PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bosna-hersek TarİhÇesİ



Longuri
12-09-06, 21:45
T.C.
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİİKTİSADİ ve İDARİ BİLİMLER
FAKÜLTESİ ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERBÖLÜMÜ
ATELYE ÇALIŞMASI ÖDEVİ

BOSNA-HERSEK TARİHÇESİ

Ali Hamza Çakar 17.04.2005

İÇİNDEKİLER;
A-) Osmanlı Hakimiyetin’e Kadar Bosna-Hersek Tarihi
B-) Bosna-Hersek’in Osmanlı Devleti Tarafından Fethi
C-) XVII. Asırdan Sonra Bosna-Hersek
D-) 1804 Sırp İsyanı ve Bosna-Hersek
E-) 1861 Hersek İsyanı
F-) Bosna-Hersek’te Ahmet Cevdet Paşa’nın Müfettişliği
G-) 1875 Hersek İsyanı
H-) 1878 Berlin Antlaşması ve Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan Tarafından İşgali
I-) Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan’a İlhakı
J-) Bosna-Hersek’in Sırbistan’a ve Daha Sonrada Yugoslavya’ya Katılması
K-) Bosna-Hersek’in Bağımsızlığını İlan Etmesi

Longuri
12-09-06, 21:46
A-)Osmanlı Hâkimiyetine Kadar Bosna-Hersek Tarihi
Balkan yarımadasının kuzeybatı bölgesi eski tarihlerden beri, güneydoğudan gelip batıya giden veya kuzeyden gelip güneye inen muhtelif kavimlerin geçtikleri bir köprübaşı vazifesi görmüştür. Bölge eski çağlarda İlliryalılar ve daha sonra da Romalıların nüfuzu altında kalmıştır. Avarlar ve Slovenler'in VII. asırda burayı istilâ etmesi ile Roma medeniyetinin nüfuzu ortadan kalkmıştır.
626-640 seneleri arasında Sırp ve Hırvat kimliğini taşıyan kabileler Balkan yarımadasının kuzeybatısını işgal etmişlerdir. Hırvatlar, Hıristiyanlığın Katolik, Sırplar ise Ortodoks mezhebini benimsemişlerdir. Ne Katoliklik ne de Ortodoksluk Bosna'da tam bir zafer kazanamamıştır. Bu kavmin iki din sahası arasında kalması, Bogomilizm denilen, papazlar ile Macar ve Sırp krallarının şiddetli takiplerine rağmen gittikçe genişleyip yerleşen ve Bosna tarihinde orijinal bir iz bırakan yeni bir mezhebe zemin hazırlamıştır. Bogomillerin, vaftizi, Meryem Ana ile azizler kültürünü, mukaddes resimleri ve haçı reddetmeleri yanında papaz sınıfını da kabul etmediklerinden dolayı İslâmiyeti kabul etmeleri kolay olmuştur. Bogomill mezhebi, Bosna-Hersek'te XII. asırda gelişmiş ve Papalık buna karşı şiddetli tedbirler almıştır. Bosnalılar, mezhep farkıyla birbirinden ayrılan Sırp ve Hırvat milletleri arasında, dili aynı, fakat dini farklı bir unsur olarak ortaya çıkmıştır.
¤
B-)Bosna-Hersek'in Osmanlı Devleti Tarafından Fethi
Bosna üzerine ilk Osmanlı akını 1386'da olmuştur. 1389'da Sırp Knezi Lazar'ın komutasındaki Bosna askerleri Kosova Savaşı'na katılmışlardı. Savaşı Osmanlıların kazanmasıyla Sırp Knezliği, Osmanlı hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmıştır. 1392'de Üsküp'ün fethi Sırbistan ve Bosna'nın durumunda önemli değişikliklere yol açmıştır. Bölgede bir hareket üssü meydana getiren Paşa Yiğit Bey zamanında Bosna'ya önemli akınlar gerçekleştirilmiş, 1428-1429 yılları arasında Osmanlılar tarafından haraca bağlanmıştır.
Osmanlıların İstanbul'u fethedip Bizans İmparatorluğu'na son vermesi Avrupa'da büyük bir heyecan yaratmış ve Papa İkinci Pi'nin öncülüğünde yeni bir haçlı seferinin hazırlıklarına başlanmıştır. Papa'nın bu haçlı seferi çağrısına Bosna Krallığı ile Hersek Dükalığı'nın verdiği önem dikkatleri çekmiştir.
Fatih Sultan Mehmed Balkanlar'da Osmanlı Devleti aleyhine gelişen bu durumdan oldukça rahatsız olmuş ve hemen yanıbaşında büyüyen bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için Balkan fetihlerini tamamlamaya karar vermiştir. Bu arada Bosna Kralı Stephan Tomaşeviç devamlı olarak gönderdiği ellibin düka tutarındaki haracı da kesmiş bulunuyordu. Bu işle ilgilenmesi için İstanbul'dan görevli olarak gönderilen iki elçinin Bosna'da hapse atılması bardağı taşıran son damla olmuş ve Bosna'nın fethi bir zaruret halini almıştır. Bosna'nın fethi daha sonra yapılacak Venedik seferleri açısından da önemliydi. Çünkü Venedik üzerine yapılacak seferlerde Bosna stratejik bir önem arzediyordu. Nihayet 1463 yılında açılan sefere Fatih Sultan Mehmed bizzat kumanda etmiştir. Bosna Kralı, savunma amacıyla önce Yaytse Kalesi'ne, daha sonra burada tutunamadığından Klyuç Kalesi'ne çekilmiş, fakat kaleler fethedildikten sonra teslim olmak zorunda kalmış ve buna rağmen idam edilmiştir. Stephan Tomaseviç'in teslim olduğu halde idam edilmesindeki en önemli sebepler, Osmanlı Devleti'ne verdiği haracı kesip, gönderilen elçileri hapse attırması ve haçlı seferlerinin hazırlıkları sırasında Macaristan'ı, Venedik'i ve Arnavut Kralı İskender'i Türkler aleyhinde kışkırtması ile Türk düşmanlığını ön plana çıkarmış olmasıdır. Stephan Tomaseviç'in "kraldan fazla kralcı" bir tavır içine girmesi âkibetini hızlandırmıştır.
Bosna, Osmanlı Devleti'ne dahil olunca idarî bakımdan sancak haline getirilmiş ve ilk sancak beyi de Minnetoğlu Mehmed Bey olmuştur. Hersek sancağı ise 1470'te teşkil edilmiştir. 1463-1550 arası sancak merkezi Bosnasaray iken 1550'de Travnik'e naklolunmuştur. 1583'de Bosna eyalet haline getirilince merkez Banaluka kabul edilmişse de 1684'te tekrar Travnik'e nakledilmiştir. 1850'den sonra kurulan teşkilâtla Bosnasaray, vilâyet merkezi olmuştur.
Bosna-Hersek'in fethi bölgenin sosyal yapısında önemli gelişmelere sebep olmuştur. Timar sisteminin uygulanıp yerli beylerin güçlerinin kırılmasıyla köylülerin üzerindeki baskılar azalmış, hayvancılık ve madencilik gelişmiştir. Hersek bölgesinde ise hayvancılıkla uğraşanların boş ziraat alanlarına yerleştirilmeleriyle, harap bölgelerin islâhı ve ziraatın gelişmesi için yeterince insan gücü sağlanmış oluyordu. Bölge fethedildikten sonra sipahilere timarlar tahsis edilmiştir. Bu sipahilerin çoğu Müslüman, az bir kısmı ise Hıristiyan idi. Hıristiyan sipahilerin Müslüman olan torunları daha sonra sipahi, zaim, kale dizdarı hatta vezir ve sadrâzam bile olmuşlardır. Fethedilen şehir ve kasabalarda klasik Türk el sanatları, dericilik ve kuyumculuk oldukça gelişmişti. Osmanlı'nın esnaf teşkilâtı ve lonca sistemi de bölgenin ticari yapısına büyük katkılar sağlamıştır.
