiz, halalarımız, teyzelerimiz..vs. -kocaman kazanlari kızdıracak kocaman ateşler-. Her bir sokaktan dumanlar tüterdi, prometheustan çalınan ateşin zevki ile çılgınca beslenirdi yangın. Herkeste tatli bir telaş başgösterirdi. Sabahtan, çalişan adamlar işe uğurlandıktan sonra start verilirdi. Artık sokaklarda panayır havasında bir telaş, coşku yaşanmaktadır. Bir yandan misket gibi sokağa dağilan çocuklar yakacak odun toplarken diğer yandan kadınlar kazanları, dağ dağ slivaları* hazır ederlerdi. Çünkü bu, her yılın aynı zamanlarında -yaprak döküm mevsiminin başında- tekrar eden pekmez telaşı idi...
Sokağin bir basindan diger basina bir ses:
-Zarkaaaa donesi te sliveee.... Emina hajde brze grom te ne pogodio...:)
Etrafta hem çocukluğunu icra edip hem yakacak calı çırpı toplayan çocuklara:
-Bezi te deco, beziteeee breee...:D

İri, sulu, tatli slivalar; sırasiyla temiz bir kovaya veya kaba koyulurdu. Çekirdekleri ayıklanır pekmez haline geleceği kazanın icine atilirdi. Az bişey de şeker katılırdı. Bir yandan ates beslenir , diğer yandan kazandaki slivalar karistirilirdi dibi yanmasin diye. Dönüşümlü olarak devam edilirdi hemen hemen akşama kadar. Tatlı bir yorgunluk yaşardı herkes günün sonunda, yüzünde is ve hafif bir tebessüm ile... Artık teglalara girerdi pekmez, kahvaltılarda tabakta sunulmak veya pitaja malzeme olmak üzere.

Yildirim Mahallesinin henüz surundişinda kaldiği, gecekondu mahallesi olduğu zamanlardaki samimiyeti yaşamış son jenerasyon biziz diye düşünüyorum dolayisi ile çocukluğum itibariyle yaşadıklarımı nostalji başliği altinda değerlendirmekte bir sakınca görmedim.
O günlerden bu günlere doğamız mahvedildi (nerde o çayırlar:, askeriye vs. öyle ki alan darliği nedeniyle astronomik fiyatlara daireler satılıyor:( ), değerlerimiz yitirildi, yozlaştırıldık bu arada şehirlileştik ve yabancılaştık. Surun dışında değiliz artık arkadaşlar! Boşnaklar İstanbullu, evet İstanbullu ama...İstanbullu!
En son mahallemizde pekmez kazanlarina ateş ne zaman yakıldı hatirlamiyorum ama annemin pekmez yapmayi biraktiği gunden sonra pekmez yemediğimi iyi biliyorum!
Bu tatli konuyu besleyebilecek bilgileriniz vardir muhakkak (yasi eren jenerasyonlarin). Paylasimlarinizi bekliyorum.


*bir erik cinsi, bilindiği ve içildiği üzere :D Jugo'da bu cins erikten adina slivovica dedikleri bir rakı da yaparlar.

kurtovi
20-11-06, 13:34
İÇİMİZDEN BİRİ... ZEKİYE ABLA...

Çocukluğumda onu Ajda Pekkan'a benzetirlerdi. Zekiye Abla'yı 25 yıl önce dişçi Hayri'de tanıdım. Tam 30 yıldır Dr. Hayri'nin yanında yardımcılık yapıyor. Zekiye Abla'yı Küçükköy ve Yıldırım'da tanımayan yoktur. Baba tarafı Dazdaraviç anne tarafı Kurtagiç'tir. Her seferinde Boşnak milliyetçisi olduğunu ifade eden Zekiye Abla en çok 1989 yılında B.paşa Bosna-Sancak derneği kurulduğunda mutlu olmuştu. Onun tek dileği Boşnakların birarada dayanışma ve kaynaşma içinde olmasıydı. Tüm ideali buydu.
Yıldırım Bosna Spor kulübünün kötü gittiği dönemlere çok üzülürdü. İki boşnak kulübü birleşince dünyalar onun oldu.(Yıldrımgücü-Yıldırımspor). Fırsat buldukça Yıldırım Bosna'yı stadyumda da destekledi. Onu tribünlerde sıkça görürdük.
Derneğin ve kulübün dayanışma geceleri için çıkan biletleri elinden geldiğince daha çok kişiye ulaştırmaya çalışırdı. Dayanışma gecelerinnde Boşnak insanlarını kalabalık gördükçe kendi mutlu hissederdi.
En son kendisiyle tüm Boşnak derneklerinin birarada düzenlediği Karamürsel'deki piknikte görüşmüştük. Duygularını bana şöyle ifade ediyordu; "Türkiye'deki tüm Boşnakları birdarada görmek... İşte benim tüm idealim bu Muzaffer..".
sene 1997... Arkadaşlarla yerel gazetemizi kurmuştuk(Surdışı). Fikirlerini almak için Zekiye Ablamıza gittik. Yine çok duygulandı. Gazetemiz için elinden gelen maddi ve manevi tüm desteği gösterdi. 4 yıl önce talihsiz bir şekilde beyin kanaması geçirdi. Yıllarca sevgisiyle biriktirdiği Boşnak dostları onu hastalığında yalnız bırakmadı elbette. DR.Hayri'nin yanında görevine devam etmesinin yanında onu asıl ayakta tutan bu dostlarının vefakarlığıdır.
Hiç unutmam bir ablamız Zekiye Abla için şöyle demişti: "KENDİSİNE DEĞİL AMA BOŞNAKLARA ÇOK FAYDALI BİR İNSANDIR". Zekiye Abla belki haberin yok ama Bosnasancak.net'i duyarsan eminim yine çok sevineceksin. Ben de seni bu forumda anmayı bir borç bildim. Çünkü sen bunu fazlasıyla hakediyorsun.
Sizce de öyle değil mi?
Sayın Muzo abi,sözünü ettiğiniz Zekiye Abla benim akrabam olur.akrabam olduğu için söylemiyorum.yıllardır insanlara karşı sevecenliğini kaybetmeyerek insanların sevgi ve saygısını kazanan bir insandır. muzo abi,zekiye ablanın haberi olursa diye yazmışın,bence söz ettiğinden haberi yoktur.kendisine ben haber vereceğim.çok memnun olacak,foruma üye bile olur.boşnaklarda böyle saygın insanları söz etmeniz çok hoşuma gitti. selam ve saygılarımla.

muzo
21-11-06, 00:09
NOSTALJİK SVİRAÇLAR.

Tanju okan'ı severdim çocukluğumda,nede olsa o da benim gibi nostaljik anılara takılırdı.Unutamadığım şarkılarından biride, Çoculuğum şarkısıydı..Bende Üstad Tanju okan'nın sözünü ettiği çocukluğumda hatırlıyorum her şeyi nedense...Birde Maksim Gorki'nin çocukluğum Romanı vardı o kitabı okudum ama beni Akaordiyocuların etkilediği gibi hiç etkilemedi..Birde Çiçek Pasajındaki Akordiyoncu Madam'ıda çok severdim,Rahmetliye az türkü söylemedim..bana şunu derdi, hadi be balkan çocuğu Patlat bir Drama türküsünü..dayanamaz Akordiyon eşliğinde söylerdim.. sözünü edeceğim akordiyoncular,çocukluğumda küçükköy,yıLdırım ve Alibeyköy'de düğünlerimizde çalmış olan sviraçlardır .. Safraköy ,kartal pendik'li sviraçları fazla bilmem! peki kimdir bu nostaljik sviraçlar? hatırladığım
kadarıyla, Küçükköy'den Berber Hasim, İsmail Çilesiz(şimdi Almanyada yaşıyor) Yıldırım'dan Salih Amca,Şefki ve Bahtiyar bilim(kocsa) merhum İsmail vurbas, Kasım ve Unutulmaz sviraçlar KIRÇANLAR..İki kardeş Elmas ve Bayram,asıl nostaljik sviraçlar onlardır..Gündüzleri Pancar Motor'da çalışır,Geceleri Cumbus Hafta sonları düğünlere giderledi..zamanın en popüler akirdiyoncuları onlardı .Bizim sülale komple Kırçan'ları çağırırdı düğünlerine..Ekol olmuşlardı, bir zamanlar her kes gibi onlarda müzik hayatında jübile yapıp sakin bir hayatı seçtiler..o dönemler her kes fabrikada çalışırdı..cümbus olunca davetiye gerekmezdi.. her kes gelirdi eğlencelere ..cumbus ,Yada düğünün ortasında, Ailenin ileri geleni Akordiyon'u yere yatırır,imece usulü herkes gönlünden kopan parayı akordiyonun arasına sıkıştırdı...ne toplanırsa artık... o dönemler insanlar arasında sınıf farklılığı yoktu..sviraçlar düğün sahibiyle pazarlık yapmazdı..yugoslavya'dan geldiğimizde bizim boşnaklar yanlarında iki şeyi getirmeyi unutmamış.. Akordıyon ve satranç...sözünü ettiğim Akordiyon'cular,temeli yugoslavya'dan alıp,sonra çocuklarına öğretmişler,babadan oğula geçmiş anlayacağınız..yeni kuşaklardan,Beşko,Hamdo Balota,muammer Balota,Apo,Sulo Vs, Babadan aldıkları geleneği sürdürmüşlerdir. Günümüzün Popüler sviraçı Sulo,ithal Akordiyon'cudur, Bu yüzden tercih sebebidir..asıl mesleği gazeteciliktir.savaş yıllrında 500 evlere gelir, bir süre akordiyon çaldıktan sonra, Türkiyede kalmaya karar verir..Pendik'liler Pruşlanları bilir...Akordiyoncu Prujlan Akordiyon çalmayı babadan öğrenmez..bana anlatımına göre Türkiye'de Askerlik yaparken Bando'ya seçilir..Askerde Bando çalarken Akordiyon çalmayı öğrenmiş.. Daha sonra Pendik Kartal'ın sevilen Sviraçları olmuşlar..istisnalar kaideyi bozmaz..Bir zamanlar forumda bir başlık gözüme ilişmişti..Pendik Boşnak Derneği'nde Akordiyon kursu verilecekti? Akibetini Bilmiyorum...sevgili Dostlar Zaman çabuk geçiyor,farkında olmadan asimile oluyoruz,yakında Akordiyon'larımızı çalacak insan bulamayacağız.Bir an önce Derneklerimizin Akordiyon kursuna el atmaları gerekiyor.yoksa Davulun Tokmağı bize uzaktan hoş gelmeyecek...

Efsane Sviraçlar,kırçan'ları buradan saygıyla anıyorum..

pazarka
21-11-06, 09:00
bu konuda benim de söylemek istediklerim var aslında.ben dedemi tanıyamadım.çünkü o,ben doğmadan evvel ölmüş.ama onun hakkında çok şey dinledim tanıdığım,tanımadığım insanlardan.dedem de akordion ve piyano çalıyormuş.anlattıklarına göre de iyiymiş müzik konusunda.şu an ne piyanosu duruyor ne de akordionu.sanırım vefat etmeden önce başkasına vermiş enstrumanlarını.düşünüyorum da,galiba bu müzik kulağı bize ata yadigarı...

дунав
22-11-06, 21:59
Muzo, yine nokta vuruşu yapmişsin, çok güzel bir konu seçmişsin(Teşekkürümü yukarıda hanene yazdım bilahare:)) Biraz da yaramı deştin aslında! Akordiyon bir uhde kaldı bende maalesef. Harmonikasız, harmonika sevdası ile geçen ilk gençlik yıllarım geldi aklıma. İnsanların henüz samimiyetini yitirmediği, yabacılaşmadığı dönemlerden bir hüzünlü anı akordiyon bende. Hele hele çocukluğumda gördüğüm cumbuzların meyi akordiyon, mezeside kolo idi, anlatılmaz bir çoşku seli!
Harmonikayı cumbuzsuz, cumbuzuda harmonikasız anmak ne mümkün. Bizim eğlencelerimiz bir başkaydı. Balkanlardan gelen neşeli ve eğlenceli müzik dalgasıyla birdenbire ısınırdı içimiz! (içimizin ısınmasında Efes Pilsen'in de çok emeği olmuştur hemi de kasa kasa :)) Akordiyon ise ilkel inanışlarda insanların etrafında dans veya ibadet ettiği tabu veya put gibiydi cumbuz insanının gözünde. Sanki dinsel bir ritueldi harmonika eşliğinde yapılan eğlenceler, değişik motiflerle (kolo) süslenen!
Hayatı çok fazla ciddiye almayan, hayatla dalga geçebilen Balkan insanının çoşkusunu taşıyordu cumbuzlar. Dayısıyla kavga eden Perhan'ın hiçbirşey olmamış gibi eline aldığı akordiyon, komşumuz Kasım abinin mahallelinin uyanmasını hiçe sayarak gecenin dördünde klavyesine dokunduğu akordiyon, cumbuzlarda bir yandan viski içip diğer yandan akordiyon çalan Besko'nun cumbuzun ortasinda kardeşiyle kavga edip, kardeşi askerden yeni dönmüş gibi kardeşiyle sarmaş dolaş cumbuzu bitirmesi:D hep bize ait, güzellikler. Bilmiyorum! çok coşkulu bir konu, kelimeler arasında bir ahenk kuramıyorum, parmaklarım tempoyu yakalamak istercesine uzicko oynuyolar klavyenin üzerinde:)
Sarhoş akordiyonlar, kolo oynayan melodiler, mlade neveste s dimijama, ceylan gibi seken işveli genç kızlar, çapkın bakışlarla cumbuzun köşelerini tutmuş genç delikanlılar (zaman zaman beni de orada görebilirsiniz:D ), yaşlı anne-baba, prijateller...vs.
Not: Arkada köşede (zulada) bir kasa soğuk bira;)



Akordiyonun maharetinden mi, balkan insanın eğlenmeye yatkın yaşam tarzındanmıdır bilinmez bizimkiler gerçekten eğlenmeyi biliyolar. Eminim bunda Dünya'nın en iyi müzisyenleri ve anarşistleri (BKZ. İspanya iç Savaşı) Çingenelerin emeği büyük olsa gerek. Aynı coğrafyada yüzyıllar boyu aynı havayı soluduk Çingenelerle, çingeneleri anmadan geçmemek adına:
Ciganiiiiiiiii Jurrrriiisssssssssssss........

P.S: Akordeon eşliğinde sarhoş olan babamın, amcamların, dayımların, vs. Zivela Francuska diye bağırdıklarına şahit olurdum hep. Hatta ben de nedenini bilmeden de olsa "Zivela Francuska" kervanına katılmıştım bir ara : ))) Çok sonra öğrendim ki Akordeon Fransız icadı bir havalı çalgı. 19. yy sonlarında Fransızların icad ettiği bu enstrüman Balkanlara'da 20. yy başlarında geliyor ve Boşnak müziğini etkiliyor.Yine yakın tarihlerde Avusturya_Macaristan'ın Sandzak, Bosna civarına gelmesiyle ne hikmetse bizimkiler alkolle de tanışıyor:), periyodik tabloda bulunmayan bu iki elementin birbiriyle çeşitli oranlarda karışarak oluşturduğu bileşik sonucu ortaya çıkan bir tepkime ürünü oluyormuş "Zivela Francuska" :D meğersem! Kimyacılar bilmez, sakın sormayın :P
Harmonikadan önce Boşnaklar hangi enstrümanları çalarlardı merak mı ediyorsunuz? Gusle (Gusli) başlıcası olmak üzere daha çok telli çalgılar ve kaval benzeri üflemeli çalgılar Akordeon öncesi Boşnak müziğinin enstrümanlarıydı.
Yakın bir zamanda Gusle konusunu burada etraflıca irdeleyeceğim ve sizinle paylaşmaya çalişacam. Bu arada Büyük Guslar (gusli çalan kimse)'lardan Rahmetli Dedem Nasuf Kotsa'nın kayıtlarını da sizinle paylaşacağım.
Postovanje...

mustafa
23-11-06, 21:26
70 liyillarin Sefaköyü

Bir grup genctik o zamanlar: Ben ,rahmetli Mustafa Jonuz, iki Namgalija Mujo ile Jusuf,Ramo Dedovic ve Esed Masovic. Ictigimiz su ayri gitmezdi denilebilir.
Rahmetli Mustafa Jonuz Harmonika calardi. Abisi Hayrettin de calardi ama onun arkadas cevresi biz degildik.Sefaköyün "bahsuz'lari" idik bazilarina göre. Deli dolu idikte hani,kimseye bir zararimiz dokunmamis olmasina rahmen adimiz cikmisti bir kere. Arada bir para buldugumuz zaman oturur bir iki bira icerdik bütün kötülügümuz buydu ve sijelo oldugu zaman her hangi bir evde (salon yoktu ozamanlar) sarkilara eslik eder kolo oynarkende ayakla tempo tutardik,
iste bunlar bizim günahlarimizdi yasli neslin kadinlarini cileden cikarirdi bunlar , bize beyaz karga gözü ile bakarlardi.

Bu generasyonlar arasindaki anlasamamazlik bugünde varmi acaba??

Cogunlugu köyden gelmis,okuma yazmasi kit insanlardi o zamankiler.

Bugünün gencleri daha cok imkana sahipmi ??

Bizim zamanimizda her hangi bir kizla bir yerde görünmek
kötülüklerin en büyügü idi. Konusulabilecek yerler ancak
calisilan isyerleri veya is dönüsleriydi. Konusmak ne
kelime cikan bir grubun arkasindan yürünür her hangi biri ile ilgilenildigi bu
sekilde gösterilirdi.
O dönem Sefaköyde belki iki veya üc araba vardi, Floryadan payton tasiyordu insanlari cogunluklada yayan yürünüyordu.

Dönelim gene sijelolara; (bircogunuz cumbus diyorsunuz) Toplanildigi zaman kizlari olan Analar kizalrini bir köseye toplar onlari "yemememiz icin" araya etten duvar kurarak önlem alirlardi.
Akraba olmiyanin yaninda koloda oynamak allah korusun katiyetle yasakti kimsede tesebüs etmezdi böyle bir seye zaten.
En büyük ev Kadriclerin di ve en cok da onlarda olurdu böylesi toplantilar.
Güzel sarki söyliyen kizlari vardi Sefaköyün.
Od izvora dva putica ,
Tuzna vrbo gibi zamanin sarkilari söylenirdi.
Harmonika calanlardan biri de Murat Dedovic'ti daha sonra
bizden yasli Hazbija Jonuz en iyi sviracti o dönemler.
Bugünün calgicilari Hakan, Kordic falan belki de dogmamislardi o dönemler.
O zamanin Karakas, Masovic Durgut, Cebo ,Gec ,Durutlic ,Vinaric ,Cota , Kozo , Jonuz , Sarvan ,Tahirovic, Tahirbegovic, Gaco , Ziga ,Namgalija , Pohara , gibi aileler aklima geldi. Cok oldu Sefaköyden ayrilali bu nedenle bircoklarini hatirliyamiyorum kusuruma bakmasinlar yazmadiklarim.
Bu arada Durgutlardan Enes, belki dönemin bosnaklarindan ilk üniversite mezunu mühendis olmustu. Bunda da gururlanmak hakkimiz ellbet.
Bu seferlik bukadar hepinize selam ve sevgiler.

ozgurhadzic
23-11-06, 21:45
Dayı eskı gunlerı guzel anlatmıssın....Sımdı ole degıl ıstedıgın kızon yanında oynayabılıyorsun..Kızları kımse saklamıo bılekıs sefakoy lu genclerle ewlendırmek ıstyolar ve Istanbul'un dort yanından eglencelere gelıyorlarr bız bu konuda sızden daha sanslıyız suan=)Nese sefakoy'u anlatmakla bıtıremeyız gelıp de bısıler yasamak lazım...

sejkic
24-11-06, 15:12
Bir Boşnak kadını, köyde doğdu, deniz kenarında küçük bir boşnak köyünde doğdu ve hep orada yaşadı dışarı hiç çıkmadı, o zamanlar o köyün en güzel kızı o, vala tartışmasız en güzel kızı oymuş, fatkiclerden kara mehmetle evlendi, hayatında şuan evlerimizdeki gibi sıcak suyu telefonu ısıtma sistemlerini görmedi, doğduğunda ne varsa bugüne kadar aynen öyle yaşadı, burada doğmasına rağmen turkçeyi tam olarak belki 20sinden sonra öğrendi, ekmeğini böreğini sporac'ta yaptı, elektrikli fırında değil, kocası 35 yaşındaken kanserden öldü kendisi 30 yaşındaydı, 3ü erkek 4 çocuğunu ailecek büyükleriyle birlikte büyüttü evlenmedi çocuklarına üvey baba olmasın diye, darı ununla, kaçamak pişirdi büyüttü çocuklarını aynı bizim tüm ailenin çocuklarının yedikleri gibi, tarlaları vardı zaman geçti değerlendi, oğulları kafası çalışan adamlardı çok para kazandılar, bi tanesi 30una yeni geçtiğinde köy muhtarı oldu, şimdi 40ını geçti hala muhtar o ve herkes tanır parmakla gösterirler çok küfür eder çok içer zaten biz ailecek içmeyi sövmeyi severiz, ama itibarlı iyi adamdır, sevmeyeni yoktur boşnak muhtar dedinmi şehirde bile tanırlar karizması büyüktür, en küçük oğlu 30una kadar evlenemedi köyde evlenecek kız kalmadığı için kalanlarda akraba olduğu için, o çocuk, bahri abim, hep derdi ulan bi evleneyim ogün ölsem gam yemem, başka bir köyden kız buldu oğlunu evlendirdi, bahri abim evlendikten 1 ay sonra 30 yaşındaken öldü, kaya gibi kadındı çok ağladı ama herkese örnek oldu herkes derdi ya fatkiçlerin gelini kasım sejkicin kızı şuura kaya gibi tam osmanlı kadını hep öyle derler, ha hep ayağım ağrıor kafam ağrıor oram buram ağrıoyor derdi ama bilirsiniz bizim boşnak ihtiyarları hiç hasta olmazlar ama hep aynı numarayı yaparlar hep hastadırlar tezgahtan, ihtiyar boşnaklar dedolar nenalar herşeyde söze başlarken esprilen küfürle başlarlar, bunların arasına şura hala köyün en sevileni en rağbet göreniydi, köye uğrayan akrabalar ona uğramadan gitmez bi hoşsohbetini duymadan ayrılmazdı, dedim ya oğullar çalıştı kafaları çalışan adamlar ama bizim şuura hala hep yine yamalı şalvarlar giyer öyle dolaşırdı, biz partallan doğduk partallan ölürüz der, sevmezdi başka giysileri, ben böyle alıştım böyle giderim hesabı, söze hep reko der başlar sonunda bir laf sokar giderdi, Allah rahmet eylesin halam Şura busefer hiç bişey söylemeden gitti, bugün toprağa verdik, toprağın bol olsun halam

aykutalp
25-11-06, 22:22
YOZGAT'LI BOŞNAKLAR

Doğrusunu isterseniz,nostalji bölümündeki yazıları yazmaya başlarken,Yozgattaki boşnaklara kadar geleceğimi bende tahmin edemiyordum..sizlere Afyonlu boşnaklar yazarken değinmiştim..yozgat,kayseri,Elazığ,samsun ve diğer yerlerdeki boşnaklar şimdilik bizi uzaktan iziliyorlar demiştim..ortada bir çelişki söz konusu! eski boşnaklar bizleri araştıracağına,biz yeni boşnaklar eski boşnakları aramak görevini üstlendik..yozgattaki boşnaklar artık bizlere uzaktan bakmıyor ...gelin hep beraber yozgattaki boşnaklarla tanışalım...yozgatlı boşnakların muhacirlik hikayeleri,Kurtuluş savaşından sonra Atatürk döneminde başlamış...sırp zulmünden kaçan boşnaklara ATATÜRK kucak açmış..göçler sancak ve bosnadan olmuş...Türkiye topraklarına ilk olarak sirKeci garından giriş yapmışlar..o dönem o kadar çok muhacir gelmişki,devletin bunları ağarlayacak yerleri bile kalmamış...Başta Ayasofya cami olmak üzere,İstanbulun çeşitli camilerinde aylarca kalmışlar..Atatürk boşnakları ilk olarak Trabzona yerleştirir,burada 3/4 yıl kalabilmişler sadece..gavurlar topraklarımızı alacak korkusuyla yaşayan Trabzon halkıyla bir türlü anlaşamamışlar..Trabzondan Erzurum ve Bayburta yeni bir göç yolculuğu başlar...Trabzonda yaşadıkları sıkıntıların aynısı buralardada yaşadıktan sonra ..çareyi Yozgata göç etmekte bulmuşlar...boşnaklar artık burada kalıcı oluRlar..yoZgatta kalıcı olmalarının nedeni,Arnavut,pomak,selanik göçmeni hemşerilerinin olmasından dolayıdır..bugün yozgatta boşnaklar,Boğazlıyan ilçesine baglı,Çayıralan, Çandır ilçesi,Babayağmur,İğdeli,çandır fahralı'da yaşarlar...buralar daha önce Ermenilerin boşaltıkları köylermiş.daha sonra devlet boşnakları buraya yerleştirmiş..Yozgatta yeni bir hayata başlarken,boşnakların dikkatini çatısız evler çekmiş..evlerin üstünde pencereler varmış.bu vesileyle boşnaklar çatı yaprak inşaatçılık yapmaya başlamışlar..Evlerin üzerinde kiremit olmadığı için,kiremitin adı muhacir kiremiti olmuş...çatı geleneğini yugoslavyadan getirmişler..boşnaklar öyle modern evler yapmaya başlamışlarki, daha önce kerpiç ve kesmetaştan yapılan evler...Biriket ve çimentoyuda boşnaklar sayesinde tanıdılar. yapılan evler boşnakların sayesinde sağlamlığından dolayı ünlü olmuş..Beyazıt Bilen adlı boşnak bir amcanın kerpiçten yaptığı ev sağlamlığından dolayı müzelik gibi duruyormuş..boşnakların yenilikleri bununla bitmiyor..inşaaat alanının dışında,büyük kazandan karpit kazanı yapıyorlar,oksejen kaynağıda boşnaklar sayesinde tanınmış olur..o dönemler insanlar evlerinin dışına tuvalat yapmayı aklına getirmezler..boşnaklar bahçeye ilk tuvaleti yaptılar diye hala konuşulurmuş..bu yazdığımız yerde yaşayan boşnaklar sabah namzında buluşup,çeşitli evlerde toplanıp,muhacir dayanışmalrı yaparmış.boşnaklr kahve hayatı bilmedikleri için uzun yıllar posedak ve ev gezmelrine gitmiş,dayanışma içinde olmuşlar..yerli halk boşnakların akıllı,çalışkan ve yenilikçi olduklarını gördükten sonra boşnaklarla kaynaşmışlar..bundan 30 yıl öncesine kadar boşnaklar,yerli halktan kız alır,onlara kız vermezmiş..bugün artık bu gelenek bozulmuş..boşnakların yaşadığı yerlerde % 8O oranında muhtarlar boşnaklardan seçilirmiş.bugün hala muhtarların çoğu boşnaktır.Günümüzde artık yozgatlı boşnakların çoğu okumuş çocuklardır..çoğu resmi dairede çalışan söz hakkına sahip memurlardır..yerleşik hayata kısa sürede alışan boşnakların bazıları,hayatlarının garanti altında olması için sigortalı işlerde çalışmışlar,kayseri,bergema ve izmire yerleşirler... Bergamada ,akrabaları olduğu için çoğu buraya yerleşmeyi yeğlemiştir..Tansu çiller döneminde Başbakan yardımcılığı yapan Rıfat Serdaroğluda bergama boşnaklarındandır.. 60.lı yıllarda yozgatlı boşnaklardan Bilen Ailesi,yugoslavyadaki akrabalarınla şifreli mektuplaşrmış..o dönem yugoda çalkantılar yine başlamış,boşnaklar çareyi Türkiyeye gelmekte aramışlar..şifre şöyleymiş,türkiyede havalar nasıl?iyi derse,pılınızı prtınızı toplayın gelin demekmiş..havalar kötüderse,daha gelmeyin demekmiş..60.lı yılların göç hikayeleri Türkiyede havaların ısınmasıyla başlamış..yeni boşnak (gegiç ve zukoviç ailesi) yaşam mücadelesi yüzünden yozgatlı boşnak akrabalarını aramaya fırsat bulamamışlar.. Zukoviç sülalesinden bir abla kocasının akrabalarını yozgata ziyarete giderken..akrabalarını aramaya karar vermiş.bidiği tek şey akrabalarının soyadıdır..Bilen soyadlı boşnak akrabalarını çabuk bulur. o zamandan bu yana akrabalar hala görüşürler..Değişen tek şey yozgatlı boşnaklar boşnakçayı artık pek konuşamadıkları..not=sözü edilen bu aile yıldırım bosna camiasının sevilen siması Zuko Bilenin akrabalrıdır.....sevgili dostlar bizim hikayemiz burada bitmiyor..bizleri daha Amasya,kayseri ve niğdeli boşnaklar bekliyor..


Merhabalar.Ben de Yozgatlı bir Boşnağım. Sülalelerim Tuzs(Rojaye), Şeyhoviç(Plevne), Lakçeviç (yanılmıyorsam Vielopole). Akrabam varsa mail atsın lütfen.

Neyse. Bizimkiler 1936-40 yıllarında gelmişler. Devlet Boğazlıyanda toprak ve ermenilerin terk edilmiş evlerini vermiş. İlk etapda yerlilerle anlaşamamışlar. Hatta Müslüman olduklarını zar zor kabul ettirebilmişler. Hallerinden bir tek, Molla Osman isimli bir alim anlarmış.

Babamın dedesi Rahmetli Palabıyık Ahmed, bir çok Boşnak gibi, yerliler yüzünden baya sıkıntı çekmiş, hatta hapse bile düşmüş. Bu direnç biraz kırılınca, bu sefer Boşnaklar arasında da sürtüşmeler olmuş. Harman yerinde baya büyük ve kanlı bir kavga vuku bulmuş. Hatta hasta olan akrabamı, askere gitmediği için (çünkü Bosnadan gelmişti) ispiyonlayanlar da Boşnaklardandı.

Eskiden Boşnaklar toplanıp Boşnak türküleri falan söylerlermiş ama ilk nesil rahmetli olunca bu adet de pek kalmamış.Ayrıca sonraki nesiller Boşnakça da pek bilmez. Bu konu malesef biraz ihmal edilmiş. Şu da bir gerçek ki, Yozgat Boşnaklarının bir çoğu, Yozgattan ayrılmış, yurdun dört bir yanına dağılmıştır. Bu curcuna içinde dillerini kaybetmişlerdir.

Ben de üçüncü nesil olduğum için fazla teferruatlı bilgi sahibi değilim. İnşaAllah, dedemi yakında ziyaret edebilirsem, elde ettiklerimi sizinle paylaşırım.

admin
26-11-06, 23:40
Kim Bu Boşnaklar


Fatih Sultan Mehmet , Novi Pazar'ı Osmanlı topraklarına kattığında bir tek müslüman evi yoktu.Dolayısı ile Sancak'ta da...Bir süre sonra Novi Pazar'daki ilk tespitlerde10-15 hanenin islam olduğu, bunlarında sonradan yerleştirilen aileler olduğu biliniyor.Karadağ,Sırbistan,Bosna,İlirya halkları yerli nüfusu teşkil ediyor.
Balkanların, Osmanlı'yı imparatorluğa çeviren manivela olduğu hep söylenir.Kendi dönemi içinde muazzam bir ordu ve devlet düzeni olsa bile,ele geçirilen topraklarda kalıcı olmak zordur.Tarih,işgal ettiği topraklarda tutunmayı başaramayan,yağmacı olmaktan öteye gidememiş,vandallarla,barbar ordularla doludur.Osmanlı; Balkan'larda, kilisenin ortaçağ saçmalıkları eşliğinde,Feodal beylerin zorbalıkları,bitmek tükenmek bilmeyen mezhep savaşları ile dayanaksız,katliamlarla içiçe, geleceğinden endişeli halklar topluluğu ile karşılaşmıştır.Kosova yenilgisinden sonra,barbarların vahşet dolu yağma-talan saldırılarını bekleyen halklar ve feodaller,dönemini aşan muazzam bir devlet anlayışı ile karşılaşmışlardır.
Bu devlet anlayışı,Osmanlı'ya Balkan'larda kalıcı olmasını sağlayacak halkı kazandırmıştır.Bu halk Bosna'dır.Kosova savaşına şu ya da bu sebeple Bosna'da katılmıştır,savaşmıştır da...Her iki kilisenin Bosna'ya reva gördüğü eziyetin bıraktığı kalıcı izler,Osmanlı'nın devlet geleneğinden gelen bilinçli tutumu,Bosna'da kısa zamanda "Osmanlılaşma"sürecini başlatmıştır.Bosna halkı kitlesel olarak islamlaşan tek Balkan halkıdır.Bosna'ya kıyasla,Sırp,Karadağ ve İllir halklarının bir kesiminin islamlaşma süreci yüzyıllara dağılan bir süreçte yavaş,yavaş gerçekleşmiştir.Bu yönüyle "Bosna,Osmanlı'nın Balkan'lardaki ileri karakolu,manivelası" olmuştur.Fatih'in "Pozdravlam svoy dobrog naroda" sözleriyle başlayan ünlü mektubunun muhattabı "Bosna" halkıdır.Doğal olarak kendi dönemi içinde Osmanlı'nın "Boşnak" nitelemesi Bosna halkının bu özelliklerine ithafendir.
Devşirme;kendi anlayışı içerisinde,Türk ve İslam olmayan ailelerin çocuklarının,küçük yaşta zorla alıkonarak,belli kıstaslarla ayrıştırıldıktan sonra,savaşçı ya da devlet adamı olarak yetiştirildiği Osmanlı'ya özgü bir kurumdur.Dinsel kökenini, İslamın "Köle Hukuku" ndan alır.Gönüllü olarak, Osmanlı'nın "Devşirme" kurumlarına çocuklarını veren tek halk Bosna halkıdır.Osmanlı'nın serbest bir biçimde devşirme kurumuna dahil olması için "Özel kanun çıkardığı" tek halk da Bosna halkıdır.Bu sebepten dolayı Bosna, "Öz itibariyle" devşirmeliği reddeden,bu yönüyle"Kültürel" olarak Osmanlı olduğunu söyleyebilen tek halktır.
Bosna halkı gerçekten de Osmanlı 'yı içselleştirmiştir.Bu öyle bir içselleştirmedir ki,Evliya Çelebi, Bosna'yı anlatırken,Boşnak'ları" Kılıçlarıyla yatarlar idi" sözleriyle yüceltmiştir.
1878 Paris Antlaşması ile tek bir kurşun atmadan,Osmanlı Bosna'yı terkettikten sonra,10 yılı aşkın bir süre ile Avusturya-Macaristan ve diğer yerel güçlerle savaşımını sürdüren de Bosna halkıdır.Avrupa'ya"Türk'ten daha Türk" dedirten,Bosna'nın, Osmanlı çekildikten sonraki bu ölümüne direnişidir.
Bütün bunlar Sırp ve Hırvat Faşistlerinin,Bosna'ya çullanmasının ideolojik temelleridir.Sırp "Çetnik" ler ve Hırvat "Ustaşa" lar bu tarihsel niteliklerinden ötürü Bosna'yı,kafatasçı kinleriyle, soykırıma varan kan gölüne çevirmişlerdir.
Bosna halkının katliam yaşamadığı(Bogomil'lik dönemini atlarsak)iki tarihsel süreç var.Bir tanesi Osmanlı Dönemi,diğeri Tito dönemidir."Siz ne Hırvat'lara ne Sırp'lara tabi olacaksınız.Siz Bosna'sınız" diyen Tito'dur."Müslüman" kimliğini tanıyan da Tito'dur.Ancak Sırp ve Hırvat Faşistlerinin "Osmanlı Bakiye'si Bosna'ya" çullanmasına engel olacak zemini oluşturamayan da Tito'dur.Bosna'yı aynı Osmanlı gibi kendisinden sonra,korumasız bırakan da Tito'dur.Bu sebepledir ki Sırp çetnik'ler Partizan'ın ünlü dörtlüğünü şöyle çevirmişlerdi:
Müslimani,müslimani
Doşlisuvi tsırni dani
Nema Tite
Da vas brani
Bu noktada sorulacak soru şudur:Biz Boşnak'ı tanımlarken,Osmanlı ve Tito dönemlerinde olduğu gibi "Bosna Halkı" olarak mı algılayacağız?Sancak ne olacak? Karadağ ne olacak?Bosna'yı Boşnak kabul ederken,Sancak ve Karadağ'lı müslümanları "Aslında Boşnak olmayan Sırp ve Karadağ müslümanları " olarak mı tanımlayacağız?
Bosna halkı ayrımcılığa tabi tutulurken aynı zamanda Sancak ve Karadağ müslümanlarıda kendi paylarına düşeni almıştır."Boşko Boşkoviç" in öldürülmesi(Ki sonradan Boşko'nun provakasyon yaratmak amacıyla Sırp'lar tarafından öldürüldüğü ortaya çıkmıştır) olayından sonra "Kolaşin" merkezli katliamlar,Karadağ'dan Sancak'a kitlesel göçler,"Paris Antlaşması" sonrası zorla islam'dan vazgeçirilen binlerce aile(Tarihe malolmuş katil Radovan Karaciç'te bu ailelerdendir)Bosna ile birlikte "Boşnaklığı" haketmemişmidir?Benzer katliamlarla Kosova'da Şiptarlarla aynı sonucu paylaşan ve Sancak köylerine dağılan müslümanlar Boşnak'lığı haketmemişlermidir?
Bütün bunlardan sonra "Boşnak'lar" Türkiye'ye göç etmesinler de nereye etsinler?Yugoslavya'dan Türkiye'ye 3 büyük göç dalgası var:Birincisi "Paris Antlaşması" ile Bosna'dan göçenler.(Ki bunlar Anadolu'nun her tarafına dağılmış, eski göçmenlerdir)En büyük sıkıntıyı Türkiye'de bu dönem göç etmiş Boşnak'lar çekmiştir.(Kurtuluş savaşı öncesi,sırası,sonrası,ilk Cumhuriyet yılları)İkincisi;1940'lı yıllarda göçedenler ki bunlar eski Yugoslavya'nın her tarafındandır.Bunların arasında Çetniklerle işbirliği yapan komitacılar olduğu gibi,ne Partizan ne de Çetnik saflarında olan,bütün amacı Sancak köylerini her türlü saldırıdan korumak olan apolitik guruplar ve aileleri vardır.(Orhan Kemal'in Cemile romanında anlattığı aile gibi)
Üçüncüsü 1950'li yıllar ile 1960'lı yılların sonuna kadar Makedonya üzerinden göç eden Sancak kökenli ailelerdir.(Benim ailem de bunlardandır.)Türkiye'nin tarihi boyunca belkide en hassas döneminde göç eden aileler bu ailelerdir.Türkiye'nin 1970-1980-1990'lı yıllarının siyasal anaforunda şekillenmiş,yer almış Boşnak gençleri,Türkiye siyasetinde ağır bedeller ödediler.
Bütün bu yaşanmışlıklardan sonra,(100 yılı aşkın uzun bir göç süreci!) Boşnak'ları tek bir kalıba sığdırmak mümkün değil...Tek bir gerçek var oda Türkiye'nin "Anavatan" olduğudur.Atatürk'e, Cumhuriyet'e,Vatana,"Birbirimize" sahip çıkacağız.Bana göre "Boşnak'lık" bu...Başka bir alternatif var mı?...

saffet candas isimli üyemizin "Kim bu Boşnaklar" adı altında acmıs oldugu konudan istek üzerine buraya kopyalanmıstır...

admin
26-11-06, 23:57
MALTEPELİ BOŞNAKLAR



Ailem 1966'da, Tutin/Cerekare köyünden kalkıp, Makedonya/Üsküp'te 15 yıl yaşadıktan sonra Türkiye'ye göç etmiş bir aile.Yaklasık 1 yıl Pendik'te kaldıktan sonra,Maltepe'ye geçmişler.İhtiyarlar,babam,amcam,halalar,çocuklar, torunlar...90 metrekare bir ev,17 nüfus.Evde konuşulan tek dil Boşnak'ça.İki halam Üsküp'te Türk okullarına gitmişler,şöyle-böyle Türkçe biliyorlar.Babam Türkiye'de lise mezunlarının asteğmen olarak askerlik yaptığı o dönem Türkiye'sin de,tek kelime Türkçe bilmeyen "Teknik Lise" mezunu,20'li yaşlarında bir adam.
Halalar Tekel Sigara Fabrikası'nda,babam ve amcam otomotiv sektöründe,dedem tek kelime Türkçe bilmeyen "Boşnak Bakkal",annem ve strinom arka bahçede keçi ve tavuk besleyen iki çilekeş "Boşnak Kadını"...
Aynı arka bahçede bir "Şupa" mız var.İçinde sonradan "Sosyete'nin" kuzine dediği basit bir "Şporet" var.Şupa'da şimdiki gibi nostalji olsun diye,sadece Perşembe akşamları börek pişirilmiyor.17 nüfusu doyurabilmek için haftada en az 3 gün börek pişiriliyor.Böreğin içine pazarda ne bulunursa o konuyor.Bazen de böreğin orta kısmında ki bölüme hiç bir şey konmuyor.Nedense ihtiyarlar o "Boş Pitayı çok seviyor" çocuklar ve diğerleri "dolu pita" dan yiyor.
Hafta sonları evde tam bir sıkıyönetim var.Kadınlar evde temizlik yapıyor. Temizlik ne demek... Bütün çocuklar dışarıda olmak zorunda.Israrla evde dolanmak isteyen çocuklar(7 çocuk)kafasında pazar malı ucuz PVC terliği buluveriyor.Akşam olduğunda analarımız ve halalarımız bizi bağrına basıyor.Onları aslında çok sevdiğimizi anlıyoruz.
Maltepe,1960,1970'li yıllarda tam bir sayfiye yeri.Denize mesafesi yürüyerek 15 dakika.Dibinde "Dragos Tepesi" var.Dragos Tepesi'nde Türkiye'nin elit insanları yaşıyor.Vehbi Koç,İsmet İnönü,Nihat Erim ve aklıma gelmeyen bir çok ismin malikaneleri orada.Boşnakların Maltepe'ye geliş nedeni bunlar değil...Bizden 10 yıl önce Cuceviç'ler gelmiş 4 ev yerleşmişler.Demek ki burada Boşnak var deyip eskilerin aracılığı ile taşınıvermişler.
Cuceviç,Hociç,Layiç,Kurtanoviç,Kuç,Kurtoviç,derken "Boşnak mahallesi" oluşmuş.Akşamları acayip bir gürültü var.Posedaklarda Boşnak'lar yüksek sesle sohbet ediyorlar.Kadınların yanında ağız dolusu küfürler,ilginç hikayeler,şakalaşmalar,kadınlar koşturup duruyor...
Amcamın küçük oğlu çok haşarı,dışarı çıkıyor yarım saat sonra dönüyor.Ne oldu? diyor kadınlar."Sve naka Şiptarçat,neznam şta govoru" diyor.Bütün kadınlar gülüyor,çocuk anlamadığı her dili Arnavut'ça sanıyor.Ben ve 4 çocuk daha Türkçe'yi ilkokul da öğreniyoruz.
O zamanlar Maltepe çayır-çimen.Düğünler,cumbuzlar için evler yetmiyor.Eğlenceler dışarıda yapılıyor.10 tane Boşnak ailesi, toplasan 150 kişi eğleniyor.Yugoslavya'dan geleli 5-10 yıl olmuş,mahalleli Boşnakları kanıksamış,gerçekten komşu olmuş,dışarıdan sıkıyorsa bir çirkinlik olsun...ölümüne tepki oluşacağını bütün yerli halk biliyor.O zamanlar "Muzikaş" ların parasını eğlence sahibi ödemiyor.Sonlara doğru birden "Akordion Bozuluyor",arslan gibi ortaya yatırılıyor.Henüz "Boşnak Sosyetesi" oluşmamış,"Boşnak'lığını gizlemeye" daha 10 yıllar var.Herkez karınca kararınca cebinden çıkardığı paraları akordionun kenarına,üzerine bırakıp,eğlence sahibine katkıda bulunuyor.Para toplandıktan sonra,eğlence bitmiyor.Dosdoğru halkoyunlarına başlanmıyor.Sesine güvenen erkekler ve kadınlar(Evet kadınlar!)şarkı söylüyor.Kimileri kendi sırasını bekleyerek, kimileri mırıldanarak,kardeşliklerini,kan kardeşliklerini,komşuluklarını,arkadaşlıklarını sergiliyor.Ben hayatımın en güzel "Sevdalinka" larını bu dönemde dinledim,sevdim ve öğrendim...
Bizim oyunlarımızda "Haremlik-Selamlık" yok.Kadınlar,kızlar,erkekler hep birarada oynuyor.Burada(Maltepe'de) öyle bir kardeşlik sergileniyor ki,bugün 40 yıl sonra,hiç bir akrabalıkları olmadığı halde,(abartısız)1-2 çift dışında kimse birbiriyle evlenmiyor.
Yerliler alaylı bir dille "Boşnak'lar Parayı Betona Gömer" derler.Babaannem,strinom,anam çok iyi harç yapar.Türkiye'de eski Boşnak kadınları gibi kaç kadının elleri küreğe yatkındır,araştırma konusu olsa gerek.Şimdiki kızlarımızın ve erkeklerimizin ne kadarı buna saygı duyar bilmiyorum ama,ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar,analarının;bütün bunları cahil olduklarından değil,saf olduklarından değil,hayatın dayattığı mecburiyetten,fedakarlıktan yaptıklarını bilmeli ve saygı duymalılar.
Bugün benim çocuğum,Boşnakça her şeyi anlıyor,ancak Türkçe cevap veriyorsa,bu onun çocuğunun Boşnakça'yı ne anlayacağı,ne de konuşabileceği anlamına geliyor."Biz Türkiye'de asimile olmaması gereken bir halkız."
Biz "Boşnak" ız...Bunu ajitasyon olsun diye söylemiyorum.Bunu derneklerinize sahip çıkın, birbirinize sahip çıkın diye söylüyorum...


saffet candas isimli üyemizin "Kim bu Boşnaklar" adı altında acmıs oldugu konudan buraya kopyalanmıstır...

ismail
27-11-06, 13:31
mustafa abii sana çok tesekkür ederim 1970li yillarin sefaköyü anlattığın için bilhassa sefaköyün ilk mühendisi olan babamdan da bahsettiğin için hvala mustafa acoo (fentes iso)

furko
27-11-06, 18:29
TEKEL SİGARA FABRİKASI

benim annem de tekel sigara fabrikasında çalışmış, bir kelime türkçe bilmeden başlamış işe, en çok da yemeklere alışmak konusunda problem yaşamış.ömründe ilk kez zeytin, helva, nohut gibi yiyeceklerle tanışmış burada. bir kere de (malum o zamanlar çok sık oluyormuş) bir greve katılmaya zorlanmış. herkes yürüyünce o da yürümek zorunda kalmış ama ne için yapıldığını bilmeden, sonra aralardan bir yerden kaçabilmiş. bu onun hafızasında unutamayacağı bir iz olarak kalmış, en az yüz kere dinlemişimdir bu hikayesini, tanıştığı herkese anlatır bu macerayı :)sayın vodolia benim annemde tekelde çalışan biriydi
dediğiniz gibi annemde aynılarını söylüyor yemek konusunda çok sıkıntı çekmişler
vede 58 gün grev yapmışlar emekli olurken bile o 58 günü çalışmışlar sendikaya imza atırmak için evlere kadar gelmişler ama oradakilerin haklarını 1990 yılından sonra işçiler haklarını almaya başladılar ve ozamanlar 250 boşnak insanımız çalışıyordu bugünlerde ise 5 kişi o fabrikada çalışıyor o zamanların evli bayanlar için en güzel olayı yuvalarda çoçukların götürmesi oldu şuan hiçbir fabrikada öyle bir uygulama yok keşke olsaydı

furko
28-11-06, 17:45
sene 1969 babam arkadaşlarıyla izmite bir otele gitmişler babam arkadaşlarıyla otelde oturuyorlarmış bizim sülallenin ilk gelenleri adapazarında oturuyorlarmış ordan bir amcamız o gün tesedüf eseri aynı oteldeymiş tabi babamla daha önce hiç tanışmamışlar amca bey otele gelmiş adını soyadını söylemiş resepsiyon görevlisi de soyadların benzerliğin de isimlere bakmadan amca yı babamların odasına göndermiş amca odadan içeri girince babamlarda odaymış babam kim bu adam demiş kendi kendine amca da bu adamın ne işivar bu oda da sonra haliyle tartışmaya başlamışlarlar sonra resepsiyona gitmişler yanlışlık anlaşilmış babam amcasının oğluyla ilk defa bu yanlişlik sonucu tanışmışlar ne zaman bir araya gelseler kendilerine gülerler

canerded
28-11-06, 19:34
70 liyillarin Sefaköyü

Bir grup genctik o zamanlar: Ben ,rahmetli Mustafa Jonuz, iki Namgalija Mujo ile Jusuf,Ramo Dedovic ve Esed Masovic. Ictigimiz su ayri gitmezdi denilebilir.
Rahmetli Mustafa Jonuz Harmonika calardi. Abisi Hayrettin de calardi ama onun arkadas cevresi biz degildik.Sefaköyün "bahsuz'lari" idik bazilarina göre. Deli dolu idikte hani,kimseye bir zararimiz dokunmamis olmasina rahmen adimiz cikmisti bir kere. Arada bir para buldugumuz zaman oturur bir iki bira icerdik bütün kötülügümuz buydu ve sijelo oldugu zaman her hangi bir evde (salon yoktu ozamanlar) sarkilara eslik eder kolo oynarkende ayakla tempo tutardik,
iste bunlar bizim günahlarimizdi yasli neslin kadinlarini cileden cikarirdi bunlar , bize beyaz karga gözü ile bakarlardi.

Bu generasyonlar arasindaki anlasamamazlik bugünde varmi acaba??

Cogunlugu köyden gelmis,okuma yazmasi kit insanlardi o zamankiler.

Bugünün gencleri daha cok imkana sahipmi ??

Bizim zamanimizda her hangi bir kizla bir yerde görünmek
kötülüklerin en büyügü idi. Konusulabilecek yerler ancak
calisilan isyerleri veya is dönüsleriydi. Konusmak ne
kelime cikan bir grubun arkasindan yürünür her hangi biri ile ilgilenildigi bu
sekilde gösterilirdi.
O dönem Sefaköyde belki iki veya üc araba vardi, Floryadan payton tasiyordu insanlari cogunluklada yayan yürünüyordu.

Dönelim gene sijelolara; (bircogunuz cumbus diyorsunuz) Toplanildigi zaman kizlari olan Analar kizalrini bir köseye toplar onlari "yemememiz icin" araya etten duvar kurarak önlem alirlardi.
Akraba olmiyanin yaninda koloda oynamak allah korusun katiyetle yasakti kimsede tesebüs etmezdi böyle bir seye zaten.
En büyük ev Kadriclerin di ve en cok da onlarda olurdu böylesi toplantilar.
Güzel sarki söyliyen kizlari vardi Sefaköyün.
Od izvora dva putica ,
Tuzna vrbo gibi zamanin sarkilari söylenirdi.
Harmonika calanlardan biri de Murat Dedovic'ti daha sonra
bizden yasli Hazbija Jonuz en iyi sviracti o dönemler.
Bugünün calgicilari Hakan, Kordic falan belki de dogmamislardi o dönemler.
O zamanin Karakas, Masovic Durgut, Cebo ,Gec ,Durutlic ,Vinaric ,Cota , Kozo , Jonuz , Sarvan ,Tahirovic, Tahirbegovic, Gaco , Ziga ,Namgalija , Pohara , gibi aileler aklima geldi. Cok oldu Sefaköyden ayrilali bu nedenle bircoklarini hatirliyamiyorum kusuruma bakmasinlar yazmadiklarim.
Bu arada Durgutlardan Enes, belki dönemin bosnaklarindan ilk üniversite mezunu mühendis olmustu. Bunda da gururlanmak hakkimiz ellbet.
Bu seferlik bukadar hepinize selam ve sevgiler.


2000 li yılların sefaköy'ü

Bir grup genciz su sıralar; ben (ramo dedovic in oğlu), yusuf (rahmetli mustafa yonuz'un yeğeni), kadir (esenler li ama hep bizde kalıyo :d), ismail durgut (mühendis enes durgut un oğlu)! yediğimiz ictiğimiz ayrı gitmiyor ama kadro su an askerde tek preoblem o! dayko aynı bahsettiğin gibi kimseye zararımız olmuyor ama eğlenmeyi çok seviyoruz tek kusurumuz bu, adımız çıkmış bi kere yaslı nesil kadinlari bize bahsuz demiyolar artık onlar da deişti ''soytarı'' lar diyolar :) eglencelerde düğünlerde yanyana oyuna tutuştuk mu çok güzel bi görüntü olusuyor ayaklarımız sanki bir vücuda bağlıymış gibi hareket ediyor acayip güzel bir seyir zevki veriyor buda...
su anda akreba olmayan bir kızla yanyana oyun oynamak o kadar büyük sıkıntı deil oynayabiliyoruz tabi bu aileden aileye farkediyor...
su anda ki sefaköyün kızları şarkılarda sizin zamanınız da ki ler kadar başarılı olduğu söylenemez ama biz elimizden geldiğince açığı kapatmaya çalışıyoruz...
şu anda harmonika çalanlardan biri de benim (murat dedovic'in yeğeni) her ne kadar bu işi profesyonellik anlamında yapmasamda arkadaslarla toplandığımız da bizim için yeterli oluyor...
dayko benimki biraz güncel bir yazı oldu ama senin yazına benziyor diye kullandım... herkese saygılar...

ozgurhadzic
28-11-06, 19:38
Sızde dayımlar gıbı arada paranız olunca ıcıosunuz dımı=)=)...Nese ama sız sefakoy'de olmasanız hıc bı gecenın tadı tuzu olmuyor..Hele bı yanyana rıjetko oynarken dedıgın gıbı bacakların hepsı aynı anda aynı hareketı yapıyor muthıs bı goruntu oluyor...Kuzen ıns akordıyon calmayıda ılerletırsın de daha da guzellersır o zman geceler sen suanda yetıosun ama olsun ıns daha da ılerlersın=)=)Bu tayfanın ıcıne bende bazen katılıorum saolsunlar benıde alıolar aralarına teskkurler hepınıze
saygılar....

mustafa
28-11-06, 20:28
Celil'in kahvesi
Bursa'nin adi cok gecti bugün okuduklarim arasinda.Bende kendilerine gerek kültür calismalarinda gerekse dernek calismalarinda basarilar diliyorum.
Su an hatiraladigim kadariyla tahtakalenin arkasinda Ulucaminin biraz üstünde
Celilin kahvesi vardi 1960 larda . Buraya ayrica bosnak kahvesi de denirdi bosnaklarin cogu burada toplanir sohpet ederlerdi.
Günün birinde bir adam ata yükledigi odunlari satmaya calisirken bu kahvenin önünde durur ve odun var gibi seyler bagirir.
Kahvedekiler takilir esek yükü bile yok bu odun falan diye, Nazif Čomić adli bir ihtiyar da" bunu ben bile sirtimda tasirim" der.
Adam kizarak "sen bu odunu kaldir bedava veririm sana" der .
Nazif aga kalkip atin altina girer ve ati da odunu da sirtladigi gibi kahvenin icine sokar. Bütün bosnaklarda bu kuvvete hayret eder Nazif aga da bedava oduna sahip olur.
Bu gercek hikayedir bunun hayatta olan sahitleri hala vardir.

dedovicc
29-11-06, 11:05
Ben Sefaköy'den size bir anı yazayım.Tabi bize anlatıldığı gibi.

Dayım yani mustafa yengemle nikah işlemlerine başvurmuşlar.1970'lerin hangi senesi olduğunu bilmiyorum tam olarak.Neyse bizimkilerin ad ve soyadlarında bir tane amca ve yenge de var tabii.Bu kadarı da rastlantı demeyin çünkü doğru. O dönemlerde nikah başvuruları karakola oluyor ve orada kıyılıyor.Polis bizimkileri çağırmaya gidiyor,ama tabiiki yanlış adrese.Kapı çalınıyor bizim rahmetli amca Mustafa Kayalar(Çota) açıyor kapıyı polis soruyo: Amca Mustafa ve Samiye Kayalar burda mı oturuyor.Oda benim diyor.Poliste bugün şu saate nikahınız var deyince adam şok oluyor.Polise diyor ki oğlum benim 5 tane çocuğum var ne nikahı? Poliste amca ben bilmem karakolda başvurunuz var diyor.Kapıda ne kadar konuşuyolar bilmiyorum ama sonra birisi durumu farkediyor ve olayı çözüyor.
Dayı bunu hatırladın mı bilmiyorum.

muzo
05-12-06, 10:05
UÇAK DÜŞTÜ MÜ ?

Evde otururken Uydu Kanalları arasında dolaşırken Azeri Televizyonlarını izleyeniniz vardır mutlaka.Reklamlar'ından müzik eğlence programlarına ve filmlerine kadar ne olursa olsun bir süre izliyorum..Önceleri Azerillerle ticaret yaptığım için konuşma biçimlerine alışmıştım..yalana dolana gerek yok bazende çok gülüyordum..Azeril'erin kullandığı futbol terimleride bizleri çok güldürürdü.Güney Amerika'lıların ve Arap'ların o uzun Goooooooolllll!! nidalarınada gülmüşlüğümüz vardır.Geçenlerde bir gazete'de okumuştum..Azerbeycan'a ilk defa uçakla gidenler,büyük bir korku yaşıyorlarmış.Çünkü kaptan pilot şöyle bir anons yapıyormuş,,uçağımız birazdan Bakü havaalanı na düşecektir! havada olan insanların dUymaya dahil tahammül edemeyeceği tek kelime,düşmek olsa gerek..Azeri Pilotun bahsettiği düşmek bizde inmek kelimesi anlamında kullanılıyor..Hal böyle olunca bu konu üzerine, aklıma yıllar önce Laleli'de konuşulan güzel anılar geldi.. Bedri Ok;u (BİBİÇ) tanımayan yoktur..Bozuk türkçesiyle o kadar çok gaf yapıyormuş ki,, insanları gülmekten kırıyormuş..bunlardan iki tanesini anlatayım..Laleli'ye polonyalı turistlerin geldiği dönemlerde Bedri OK uçakla turist kafilesi beklİyormuş Uçak geçikince, Atatürk Havalimanını telefon'da aramış..ALOO Polonya'dan gelecek olan uçak daha düşmedimi!!! o zaman tüm güvenlik birimleri alarma geçmiş..Bedri Ok'u bulup ifadesini aldıklarında Bozuk Türkçey'le konuşan bir boşnak görmüşler karşılarında..demekki düşme konusu sadece Azeriler özgü değilmiş! Bedri ok hakayeleri Laleli'de hala konuşulur...Bedri Ok'u iş yerinde ki telefonundan sürekli ararlar çalan telefonlardan bunalmıştır.Elemanına beni arayanlara ben yokum dersin der... Telefon Elemanı yokken çalar .Sinirli bir şekilde Ahizeyi açmış .. Alooo BEN BEDRİ OK BURDA YOK....saygılar..

DREKOV?
10-12-06, 12:41
UÇAK DÜŞTÜ MÜ ?

Evde otururken Uydu Kanalları arasında dolaşırken Azeri Televizyonlarını izleyeniniz vardır mutlaka.Reklamlar'ından müzik eğlence programlarına ve filmlerine kadar ne olursa olsun bir süre izliyorum..Önceleri Azerillerle ticaret yaptığım için konuşma biçimlerine alışmıştım..yalana dolana gerek yok bazende çok gülüyordum..Azeril'erin kullandığı futbol terimleride bizleri çok güldürürdü.Güney Amerika'lıların ve Arap'ların o uzun Goooooooolllll!! nidalarınada gülmüşlüğümüz vardır.Geçenlerde bir gazete'de okumuştum..Azerbeycan'a ilk defa uçakla gidenler,büyük bir korku yaşıyorlarmış.Çünkü kaptan pilot şöyle bir anons yapıyormuş,,uçağımız birazdan Bakü havaalanı na düşecektir! havada olan insanların dUymaya dahil tahammül edemeyeceği tek kelime,düşmek olsa gerek..Azeri Pilotun bahsettiği düşmek bizde inmek kelimesi anlamında kullanılıyor..Hal böyle olunca bu konu üzerine, aklıma yıllar önce Laleli'de konuşulan güzel anılar geldi.. Bedri Ok;u (BİBİÇ) tanımayan yoktur..Bozuk türkçesiyle o kadar çok gaf yapıyormuş ki,, insanları gülmekten kırıyormuş..bunlardan iki tanesini anlatayım..Laleli'ye polonyalı turistlerin geldiği dönemlerde Bedri OK uçakla turist kafilesi beklİyormuş Uçak geçikince, Atatürk Havalimanını telefon'da aramış..ALOO Polonya'dan gelecek olan uçak daha düşmedimi!!! o zaman tüm güvenlik birimleri alarma geçmiş..Bedri Ok'u bulup ifadesini aldıklarında Bozuk Türkçey'le konuşan bir boşnak görmüşler karşılarında..demekki düşme konusu sadece Azeriler özgü değilmiş! Bedri ok hakayeleri Laleli'de hala konuşulur...Bedri Ok'u iş yerinde ki telefonundan sürekli ararlar çalan telefonlardan bunalmıştır.Elemanına beni arayanlara ben yokum dersin der... Telefon Elemanı yokken çalar .Sinirli bir şekilde Ahizeyi açmış .. Alooo BEN BEDRİ OK BURDA YOK....saygılar..


BEDRİ OK akrabamdır.. 1980 li yılların başında kardeşi Murat la beraber dükkanlarını bize devretmişlerdi..yakında başka bir dükkan tutmuşlardı..telefonları bizde idi,sık sık telefona gelir sirkeci garını arayarak Avrupa treninin kaçta geleceğini sorardı:
ALOO..! EVROPA TREN KAÇTEN GELİO ?
ALO daki O harfini boşnaklar daha değişik söyler ..Sirkecideki memur alışmıştır artık BEDRO ya.. BEDRO daha meşhur ALOO der demez hemen saati söylüyormuş..
o zamanlar çok güldüğümüz o anlar,artık NOSTALJİ oldu...
saygılar...

agovic
12-12-06, 07:32
Bir Fasülye Tanesi ve Bir Kaç Yün Çorabın
Beraberinde Getirdiği Unutulmaz Kış Eğlencesi

POTKAPA




Yaş olarak bizden eskiler çok daha iyi anlatacaktır hiç şüphe yok, ama ben hatırladığım kadarıyla bir giriş yapmak istiyorum. Allah uzun uzun ömürler versin, potkapa deyince aklıma hep büyük eniştem, Yıldırım Mahallesi başta olmak üzere, boşnakların yakından tanığı Hakija Ramçiloviç gelir... O ki hemen her konudaki engin fikir ve tecrübeleriyle bizlere yol göstermiştir, bir özelliği de potkapa oyunundaki kıvraklığıdır :)

Potkapa bir fasülye ve bir kaç yün çorap ile oynanan bir dikkat oyunu olarak adlandırılabilir. İki takım oluşturulur, bu takımlardan herhangi bir üye bir fasülye tanesini, yün çorapların altında gezdirir ve bunlardan birinin altına bırakır. Dikkat edilmesi gereken ise fasülyenin hangi çorabın altına saklandığıdır.

Yaklaşık 10 yıldır bu oyunu oynadığımı hatırlamıyorum. Bunun pek çok nedeni var... En büyük neden de o ortamların artık hayatımızda maalesef yer almaması... Soğuk kış günlerinde bir posedak kurulduğu zaman oraya yakın oturan bütün akrabalar evde toplanır, sohbetler edilir, tartışmalar yaşanır, eski yıllardan anılar tazelenirdi. Ve tabi oyunlar vardı çocukluğumuzun hafızlarda en fazla yer eden güzellikleri olan... Ne yazık ki o günler tebessümle hatırlanacak anılar olarak kaldılar...

Bizler belki de bu kültürün son küçük temsilcileri olduk... Acaba hala potkapa, kızma birader, domino, satranç oynanan evlerimiz var mı? Televizyon ve bilgisayarın teslim aldığı zaman dilimlerinde bu nostaljik oyunlarımıza hala yer var mı?

NOT: OYUNUN KURALLARINDAN BAHSEDERKEN EĞER YANLIŞLARIM VARSA AFFOLA, ARADAN BAYA ZAMAN GEÇTİ :)

muzo
14-12-06, 21:59
NOSTALJİK MÜZiK STÜDYOLARI...

Eskiden boşnak evlerinde çalar plaklar vardı.Tek katlı bahçeli Evlerimizde Rizo Hamidoviç,şaban Şauliç,Muharrem SeRbezovski,SaFfet isoviç dinlerdik..o dönemler evlerimizde Televizyon yok denecek kadar azdı.Boşnaklar'ın en büyük lüksü,akşamları çalar plağın olduğu evde posedak yapmak (akşam sohbetleri) ve ploça (plak) dinlemekti. ŞarkılarI dinlerken memlekette bulurduk bir an kendimizi .ne güzeldi o günler!!herkes fabrikada çalışır,işten yorgun dönüp,bir sıcak dost sohbeti ve çalar plaktan dinlediğimiz boşnakça şarkılar..yolda yürürken küçükköy ve yıldırım'da evlerin camlarından yankı yapardı boşnakça şarkılarımız.O dönemler'de plakları Eski jugoslavja'dan gelen akrabalarımız getirirdi bizlere dinlemek için..daha sonra 1974 yılında, Eski iş bankası'nın karşısında bulunan Nokiç'lerin evinde Girne plak açıldı.burası ilk boşnakça plak satan stüdyoy'du..kıbrıs savaşı'nın etkilerinin görüldüğü yıllardı. Merhum şehit kamil balkan şehit düşmüştü.Boşnak şarkıcı Zikri Özdemir kamil Balkan anısına sa kiprase javlam (kıbrıs'tan sesleniyorm) şarkısın besteledi.kamil balkan'ın şehit düşmesi tüm boşnakları derinden üzmüştü.o dönemler boşnak gençlerinde müzik yapma hevesi oluşmuştu ,boşnakça şarkı söyleme heveslisi gençler çıktı ortaya.Bunlar,zikri özdemir,(HOT)Hasan kahraman(GIRLİÇ)dahil kaçar(pendik) Reşat sipahi (pendik) vs.Müzikle uğraşalanların arasında Smajo Derman, rock müziğiyle ilgileniyordu.Erkin koray'ın izinden gitmk istedi o tarz müziğe merakı vardı..Smajo Derman dönemin en iyi gitaristiydi.uzun dönem müzikle uğraştı.Girne plakın dönemi uzun sürmedi.Arkasından magnetofon (teyp) dönemi başladı.plak ömrünü bitirip kaset'ler piyasaya çıkmıştı.Almanya'da çalışan boşnak'lar yanlarında teyp getirmeye başladı. dönem, kaset çalar dönemiydi artık...hal böyle olunca,500 Evler'de müzik stüdyo'ları açılmaya başladı..stüdyo Osman,stüdyo Hayran,yusuf demirok,(Liçina)gitarcı kasım (stüdyo muzo) sırlayabiliriz.Yugo'dan gelen akrabalarımız hediye kaset getirirlerdi bize..yeterli adet olmadığı için,sözünü ettiğimiz stüdyo'larda kayıtları çoğaltırdık.uzun bir dönem müzik stüdyo'ları popülerliğini korudu.boşnak'lar kasetleri çoğaltmak için sıraya girerdi.kasetçilerin gün verdiği zamanlar bile oldu yoğunluk karşısında .benim jenerasyonum bu şarkılar sayesinde boşnak'ça diline kültürüne sempati duydu. Boşnaklar Halk müziğini (narodna)daha çok severek dinliyordu.ben ise zabavna (hafi müzik)müziği dinlemeyi severdim.daha çok Zdravko Çoliç,Sebrena krila,Ribla çorba,Biyelo düğme,Oliver,son dönem Lepa Brena dinlemeyi seviyordum.Zdravko çoliçin her yeni çıkan albümünü stüdyo Hayran'a Kayıt yaptırıyordum..Zdravko çoliç'in popüler şarklıları, pusti pusti modu,Ostani,Hanka paldum'un Volelasam Volela şarkıları dillerden düşmeyen şarkılardı.Eurovizyon şarkı yarışmasında Seyit Memiş vayta'nın LEYLA şarkısı dereceye girerek gönlümüzde taht kurmuştu.1983 yılında Eurovizyon şarkı yarışmasında Daniel popoviç DZULİ şarkısyla İkinci sırayı aldı.o yııllar memleket şarkılarını daha çok sevdik ve sahiplendik o zamanlar.. .özümsediğimiz her şarkıyı müzik stütyoları'nda çoğaltırdık.günümüzde ise ne çalar plak nede kaset çalar kaldı...haliyle, bir döneme damgasını vuran müzik stüdyo'ları nostalji sayfalarında yerini aldı..Artık Evlerimizde uydu antenden istediğimiz kanal ve şarkıları dinleyebiliyor,gerektiğinde Halit Besliç,Şaban Şauliç gibi şarkıcıları istanbul'a getirebiliyoruz.

ZAMAN SESSİZ BİR TESTEREDİR.

Ram
15-12-06, 01:50
NOSTALJİK MÜZÜK STÜDYOLARI...

Eskiden boşnak evlerinde çalar plaklar vardı.Tek katlı bahçeli Evlerimizde Rizo Hamidoviç,şaban Şauliç,Muharrem SeRbezovski,SaFfet isoviç dinlerdik..o dönemler evlerimizde Televizyon yok denecek kadar azdı.Boşnaklar'ın en büyük lüksü,akşamları çalar plağın olduğu evde posedak yapmak (akşam sohbetleri) ve ploça (plak) dinlemekti. ŞarkılarI dinlerken memlekette bulurduk bir an kendimizi .ne güzeldi o günler!!herkes fabrikada çalışır,işten yorgun dönüp,bir sıcak dost sohbeti ve çalar plaktan dinlediğimiz boşnakça şarkılar..yolda yürürken küçükköy ve yıldırım'da evlerin camlarından yankı yapardı boşnakça şarkılarımız.O dönemler'de plakları Eski jugoslavja'dan gelen akrabalarımız getirirdi bizlere dinlemek için..daha sonra 1974 yılında, Eski iş bankası'nın karşısında bulunan Nokiç'lerin evinde Girne plak açıldı.burası ilk boşnakça plak satan stüdyoy'du..kıbrıs savaşı'nın etkilerinin görüldüğü yıllardı. Merhum şehit kamil balkan şehit düşmüştü.Boşnak şarkıcı Zikri Özdemir kamil Balkan anısına sa kiprase javlam (kıbrıs'tan sesleniyorm) şarkısın besteledi.kamil balkan'ın şehit düşmesi tüm boşnakları derinden üzmüştü.o dönemler boşnak gençlerinde müzik yapma hevesi oluşmuştu ,boşnakça şarkı söyleme heveslisi gençler çıktı ortaya.Bunlar,zikri özdemir,(HOT)Hasan kahraman(GIRLİÇ)dahil kaçar(pendik) Reşat sipahi (pendik) vs.Müzikle uğraşalanların arasında Smajo Derman, rock müziğiyle ilgileniyordu.Erkin koray'ın izinden gitmk istedi o tarz müziğe merakı vardı..Smajo Derman dönemin en iyi gitaristiydi.uzun dönem müzikle uğraştı.Girne plakın dönemi uzun sürmedi.Arkasından magnetofon (teyp) dönemi başladı.plak ömrünü bitirip kaset'ler piyasaya çıkmıştı.Almanyada çalışan boşnaklar yanlarında teyp getirmeye başladı. dönem, kaset çalar dönemiydi artık...hal böyle olunca,500 evlerde müzik stüdyoları açılmaya başladı..stüdyo Osman,stüdyo Hayran,yusuf demirok,(Liçina)gitarcı kasım (stüdyo muzo) sırlayabiliriz.Yugo'dan gelen akrabalarımız hediye kaset getirirlerdi bize..yeterli adet olmadığı için,sözünü ettiğimiz stüdyolarda kayıtları çoğaltırdık.uzun bir dönem müzik stüdyoları popülerliğini korudu.boşnaklar kasetleri çoğaltmak için sıraya girerdi.kasetçilerin gün verdiği zamanlar bile oldu yoğunluk karşısında .benim jenerasyonum bu şarkılar sayesinde boşnakça diline kültürüne sempati duydu. Boşnaklar Halk müziğini (narodna)daha çok severek dinliyordu.ben ise zabavna (hafi müzik)müziği dinlemeyi severdim.daha çok Zdravko Çoliç,Sebrena krila,Ribla çorba,Biyelo düğme,Oliver,son dönem Lepa Brena dinlemeyi seviyordum.Zdravko çoliçin her yeni çıkan albümünü stüdyo hAyran'a kopyalatıyordum.zdravko çoliçin popüler şarklıları pusti pusti modu,ostani şarkıları unutulmaz şarkılardı.Eurovizyon şarkı yarışmasında Seyit memiş vayta'nın Leyla şarkısı dereceye girerek gönlümüzde taht kurmuştu.başkA bir dönem Eurovizyon şarkı yarışmasında Daniel popoviç DZULİ şarkısyla ödül alırken memleket şarkılarını daha çok sevdik ve sahiplendik o zamanlar .özümsediğimiz her şarkıyı müzik stütyolarında çoğaltırdık.günümüzde ise ne çalar plak nede kaset çalar kaldı...haliyle bir döneme damgasını vuran müzik stüdyoları nostalji sayfalarında yerini aldı..Artık evlerimizde uydu antenden istediğimiz kanal ve şarkıları dinleyebiliyor,gerekirse Halit Besliç,şaban Şauliç gibi şarkıcıları istanbula getirebiliyoruz..

ZAMAN SESSİZ BİR TESTEREDİR.

Sayın MUZO yazılarınızı gerçekten büyük bir heyecanla takip ediyorum. Bizim ekleyebileceğimiz birtakım şeyler vardır muhakkak. Lakin ben klavyemin KEKEME olduğunu daha öncede size ifade etmiştim.
Fakat siz yılmadan yazmaya ve biryandanda bu yazdıklarınızı derlemeye devam edin. Sonunda bu derlemelerden, yarın çocuklarımıza, torunlarımıza; İşte biz böyle zamanlardan geçtik diyebileceğimiz çok güzel bir KİTAP ortaya çıkacağına ben bütün kalbimle inanıyor bütün arkadaşlara SAYGILARIMI sunuyorum.

vodolia
15-12-06, 08:08
NOSTALJİK MÜZiK STÜDYOLARI...

Eskiden boşnak evlerinde çalar plaklar vardı.Tek katlı bahçeli Evlerimizde Rizo Hamidoviç,şaban Şauliç,Muharrem SeRbezovski,SaFfet isoviç dinlerdik..o dönemler evlerimizde Televizyon yok denecek kadar azdı.Boşnaklar'ın en büyük lüksü,akşamları çalar plağın olduğu evde posedak yapmak (akşam sohbetleri) ve ploça (plak) dinlemekti. ŞarkılarI dinlerken memlekette bulurduk bir an kendimizi .ne güzeldi o günler!!herkes fabrikada çalışır,işten yorgun dönüp,bir sıcak dost sohbeti ve çalar plaktan dinlediğimiz boşnakça şarkılar..yolda yürürken küçükköy ve yıldırım'da evlerin camlarından yankı yapardı boşnakça şarkılarımız.O dönemler'de plakları Eski jugoslavja'dan gelen akrabalarımız getirirdi bizlere dinlemek için..daha sonra 1974 yılında, Eski iş bankası'nın karşısında bulunan Nokiç'lerin evinde Girne plak açıldı.burası ilk boşnakça plak satan stüdyoy'du..kıbrıs savaşı'nın etkilerinin görüldüğü yıllardı. Merhum şehit kamil balkan şehit düşmüştü.Boşnak şarkıcı Zikri Özdemir kamil Balkan anısına sa kiprase javlam (kıbrıs'tan sesleniyorm) şarkısın besteledi.kamil balkan'ın şehit düşmesi tüm boşnakları derinden üzmüştü.o dönemler boşnak gençlerinde müzik yapma hevesi oluşmuştu ,boşnakça şarkı söyleme heveslisi gençler çıktı ortaya.Bunlar,zikri özdemir,(HOT)Hasan kahraman(GIRLİÇ)dahil kaçar(pendik) Reşat sipahi (pendik) vs.Müzikle uğraşalanların arasında Smajo Derman, rock müziğiyle ilgileniyordu.Erkin koray'ın izinden gitmk istedi o tarz müziğe merakı vardı..Smajo Derman dönemin en iyi gitaristiydi.uzun dönem müzikle uğraştı.Girne plakın dönemi uzun sürmedi.Arkasından magnetofon (teyp) dönemi başladı.plak ömrünü bitirip kaset'ler piyasaya çıkmıştı.Almanya'da çalışan boşnak'lar yanlarında teyp getirmeye başladı. dönem, kaset çalar dönemiydi artık...hal böyle olunca,500 Evler'de müzik stüdyo'ları açılmaya başladı..stüdyo Osman,stüdyo Hayran,yusuf demirok,(Liçina)gitarcı kasım (stüdyo muzo) sırlayabiliriz.Yugo'dan gelen akrabalarımız hediye kaset getirirlerdi bize..yeterli adet olmadığı için,sözünü ettiğimiz stüdyo'larda kayıtları çoğaltırdık.uzun bir dönem müzik stüdyo'ları popülerliğini korudu.boşnak'lar kasetleri çoğaltmak için sıraya girerdi.kasetçilerin gün verdiği zamanlar bile oldu yoğunluk karşısında .benim jenerasyonum bu şarkılar sayesinde boşnak'ça diline kültürüne sempati duydu. Boşnaklar Halk müziğini (narodna)daha çok severek dinliyordu.ben ise zabavna (hafi müzik)müziği dinlemeyi severdim.daha çok Zdravko Çoliç,Sebrena krila,Ribla çorba,Biyelo düğme,Oliver,son dönem Lepa Brena dinlemeyi seviyordum.Zdravko çoliçin her yeni çıkan albümünü stüdyo Hayran'a Kayıt yaptırıyordum..Zdravko çoliç'in popüler şarklıları, pusti pusti modu,Ostan,Hanka paldum'un Volelasam Volela şarkıları dillerden düşmeyen şarkılardı.Eurovizyon şarkı yarışmasında Seyit Memiş vayta'nın LEYLA şarkısı dereceye girerek gönlümüzde taht kurmuştu.1983 yılında Eurovizyon şarkı yarışmasında Daniel popoviç DZULİ şarkısyla İkinci sırayı aldı.o yııllar memleket şarkılarını daha çok sevdik ve sahiplendik o zamanlar .özümsediğimiz her şarkıyı müzik stütyoları'nda çoğaltırdık.günümüzde ise ne çalar plak nede kasate çalAr kaldı...haliyle, bir döneme damgasını vuran müzik stüdyo'ları nostalji sayfalarında yerini aldı..Artık Evlerimizde uydu antenden istediğimiz kanal ve şarkıları dinleyebiliyor,gerektiğinde Halit Besliç,Şaban Şauliç gibi şarkıcıları istanbula getirebiliyoruz..