Bosna'nın Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle, Venedik, denizden ve karadan tehdit edilir hale gelmiştir. Venedikliler bundan dolayı aynı tehlikeyi yaşamaya başlayan Macarlar ile bir ittifak yaparak 1463 senesinde Bosna üzerine taarruza geçmişlerdir. Taarruzun kış mevsiminde yapılması ve Osmanlı kuvvetlerinin yeterli yardım alamamasından dolayı Bosna'nın merkezi Yaytse ile Srebrenice Macarlar tarafından ele geçirilmiş, İzvornik ise kuşatılmış fakat alınamamıştır. 1464 ilkbaharında Fatih Sultan Mehmed ikinci defa Bosna'ya sefer düzenlemiştir. Yaytse geri alınamamış, fakat diğer kalelerin bir kısmı yıkılmış, lüzumlu olanlarına ise asker ve mühimmât konmuştur. (Yaytse ancak 1528 de geri alınabilmiştir).
Hersek Dükalığı 1467 yılında Vezir-i Azam Mahmud Paşa tarafından ele geçirilmiştir. Düka Stephan Kassariç bağlılık bildirdiğinden dolayı yerinde bırakılmıştır. Osmanlı tarihinde vezir-i azamlığa kadar yükselen Hersekzade Ahmed Paşa, Stephan Kassariç'in oğludur. Stephan Kassariç'in ölümünden sonra dükalık ikiye ayrılmış ve Kassariç'in diğer iki oğlunun Hersek'i ele geçirmeye kalkışmaları üzerine 1480'de tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Osmanlı Devleti, Bosna'da, Kıla-i Hakaniye Kaptanları adı verilen idarî bir sistem kurmuştu. İlk kaptanlık 1558'de Gradiçka'da en son kaptanlık da 1802'de Hutovo'da kurulmuş ve toplam kaptanlık sayısı otuz dokuzu bulmuştu. Her kaptanlık belirli bir araziye sahipti ve arazi, dahilinde bulunduğu en büyük kale adına göre adlandırılırdı. Kaptanların vazifeleri arasında, hudutları muhafaza etmek, bölge çevresindeki yolları emniyet altında bulundurmak, kalelere silâh ve cephane temin etmek sayılabilir. II. Mahmud zamanında kaptanlıkların askerî kuvveti 24.000 kişi kadardı. Bosna'da görülen diğer bir özellik timar ve zeâmet usulünün verâset yoluyla intikali idi. Bosna'nın ticareti gelişmiş olsa da iktisadî yönden ziraatin önemi daha büyüktü. Kaptan, ağa ve beylerin elinde bulunan çiftliklerde kiralama usulü vardı. Toprağı işleyen bu kiracılara kmet denilirdi. Bunlar elde ettikleri mahsullerden yarımcılık, üçleme, dörtleme ve beşleme usullerine göre arazi sahiplerine ücret öderlerdi.
Fatih Sultan Mehmed, Bosna'yı fethettiği zaman Osmanlı devlet politikasının sonucu olarak bölge halkına dinî serbestiyet getirmiştir. Osman Ergin'in Türkiye'de Şehirciliğin Tarihi İnkişafı adlı eserinde, Fatih Sultan Mehmed'in buradaki Latin papazlarına verdiği ferman suretinde:
"Ben ki Sultân Mehmed Hanım. Cümle avâm ve havâssa ma‘lûm ola ki, işbu dârendegân-ı fermân-ı hümâyûn Bosna ruhbânlarına mezîd-i inâyetim zuhûra gelüp buyurdum ki, mezbûrlara ve kiliselerine kimse mâni‘ ve müzâhim olmayıp ihtiyâtsız memleketimde duralar. Ve kaçup gidenler dahi emn ü emânda olalar.¤
Gelip bizim hâssa memleketimizde havfsiz sâkin olup kiliselerine mütemekkin olalar. Ve yüce hazretimden ve vezîrlerimden ve kullarımdan ve reâyalarımdan ve cemi‘-i memleketim halkından kimse mezbûrelere dahl ve ta‘arrûz edip incitmeyeler, kendülere ve cânlarına ve mâllarına ve kiliselerine ve dahi yabandan hâssa memleketimize âdem gelirler ise yemin-i mugallaza ederim ki yeri, göğü yaratan Perverdigâr hakkıçün ve Mushaf hakkıçün ulu Peygamberimiz hakkıçün ve yüz yirmi dört bin peygamberler hakkıçün ve kuşandığım kılıç hakkıçün bu yazılanlara hiç bir fert muhâlefet etmeye. Mâdâm ki bunlar benim emrime mutî‘ u münkâd olalar. Şöyle bilesiz" dediği belirtilmiştir. Bu ferman suretinde de görüldüğü gibi Hıristiyanlar tam bir hürriyet ortamı içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Fatih Sultan Mehmed, Bosna'yı aldığı zaman sadece Katolikler'e değil Bogomill mezhebindeki Bosna Hıristiyanlarına da çok müsamaha göstermiş ve onların devlet hizmetinde yetişmelerini sağlamıştır. Hz. İsa'yı Allah'ın kulu olarak kabul etmeleri ve Hz. Muhammed'i tanımalarından dolayı Bogomiller Müslümanlar'a daha yakın görülüyorlardı. Türklerin vicdan hürriyetine hürmet göstermeleri, bir kaç asır Katolik kilisesi ile bu mezhepteki kralların ve Macarlar'ın zulmüne uğrayan Bogomiller'in toplu olarak İslâmiyeti kabul etmesine sebep olmuştur. Hatta tarihî bir rivayete göre, Fatih Sultan Mehmed bunlara dileklerinin ne olduğunu sorduğunda, devlet hizmetlerinde görev almak istediklerini öğrenmiştir. Bu suretle Osmanlı Devleti'nin saraylarında ve ordusunda namuslu ve sadakatli olarak görevlerini yapmışlardır.
Bogomill mezhebine bağlı Boşnaklar, şavaş kabiliyetleri, Macarları iyi tanımaları ve Papalığa karşı derin bir kin beslemeleri sebebiyle Macaristan ile yapılan şavaşlarda etkin bir rol oynamışlardır. Müslüman Boşnaklar her zaman Osmanlı Devleti'nin kuzeybatı hududunu yalnız başlarına müdafaa etmişlerdir. Serdarların kumandasındaki sipahilik teşkilâtına bağlı bulunan kıtalar, Türk hâkimiyeti devam ettiği müddetçe sadakat ve fedakârlıkla vilâyet makamına tâbi kalmış ve Bosna, Osmanlı Devleti'nin bir kalesi olmuştur.
Boşnaklar, İslâmiyet'i kabul etmeleri, devlete bağlılık ve güvenilirliklerini isbat etmeleri sayesinde Osmanlı Devleti'nin çeşitli kademelerinde görev yapmışlar, hatta defterdar, kaptan-ı derya ve sadrâzam bile olmuşlardır. Osmanlı tarihini incelediğimizde beş kez sadrâzamlığa getirilen Hersekzade Ahmed Paşa (1497-1516 ), yine üç kez sadrazâmlık yapan Damad İbrahim Paşa (1596-1601 ) ve bir devre imzasını atmış Sokullu Mehmed Paşa'nın Boşnak asıllı olduklarını görüyoruz. Bunlar haricinde muhtelif tarihlerde sadrâzamlık yapan diğer Boşnak sadrazâmlar şunlardır: Lala Mustafa Paşa (1580-1580), Malkoç Ali Paşa (1603-1604), Lala Mehmed Paşa (1604-1606), Derviş Mehmed Paşa (1606-1606), Kara Davud Paşa (1622-1622), Hüsrev Paşa (1628-1631), Topal Recep Paşa (1632-1632), Salih Paşa (1645-1647), Sarı Süleyman Paşa (1685-1687), Damad Melek Mehmed Paşa (1792-1794).

Longuri
12-09-06, 21:48
C-)XVII.Asırdan Sonra Bosna-Hersek

XVII. asırdan sonra Budin'in düşmesi ve 1697 Eylül'ünde gerçekleştirilen son Nemçe Seferi'nin sonunda, Avusturya karşısında uğranılan ve tarihlere Zenta Bozgunu diye geçen facia üzerine Balkanlarda Osmanlı askerî gücü zaafa uğramıştır. Bir ay sonra da Bosna Muhafızı Mehmed Paşa'nın ölümüyle askerin başsız kalması üzerine Avusturyalı ordu komutanı Prens Eugene de Savoye bir takım palangaları yıkıp yaktıktan sonra açık bir şehir olan Bosnasaray'ı da 120 camisiyle beraber yakmış ve Osmanlı Devleti tarafından gönderilen yeni muhafızın yaklaştığını haber alınca alelacele geri çekilmiştir (17 Ekim 1697).
1718 yılında Morava'nın Tuna nehrine karıştığı Pasarofça mevkiinde Avusturyalılar ile akdedilen anlaşma ile Bosna'nın Sava nehri aşağı mecrasındaki kısmı bu devlete terkedildi. Venediklilere ise Hersek'te işgal ettikleri bazı yerler verildi. 1737 yılında Hekimoğlu Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Banaluka'da Avusturya Ordusu'na karşı kesin bir zafer kazanmıştır. Bunun neticesinde 18 Eylül 1739'da Belgrad'da Rusya ve Avusturya devletleriyle yapılan anlaşma neticesi ve 1718'de kaybedilen topraklar tekrar geri alınmıştır. Habsburglar siyasetinin batıya dönük olması sebebiyle Bosna, doğuda kaldığından dolayı, XVIII. asırda Türk hâkimiyeti altında kalmıştır.
1797'de Avusturyalılar ile Kampo Formiyo Antlaşması'nı imzalayarak Venedik Cumhuriyeti'ne son veren Fransa, bölgede yeni bir eyâlet kurmuş ve buraya Provinces İllirienes adı verilmiştir. Bu eyaletin sınırları Kattaro körfezinden itibaren, Spalatto, Zara ve Triyeste'ye kadar uzanan topraklar ve Bosna'nın batısındaki Karlovac, Vilach ve Tirol'e kadar olan bölgedir.
XVIII.asırın başından itibaren, diğer imparatorluklarda olduğu gibi Osmanlı Devleti de milliyetçilik cereyanlarından menfî olarak etkilenmeye başlamıştır. Bu etkilenmenin çıkış noktası da Balkanlar olmuştur. İlk olarak Dalmaçya sahillerinin Fransızların eline geçmesiyle bölgede Fransız İhtilâli'nin sonucu olan milliyetçilik cereyanları etkisini göstermeye başlamıştı. Fransızlar Dalmaçya'daki şehirlerde 25 okul ve kız talebe için 25 lise açmışlar, hatta bir üniversite dahi kurmuşlardı. Bunun neticesi olarak bu bölgedeki Hırvatlar ile Hersek bölgesindeki Hırvatlar birleşip Büyük Hırvatistan İdeali'nin gerçekleşmesi emeline düşmüşlerdi. Ayrıca Napolyon, Dalmaçya'da Bosna'ya giden yolları tespit ettirmiş ve Mostar, Bosnasaray gibi merkezlerde özel haber alma teşkilâtı bile kurdurmuştur. Napolyon Bonaparte'ın niyeti isyanlar çıkararak Bosna'yı içten ele geçirmekti.

D-) 1804 Sırp İsyanı ve Bosna-Hersek

Bosnalılar, Napolyon'un muhtemel istilâsına karşı memleketlerini savunmakla meşgul iken Sırbistan'da Kara Yorgi önderliğinde çıkan isyan daha büyük tehlike oluşturmaya başlamıştı (1804). Kara Yorgi'nin düşüncesi Bosna-Hersek'teki Hıristiyanları ihtilâle katılmaları için ayaklandırmak ve Karadağ ile birleşip büyük bir Sırbistan kurmaktı. Zaten Bosna'daki Katolikler Dalmaçya'daki Fransızlar tarafından himaye görmekte ve Kara Yorgi'ye de sempati duymaktaydılar. İsyan bastırılmadan 1806-1812 Osmanlı-Rus harbleri başladı. Sırplar bundan sonra Bosna'ya karşı şiddetli hucumlara girişerek Yadar, Radiyavana ve Böğürdelen'i ele geçirmişler ve feci katliamlar yapmışlardır. Sırbistan ve Karadağ'dan bir çok Müslüman ahali ihtilâlcilerin zulmünden kurtulmak için Bosna'ya iltica etmişlerdir. Göç edenlerin acıklı durumu ve Belgrad'ın düşmesi Bosnalıları çok müteessir etmişti. Çünkü Boşnaklar Belgrad Kalesi'ni kendi topraklarının kilidi sayıyorlardı. 1808 yılında barış müzakerelerinin yapıldığı sırada Sırplar Bosna'daki Ortodoks reayayı ayaklandırmak için yeniden teşebbüse geçmişler ve özellikle Gradiçka havalisi Ortodoksları ve diğer Ortodokslar da bu ayaklanmaya katılmışlardır. Papaz Joviç'in idare ettiği bu Hıristiyan isyanının yer yer bastırılmasına rağmen 1809 yılında Ruslarla harp başlayınca Sırplar Karadağlılarla birlikte Bosna-Hersek ve Sancak bölgesinde taarruza geçmişlerdir. Fakat yapılan savaş neticesi Karadağ ile Sırbistan'ın birleşmesi mümkün olmamıştır. 1812'de akdedilen Bükreş Antlaşması ile Ruslarla olan savaş bitince Sırp isyanları da bastırılmış, Belgrad ve diğer kaleler geri alınmıştı. Bu isyan hareketleri sırasında Boşnaklar genel olarak devlet tarafında yer alarak eyâletlerini savunmuşlardı. Sırplar Osmanlı Devleti'ne karşı savaştıkları gibi Bosna içindeki Ortodoksları da isyana teşvik ediyorlardı. Fakat Bosna kaptan ve askerleri eyâletin asayişini muhafaza ederek buna izin vermemişlerdir.
Napolyon Bonaparte'ın hâkim olduğu dönemlerde Avrupa'ya karşı uyguladığı kıta ablukası siyaseti Bosna-Hersek'i olumlu bir şekilde etkilemişti. Bosna, transit ticaret yollarının üzerinde bulunduğundan dolayı ticareti gelişmişti. Fakat bu dönemde Saraybosna'da halkla idarecilerin arasında silâhlı direnişe kadar varan ciddî anlaşmazlıklar olmuş, 1820'de Celaleddin Paşa sayesinde bu olaylar sükun bulmuştur. II.Mahmud dönemi içinde, l826'da Yeniçeri Ocağı merkezde kolayca kaldırılmasına rağmen diğer eyaletlerde o kadar kolay kaldırılamamış ve Bosna'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılma meselesi yıllarca devam etmiştir. Bu iç olaylar 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi'nde Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de öteden beri askerî kudretleriyle tanınmış bulunan Arnavutluk ve Bosna gibi eyâletlerden hiç bir yardım görmemesine sebep olmuştur.
1831'de bazı yenilikleri uygulamaya koyma ve orduyu yeniden düzenleme teşebbüsleri Hüseyin Kapudan Gradasçeviç'in liderliğinde Bosnalı Müslüman âyanın başını çektiği bir ayaklanmaya dönüşmüştür. 1832 yılında isyan bastırıldıktan sonra kaptanlık müessesesi ortadan kaldırılmıştır.Napolyon'un bu istilâ niyetlerinin gerçekleşmesine engel olmuşlardır