ZAMAN SESSİZ BİR TESTEREDİR.


evet müzik bir toplumun kültürel özelliği ve zenginliği anlamında çok büyük bir gösterge ve ihtiyaç aynı zamanda..çok güzel anlatmışsınız, zaman içinde bizlerin bu ihtiyacı karşılama sürecimizi..yine kendi çabalarımızla gelişmiş herşey, yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla...ben de 'zabavna muzika' yı dinlemeyi tercih etmişimdir çoğunlukla..ama favorim her zaman sevdalinkalardı....bilmiyorum neden ama bende aitlik duygusunu yaşatabilen bir tek sevdalinkalar oluyor...vardır bir nedeni, ama buradan bunun psikolojik irdelemelerine girmek istemiyorum...sadece şunu söyleyebilirim sonuç olarak bizler toplum olarak kendi çabalarımızla birşeyleri yaşatabilme konusunda oldukça talimliyiz ve başarılıyız, bunu da yazınızda bir kez daha gördüm...zamanını şartlarına, gereklerine ve imkanlarına göre bu çabanın şekli değişiyor, ama varlığı çok güzel bir gösterge bana göre..teşekkürler

muzo
15-12-06, 10:48
evet müzik bir toplumun kültürel özelliği ve zenginliği anlamında çok büyük bir gösterge ve ihtiyaç aynı zamanda..çok güzel anlatmışsınız, zaman içinde bizlerin bu ihtiyacı karşılama sürecimizi..yine kendi çabalarımızla gelişmiş herşey, yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla...ben de 'zabavna muzika' yı dinlemeyi tercih etmişimdir çoğunlukla..ama favorim her zaman sevdalinkalardı....bilmiyorum neden ama bende aitlik duygusunu yaşatabilen bir tek sevdalinkalar oluyor...vardır bir nedeni, ama buradan bunun psikolojik irdelemelerine girmek istemiyorum...sadece şunu söyleyebilirim sonuç olarak bizler toplum olarak kendi çabalarımızla birşeyleri yaşatabilme konusunda oldukça talimliyiz ve başarılıyız, bunu da yazınızda bir kez daha gördüm...zamanını şartlarına, gereklerine ve imkanlarına göre bu çabanın şekli değişiyor, ama varlığı çok güzel bir gösterge bana göre..teşekkürler


sayın vodolia,önemli bir konuya dikkat çektiniz..zamanın şartlarına ve imkanlarına göre bu çabanın şekli değişiyor demişiniz.Evet bende bu değişenlerden biriyim.bende ait olduğum yere döndüm.Her zaman Sevdalinka
dinliyorum.dinlerken mutlu oluyorum.yazımda sevdalinkadan söz etmemek,sevdalinkaya haksızlık olurdu.es geçmişim.hatırlattığın için teşekkür ederim. yoksa,sayın yöneticim sevdalinka bana çok darılır.

BİZE AİT OLAN HERŞEYİ SEVİYORUM..

malic
15-12-06, 21:47
NOSTALJİK MÜZiK STÜDYOLARI...

Eskiden boşnak evlerinde çalar plaklar vardı.Tek katlı bahçeli Evlerimizde Rizo Hamidoviç,şaban Şauliç,Muharrem SeRbezovski,SaFfet isoviç dinlerdik..o dönemler evlerimizde Televizyon yok denecek kadar azdı.Boşnaklar'ın en büyük lüksü,akşamları çalar plağın olduğu evde posedak yapmak (akşam sohbetleri) ve ploça (plak) dinlemekti. ŞarkılarI dinlerken memlekette bulurduk bir an kendimizi .ne güzeldi o günler!!herkes fabrikada çalışır,işten yorgun dönüp,bir sıcak dost sohbeti ve çalar plaktan dinlediğimiz boşnakça şarkılar..yolda yürürken küçükköy ve yıldırım'da evlerin camlarından yankı yapardı boşnakça şarkılarımız.O dönemler'de plakları Eski jugoslavja'dan gelen akrabalarımız getirirdi bizlere dinlemek için..daha sonra 1974 yılında, Eski iş bankası'nın karşısında bulunan Nokiç'lerin evinde Girne plak açıldı.burası ilk boşnakça plak satan stüdyoy'du..kıbrıs savaşı'nın etkilerinin görüldüğü yıllardı. Merhum şehit kamil balkan şehit düşmüştü.Boşnak şarkıcı Zikri Özdemir kamil Balkan anısına sa kiprase javlam (kıbrıs'tan sesleniyorm) şarkısın besteledi.kamil balkan'ın şehit düşmesi tüm boşnakları derinden üzmüştü.o dönemler boşnak gençlerinde müzik yapma hevesi oluşmuştu ,boşnakça şarkı söyleme heveslisi gençler çıktı ortaya.Bunlar,zikri özdemir,(HOT)Hasan kahraman(GIRLİÇ)dahil kaçar(pendik) Reşat sipahi (pendik) vs.Müzikle uğraşalanların arasında Smajo Derman, rock müziğiyle ilgileniyordu.Erkin koray'ın izinden gitmk istedi o tarz müziğe merakı vardı..Smajo Derman dönemin en iyi gitaristiydi.uzun dönem müzikle uğraştı.Girne plakın dönemi uzun sürmedi.Arkasından magnetofon (teyp) dönemi başladı.plak ömrünü bitirip kaset'ler piyasaya çıkmıştı.Almanya'da çalışan boşnak'lar yanlarında teyp getirmeye başladı. dönem, kaset çalar dönemiydi artık...hal böyle olunca,500 Evler'de müzik stüdyo'ları açılmaya başladı..stüdyo Osman,stüdyo Hayran,yusuf demirok,(Liçina)gitarcı kasım (stüdyo muzo) sırlayabiliriz.Yugo'dan gelen akrabalarımız hediye kaset getirirlerdi bize..yeterli adet olmadığı için,sözünü ettiğimiz stüdyo'larda kayıtları çoğaltırdık.uzun bir dönem müzik stüdyo'ları popülerliğini korudu.boşnak'lar kasetleri çoğaltmak için sıraya girerdi.kasetçilerin gün verdiği zamanlar bile oldu yoğunluk karşısında .benim jenerasyonum bu şarkılar sayesinde boşnak'ça diline kültürüne sempati duydu. Boşnaklar Halk müziğini (narodna)daha çok severek dinliyordu.ben ise zabavna (hafi müzik)müziği dinlemeyi severdim.daha çok Zdravko Çoliç,Sebrena krila,Ribla çorba,Biyelo düğme,Oliver,son dönem Lepa Brena dinlemeyi seviyordum.Zdravko çoliçin her yeni çıkan albümünü stüdyo Hayran'a Kayıt yaptırıyordum..Zdravko çoliç'in popüler şarklıları, pusti pusti modu,Ostani,Hanka paldum'un Volelasam Volela şarkıları dillerden düşmeyen şarkılardı.Eurovizyon şarkı yarışmasında Seyit Memiş vayta'nın LEYLA şarkısı dereceye girerek gönlümüzde taht kurmuştu.1983 yılında Eurovizyon şarkı yarışmasında Daniel popoviç DZULİ şarkısyla İkinci sırayı aldı.o yııllar memleket şarkılarını daha çok sevdik ve sahiplendik o zamanlar.. .özümsediğimiz her şarkıyı müzik stütyoları'nda çoğaltırdık.günümüzde ise ne çalar plak nede kaset çalar kaldı...haliyle, bir döneme damgasını vuran müzik stüdyo'ları nostalji sayfalarında yerini aldı..Artık Evlerimizde uydu antenden istediğimiz kanal ve şarkıları dinleyebiliyor,gerektiğinde Halit Besliç,Şaban Şauliç gibi şarkıcıları istanbul'a getirebiliyoruz.

ZAMAN SESSİZ BİR TESTEREDİR.

calar plak cocukluk yıllarımda hep ılgımı cekerdi. dedem de hep benden saklardı bi zarar vermıyım diye bahcemızde turıstlerın getırdıgı bosnakce plakları dınlerdik. hep cok ta zevklı olurdu dedem sevdalinka sarkılarına hep eslık ederdi bızde onla tempo tutardık suan eskı degerını kaybetti bılgısayar ve muzık setleri aldı yerını ama plak caların yerını tutamaz hıc bı zaman. plak caları gozumuz gıbı korurduk bısey olması diye...plak caları dedem hala koruyo evının en guzel yerınde tutuyo ara sıra acar dınler bızıde cagırırdı ama bız dedeme eskısı kadar eslık etmıyoduk. oda bunu farkındaydı artık dınlerken bızlerı cagırmıyo kendı kendıne hasret gıderiyo eskı anıları aklına gelıyodurr kım bılır vefasız torunlarım sende zevk almıyo bile dıyodurr. ama hala plak calar tutkusu bitmedi dedeminn

muzo
21-12-06, 23:57
ARTİST BOŞNAKLAR

1970'li yılların ortalarıydı.televizyonlu günler dönemi başlamıştı...Ev'lerimize Televizyon girmiş yeni bir eğlence olmuştu. fabrikada çalışanlar akşamı iple çekerdi..Radyo'dan dinlediğimiz haber ve müzik programlarını televizyon'da izlemek mümkündü! birde film izlemek varmış ne güzel!! gerçi o zaman yazlık sinema'larda türk filmleri izleniyordu... Evde bir demli çayla, yeni bir heyecanı izlemenin zevki bir başka oluyordu..Televizyon'u olmayan aileler akrabalarına, Televizyon izlemeye giderdi. yazlık sinemayı aratmayan kalabalık olurdu..En çokta cumartesi günü tercihti..çünkü Cumartesi günü Türk filmi gecesiydi.TRT Cumartesi günü, türk filmi oynatırdı., Muhterem NUR,Cüneyt ARKIN,Göksel ARSOY,Fatma GİRİK,EşreF KOLÇAK'IN .başrol oynadığı filmleri izlerdik. Boşnaklar,Muhterem NUR'un (Müslüm GÜRSES'in eşi) Yugoslav Göçmeni olduğunu öğrenmiş hep onu konuşuyordu.Bir programda, dönemin ünlü sanatçısı Selda Bağcan,aslen makedonya Manastır Göçmeni olduğunu söylemişti..Boşnak'lar Selda Bağcan'I da sahiplenmişti.. Yugoslavya devletinin olduğu dönemde boşnaklık pek aranmıyordu o zamanlar..Babam bir yerden öğrenmiş,Sivas Millet vekili Enver AKOVA Boşnakmış.Ekrana her çıkışında Babam için övünç kaynağıydı,Enver Akova'nın boşnak olması ..çocuk yaşta anlamıştım muhacirlik psikolojisini..ait olma duygusu,entegrasyon dönemi..bu ülkede bizimde başarılı insanlarımız var demekti .. ...
Türk filmleri izlediğimiz dönemde Cüneyt ARKIN'dan dayak yiyen bir figüran vardı.Küçükköy'lü boşnak Ferhat ÜNAL (fehim) BoşnaK'ların tanıdığı simaydı.figüranda olsa Boşnak'tı bizim gözümüzde..
Uzay Yolu dizisinin türkçe versiyonu'nu yapmışlardı.bu filmde tanıdık bir yüz.,Karateci Rıfat HAS(Hasiç) oynuyordu.Adından çok söz ettirdi..başka film'lerde de oynadı zaman zaman..Yıldırım mahall'esi eski muhtarı,Fazli BALKAN Film'lerde oynayan bir başka tanıdık yüzdü.Tanıdık iki Yüz ,Süheyl Eğriboz (SÜTÇÜ) VE Tecavüzcü ÇOŞKUN'da boşnak artistlerdi..O dönemler Abla'larımdan bilirim, fotoroman dergileri çok okurlardı. Dergileri satın almam için beni gönderirlerdi hep..
fotoroman dergilerinin okur kitlesi çoktu. .Artist olmanın koşulu fotoroman'da oynamak yada bu dergilerin açtığı yarışmada dereceye girmekti. Banu ALKAN Bu tip dergilerin açtığı yarışmada şöhretin ilk basamağına tırmandı.SES,SAKLAMABAÇ,HAYAT,GONG,HEY,SEK SEK,gibi dergiler çok okunuyordu,özellikle genç kızlar tarafından..işte böyle bir dönemde, yakışıklı boşnak gençlerimiz foto roman'larda oynamaya başladı.
Bunları sayacak olursak, Küçükköy'den Hasret SANCAKLI,Bayram MURİÇ (Başko) pendik'ten BEÇO, Bekir BİLİM (gegiç) boşnakların gelecek vaad eden oyuncularıydı..bu saydığımız fotoroman oyuncuları, yeşilçama transfer olamasada gönlümüzde taht kurmuşlardı..sabun reklamında oynayan Banu Alkan, yavaş yavaş şöhreti yakalamıştı..bizim'de artık bir starımız olmuştu..Remka Rebrojna-BANU-ALKAN..

Novi Pazar
24-12-06, 10:24
NOSTALJİK SVİRAÇLAR.

Tanju okan'ı severdim çocukluğumda,nede olsa o da benim gibi nostaljik anılara takılırdı.Unutamadığım şarkılarından biride, Çoculuğum şarkısıydı..Bende Üstad Tanju okan'nın sözünü ettiği çocukluğumda hatırlıyorum her şeyi nedense...Birde Maksim Gorki'nin çocukluğum Romanı vardı o kitabı okudum ama beni Akaordiyocuların etkilediği gibi hiç etkilemedi..Birde Çiçek Pasajındaki Akordiyoncu Madam'ıda çok severdim,Rahmetliye az türkü söylemedim..bana şunu derdi, hadi be balkan çocuğu Patlat bir Drama türküsünü..dayanamaz Akordiyon eşliğinde söylerdim.. sözünü edeceğim akordiyoncular,çocukluğumda küçükköy,yıLdırım ve Alibeyköy'de düğünlerimizde çalmış olan sviraçlardır .. Safraköy ,kartal pendik'li sviraçları fazla bilmem! peki kimdir bu nostaljik sviraçlar? hatırladığım
kadarıyla, Küçükköy'den Berber Hasim, İsmail Çilesiz(şimdi Almanyada yaşıyor) Yıldırım'dan Salih Amca,Şefki ve Bahtiyar bilim(kocsa) merhum İsmail vurbas, Kasım ve Unutulmaz sviraçlar KIRÇANLAR..İki kardeş Elmas ve Bayram,asıl nostaljik sviraçlar onlardır..Gündüzleri Pancar Motor'da çalışır,Geceleri Cumbus Hafta sonları düğünlere giderledi..zamanın en popüler akirdiyoncuları onlardı .Bizim sülale komple Kırçan'ları çağırırdı düğünlerine..Ekol olmuşlardı, bir zamanlar her kes gibi onlarda müzik hayatında jübile yapıp sakin bir hayatı seçtiler..o dönemler her kes fabrikada çalışırdı..cümbus olunca davetiye gerekmezdi.. her kes gelirdi eğlencelere ..cumbus ,Yada düğünün ortasında, Ailenin ileri geleni Akordiyon'u yere yatırır,imece usulü herkes gönlünden kopan parayı akordiyonun arasına sıkıştırdı...ne toplanırsa artık... o dönemler insanlar arasında sınıf farklılığı yoktu..sviraçlar düğün sahibiyle pazarlık yapmazdı..yugoslavya'dan geldiğimizde bizim boşnaklar yanlarında iki şeyi getirmeyi unutmamış.. Akordıyon ve satranç...sözünü ettiğim Akordiyon'cular,temeli yugoslavya'dan alıp,sonra çocuklarına öğretmişler,babadan oğula geçmiş anlayacağınız..yeni kuşaklardan,Beşko,Hamdo Balota,muammer Balota,Apo,Sulo Vs, Babadan aldıkları geleneği sürdürmüşlerdir. Günümüzün Popüler sviraçı Sulo,ithal Akordiyon'cudur, Bu yüzden tercih sebebidir..asıl mesleği gazeteciliktir.savaş yıllrında 500 evlere gelir, bir süre akordiyon çaldıktan sonra, Türkiyede kalmaya karar verir..Pendik'liler Pruşlanları bilir...Akordiyoncu Prujlan Akordiyon çalmayı babadan öğrenmez..bana anlatımına göre Türkiye'de Askerlik yaparken Bando'ya seçilir..Askerde Bando çalarken Akordiyon çalmayı öğrenmiş.. Daha sonra Pendik Kartal'ın sevilen Sviraçları olmuşlar..istisnalar kaideyi bozmaz..Bir zamanlar forumda bir başlık gözüme ilişmişti..Pendik Boşnak Derneği'nde Akordiyon kursu verilecekti? Akibetini Bilmiyorum...sevgili Dostlar Zaman çabuk geçiyor,farkında olmadan asimile oluyoruz,yakında Akordiyon'larımızı çalacak insan bulamayacağız.Bir an önce Derneklerimizin Akordiyon kursuna el atmaları gerekiyor.yoksa Davulun Tokmağı bize uzaktan hoş gelmeyecek...

Efsane Sviraçlar,kırçan'ları buradan saygıyla anıyorum..

Çok teşekkürler muzo abi bu paylaşım için.Dediklerine de can-ı gönülden katılıyorum.Akordiyon bir felsefedir bence.Huzur bulmak gibi bişeydir dinledikçe.Her zamanda çalmak istemişimdir ama vakit ve bana göstericek birilerini bulamamam beni soğutmuştu bu olaydan.

Bu müziğin ve kültürün kaybolmaması için bişeyler yapmak gerek die düşündük birkaç arkadaş.

Şimdiden kolları sıvadık.Neden grup lijljan gibi nadir bir grup daha olmasın.İlgilenenler çıksın bakalım orataya.Klasik gitar,elektro bas gitar akordiyon ya da sesine güvenen bu yaz yeni bi grup çıkıcak inşallah.

sunflower
24-12-06, 11:51
Bir Fasülye Tanesi ve Bir Kaç Yün Çorabın
Beraberinde Getirdiği Unutulmaz Kış Eğlencesi

POTKAPA




Yaş olarak bizden eskiler çok daha iyi anlatacaktır hiç şüphe yok, ama ben hatırladığım kadarıyla bir giriş yapmak istiyorum. Allah uzun uzun ömürler versin, potkapa deyince aklıma hep büyük eniştem, Yıldırım Mahallesi başta olmak üzere, boşnakların yakından tanığı Hakija Ramçiloviç gelir... O ki hemen her konudaki engin fikir ve tecrübeleriyle bizlere yol göstermiştir, bir özelliği de potkapa oyunundaki kıvraklığıdır :)

Potkapa bir fasülye ve bir kaç yün çorap ile oynanan bir dikkat oyunu olarak adlandırılabilir. İki takım oluşturulur, bu takımlardan herhangi bir üye bir fasülye tanesini, yün çorapların altında gezdirir ve bunlardan birinin altına bırakır. Dikkat edilmesi gereken ise fasülyenin hangi çorabın altına saklandığıdır.

Yaklaşık 10 yıldır bu oyunu oynadığımı hatırlamıyorum. Bunun pek çok nedeni var... En büyük neden de o ortamların artık hayatımızda maalesef yer almaması... Soğuk kış günlerinde bir posedak kurulduğu zaman oraya yakın oturan bütün akrabalar evde toplanır, sohbetler edilir, tartışmalar yaşanır, eski yıllardan anılar tazelenirdi. Ve tabi oyunlar vardı çocukluğumuzun hafızlarda en fazla yer eden güzellikleri olan... Ne yazık ki o günler tebessümle hatırlanacak anılar olarak kaldılar...

Bizler belki de bu kültürün son küçük temsilcileri olduk... Acaba hala potkapa, kızma birader, domino, satranç oynanan evlerimiz var mı? Televizyon ve bilgisayarın teslim aldığı zaman dilimlerinde bu nostaljik oyunlarımıza hala yer var mı?

NOT: OYUNUN KURALLARINDAN BAHSEDERKEN EĞER YANLIŞLARIM VARSA AFFOLA, ARADAN BAYA ZAMAN GEÇTİ :)

Bu yazı beni yaklaşık 12 sene öncesine götürdü:
Soğuk bir kış günü elektrikler kesilmiş, kuzenlerle sobanın başına oturmuş oyalanacak birşeyler arıyorduk ki; annem, size benim çocukluğumdan kalma bir oyun öğreteyim canınız sıkılmasın dedi. Evde babannemin ördüğü ne kadar yün çorap varsa cıkardık ve dizmeye başladık. Bir de bozuk para aldık, yeni bir oyun öğrenmenin çocuklara verdiği heycan ile tek tek gezdirdik parayı yün çorapların altında. Küçücük ellerimizle çorapların altına saklanan parayı her buluşumuz ayrı bir sevince dönüşüyordu. İlk başlarda iki takıma bölünüp oynadığımızı hatırlıyorum oyunu, daha sonra bir kişi parayı saklıyordu diğerleri sırayla birer tane yün çorabı kaldırıp şansını deniyordu, kim bulursa parayı saklama sırası ona geliyordu.

Malesef potkapa da posedaklar da tarihe karışmak üzere :( . Günümüz çocuklarına hangi oyunları bildiklerini sorsak büyük çoğunluk internetteki oyunları sayar :(. Şimdiden ah eski günler demeye başladık bile. Umarım yaşımız ilerleyip tonton nineler/dedeler olduğumuzda etrafımızda helen potkapa ve posedak dediğimizde anlatacak anısı olanları bulabiliriz.

sunflower
24-12-06, 12:06
Oyunlardan bahsetmişken ben de zamanında en çok oynadığım oyunlardan biri olan trakamica ( oyunun boşnakçasını yanlıs yazdıysam düzeltin lütfen) yani 9 taştan söz etmek istiyorum.

Potkapa dışında büyüklerimden öğrendiğim başka bir oyun da trakamica. Çok uzun bir süre bu oyunun türkçesini bilmiyordum. Rahmetli dedem trakamica diye öğretmişti, öyle de kaldı. İnanılmaz keyif alırdım oynarken, canım her sıkıldığında evin büyüklerinin eteklerine yapışır, trakamica oynayalım diye ısrar ederdim. Sağolsun annem beni hiç kırmazdı. Önceden çizmiş olduğumuz mukavvayı ve yine mukavvadan hazırlayıp tek tek boyadığımız oyun taşlarını çıkarır saatlerce oynardık.

Halen arada oynuyorum, ama ne yazık ki çoğunlukla internetten :(. Evin büyükleriyle oynandığında verdiği tadı veremiyor kesinlikle.

Eminin birçoğunuz büyükleriyle oynamıştır bu oyunu, halen oynayanlarınız var mı ?

Novi Pazar
24-12-06, 13:04
Gazoz kapaklarını da unutamıyorum doğrusu.Önce tebeşirle yılan gibi şekil çizerdik sonra kapaklara vura vura ilerlerdik çizginin dışına kapağı çıkan yanardı.

Ram
25-12-06, 00:36
Oyunlardan bahsetmişken ben de zamanında en çok oynadığım oyunlardan biri olan trakamica ( oyunun boşnakçasını yanlıs yazdıysam düzeltin lütfen) yani 9 taştan söz etmek istiyorum.

Potkapa dışında büyüklerimden öğrendiğim başka bir oyun da trakamica. Çok uzun bir süre bu oyunun türkçesini bilmiyordum. Rahmetli dedem trakamica diye öğretmişti, öyle de kaldı. İnanılmaz keyif alırdım oynarken, canım her sıkıldığında evin büyüklerinin eteklerine yapışır, trakamica oynayalım diye ısrar ederdim. Sağolsun annem beni hiç kırmazdı. Önceden çizmiş olduğumuz mukavvayı ve yine mukavvadan hazırlayıp tek tek boyadığımız oyun taşlarını çıkarır saatlerce oynardık.

Halen arada oynuyorum, ama ne yazık ki çoğunlukla internetten :(. Evin büyükleriyle oynandığında verdiği tadı veremiyor kesinlikle.

Eminin birçoğunuz büyükleriyle oynamıştır bu oyunu, halen oynayanlarınız var mı ?

Sayın SUNFLOWER gerçekten güzel bir nostaljiye değinmişsin.Bizde çocukluğumuzda çok oynardık bu oyunu. Hatta evlerde oynanmasının yanısıra birçok BOŞNAK kahvehanelerinde de bu oyun vardı ve oynanırdı. Oysa ne yazıkki ŞİMDİLERDE kahvehanelerde, bırakın bu oyunu (Kahvecilerin ticari kaygılarından dolayı) SATRANÇ bile bulmak mucize gibi birşey. Varsa yoksa OKEY, KAĞIT vs....
Birde belkide haddim olmayarak , küçük bir düzeltmede bulunmak istiyorum. Oyunun adı MİCA, birbirine açılan iki ev' in oluşturulması ve bu iki ev arasındaki ortak bir taşın her hareketinde bir o evin bir diğerinin tamamlanıyor olması durumuna TRKAMİCA(Traka değil) denir. Fakat buna rağmen birçok kişi , belkide TRKAMİCA durumunun çok zevkli olmasından dolayı bu oyunu bu isimle adlandırmaktadır. Saygılarımla....

dzekovce
27-12-06, 22:54
Nostalji sitesini olusturan ve emegi gecen herkeze tesekkur ediyorum.Dostlugun,sevginin,akraba ziyaretlerinin ve aile baglarının zayıfladıgı bu gunlerde gecmiste yasanan guzel anıların tekrar canlanması amacıyla anılarını bizlerle paylasanlara sükranlarımı sunarım.
Bende henüz evlerimizde siyah beyaz televizyonların yani beyaz camın olmadıgı dönemlerde yasadıgım ve benim için cok guzel oldugunu dusundugum bir kac anımı sızlerle paylasmak ıstıyorum..
1-)Cocuklugum da evimize hemen hemen her aksam akrabalarımızdan ya da komsularımızdan misafirlerimiz olurdu.Gelen misafirlerimize cay kahve ikramından sora muhakkak kompir kaynatılır ve ikram edilirdi.Bu esnada büyüklerimiz gecmiste yasadıkları anılarını , yada fincan oyunu bazende gusli ile mujo ve halil aga ile ilgili kahramanlık türküleri soylenirdi.Misafirler giderken herkez mutlu ve güler yüzlü ayrılırdı.
2-)Yine benim dönemimde yazlık sinemalar vardı.Abi ve ablalarımızla hafta sonları sinemaya giderdik.Sinemada gazoz ve cekirdek en büyük lükstü..Bu olay
ertesi gün arkadaslarıma seyrettigim filmi anlatmama neden olurdu.Bu esnada bizim yaslılarımızın sinemaya karsı olduklarını biliyordum.Ama kucukkoy tepe basında yazlık kader sineması vardı.Bu sinemada naretva köprüsü adında bir film gelmişti.Bu film hiç sinemaya gitmeyen yaslılarımızın sinemaya ilk adım atmalarına neden olmustu.Çünkü bu filmde bizim yaslılarımızın yasadıgı bircok olay vardı.
3-)Yine hafta sonlarında kocatepenin altında bulunan bir kemer vardı.Hafta sonlarında hemen hemen herkes burada toplanır muzikalar calınır oyunlar oynanırdı.Bu durum yasanan sıkıntıların unutulmasına neden olurdu.

ŞİMDİ SORUYORUM SİZLERE NE OLDU BİZLERE ?

ERDEM DZEKOVİC

muzo
08-01-07, 23:24
BAŞARILI BOŞNAK SPORCU'LAR

Bizim kuşağın belleğine kazılmış,yüreğine işlenmiş tarihler ve anılar vardır.Onlardan biride bizim boşnak'ların spor'da olan başarıları ve yetenekleridir.Çocukluğum top sahasının hemen yanında geçtiği için, futbola ve spora merak salmıştım.Her gün stadyum'da maç izliyordum.Yıldırım spor'un efsane kadroso gelmişt, Gaziosmanpaşa stadına...Yıldırım spor'un maçı olduğu zaman tüm stad dolardı.Nede olsa forsu büyüktü! 3 büyük takıma yenilmeden başarılı olmak...yıldırım spor o zaman mahalle takımıydı.pendikten bir takım gelmişti.Bu takım'da yengemin akrabası Recep oynuyordu.Eskişehir sporda futbol oynuyordu.maç sonu bizi ziyaret etmişti.70/li yıllarda 2.ligde oynamak önemli bir şeydi. Yıldırım spor'a hayran olmuştu. Stadyum'a ne zaman boşnak takımı gelse herkes izlemeye gelirdi.O zaman anlamıştım! boşnak'ların spor'da yetenekli olduklarını...Eski yugoslavya'dan muhacir geldiğimizde hiç bir şeyimiz yoktu.çalışmak zorundaydıK. Boşnak'larda Ortaokul'a giden öğrenci yoktu.Herkes fabrikalarda çalışırdı.Evlerimiz tek katlı,arsalalarımız boldu, futbol oynamaya müsaitti.yıldırım mahalle'si etrafında sıralayacak olursak,yıldırım spor,yıldırım gücü,kartaltepe,kocatepe ,ilhak,karadeniz, Gaziosmanpaşa,,Rami,terazidere,sefaköy,alibeyköy karadolap,pendik,kartal, futbol sahaları ve futbol insanların ilgilendiği tek sosyal faliyetti.Bu arsalar ve futbol sahaları bir çok ünlü futbolcu yetiştirdi.Recep TÜRKOĞLU,şefket OK,Çamur ŞEFKET,RASİM,kerim BALOTA,Harun (ARKO) Raif(ÇURT),Kaleci Rüstem,Bahri sipahi, cibo,Bedri GÜL,Münir Dinler ve adını unuttuğumuz bir çok kişi 2.ligde oynamaya başlamıştı.O dönemler 1.ligde oynamak her yiğidin harcı değildi.Boşnak futbolcular 1.ligin kapılarını zorlamaya başlamıştı ...İlk olarak Boşnak futbolcu olarak (bilinen) ordu milli formayı giyen,Edirne köseömer boşnaklarından kaleci Mahmut YARAMAN'dır.Pendik'ten kaleci ADEM,Fenerbahçe ve Beşiktaş formasını giydi.Ayvalıdere boşnak'larından Şaban KARTAL Beşiktaş'ta oynadı.her ikisi miili formayı giydi. 3.ligin kurulmasından sonra futbol sahalarında boşnak futbolcuları daha çok görmeye başladık.bu kuşağın temsilcisi,Ayvalık küçükköy boşnak'larından kaleci Hayrettin (Hayro) Galatasaray ve milli takım formasını giyen üçüncü boşnak futbolcuydu.Kaleci Simoviç sayesinde boşnak dilini öğrendiğini söylüyordu.pendik'ten Erol,kaleci Fevzi LAİÇ,İlhan (?) bilinen ünlü boşnak futbolculardı.Arsalarımız azaldıkça futbolcularımız çoğalmaya başladı,Küçükköy'den Saffet Sancaklı,ilhan Akgül,Taşlıtarladan Saffet Akbaş,ilhan sancaktar,Recep (?) Adapazarından RAHİM,yıldırım'dan kadri SANCAKTAR(Kapello),İbrahim Rızvanoğlu,İzmir'den Çağdaş ATAN, 500 Ev'lerden OkAN KOÇ,1.Ligde Top koşturan futbolculardı... Saffet SANCAKLI ,saffet AKBAŞ,Okan KOÇ, milli formayı giyen boşnaklardı.
Futbolun ötesinde,Sporun diğer branşlarında başarılı olan boşnaklar vardı. Küçükköy'den Abdullah OK Fenerbahçe'de boks yaptı. Pendik'ten Muharrem KANTAŞ, Galatasaray'da Profösyonel basketbol oynadı. Boşnaklar'dan profösyonel 1.ligde oynayan ilk Basketbolcudur..Taşlıtarla'dan Bahtiyar DİNER güreş sporunda Türkiye ikincisi oldu..Zaman değiştikçe Boşnaklar'dan okul okuyup, sporun diğer branşlarına merak salan boşnaklar çoğaldı..Edirne Köseömer boşnak'larından,Nezahat yıldırım Eczacıbaşı'nda basketbol oynadı.Kardeşi, Melahat yıldırım Türkiye Atletizm şampiyonu oldu.Günümüzde başarılı boşnak sporcuları ve başarıları saysak bitmez. Bir dönem basketbol miili takımının bir çoğunu boşnak basketbolcular oluşturuyordu. Ben iyisi, yazıma burada son vereyim.Adını unuttuğum bir çok kişi mutlaka vardır.çoğunu zamanı gelince,İz Bırakan Boşnaklar'da tanıtacağız. Hidayet Türkoğlu,Hüseyin Beşok,Semih Erden,İbrahim yavuz, ve diğer başarılı boşnak'ları Salih fazliç,Agoviç'in kuşağı anlatsın diyorum...SAYGILAR..

bet?l
28-01-07, 20:01
Siteyle yeni tanıştım,muzo abimizin önerisi üzerine nostalji başlığındaki tüm konuları okudum ve gerçekten çok şey öğrendim "BİZ" e dair.ben geçmişi arayan biriyim.Geçmiş hakkında çok şey öğrenmem gerekiyor.Bunun malesef yeni yeni farkına varıyorum.
Dedemi hiç görmedim,ben doğmadan önce vefat etmiş.babaannemde ben küçükken vefat etti.Onlardan öğrenebileceğim çok şey vardı belki,ama öğrenemedim.Babaannem büyüttü bizi,annem ve babam çalışıyordu.Boşnakçayı öğretmeye çalıştıysa da olmadı öğrenemedim.Bildiğim şey sadece birkaç kelimeden ibaret. Sonuçta sahip olduklarını yitiren bir toplum olup çıkıyoruz. Ben Türk'üm neticede,atalarım Türk.Ama balkanlarda yaşayarak farklı şeyler kazanmışız,Türkiye de yaşayanlardan farklı bir yaşam tarzı meydana getirmişiz. Türk medeniyetinin küresel yaşama yenik düşerek sahip olduklarını yitirdiğini görmek beni çok üzüyor. Bence buna,özellikle biz gençlerin karşı çıkması gerekiyor. Bu da elbette kültürümüzün içinde barındırdığı farklı renklerin yok olmasını engelleyerek olabilir. Başka hangi medeniyet bizim gibi renkliliğe sahip. Tüm topluluklar farklı alışkanlıklara ve yaşayış tarzlarına sahip olasalar da diğer topluluklarla birlik ve beraberlik içerisinde yaşamayı bilmiştir. Burada biz boşnakların yaptığı şey bir azınlık olmaya çalışmak değil bence, özüne dönmüş bir topluluğuz biz Türkiye de.Şöyle düşünebilirz belki:
Bizim evimiz Türkiye idi.Şartlar yüzünden birkaç yüzyıl gezdik,sonuçta özümüzde var göçebelik.Ama gün gelir doğduğumuz yere döneriz,unutmayız hiçbir zaman.Sonuçta gezdik gördük,yanımızda güzelliklerle beraber geri döndük,her zaman ait olduğumuz yere. Vatanımıza. şimdi ise sahip olduğumuz güzellikleri yaşatmak bizim borcumuzdur. Bu bizim Türk medeniyetine olan katkımız olacaktır. Medeniyet zenginliğini bizim gibi insanlar sayesinde kazanacaktır,Türk milleti özüne sahip çıktığı müddetçe var olacaktır...
Sahip olduklarmızın farkına varmamız ve bunları yaşatmamız dileği ile...

sarenalaja
29-01-07, 23:43
vakti zamanında yugoslavyadan gelen şekerler vardı erik ve vişne aromalı..babamlar sljivovica içerlerdi...halamlar getirirlerdi...daha sonraları belki de 5 yıl sonra evet evet 5 yıl sonra türkiyede imalatı başlayacak olan tombi daha o zamanlar yugoslavyada vardır...her yıl bir iki misafirimiz olurdu..ben daha 5 yaşlarında olmama rağmen sırpçam iyi olduğu için gelenlere rehberlik yapardım...hiç unutmam gelen baylar özellikle kartal'ın meyhanelerine giderlerdi ben de 5 yaşımda başladım bu vesile ile meyhanelere...şefrali suyu içip kafa buluyordum;) yanımda bira ya da rakı çeken biri beş yaşlarında ben kartalın meyhaneleri...garipti vesselam...ha daha da ironik olarak camiye kuran kursuna gönderirdi ailem beni ...5 vakit de namazım vardı:)
hala hatırlıyorum o çukulataları hafiften kırpılmış c şeklinde içinde türlü aromalar...hala yerim ..hala isterim...maltadan geldiğimde 10 euroya çikolata almıştım ..hiç tutmadı yerini.:)
maltadan gelişimden kuzen makedonyadan 1 auroluk çukulata getirdi deliler gibi yedimm:) hem de ne yemek:))))
halamın hikayelerini dinlerdim hep ..orizareden bahsederdi...3000 kişilik müslüman köyü orizare..tito veles'in dibinde ..
çalışkan köylüleri birbirine sahip çıkan insanları ile bir huzur beldesi...yıllar sonra gitme fırsatı buldum...hakkaten huzurlu idi..istanbula döndüğümde 1 hafta kendime gelemdeim ve neden burda yaşıyorum ki diye kendimi sorguladım..
annem tekelde çalışırdı ...sanırım istanbuldaki boşnakların % 40 ı tekelde idi:)
denizine giderdik..cocuktuk ..küçücüktük...annelerimiz tanıştırırdı akranlarımızla denizde yüzerdik...
bayramları farklıydı ...yoktu otobüs minibüs felan...jawa'ya yürüyerek giderdik ordan kartal ...ha ordan da pendik..soruşmasını bilirdik...
kakoste?
dobro vi kakoste?
dobrosmu ? (nasılsa bu:P)
kakotiye majka (sorulurdu yanımda olsa da)
babo???
dobrosu
kakosu tvoji...(kısa geçiyorum bu yaklaşık 20 dakikalık bir muhabbet)
her bayram bunlar yaşanırdı...
samimiyetin verdiği huzurla bayramların o güzelliği yaşanırdı...annem babam anltırdı 12 eylül dönemlerini...yine geldiklerinde türk ya da kürt artık km ise belli bir dallama kesimin kendilerine yaptıkları tacizleri...her akşam pendikte çıkan kavgaları....

herşeye rağmen bir farklıydı dedemin kocaman göbeğine otururdum...4 yaşımdaydım ..sıcacıktı:) kızkardeşim de saçlarını tarardı:)

hakane
31-01-07, 19:23
Biz doya doya yaşadık o günleri..Serbest piyasaya geçişin ardından yaşanan karmaşaya rağmen insanlar sımsıkı bağlıydı birbirine. Biz çocuk olduğumuzdan mı öyle geliyordu bilemem. Farklı fikirlerde de olsa insanlar birbirini dinler, karşısındakine değer verirdi. Ne bileyim belki de bana bulunduğum çevre öyle geliyordu. Sanki çevremdeki insanlar bile daha modern ve kültürlüydü. Benimde ailemde köylü kimse yanlış anlamasın. İnsanlar şehirde şehirli gibi yaşıyordu o zamanlar. Benim çocukluğum da tıpkı sarenalaja gibi geçti diyebilirim:) Tekel, Kartal, Yunus vb. plajlarda yüzerdik hep beraber. Yürüyerek gitmek yorucu da olsa daha bir zevkliydi.

Böyle şeyleri düşününce kuzenim Serhat'ın da kullandığı bir söz aklıma geliyor hep: Hoču da sanjam, Ne budime

muzo
01-02-07, 01:05
BOŞNAK'LARIN MESLEKLERİ VE UMUTLARI..

Türkiye'ye üç büyük göçle gelmiş boşnaklar.En büyük sıkıntıyı,ilk gelen boşnaklar yaşamış.Onların sayesinde diğer göçlerle gelen boşnakların umut kapıları açılmış.kolay değil elbet! yaşadığın toprakları bırakıp gitmek,adını sanını bilmediğin yerlere ..Her şeyin başı umutmuş..hangi yürek cesaret eder yeni yollarla,yeni hayatlarla tanışmayı.Belki de o dönemler boşnak'ları ayakta tutan umut'ları ve inançlarıydı.Benim ailemden bilirim! Rahmetli Babam 8 tane çocuğunu alıp gelmiş eski yugoslavya'dan Türkiye'ye..pişmiş ekmekleri paylaşmışlar gelirken. su gibi ,ateş gibi..Her gün yeni bir umut eklenmiş hayatlarına..Yani, başka bir dil,başka bir dünya.başka bir atmosfer.
Sirkeci Garı'na önce azar azar geldiler.sonra he gün geldiler.Artarak geldiler yeni bir hayata başlamak için.
kadınları ve çocuklarıyla.yoğurt mayalar gibi geldiler.her gün yeni umutlar eklendi hayatlarına.bir kent oldular sirkeci Garında .. Boşnak muhacir'lerini akrabaları karşıladı..O dönem göçmenler akrabalarının yanına yerleştiler.göçmenliğin yabancısı değildiler aynı sıkıntıları çekmiş
'eski muhacir boşnaklar..Ev yok,para yok,iş yok,dil yok..1950'li yılların sonrasında ,göçmen gelenler ,ilk olarak boşnak soydaşlarının yanında çalışmaya başladılar.Hatırlayacak olursak, Ferhatpaşa,Sabit Büyükbayrak,Şarık Tara,Murat Bayrak vs iş adamları .çalışmak gerekiyordu hayata karşı dik durabilmek için..1960'lı yıllarda sosyal hayatın verdiği güvenceyle, boşnaklar fabrikalarda çalışmaya başladı.yeni zanaatlar öğrendiler.Torna, tesviye, ,bot ve ayakkabı sektörü,kalpçılık,iplik,kumaş,tekel fabrikasında...Ev bark sahibi olmak için gece gündüz çalıştılar..çocuklarını ancak ilkokul'a kadar okutabildiler güçleri yetmediği için..
uzun yıllar fabrikalarda çalıştılar..o dönemler fabrikada çalışıp,şverc yapan boşnaklarlar belirmeye başladı.yurt dışı ticarete..en çokta İtalya'da bulunan Trieste şehrine giderlerdi.Amcam giderdi itaya'ya şverc için.ilk kot pantolonu o zaman giymiştim.İtalya'dan giyiniyordum nede olsa..Trieste bizim şimdiki laleli gibi bir ticaret merkeziydi.sonra yerini bizim laleli'ye kaptırdı..Boşnaklar'ın ticarete yatkınlığı italya'ya gitmekle başladı.şu bizim Ramiza tetka yokmu! nostalji'de sözünü ettiğim.Birde, Habib jabrenac vardı Sverç geleneği başlatan..Benzinara'ya eski yugo'dan otobüsler gelirdi küçük çaplı ticaretler yapılırdı eski memleket'le..
benİm kuşağımdaki çocuk'lar yaz ayları topkapı'da bulunan karpuz haline giderdiler karpuz atmak için sabahın altısında hem de o yaşlarda ..Bana çok anlatırlardı.ben hiç gitmedim.bazıları ise kuş sevdasına düşmüştü..fabrikalar'da çalışan boşnaklar'ın emeklilik vakti gelmişti.o dönemler emekli olan boşnakların bazıları emekli ikramiyesiyle,arsa,daire satın alabiliyorlardı.mülk almak istemeyen boşnak'lar tercihlerini ticaretten yana kullandılar.ilk olarak torna, tesviye dükkanları açtılar, Sistem bot fabrikası vardı çoloviç'lerin.. bu fabrikada boşnaklardan çalışan çok kişi vardı. .Daha sonra,Deri sektörüne el attılar. Ayakkabı mesleği ve avizecilik mesleği ve Alüminyum doğrama işi yaptılar.Rüzgar nasıl esiyorsa,o yöne doğru gittiler..sınıf atlamak istiyorlardı ,ticaret yapacaklardı kesin..Mobilya ve marangozluk işine el attılar bu sayede boşnak çek yatı,kauç kartal'lı boşnak Lokman tarafından icat edilince boşnak evleri kauç kullanmaya başladı.yeni bir zanaat ve meslek çıktı ortaya.aynı zamanda yurtdışına çalışmaya giden boşnakların sayısı oldukça fazlaydı.inşaat işinde çalıştılar.oradaki tekniği öğrenip geri geldiklerinde inşaat bilgi ve donanımına sahip boşnak ustalar yetişimişti.Refik AKOVA,Mehdi Hot,Halko Memiç gibi kalfalar günümüzde bu mesleği sürdüren kişilerdir.Doğu blokunda Polonya'da başlayan çözülme sayesinde mahmutpaşa ve kapalıçarşı'da iş olanakları doğdu..dil benzerliği yüzünden bir çok kişi ve emekli boşnaklar bu yerlerde çalışmaya başladı.Daha sonra yugoslav'ların gelmesinden sonra iş hacmi çoğaldı.Tezgahtar olarak çalışan boşnak'lar.iş sahibi olmaya başladılar.Ardından eski sovyetler birliği'nin çözülmesinden sonra da,laleli piyasası oluştu.Boşnak'lar için bulunmaz bir nimetti..tüm diller boşnakça'ya benziyordu.dil benzerliği sayesinde, Anot'çuluktan başlayan ticaret sayesinde büyüyen iş adamlarımız oldu.Herkes dükkan açtı.iyi paraların kazanıldığı dönemdi 1990'lı yıllar.özellikle tekstil sayesinde boşnak'lar fabrkalar kurdu hotel sahibi oldular.Bosna savaşı sırasında izbeglica (KAÇAK) olarak gelen boşnaklar o dönemler laleli'deki boşnak'ların iş yerlerinde çalıştılar.son dönemler boşnak'lar farklı sektörlere farklı iş alanlara kaydılar...örnek vermek gerekirse, alçıpan ve karton piyer işi şu an revaçta olan meslekleridir..işte böyle sevgili dostlar.bir dönem halde karpuz atan,kuş sevdasına düşen,çayırlarda top koşturan boşnaklar,ellerine geçen fırsatı iyi değerlendirdiler.şimdi ticaretçi, iş adamı olan boşnak'lar, para kazanıp tekstil sektöründe bir yerlere gelirken kendi hayatlarında boşluk gördükleri okuma hevesini çocukalrına yönelttiler ticaretin şekli değişti..okumadan iş adamı olunmuyor.şimdi yeni nesil boşnaklar bunun bilince olduğu için çok çalışıp okumak istiyorlar.büyüklerinin çektiği muhacirliği hiç ama hiç unutmadan..bu sayede herkes boşnakların azimli ve çalışkan olduklarını görmüş oldu.hiç unutmam! Bayrampaşa Bosna sancak derneğinde yöneticilik yaparken,derneğin dayanışma gecesine bilet satmak için,Eski edirne asfaltında bulunan esnaf'lara bilet satmak için gitmiştik.Esnaf'ların hepsi, boşnaklara kapılarının açık olduğunu,Derneğin dayanışma gecesi biletlerini satın alırken,boşnak'lara senetsiz sepetsiz mal verdiğimiz yegane dürüst insanlar olduğumuzu söylerken..çok gururlanmıştık, bu sözleri duyduğumuz için ..Bu ülke'de çok kısa sürede her yerde saygınlığımızı kazanmıştık . umudumuzu yitirmedik, dürüstçe çalışarak üreterek ve inanarak..Gerçekçi olduk imkansızı başardık..

MaVr?
01-02-07, 19:39
BOŞNAK'LARIN MESLEKLERİ VE UMUTLARI..

Türkiye'ye üç büyük göçle gelmiş boşnaklar.En büyük sıkıntıyı,ilk gelen boşnaklar yaşamış.onların sayesinde diğer göçlerle gelen boşnakların umut kapıları açılmış.kolay değil elbet! yaşadığın toprakları bırakıp gitmek,adını sanını bilmediğin topraklara ..herşeyin başı umutmuş demek..hangi yürek cesaret eder yeni yollarla,yeni hayatlarla tanışmayı.belkide o dönemler boşnakları ayakta tutan umut'ları olsa gerek..Benim ailemden bilirim! Rahmetli Babam 9 tane çocuğunu bırakıp gelmiş eski yugoslavya'dan Türkiye'ye..pişmiş ekmekleri paylaşmışlar gelirken su gibi ateş gibi..her gün yeni bir umut eklenmiş hayatlarına..birkere başka bir dil.başka bir dünya.başka bir atmosfer.Nije lako..
Sirkeci Garına önce ağır ağır geldiler.sonra he gün geldiler.artarak geldiler.
kadınları ve çocuklarıyla.yoğurt mayalar gibi geldiler.her gün yeni umutlar eklendi hayatlarına.bir kent oldular sonunda ... boşnak muhacirleri akrabaları karşıladı önce Sirkeci garında..o dönem göçmenler akrabalarının yanına yerleşti.
dayanışma had safhadaydı.yaşadıkları çilenin yabancısı değildi eski muhacir boşnaklar..ev yok,para yok,iş yok..1950 yılları sonrası göçmen gelen boşnaklar,ilk olarak boşnak soydaşlarının yanında çalışmaya başladılar.Hatırlayacak olursak, Ferhatpaşa,Sabit Büyükbayrak,Şarık Tar,Murat Bayrak vs.. ..çalışmak gerekiyordu.Hayata karşı dik durabilmek için..1960 yıllarda sosyal hayatın verdiği güvenceyle boşnak'lar fabrikalarda çalışmaya başladı.yeni zanaatlar öğrendiler..torna tesviye,kalpçılık,iplik,kumaş,tekel fabrikasında çalışmaya başladılar..ev bark sahibi olmak için gece gündüz çalıştılar..çocuklarını ilkokul'a kadar okutabildiler güçleri yetmediği için..
uzun yıllar fabrikalarda çalıştılar..o dönemler fabrikada çalışıp,şverc yapan boşnaklar belirmeye başladı.yurt dışı ticaret..en çokta İtalya'da bulunan Trieste şehrine giderlerdi.Amcam giderdi itaya'ya şverc için.ilk kot pantolonu o zaman giymiştim.İtalya'dan giyiniyordum artık.Trieste bizim şimdiki laleli gibi bir ticaret merkeziydi.sonra yerini bizim laleliye kaptırdı..boşnakların ticarete yatkınlığı italya'ya gitmekle başladı.şu bizim Ramiza tetka yokmu! nostalji'de sözünü ettiğim.birde Habib jabrenac vardı bu sverç geleneği başlatan..Benzinara'ya eski yugo'dan otobüsler gelirdi küçük çaplı ticaretler yapılırdı eski memleket'le..
benİm kuşağım yaz ayları topkapı'da bulunan karpuz haline giderdi sabahın altısında para kazanmak için..bana çok anlatırlardı.ben hiç gitmedim.bazıları ise kuş sevdasına düşmüştü..fabrikalarda çalışan boşnakların emeklilik vakti gelmişti.o dönemler emekli olan boşnakların bazıları emekli ikramiyesiyle,arsa,daire satın alabiliyorlardı.mülk almak istemeyen boşnaklar tercihlerini ticaretten yana kullanmak istediler.ilk olarak torna, tesviye dükkanları açtılar, Sistem bot fabrikası vardı çoloviç'lerin.. bu fabrikada boşnaklar çok çalıştı.Daha sonra,Deri sektörüne el attılar. ayakkabı mesleği ve avize'cilik mesleğini ve Alüminyum doğrama işi yaptılar.Rüzgar nasıl esiyorsa,o yöne doğru gittiler..sınıf atlamak istiyorlardı ,ticaret yapacaklardı kesin..Mobilya ve marangozluk işine el attılar bu sayede boşnak çek yatı,kauç kartal'lı boşnak Lokman tarafından icat edilince boşnak evleri kauç kullanmaya başladı.yeni bir zanaat ve meslek çıktı ortaya.aynı zamanda yurtdışına çalışmaya giden boşnakların sayısı oldukça fazlaydı.inşaat işinde çalıştılar.oradaki tekniği öğrenip geri geldiklerinde inşaat bilgi ve donanımına sahip boşnak ustalar yetişimişti.Refik AKOVA,Mehdi Hot,Halko Memiç gibi kalfalar günümüzde bu mesleği sürdüren kişilerdir.doğu blokunda polonya'da başlayan çözülme sayesinde mahmutpaşa ve kapalıçarşıda iş olanakları doğdu boşnaklara..dil benzerliği yüzünden bir çok kişi ve emekli boşnaklar bu yerlerde çalışmaya başladılar.daha sonra yugoslav'ların gelmesinden sonra iş hacmi çoğaldı.Tezgahtar olarak çalışan boşnaklar.iş sahibi olmaya başladılar.Ardından eski sovyetler birliği'nin çözülmesinden sonra,laleli piyasası oluştu.Boşnak'lar için bulunmaz bir nimetti..tüm diller boşnakçaya benziyordu.dil benzerliği sayesinde, anot'çuluktan başlayan ticaret sayesinde iş adamlarımız oldu.herkes dükkan açtı.iyi paraların kazanıldığı dönemdi 1990'lı yıllar.özellikle tekstil sayesinde boşnak'lar fabrkalar kurdu hotel sahibi oldular.Bosna savaşı sırasında izbeglica (KAÇAK) olarak gelen boşnak'lar o dönemler laleli'deki boşnak'ların yanında çalıştılar.son dönemler boşnak'lar farklı sektörlere farklı iş alanlara kaydılar...örnek vermek gerekirse, alçıpan ve karton piyer işi şu an revaçta olan meslekleridir..işte böyle sevgili dostlar.bir dönem halde karpuz atan,kuş sevdasına düşen,çayırlarda top koşturan boşnaklar,ellerine geçen fırsatı iyi değerlendirdiler.şimdi ticaretçi, iş adamı boşnak'lar, para kazanıp tekstil sektöründe bir yerlere gelirken kendi hayatlarında boşluk gördikleri okuma hevesini çocuklarına yöneltmiş durumdalar..günümüzde ticaretin şekli değişti..okumadan iş adamı olunmuyor.şimdi yeni nesil boşnaklar bunun bilince olduğu için çok çalışıp okumak istiyorlar.büyüklerinin çektiği muhacirliği hiç ama hiç unutmadan..bu sayede herkes boşnak'ların azimli ve çalışkan oldukalarını görmüş oldu.hiç unutmam! Bayrampaşa Bosna sancak derneğinde yöneticilik yaparken,derneğin dayanışma gecesine bilet satmak için,Eski edirne asfaltında bulunan esnaf'lara bilet satmak için yola koyulmuştuk.Esnaf'ların hepsi boşnaklara kapılarının açık olduğunu,Derneğin dayanışma gecesi biletlerini satın alırken,boşnak'lara senetsiz sepetsiz mal verdiğimiz yegane dürüst insanlar olduğumuzu söylediler..çok gururlanmıştım! böyle karşılandığımız için..bu ülkede çok kısa sürede saygınlığımızı kazanmıştık her yerde. umudumuzu yitirmeden, dürüstçe çalışarak üreterek ve inanarak..Gerçekçi olduk imkansızı başardık..

Merhabalar,uzun zamandır foruma giremiyorum.vakit buldukça nostalji yazılarını okurum.sayın Muzo'nunsözünü ettiği gibi,babamdan dinlerdim hep bu tür sohpetleri.babam 21 yaşında türkiyeye göçmen gelmiş. çeşitli fabrikalarda çalıştıktan sonra kendi çapında soğuk demir doğrama dükkanı açmış,amcam ile birlikte çalışıyordu.daha sonra alüminyum işini yapmaya başladı.işler kötü gittiğinde her boşnak gibi babam da yurt dışına çalışmaya gitmiş.babam her zaman şunu söylerdi bize,boşnağın girdiği her ticarethane ve iş yerinde hiç bir esnaf boşnaklardan senet sepet istemezmiş.günümüzde galiba biraz bizde bozulmaya başladık..yoksa, yeni türkü grubunun bir şarkısı vardı,biz büyüdük ve kirlendi mi dünya?...eski günleri yaşamak isterdim..

saygılarımla..

ocizelene
01-02-07, 23:20
Oyunlardan bahsetmişken ben de zamanında en çok oynadığım oyunlardan biri olan trakamica ( oyunun boşnakçasını yanlıs yazdıysam düzeltin lütfen) yani 9 taştan söz etmek istiyorum.

Potkapa dışında büyüklerimden öğrendiğim başka bir oyun da trakamica. Çok uzun bir süre bu oyunun türkçesini bilmiyordum. Rahmetli dedem trakamica diye öğretmişti, öyle de kaldı. İnanılmaz keyif alırdım oynarken, canım her sıkıldığında evin büyüklerinin eteklerine yapışır, trakamica oynayalım diye ısrar ederdim. Sağolsun annem beni hiç kırmazdı. Önceden çizmiş olduğumuz mukavvayı ve yine mukavvadan hazırlayıp tek tek boyadığımız oyun taşlarını çıkarır saatlerce oynardık.

Halen arada oynuyorum, ama ne yazık ki çoğunlukla internetten :(. Evin büyükleriyle oynandığında verdiği tadı veremiyor kesinlikle.

Eminin birçoğunuz büyükleriyle oynamıştır bu oyunu, halen oynayanlarınız var mı ?

Bende 9taş'ı dedosundan öğreneler kervanına dahilim :D Ama durun daha öncesi var "kendisi çizerek üstelik taşlarınıda kullanarak öğretmişti santranç tahtasının arka yüzünde 9taş oynamayı , santranç oynadığımız günlerden birinin finalinde ... Rahmetlinin bakkal dükkanında bolca vaktimiz geçmiştir bu oyunlarla ; üstelik küçük yaşımıza aldırmadan hayata , insanlara , dünyaya dair birçok konuyu müzakere ederek :) Bugünlerimdenden şikayetçiyim diyemem ama o günleride çok özledim ; hayatımın en güzel hatıraları beni ben yapan birçok özelliğim o günlerin mirası biliyorum :D

ySn
01-02-07, 23:24
işte o benzinarada pendikten küçükköye taşımacılık yapan OSMO vardı onun arabası bi nostajiydi (adam bi keresinde giden arabada direksiyondan kalkıp kapanmayan kapıyı kapatmıştı )

sarenalaja
01-02-07, 23:42
ah nostalji nostalji
ne tatlısın sen
dudağımda patlayan şeker
suratımda pembe boya
içimde sıcacık bir sevgi
bir de ninemin kokusu...parfümsüz
saf ve temiz
ah nostalji nostalji
ne tatlısın sen

mustafa
02-02-07, 22:54
BOŞNAK'LARIN MESLEKLERİ VE UMUTLARI..

Türkiye'ye üç büyük göçle gelmiş boşnaklar.En büyük sıkıntıyı,ilk gelen boşnak'lar yaşamış.Onların sayesinde diğer göçlerle gelen boşnak'ların umut kapıları açılmış.kolay değil elbet! yaşadığın toprakları bırakıp gitmek,adını sanını bilmediğin topraklara ..Her şeyin başı umutmuş demek..hangi yürek cesaret eder yeni yollarla,yeni hayatlarla tanışmayı.Belki de o dönemler boşnak'ları ayakta tutan umut'ları ve inançları olsa gerek..Benim ailemden bilirim! Rahmetli Babam 9 tane çocuğunu bırakıp gelmiş eski yugoslavya'dan Türkiye'ye..pişmiş ekmekleri paylaşmışlar gelirken su gibi ,ateş gibi..Her gün yeni bir umut eklenmiş hayatlarına..bir kere başka bir dil.başka bir dünya.başka bir atmosfer.
Sirkeci Garına önce azar azar geldiler.sonra he gün geldiler.Artarak geldiler.
kadınları ve çocuklarıyla.yoğurt mayalar gibi geldiler.her gün yeni umutlar eklendi hayatlarına.bir kent oldular sonunda ... Boşnak muhacirleri akrabaları karşıladı önce Sirkeci garında..O dönem göçmenler akrabalarının yanına yerleştiler.
Dayanışma üst düzeydedi muhacirliğin değildieski muhacir boşnaklar..Ev yok,para yok,iş yok..1950'li yılların sonrası ,göçmen gelen boşnaklar,ilk olarak boşnak soydaşlarının yanında çalışmaya başladılar.Hatırlayacak olursak, Ferhatpaşa,Sabit Büyükbayrak,Şarık Tara,Murat Bayrak vs iş adamları..çalışmakgerekiyordu hayata rabilmek için..1960 yıllarda sosyal hayatın verdiği güvenceyle boşnak'lar fabrikalarda çalışmaya başladı.yeni zanaatlar öğrendiler..torna tesviye,kalpçılık,iplik,kumaş,tekel fabrikasında çalışmaya başladılar..ev bark sahibi olmak için gece gündüz çalıştılar..çocuklarını ilkokul'a kadar okutabildiler güçleri yetmediği için..
uzun yıllar fabrikalarda çalıştılar..o dönemler fabrikada çalışıp,şverc yapan boşnaklar belirmeye başladı.yurt dışı ticaret..en çokta İtalya'da bulunan Trieste şehrine giderlerdi.Amcam giderdi itaya'ya şverc için.ilk kot pantolonu o zaman giymiştim.İtalya'dan giyiniyordum artık.Trieste bizim şimdiki laleli gibi bir ticaret merkeziydi.sonra yerini bizim laleliye kaptırdı..boşnakların ticarete yatkınlığı italya'ya gitmekle başladı.şu bizim Ramiza tetka yokmu! nostalji'de sözünü ettiğim.birde Habib jabrenac vardı bu sverç geleneği başlatan..Benzinara'ya eski yugo'dan otobüsler gelirdi küçük çaplı ticaretler yapılırdı eski memleket'le..
benİm kuşağım yaz ayları topkapı'da bulunan karpuz haline giderdi sabahın altısında para kazanmak için..bana çok anlatırlardı.ben hiç gitmedim.bazıları ise kuş sevdasına düşmüştü..fabrikalarda çalışan boşnakların emeklilik vakti gelmişti.o dönemler emekli olan boşnakların bazıları emekli ikramiyesiyle,arsa,daire satın alabiliyorlardı.mülk almak istemeyen boşnaklar tercihlerini ticaretten yana kullanmak istediler.ilk olarak torna, tesviye dükkanları açtılar, Sistem bot fabrikası vardı çoloviç'lerin.. bu fabrikada boşnaklar çok çalıştı.Daha sonra,Deri sektörüne el attılar. ayakkabı mesleği ve avize'cilik mesleğini ve Alüminyum doğrama işi yaptılar.Rüzgar nasıl esiyorsa,o yöne doğru gittiler..sınıf atlamak istiyorlardı ,ticaret yapacaklardı kesin..Mobilya ve marangozluk işine el attılar bu sayede boşnak çek yatı,kauç kartal'lı boşnak Lokman tarafından icat edilince boşnak evleri kauç kullanmaya başladı.yeni bir zanaat ve meslek çıktı ortaya.aynı zamanda yurtdışına çalışmaya giden boşnakların sayısı oldukça fazlaydı.inşaat işinde çalıştılar.oradaki tekniği öğrenip geri geldiklerinde inşaat bilgi ve donanımına sahip boşnak ustalar yetişimişti.Refik AKOVA,Mehdi Hot,Halko Memiç gibi kalfalar günümüzde bu mesleği sürdüren kişilerdir.doğu blokunda polonya'da başlayan çözülme sayesinde mahmutpaşa ve kapalıçarşıda iş olanakları doğdu boşnaklara..dil benzerliği yüzünden bir çok kişi ve emekli boşnaklar bu yerlerde çalışmaya başladılar.daha sonra yugoslav'ların gelmesinden sonra iş hacmi çoğaldı.Tezgahtar olarak çalışan boşnaklar.iş sahibi olmaya başladılar.Ardından eski sovyetler birliği'nin çözülmesinden sonra,laleli piyasası oluştu.Boşnak'lar için bulunmaz bir nimetti..tüm diller boşnakçaya benziyordu.dil benzerliği sayesinde, anot'çuluktan başlayan ticaret sayesinde iş adamlarımız oldu.herkes dükkan açtı.iyi paraların kazanıldığı dönemdi 1990'lı yıllar.özellikle tekstil sayesinde boşnak'lar fabrkalar kurdu hotel sahibi oldular.Bosna savaşı sırasında izbeglica (KAÇAK) olarak gelen boşnak'lar o dönemler laleli'deki boşnak'ların yanında çalıştılar.son dönemler boşnak'lar farklı sektörlere farklı iş alanlara kaydılar...örnek vermek gerekirse, alçıpan ve karton piyer işi şu an revaçta olan meslekleridir..işte böyle sevgili dostlar.bir dönem halde karpuz atan,kuş sevdasına düşen,çayırlarda top koşturan boşnaklar,ellerine geçen fırsatı iyi değerlendirdiler.şimdi ticaretçi, iş adamı boşnak'lar, para kazanıp tekstil sektöründe bir yerlere gelirken kendi hayatlarında boşluk gördikleri okuma hevesini çocuklarına yöneltmiş durumdalar..günümüzde ticaretin şekli değişti..okumadan iş adamı olunmuyor.şimdi yeni nesil boşnaklar bunun bilince olduğu için çok çalışıp okumak istiyorlar.büyüklerinin çektiği muhacirliği hiç ama hiç unutmadan..bu sayede herkes boşnak'ların azimli ve çalışkan oldukalarını görmüş oldu.hiç unutmam! Bayrampaşa Bosna sancak derneğinde yöneticilik yaparken,derneğin dayanışma gecesine bilet satmak için,Eski edirne asfaltında bulunan esnaf'lara bilet satmak için yola koyulmuştuk.Esnaf'ların hepsi boşnaklara kapılarının açık olduğunu,Derneğin dayanışma gecesi biletlerini satın alırken,boşnak'lara senetsiz sepetsiz mal verdiğimiz yegane dürüst insanlar olduğumuzu söylediler..çok gururlanmıştım! böyle karşılandığımız için..bu ülkede çok kısa sürede saygınlığımızı kazanmıştık her yerde. umudumuzu yitirmeden, dürüstçe çalışarak üreterek ve inanarak..Gerçekçi olduk imkansızı başardık..



Bizim ilk duragimiz Bursa idi. 1960'ta Gelen göcmenlerdendik ve dört aile bir arada gelmistik. Vrpcic , Jonuz , bir aile isimlerini hatirliyamiyorum Mujo Jonuz marangozdu ama diger köyden gelenler gibi hepsi önce insaatlarda amele olarak
calistilar.
1958 senesinde olsa gerek Bursa'nin kapali carsisi yanmisti iste onun onarim
calismalari basladi ve bizim Bosnaklarin hepsi orda ise basladilar. Tas yontucuya ihtiyac varmis ve oradaki bir kalfa bizim bosnaklarin caliskanligini
görünce rahmetlik babam Ali'yi Mujo Jonuzu ,Vehbiya Vrpcic, Rahmetlik haci Ramizi tas yontucu olarak yanina aliyor ve kisa bir süre onlara nasil calisacaklarini ögretiyor.
Hepsi cok basarili birer tas yontucu oldular. Kalabalik ailelerini bu iste calisarak beslediler. Daha sonra babam bakkal Mujo Jonuz da marangoz dükani acti.
Bursa kapali carsinin Ulu cami taraflari onlarin yontugu taslardan yapilmistir.
Burda Uzeir Zekovic'i de anmak istiyorum.Tornaci olarak calisti Boru Sanayi'nde, Sancaktül'de ondan sonra dükan acarak Sofben yapmaya basladi ve cok seneler bu isle ugrasti.
Bosnaklarin bir iki isini de ben ekledim listeye.

Selam ve sevgiler

DREKOV?
04-02-07, 11:43
YILDIRIM-PENDİK NOSTALJİK HAT

akrabalarımın çok büyük bir bölümü pendik'tedir.çocukken 70'li yıllarda en sevdiğim şeylerden biri pendiğe gitmekti..çünkü göçmen bir ailenin çocuğuydum ve deniz denen şeyi bilmiyordum..denizle ilk defa pendiğe giderken tanıştım..çok ilgimi çekmişti..
yıldırımdan pendiğe gitmek için;İETT otobüsüyle eminönüne giderdik.oradan galata köprüsünü geçerek, karaköy'den haydarpaşa vapuruna binerdik..otobüsten inip karaköye gidene kadar görmüş olduğum manzaraya bayılırdım.bu arada bazen rahmetli babam eminönünde balık-ekmek alırdı.o anlar hala gözümün önüne gelir..haydarpaşa vapuruna bindikten sonra denizde vapurun sallantısını hissettiğim ilk anı hiç unutamam..açıkça korkmuştum..daha sonraları ise büyük bir keyif veriyordu..haydarpaşada indiğimiz zaman hızlı adımlarla tren'e giderdik..tren yolculuğu da bana bambaşka bir zevk verirdi..tren giderken çıkarttığı "takada-tuka,takada-tuka" seslerden çok hoşlanıyordum..pencere kenarından geçtiğimiz yerleri seyretmek çok zevkliydi..süreyyapaşa plajından geçerken denize giren insanlar çok ilgimi çekiyordu,çünkü hayatımda hiç denize gitmemiştim..nihayet "pendik" istasyonuna geldiğimizde iniyorduk..ondan sonra tabana kuvvet ;sapanbağlarına/u zeytine/preko dere...
evet çocukluğumda unutamadığım bu seyahatler annem babam içinde bu kadar zevkli olduğunu söyleyemem..çünkü bayağı zaman alıyordu..hele eminönünde 36 yı beklemek(Kardeniz mh.-Eminönü)baya zahmetliydi.saate bir otobüs gelirdi...

günümüzde kartal-pendiğe özel araçlarımızla veya özel otobüslerle(muharem/yusuf) gitmekteyiz..fakat yukarıda bahsettiğim "karayolu-denizyolu ve tren yolu"ulaşım benim için tam bir NOSTALJİ' dir.bazen güzel havalarda NOSTALJİK yoldan giderim pendiğe...

maalesef bu nostaljik hattı "12 eylül"öncesi yaşanan anarşik olaylar yüzünden 1977/78 lerde kullanamaz olduk.ülkemizi bölmeye uğraşan dış güçlerin çıkardığı " sağcı-solcu "çatışmalarından pendikte nasibini almıştı..o zamanları hatırlayanlar bilir.Pendikte boşnaklar "çarşiya" denilen tren hattından öte pek geçemiyorlardı.o taraftakilerde bu tarafa..neyse bunlar konumuz dışı bunu belirtmemdeki amacım;can güvenliğimiz için bu hattı terk ettik.12 eylül darbesinden sonra anarşi durunca tekrar başladık...
işin nostaljik yönünü anlatmak için böyle detaylı yazdım,sizlerle paylaşmak istedim..hoşgörünüze sığınıyorum...

saygılar...

belmak
04-02-07, 12:54
"Biz de çocuktuk" başlığı altında benim de buna benzer bir anım var...


YILDIRIM-PENDİK NOSTALJİK HAT

akrabalarımın çok büyük bir bölümü pendik'tedir.çocukken 70'li yıllarda en sevdiğim şeylerden biri pendiğe gitmekti..çünkü göçmen bir ailenin çocuğuydum ve deniz denen şeyi bilmiyordum..denizle ilk defa pendiğe giderken tanıştım..çok ilgimi çekmişti..
yıldırımdan pendiğe gitmek için;İETT otobüsüyle eminönüne giderdik.oradan galata köprüsünü geçerek, karaköy'den haydarpaşa vapuruna binerdik..otobüsten inip karaköye gidene kadar görmüş olduğum manzaraya bayılırdım.bu arada bazen rahmetli babam eminönünde balık-ekmek alırdı.o anlar hala gözümün önüne gelir..haydarpaşa vapuruna bindikten sonra denizde vapurun sallantısını hissettiğim ilk anı hiç unutamam..açıkça korkmuştum..daha sonraları ise büyük bir keyif veriyordu..haydarpaşada indiğimiz zaman hızlı adımlarla tren'e giderdik..tren yolculuğu da bana bambaşka bir zevk verirdi..tren giderken çıkarttığı "takada-tuka,takada-tuka" seslerden çok hoşlanıyordum..pencere kenarından geçtiğimiz yerleri seyretmek çok zevkliydi..süreyyapaşa plajından geçerken denize giren insanlar çok ilgimi çekiyordu,çünkü hayatımda hiç denize gitmemiştim..nihayet "pendik" istasyonuna geldiğimizde iniyorduk..ondan sonra tabana kuvvet ;sapanbağlarına/u zeytine/preko dere...
evet çocukluğumda unutamadığım bu seyahatler annem babam içinde bu kadar zevkli olduğunu söyleyemem..çünkü bayağı zaman alıyordu..hele eminönünde 36 yı beklemek(Kardeniz mh.-Eminönü)baya zahmetliydi.saate bir otobüs gelirdi...

günümüzde kartal-pendiğe özel araçlarımızla veya özel otobüslerle(muharem/yusuf) gitmekteyiz..fakat yukarıda bahsettiğim "karayolu-denizyolu ve tren yolu"ulaşım benim için tam bir NOSTALJİ' dir.bazen güzel havalarda NOSTALJİK yoldan giderim pendiğe...

maalesef bu nostaljik hattı "12 eylül"öncesi yaşanan anarşik olaylar yüzünden 1977/78 lerde kullanamaz olduk.ülkemizi bölmeye uğraşan dış güçlerin çıkardığı " sağcı-solcu "çatışmalarından pendikte nasibini almıştı..o zamanları hatırlayanlar bilir.Pendikte boşnaklar "çarşiya" denilen tren hattından öte pek geçemiyorlardı.o taraftakilerde bu tarafa..neyse bunlar konumuz dışı bunu belirtmemdeki amacım;can güvenliğimiz için bu hattı terk ettik.12 eylül darbesinden sonra anarşi durunca tekrar başladık...
işin nostaljik yönünü anlatmak için böyle detaylı yazdım,sizlerle paylaşmak istedim..hoşgörünüze sığınıyorum...

saygılar...

belmak
04-02-07, 17:04
muzo'nun önerisiyle bu başlığa da aktarıyorum.

"Bir de Pendik maceramız var.
Çocukluğumda daha Boğaziçi köprüsü yok. Bayramlarda veya özlediğimiz zaman Pendik'teki akrabalarımızı ziyarete giderdik. Daha sahil doldurulmamış, ve evlerin önünden denize girildiği zamanlar. Yol maceramız çok uzun sürerdi. Otobüsle Aksaray'dan Karaköy'e, vapurla Haydarpaşa'ya, trenle Pendik'e. Bana çocuk halimle devr-i alem gibi gelirdi. Çok eğlenceliydi ama.
Benim yaşımda bir çocukları vardı. O yüzden geleneksel olarak Karaköy'den geçerken, alt geçitte mola verilir ve ona hediye oyuncak alınırdı. Gidince beraber oynayacağız diye çok sevinirdim. Aynı yollarla onlar da bize geldikleri için, onlar da bana oyuncak alırlardı bize gelirken.
Oyuncak bulmak ve almak öyle kolay değildi. O yüzden o oyuncakları hiç unutmam.
cerekarka2006'nın dediği gibi Karne hediyesi bizim için oyuncak, bilgisayar filan değildi. Başımız okşanır, kocaman öpülür ve aferin denirdi. Ne çok sevinirdik."

cazinac
17-02-07, 13:32
KÖSEÖMER KÖYÜNDE BOŞNAKLAR.