E-) 1861 Hersek İsyanı

Uzun süredir çete hareketlerinin devam ettiği Hersek'te Hıristiyanlar idarecilerin kendilerine yaptıkları zulmü ileri sürerek 1861'de Bâbıâli'ye karşı isyan etmişlerdi. Bundan başka Hıristiyan halkı baş kaldırmaya sevk eden başka sebepler de vardı. Bu isyanın en önemli sebepleri arasında, Sırbistan'ın muhtariyet haklarını genişletmesi, Kırım muharebesinin acısını çıkarmak isteyen Rusya'nın Slavları tahrik etmesi, Avusturya'nın asileri himaye etmesi ve nihayet eşkıya güruhu haline gelen Karadağlıların Hersek asileriyle el birliği etmeleri yeralıyordu.
Karadağ doğrudan doğruya Bâbıâli'ye karşı bir harekete geçecek kudreti kendisinde görmediği için, komşuluğundan faydalanarak Hersek'in Hıristiyan halkını ayaklanmaya teşvik etmişti. Karadağlılar çeteler halinde Herseklilere iltihak ediyorlardı. Karadağ'ın bu hareketi Hersek isyanının kesin bir şekilde bastırılmasına imkan bırakmamakta idi. Bâbıâli bu durum karşısında Hersek isyanı ile Karadağ'ın müdahalesini bir mesele olarak ele almaya karar verdi.
Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa Hersek isyanını bastırmaya memur edildi ve Hersek asilerinin Karadağ'dan yardım almalarını önlemek için Karadağ sınırı üzerinde tarassut postaları kurdurdu. Osmanlı Devleti'nin tabiî olarak, kendini savunmak için aldığı tedbirler, Karadağ Prensi Nicola tarafından protesto edilmişse de etkili olamamıştır. Ömer Paşa 21 Kasım 1861'de asilere karşı kazandığı Piva zaferiyle isyanın bastırılması yönünde önemli bir başarı elde etmiş ve ortada çetelerden başka bir şey kalmamıştır. Fakat Hersek isyanının tam olarak ortadan kaldırılması Karadağ meselesinin halledilmesine bağlıydı. Bu sırada Bâbıâli de İstanbul'daki büyük devletler elçilerine bir nota vererek Hersek'te asayişin sağlanması ve Karadağlıların cezalandırılması hususunda gerekli tedbirlerin alınacağını ve Karadağ şehirlerinin abluka edileceğini bildirdi. Bundan sonra Karadağ'dan, silâhsızlanması, ilân edilen seferberliğin kaldırılması ve askere alınanların terhis edilmesi istendi. Bu haklı istekler kabul edilmeyince Karadağ'a karşı harekete geçildi. Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı orduları, büyük başarılar elde ederek Karadağ'ın başkenti Çetine'ye girmek üzereyken bu gelişmelerden rahatsız olan Avrupa diplomasisinin araya girmesiyle İşkodra Antlaşması'nı imzalamak zorunda bırakıldı. 1861'deki isyanın yatıştırılması bu Karadağ zaferinden sonra mümkün olmakla beraber Bosna-Hersek meselesi daha sonraki yıllarda da devam etmiştir.
¤
F-) Bosna-Hersek'te Ahmed Cevdet Paşa'nın Müfettişliği