KÖSEÖMER köyü,Edirneye bağlı Havsa ilçesinin bir köyüdür...Boşnaklar bu Köye,Cumhuriyet öncesi yerleşmiş.köyün en yaşlısı Şerif Yaşa'nın anlatımına göre,Bosna Bihaçta yaşayan dedesi,osmanlı döneminde bu bölgede askerlik yapmış.kendi ailesiyle birlikte bir çok aile Köseömer Köyüne yerleşir.daha sonra,,sazin,velika gladuşa,mala kladuşa,dan bir çokboşnak aile bu köye göç eder..köyün yarısında,(boşnakların deyimiyle)dağlılar yaşar.kimdir bu dağlılar? Bulgaristan'dan gÖç eden ailelere burada dağlı derler.köy halkına dağlının anlamını sorduğumda kimse net bir yanıt veremedi(benim düşüncem Rodop dağları'ndan gelenler) uzun yıllar boşnaklar dağlılarla evlilik yapmamışlar(dağlılar akraba evliği yapmıyor) günümüzde ise boşnaklar ve dağlılar arasında evlilikler çoktur. günümüzdeköyün çoğunu yaşlılar oluşturmakta köyün gençleri 70/li yıların sonunda İST,G.o.paşa ve Bayrampaşaya göç etmişlerdir.buralarda mesleklerini Avizecilik yaparak sürdürdüler..Güngören ve Bağcılar ilçesindede köseömer boşnakları Vardır...Daha sonra fabrikaların istanbul'dan Trakya bölgesine taşınmasından dolayı,boşnaklar, Lüleburgaz ,çorlu,çerkezköy,saray ve edirne merkeze yerleşirler.,değişik yerlerde yaşayan Boşnaklar her bayram köylerini ziyeret ederek hasret giderirler..bugün hala boşnakçayı konuşan çoktur(Eski boşnakça) gençler anlar ama konuşmazlar...köyde dikkatimi çeken en belirgin özellik,buradada PİŞMAN mahallesi olduğu...Belkide yıldırım mahallesindeki pişman mahallesinin esin kaynağı burası olabilir...köy o kadar büyükkü,kendi aralarında köy olmasına rağmen, mahalle adı koymuşlar.. Bir dönem SHP Milletvekilliği yapan MUHİTTİN YILDIRIM köseömer boşnaklarındandır.Edirne'de Bosnaköy ve keşan da'da boşnaklar yaşar...
saygılar,

sevgılı muzo koyumuzu bu ortama tasıdıgın ıcın sana tesekkur ederım koseomer koyu 1904 yılında bosnanın krajına (bihaç-cazin-velika kladuşa-bosanskı petrovac-buzim) bolgesınden osmanlı topraklarına gelen bosnaklar tarafından kurulmustur gelen muhacırler soy olarak hep aynı soydandır o zamankı goc esnasında tahmını olarak 100,000 cıvarında krajına bosnagının bu topraklara geldıgı soylenır yerlesım alanı olarak trakya ve anadoluda bırcok koy olusturmuslarıdır koseomer koyunu bosnaklarının akraba koylerı bendekı bılgılere gore 64 adettır bılınen bır kacınıda burda sızınle paylasayım Ordu/Fatsa Magzalarbası Erzıncan/Tercan Begendık-Muhacır-Çadırkaya Erzincan/Merkez Yaylabası Zonguldak/Devrek Bılık Aydın/Söke Beykoy Bursa/İnegöl Turan Çanakkale/Biga Kalafat Balıkesır/Erdek Ocaklar İstanbul/Silivri Seymen-Değirmenköy İstanbul/Çatalca Binkılıç Tekırdag/Malkara Ballı Edirne/Uzunköprü Sipahi Kırklareli/Merkez Kuzucu Kırklareli/Kofçaz Tastepe Adana/Ceyhan Hamidiye Sakarya /Merkez Yazlık Elazıg/Merkez Könk K.Maraş/Merkez Önsen ve digerleri
Koseomer Koyu Hakkında kısa bılgılerde vereyım Havsaya 8 km uzaklıktadır E5 ve E6 yollarına yakındır
hatta E6 koyun 1 km dısından koy arasınden gecer 4 tepe uzerıne kuruludur 2 bosnak(pişman ve yukarı) mahallesı ve bır daglı (bulgarıstan kırcalı cıvarından gelen turkler) mahallesı vardır
Koseomer bosnakları paıc kokenlıdır kendı aralarında paıc,cavusevıc,kekıç,kendic,pilipovic,durmic,cerim ovic,sariç,rahmanoviç,memic gıbı soyadları ıle anılırlar ayrıca 1912 de sancaktan kolasın tarafından gelen 2 hane vardır su anda koseomerde genc bosnak nufusu pek yoktur genelde yaslılar yasamaktadır 1970 lı yıllarda ıstanbula baylayan goc dalgası 1990 lı yıllarda luleburgaza dogru kaymıstır halkının cogu luleburgaz (400 hane ) ve istanbuldadır (250 hane)
Koseomer bosnaklarından mıletvekılı emnıyet muduru docent ve doktorlar vardır 1983 yılında Sodepten Edırne mılletvekılı secılen Muhıttın Yıldırım ve su anda Çorlu Emniyet muduru olan Muhıttın Sert koseomerlıdır

edito
18-02-07, 13:22
Sayın Muzo Yıldırım-Bosna derneğinin arşivinde kırk sene evvel benzinci durağında çekilmiş bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta develer bulunuyordu. Belki siz bulabilirseniz tekrar. Eğer paylaşırsanız çok memnun olacağız.
Saygılarımla

muzo
26-02-07, 21:14
Sayın Muzo Yıldırım-Bosna derneğinin arşivinde kırk sene evvel benzinci durağında çekilmiş bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta develer bulunuyordu. Belki siz bulabilirseniz tekrar. Eğer paylaşırsanız çok memnun olacağız.
Saygılarımla

.


50 YIL ÖNCE -50 YIL SONRA..

NOSTALJİK BENZİNARA..

Develer tellal iken pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallariken yani çok ama çok eskiden, küçükköy,500 Evler yol ayrımında bir tepe varmış. Her yanında dereler çağlar, pınarlar ağlarmış o tepenin, Zümrüt gibi uzanan kırları varmış. o tepeden baktığında pişman mahallenin arkasında su kemerlerini görmek mümkün imiş..Şimdilerde ise bu tepede benzinci vardır.
Boşnaklar buraya benzinara derler.Bu benzinarada 50 yıl önce develer mola verirmiş.şimdi ise benzincinin sağ tarafında boşnakların yaşadığı şemsipaşa mahallesi,sol tarafında yıldırım mahallesi vardır.

Not=Bu fotoğraf 10 yıl önce Bayrampaşa bosna sancak derneği yayın organında yayınlanmıştır.Resimdeki 40 yıl önce yazısı sizi yanıltmasın.

muzo
05-03-07, 23:39
TÜRKİYE'DE BOSNA MİTİNGLERİ..

Bosna Savaşı, Bosna-Hersek'te 6 Nisan 1992 tarihinden 14 Eylül 1995 tarihine kadar sürmüş olan bir savaştır. Üç yıldan fazla süren bu savaş sırasında 200.000 kadar insan ölmüş (Uluslar arası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir), 2 milyon kadar insan da yerini yurdunu terketmek zorunda kalmıştır.Yakın tarihimizin en karanlık sayfalarından biri olan bu savaş sırasında ölenlerin 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup bu halk dünyanın gözleri önünde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur.
Bosna'da savaş başlamadan 3 ay önce Saraybosnada'ydım.
Boşnaklar tehlikenin farkındaydı aralarında konuşuyorlardı.savaş kaçınılmaz diyorlardı. Aklıma babamın sözleri gelmişti.Babam çetnikler olduğu sürece boşnakların eski yugoslavyada yeri yok diyordu. Çetniklerin kalleş olduğunu söylerdi.Onlarla bir arada yaşamanın mümkün olmadığını,hiç bir zaman güvenilir olmadıklarını söylerdi...Sırplar Gorazde'yi kuşatmıştı,İstanbulda'ki boşnaklar valilik önünde toplandılar.O tarihlerde bayrampaşa bosna sancak derneği yeni kurulmuştu. valilik önüne toplanan halkı susturmak mümkün değildi. Muriç sülalesinin düğününde boşnaklar eğlenirken,
Ajanslar Gorazde şehrine kimyasal gaz atıldığını haber olarak geçiyordu.
Düğün sonrası herkes valiliğin önüne gelmiş ikinci halepçe olayını yaşama kaygısını yaşıyorlardı.Türkiye'de yeni kurulan bayrampaşa bosna sancak derneğine çok iş düşmüştü.. Dernek kurulduktan bir kaç sene sonra bosna savaşı sırasında önemli bir misyon edinmişti..Herkes Bosna ve sancak'taki akrabalarını merak ediyordu.derneğimiz köprü vazifesini yürütüyordu.
Türkiye'de ilk bosna savaşı protesto mitingini Bayrampaşa Bosna sancak derneği düzenleme kararı aldı. Gorazde ve Srebrenica'da katliamlar sürüyordu.
Miting ist Gaziosmanpaşa'da yapılacaktı.Günler önce derneğimiz sokak sokak ellerinde megafonlarla anons yaptı.Mitingin yapılacağı pazar günü tüm hazırlıklar yapılmış.kitlesel bir katılım bekleniyordu.
Cumartesi günü heryere haber verildi.Megafonlarla halkı mitinge çağrdılar..
Pazar günü milli takımın maçı vardı.Boşnak'ların çoğu maçı izlemeyi tercih etti.
Soykırıma uğrayan soydaşlarımızı protesto mitingine boşnaklardan istenilen katılım olmadı...Gaziosmanpaşa meydanında yapılan mitinge Gorazde şehrinden telefondan bağlanan Azra kasumoviç gelişen olayları bizlere canlı aktardı.
Çeşitli mitinglere katılan biri olarak,hayatımın en anlamlı mitinginde bulundum.Derneğimiz'in organize ettiği mitinge boşnakların, maçı tercih etmesi unutamadığım olaylardan biridir..Daha sonra basında Balıkesir Burhaniye'de kitlesel olarak bosna savaşı protesto mitingi yapıldığını okudum..yıllar sonra Burhaniye'de yapılan kitelesel mitingi düzenleyen boşnak kökenli,öğretmen emeklisi Abdullah VARLI ile tanışma imkanım oldu. Abdullah VARLI,ticaretle uğraşırken yerel radyo kurmuş.radyonun verdiği avantajı kullanarak,günler öncesinden ege bölgesindeki insanları toplamış..Burhaniye meydanında Onbinlerce insanı toplamayı başarmış.Daha sonra Başta, taksim meydanı olmak üzere türkiyenin çeşitli yerlerinde,Bosna mitingleri yapıldı.
Sevgili dostlar,bu konuyu tarihsel olarak ileriki tarihlerde yazmayı düşünüyordum..Hollanda'nın askerlerine madalya vermesi ve laheydeki soykırım rezaletinden sonra kaleme almaya karar verdim.Forumda genç arkadaşlarımız bu kararı protesto etmek için yürüyüş yapamayı düşünüyorlar.
Ben buradan derneğimizin yaptığı mitinge milli maç yüzünden katılım olmadığını, gençlerimizin ve yeni kuşakların bunları bilmesini istedim..lobisi olmayan,örgütlü olmayan toplumların alanlara çıkmadan bir şeyleri başaracağını hiç düşünmüyorum.
O tarihlerde yeni kurulmuş olan (o günkü adı yugoslavya göçmenleri derneği) bosna sancak derneği elinden geldiği kadar, soydaşlarımız için her şey yaptı.,Balıkesir Burhaniye'de kitlesel miting yapmayı başaran sn,Abdullah VARLI'YI genç kuşakların bilmesini istidedim..İyiki varsın ,Bayrampaşa bosna sancak derneği iyi ki varsın ABDULLAH VARLI...

BOŞNAKLIK ORTAK PAYDAMIZ OLSUN DİYORUM..
*
Bayrampaşa Bosna sancak derneğinin
o tarhteki adı,Yugoslavya göçmenleri derneği idi..*

haki od troyke
10-03-07, 18:56
Arkadaşlar vericeğim bu linkte eski Pendik-Kartal arasında,araç içinden 1986 yılında çekilmiş bir video var.Beğeniceğinizi umarım...

http://www.youtube.com/watch?v=mwbpWKr3B5s

muzo
23-03-07, 23:10
GAVUR BOŞNAK'LAR

Babam eski Yugoslavya'da Almanlar'a karşı partizan saflarında savaştı.
Kendisinde gazi olduğuna dair belge vardı. Babam dayım ile birlikte Beograt'a ceviziçi satmaya gitmiş.Güvenlik güçlerinin arama yapması sırasında babamın kimliğini gören sırp görevli Turçin(Türk) diye aşağılamaya başlamış.Bu duruma öfkelenen babam elindeki gazi belgesini göstererek seni Tito'ya şikayet edeceğim..Bu Olay bardağı taşıran son damla olmuş.Türkiye'ye gitmeyi hiç düşünmeyen babam kararını o gün dayıma açıklamış.Ben artık çocuklarımı çetniklerin elinde yetiştiremem..Ailemin göç hikayesi böyle başlamış.
Ailem ilk olarak daha önce Türkiye'ye göç eden akrabalarımın yanına gelmiş.
Türkiye'ye göç eden boşnaklar en çok dil konusunda sorun yaşamışlar.
Kosovo ve Makedonya'dan göç eden Türk, Arnavut ve Makedon göçmenler yaşadıkları yerde Türkçe konuşma fırsatları olduğu için bizden daha şanslıydılar.
Türkiyedeki hayata alışmak ve bu ülkede yaşayan insanlarla kaynaşmak zorundaydık.O dönemler fabrikalar kaynaşmanın yeriydi.Küçük çocuklar okulda, yetişkinler fabrikalarda Türkçe öğrenmeye başladılar.Boşnaklar'a müslümanmısınız? diye soranalr olmuş çok...
Okula yeni kayıt olan büyük kız kardeşim okulun ilk günü sınıfta Atatürk'ün resmini görünce babama; Evoga Tito(Atatürkü Tito sanmış) demiş.Ne bilsin o yaştaki çocuk! ilginç bir benzetme yapmış.Okula giden boşnak çocukları okulda veli toplantısı olduğu zaman zorluk çekerdi.Evde Türkçe bilen yok.Öğrencilik yıllarımda ben de çektim aynı sıkıntıyı. Çoğu zaman toplantılara ablalarım gelirdi.
Annem semt pazarlarında alışveriş yaparak, babam telefon başmüdürlüğünde çalışarak Türk dilini öğrendiler.Komşular annemi mayko, babamı dayko diye çağırırdı. Boşnaklar Türkiyedeki hayata alışmaya başladıkları dönemde boşnakları tanımadan ön yargıda bulunan insanlar vardı. Yugoslavya'da çetnikler tarafından Turçin diye aşığılanan boşnaklar Türkiye'de Gavur olmuştu!
Boşnak boş kafa,Titonun p......boşnakları şaşırtan sözlerdi..
Kendi aramızda dilimizi konuşurken,kardeşim burası Türkiye Türkçe konuş ben anlamıyo,kakosi dobra diye hafif alaycı sözlere karşı ne yapacaklarını bilemediler.Turçin-Gavur ikileminde kalmışlardı. Hiç unutmam bir akşam bizim evde aile bireylerinden biri yitirdim sözcüğünü öğrenmiş bize sormuştu ve kimse yanıt verememişti.
Yeni bir dil öğrenmenin zorluğu..
Her yeni öğrenilen sözcükler ailemizde paylaşılıyordu...Yugoslavya'ya geri dönüş yoktu bizler için. Boşnaklar vatan olarak belledikleri Türkiye'ye entegre olmak zorundaydılar..En büyük ağabeyimin bizleri motive eden sözleri vardı,her zaman
bizlere: "Aklı Yugoslavya'da olan Türkiye'de hiç bir şeyi başaramaz" derdi...
Başarmak için çalışmak gerekiyordu.Kısa zamanda boşnaklar hayatın her alanında çalışarak ve inanarak iyi yerlere geldiler.Gavur boşnakların çalışkanlığını görenler yavaş yavaş bu özelliğimize saygı duymaya başladı.İş yerlerinin eleman seçimlerinde tercih unsuruydular.Yerel yönetimlerde muhtarlık,belediye başkanlığı ,milletvekilliği adaylıkarı vb konularda yaşadıkları yerlerde tercih unsuru oldular. 1999 marmara depreminde Bayrampaşa kocatepe mahallesinde yıkılan binanın önünde toplanmıştık.Yanımızdki iki kişinin konuşmalarına kulak misafiri oldum. "Duydun mu yıldırım mahallesinde hiç bir bina yıkılmamış?" arkadaşı; "Tabi ki gavur yaptı mı tam sağlam yapıyor.."
Gavur sözünü en son o zaman duymuştum! Fazla söze gerek var mı?

ocizelene
24-03-07, 09:50
İlkokuldaydım Bosna Hersek 'teki savaşı her akşam ailece haberlerde hüzünle izliyorduk "annem sürekli ağlardı". Yanlış hatırlamıyorsam "STAR TV" Boşnak'lara yardım için 900'lü numara sistemini geliştirmişti , her aramada belli bir miktar yardım Bosna'daki insanlara gıda - kıyafet - ilaç olarak gönderilmek üzere telefon faturalarına ekleniyordu. Benim bu dönemlerden hatırladığım bu reklam her yayınlandığında kardeşimle beraber " baba nolur tekrar ara " diye ısrar ederdik ; babamda "bakın ama yarın size çikolata getirmem vb." derdi! Bizde kardeşimle "olsun getirme yeterki ara" dediğimizde babamın gözlerindeki o gülümsemeyi hiç unutamam...
Yine aynı dönemde bizim sokaktan üç beş boşnak akranım aynı okulda fakat farklı sınıflarda okuyorduk. İlkokul öğretmenimizin özellikle "yemeğini yemeyen" çocuklara "bakın Bosna'da binlerce çocuk tek bir lokmaya muhtaç" diyerek verdiği öğütler ilkokuldan aklımda kalan sayılı karelerdendir. Bunun dışında ilkokul başlarından ortaokul sonuna kadarki dönemde en azından 10 farklı kişiden duyduğum soru : "Siz ne zaman müslüman oldunuz" olmuştur. Hatırladığım kadarıyla ilk zamanlar canımı fazlasıyla sıkan bu soruya daha sonraları biraz gülümseyerek cevap vermeye alışmıştım :)

furko
26-03-07, 21:47
boşnakların en önemli sorunlarından birine değinmişsin muzo abi şimdilerde bile okullarda devam eden bu sorun güzel anlatılmış ama çözüme kavuşması gerekiyor bunu da boşnak olmayan arkadaşlarımıza kültürümüzü örf ve adetlerimizi anlatarak gösterek bir bakımda çözebiliriz belki ...

mustafa
26-03-07, 22:45
Bosnaklarin bugünkü saygin yere varabilmeleri bir cok zorluklardan gecerek mümkün olmustur.
Altmisli yillarda Bursa'da yasayan cok bosnagin "Beretkasi" (francuzica da denir) polis tarafindan kesilmistir.Ve yalniz beretka degil Sancaklilar baslarina bir nevi sarik sararlardi onlar da cok kez polis bicagi veya cakisi altinda parcalanmisti.
Oysa basindaki beretka Bosnagin ikinci kimlik kartidir.
Nitekim Kanada'da bulundugum bir sirada büyük bir magzanin park yerinde beretkali bir adam görmüs ve elimi ouzuna atarak "odakle si mi adzo " demistim oda dönerek "Iz Bosne bolan " diye cevap vermisti. Bir müddet sohpet etmistim adamla. Oglu orda yasiyordu ve ziyaretine gelmisti.

Bosnaklarin verdigi bircok sinavdan biri de 71 senesinin bir arefe günü Gayrettepedeki Birinci Subede olmustu. Sivil Polis "Nesin sen lan ?" Diye sormustu bosnaga oda Bosnakim diye cevap verince "Ne isin var burda memleketine git h...... cocugu" diye cevaplamis ve tekme tokat girismis dayagi cekmisti.
Sirasi geldikce gerek anlatilmis gerekse yasanmis bazi anilari paylasmaga devam edicegiz. Böylesi sinavlardan gecerek, denenerek geldi bosnaklar bugünkü saygin yerlerine.

Selam ve sevgiler.

ibrovic
26-03-07, 23:42
Sevgili Dostler
Muzonun actigi bu konuya bende bir animi sizlerle paylasmak istedim
87,nin basinda o kis askere gittim Isparta egridir dag komando okulu
550 gün yapmam gereken görevin basladigi yer.
Yasadigim yer Bursa Mollaarap mah. o dönem 140, asker cikti mahalleden 5 tanesi Komando oldu
o dönemde komando olmak ayricalikti su anki durumu bilmiyorum
o 5 kisiden 3,ü Bosnakti
.............
Ben yanimimda iki kilo kadar Suho Meso götürmüstüm lazim olur diye
Kismet bu ya o sene kara kis oldu arkadaslar 9-10 sülüsleri gecikti
Yemak konususunda zorlukler yasandi.
yanimdki arkadasa Suho mesoyu tekif ettigim zaman bana bu ne dededi domuz mu falan diye
hayir deyil desemde güvenmedi bende Hvala dedim .......
Saygilar.

rane moje
26-03-07, 23:47
Ocizelene'yi okuyunca,aklıma geldi. İlkokul'da yaşadığım bir olayı aktarmak isterim. Bir arkadaşım benden ve sınıftaki birkaç Boşnak arkadaşımdan uzak dururdu. Birgün beslenme çantasını evinde unutmuştu, annem de benim beslenmemi onunla paylaştırdı, hemen gidip yiyecek birşeyler aldı, yedik. Bizden, Boşnak'lardan, gavur olarak bahsetmişler, o da bunun kötü, korkulması gerekli bir durum olduğunu düşünürmüş, bu sebeple yanımıza pek yaklamamış. Üniversiteye kadar birlikte okuduk, hala da görüşürüz, Boşnak'ları da çok sever :) Paylaşmak istedim...

hidayet
27-03-07, 13:40
ŞİLEDEKİ BOŞNAKLAR

Şile, İstanbul'un Anadolu yakasında, Karadeniz sahilinde şirin bir tatil beldesidir. "İstanbul'un Bodrumudur" diyebiliriz. Önceleri yeşillikler içindeki keskin virajlarıyla uzun ama dinlendiren yolculukların yapıldığı Şile yolu, yeni yolun (Karadeniz yolu) yapılmasıyla daha kısa bir mesafe haline gelmiştir. Mesafenin kısalması gidiş-geliş oranını arttırsa da doğal güzelliğin yok olmasına da neden olmuştur. (Şile için;bkz. edito,gezi rehberi)...
Şileyle ilgili bizi ilgilendiren orada yaşayan boşnaklar tabi ki... Şile'nin Boşnakları Yeniköy'de yaşarlar. Yıllar önce abimin yazlığına gittiğimde Yeniköy'ü duyar duymaz görmek istedim. Abilerim Boşnak misafirlerini eğer zamanları varsa mutlaka bu köye götürürler. Köyün girişinde Kilise'den bozma bir yapının olduğunu görürüz. Bu yapı bize eski bir Rum köyü olduğunu gösterir. Şu anda ise köyün tamamını Boşnaklar oluşturmaktadır. Boşnaklar buraya en çok Sancak-Kolaşin bölgesinden gelmiştir. Tutin ve Novipazar'dan da çokça Boşnak vardır. Köy halkı ormancılıkla geçinir. Köyün gençlerinin çoğu, Şile Belediyesi'ne ait yerlerde çalışırlar. Özellikle yazın cankurtaran olarak Şile plajlarında "boy" gösterirler. Korza yapılan caddede uzun boylu ve yakışıklı gençlere rastlarsanız bilin ki bunlar Yeniköylü Boşnak gençleridir. Güzel Boşnak kızlarını soracak olursanız onlar da Küçükköy ve Yıldırım'a gelin gitmişlerdir.yazları,küçükköy,yılldırım ve pendik boşnakları şilede tatil yaparlar. Doğa harikası bu köyü Boşnak olmayanlar ziyaret ettiğinde arsa ve yer satın alma talepleri köylü tarafından pek olumlu karşılanmaz.
Yeniköy Şile'ye 12 km uzaklıktadır. Eğer birgün yolunuz Şile'ye düşerse Yeniköy'e uğramadan gitmeyin. Hemşehrilerini iyi ağırlamasını bilen bir Boşnak köyüdür. Saygılar....

muzoo abi benim köyümü benden iyi tarif etmişsin :):)
arkadaşlar ben de bir yeniköylüyüm daha doğrusu baba tarafım orada şu an bursada yaşasamda ruhumun yarısı ordadır:)
eğer yolunuz düşerse bekleriz misafirimiz olun:);)
muzo abi ellerine sağlık tekrardan süper yazmışsın ya..

kufor
29-03-07, 10:00
zannedersem bundan ya 8 yada 9 yıl önce halamın oğluyla pendik sahildeki olimpik bilardo salonuna gitmiştik (PENDİKDE OTURANLAR BİLİR OLİMPİK BİLARDO SALONUNU ) akşam saat 9 civarıydı tam oyuna başlamak üzereyken polisler baskın düzenlediler salondada bizle beraber 6 kişi daha vardı polisler kimlik çıkarmamızı istediler ama bizle beraber salonda bulunan kimsede kimlik yoktu herkezi sıraya soktuktan sonra ev adreslerimizi almaya başladılar bizlersıranın en sonundaydık orda bulunan 6 kişide pendik sahilde oturduklarını söylediler ve adreslerini verdiler polisler onlara tamam gençler siz gidebilirsiniz dedikten sonra onları gönderdiler sıra bize gelince bizde SAPANBAĞLARINDA OTURDUĞUMUZU VEDE BOŞNAK OLDUĞUMUZU SÖYLEDİK bize bu saatte burda ne işiniz var GAVUR BOŞNAKLAR dedikten sonraa birer tokat attılar tehdirkar laflardan sonraa gönderdiler ordan :mad: :mad:

hayatım boyunca bende iz bırakan bi olaydı benim için :mad:

haki od troyke
30-03-07, 02:00
Nerde o eski boşnaklar,Yugodan gelen akrabalar :(
Küçükken yaşadıklarım, mahallemde olup bitenler hiç aklımdan çıkmıyor..
Hiç unutmam, yaz aylarında genelde mahallemizde Yugoslavyadan gelen en az 3-4 araba olurdu.Arabaların içi eşyalarla dolu,arkaları çökmüş eski tip yol yorgunu ve markalarıda yugo olan kutu gibi arabalar..
Daha önce hiç görmediğim,hatta plakalarına bakıp ''NP'' harflerine anlam veremdiğim bu arabalar, benim tahmin edemiceğim kadar uzun yoldan gelmiş ve sevdiğim akrabalarımı bize getirmişlerdi.
Gelen akrabalarıma utangaç ve çekingen hareketlerle hoşgeldin dedikten sonra hep aklım hediyelerde kalırdı..Küçüktük ozaman hep gelen turistten hediye beklerdim yada getireceği değişik yiçeklerden tatmak isterdim..Paketler, çantalar açıldığı zaman benimde sevinme zamanım gelirdi..
O güzel anları hiç unutamam..
Köyün en iyi hayvanlarından yapılmış kuru etler..
Yugonun meşhur güllü,cevizli, üzerinde ''Ratluk'' yazan lokumları beni herzaman mutlu etmeyi başarmıştır.
Ben sevdiğim şeyleri yerken, büyüklerimizede ''Vageta'' dedikleri kullanım alanını bile daha yeni örendiğim baharat karışımını getirirlerdi.Evimiz baharatcıya dönerdi,biriken vagetalardan...
Büyük salona geçtikten sonra,hal hatır sorulurdu,bütün misafürlerle tek tek oturulup ayrı ayrı muhabbet edilir ,şakalaşılırdı.Benim o aralar boşnakcem cok iyidi,hatta türkçeden daha iyidi diyebilirim.Misafirlerle iletişimde sorun yaşamazdım.
Gelen micoların,tetkaların yaşadıkarı sıkıntılar yüzlerinde okunduğu kadar konuştuları konularda da dile geliyordu ama yüzleri hep gülüyordu. Sohbetler sırasında babaannem hep ağlardı. Kolay değil,o kadar insanı bırak gel,okadar yol çek,bilmediğin bir ülkeye gel,bilmediğin insanlarla tanış,ve burda hayatını kur.Göremediği ve gelemeyen akrabalrından gelen her selam için dakikalarca gözyaşı dökerdi.Misafirlermiz anlattıkca ben azım acık dinlerdim, bazı kısımlarını anlamasamda anlattıkları o kadar güzel ve ilgi çekiciydiki,yediğim onca lokuma rağmen bana ''secer i serbet'' gibi gelirdi dinlediklerim.
En kötüsü ayrılma zamanlarında olurdu.Birdaha belki uzun sire göremiceğim akrabalarım gene aynı araba ile yola koyulacaklardı.
Birgün uğurlama esnasında 2 şey örenmiştim. 1. NP nin novi pazar a ait olan plakası 2. Uzun yola giden bir arabanın arkasında su dökülmesi gerektiğini.
Bir gün gene öyle bir ayrılma zamanında,gidenler için çok üzülmüştüm.Bikom aracın arkasından su dökerken, bende aniden elinden kapmıştım sürahiyi ve defalarca su dökmüştüm çabucak geri gelsinler diye..
Yaşım oldu 24.. Artık eskisi kadar ne gelen var, nede gidebilen..:(

muzo
03-04-07, 21:33
DÖNÜŞ YAPAN BOŞNAKLAR.

Eski Yugoslavya'da iken çetnik baskıları sonucu Türkiye'ye göç eden Boşnaklar oldu. Bazııları ise uyum sağlayamayıp Yugoslavya'ya geri döndüler. Pendik'te yaşayan dünürlerim 1924 yılında devlet tarafından Erzincan iline yerleştirilir. Daha sonra yerleştikleri yeri beğenmeyip Yugoslavya'ya geri dönmüşler. Sonraki Yıllar Yugoslavya'da çetnik zulmü baş gösterir.

Bu kez aynı aile 1958 yılında İstanbul'a göç edip yerleşir. İki farklı ülkede göçmenlik yaşayan bu örneğe benzer durumlar çoğumuzun akrabalarında söz konusudur. O dönemler askerlik yaşı gelen erkekler ise her iki ülkede askerlik yapmak zorunda kalmışlar. Ne ilginç değil mi? Başlarına birde bu olay gelmiş. Aziz Nesin'in öykülerine benziyor. 1958 Yılından sonra Türkiye'ye göçmen gelenler için çıkan bir kanunla 22 yaşını dolduran erkekler askere alınmadı. İlkokulda öğrenim gördüğüm dönemde sınıfın en çalışkanı, Remzi Tunç'un ailesi 1976 yılnda Novipazar'a geri döndü. Remzi Tunç'un Yugoslavya'ya dönüşü sınıftakileri çok üzdü. Anlam verememiştik. Yıldırım mahallesinde halk dilinde kullanılan pişman mahale, adını geri dönen boşnaklar yüzünden aldığı söylenir. Pişman mahalleden oldukça geri dönenler olmuş. Bu mahalleye ismini veren bir boşnak amca, dönen çok olduğu için pişman mahala adının isim babası olmuş. Resmiyette pişman mahalle diye bir yer yoktur. Sadece Boşnaklara has bir yer adıdır. Edirne Havsa'ya bağlı Köseömer köyündede pişman mahale vardır. Rivayete göre buradanda zamanında Bosna'ya çok geri dönenler olmuş.

1978 yılında Küçükköy'den tanıdığım Recep Raşlanin ve ailesi yıllar sonra Memleketi Sancak'a geri dönen bir başka aileydi. 1993 yılında Novipazara ilk kez turist olarak gittim. Akrabalarımla Vrbak hotelinin restaurantında otururken, yanıma Türkçeyi düzgün kullanan bir oturdu. Türk dilini güzel kullanıyorsunuz dedim. Bana bir müddet Türkiye'de yaşadığını söyledi. Geri dönenlerden biriydi. O an Remzi Tunç aklıma gelmişti. Yaşadığı yeri bilsem kendisini ziyaret etmek isterdim. Bosna Savaşı sırasında Türkiye'ye sığınan Boşnakların bazıları geri dönüş yapmadı. Eski boşnaklar ise Türkiye'de hayatlarını düzene sokarak kısa zamanda büyük aşamalar kaydettiler.

2003 yılında Pendik Bosna-Sancak dernek binasının açılışına gittim. Yağmurlu bir havaydı. Çok kalabalık vardı. Pendik belediye başkanı Erol Kaya, konuşmasında ince bir detay yakalamıştı. Başkan Erol Kaya; Türkiye Cumhuriyetine ait olma konusunu anlatıyordu. Konuşma sırasında, bu ülkede ev, bark, iş sahibi oldunuz. Kendi dernek binanıza kavuştunuz dedi. Başkan kalabalığa bir soru sordu. "İçinizde Bosna ve Sancak'a geri dönmek isteyen varmı ?" Kalabalık arasında bir el kalktı. Başkan Erol Kaya, "gördüğünüz gibi bir kişi hariç kimse geri dönmek istemiyor" dedi. Başkanın sorusuna el kaldıran kişi ise tanıdığım dostum Mühendis Harun Baş'tı. Elini kaldırdığında ciddimisin diye sordum. Bana ciddi olduğunu söyledi. İlk fırsatta ailesiyle birlikte Sarayevo'ya yerleşeceğini söyledi. Harun Baş'tan hariç geri dönmek isteyen bir Boşnaka denk gelmedim..

haki od troyke
05-04-07, 00:16
Anılar tarih oldu...



Ne günlerdi be..
Mahallemize ilk geldiği günü hayal meyal hatırlayabiliyorum.Arkadaşlarımda oyun oynadığımız bir vakit bu otobüsün gelmesi ile bütün ilgimiz bu devasa araca kitlenmişti.Sokaga girişteki o haşmetli dönüşü, hepimizi heycanlandırmıştı ve o yıllardan itibaren mercedes markasına olan sempatim başlamıştı.
O zamanlar da böyle büyük aracları görmek pek fazla nasip olmazdı bize ,mahalleden dısarı cıkamazdık farklı şeyler görebilmek için.Ama göremediğimiz böyle bir güzellik kapımızın önüne gelmişti ve artık hep burda olacaktı..
Bizim merso artık iş sahibiydi.Çektiği servisler,götürdüğü turlar,taşıdığı turistler,taşıdığı boşnaklar ile herkesin bildiği ve tek geçtiği bir otobüs oluvermişti bizim merso. Ne yazıkki taşıdığı onca insan içinde, ben onla bir kere bile yolculuk yapma fırsatı bulamadım.İş olmadığı zaman sürekli evimizin önündeki livada (Arsa) da iş olmasını beklerdi.Son yılarda Pendik-yıldırım arası servis çekiyordu. Şöförü osman abiydi, lakabı osmoydu.Artık kimse otobüse mercedes yada benzeri isimle hitap etmiyor ama sadece ''osmo geliyor'' dendiğinde, gelen osman abinin ayrılmaz bir parcası olduğunu gösteriyordu. Bizim merso ve osmo abi artık boşnakların ayrılmaz ikilisiydi her hafta sonu full çeken gidiş dönüşler, insanlarımızı memnun ediyordu çünkü bizim merso 2 büyük boşnak mahallesi arasında gezici köprü vazifesi görüyordu ve uzun yıllar bu köprü dimdik ayakta kaldı..
Uzun yıllar beraberdik mersoyla,biz le birlikte oda büyüdü yoksa yaşlandı ve yıprandı mı demeliydim ? Sanırım öyle olmuştu ve yorulmuştu merso. Artık ayrılık zamanı gelmişti ve Dünya da ki her varlık gibi yerini yenilerine bırakıp kendisi emekli olacaktı.Artık Kendisine ayrılan yerde,gene aynı livada da izdivaya çekildi ve birgün gene insanları taşıyabilirim umuduyla köşesinde beklemeye başladı.Günler günleri,aylar ayları,yıllar yılları kovalarken,bizim merso aynı yerinde beklerken değişmeye başladı.Kimi zaman tekerlekleri patladı,kimi zaman camı kırıldı,kimi zaman aynası düştü ve gel gelelim en son bizim merso tanınmaz bi halde iken çok komik bir rakama satıldı..
Satıldığı gün onu orda göremediğim zaman çok üzülmüştüm, yerinde yeller esiyordu ve sadece etrafında biten otlar kaldırıldığı yerde onun için az bir zaman sürecek iz bırakmışlardı..
Herşeyin değersiz ve çok sık değiştirilebildiği bu zamanda, bize emeği geçmiş ve anılarımızın uzun yıllar yaşandığı bizim mersoyu ve osmoyu unutmak olmaz..
Kim bilir gidiş-dönüşlerde ne muhabbetler edilip ne potlar kırılmıştır...:)

muzo
16-04-07, 23:45
AKŞAM SANAT OKULU'NA GİDEN BOŞNAKLAR

1950 yılı sonrası göçmen gelen aileler çocuklarını ancak, ilkokula kadar okutabildiler.İmkanlar çocukların okumasına izin vermiyordu.O dönemler boşnaklar ailece çalışmak zorundaydı.Türkiye'ye göç eden boşnak ailelerde
ilköğretimi eski yugoslavya'da okuyup tamamlamadan gelen boşnak çocuklar çoğunluktaydı.o dönemler denklik belgesi alması sıkıntısı yaşamışlar.
Bu kişiler fabrikalarda iş yerlerinde çıraklık yaptılar.Öğrenimlerini sürdürmek için akşam sanat okullarına kayıt oldular.Gündüz iş yerlerinde çalışıyor gece Sultanahmet'te bulunan akşam sanat okuluna gidiyorlardı.Bu okullar mesleki ağırlıkta eğitim veriyordu.O dönemler 14 yaşında olan ağabeyim gidiyordu bu okula..bize her zaman o dönemin zorluklarını anlatır...bir tek kelime bilmeden okulda türkçe eğitim görüyorlardı.Dil konusunda zorluk çekmelerine rağmen Matemetik derslerinde boşnaklar ve diğer göçmenler her zaman başırılı olmuşlar.Eski yugoslavyadaki eğitim türkiyedeki eğitimden daha ileri olduğundan dil sıkıntısı çekmelerine rağmen bu okullarda başarılı olmuşlar.Küçüktüm iyi hatırlıyorum ağabeyimi çok hırslıydı,.bir yandan türkçe öğrenme arzusu, diğer yandan gecenin geç saatlerinde ders çalışırdı.O dönemler akşam sanat okulullarını bitiren boşnaklar fabrikalarda iyi iş bulma şansına sahiptiler.Mühendislerin yanında teknisyen olarak çalıştılar.
O dönemler önemli mevkiydi boşnaklar için.Kız istetme olaylarında akşam sanat okulu mezunu fabrikada iyi işi var diye övünüldüğü oluyordu.Bu okulları bitirenlerin bir çoğu askerde çavuş oldular.Askerliğini çavuş olarak yapan kişinin forsu büyüktü.Kısa zamanda dil bilmeden Eski yugoslavyada aldıkları sağlam temel sayesinde sanat okullarında başarılı oldular.Ağabeyim bununla hep gurur duyardı.1979 Yılında ortaokula gidiyordum.Ağabeyim fabrikadan ayrılmış kendine torna dükkanı açmıştı.Öğle yemeğine eve gelmişti.Ben öğretmenimin verdiği dönem ödevini hazırlıyordum.ansiklopediden okuduğum yazıları dosya kağıdına aktarıyordum. Biz yugoslavyada böyle ders yapmıyorduk.Böyle şey olamaz dedi.Bana inanmadı okulum evimize 100 mt
uzaktaydı.Ağabeyim elimden dosyayı sinirli bir şekilde alarak, doğru okul idaresine gitti. Tornacı kıyafetiyle..yarım saat sonra geri döndüğünde benim haklı olduğumu,böyle bir eğitim sisteminin yugoslavyada olmadığını söyledi.
Bu eğitim sistemiyle bir adım ileri gidilemez dedi..Sonraki yıllar fabrikalarda çalışan boşnaklar kendilerine ait iş yeri açtılar.Yugoslavyada aldıkları sağlam temel eğitim ve akşam sanat okulları sayesinde bir çok boşnak şu anda
fabrika sahibi sanayide mevki sahibi oldular.. o zorlu dönemleri aşarak...

cazinac
18-04-07, 13:28
AKŞAM SANAT OKULU'NA GİDEN BOŞNAKLAR

1950 yılı sonrası göçmen gelen aileler çocuklarını ancak, ilkokula kadar okutabildiler.İmkanlar çocukların okumasına izin vermiyordu.O dönemler boşnaklar ailece çalışmak zorundaydı.Türkiye'ye göç eden boşnak ailelerde
ilköğretimi eski yugoslavya'da okuyup tamamlamadan gelen boşnak çocuklar çoğunluktaydı.o dönemler denklik belgesi alması sıkıntısı yaşamışlar.
Bu kişiler fabrikalarda iş yerlerinde çıraklık yaptılar.Öğrenimlerini sürdürmek için akşam sanat okullarına kayıt oldular.Gündüz iş yerlerinde çalışıyor gece Sultanahmet'te bulunan akşam sanat okuluna gidiyorlardı.Bu okullar mesleki ağırlıkta eğitim veriyordu.O dönemler 14 yaşında olan ağabeyim gidiyordu bu okula..bize her zaman o dönemin zorluklarını anlatır...bir tek kelime bilmeden okulda türkçe eğitim görüyorlardı.Dil konusunda zorluk çekmelerine rağmen Matemetik derslerinde boşnaklar ve diğer göçmenler her zaman başırılı olmuşlar.Eski yugoslavyadaki eğitim türkiyedeki eğitimden daha ileri olduğundan dil sıkıntısı çekmelerine rağmen bu okullarda başarılı olmuşlar.Küçüktüm iyi hatırlıyorum ağabeyimi çok hırslıydı,.bir yandan türkçe öğrenme arzusu, diğer yandan gecenin geç saatlerinde ders çalışırdı.O dönemler akşam sanat okulullarını bitiren boşnaklar fabrikalarda iyi iş bulma şansına sahiptiler.Mühendislerin yanında teknisyen olarak çalıştılar.
O dönemler önemli mevkiydi boşnaklar için.Kız istetme olaylarında akşam sanat okulu mezunu fabrikada iyi işi var diye övünüldüğü oluyordu.Bu okulları bitirenlerin bir çoğu askerde çavuş oldular.Askerliğini çavuş olarak yapan kişinin forsu büyüktü.Kısa zamanda dil bilmeden Eski yugoslavyada aldıkları sağlam temel sayesinde sanat okullarında başarılı oldular.Ağabeyim bununla hep gurur duyardı.1979 Yılında ortaokula gidiyordum.Ağabeyim fabrikadan ayrılmış kendine torna dükkanı açmıştı.Öğle yemeğine eve gelmişti.Ben öğretmenimin verdiği dönem ödevini hazırlıyordum.ansiklopediden okuduğum yazıları dosya kağıdına aktarıyordum. Biz yugoslavyada böyle ders yapmıyorduk.Böyle şey olamaz dedi.Bana inanmadı okulum evimize 100 mt
uzaktaydı.Ağabeyim elimden dosyayı sinirli bir şekilde alarak, doğru okul idaresine gitti. Tornacı kıyafetiyle..yarım saat sonra geri döndüğünde benim haklı olduğumu,böyle bir eğitim sisteminin yugoslavyada olmadığını söyledi.
Bu eğitim sistemiyle bir adım ileri gidilemez dedi..Sonraki yıllar fabrikalarda çalışan boşnaklar kendilerine ait iş yeri açtılar.Yugoslavyada aldıkları sağlam temel eğitim ve akşam sanat okulları sayesinde bir çok boşnak şu anda
fabrika sahibi sanayide mevki sahibi oldular.. o zorlu dönemleri aşarak...