Ahmed Cevdet Paşa'nın Tezâkir'de ifade ettiğine göre isyanın bastırılması için Ömer Paşa'nın yaptığı askerî harekâtla Bosna'yı zabt etmesi (1850-1851), ileri gelenlerin sürgüne gönderilmesi ve lüzumundan fazla sert davranılmasından dolayı Boşnakların askerlik ve hükümete karşı bakış açıları değişmişti. Bu sebepten Boşnaklar uzun zamandan beri devlete asker vermemekte direniyorlardı. Müfettiş olarak Bosna'ya gönderilen Cevdet Paşa ise Sadrâzam Fuad Paşa'dan askerî meselelerde gerekli düzenlemeleri yapması için şifahî talimât almıştı. Cevdet Paşa, Tezâkir adlı eserinde Boşnakların iyi ve güzel ahlâklı, dindar, itikadı sağlam, ulemaya hürmetlerinin ise fazla olduğundan bahsederek yapılacak askerî düzenlemelerde başarılı olacağına dair kanaatini belirtmektedir. Ahmed Cevdet Paşa ayrıca vergi ve âşâr meselesinin mültezimlerin suistimallerinden kurtarılması için bir komisyon teşkil edip bu işleri de ele almıştır. Hersek'in eşrafından olan komisyon üyelerinin halka sözlerini dinlettirebilecek insanlar olmasından dolayı, bu kişileri askerî düzenlemeler konusunda ikna etmek niyetini taşıyan Cevdet Paşa bu şekilde halkın askeriyeye karşı olan fikirlerini de değiştirmeyi hedeflemiştir.
Hersek bölgesindeki halkın eğitiminin geri kalmış olduğu gibi askerlik meraklarının da çok azaldığını ifade eden paşa bunun sebebinin Boşnakların gurbete çıkmağa alışık olmayışlarından kaynaklandığını belirtiyor. Bu düzenlemelerde bölge eşrafından tertip olunan bir heyetle müşavere eden Cevdet Paşa: "Sultan Abdülaziz Han efendimiz hazretleri beni teftiş memuriyeti için buraya gönderdi ve kadıaskerlik rütbesi verdi. Bunun ne manaya işaret olduğunu derk edebilirsiniz. Ben kadıaskerim, fakat askerim yok. Sizlerden bir yeni asker isterim. Olmaz ise çok eğlenmeyip giderim" demiştir.
Boşnaklar'dan oluşan bu meclis kendi aralarında bir aya yakın gizli görüşmeler yapmıştı. Avusturyalılar ile Sırpların bu durumdan kuşkulanıp araştırma yapmalarına rağmen dışarı bir kelime sızdırmamışlar ve Cevdet Paşa'nın güvenini kazanmışlardı. Neticede eşraf ve muteberandan oluşan meclis askerliğe yazılma konusunda halkı teşvik etmeyi kabul etmişlerdi. Hatta Avusturyalıların Osmanlı Devleti'nin malî sıkıntı içinde olduğu ve askere para veremeyeceğinden bahsetmeleri üzerine "Para için askerlik etmek bizim dinimize yakışmaz. Biz askerlik vazifesini ancak din ü devletimiz için ifâya borçluyuz. Erkan-ı Vilâyet böyle münasib görmüş, Kaza-i Erbaa (Saraybosna, Gradacaç, Travnik, Mostar) müftüleri dahi fetva vermiş Biz ondan dönmeyiz" diye cevap vermişlerdi. Kısa zaman içinde Boşnakların askerlik konusundaki fikirleri değişmiş ve Bosna-Hersek bölgesinden üç tabur asker teşkil edilmiştir. Bu taburların bazı zabitleri de eşraf ve muteberandan şeçilerek beylerin de bu işe destek vermeleri sağlanmıştır.
Cevdet Paşa müfettişliği esnasında Adriyatik yoluyla Hersek'e giderken bölgedeki Klek Limanı ve Sutorina sahilinin Osmanlı Devleti'ne ait olduğunun unutulduğundan bahseder. Karadağ meselesi ortaya çıkıp Hersek'e asker gönderilmesi gerektiğinde bu limanların Osmanlı'ya ait olduğu buradaki Boşnakların hatırlatmasıyla anlaşılmıştır.
Taşlıca'nın Granitza mahallinde bir kaç kişinin bir Hıristiyanı öldürmesi üzerine bölge Hıristiyanları, bu olayı ihtilâl çıkarmak için bir bahane saymışlar ve kasabadaki dükkanları kapattırmışlardı. Ancak alınan tedbirlerle isyan başlamadan engellenmiştir. Ahmed Cevdet Paşa, Hersek'in merkezi olan Mostar'a vardığında isyan eden asi nahiyeler meselesinin devlet için büyük gaileler çıkardığından dolayı bunların hallinin zorluğunu anlatır. Asilerin hepsi Karadağ'ın nüfuzunda ve Rusya Devleti'nin politikasına bağlı bulunuyorlardı. Bu asiler, destek aldıkları Avusturya ve Rusya devletlerinin anlaşmazlığa düşmeleri sonucunda gelişen durum üzerine Mostar'a gelip devlete bağlılıklarını bildirmişlerdi. Cevdet Paşa'nın, asi reisleriyle yaptığı görüşmelerin de isyanların sona ermesinde etkisi olmuştur.
Hersek gezisi sırasında Novavaroş'a uğrayan Paşa buranın Hıristiyan ahalisinin diğer kaza ahalisine göre terbiye ve fikrî yapı olarak daha iyi durumda olduklarını belirtmektedir. Nitekim Sırbistan'dan gelen eşkıya bu bölge binalarına ve ahalisine zarar veriyordu. Paşanın da belirttiği gibi Sırplardan yalnız Müslümanlar değil Hıristiyanlar da zulüm görmüştür. Tarihin her döneminde Sırp çeteleri kendileri gibi düşünmeyen ve devlete bağlı olan Hıristiyanları da katletmişlerdir.
Ahmed Cevdet Paşa Dalmaçya sahili yakınlarında Liyubuşka kazasındaki Avusturya hududunun emniyetsiz olması ve Dalmaçya eşkıyasının bölgedeki tarla ve mezraları tahrip etmesi üzerine, sınır üzerinde karakol ve sınır kuleleri inşa edildiğini anlatır. Bu sayede eşkıyalık önlenmiş ve alınan tedbirlerin neticesi olarak gümrük gelirleri de artmıştır.
Cevdet Paşa, Bosna-Hersek'te eğitim meselesini de düzeltmek ve geliştirmek için çeşitli faaliyetlerde bulunmuştu. Bunlardan birinde Paşa, asi reisleriyle görüştüğü esnada Benanlı Pop Todosiye adlı eşkıya bölgede bir mektep inşası talep etmesine karşılık, Rudine ahalisinden Vuko Aleksiç mektebe karşı olduğunu ve kendilerine ilk olarak çoluk çoçuğunu barındıracak kulube ve beslemek için de zahire lazım olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Paşa "İbtida evleriniz yapılır, fakr ü fâkâdan dahi kurtulursunuz ba‘dehu mektebler dahi açılır her şey olur biter. Bunlar bir günde olacak işler değildir. Bir kere işler yoluna girsin de ba‘dehu bi’t-tedric cümlesi husûle gelir" deyip bu münakaşa konusunu halletmiştir. Ayrıca ihtiyaç üzerine Mostar'da bir Latin mektebi de açtırmıştı. Mostar bölgesinden Saraybosna'ya geçen Paşa buranın mekteplerinin ve öğrencilerinin durumunun daha iyi olduğunu zikreder. Cevdet Paşa'nın kız Hıristiyan mektebine yaptığı ziyarette bir öğrenci tarafından yapılan teşekkür konuşması Tezakir'de şöyle geçmektedir:
"Fehâmetlü efendimiz. Kudretlü azametlü Pâdişâhımız Sultan Abdülaziz efendimiz hazretlerine teşekkür etmek üzere mektebimiz şâkirdleri beni intihâb ve tevkîl ettiler. Evvela Allahu Te’âlâ hazretlerine teşekkür eyleriz ki bizi böyle merhâmetli ve şefkatli pâdişâhın ülkesinde yarattı ve pâdişâh-ı âlem-penâh efendimiz hazretlerine dahi teşekkür ederiz ki bizi her türlü ni‘met ve ihsânına nâil etti ve zîr-i cenâh-ı müstelzimü'l-felâh-ı Devlet-i Aliyye'de her türlü âsâyiş ve istirâhatte bulunduğumuzdan dolayı ne vechile teşekkür edeceğimizi bilemeyip refikalarımla beraber du‘â-yi tezâyüd-i eyyâm-ı ömr ü âfiyet-i pâdişâhî tekrâr be-tekrâr merfû-ı kabûl-gâh-i cenâb-ı Rabbü'l-ibâd kılınmıştır ve mektebimizi bi't-teşrîf beyne'l-akrân bizi müftehir buyurduğunuza dahi kezâlik cümle tarafından teşekkür ederim"
Bu ifadeden, bölgede yaşayan Hıristiyanların eğitim açısından da ne kadar serbest oldukları anlaşılmaktadır. Saraybosna'yı ziyareti esnasında erkek Hıristiyan mektebinde bir erkek öğrenci tarafından yapılan teşekkür konuşması da şöyledir:
"Çok şükür olsun Cenâb-ı Hakk'ın bizlere inâyet-i mahsûsa-i ilâhiyyesi olan Sultan Abdülaziz Han efendimiz hazretlerinin asr-ı hümâyûnlarında böyle bir ferahlı güne yetiştik. Bi’l-cümle sunûf-ı tebe‘ası hakkında kalb-i rahîm ü şefîk ile mütesâviyen lûtf u iltifât buyurdukları cihetle cümlemiz bahtiyârız. Bundan dolayı ne vechile teşekkür edeceğimizi bilemeyüp du‘a-yı tezâyüd-i eyyâm-ı ömr ü iclâl-i pâdişâh-ı merâhim îtiyâda terdîfen me’mûr-ı murahhasları semâhatlü Cevdet Efendi hazretlerine dahi du‘âlar eyleriz"
Bosna'da ticaretle uğraşan kişi sayısı oldukça fazlaydı. Cevdet Paşa Tezâkir'inde bu konuya da değinmiştir. Bosna eyâletinden ihraç edilen ürünler arasında buğday, çavdar, mısır, arpa, yulaf gibi tahıl ürünleri, erik, ceviz, fındık, gibi meyveler sığır, koyun, kürk, deri, keçe, kilim, fıçı tahtası, kereste vs. yeralıyordu. Bosna'nın ithalâtını ise şeker, kahve, pirinç, tütün, sabun, fes, ipek, elbise, kağıt ve bunun gibi ürünler teşkil ediyordu. İthâlât ve ihrâcât başta Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti olmak üzere Sırbistan, Karadağ, İtalya ve Arnavutluk ile yapılıyordu.
Ahmed Cevdet Paşa müfettişlik görevini başarıyla tamamlamış ve 20 Kasım l864'te Bosna-Hersek'ten, İstanbul'a dönmek üzere ayrılmıştı