Evet Muzo dedigin gibi bizden önceki kuşak o zorlu dönemleri gündüz çalışıp gece akşam sanat okullarına giderek aşmış ve başarılı olmuşlar.
Bir yakınımım anısını paylaşmak istedim sizlerle
Eniştem gündüzleri torna atölyesinde çıraklık yapıyor geceleride Sultanahmet
teki akşam sanat okuluna gidiyor. Bir gün öğretmen metre küp nedir diye soruyor sınıftan çıt yok eniştem biliyor ama türkçe bilmediği için nasıl anlatacağını bilemiyor. Boşnakça olsa şakır şakır anlatacak memlekette ortaokulda öğrenmiş ama türkçe karşılığı nedir bilmiyor. Tüm cesaretini toplayıp elini kaldırmış bizimki ve dilinin döndüğünce el kol hareketleri ile anlatmaya başlamış metreküpü
Hoca bir metra boyle bir metra şoyle bir metra gore (yukarı)
Enişte bu azimli tarifinden sonrada almış aferini

agovic
18-04-07, 14:16
yıldırım mahallesi'nin 40-45 sene önceki halini hatırlayanlar ya da büyüklerinden dinleyenler bilirler ki karakolun bulunduğu alan o zamanlarda bataklık imiş. insanlar tek başlarına oralarda gezemezlermiş. mahalle diye bişey yokmuş aslında ortada. yerleşim de yokmuş...

rahmetli dedemiz Zaim Agoviç 1963'te İstanbul'a çoluğu çocuğuyla göç ettiğinde, daha önceden buraya gelip yerleşmiş olan bir kaç aile gibi yıldırım mahallesi'ni tercih etmiş.

sıra arsa alıp ev yapmaya gelince tamamına yakını boş olan bölgede uygun yer bakmaya başlamışlar. ilk baktıkları yer şu anda eski edirne asfaltı'nın bulunduğu yermiş. asfalt o zamanlarda da varmış. fakat dedem orayı beğenmeyerek biraz daha iç taraflardan yer almayı uygun görmüş ve şu anda evimizin bulunduğu arsayı metrekaresi 30 liradan satın almış. asfaltın üzerindeki yerlerin metrekaresi de 30 liraymış.

günler ilerlemiş, yıllar geçmiş ve bugünlere gelinmiş... dedemin beğenmediği asfalt üzerindeki arsalar yani evler artık trilyonlarla satılmaya başlanmış...

dedemin neden oradan arsa almadığına gelince; araba gürültüsünden ve çocukların ezilme tehlikesinden rahatsız olduğu için. 1963'te eski edirne asfaltı'ndan günde ortalama geçen araç sayısı ise bir elin parmaklarını geçmezmiş :)

Allah(c.c.) mekanlarınızı cennet eylesin canım dedeciğim ve nineciğim...

SINANOVIC
18-04-07, 15:13
bizimkilerinde dedeninkine benzeyen bir hikayeleri var.türkiyeye geldikleri yıllarda ilk olarak adapazarına yerleşmişler amcamın yanına oradanda pndiğe geçmişler trenden indiklerinde kendilerini bir an novi pazarda zannetmiş rahmetli nanom amcam babam şu anda veimizin bulunduğu arsayı almadan önce çok arazi bakmış o zamanlarda pendik burnunda merkezde arsaların fiatları neredeyse yok pahasıymış ama bizimkiler yugoda yaşadıkları köyde denizden çok uzak oldukları için burada deniz kenarında ev yapmaktan korkmuşlar fırtına çıkar su taşar sel olur diye:)gerçi o zamanlar bir çoğu aynı korkuyla şimdiki sapanbağları civarlarına yerleşmişler.:)

dzekovce
22-04-07, 02:02
hey gidi günler hey..
şöyle düsünüyorumda keske su eski günler geri gelse..eskı zamanlar ne güzeldi yaa simdi bakıyomda su an ki yasadıgımız hayat hayat degil bence..eskiden beri bir birlik beraberlik wardı millet aksamları birbirlerine giderdi herkes birbirine sıkı sıkı ya baglı ıdı ama sımdı eskısıne nazaran az bunu sebebi ne acaba arkadaslar?ben soleyeyim 1.tv 2.gecim derdi..
eskiden tv olmadıgından büyüklerimiz birbirlerine gidip gelirlermiş..tabi her toplandıkların kompirler pişirirlermiş,fincan oyunları oynarlarmıs fln eski tarihi savas destanları anlatılırmıs yani kısacası eskıden sıkı bir dostluk warmıs..cok ıyı hatırlıyorum su gecen 11 - 12 sene oncesine kadar gene bir birlik we beraberlik..ama simdi ne oldu da herkes birbirinden koptu acaba..su eskı gunler keske geri gelse keske ama bunlar artık lafta kaldı....

muzo
22-04-07, 23:23
öncelikle muzo abi böyle yararlı bir konuya değindiğin için sana teşekkürü bir borç biliyorum.bu sayede benim gibi eski günlere meraklı olan ve sürekli büyüklerinin ağzını arayan biri internet ortamından da olsa farklı şeyler öğrenebilecektir.bende sizlere büyüklerimden duyduğum bir anıyı paylaşmak istiyorum.
boşnakların semtimize ilk yerleştikleri zamanlardan 22-23 yıl evveline kadar fazla kalabalık olmamaları ve alışma döneminde olmalarından dolayı birbirlerine sıkı sıkıya bağlı oldukları söylenir.bu nedenle cumartesi-pazar veya pazartesi günlerinde semtimizdeki boşnaklar şuanki lunapark veya sabit büyükbayrak lisesinin olduğu alanlarda toplanır ve cumbuz dediğimiz eğlenceleri yaparlarmış.
o zamanki dostluklar tabikide çok farklıymış...


NOSTALJİK CUMBUSLAR

Boşnak'lar Cümbüse(eğlence) kendi dillerinde Cumbus derler. Sevgili Salih Fazliç'in sözünü ettiği gibi günümüzden 30 yıl öncesine kadar boşnaklar birbirlerine çok bağlıydı.Alışma dönemleri olduğu için,her konuda aralarında dayanışma olurdu.
Boşnaklar kız istettikten sonra,akabinde hemen Cumbus yaparlardı.Cumbuslara davet yapılmaz duyan gelirdi ..yaz aylarında evlerin bahçelerinde,boş arsalarda toplanılır eğlence yapılırdı.
Cumbus'ların başlamasına yakın kadınlar yerel giysilerini giyerek(Dimiya) KüÇükköy-Yıldırım arasına peşke giderlerdi.O dönemler fazla kimsede otomobil yoktu.Çocukluğumun Unutulmaz anılarından biri, 10/15 tane kadın yolda folklorik kıyafetlerini giyerek Cumbuslara giderdi.Cumbusun yapıldığı yerden uzaklara kadar duyulurdu armonika sesi..kimseler olmasa bile erkenden armonika çalmaya başlardı. Armonika sesi herkesi davet ediyordu.O Dönemler yugoslavyada öğrendiğimiz şarkıları çalıyor bu şarkılarla eğleniyorduk.İzaci Mala,Mali Mrav,Şlivovica,Veselo,Trebetika Trepetala,oy yusufe şarkılarını söylerdik,bu şarkılar ,Yugoslavyadan göç ettiğimiz dönemlerde bildiğimiz şarkılardı.Beraberimizde getirdiğimiz şarkılardı..
Yıllarca Cumbus ve Düğünlerde söyledik bu şarkıları ..
O Dönemim sviraçları hepsi Amatör olarak çalıyordu armonikaları.Ek iş olarak yaparlardı bu işi.Hepsi gündüz fabrikalarda çalışırdı..
Cumbusun ortalarına doğru kalabalık oluşur,oğlunu evlendirecek Anne kızına kız bakar,kızı olan Anne'lerde naz yapardı.Cumbusun ilerleyen zamanlarında kololar(halay) oynanır şarkılar söylenirken armonika birden susar çevrede sayılan sevilen biri armonikayı yere yatırıp,insanlardan para toplardı,toplanan paralar armonikanın aralıklarına yapıştırılırdı.parayı toplayan kişi esprili bir şekilde parayı veren kişiyi takdim ederdi.Düğün sahipleri hiç bir zaman armonikacılarla anlaşmazdı.İmece usulü topanırdı paralar.. boşnakların adetleri böyleydi.
Ne kadar para toplanırsa çalgıcılara verilirdi...
Bazen aynı mahallede bir kaç cumbus olurdu.o dönemin gençleri hepsine yetişmeye çalışırdı.O Gençlerin arasında unutamadığım bir grup vardı.adını hatırlayamıyorum.grubun adını bile koymuşlardı.Nerede cumbus varsa oraya giderlerdi.Cümbüsün sonuna kadar ter döker boşnak oyunlarını oynarlardı.
profesyonel gibi...Bazı kişiler bu grubu sevmezdi.her yere yetişirler hiç bir cumbusu kaçırmazlardı.cumbuslara özel davet olmadığından dolayı bu gençlere kimse kızamıyordu.Onları izlemek bana zevk veriyordu.
Sadece bir kişinin adı aklımdadır Lakabıyla tanıdığım Bonhof...
Kış aylarına denk gelen Cumbuslar evlerin küçük salonlarında yapılırdı.
Sözünü ettiğim bu grup evlerede gelirdi.Cumbusların adreslerini çalgıcılardan
öğreniyorlardı.Alibeyköy,Sefaköy,küçükköy,taşlıtar la hiç farketmez her yere giderlerdi.Şimdilerde böyle bir grup ve halk oyunlarımıza düşkün gençler bulmak mümkün degil..Boşnak Cumbuslarını boşnak olmayan kişiler severek hayranlıkla izlerlerdi oyunlarımızı..
zamanla Boşnak olmayan insanlarda bizim oyunlarımızı öğrenip kololara katıldıkları oluyordu...
1983 yılında Maltepe Esenkent'te oturan amca oğluma kız istetmişler,Cumbus'gitmek için özel minibüs tutmuştuk.Tüm sülale cumbusa gittik...
Kimse de otomobil yoktu..Boşnakların çoğu öyle yapıyordu.
Pendik-500 Evler hattında cumbuslara özel toplu taşıma araçlarıyla gidilirdi.
hafta sonuna denk gelirse akrabalarda yatıya kalınırdı.
Günümüzde ise her şey değişti.Armonikalar yere yatırılmıyor,oyunlarımızı zevkle oynayan genç gruplar kalmadı..Düğün sahibi sviraçlarla pazarlık yapmaya başladı.arsalarımız kalmadı,yerel kıyafetleri giyen gelinlerimiz azaldı.Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Çalgıcı Sulo hayatımıza girdi.
Eski türkülerimizi söylemez olduk.Cumbuslarımızı düğün salonlarında yapmaya başladık.Eski hava eski tarzdan uzaklaştık. .Pendik Bosna- Sancak derneği günümüzde cumbus ve kına gecelerini yapmaları için dernek lokaline halka açarak eski geleneklerimizi korumaya çalışmakta..
Günümüzde her şeyin rant haline dönmesinden dolayı gelenek ve göreneklerimizden uzaklaşmaya başladık.bazı boşnak dernekleri halk oyunları ekipleri kurarak boşnak oyunlarını gençlerimize öğretmekte.Geleneksel gecelerde halk oyunları ekipleri oyunları halkla paylaşmakta..
Türkiyede yaşayan boşnaklar arasında istanbullu boşnaklarda Armonika sesini hala duymaktayız.Anadolu'da yaşayan boşnakları sormayın...

belmak
23-04-07, 00:15
Armonika deyince;

Edirne çevresinde 1950li-60lı yıllarda bir çok kere evlenmiş bir kadın varmış armonika çalan. İsmi sanırım Kerime imiş. İnce sesi ile Boşnakça şarkılar söylermiş, gezermiş. Çevre halkı da hediyeler verirlermiş. Yani para karşılığı çalmazmış düğünlerde.
Köseömer'den Hasan amcanın düğününde 1 hafta çalmış. Hasan amca kadını 1968 yılında son olarak görmüş, o zaman 70 yaşını geçmiş. İstanbul-Adapazarı arasında çalışan bir trenin kompartımanında çalıyormuş.

Şimdi hiç kadın sviraç kaldı mı?

dacichatice
24-04-07, 21:18
Daha dün annemizin kollarında yaşarken,
Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken,
Şimdi okullu olduk,Sınıfları doldurduk,
Sevinçliyiz hepimiz,Yaşasın okulumuz!... :p


Sizden kimler siyah önlük giydi bilmiyorum ama ben 3. veya 4. sınıftayken mavi önlükler çıkmıştı.. Şimdilerde ise mavi önlükler bile nostaljik oldu... ;)

Bu arada fotodaki ben değilim...

ySn
25-04-07, 10:43
Maarif sokaktan eski bi foto arkadaki büyük bina ATATÜRK İlköğretim Okulu tipsizde bnm çocukluk işte :):):)

muzo
02-05-07, 19:58
[/URL] KEMERDE EDRELEZ KUTLAMALARI. [URL=http://img252.imageshack.us/my.php?image=pc7nk6.jpg] (http://img49.imageshack.us/my.php?image=jcohr7npksjq2.jpg)

Na bırdo idemo diye başlayan bir cümleyle hatırlıyorum kemer denerek simgelenen bir kırlık alanı.kemer,Mİmar sinan tarafından yapılmıştır..Bir tanesi pişman mahalla diye adlandırdığımız yıldırım mahallesi,nin kenar kesimi yakınlarındaki onun adı 1.kemerdi.diğeri çok daha öte bir yerde Esenler civarındaki! şimdiki hal,kuru gıda sitesi,oto gar civarındaki 2.kemerdi.Kemer ile simgelenen,o geniş,o geniş çayırlık ortasından geçen bir derecek,baharı (dzurdev dan edrelezi) ve ailelerinde katıldığı piknikli müzikli çayır eğlencelerini simgeleyen doğanın uyanışıydı o gün .Boşnak'lar her yıl 6 Mayıs günü tarihi kemer etrafında toplanırdı.Sabahın erken saatlerinde çalı çırpı ,lastikler toplanmış,salıncaklar kurulmuş olurdu. Boşnaklar Hıdrelez haricinde hafta sonları da buralarda toplanırlardı. Edrelez gününe çok önem verirlerdi.senede bir yapılan şenliklere, küçükköy, yıldırım vr civar yerlerde yaşayan boşnaklar gelirdi...boşnaklara özgü bir edrelez kutlamaları yapılırdı.. açık alanda cumbus... boşnakların toplandığı yerde armonikacılar olmaz mı? O dönemin armonikacıları yeşil alana gelip bütün gün kolo çalar boşnaklarda kalabalık bir şekilde koloya eşilk ederdi. Koskoca çayırda o kadar kalabalık halaylar çekilir ucu bucağı belli olmazdı.Boşnak olmayanlar ise hayranlıkla izlerdi oyunları...Ateş yakılmış,üstünden geçilmiş,çocuklar salıncaklarda sallanmış,yakan top,voleybol oynayanlar işini gücünü bırakıp halay çekenleri izlerdi..Akşam üzeri armanokilar çayıra yatırılır herkes gönlünde kopanıverirdi armonikacılara...
İki yamacın birleştiği yerde, boşnakların memleketten alışkanlığı olan korzo gezileri yapılırdı...bu korzolarda çöp çatanlar devreye girer evlilik için aracılık yapar,genç kızları görmeye gelen delikanlılar toplanırdı..
Bir çoğumuzun Anne-Babamızın evliliğine vesile olmuştur bu yerler.Küçük ablam eşiyle bir edrelez günü na bırdoda tanışmış sonrada evlenmişler..Orta yaşlı boşnaklar bu dönemleri iyi hatırlar. yeri gelince bu günleri anarlar.Yugoslavyada ,Vaşar kutlamalarına benzerdi edrelez kutlamaları..Açık alanda bütün gün müzik eşiliğinde kolo(halay).çekerlerdi.Ben kemerdeki Eğlenceleri nedense hep Vaşar kutlamalarına benzetirdim..
20 Yıl öncesine kadar toplanıp eğlendiğimiz oyunlar kurup kaynaştığımız yerlerden hafızamızda kalan bir tek tarihi su kemerleri yerinde dururken, anılar ise Ebeveynlerimizde saklı...Zamanı gelmişken,bugünleri hatırlayan biri olarak genç kuşaklarla paylaşmak istedim tarihi DZURDZEV DAN ,edrelezleri..
Emir Kustarica filmlerinde goran begoviçin şarkılarında dinlediğimiz dzurdzev dan şarkısını dinlerken gözlerim hep maziyi arar...

hakane
02-05-07, 21:25
Siyah Önlüklülerin Hikayesi...




Bizler siyah önlüklüydük. En iyi ihtimalle Sümerbank ayakkabımız vardı. Hepimizin önlükleri hemen hemen aynıydı. Bazı arkadaşlarımız tanıdıklarına küçük gelen önlükleri giyerlerdi. Bir tek onların rengi biraz soluk olurdu. Erkeklerin yakaları aynıydı. Kızların yakalarında ise desen farkı olurdu en fazla. Örneğin;Converse ayakkabısı olan yoktu aramızda. Zengin-Fakir ayrımını pek bilmezdik. O dönemlerde hala kendi kendine yetebilen ülkeler arasındaydık. Öyle öğretilirdi bizlere. Elvan gazoz ve simit en sevdiğimiz ikiliydi:) Beslenme çantamızda fark olmazdı pek. Sokaklarda çocukların yattığını görenimiz olmamıştı. Ne tinerci çocukları bilirdik, ne de kapkaç yapanını...Daha doğrusunu söylemek gerekirse biz Kemalettin Tuğcu'nun romanlarından bilirdik sokak çocuğunu. O romanlardaki sokak çocuğuna üzülür, onun için ağlardık...
Orta sırada sağdan ikinci benim!
Yağ satarım..bal satarım..çocukluğum ölmüş ben satarım!

dizdarevi
03-05-07, 00:48
[/URL] KEMERDE EDRELEZ KUTLAMALARI. [URL=http://img252.imageshack.us/my.php?image=pc7nk6.jpg] (http://img49.imageshack.us/my.php?image=jcohr7npksjq2.jpg)

Na bırdo idemo diye başlayan bir cümleyle hatırlıyorum kemer denerek simgelenen bir kırlık alanı.kemer,Mİmar sinan tarafından yapılmıştır..Bir tanesi pişman mahalla diye adlandırdığımız yıldırım mahallesi,nin kenar kesimi yakınlarındaki onun adı 1.kemerdi.diğeri çok daha öte bir yerde Esenler civarındaki! şimdiki hal,kuru gıda sitesi,oto gar civarındaki 2.kemerdi.Kemer ile simgelenen,o geniş,o geniş çayırlık ortasından geçen bir derecek,baharı (dzurdev dan edrelezi) ve ailelerinde katıldığı piknikli müzikli çayır eğlencelerini simgeleyen doğanın uyanışıydı o gün .Boşnak'lar her yıl 6 Mayıs günü tarihi kemer etrafında toplanırdı.Sabahın erken saatlerinde çalı çırpı ,lastikler toplanmış,salıncaklar kurulmuş olurdu. Boşnaklar Hıdrelez haricinde hafta sonları da buralarda toplanırlardı. Edrelez gününe çok önem verirlerdi.senede bir yapılan şenliklere, küçükköy, yıldırım vr civar yerlerde yaşayan boşnaklar gelirdi...boşnaklara özgü bir edrelez kutlamaları yapılırdı.. açık alanda cumbus... boşnakların toplandığı yerde armonikacılar olmaz mı? O dönemin armonikacıları yeşil alana gelip bütün gün kolo çalar boşnaklarda kalabalık bir şekilde koloya eşilk ederdi. Koskoca çayırda o kadar kalabalık halaylar çekilir ucu bucağı belli olmazdı.Boşnak olmayanlar ise hayranlıkla izlerdi oyunları...Ateş yakılmış,üstünden geçilmiş,çocuklar salıncaklarda sallanmış,yakan top,voleybol oynayanlar işini gücünü bırakıp halay çekenleri izlerdi..Akşam üzeri armanokilar çayıra yatırılır herkes gönlünde kopanıverirdi armonikacılara...
İki yamacın birleştiği yerde, boşnakların memleketten alışkanlığı olan korzo gezileri yapılırdı...bu korzolarda çöp çatanlar devreye girer evlilik için aracılık yapar,genç kızları görmeye gelen delikanlılar toplanırdı..
Bir çoğumuzun Anne-Babamızın evliliğine vesile olmuştur bu yerler.Küçük ablam eşiyle bir edrelez günü na bırdoda tanışmış sonrada evlenmişler..Orta yaşlı boşnaklar bu dönemleri iyi hatırlar. yeri gelince bu günleri anarlar.Yugoslavyada ,Vaşar kutlamalarına benzerdi edrelez kutlamaları..Açık alanda bütün gün müzik eşiliğinde kolo(halay).çekerlerdi.Ben kemerdeki Eğlenceleri nedense hep Vaşar kutlamalarına benzetirdim..
20 Yıl öncesine kadar toplanıp eğlendiğimiz oyunlar kurup kaynaştığımız yerlerden hafızamızda kalan bir tek tarihi su kemerleri yerinde dururken, anılar ise Ebeveynlerimizde saklı...Zamanı gelmişken,bugünleri hatırlayan biri olarak genç kuşaklarla paylaşmak istedim tarihi DZURDZEV DAN ,edrelezleri..
Emir Kustarica filmlerinde goran begoviçin şarkılarında dinlediğimiz dzurdzev dan şarkısını dinlerken gözlerim hep maziyi arar...

Muzo abi çok güzel anlatmışın çayırdaki edrelezleri.o günleri hayal meyal bende hatırlıyorum.edrelezin olduğu gün sabahın erken saatlerinde boşnaklar çayıra giderken bizim evin önünden geçerlerdi.Akşama doğru ise armonika sesleri mahallenin her tarafından duyulurdu.kemer artık bizim için nostalji oldu.o alanın bulunduğu yere adaparkı kurdular ama eski tat ve tuzu yok.Nerde o neski curcev danlar..

fele
03-05-07, 13:16
Kütahya'da hıdrellez.

Hey gidi günler hey.
5 mayısı 6 mayısa bağlayan akşam kocaman ateşleri yakardık. mahallede ne kadar insan varsa, yaşlısı genci ateşin etrafında toplanırdık. Önce dilekler tutularak ateşin üzerinden atlanır daha sonra başlardık hep birlikte halaya, horaya. Sesine güvenenler solo şarkılarını söyler, kimileri onun bunun komik taklitlerini yapar, çeşitli oyunlar oynanır. Diğerleri de bedavadan program izlerdi. Bu durum gece geç saatlere kadar sürerdi.
Ertesi sabah, rahmetli anacığım sabahın seherinde kalkıp, Kütahya'ya özgü meşhur "ısırgan otu" toplar ki; bu ot memlekette de bilinip herhangi bir yerinize değdiği zaman fena halde yakıp kaşındıran bir nebat olmasına rağmen senede en az bir defa böreklerin içine katılıp börek yapılırdı. Evet rahmetli anacığım topladığı bu körpe otları ıslatıp uyuyan biz çocukların yataklarına gelip ısırganları silkelemesiyle yüzümüze gelen sular sayesinde, biraz da kızgınca yataktan ok gibi fırlardık.Baharın müjdecisi olan hıdrellez gününde sabahın bu erken saatlerinde, bir tek benim annem değil tüm konu- komşu, tüm hısım-akraba birbirlerine bu tip şakalar ve muziplikler yapardık. Komşular, birbirilerinin kapılarını urganla bağlar kapı açılmaz, kapı önünde duran ayakkabılar ya saklanır, ya da ayrı ayrı çiftlendirilir. O gün için mutlaka yumurta kaynatılıp birbirilerine ikram ederlerdi.Tabi bu arada bazı özelliği olan kapılara da toplanan rengarenk çiçekler takılırdı.
Artık insanlar güne başlamıştır. Çevredeki bayanlar o güne mahsus olarak ateşi yakıp, her ne kadar böreğimiz meşhur olsa da basit olsun diye sacın üzerinde şibit ve gözleme yapıp gelene geçene dağıtırlardı.
O gün, insanların esprileri, muziplikleri ve de mutlulukları ile devam ederdi.
Hey gidi günler hey...

adafelc
04-05-07, 08:10
Bosna savaşı çıktıgında ben ve ailem turkiyeye gelmıştık tabıkı hiç bir yerı bılmıyoruz ve bi sarı bına vardı babamı bekledığımız yer tabiki her tarafa şaşkın şaşkın gozlerle bakıyorduk o sırada babam geldi ve bizi kırklareli'ndeki gaziosmanpaşa mülteci kampı'na goturdu ıçınızde orayı bılen vardır umarım Jugoslavia Bosnia gibi Ülkelerden goç etmış insanlar ordaydı ilk gun böyle geçmıştı ertesi sabah direk oyun oynamaya orda kımseyı tanımıyordum sonra babamın arkadaşının olgu ile tanıştım butun gun tenis oynuyoduk ve misket tabıkı ben hep misketlerini çalıyodum cocugun :) oraları gezmıştık bız gece uyurken bi ev yanmıştı tabıkı ben sabah kalktıgımda arkadaşım gostermıştı o gun cok uzuldum ve hatırladıgım kadarıyla 1 çocuk muydu neydı yanmış :( gunler cok cabuk geçıyordu ve bir suru arkadaş edındım ama her gun de abimle kavga ederdık hiç unutmuyorum misket oynarken hep o kazanırdı ve direk koşardım vururdum :)nabıcaksın kaybetmek ıstemıyordum sonra abimde bana gırıyodu allah ne verdıyse :) şuankı aklım olsa hiç vurmam valla Kamp ta oldugumuz bir gun dolaşıyoruz ve annem eve çağırdı bende geldım ocak ta su kaynıyordu tabıkı benım gıbı meraklı bırı :) gidip bakmazmı bide tencereye dokundum ve ayağıma dustu :( ayağım yanmıştı ama ondan sonra fazla meraklı olmamaya çalıştım o tur şeylere :)

Kenan?BROV?C
07-05-07, 23:51
Gerçekten çok zor yıllardı o zamanlar... 60'lı yılların ikinci dönemiydi. İstanbul'a ilk geldiğimizde henüz altı yaşındaydım. Nereye gittiğimizi bile bilmeden uzun bir yolculuktan sonra bir akşam Kartal'daki akrabalarımıza vardığımızda kalabalık bir topluluk bizi büyükçe bir salonda karşıladı. Tombul ve girişken bir çocuk olan beni bir ara ortaya çıkardılar ve ısrarla şarkı söylememi istediler. Ben de hiç unutmuyorum, "Mehmeda majka budila...Ustani sine Mehmede...Majka je rano ustala... şeçerli kahvu popila...Ne mogu majko, ustati...ruzan sam sanak sanjao... şarkısını söylemiştim. Bir alkış koptu... Heyecanlanmış, ve yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Derken bir amca beni yanına çağırdı ve şakayla "Hoceşli da budeş moj sin? demişti.Heyecanın yerini bu sefer korku almıştı. Sanki babkom, mamom beni burada bırakacak ve gidecekler gibi hissettim bir an.. Hemen annemin kucağına koştum ve kollarını sımsıkı tutum...Ne olur Mamo, beni buralarda bırakma dercesine...( Devam edecek)

Kenan?BROV?C
08-05-07, 21:14
Hiç unutmam İstanbul'a yeni geldiğimiz aylardı. Eşyalarımız bizden bir süre sonra trenle geldi. Babam eşyaları eve getirdikten sonra ( Bir sporet, bir masa, bir stolica ve bir iki duşek, ve giysiler) baktık, kenarda oturmuş bize hissettirmemeye çalışarak sessizce ağlıyor. "Şta ti je Juso? diye sordu mamom. Tabii biz çocuklar ne olduğunu anlamamıştık. Babam geldikten sonra birkaç ay işsiz kaldı. Çiftçilik dışında tecrübesi de yoktu. Çok sonraları mamom bize anlatırdı, şporetin başında otururken uzun uzun. Gelmelerinden önceki sene İstanbul'un nasıl bir yer olduğunu, gerçekten yaşanabilir mi diye araştırması için birini göndermişler. Tabii gelen kişi Kapalıçarşı'yı Eminönü'yü görünce dönüşte "hemen gidilir, çok bol ve ucuz bir şehir. Gittiğim her dükkan altınlarla dolu. Her tarafta sucuk, pastırma var. Her şey o kadar bol ki adeta yerlerde satılıyor." Dayımlar bunun üzerine hemen herşeylerini satmışlar, mamom da babko'ya, "Biz de gidelim bak, her şey çok ucuz ve bolmuş diyorlar." demiş. Bunun üzerine bizimkiler de her şeyi satıp yola koyulmuşlar. Ama şimdi iki göz kiralık bir evde işsiz bir baba ve dört çocukla bir kadın. Babam ne olacak diye düşünürken birgün beyaz saçlı orta yaşlı hoş giyimli bir kadın bize geldi. "Jeli ovo Jusova kuca?" diye sordu. Hepimiz çok heyecanlandık. Kadıncağız kendisini tanıttı. Boşnak muhaciriymiş ve 50 yaşlarında olmasına rağmen hiç evlenmemişti. Bizim adresimizi Babkonun Belgrad'daki bir arkadaşı vermiş. Bunlarla ilgilen diye. Babkoyla uzun uzun konuşurlarken biz çocuklar onları oyun oynarken bile dikkatle dinledik. Babkoya Beyoğluna taşınmamızı, buralarda çocuklar için iş imkanının fazla olmayacağını söyledi. Ev bulduğunu ve bir an önce taşınmamızı söyledi. Babam da düşündü ve kabul etti. Böylece bizim için yeni bir yolculuk, yeni bir macera başlıyordu. Beyoğlunun yaşlı ve dar sokaklarında. (Devam edecek)

muzo
09-05-07, 22:54
YUGOSLAVYA'DA BALAYI..

İstanbulda yaşayan boşnaklar 80'li yılların başına kadar düğünlerini evde yapardı.Bu zamana kadar memleketten getirdiğimiz düğün örf adetlerini uyguluyorduk.Boşnaklar arasında düğün salonunda düğün yapan yoktu o dönemler..
1981 yılında büyük kız kardeşim Aksaray'da düğün salonunda evlendi.. ilk kez armonikalar eşiliğinde salonda oynadık oyunlarımızı.
O dönemler salonda düğün yapmak aşırı lükse kaçıyordu.alışık değildik..
O dönemler güneyde tatil köyleri çok azdı. boşnaklar bu yerlere balayı için gitmezdi.O dönemlerde evlenen çiftler balayı için yugoslavya'yı tercih ediyordu.
Balayında Yugoslavaya'da bıraktıkları yerleri,akrabaları geziyorlardı.Oradan beograd ve diğer turistik ve tatil yerlerine gezerlerdi..
Eniştem ve ablamda düğünden hemen sonra balayına yugoslavyaya gitmişler.
önce doğdukları yerleri gezmiş,daha sonra sırayla akraba ziyaretine gitmişler.
Bir gün Novi pazarda yaşayan dayı kızına ziyaret gitmişler.yanlarında dayı oğu
kapıyı çalmışlar,ablam ve dayı oğlu gizlenmişler eniştem onlara bir şaka yapayım demiş..O Dönemler televizyonu olan ailelere bandrol kontrolü yapılıyormuş.Eniştem kendini memur olarak tanıtmış.çok korkmuşlar!
Televizyonu hemen saklamışlar.daha sonra dayı oğlum ve ablam kendini gösterince işin aslı anlaşılmış anlaşılmasına da dayı kızım bizimkileri affetmemiş hiç.
O dönemler bandrolü olamayanlara yugoslavyada ağır cezalar uygulanıyordu.
Yıllar sonra bu kişiler görüştüklerinde bu konu konuşurken Novi pazarda yaşayan dayı kızı, Enişte ve ablamı af etmediğini söyler durur.
Bu dönemlerin balayı hikayeleri bitmedi.
Boşnaklar arasında düğün salonunda düğün yapmak balayına gitmek aşırı lüks modern bir şeydi..Bir yıl sonra 1982 yılında ağabeyim aksaray 19 mayıs düğün salonunda evlendi.
Balayına Antalyaya Gittiler.
Başta babam,evde düğün yapan en büyük ağabeyim şiddetle karşı çıktılar.
Antalya'da balayı yapmayı modernlik ve lüks buluyorlardı.Millet ne der!
Ağabeyim,yengem kararını verdiler Balayını Antalya'da geçirdiler.
Bu tarihten sonra Yugoslav'ya balayı gezileri kesildi.
Artık düğünlerimizi solonlarda,balayı gezilerimizi güney sahillerimizde ve yurt dışında yapmaya başladık.Oyunlarımızı salonlara taşıdık.
Ne demiş şairin biri insan yaşadığı yere benzer.

"insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna,
o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine"
der "edip cansever.

muzo
15-05-07, 23:33
Pendik’te bir Boşnak mahallesi

Kabul belgesi olan vesika alındıktan sonra Sancak’tan binilen trenle, Sirkeci’ye gelinmiş. Olayı yaşayan Muratoğlu şöyle anlatıyor: “Bizim mecburen göç etmemizi gerektirecek bir zorlama yoktu. Orada da mutluyduk, ben de okuyordum. Ama maalesef büyüklerimiz korkuyordu, savaş yıllarının acı olaylarıyla doluydu herkesin kafası.”

Doğu illerinden ve Karadeniz’den göç edenlerin yoğun olarak yaşadığı Pendik’te, onlarla kaynaşmış ama kendine has özellikleriyle varlığını sürdüren bir Boşnak semti de bulunuyor. Kahvelerinde Boşnakça’nın konuşulduğu, yaşlıların oturup satranç oynadığı, çocukların ve gençlerin futbola meraklı olduğu semtte, iki mahalle bulunuyor. Her ne kadar onlar da bütünüyle İstanbullu olsa da herkesin bugün parçalanmış olan Yugoslavya’da mutlaka akrabaları, dostları, tanıdıkları bulunuyor. Kimi çevirip sorsanız orada bir akrabasının yaşadığını söyleyecektir size. Bu onları hem üzüyor, hem kaygılandırıyor, hem de sevindiriyor. İstanbul’a göçün bir başka adı çünkü Yugoslavya göçleri. Bir anavatana dönüş hikayesi de denebilir buna.
Ama artık spora düşkün yeni kuşaklar Yugoslavya’yı özlemiyor, çünkü onlar Türkiye’den başka yer görmemiş olmanın tecrübesiyle rahatlıkla İstanbullu olduklarını söyleyebiliyorlar. Büyükleri ise onları hem şansız hem şanslı buluyor. Şansız buluyor çünkü; Yugoslavya’yı göremediler, ama öbür taraftan göçü yaşamadıkları ve iki kültür arasına sıkışmadıkları için de şanslılar. Belki sadece Pendik’in değil, spora düşkünlüğüyle İstanbul’un da dikkatini çeken Sapanbağları ve Yeşilbağlar mahalleleri gençliğinin en büyük farkı bu. Onlar Doğu Avrupa topraklarındaki dedelerinin sporcu ruhunu, Pendik’in toprak sahalarında yeşertiyor. İki mahalle gençlerinin kurduğu ve süper amatör ligde mücadele eden Balkan-Yeşilbağlar Spor Kulübü Başkanı İsmail Albayrak en büyük sorunlarının antrenman yapılacak alanın bulunmaması olduğunu belirterek, “Buranın gençleri sporla uğraşmayı seviyor. Bizim yapımıza özgü bir şey bu, spora yatkınız. Ama yapacaklarımızın ancak binde birini yapabiliyoruz. Çünkü hem yaptıklarımıza değer verilmiyor, hem de yatırım yok” diyor. Kendi çabalarıyla olanaklar yaratmaya çalışan kulübün, belediyenin ya da devletin yatırım yapmadığı sürece amatörlükten kurtulamayacağını söyleyen Albayrak, “Biz milli futbolcular, büyük takımlara oyuncular çıkarmışız, ama gel gör ki değer verilmiyor. Maddi imkanlarımız sınırlı, altyapımız yok. Belediyenin katkıda bulunduğu da yok” diyor. Ve Boşnaklar arasındaki dayanışma ruhunu vurguluyor. Çünkü aslında bu spor kulübünü de yaratan Boşnak halkının dayanışmaya değer veren kültürü. Belki de onların bu dayanışması olmasa gençlerin heyecanla sarıldığı bu kulüp çoktan tarih olurdu.
Belediyenin girmediği mahelledeki yetenekleri gören basket takımları Arçelik ve Efes Pilsen, mahalleye servis koyarak, gençleri bu servislerle idman yapmaya götürüyor. Bu örnek bile buradaki potansiyeli anlatmaya yeterli. Başkan da “Dışarıdaki insanlar bu yeteneği görüyor ama bizim belediyemiz göremiyor. Türkiye dışarıdan sporcu alıyor, Balkanlardaki Türk sporcuları çalıp getiriyor. Onun yerine yap bir spor salonu buraya! Allah vergisi yatenek var, adamlar oynuyor. Bize bedelsiz olarak verilen bir alan var, mal sahibinin izniyle idmanlarda burayı kullanıyoruz ama nereye kadar, yarın öbürgün orası da gider biz ne yaparız bilmiyorum” diyor kaygıyla. Futbol camiasına 28 tane hakem kazandıran kulüp, yine Pendik Spor 3. lige çıktığı zaman 8 oyuncusunu Pendik’e vermiş. Fenerbahçe bile kulübün ağırlığını kabul edip hazırlık maçı yapmış. “Bize stad verdiler ama gelip elimizden aldılar. Pendik Belediyesi’nin daha büyük bir yeri yok mu, bunu gelip alıyor. Bizim amatör sporcularımızın idman yapacağı yerde, onlar stad yaptılar kendilerine. Ben iddia ediyorum olanak tanınsın tüm Türkiye milli takımının oyuncuları buradan çıkar” sözleri de başkanın ağzından gururla çıkıyor.
Her şeye rağmen
Bosna-Sancak Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Denizli de Türkiye’ye göçtükleri zaman ordaki olanakların daha iyi olduğunu söylüyor. “Göçün çok derin sebepleri var. Osmanlı çekildikten sonra orada Hıristiyan olmayan Müslüman topluluklar Türkiye’ye doğru yöneldi. Osmanlı’dan sonra Sırp, Hıristiyan yönetimler gelince Müslümanlar da kendilerini o yönetime yabancı hissedip Türkiye’ye göç etmeye başladılar. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun buraya yerleşmesinden itibaren Müslümanlar da hep bir Türkiye’ye göç etme ülküsü vardır. Ama ben sosyalizm dönemindeki göçlerde sosyalizmden, komünizmden kaçma gibi bir şey duymadım, görmedim” diyor. Son savaşın acısının unutulmadığını söyleyen Denizli, paramiliter Sırp milliyetçi çetelerinin Bosna’da katliama giriştiğinin de altını çiziyor. Belki bu yaşananları önceden görebilen Balkanların Müslüman halkları her zaman ABD gibi emperyalistler eliyle kışkırtılan milliyetçiliğin başlarına bela olacağını biliyorlardı. Çünkü Bosna’da yaşananların hüznü herkesin gözlerini tutuşturuyor. Fakat her şeye rağman Salih Amca yine de şunları söylüyor; “Bugün memnunum Türkiye’ye geldiğimden, burada olduğumdan. Ama bir daha yaşasaydım muhacir olmak istemezdim. Muhacir olmak zor. Doğduğum yerin özlemiyle yaşadım hep. Aradan 50 yıl geçti ama yaşadığım toprak, doğduğum yer başka bir şey. Bugün tabii ki İstanbul daha güzel doğduğum köyden ama ben şahsen hep özlüyorum sılayı. O toprağı, unutamıyorum.” Bunlar bize kendsi de Üsküplü olan Şair Yahya Kemal’in şu dizelerini hatırlatıyor; “Ve gözkapaklarının arkasında eski vatan/ Bizim diyâr olarak kaldı ta kıyâmete dek”.

kaynakça=Turgay Keser, Evrensel Gazetesi

Turgay keserin pendik kakkındaki bu güzel yazısını nostalji bölümüne aktarmayı uygun buldum.