G-) 1875 Hersek İsyanı
19. asrın sonlarına doğru Avrupa'da, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya devletleri belli başlı güç odakları durumundaydılar. Bu üç devletin üzerinde durdukları en önemli konu Şark meselesi idi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altındaki Hıristiyan unsurun tahrik edilerek Hıristiyanların yaşadıkları bölgelerin kendi nüfuzları altına alınması yolundaki faaliyetlerden geri durmamışlardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek üzerinde uzun süredir emelleri bulunmaktaydı ve bu devletin esas amacı Selanik'e ulaşmaktı. 1875 yılında Bosna-Hersek'te yeni bir isyanın çıkmasında kuşkusuz Avusturya'nın rolü çok büyüktür. Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ gibi iki Slav ülkesi ile Avusturya arasında yer alması burayı propaganda için uygun bir duruma getiriyordu. Ayrıca 1856 Paris Antlaşması'ndan sonra Karadağ, Sırbistan ve Girit gibi yerlerin, çıkan isyanlarla muhtariyet kazanmış olmaları da Bosna-Hersek'in Hıristiyanlarını heveslendiriyordu. Hersek isyanı, Nevesin kazası Hıristiyan ahalisinden bir kaç yüz kişilik bir grubun Karadağ'a geçerek Prens Nicola'ya Osmanlı vergilerinin ağırlığından bahsederek, jandarmanın yaptığı zulümlerden şikayet etmesi ve prensin de bu durumu İstanbul'daki Rus Elçisi İgnatiyef'e bildirmesinden sonra mültecilerin cezalandırılmamak şartıyla geri dönmelerine izin verilmesiyle 1875 yılı Nisan ayında başlamıştır.
Bu durumdan sonra Hersek'e dönen mülteciler orada da gördükleri muameleden cesaret alarak halkı isyana teşvik etmişler ve isyan bütün Hersek bölgesine kısa sürede yayılmıştır. Mültecilerin geri dönüşüne izin verilmesi devletin bir zaafı olarak değerlendirilmiş, askerler öldürülüp yollar kesilmiş ve Müslümanlar öldürülmeye başlanmıştır (Temmuz 1875). Bosna Valisi Müşir Derviş Paşa'nın hemen müdahale etmeyerek İstanbul'a görüş sorması ve takviye kuvvet gelmesini beklemesi sebebiyle isyan kısa zamanda genişlemiştir.
Bosna'ya gerekli takviyenin, Karadağ ile Rusya'nın müdahelesine yol açacağı düşüncesi ile Sadrâzam Esad Paşa tarafından gönderilmemesi, konunun önemi ve derecesi dikkate alınmadan ya da yanlış değerlendirilerek, bir takım nasihatçilerin gönderilmesi ile konunun çözümleneceği düşüncesiyle hareket edilmesi, zaman kaybına sebep olmuştur. Ancak Hersek'in Karadağ hududundaki bazı yerlerinin asilerin eline geçmesiyle işin iyice çığrından çıktığı anlaşılmış ve 4.200 kişilik bir kuvvet bölgeye gönderilmiştir. Bu tarihte Bosna-Hersek'in nüfusunun 515.000'ini Hıristiyanlar, 685.000'ini de Müslümanlar teşkil ediyordu. Müslüman ahali de bu olaylar karşısında can ve mal güvenliği için silâha sarılmak zorunda kalmıştır. İsyana müdahalede geciken Esad Paşa azledilerek yerine Mahmud Nedim Paşa sadrâzamlığa getirilmişti. Fakat Bosna-Hersek'in coğrafî konumunun uygunsuzluğu, Sırbistan, Karadağ, Avusturya ve Rusya'dan sürekli olarak yardım gelmesi, ayrıca Hıristiyanların, Müslüman-Türk zulmü altında kaldıkları şeklindeki görüşlerinin, İngiltere ve Fransa'da yayılması Osmanlı Devleti'ni iyice güç durumda bırakmıştır. Devamlı dış destek bulan Hersek isyanı, Hersek sancağını kısa sürede Osmanlı Devleti ile yerli Hıristiyanlar, Karadağlılar ve Sırplar arasındaki bir savaş meydanı durumuna getirmiştir.
İsyan sırasında Avusturya'nın üstlendiği himayeci rol ve buraya yönelik yayılma emelleri Rusya'nın tepkisini çekmeye başlamıştı. Avusturya imparatorunun Dalmaçya'yı ziyareti sırasında Hersek'ten gelen Hıristiyan heyet ile görüşmesi ve Karadağ prensini kabul etmesi Avusturya'nın bölgeye yönelik politikasının tipik örnekleridir.
Avusturya ile Rusya arasındaki bir gerginliğin Avrupa'da yaratacağı buhranı gören Fransa Hükümeti, Hariciye Nazırı Dük Decazes vasıtasıyla bir teklif getirmiştir. Bu teklif Bosna-Hersek isyanının Osmanlı Devleti'nin yöneticileriyle isyancılar arasında yapılacak görüşmeler ile çözülmesi ana fikri üzerine kurulmuştu. Fakat Batı Avrupalıların da kendileriyle ilgilenmeye başlamalarından iyice cesaret alan isyancılar daha önceden kullandıkları "Islahat" tabirini terkedip bu defa "İdare-i mümtâze" den bahsetmeye başlamışlardır.
Bosna-Hersek isyanının çıkışı ve hızla yayılışında, yabancı devletlerden çekinilerek ilk anda gereken müdahalenin yapılmasında tereddütlü davranılması ve yeterli askerin bölgeye gönderilmemesi ile Rusya ve Avusturya devletlerinin yaptıkları kışkırtmaların çok büyük rolü olmuştur.
Bu olaylar üzerine Almanya, Avusturya ve Rusya devletlerinin başvekilleri Berlin'de bir araya gelerek Osmanlı Devleti'ne bir nota vermeyi kararlaştırdılar. Bu notanın gerekçesini Osmanlı Devleti'nin o ana kadarki islâhat teşebbüslerinin sonuç vermemiş olduğundan daha sonraki ıslâhatların yabancı devletlerin gözetiminde yapılması oluşturuyordu. Kendilerince Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmak niyetinde olmadıklarını fakat bölgedeki karışıklığın giderilmesi açısından nota vermeye gerek duyduklarını bildiriyorlardı. Lâyihayı hazırlayan Avusturya başvekili'nin adıyla Andrassy Layihası diye bilinen 31 Ocak 1876 tarihli metinde şu hükümler bulunmaktaydı:
1- Hıristiyanlara tam bir din serbestliği
2- Vergilerde düzenleme
3- Kadastro ıslâhatı
4- Hıristiyanlarla Müslümanlardan bir meclis teşkili
5- Vergi gelirlerinin sadece mahallî ihtiyaçlar için kullanılması
Osmanlı Devleti tarafından kabul edilen, bu şartlar isyancılar tarafından kabul edilmeyerek, Bosna-Hersek'ten Türk askerinin çekilmesi ve bütün ıslâhatların Avrupa devletlerinin ortak kefaletleri altında yapılması fikrini savunmuşlardır. Bu durum aslında Osmanlı Devleti'nin notayı kabul etmesinin bir zaaf olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyordu. Asilerin bu ilâve şartlarının devlet tarafından kabul edilmesi isyanı daha da hızlandırmıştır.
Bu arada 6 Mayıs 1876 tarihinde Selanik'de Müslüman olmaya karar veren bir Bulgar kızı yüzünden çıkan karışıklıkların Alman ve Fransız konsoloslarının öldürülmesiyle son bulması üzerine Avrupa'nın üç güçlü devleti Berlin Memorandumu'nu toplamaya karar verdiler. Bu toplantı 11 Mayıs 1876 tarihinde Almanya Başvekili Bismarck, Rusya Başvekili Gorçakof ve Avusturya Başvekili Andrassy arasında gerçekleşmiştir. Bu memorandumda şu kararlar alınmıştır: Bosna-Hersek meselesinin Andrassy lâyıhasındaki esaslara göre çözümlenmesi, Bosna-Hersek'te iki aylık bir mütareke ilânıyla Türk kuvvetlerinin belli bir bölgeye çekilmesi, tahribatın tazmin edilmesi, konsolosların ıslâhatları kontrol etmeleri. Mütareke müddeti içinde bunlar yapılmadığı takdirde mezkûr devletlerin fiilen müdahalesi öngörülmüşse de bu memorandum Osmanlı Devleti'ndeki saltanat değişikliği sebebiyle hiç bir zaman tebliğ ve tatbik edilememiştir.
İsyan daha sonra Osmanlı Devleti'nin Sırbistan ve Karadağ ile savaşa girmesiyle devam etmiştir. Çünkü Sırp ve Karadağ'lı gönüllüler Hersek asilerine yardım etmekteydi. Osmanlı ordusu bu savaşta başarı kazanmasına rağmen Rusya'nın 31 Ekim 1876'da verdiği ultimatom ile mütareke imzalamak zorunda bırakıldı. Bosna-Hersek ve Bulgaristan meselelerinde islâhat yapılması için Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, Almanya ve İtalya tarafından akdedilen Londra Protokolu'nun( 31 Mart 1876 ) Osmanlı Devleti tarafından reddedilmesi üzerine 19 Nisan 1877'de Rusya, Osmanlı Devleti'ne harp ilân etmiş, savaş Osmanlı Devleti'nin aleyhine gelişmiş ve sonuçta Ruslarla 31 Ocak l878'de Edirne'de mütareke yapılmış; Daha sonra da Ayastefanos Muahedesi imzalanmıştır (3 Mart 1878). Bu antlaşmaya göre Romanya, Sırbistan, Karadağ bağımsızlıklarını kazanıyor, Bulgaristan Osmanlı hâkimiyetinde muhtar bir prenslik haline getiriliyordu. Ayrıca Bosna-Hersek'teki halktan vergi bakayası istenmeyecek ve 1880 yılına kadar olan vergiler de zarar görmüş olan kimselerin zararlarını tazmine sarfedilecekti. Bu tarihten sonraki verilecek vergiler hakkında Rusya ve Avusturya karar sahibi olacaktı.
Bu antlaşma ile Rusya tek başına büyük kazançlar elde etmiş ve Balkanlar'daki nüfuzunu arttırmıştır. Avusturya ile İngiltere ise Osmanlı Devleti'nin kendilerine müracaatı üzerine antlaşmanın tadili için gayret göstereceklerini, ancak bu çalışmalarına karşılık kendilerine arazi terkedilmesini istemişlerdir.

Longuri
12-09-06, 21:51
H-) 1878 Berlin Antlaşması ve Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan Tarafından İşgali

Bu durum üzerine Berlin'de büyük Avrupa devletlerinin katılmasıyla bir kongre toplandı (13 Temmuz 1878). Avusturya-Macaristan Murahhası Kont Andrassy, Osmanlı Devleti'nin Bosna-Hersek'te asayişi sağlayamadığından dolayı bu durumun Avusturya-Macaristan Devleti'ni de rahatsız ettiğini belirtmiş ve bunun üzerine İngiltere Murahhası Lord Salisbury de Bosna-Hersek'in Avusturya tarafından işgal edilmesini önermiştir. Bu teklif Rusya Murahhası Prens Gorçakof tarafından da kabul edilmiştir.
Osmanlı Murahhası Alexandır Karatodori Paşa bu teklife şiddetle karşı çıktıysa da Prens Bismarck: "Kongre teşkilinden maksat Osmanlı Devleti'nin menfaatlerini savunmak olmayıp, Avrupa'nın menfaatlerini korumaktır. Kongre Osmanlı Devleti'ne Makedonya ve Bulgaristan'ı iade ettiğinden dolayı Osmanlı Devleti'nin şikâyete hakkı yoktur" diye cevap vermişti. Sonuçta Avusturya'nın belirsiz bir süre için Bosna-Hersek'i işgal etmesine, gerekirse Yenipazar'da dahi asker bulundurmasına karar verilmiştir. Ancak daha sonra Yenipazar'ın yönetimi Osmanlı Devleti'ne bırakılmıştır. İngiltere ise bu arada geçici olarak Kıbrıs'a yerleşmiştir.
Alexandr Kara Todori Paşa, Osmanlı Devleti'nin Bosna-Hersek üzerindeki hükümranlığının, Avusturya-Macaristan'ın işgali ile kalkmayacağı ve kongreden sonra işgalin ayrıntıları hakkında iki taraf arasında bir anlaşma yapılacağı konularında bir beyannameyi hazırlayarak Avusturyalılara kabul ettirmiştir.
Ayastefanos Antlaşması'nın maksadı Balkanlar'daki Osmanlı topraklarının Rusya nüfuzu altındaki Balkan Devletleri arasında taksimi olduğu halde, Berlin Antlaşması, diğer devletlerin iştirakiyle taksim hadisesini imparatorluğun geneline yayıyordu. Keza Avusturya'nın işgali altına girmesiyle Bosna-Hersek'in elden çıkma merhalesi başlamıştır.
Bosna-Hersek'in Avusturya tarafından işgal olunacağı haberi ahali arasında büyük tepkilere neden olmuş, Osmanlı Devleti'nin konunun bir kez daha müzakare edilmesi teşebbüsleri de başarısız kalmıştır.
Nitekim Avusturya'nın işgaline karşı Boşnaklar şiddetle karşı çıkmış, önce Hersek'in merkezi olan Mostar, sonra da Bosnasaray , büyük direnişlerle karşılaştıktan sonra Avusturya tarafından işgal edilebilmiştir. İşgal 29 Temmuz'da başlamış 28 Ekim l878'de tamamlamıştır.
Bosna-Hersek'in işgalinin tamamlanmasından sonra Osmanlı Devleti'ne bırakılmış olan Yenipazar'ın da Avusturya işgaline girmesi tehlikesine ve Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığının tesbitine dair Avusturya ile müzakereye girişilmesine karar verildi ve bunun için Hariciye Nazırı Alexandır Karatodori ve Maarif Nazırı Münir Paşalar görevlendirildi. Bu müzakereden amaç Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığının devamı, işgalin geçici olması, ahalinin Osmanlı kanunlarına tâbi olması ve Yenipazar'a gönderilecek Avusturya askerlerinin sayısı ve kalacakları yerlerin tesbit edilmesi idi. Yenipazar konusunda Osmanlı Devleti'nin endişesi burasının da Avusturya'ya geçmesinden sonra bu devletin Selanik'e kadar ilerleyebileceği idi. Zaten Avusturya'nın Yenipazar'a girmesi ile Bosna-Hersek'te olduğu gibi silâhlı bir direnişle karşılacağı muhakkaktı. Bu durumda Osmanlı askerinin, kendini savunmaya başlayacak Müslüman ahaliye yardım edip etmeyeceği de ayrı bir mesele idi.
Bosna-Hersek üzerindeki Osmanlı hükümranlığına halel getirilmemesi, ahalinin ibadetlerine karışılmaması, Osmanlı parasının kullanılmaya devam edilmesi, Osmanlı askerine ait silahların ne yapılacağı gibi konular üzerinde en çok durulan hususlardı. İşgalden sonra bölge bir askerî vali tarafından idare edilmeye başlanmıştır