Bayro
16-05-07, 17:11
Yanılmıyorsam forumdakilerin tamamı ya da tamamına yakını İstanbullu.Ben Balıkesir'in Gömeç ilçesindenim.Ben de size Gömeç'ten nostaljik bir olay aktarayım... Olay Gömeç Merkez İlkokulunda geçer.Öğretmen derste tahtaya bir kelime yazar ve öğrencilerin okumasını ister.Tahtaya yazılan kelime ''UN'' dur.Muyo'ya sorar: _Mustafa,oğlum oku bakayım tahtaya ben ne yazdım. Muyo okuyamaz tabi,düşünüyor gibi yaparak zaman kazanmaya çalışır.İbro'ya bakar...İbro,Muyo'ya ''BRAŞNO,BRAŞNO ! '' deyince.Muyo da _Öğretmenim okuyayım mı? der. Öğretmen :_Oku bakayım oğlum. Braşno Öğretmenim Braşno. Diye cevap verir.Öğretmen şaşkın ve anlamamış bir şekilde Muyo'nun yüzüne bakar.

Bayro
16-05-07, 17:21
Başka bir olay seferberlikte yaşanır.Rahmetli halamın kocası Cemo o da öldü Allah rahmet eylesin.Memleketten Türkiye'ye göç ediyorlar.Tabi o zaman Osmanlı dönem.Annesi Cemo'yu İzmir'e göçmen taşıyan gemide doğuruyor.Düşünmüşler düşünmüşler bu bebeğin adını ne koyalım diye.İçlerinden en yaşlı olana sormuşlar.O da madem ki CEMİde doğdu adı da CEMO olsun demiş.Tabi nüfus cüzdanına da CEMAL diye yazdırmışlar. Not:Cemal ile Gemi arasında hiçbir anlam bağı yok.:))

muzo
16-05-07, 23:23
NOSTALJİK BOŞNAK MAHALLELERİ

Eskiden, Boşnakların yaşadığı Beşyüzevler, Küçükköy ve Yıldırım Mahallesi'nde, halk diline yerleşmiş, resmiyette olmayan mahalleler vardı. Örneğin; Beşyüzevler bile resmiyette olmayan bir mahalledir.Akıllara hemen şu bizim ünlü Pişman Mahallesi ve Benzinara gelir.Sözünü ettiğim bu üç mahalle, çok geniş bir alanı kapsar.

Zamanında Boşnaklar kendi dillerinde mahalle adları oluşturmuşlar.Eskiden Yugoslavya'dan gelen göçmen Boşnaklar sülalelerinin yanına yerleşmiş, zamanla ekonomik durumları uygun olduğunda arsa alarak sülale mahalleleri oluşturmuşlar.Bu mahalleciklerin hikayesi de böyle gerçekleşmiştir...

Yıldırım Mahallesi'nde eski muhtarlığın yanında Arnavut kökenli Boşnaklar yaşar.Halk dilinde buranın adı ''Boroştiçanska Mahala''dır.

Kartaltepe'de, Aylin Düğün Salonu arkasında kalan tepede Balota sülalesi yaşar.Bu bölgenin adı ''Balotska Bırdo(Balota Tepesi)'' olarak kalmıştır.Yakınlarında bulunan caminin adı ''Balotska Camiya(Balota Camii)''dır.

Luna parka çıkarken sağda, Arnavut kökenli Boşnakların yaşadığı yere, Dacic sülalesinin hepsi yakın oturduğundan ''Dacanska Bırdo(Dacic Tepe)'' denir.

Eski Beşyüzevler Müge Sineması'nın yakınlarında Muriç sülalesi bir arada yaşadığından, buraya da ''Muriç Mahala'' denir.

Küçükköy'ün benzinciye yakın kısmına ''Benzinara'' denir.

Küçükköy Şemsipaşa Mahalesi'nin adı eskiden, Kumluçiflik idi.Kumluçiflik'te Bibiçka, Ukiçska, Kaçarska mahalle adları vardır.

Adapark'ın bulunduğu yerde askeriye vardı.Buranın adı ''Askeriya'' idi.

Barbaros sokak ve Barbaros durağı çalışanların işe gitmek için servis beklediği ve tanışmalara vesile olduğundan ötürü meşhur yerlerdi.(bkz nostalji birinci konu)

Bizim Murço'nun yaşadığı evin etrafına Şipkarska (Göçtürk) mahalla denirdi.

Barbaros Camii, hala Boşnakların camii olarak adlandırılır.Boşnakların gitttiği küçük camiye ''mala camiya'' denir.(Pişman Mahalle'ye giderken)

Barbaros sokağın başında ''Bahar Lahmacun Salonu'' vardı.(Lahmacun işine el atan ilk Boşnak ailedir.)

Asfaltta Foto Filter ve Stüdyo Kamil vardı. Bu mekanlar mahalle adı gibi anılırdı.

Yıldırım Mahallesi'nin sol tarafında çayır alan vardı.

1980 yılından itibaren çok düzgün ve planlı yerleşim haline getirildiğinden dolayı buraya ''Novi Beograd (Yeni Belgrad)'' diyorlardı.

Şimdilerde, bu halk dilindeki Boşnak mahallerinin adlarını genç kuşaklar bilmez.

Mahallede okul ve park sayısı çoğaldıktan sonra, bahsi geçtiğinde adres olarak okul ve park adları telaffuz edilir oldu.Zaman onu gerektiriyor artık...

Bayro
17-05-07, 23:29
Muzo'ya önce teşekkür etmek istiyorum;çünkü birikimi çok fazla olan bir kardeşimiz.Ortak bir yanımız var.Bizim de onun gibi kayıp bir insanımız var.Anlatacağım olay hem nostalji hem de arayış olsun.Belki bizden habersiz yerleştiği yerde evlenip çoluk-çocuğa kavuşmuştur da başından geçenleri anlatmıştır.Bu sayede belki kayıp akrabalarımı bulurum.
ÇANAKKALE SAVAŞI(ŞAKASI)
Çanakkale savaşı patlak verdiğinde her evden iki erkeğin birini savaşa alıyorlar.Dedem AYDIN bekar olduğu için ağabeyi :-Oğlum ben evlendim,iki kız bir erkek çocuğum var sen hiç bir mürüvvet görmedin savaşa ben gideyim.'' der.Onun gibi düşünen iki arkadaşıyla birlikte dedemin ağabeyi İsmail,Balıkesir'in GÖMEÇ ilçesinden(o zaman nahiye) çanakkale'ye savaşa gider.Savaş bittiğinde karargahtan şehit olanların beraatları ailelerine atlı ulaklarla gönderilir.Savaşa giden bu üç kişinin de şehitlik beraatları gelir.O zamanın adetlerine göre gelinler kocaları öldüğü taktirde eğer kayınbiraderleri varsa onlarla evlendirilirler.Nihayet bir müddet sonra gelinler bu adet üzere kayınbiraderleriyle evlendirilirler.
Aradan birkaç ay geçtikten sonra terhis olanlar memleketlerine gönderilirler.Bir gün GÖMEÇ'te kahvecinin biri sabah erkenden kahvehaneyi açıp ocağı yaktığı sırada kahvehaneye üstleri perişan üç asker girer.Kahveci bunlara hortlak görmüş gibi bakar.Çünkü bunlar bizim üç kafadarlar.Kahveci kendini biraz toparladıktan sonra sorar:- Yahu siz şehit düşmediniz mi?'' Onlar da:-Hayır ama biz karargahta görevliydik şaka olsun diye kendi ailemize de şehitlik belgesi gönderdik.Yani ŞAKA yaptık.Tabi kahveci çileden çıkmış vaziyette:-Allah sizi kahretsin.Böyle bir şaka olur mu diye hiddetlenmiş ve eklemiş.Buna eşşek şakası derler.Karılarınızın kardeşlerinizle evlendirildiğini biliyor musunuz peki? Deyince bizimkiler beyninden vurulmuşa döner.Kahveci de :-Eğer delikanlıysanız hemen burayı terkedersiniz ve bir daha dönmezsiniz.Bu olayı da ben mezara taşırım.Demiş,demiş ama taşıyamamış ve yıllar sonra ölüm döşeğinde eşine anlatmış.
O gün bu gün biz onların izine rastlamadık;çünkü bir daha dönmediler.

belmak
18-05-07, 12:44
NOSTALJİK BOŞNAK MAHALLE'LERİ

Eskiden,boşnak'ların yaşadığı 500evler,Küçükköy ve yıldırım mahallesinde
halk diline yerleşmiş,resmiyette olmayan mahalleler vardı.
Örneğin 500 evler bile resmiyette olmayan bir mahalledir.
Akıllara hemen şu bizim ünlü pişman mahalle ve benzinara gelir.
sözünü ettiğim bu üç mahalle o kadar geniş bir alanı kapsar.
boşnaklar kendi dillerinde mahalle adları oluşturmuş.
Eskiden yugoslavyadan gelen göçmen boşnaklar sülalelerinin yanına yerleşmiş,
Zamanla ekonomik durumları uygun olduğunda arsa alarak sülale mahalleleri oluşturmuşlar.

Nostaljik bir sokak: Seftali Sokak

dAMTIUOWPOc

babacic
19-05-07, 21:17
bu olayı bana küçükköydeki yaşlı bir akrabam anlattı.Bizim yaşlı boşnakları bilirsiniz bazı olayları öle bir kurguyla anlatırlarki sanki gerçekten yaşamış sanırsınız. Ne kadar doğru olup olmadığını size bırakıyorum. Ama bazen onları dinlerken bir çok şey öğreniyoruz.Bir bakıma onlarda kendilerini mutlu hissediyorlar.Eskiden olurduya Dedomuz bize eski yugoslavya döneminde yaşadığı olayları anlatır ve bizimle birşeyler paylaşırdı.Bu onların en mutlu olduğu anların başında gelirdi.
Birde bazı micolarımız vardır.Hep eskiye dönerler ve eskiyle yaşarlar.Kendilerini öle kaptırmışlardırki nostaljiye,bu bir bakıma onların hayat biçimi olmuştur.Ve anlattıkları olaylar ve anlatana baktığınız zaman muhakkak bunda bir yanlışlık olduğunu düşünürsünüz.Yani olayı anlatan insanın aslında o olayı yaşaması mümkün değildir ama kendisini öle bir kaptırmıştırki siz inanmasanız bile hayır diyemessiniz.Çünkü bunu öle güzel bir tatlı dille ve kurguyla anlatırlarki sanki sizde onun bunu gerçekten yaşamış olmasını isterseniz.İşte bende size güzel bir nostaljik hikaye ( pardon yaşanmış olay) anlatmak istiyorum.

Titonun yugoslavyasında bizim mico Titoyla beraber savaşa girmiş(ne hikmetse anlattığına göre koskoca Titonun en yakın arkadaşıymış:D )Bir savaş sırasında Tito yaralanıyor ve bizim mico onu kurtarıp hemen güvenli bir yere eşinin yanına götürüyor.bu olaya çok sevinen Titonun eşi hemen kollarını kıvırarak titoya bizim amidzayı göstererek "Tito napravim Pito (börek)" diyor.Bizim mico orda anlattığına göre titonun eşinden çok güzel bir pita yiyor.Mico bu olayı öle bir heyacanlı anlattıki ben bile onun böle bi şey yaşamış olacağına inandım.Ama benim bildiğim Sırplarda Börek yoktu:D ve koskoca titonun eşi benim micoya niye böle bir teklif yapsın.Veya Titonun yanında benim miconun ne işi vardı.Mico hala orda kalsam şu anda orada ordunun başında olurdum diyor ama ne yazıkki burda sadece bir otomobil tamircisi olabildi.:D
İşte dediğim gibi sizede yaşlı micolarımız ve dedolarımız bu tur olaylar anlatmıştır.Bakın benim mico olayı öle güzel bir kurguyla anlatmıştıki ben hala bu olayı unutmuyorum ve ah be mico keşke gerçekten bunu yaşasaydın diyorum.

Bayro
19-05-07, 23:03
Ben de küçüklüğümde yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum.Sayın babaciç'in dediği gibi biraz abartmayı seviyoruz galiba.Olay,Balıkesir'in Gömeç ilçesinde geçiyor. Bizim Boşnaklar çocuklarını da alarak Rahmetli İsmayo'nun evinde haftanın belli günlerinde toplanırlardı.İsmayo GUSLE çalar ve destansı hikayeler anlatırdı.Kimsede çıt çıkmaz herkes büyük bir dikkatle ve huşu içinde dinlerdi.Hele bir konuşma olsun fısıltı halinde bile olsa İsmayo kızar ve azarlardı.Hatta öyle bir abartırdı ki ''Günahje nemoyte priçat!'' derdi.Düşünün sanki mevlit dinliyoruz.Halbuki anlattığı olay ''MUJO İ HALİL'' efsanesi.Biliyosunuzdur sanırım.Hani Mujo ve Halıl okadar iri insanlarmış ki atından inerken ayağa kalkıp at bacaklarının arasından geçermiş.Sonra atının dizginini bir yere sıkıştıracak olduğunda da bir evin duvarını omuzuyla kaldırır ve köşe taşının arasına dizgini sıkıştırırmış. Anlattığı olay bu yani.O yüzden biz küçükler İsmayo'nun evine GUSLE dinlemek için gitmeyi pek istemezdik. Adam kızıyor biz konuştukça .Sanki günah işliyormuşuz gibi gelirdi bize.

muzo
21-05-07, 10:52
NİNELERİMİZİ ANLATALIM (Feleçi)

Sizlere rahmetlik babaanneciğimin, Dışişleri Bakanlığı Ticaret ve İktisat Umum Müdürlüğü'ne, 10.02.1950 yılında yazdığı bir dilekçeyi aynen aktarıyorum.
Burada anlatmak istediğim nokta; dilekçenin içeriğinden çok zavallı babaanneciğimin ailesinin nasıl dağılıp kaybolmuş olmasıdır.

" Arz ve dileğim,
İlişik bulunan beyannamede gösterilen bir ev ile meyveli ağaçlardan bir bahça, iki çarklı bir tane un değirmeni ve on dekardan ibaret üç parça tarla ve üç hektardan ibaret mezkur tarlalara bitişik koruluk ormanı,
Babam, Yugoslaviyanın Zetska Banevina vilayetinin Byelo Polye okruguna bağlı sırez Şahoviç halkından olup Balkan harbinden bir yıl evvel vefat eden Hayrettin oğlu Aydın Şahoviç'in ba tapu temellük ve tasarrufunda iken ölümünden sonra şer'i ve kanuni varisleri; karısı Altuna ve kebir oğulları Reşo ve Hayro ile kızları ben Muliye ve Cemile ve Ayka ve Hana ve Draga'ya miras kalmıştır.
Adı geçen babamın vefatından evvel adları geçen kızlarının her birisi kocaya varmişlardi ve babamın öldüğü yılda oğlu, adı geçen Reşo, mezkur gayrı menkullardaki hissei irsiyesine mukabil olarak mezkur gayrı menkullardan ma ada başkaca bir ev ve bahça ve tarlayi alup kendi rizasile hisseden ayrılmıştır. Ben Muliye ile diğer kız kardaşlarım, mezkur gayrı menkullardaki hissei irsiyemizi almaksızın annem; adı geçen Altuna ve kardaşım Hayro'nun tasarruf ve ziraatlarında iken balkan harbi zuhur ederek, kazai mezkuru Karadağ'lılar işgal edup, Karadağ hükümeti orada teşekkül ettikten sonra bir sene geçmezden evvel, Türkiye'ye hicret etmek isteyen müslümanlara yol açılmıştır.Kendi gayrı menkul emvalını satmaksızın kendisine pasaport verilecek diye ilan edildikten sonra ol esnada Türkiye'ye hicret edenler ile beraber adı geçen kardaşım Hayro ve annem Altuna, gayri menkulleri satmaksızın, ne benim ve nede kız kardaşlarımın hissei irsiyemizi vermeksizin ve satmaksızın cümlesini bırakıp İzmir vilayetine hicret etmişlerdir. Bir kaç sene sonra her ikisininde İzmir'de vefat ettiklerini işitmişim.Adı geçen kız kardaşlarım da sonradan muhtelif tarihlarda Samsun ve Sivas vileyetlerine hicret etmişlerdir.
Ben de 1930 tarihinde kocam, Akova'lı Felek Yusuf oğlu, Felek Salih Lyusiç ile birlikte hicret edup Kütahıyaya geldiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti tebaasi nufus kaydında kayıt olunarak ol zamandan beri elyevm meskensiz firali evlerde Kütahıyada oturmaktayız.
Bu haklarımız içun şimdiye kadar hiç bir makama müracaat etmedik.Beş hisseden bir hissemin Yugoslaviya hükümetinden istihsal ve bana alıverilmesi içun gereğinin yapılmasına musaadelerini dilerim"

DEDELERİMİZİ ANLATALIM (Feleçi)

Değerli arkadaşlar, dedelerimizin de yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını burada paylaşıp bilgi sahibi olalım. İlk olarak, sizlerle dedemin bire bir kendi elleri ile yazmış olduğu bir dilekçeyi paylaşmak istiyorum. Dilekçenin içeriğinden çok, yaşanan olaylar ve tarihi gelişmeler bakımından ilgi çekici olduğu kanısındayım.
" T.C. Dışişleri Bakanlığı İktisat Dairesi Umum Müdürlüğüne.
Asılardan beri Türk Osmanlı Devletinin tabiiyetinde ve Balkan Harbina kadar Kosova vilayetinin Senisa sancağının Akova kaza merkezi, akova kasabasında bulunan Felek namı diğer Lyusiç şöhretinde, ölümüne kadar orada otuz sene müddetle tapu memuluğunda bulunan Süleyman oğlu Yusuf'un oğluyum.
Balkan harbinda kaza ı mezkur ve havalisinı Karadağlilar işgal ederek Karadağ hükümeti orada teşekkül ettikten sonra vilayet ve kazanın isimleri değişerek, vilayet ismi Zetska Banevina ve kazanın ismi Okrug Byelo Polye ve kasabanın ismi byelo polye anılmaktadır. Kasab i mezkurun haricinda 40 dakika mesafesindeki Resnik köyünde, Plani mevkiinde babamın tapu ile malik ve mutasarrıfı bulunduğu, ilişikte sunulan beyannamesinde gösterilen bir ev ile bir anbar ve bu evin önünde on dönüm kadar meyveli ağaçlardan bir bahça ve bu evin önünde on beş dönümlü bir tarla ile bu tarlanın hududu dahilinda güney tarafindaki Sune do potok deresina kadar koruluk ormani, ve yine bu eve yakın beş dönümlü bir tarla, dolna bahça mevkıinde ayrıca iki evlekten ibaret meyveli ağaçlardan ikinci bahça; adı geçen babamın tasarrufunda iken Balkan harbinden sekiz sene evvel ölümiyle, veraseti bana ve diger oğlu Suleymana ve ilişik beyannamede isimleri yazılmış ve sonradan ölen varislerine miras kalmıştır.
Balkan harbi dolayısiyle mezkur gayri menkullerimizi tegalluben gasp eden oranın yerli sırplarından Kırgoviç şöhretinde Radovan ile anası Mitra, Karadağ hükümeti zamanı idaresinde üç sene müddetle fuzulen tasarrufu ziraat etmişlerdir. Sonradan teşekkül eden Avusturya hükümeti zamanında resmi makamlara vaki olan müracaatımız üzerine mezkur gayri menkullerimiz gasiplerin ellerinden kurtarılarak biz varislere teslim olunmuştur.
1918 senesinda Avusturya hükümeti oradan çekilerek Karadağlılar orada muvakkat bir hükümet kurarak ve anı müteakip Sırbistan hükümeti teşekkül ettiğinden bu fırsattan bil istifade, yine yukarıda adı geçen şahıslar tarafından, mezkur gayri menkullerimiz gasp edilmiştir. 1919 senesinde bu husus hakkında sırbiya hükümetinin resmi makamlarına vaki olan şikayetimiz üzerine davamız nazarı itibara alınmayarak bilahare (Agrar Kanunu) ahkamına tabi tutulduğunu ve sonradan tahmin ve takdir edilecek kıymet bedeli, taksitle mal sahiplerine ödenecek denilerek bize tebliğ edilmiş. Biz varisler, o tarihten itibaren altı sene müddetle orada oturduk. Mezkur taksit bedelinden beş para tarafımıza verilmemiştir. Bilahare 1925 tarihinda biz umum varisler kat'i hicret pasaportunu alup Türkiye Cumhuriyetine hicret ederek ve ayni zamanda Türkiye Cumhuriyeti tabiyetine nufusça kayıt olduk.
1932 Mart tarihinda Belgradda bulunan Türkiye hükümeti elçisi Sayın Bay Ali Haydar namına bu husustaki haklarımızın istihsali için Kütahya ili Tavşanlı ilçesindeki noterliğince musaddak vekaletname ile istidamızı göndermiştik, fakat bu güne kadar hiç bir cevap alınamamıştır."
10.02.1950


İleriki tarihlerde bize çok gerekecek olan, bu tarihsel dökümanları,Sn Feleçi'den izin alarak Nostalji sayfalarına aktarmayı uygun buldum.

fele
21-05-07, 21:32
Canım, ciğerim hemşehrilerim!
Öncelikle sevgili Muzo'nun, yazdığım; "Dedelerimizi anlatalım" ve "Ninelerimizi hatırlayalım" başlıklı konularda belirtilen dilekçelere değer verip, onları tarihsel döküman olarak kabul edip, bizzat bana ulaşarak; bu yazıları ileride hazırlayacağı programlarda, belki de yazabileceği kitapta değerlendirmek için; bir başlıkta toplamak istemesi beni gerçekten onurlandırıp, duygulandırmıştır.
Kendisine teşekkür ederim.

Pekiyi, ben her türlü yanlış anlaşılabilecek, yanlış yorumlanabilecek bu dökümanları neden bu ortama sundum?
Öyle ya! Bu yazıları okuyan şunları sorabilir, şunları sorgulayabilirdi:

1 - " Yazıklar olsun, topraklarını bırakıp kaçmışlar."
2 - " Korkak mı bunlar?"

Çocukken, zaman zaman büyüklerime çok kızardım ve onlara arada bir sorardım; "neden oraları bırakıp geldiniz." diye. Ancak büyüdükçe, araştırdıkça, dinledikçe, okuyunca o insanlara hak veriyorum.
Ben (Biz), her gün çetnik saldırılarına maruz kalıp, ölen-öldüren insanların,erkekleri ve erkek çocukları dahil, bir otobüse bindirilip ateşe verilen insanların, düne kadar komşu belledikleri, fırsatını bulunca en yakın komşularına saldıran şerefsizlerin tacizine uğramış insanların, bahçesinde koyun kestiği esnada saldıran çetniklere esin kaynağı olup, aynı koyun gibi kesildikten sonra derisi yüzülüp ağaca asıldıktan sonra iç organları çıkarılmış insanın, çetniklere karşı arslan gibi dövüşen, kıran, yolan ve ezen Yusuf Mehoniç ve silah arkadaşlarının.. Daha da öncelerine gidersek Halil ile Muyo'ların torunlarından biriyim (z)
Ben Boşnak'ım, Boşnak ta ben.
Heyyy... gidi heyyyyy.

"Zavallı Boşnaklar" lafa bak, ne demek zavallı boşnaklar?... Tarihin en mücadelecisi, En "babası", en azimli ve gerekirse en kibarı ama en "RACONCUSU*"
Mal, mülk, çok mu önemli? Hangi Boşnak malını mülkünü toprağını bırakmadan geldiki? Acaba onlar ne düşündüler dersiniz?
Sizce Zürriyet, Din-İman, Namus, Şeref... değilmidir? ÖNEMLİ OLAN

Evet, hasbelkader benim örnek olarak sunduğum belgeler, sadece masumane, tarihsel, yaşanan olaylar, kaybolan aileler ile ilgili, sadece ışık tutabilmesi açısından acizane yararı olabilir diye düşündüğüm, aslında mahremim olması gerekirken tüm dostlarımın faydalanabilmesi açısından ortaya koyduğum belgedir.

Haaa.... Bir de şu konu var..
Bir Rum kadınının, Türkiye'den; tazminat kopardığı bir ortamda,... O zamanki insanların, toprakları ile ilgili haklarını araması kimsenin gücüne gitmemelidir.

Ben tekrar tekrar şunu belirtmek isterim ki; Boşnaklar; tarih boyunca dinlenip, görüp, duyup tüm dünyaya, tüm nesillere aktarılmalıdırlar.
Saygılarımla.

muzo
24-05-07, 23:10
DOKUZ CANLI ADAM NURO


Çoğu zaman insan hayatında iz bırakan olaylar vardır.Eskiden bazı yaşanmış olaylar kuşaktan kuşağa aktarılır, inanılması güç şeyler anlatılırdı bizlere...Anlatacağım olay, iki Boşnak ailesinin tartışması sonucu çıkmıştır.

Bu olay şimdilerde yaşanmış olsaydı, televizyondan izlediğimiz sıradan bir olay olarak gibi gelir, olağan karşılardık.Türkiye'de her gün bu tür olaylarla karşılaşmak mümkün.İşin ilginç tarafı, Boşnakların arasında geçen bu olayın medyada yer almasıdır.

80'li yıllarda, Gaziosmanpaşa'da küçük çapta bir işyerimiz vardı.İşyerimiz işlek bir caddede olduğu için, gelen gidenimiz çok olurdu.Yoldan sürekli geçen insanları tanırdık. Ortaokula gittiğim dönemlerde işyerimize tatil zamanlarında yardıma giderdim.Ağzında sigarası ile ayakta at arabası süren birisi geçiyordu devamlı.Büyük ağabeyim her geçtiğinde ''dokuz canlı adam geçiyor'' diye söylenirdi.Amerikan filmlerindeki aktörleri andıran duruşuyla, dokuz canlı adam Nuro'nun hayat öyküsünü merak etmiştim.Filmlerde izlerdik böyle olayları...

70'li yılların ortalarında, Küçükköy'de iki Boşnak aile kavga eder ve kavga esnasında Nuro Smayilagiç, dokuz yerinden bıçak darbesi alır.Doktorları bile şaşırtan bir durum gerçekleşir.Yaşaması mucize olan Nuro, hayatta kalmayı başarmış, gazetelere manşet olmuş ve ''dokuz canlı adam'' olarak kalmış lakabı.

İki Boşnak ailenin neden kavga ettiklerini bilmiyorum.Genelde bizde böyle kavgalar olmaz ama istisnalar kaideyi bozmaz derler.Boşnaklar bu olayı uzun yıllar kendi aralarında konuşmuştur.O dönemlerin en derin iz bırakan olay buymuş.

Küçükköy Benzinara civarlarında Nuro'yu sürekli görürüm.Her seferinde ağabeyimin söyledikleri gelir aklıma.Dokuz yerinden darbe alan, çocukluğumda kahraman olarak gördüğüm, efsane Nuro yaşını göstermeyen, sapasağlam delikanlı görünümündeydi.

Öldürmeyeni Allah öldürmüyor.

muzo
28-05-07, 23:30
ŞEMSİPAŞA MAHALLESİ

İstanbul'un G.O.P'da yaşayan eski Yugoslavya göçmenlerinin yaşadığı mahalledir. Boşnaklar her nedense mahalleyi hep Kuçuköy diye söylerler. Eskiden oraya Kumluçiftlik derlerdi. Belki de Türkiye'de Boşnak adıyla anılan tek mahalledir.(Şemsipaşa Rojaje doğumludur.) Mahalle yamaç üzerine kurulu bir tepedir. Şemsipaşa ve Merkez mahallesinin ortasındaki caddenin adı Sokullu Mehmet Paşadır. (Bugünkü korzonun olduğu yer).Görüyorsunuz ki, hem mahalle hem de caddeye Boşnaklara özgü bir ad takılmıştır. Ayrıca Sokullu Mehmet Paşa caddesi üzerinde bu forumla aynı adı taşıyan Bosna-Sancak camii bulunur,yardımlarla bitirilme aşamasındadır. Kendimi bildim bileli bu mahallenin muhtarları hep boşnaktı. Son yapılan seçimlerde bu gelenek bozuldu. Mahallenin muhtarları arasında uzun dönem muhtarlık yapan zaim Yaman(S.Sancaklı'nın dayısı) ve Muharrem Balota bulunur. Uzun süre Sokak adları ise numarayla adlandırılır. Sokullu Mehmet Paşa caddesinin bir başında Büyük Fuat Paşa ilköğretim okulu, diğer başında Cemal Gürsel İlköğretim okulu bulunur.(Saffet Sancaklı'nın okuduğu okul). Bu okullarda birçok ünlü insan okumuştur. Yıldırım mahallesi daha yeni oluşurken Boşnaklar Rami ve Küçükköy'de yaşarlardı. Küçükköy'ün yolları dik ve tepe olduğundan Yıldırımlı Boşnaklar küçük bayram ziyaretleri dışında pek Küçükköy'e gitmeyi sevmezler. Ancak Yıldırım mahallesinde biranelerin yasak olduğu dönemde,(EYÜP İLÇESİNE BEĞLI OLDUĞU İÇİN) bir dönemlerin ünlü restaurantı Kristo ve Yadrana giderlerdi. Günümüzde de varlığını koruyan tek yer Kumluçiftlik camiinin yanındaki Nezir'in Kahvesi'dir. Eskilerden aklımda kalan,Cüneyt Arkının filmlerinde dublorlük yapan,artist fehim ( FERHAT ÜNAL) Televizyona çokınca büyüklerimiz(enoga FEHİM,iZ KUÇUKKOYA)derlerdi. ARTİST fehimimi bu günlerde sürekli benzinarada görürüm. hatırlladığım başka bir olay ise,Küçükköyün ve Yıldırım'ın Boşnakları arasında bir rekabet olduğu..özellikle futbolda Küçükköy'ün takımları Sancakspor ve Şemsipaşa, Yıldırım mahallesinin takımları Yıldırımspor ve Yıldırımgücüne rakip olurlardı. G.O.P. stadına yakın olduğu için profesyonel ligde oynayan G.o.p Spor Kulübü'ne birçok futbolcu vermiştir. Küçükköy'de arsa olmadığından dolayı,boşnaklar,iYıldırım mahallesi yakınında bulunan Aylin Düğün Salonu'nun civarına ve Kocatepe mahallesine yerleşmişlerdir. Ayvalık'a tatile giden Küçükköylü Boşnakların en çok hoşuna giden de orada da Boşnakların yaşadığı bir Küçükköy'ün bulunmasıdır. Bu tür konularda resim ve anılara sahip olanları merakla bekleriz. poştovajne.

KEÇO VE RAHMAN UKİÇ

Küçükköy'de eskiden Keço'nun kahvesi vardı.O dönemler bilardo oyunu yeni moda olmuştu. Masa tenisi ve bilardo oynamaya giderdik.
Akşamları Keço'nun arka bahçesinde bulunan boş arsada, geceleri voleybol maçları yapılırdı. Keço'nun yeri eskiden spor tesisi gibiydi. İnsanların çoğu voleybol maçlarını severek izlerdi. Tepabaşında yazlık Kader Sineması vardı.O dönemin unutulmaz bir yeriydi.
Kader Sineması'nda sinema filmi haricinde, konserlerde yapılırdı.

Bir de Küçükköy'ün sohbetlerimizden eksik etmediğimiz çevirdiği entrikaları ile ünlü, bizlere sempatik gelen Rahman Ukiç'in bir hikayesini anlatayım. Rahman Ukiç'in ağabeyi Selman Irak'ta çalışıyordu. Rahman Ukiç parasız kalınca aklına bin türlü şeytanlık gelirdi. Telefon kulübesinden yengesini arar, abisi Selman Ukiç'in sesini takit ederek, ''Hanım, Rahman gelirse ....miktar para verirsin'' derdi ve Selman Ukiç'in hanımı durumu anlamaz, kocasına söylediği parayı vereceğini söylerdi. Aradan yarım saat geçmez Rahman Ukiç evin yanından geçerken yengesi çağırır; ''Rahmane az önce Selman aradı, sana para vermemi söyledi'' der, parayı Rahman'a verirdi. Akşama doğru Rahman Ukiç, Kristo'nun Birahanesi'nde herkese yemek, içki ısmarlarken, yakınları durumdan şüphelenir ve Rahman'a para nerden diye düşünürlerdi.

Araştırmalar sonucu gerçek ortaya çıkardı.

Rahman Ukiç'in hikayeleri anlatmakla bitmez...

Bu olaydan sonra Rahman Ukiç, Irak'a çalışmaya gider. Bir kaç yıl sonra Küçükköy'e geri döner. O zaman ağabeyimle bir mağaza işletiyorduk. Rahman Ukiç, bir kaç kez bize fiyat sordu, gitti. Bizden alışveriş yapmak sitediğini, parasının daha Irak'tan gelmediğini,
bize ödeyeceği bir tarih söyledi. Rahman'ı bile bile açık hesap mal verdik. Söylediği tarihte parasını getirdiğinde dumura uğramıştık.
Irak'ta para kazanmış biri olarak açık hesabını ödeyen Rahman abiyi, konusu geçtiğinde bize para ödediğini insanlara anlattığım zaman, çok şaşırmışlardı.

Parasızlığın gözü kör olsun.

İnsan darda kalınca yapıyor demek.

Novi Pazar
06-06-07, 23:43
NOSTALJİK MÜZiK STÜDYOLARI...

Eskiden boşnak evlerinde çalar plaklar vardı.Tek katlı bahçeli Evlerimizde Rizo Hamidoviç,şaban Şauliç,Muharrem SeRbezovski,SaFfet isoviç dinlerdik..o dönemler evlerimizde Televizyon yok denecek kadar azdı.Boşnaklar'ın en büyük lüksü,akşamları çalar plağın olduğu evde posedak yapmak (akşam sohbetleri) ve ploça (plak) dinlemekti. ŞarkılarI dinlerken memlekette bulurduk bir an kendimizi .ne güzeldi o günler!!herkes fabrikada çalışır,işten yorgun dönüp,bir sıcak dost sohbeti ve çalar plaktan dinlediğimiz boşnakça şarkılar..yolda yürürken küçükköy ve yıldırım'da evlerin camlarından yankı yapardı boşnakça şarkılarımız.O dönemler'de plakları Eski jugoslavja'dan gelen akrabalarımız getirirdi bizlere dinlemek için..daha sonra 1974 yılında, Eski iş bankası'nın karşısında bulunan Nokiç'lerin evinde Girne plak açıldı.burası ilk boşnakça plak satan stüdyoy'du..kıbrıs savaşı'nın etkilerinin görüldüğü yıllardı. Merhum şehit kamil balkan şehit düşmüştü.Boşnak şarkıcı Zikri Özdemir kamil Balkan anısına sa kiprase javlam (kıbrıs'tan sesleniyorm) şarkısın besteledi.kamil balkan'ın şehit düşmesi tüm boşnakları derinden üzmüştü.o dönemler boşnak gençlerinde müzik yapma hevesi oluşmuştu ,boşnakça şarkı söyleme heveslisi gençler çıktı ortaya.Bunlar,zikri özdemir,(HOT)Hasan kahraman(GIRLİÇ)dahil kaçar(pendik) Reşat sipahi (pendik) vs.Müzikle uğraşalanların arasında Smajo Derman, rock müziğiyle ilgileniyordu.Erkin koray'ın izinden gitmk istedi o tarz müziğe merakı vardı..Smajo Derman dönemin en iyi gitaristiydi.uzun dönem müzikle uğraştı.Girne plakın dönemi uzun sürmedi.Arkasından magnetofon (teyp) dönemi başladı.plak ömrünü bitirip kaset'ler piyasaya çıkmıştı.Almanya'da çalışan boşnak'lar yanlarında teyp getirmeye başladı. dönem, kaset çalar dönemiydi artık...hal böyle olunca,500 Evler'de müzik stüdyo'ları açılmaya başladı..stüdyo Osman,stüdyo Hayran,yusuf demirok,(Liçina)gitarcı kasım (stüdyo muzo) sırlayabiliriz.Yugo'dan gelen akrabalarımız hediye kaset getirirlerdi bize..yeterli adet olmadığı için,sözünü ettiğimiz stüdyo'larda kayıtları çoğaltırdık.uzun bir dönem müzik stüdyo'ları popülerliğini korudu.boşnak'lar kasetleri çoğaltmak için sıraya girerdi.kasetçilerin gün verdiği zamanlar bile oldu yoğunluk karşısında .benim jenerasyonum bu şarkılar sayesinde boşnak'ça diline kültürüne sempati duydu. Boşnaklar Halk müziğini (narodna)daha çok severek dinliyordu.ben ise zabavna (hafi müzik)müziği dinlemeyi severdim.daha çok Zdravko Çoliç,Sebrena krila,Ribla çorba,Biyelo düğme,Oliver,son dönem Lepa Brena dinlemeyi seviyordum.Zdravko çoliçin her yeni çıkan albümünü stüdyo Hayran'a Kayıt yaptırıyordum..Zdravko çoliç'in popüler şarklıları, pusti pusti modu,Ostani,Hanka paldum'un Volelasam Volela şarkıları dillerden düşmeyen şarkılardı.Eurovizyon şarkı yarışmasında Seyit Memiş vayta'nın LEYLA şarkısı dereceye girerek gönlümüzde taht kurmuştu.1983 yılında Eurovizyon şarkı yarışmasında Daniel popoviç DZULİ şarkısyla İkinci sırayı aldı.o yııllar memleket şarkılarını daha çok sevdik ve sahiplendik o zamanlar.. .özümsediğimiz her şarkıyı müzik stütyoları'nda çoğaltırdık.günümüzde ise ne çalar plak nede kaset çalar kaldı...haliyle, bir döneme damgasını vuran müzik stüdyo'ları nostalji sayfalarında yerini aldı..Artık Evlerimizde uydu antenden istediğimiz kanal ve şarkıları dinleyebiliyor,gerektiğinde Halit Besliç,Şaban Şauliç gibi şarkıcıları istanbul'a getirebiliyoruz.