I-) Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan'a ilhakı

5 ekim 1908'de Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan'a ilhakı ilân edilmiştir. İlhak kararı Rusya, Avusturya-Macaristan, Sırbistan ve Osmanlı Devleti arasında bir buhran meydana getirmişti. Bu olay o an için bir savaşla neticelenmese de daha sonraki yıllarda I.Dünya Savaşı'nın başlamasının sebeplerinden birisi olmuştur. Nihayet Osmanlı Devleti Nisan 1909'da Avusturya-Macaristan'dan emlâk-ı emiriyye bedeli olarak 2,5 milyon altın alarak ilhakı tasdik etmek zorunda kalmıştır.
Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan Devleti'ne ilhakından sonra eski kanunlar iki yıl yürürlükte kalmış ve 1910 yılında yeni anayasa yapılmıştır. Bu kanuna göre yalnız mahallî meseleleri halletmek üzere teşrî-i selâhiyeti olan bir Diyet Meclisi kurulmuştur. Bu meclis yetmiş iki milletvekili ve tayinle getirilen yirmi üyeden meydana geliyordu. Meclis üyelerinin bir kısmı dinî temsilciler, bir kısmı yüksek ünvanlı devlet görevlilerinden oluşuyordu. Bu arada Bosna-Hersek'in idaresi Bosnasaray'daki yerli hükümete bırakılmıştır. Bu hükümetin başında, sivil bir muavini de olan yüksek rütbeli bir komutan bulunuyordu. Hükümet adlî, idarî, siyasî, malî olmak üzere dört şubeye ayrılmıştı.

J-) Bosna-Hersek'in Sırbistan'a ve Daha Sonra da Yugoslavya'ya Katılması

Bosna-Hersek I.Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun idaresinde kalmıştır. Bu savaştan mağlûp olarak çıkan imparatorluk parçalanmış; bölgenin 24 Kasım 1918'de Sırbistan Krallığı'na ilhakı ilân edilmiş, 1 Aralık 1918'de yeni kurulan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı'na Sırbistan'ın bir parçası olarak geçmiş ve bu durum 1919'daki St.Germain ve Trianon barış antlaşmalarıyla tasdik edilmiştir.
II. Dünya Savaşı sırasında Hırvatistan, Almanya ve İtalya arasında akdedilen 15 Mayıs 1941 Zagreb ve 18 Mayıs 1941 Roma antlaşmaları gereğince Bosna-Hersek'in bir kısmı yeni kurulan Hırvatistan Devleti'ne geçmiş öteki kısmı da Alman işgali altında kalmıştır. Almanya'nın yenilmesinden sonra Bosna-Hersek 1945'te birleştirilerek 31 Ocak 1946 tarihli Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu'na göre kurulan Yugoslav Federal Halk Cumhuriyeti'ni oluşturan altı cumhuriyetten biri olmuştur. Diğer beş cumhuriyet Sırbistan,Hırvatistan, Slovenya, Makedonya ve Karadağ dır.
Yugoslavya'nın karmaşık etnik ve dinî yapısı uzun süre Tito yönetimi tarafından bir arada tutulabilmişti. l980 yılında Tito'nun ölümüyle etnik ve millî kıpırdanmalar meydana gelmeye başlamıştır. Anayasaya göre 1991'de devlet başkanlığı sırası gelen Hırvatistan'ın bu hakkı uygulamaya geçirilmedi. Buna sebep Sırbistan'ın dağılmakta olan Yugoslavya'ya tek başına sahip çıkmak istemesinden kaynaklanmasıdır. Sırpların kurmak istedikleri büyük Sırbistan hayali yüzünden Yugoslavya tam bir kaosa sürüklenmiş ve bu olay diğer cumhuriyetlerin ayrılmasıyla neticelenmiştir. (Yugoslavya halen Sırbistan ve onun güdümündeki Karadağ'dan oluşmaktadır). Ancak Sırbistan bu bağımsızlıkları tanımamış ve önce Hırvatistan ve Slovenya'ya saldırmış fakat (bu cumhuriyetlerin Katolik olması hasebiyle) Avrupa Topluluğu ve özellikle Almanya'nın çabalarıyla buradaki çarpışmalar sona ermiştir

K-)Bosna-Hersek'in Bağımsızlığını İlân Etmesi

Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nde ise 1990 yılı sonlarında yapılan seçimleri Ali İzzet Begoviç liderliğindeki Demokratik Eylem Partisi ( SDA ) kazanmış ve Begoviç devlet başkanı seçilmiştir. Bosna-Hersek Cumhuriyeti, ırkçı Sırpların boykotuna rağmen bir referandum düzenlemiş ve çıkan sonuç üzerine Mart 1992'de bağımsızlığını ilân etmiştir. Bu referandumda Müslümanlar, Katolikler ve cumhuriyet sınırlarında yaşayan diğer unsurlar bağımsızlık yönünde oy kullanmışlardır. Fakat bu olay neticesinde Bosna-Hersek'te, çeteci Sırp milisleri neredeyse tamamı Sırp olan Yugoslav Federal Ordusu'nun da desteğini alarak XX. yüzyılın en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmişlerdir. Bu katliam halen tüm dünyanın gözleri önünde devam etmektedir.
Önceleri ırkçı Sırplara karşı birlikte savaşan Müslümanlar ile Hırvatlar 1992 yılı sonlarında birbirlerine karşı savaşmaya başlamıştır. Bu olay öncesinde Sırbistan ve Hırvatistan hükümet başkanlarının toplanıp aralarındaki savaşı sona erdirmeleri oldukça ilgi çekicidir. Böylece Boşnaklar tamamen yalnızlığa mahkum olmuşlar ve yetersiz de olsa Hırvatistan üzerinden gelen yardımlar kesilmiştir. Gelişen bu menfî olaylar neticesinde Bosna-Hersek'in üç etnik kesime bölünme teklifine şiddetle karşı çıkan İzzetbegoviç, yapılan barış görüşmelerinde bu teklifi kabul etmek zorunda kalacağını belirtmektedir. Avrupalıların arabuluculuk yaptığı barış görüşmelerinde yapılmak istenen şey nüfusun çoğunluğunu oluşturan Boşnaklara cüzi bir toprak parçası bırakarak ekonomik ve siyasî güçlerini ve aynı zamanda nüfuslarını da kademeli olarak yok etmektir.

T.C.KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ ve İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ
ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ
Ali Hamza Çakar

samko71
01-10-06, 14:06
Ali Hamza Çakar a ve sana tesekkur ederim..

yoksa senmsn Ali Hamza:)

Longuri
03-10-06, 12:47
Yok ben Ali Hamza değilim. Araştırırken buldum paylaşmak istedim.
Umarım faydalı olmuştur..