ZAMAN SESSİZ BİR TESTEREDİR.


Muzaffer abime;
Müziğimiz o zamanlar müzikti diyosun yani.Daha kimse Türkçe müziğe ısınmamıştı ilginç ilginç müzik türleri yoktu.Ve 4 gözle bekliyordunuz yugoslav halk sanatçıları albüm yapsada buralara gelse diye.

Peki şimdi nasıl Boşnakça müziği itici bulanlar bile var.Rock yada metal dinliyolar veya son moda rap müzik.Olsun alıştırıcaz yavaş yavaş bakın bu konserlerde buna katkı sağlayacak göreceksiniz.

muzo
09-06-07, 00:19
KURU ET-SUHO MESO BULUNUR.

Bizim boşnaklara özgü birşeydir.. Eskiden uzun sure yolda, seferde olanlar yanlarına dayanıklı olduğu için alırlarmış.
Rivayete göre günümüzden 300/400 yıl önce balkanlardan hacca gidenlerden biri develerle yolculuk
yaparken,yanında götürdüğü çiğ eti devenin semerine koymuş.
Yoculuğun sonunda semere koyduğu etti alırken,tesadüf eseri devenin tuzlu derisine temas eden et parçası,
bozulmamış diğer tarafı bozulmuş.
Hal böyle olunca,uzun süre sefere gidenler eti tuzlayıp kurutma yöntemini bulmuşlar.
Tuzlanan eti gürgen ağacından odunlarla iste kurutmuşlar.Balkan insanına özgü olan kurueti boşnakların vazgeçilmez mezesidir.büyüklerimden dinlediğim kadarıyla eski yugoslavyada köyde yaşayanlar eti tavan arasında uzun süre bekletip kuruttuklarını anlatırlardı.
Yugoslayadan yeni göç ettiğimiz dönemlerde babam küçük çapta iste et kuruturdu.
Yugoslavyadan gelen akrabalarımız hediye olarak kuru et getirilerdi.
Gelen turistlet işin ticaretini yaparlardı.o dönemler türkiyede yaşayan boşnaklarda kuruetle ilgilenecek zaman azdı,hayat şartlarının verdiği zorluklar yüzünden..
Yugoslavyadan akrabalarımızın getirdiği kuru etin anlamı ve değeri vardı bizim için..
akşam sohbetlerinde misafirlere kuru et ikram ederlerdi.
O zamanlar kuru et dilim dilim keslmezdi.parça olarak ikram edilir yiyene kadar dişlerime eziyet ederdim.
Zamanla 500 Evlerde yaşayan boşnaklar 80'li yılların başlarında kuru et işine girdiler.
İlk olarak kuru et işine Yıldırım mahallesinde Hivzo Rastiç başladı.
Ardından Suleyman Hayredinoviç,Elmas Cerekarac,Elmas Raşlanin,Nurettin Kırçe,Ramo Metoviç,Ömer Bibiç,ve tayip bölükbaşı kuruet işine el attı.Adını saydığım kişilerin hepsinin mesleği kasaptı
O dönemler kuru et evlerde meze olarak tüketilirdi.Birahane,restaurant,içki satan büfeler çok azdı.
kuru eti boşnaklar haricinde fazla kimse bilmiyordu.yiyenlerde çok tuhaf bulurdu kuru eti..

Küçükköyde yadran restaurant,yıldırımda abitovo hançe,Şefko gibi yerlerde kuruet satışı başladı.
Oldukça pahalı olan kuru et güzel bir bira mezesi olduğu kadar soframızdan eksik etmediğimiz
kuru fasülye yemeğiyle çok güzel gider.

Bu tip halka açık yerlerde satılmaya başlayan kuru et halka böyle açıldı.
500 Evler,küçükköy,pendikte bulunan restaurantlarda meze olarak satılmaya başladı.
kapalı çarşı ve laliledeki esnaflara kuru et satan kişiler vardı.
Bu işi yapan kişiler kurueti dilim dilim kesip esnaflara satarlardı.

İyice yaygınlaşan kuru et boşnakların haricindeki insanlarında vaz geçilmez mezesi oldu.
Günümüzde Kuru et işini yapan kasapların çoğu yıldırım mahallasindedir.
Anadoluda yaşayan boşnaklar kuru eti yıldırım mahallesindeki kasaplara telefondan Tedarik ederler
.Şimdilerde restauran,cafe,büfe tarzı işletmelerin camlarında Kuru et bulunur yazılarına rastlarız..
PENDİK VE 500 Evlere değişik yerlerden kuru et yemeğe gelenler var.

Memleketten getirdiğimiz Kuru et kültürünü şimdi artık her kes tanıyor ve biliyor.
işletmeler her ne kadar camlarında boşnak kuru eti bulunur yazısı yazmasalarda,
her kes kuru etin boşnaklara özgü olduğunu biliyor.

free zone
09-06-07, 18:00
Eskiden benim çocukluğumda şehit kamil balkan ilkokulunda okurken okulun yakınında neconun kahvesinin tam karşısında yol üzerinde seyyar köfteci vardı. Sokaktan yemek yenmez denir ya hani o zamanlar ne büyük bir lezzetti o. Çocukluktan mı bilmiyorum ancak köfteler ben hayatımda bir daha öylesini yiyeceğimi zannetmiyorum... burda boyle suho meso falan konuşulunca yazmak istedim bir de yıldırım pastanesinin ramazan pidesi ile Alman pastası...çok tezat oldu şimdi pide ile pasta ama güzeldi :)
Eskiden diyoruz ya şimdi hiç tadı yok bunların hayatın, ya da bizler lezzetimizi mi kaybettik ne???

Novi Pazar
09-06-07, 18:47
Eskiden benim çocukluğumda şehit kamil balkan ilkokulunda okurken okulun yakınında neconun kahvesinin tam karşısında yol üzerinde seyyar köfteci vardı. Sokaktan yemek yenmez denir ya hani o zamanlar ne büyük bir lezzetti o. Çocukluktan mı bilmiyorum ancak köfteler ben hayatımda bir daha öylesini yiyeceğimi zannetmiyorum... burda boyle suho meso falan konuşulunca yazmak istedim bir de yıldırım pastanesinin ramazan pidesi ile Alman pastası...çok tezat oldu şimdi pide ile pasta ama güzeldi :)
Eskiden diyoruz ya şimdi hiç tadı yok bunların hayatın, ya da bizler lezzetimizi mi kaybettik ne???


oooo senin çocukluğun tabi o zamanlar Adnan Menderes vardı herhalde yönetimde:):):):):):):)Ablaların bi tanesi sen bu diziyi çok iyi bilrsin.İsmini bilmiyorum çünki,annem o yıllar trt'de hem ziler hem ağlardı komşularla beraber.
Bir tane kız var çok güzel böyle dünyalar güzeli,birde bunu kıskanan bir kız var o çok çirkin ama bunalr kardeşler fakat bilmiyorlar.İşte böle bir diziydi bu güzel kızın ismi Emanuella'ydı galiba.Bunu izlerdim hep ve benim vazgeçilmez çizgi dizim,Transformens....

samozaTEBE
14-06-07, 15:05
YILDIRIM'IN NOSTALJİK MEKANLARI..

ABİT'OVO HANÇE..

Eskiden Bayrampaşa Eyüp ilçesine bağlıydı..Eyüp sultanın vasiyeti varmış,bu nedenle Eyüp sınırlarında içki satışı yasaktı..Bizim boşnaklar Küçükköy tarafındaki Restaurantlara giderdi.Şimdiki 2000 Restaurantın tam karşısındaydı Abitovo hançe...(Abitin küçük hanı).küçüktüm,bu bu yeri hatırlıyorum... insanın yasaklara karşı alerjisi olduğu için salaj görüntüsü veren Abitovo hançe, dönemin popüler yeriydi... çoğu kez mezelere konu olmuştur, Eski yugoslavya memleket konuları..akşam iş dönüşünün uğrak yeriydi..koçe otis tamo sat u kuçukkoyu..akşam ,üstü bir kaç duble içer evlere giderdi insanlar..hoş sohbetlerin yaşandığı bu nostaljik mekanı anlatmak doğru karar..daha sonra Bayrampaşa ilçe olduktan sonra birahaneler çoğalmaya başladı.. ,Abit Amca (bibiç) bu yeri kapatmak zorunda kaldı..2 yıl önce yitirdiğimiz Saygıdeğer Abit Amcamızı nostalji köşesinde anmak benim için bir görevdi.. merhumu saygıyla anıyorum..
merak eden büyüklerinden Abitovo hançe anıları dinleyebilir..
.................................................. ..........



QUOTE=muzo;73042]YILDIRIM'IN NOSTALJİK MEKANLARI..


.................................................. ..........

muzo ABİ biz senin hakkını nasıl ödeyeceğiz.Açmış olduğun konular hep zirvede kalıyor.Sana söz verdiğim gibi nostalji bölümünü baştan sona kadar okudum.Ama PENDİK hakkında fazla bir şey yazmıyorlar onu bile sen yazıyorsun valla ben daha ne diyeceğimi bilmiyorum.bende bu bölümde pendiğin meşhur şimdiki adıyla beyaz köşk kahvesinden bahsetmek istiyorum.
ORLOVA KAHVA
Süreyapaşa caddesindeki şimdiki bahar temizliğin olduğu yerde önceden bakkal ORLO vardı. Karşısındaki kahveye yani Şimdiki Beyaz köşk kahvesinin olduğu yere önceden ORLOVA KAHVA denilirdi. Sahibi Sultan Süleyman Akar
(SÜLO). Haki od troyke ninde bahsettiği gibi yıldırıma ilk olarak kendi otobüsüyle sanırsam osman (osmo) amca mercedesiyle (merso) başlamıştı.Teyzemler dayımlar yıldırımdan bize geleceği zaman onları hep orlova kahvanın orda inmelerini söylerdik.
Sağolasın Muzo abi sayende nostalji araştırmalara başladım.

Kenan?BROV?C
19-06-07, 14:27
60'lı yılların sonuydu. Yugoslavya'dan göçedeli bir sene olmuştu. Dayımlar bir eve taşınmış fakat taşınmadan önce evin temizlenmesinde hanımları çalışmıştı. Bir gün yengemin çok ağır hasta olduğunu işittik. Eve geldiğimizde yengenin yattığını gördük. Ben küçüktüm beni çağırdı öptü. Gözleri ben ölüyorum artık der gibiydi. Dayımların çocuğu yoktu. Zaten yeni evliydiler. Fakat yengem evi temizlerken şiddetli üşütmeden dolayı hastalanmış ve yatağa düşmüştü.Ateşi çok yüksekti ve hiç düşmüyordu. O gün yengemi son gördüğüm gündü. Her şey çok çabuk gelişti ve ne yazık ki yengemi birkaç gün içinde kaybettik. Biz çocuklar olarak bu olayın acısını pek anlayamadık. Ama gencecik daha yirmi yaşında ve bir umut için, daha iyi bir yaşam için geldiği memleketteki ilk kaybımızdı o... Onu hiç unutmayacağız...

?afak BONCUK
20-06-07, 13:06
KURU ET-SUHO MESO BULUNUR.

Bizim boşnaklara özgü birşeydir.. Eskiden uzun sure yolda, seferde olanlar yanlarına dayanıklı olduğu için alırlarmış.
Rivayete göre günümüzden 300/400 yıl önce balkanlardan hacca gidenlerden biri develerle yolculuk
yaparken,yanında götürdüğü çiğ eti devenin semerine koymuş.
Yoculuğun sonunda semere koyduğu etti alırken,tesadüf eseri devenin tuzlu derisine temas eden et parçası,
bozulmamış diğer tarafı bozulmuş.
Hal böyle olunca,uzun süre sefere gidenler eti tuzlayıp kurutma yöntemini bulmuşlar.
Tuzlanan eti gürgen ağacından odunlarla iste kurutmuşlar.Balkan insanına özgü olan kurueti boşnakların vazgeçilmez mezesidir.büyüklerimden dinlediğim kadarıyla eski yugoslavyada köyde yaşayanlar eti tavan arasında uzun süre bekletip kuruttuklarını anlatırlardı.
Yugoslayadan yeni göç ettiğimiz dönemlerde babam küçük çapta iste et kuruturdu.
Yugoslavyadan gelen akrabalarımız hediye olarak kuru et getirilerdi.
Gelen turistlet işin ticaretini yaparlardı.o dönemler türkiyede yaşayan boşnaklarda kuruetle ilgilenecek zaman azdı,hayat şartlarının verdiği zorluklar yüzünden..
Yugoslavyadan akrabalarımızın getirdiği kuru etin anlamı ve değeri vardı bizim için..
akşam sohbetlerinde misafirlere kuru et ikram ederlerdi.
O zamanlar kuru et dilim dilim keslmezdi.parça olarak ikram edilir yiyene kadar dişlerime eziyet ederdim.
Zamanla 500 Evlerde yaşayan boşnaklar 80'li yılların başlarında kuru et işine girdiler.
İlk olarak kuru et işine Yıldırım mahallesinde Hivzo Rastiç başladı.
Ardından Suleyman Hayredinoviç,Elmas Cerekarac,Elmas Raşlanin,Nurettin Kırçe,Ramo Metoviç,Ömer Bibiç,ve tayip bölükbaşı kuruet işine el attı.Adını saydığım kişilerin hepsinin mesleği kasaptı
O dönemler kuru et evlerde meze olarak tüketilirdi.Birahane,restaurant,içki satan büfeler çok azdı.
kuru eti boşnaklar haricinde fazla kimse bilmiyordu.yiyenlerde çok tuhaf bulurdu kuru eti..

Küçükköyde yadran restaurant,yıldırımda abitovo hançe,Şefko gibi yerlerde kuruet satışı başladı.
Oldukça pahalı olan kuru et güzel bir bira mezesi olduğu kadar soframızdan eksik etmediğimiz
kuru fasülye yemeğiyle çok güzel gider.

Bu tip halka açık yerlerde satılmaya başlayan kuru et halka böyle açıldı.
500 Evler,küçükköy,pendikte bulunan restaurantlarda meze olarak satılmaya başladı.
kapalı çarşı ve laliledeki esnaflara kuru et satan kişiler vardı.
Bu işi yapan kişiler kurueti dilim dilim kesip esnaflara satarlardı.

İyice yaygınlaşan kuru et boşnakların haricindeki insanlarında vaz geçilmez mezesi oldu.
Günümüzde Kuru et işini yapan kasapların çoğu yıldırım mahallasindedir.
Anadoluda yaşayan boşnaklar kuru eti yıldırım mahallesindeki kasaplara telefondan Tedarik ederler
.Şimdilerde restauran,cafe,büfe tarzı işletmelerin camlarında Kuru et bulunur yazılarına rastlarız..
PENDİK VE 500 Evlere değişik yerlerden kuru et yemeğe gelenler var.

Memleketten getirdiğimiz Kuru et kültürünü şimdi artık her kes tanıyor ve biliyor.
işletmeler her ne kadar camlarında boşnak kuru eti bulunur yazısı yazmasalarda,
her kes kuru etin boşnaklara özgü olduğunu biliyor.


SEVGİLİ MUZO, evome

Hazır bu konuyu açmışken aklıma başımdan geçen ilginç bir konuyu
sizlerle paylaşmayı hatırlatmış oldun.

Yıl yanılmıyorsam 92 veya 93, profesyonel sendikacı olduğumdan futbol
hakemliğine ara vermek zarureti hasıl olmuştu. Bir gün Sevgili Arkadaşım
şu an Türkiye Futbol Hakem Komitesi Başkanı Mustafa ÇULCU yanıma
ziyarete gelmişti. Kendisi ile aynı devre sayılırız hakemlikte ve çok çok
sıcak bir arkadaşlığımız vardır.

Hadi gel seninle KARTAL açık oto pazarına araba almaya gidelim sen oraları
benden iyi bilirsin dedi. Yanında da kendisi gibi bir subay arkadaşı daha
vardı. Biz yola koyulduk koyulmasına da PENDİK'e gelince hadi size
değişiklik olsun diye bir kıyak yapayım dedim. Hava da aynı bu günler gibi
yakıcı ve o zamanlar klimalı araba hak getire, otomobilde kavrulmuştuk
anlıyacağınız.

Bir iki bira ısmarlıyayım size birde bizim değişik bir spesiyalimiz var onun
tadına başka bir yerde varamazsınız hatta bulamazsınız diyerek bizim
SAPANBAĞLAR'ın yolunu tuttuk.
Şu an adını unuttuğum AVCILAR KLÜBÜNÜN sırasında TEKEL büfesi BAYRO'nun
bitişiğindeki restauranta kapağı attık. Buz gibi biralarımız, çerezimiz ve malum
baba bir tabak PRŞUTTA yani SUHO MESO servisimiz geldi.

Sevgili ÇULCU <<< BU NE >>> dedi. Bende PRŞUTTA diye mukabelede
bulundum. Fakat detayını anlatmama fırsat kalmadan " ben PUŞT, MUŞT
yemeği yemem " diye takıldı. İlk başlarda tadına bakmaya bile pek niyeti
yoktu misafirlerimin. Ben ise onlara inat o ihtişamla duran tabağa var olan
bütün samimiyetimi gösteriyordum. Derken misafirlerim de birer ikişer
tabağa ve sonrasında kaç kere geldiği meçhul tabaklara olanca ilgilerini
göstermeye başladılar. Diğer mezelerin, çerezin yüzüne bakan yok bu arada.
Haliyle gelen giden biralarında sayısını kaçırdık ve tatlı bir mayhoşluk çöktü
üzerimize;

O gün KARTAL oto pazarına gitmemiz saat 22.30'u bulmuştu ki o saatte ne
araba bulabilirdik nede araba bulsak bile arabayı inceliyebilecek durumda
idik.

Tek çare kalmıştı tıpış tıpış KOCAELİ'ye dönmek. Mustafa ÇULCU'nun araba
alma macerası da bir başlka bahara kalmıştı.

Artık alışkanlık yapmıştı ve kendisi ile bir kaç kez daha SAPANBAĞLARI'nın
yolunu tuttuk. Ayrıca kendisinin de o tarafa yolu düştükçe gittiğini
söylerdi.

Bu gün hala ne zaman görüşsek bana hadi PENDİK'e PUŞTA ( prşutta )
yemeğe gidelim diye takılır.

kufor
20-06-07, 13:56
muzo ABİ biz senin hakkını nasıl ödeyeceğiz.Açmış olduğun konular hep zirvede kalıyor.Sana söz verdiğim gibi nostalji bölümünü baştan sona kadar okudum.Ama PENDİK hakkında fazla bir şey yazmıyorlar onu bile sen yazıyorsun valla ben daha ne diyeceğimi bilmiyorum.bende bu bölümde pendiğin meşhur şimdiki adıyla beyaz köşk kahvesinden bahsetmek istiyorum.
ORLOVA KAHVA
Süreyapaşa caddesindeki şimdiki bahar temizliğin olduğu yerde önceden bakkal ORLO vardı. Karşısındaki kahveye yani Şimdiki Beyaz köşk kahvesinin olduğu yere önceden ORLOVA KAHVA denilirdi. Sahibi Sultan Süleyman Akar
(SÜLO). Haki od troyke ninde bahsettiği gibi yıldırıma ilk olarak kendi otobüsüyle sanırsam osman (osmo) amca mercedesiyle (merso) başlamıştı.Teyzemler dayımlar yıldırımdan bize geleceği zaman onları hep orlova kahvanın orda inmelerini söylerdik.

EVET ARKADAŞIM GÜZEL Bİ ÖRNEK VERMİŞSİN SULTAN SÜLAYMAN İÇİN KENDİSİDE BENİM DAYIM OLUYOR :) ASLINA BAKARSAN KAHVEDEN ÖNCE ORASI YUGOSLAVYADAN GELEN BİRBİRİNDEN GÜZEL ŞARKICILARIN MİLLETİ ÇOŞTURDUĞU ÇOK GÜZEL Bİ MEYHANEYDİ :) TABİİ BİZDE BOŞ DURMAZDIK KAPI VE CAM ARALIKLARINDAN İÇERİYİ SÜZERDİK:D :D :D
ZANNEDERSEM GEÇEN SENEYE KADARDA ORASI YUGOSLAVYAYA KALKAN OTOBÜSLERİN DURAĞI İDİ:)

kufor
21-06-07, 11:13
pendik de yaşayanlar çoğu kişi için TEKEL FABRİKASININ ayrı bi önemi vardır eskiden çoğumuzun mutlak ailelerinden birileri tekel fabrikasında çalışmıştır benımda annem dahil teyzelerim ve halalarım ordan emekli olmuşlardır ozamanlar bize bakacak kimse olmadığı için bizde tekel fabrikasının yuvasına gidiyorduk OSMO abimizin eski mersedes marka otobüsünüde unutmamak lazım bende muavin koltuğunu oturur pendikden cevizliğe gidene kadar NEÇU NEÇU DİYAMANTE şarkısını sabah akşam çalışanlara dinletip kafalarını ütülerdim :D :D
vede hala annemin arkadaşları ne zaman beni görseler o şarkıyı hala dinliyormusun gibilerinden sorular sorarlar:D :D özellikle fabrika çıkışlarında otobüsleri bekleme alanındaki çalışanların muhabbetleri uutulmaz bi anı olarak kalıcak (eski fotolarıda çok yakında burda sizlerle paylaşıcam ):)
(TEKEL FABRİKASININ BİZDE KALAN TEK KÖTÜ ANISIDA TEYZEMİN OĞLU FUAT ABİMİN 2 SENE EVVEL MESAİ ÇIKIŞI ARABASIYLA KAZA GEÇİRİP FELÇ KALMASI BURDAN KENDİSİNE ACİL ŞİFALAR DİLERİM :( :( :( ...)

muzo
21-06-07, 23:20
ESKİDEN BİZ DENİZE GİDERKEN

Eskiden,1970'li yıllarda boşnaklar için denize,plaja gitmek modernlik ile eş değerdi.Eski Yugoslavya'da atalarımız deniz,plaj nedir bilmezlerdi.Türkiye'ye göç etttikten sonra İstanbul'da fabrikalarda çalışan insanlar arasında sınıf farkllığı yoktu.O dönemler boşnaklar dışa açık yaşamıyordu.Örnek verecek olursak,evlilik için görüşmeye giden gençlerin yanında tanışma esnasında bir refakatçı olmak zorunluluğu vardı.Sebebi ise ya birisi görürse.Denize giden bayanların sayısı çok azdı...Bu dönemlerde yaşayan 500 evler ve Sefaköydeki boşnaklar plaj kültürünü öğrendi..Ailece denize giderken mahalede plaja gittiğimiz için konu komşu bizi tuhaf karşılardı..Ben kendi ailemden hatırlıyorum yaz aylarında Almanyada işçi olarak çalışan amcam,makedonyada yaşayan halam ve ailesi geldiği zaman topluca denize giderdik.Bizim için yeni bir şey bayanlar açısından ayıp denilecek bir durum idi .Biz Bu zinciri yurt dışında yaşayan amca ve halam sayesinde kırdık.Topluca tüm aile çoluk çocuk denize giderdik.Eskiden o dönemler ekonomik durumu iyi olan boşnaklar çadırlarda tatil yapardı.yazlık saha yoktu.

İstanbulun Avrupa yakasında dönemin ünlü plajları vardı.Oralara gitmek bizim için biraz lüks idi.Hiç Unutmam ağabeyim yenİ bir oto satın almıştı.Siftah olarak çatalcaya bağlı karaburun plajına gitmiştik hepbirlikte.Ben ilk kez deniz ve plajla o zaman tanıştım.500 Evlerde yaşayan boşnakların hepsi o dönemler karaburun plajına gidiyordu.Karaburun plajının bir özelliği vardı çok derin olduğu için yabancılık çekenler bu denizde çok boğuluyordu.Almanya'dan gelen amcam bizleri florya plajlarına götürmeye başladı..Bir gün florya plajlarının yanında bedavacıların gittiği menekşe plajı vardı.Ailece çok kalabalık gittiğimiz için biletle giren iki kişiye herkesin eşyaları teslim edilirdi. Yan tarafta bulunan beleşçilerin gittiği menekşe plajından kaçak giriş yapardık.Florya'da bulunan Atatatürk köşkünün etrafında yüzerdik.Tüm boşnaklar artık florya,güneş,halk,belediye plajlarını tanımaya başladı.Daha sonraki yıllar Yeşilköy'de bulunan çiroz plajını tercih etmeye başladık.Sinema Sanatçısı Tarık Akan çiroz plajında cankurtaran olarak çalışıyordu.Belli bir dönem sonra Ataköy plajı modası başladı .Boşnaklar diğer plajlara gitmeyi bırakıp, Ataköy plajını tercih ettiler.Ataköy bir dönem boşnak plajı diye anılıyordu.

İstanbul'un Anadolu yakasında,yaşayan boşnaklar bizden daha avantajlı idi.Pendik,Kartal,Rahmanla,Maltape,Cadde bostan plajları yaşadıkları yerlere çok yakındı.Yaz tatilllerinde kartal ve pendikte yaşayan akrabalarımızın yanına giderdimAkrabalarımla ,Kartal Havacılar,Pendik belediye,Halk plajlarına giderdik.Haftalarca kalırdım yanlarında..O Avrupa yakasındaki plajlara giderken minibüs ve tren ulaşım araçlarına binerdik..Hem ziyaret hem deniz..İstanbulun bu nostaljik plajlarını tercih eden boşnaklar ,gururla denize gittiklerini millete övünç kaynağı olarak anlatırdı.Modernliğin tek belirtisiydı o dönemler..Yıllar geçtikten sonra ekonomik olarak güçlenen boşnaklar ilk olarak ,Kumurgaz'da yazlık almaya başladılar.Palazlanma dönemi başlıyor.

Çadır ve plaj dönemi bitmişti artık.Kumburgaz artık boşnakların tercih ettiği plajdı .Boşnak bir yeri keşfetmesin herkes oraya giderdi. kumburgaz'dan sonra,Silivri,Şile boşnaklar keşfettiği plajlardı..Ekomomik olarak güçlenen boşnaklar yaz tatili tercihlerini değiştirdiler.Artık boşnakların ayak basmadığı deniz ve plajları tercih dönemi başlamıştı.Kış ayları iç içe aynı mahhallede yaşayan boşnaklar tatil tercihlerini,boşnakların bilmediği fazla olmadığı yerleri tercih etttiler.Günümüzde hala yaşlı insanların sohbetlerine denk gelirim"[B]0 tarihlerde biz denize giderken hiç bir boşnak denize gitmezdi"[/B bu sözü modernliğin çağdaşlığın bir göstergesi olarak gururla söyler dururlar.

fele
22-06-07, 12:56
ESKİDEN BİZ DENİZE GİDERKEN...

Eskiden,1970'li yıllarda boşnaklar için denize,plaja gitmek modernlik ile eş değerdi.Eski Yugoslavya'da atalarımız deniz,plaj nedir bilmezlerdi.Türkiye'ye göç etttikten sonra İstanbul'da fabrikalarda çalışan insanlar arasında sınıf farkllığı yoktu.O dönemler boşnaklar dışa açık yaşamıyordu.Örnek verecek olursak,evlilik için görüşmeye giden gençlerin yanında tanışma esnasında bir refakatçı olmak zorunluluğu vardı.Sebebi ise ya birisi görürse.Denize giden bayanların sayısı çok azdı...Bu dönemlerde yaşayan 500 evler ve Sefaköydeki boşnaklar plaj kültürünü öğrendi..Ailece denize giderken mahalede plaja gittiğimiz için konu komşu bizi tuhaf karşılardı..Ben kendi ailemden hatırlıyorum yaz aylarında Almanyada işçi olarak çalışan amcam,makedonyada yaşayan halam ve ailesi geldiği zaman topluca denize giderdik.Bizim için yeni bir şey bayanlar açısından ayıp denilecek bir durum idi .Biz Bu zinciri yurt dışında yaşayan amca ve halam sayesinde kırdık.Topluca tüm aile çoluk çocuk denize giderdik.Eskiden o dönemler ekonomik durumu iyi olan boşnaklar çadırlarda tatil yapardı.yazlık saha yoktu.

İstanbulun Avrupa yakasında dönemin ünlü plajları vardı.Oralara gitmek bizim için biraz lüks idi.Hiç Unutmam ağabeyim yenİ bir oto satın almıştı.Siftah olarak çatalcaya bağlı karaburun plajına gitmiştik hepbirlikte.Ben ilk kez deniz ve plajla o zaman tanıştım.500 Evlerde yaşayan boşnakların hepsi o dönemler karaburun plajına gidiyordu.Karaburun plajının bir özelliği vardı çok derin olduğu için yabancılık çekenler bu denizde çok boğuluyordu.Almanya'dan gelen amcam bizleri florya plajlarına götürmeye başladı..Bir gün florya plajlarının yanında bedavacıların gittiği menekşe plajı vardı.Ailece çok kalabalık gittiğimiz için biletle giren iki kişiye herkesin eşyaları teslim edilirdi. Yan tarafta bulunan beleşçilerin gittiği menekşe plajından kaçak giriş yapardık.Florya'da bulunan Atatatürk köşkünün etrafında yüzerdik.Tüm boşnaklar artık florya,güneş,halk,belediye plajlarını tanımaya başladı.Daha sonraki yıllar Yeşilköy'de bulunan çiroz plajını tercih etmeye başladık.Sinema Sanatçısı Tarık Akan çiroz plajında cankurtaran olarak çalışıyordu.Belli bir dönem sonra Ataköy plajı modası başladı .Boşnaklar diğer plajlara gitmeyi bırakıp, Ataköy plajını tercih ettiler.Ataköy bir dönem boşnak plajı diye anılıyordu.

İstanbul'un Anadolu yakasında,yaşayan boşnaklar bizden daha avantajlı idi.Pendik,Kartal,Rahmanla,Maltape,Cadde bostan plajları yaşadıkları yerlere çok yakındı.Yaz tatilllerinde kartal ve pendikte yaşayan akrabalarımızın yanına giderdimAkrabalarımla ,Kartal Havacılar,Pendik belediye,Halk plajlarına giderdik.Haftalarca kalırdım yanlarında..O Avrupa yakasındaki plajlara giderken minibüs ve tren ulaşım araçlarına binerdik..Hem ziyaret hem deniz..İstanbulun bu nostaljik plajlarını tercih eden boşnaklar ,gururla denize gittiklerini millete övünç kaynağı olarak anlatırdı.Modernliğin tek belirtisiydı o dönemler..Yıllar geçtikten sonra ekonomik olarak güçlenen boşnaklar ilk olarak ,Kumurgaz'da yazlık almaya başladılar.Palazlanma dönemi başlıyor.

Çadır ve plaj dönemi bitmişti artık.Kumburgaz artık boşnakların tercih ettiği plajdı .Boşnak bir yeri keşfetmesin herkes oraya giderdi. kumburgaz'dan sonra,Silivri,Şile boşnaklar keşfettiği plajlardı..Ekomomik olarak güçlenen boşnaklar yaz tatili tercihlerini değiştirdiler.Artık boşnakların ayak basmadığı deniz ve plajları tercih dönemi başlamıştı.Kış ayları iç içe aynı mahhallede yaşayan boşnaklar tatil tercihlerini,boşnakların bilmediği fazla olmadığı yerleri tercih etttiler.Günümüzde hala yaşlı insanların sohbetlerine denk gelirim"[B]0 tarihlerde biz denize giderken hiç bir boşnak denize gitmezdi"[/B bu sözü modernliğin çağdaşlığın bir göstergesi olarak gururla söyler dururlar.







Memleketten geldikten sonra, denize kıyısı olan illere veya ilçelere yerleştirilen boşnaklar'a her zaman gıpta etmişimdir. Ne şanslılar diye düşünmüşümdür.
Çekilen sıkıntılar haricinde, anı düşünürsek deniz kıyısı, değerlenen araziler, güzel bir yaşam.vs.
Rahmetli babam, bir zamanlar fethiye civarlarında çalışmış, o sıralarda oralarda yabancı şirketlerin çalıştırdığı maden ocakları varmış. İyi de para kazanırmış.
Kendisini de oranın yerli halkına sevdirmiş ki, babama bir sürü yer göstermişler deniz kıyısından. " İşte şu gözünün alabildiği yer senin olsun " derlermiş. Tabi çok ucuz, yok pahası bir değer karşılığında. Oraların yerli halkı bile demekki o zamanlar denizin kıymetini bilmiyorlardı. Babam, " deniz kıyıları bataklıktı, sazlıktı, bakımsızdı " derdi. Kızardık tabi biz.:mad: " O insanların zayıf durumlarından faydalanıp fırsatçılık yapmak istemedim " derdi.
Velhasıl kelam, bizlerde çocuklar olarak denizde değil ama devlet su işleri'nin sulama kanallarında yüzmeyi öğrendik mecburen:confused:

babovic
24-06-07, 17:57
sevgili muzo harikasın be brat
nereden bulursun böyle konuları.
beni florya,ataköy plajlarından aldın,cevizlideki tekel yarımadası plajlarına götürdün.
işte nostalji bu teşekkürler kardeşim.

muzo
02-07-07, 22:57
BOŞNAKLAR HASTALANINCA...

Dr. İlhan ve Dr. Ömer Güven, Boşnakların eskiden en güvendiği doktorlardı... Bu iki doktor boşnak ailelerine fazlasıyla güven vermiştir. Öyle ki bir boşnak hastalandığında hastaneye gitmeden önce veya hastanede muayene olduktan sonra mutlaka emin olmak için bu doktorlara tekrardan görünürlerdi. Bu doktorlardan ömer güven eski yugoslavya göçmeni,Dr,ilhan göçmen olmadığı halde boşnakçayı sonradan öğrenmiştir.. Bu dönemlerde boşnak doktor olmadığı için hemşerilerince her zaman tercih edilmişlerdir. Birçoğumuz büyüklerimizden bu doktorların adını mutlaka duymuştur.
Herkesçe bilinen meşhur bir olay şöyledir: Kadın hastalığına yakalanan boşnak bir ablamız, Dr. İlhan dahiliyeci olduğu halde "beni İlhan muayene etsin" diyerek espri konusu olmuştur.
Ayrıca bu doktorlarımızın ne kadar başarılı olduklarını gösteren bir başka olay da, tüberküloz teşhisiyle yıkılan bir boşnak gencinin Dr. Ömer'e göründükten sonra yanlış teşhise maruz kaldığını öğrenmesidir. Bu tarz olaylar boşnakların bu doktorlara ne denli güvendiğini açıkça göstermektedir. Şimdi ise Boşnaklar,hemşehrileri olan, Dr. Elmas Orak ve Hüseyin Vatansever'i tercih etmektedir.
Konusu açılmışken boşnakların ünlü dişçisi küçükköydeki Cevat'ı unutmayalım. Boşnaklar adres gösterirken Dişçi Cevat'ı hala anarlar. Günümüzde ise Cevat'ın yerini Dişçi Hayri almıştır. Burada çalışan Zekiye Abla sayesinde birçok Boşnak tercihini Dişçi Hayri'den yana kullanmaktadır.
Dr. İlhan ve Dr. Ömer'in hala yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum ama anılarda yaşadıkları bir gerçek.buradanda anlaşılıyorki boşnaklar alıştıkları,güven duydukları yerden vazgeçmiyorlar..
Sizlerin de bu doktorlarla ilgili anılarınızı bekliyorum.

KIRIKÇI SADRİYA AMCA

Üsteki yazıda belirttiğim gibi boşnaklar alıştıkları güven duydukları yerlerden vazgeçmiyorlar.
Çocukluğumda yani bundan 30 yıl öncesi 500 Evlerde yaşayan boşnaklar bir tarafı kırılınca,
Kırıkçı Sadriya'ya(hot) giderdi.Kırıkçı Sadriya'nın namını Her kes bilirdi.
Şu ana kadar kemik kırılmaları vakalarında başarısız olduğu görülmemiştir.
Hiç bir tıp eğitimi görmeyen Sadriya amca mesleği memlekette öğrenmiş(malindobrava)
Ruso martinoviç adında bir sırp tutin koçarni köyünde kırık işleri yapmış.
Senicada Cigal sülalesinde bir kadında kırık çıkık işleri ile ilgilenmiş.
Sadriya amca rivayete göre bu kişilerden öğrenmiş bu mesleği.
Türkiye'ye göç ettikten sonra hastalarla ilgilenmiş ve başarılı olmuş.
Düşünün dostlar,30 yıl önce hastanelerde bu işler bilimsel olarak yapılırken,
boşnaklar Sadri Amcayı tercih etmiş bu konularda...
Kırıkçı Sadri Amca uzun yıllar kırık çıkık işleri ile ilgilenmiş biri olarak,
bir gün trafik kazası geçirmiş,
kaza sonucunda kemikleri kırılmış uzun süre hastanede tedavi görmüş.
Bundan 10 yıl öncesi hayata gözlerini yuman,
merhum Sadriya Amca'yı nostalji sayfasında unutmadık
Boşnak hastalara güven sağlamış olan,
Sadriya Amcayı genç kuşaklar bilsin istedim.

SÜNNETÇİ AHMET AMCA(fazliç)

Boşnakların vazgeçilmez sünnetçisiydi Ahmet Amca,
doktor olmadığı halde sünnet işini bir yerden öğrenmiş.
İşini iyi yapan Sünnetçi Ahmet amcamızdı o..
Benim Kuşağımdaki insanlar çok iyi tanır onu..
Eskiden çok korkardım ondan şimdi ise rahmetle anıyorum..