PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Boşnak ressam Mersad Berber



vesgi
23-09-06, 13:59
Boşnak ressam Mersad Berber'in(*) resimlerini ilk kez 1991'de Dubrovnik'de bir galeride gördüğümüzde, Sırbistan'la Hırvatistan arasında patlamak üzere olan savaşı, dağlardaki tankları, limanda demirlemiş savaş gemilerini, kimiz, neyiz, neredeyiz, hepsini unuttuk. Berber'in tablolarını alıp, onlarla bir odaya kapanmak ve ömür boyu tabloları seyrederek yaşamak istedik, acıkmadan, susamadan. İnsanı yemeden içmeden kesen resimler. Hep bir tülün arkasında gibiler ama aynı zamanda hep hafif yaldızlı ve ikona gibiler de. Ben diyeyim Velasquez'i andırır, sen de Bizans mozayiklerini. Çoğunun çerçevesi resmin içinde.
İçinde Osmanlı var, ortaçağ var, din var, kadın var, at var, inanılmaz güzellikte tekstil, grafik tasarımları var, köy de var, saray da. Belli ki; en çirkin kadını al, sabah en yataktan henüz kalkmış haliyle Mersad Berber'in karşısına oturt, Mersad olağanüstü bir kadın tasviri çıkarır gördüğünden. Saçına çiçekler takar, gözlerine gölge düşürür, yanağına al bastırır, bir ortaçağ elbisesi giydirir kadına, aynı kadını farklı katmanlarda, farklı yaşlarda birkaç kere daha çizer, tablonun karşısından ayrılamazsın, her dakika bir başka dahiyane teferruatı keşfederek saatlerce tabloyu seyredersin. Büyülü gibi Mersad Berber'in tabloları.
1992'de Sırplar, Bosna'yı işgal ettiklerinde evlerde buldukları ressamın yüz kadar tablosunu ateşe vermişler. O güzelim resimlere benzin döküp sokak ortasında cayır cayır yakmışlar. Duyunca içimiz yandı. Berber'in Saraybosna'daki evini, galerisini de bombalamışlar.
Sırp Dubrovnik'i bombalamaya neden Hırvat'ın bin yıllık katedralinden, Saraybosna'yı bombalamaya neden Boşnağın yüzlerce yıllık kütüphanesinden, en meşhur ressamının galerisinden başlar acaba? Sırp ordusu bunu yaparken bilir ki; önce geçmişini ve hafızasını yok edeceksin düşmanın. En önce bastıkları kültürel zemini çekeceksin ayaklarının altından. Kadınına kızına tecavüz, haritasını değiştirme arkadan gelir. Arşivleri, kütüphaneleri, sanat eserlerini, tarihi eserleri bombalarken hedef alınan düşmanın hafızasıdır.
Neden acaba Amerikalı Bağdat'ı işgal ettiğinde petrol kuyularıyla Petrol Bakanlığını sağlama alır da Bağdat Müzesinin yağmalanmasına göz yumar? Neden Irak'ta her gün onlarca profesör, gazeteci, şair, sanatçı katledilir? Çünkü; küreselleşmeci Batılı Devletlerin, planlı ve uzun vadeli çalışmalarının çok büyük bir bölümünü hedef ülkede kültür alanında çöküntüler yaratmak oluşturur. Kayan kültür zemininin, üzerindekileri de beraberinde götürdüğü gerçeği bu ülkeler tarafından iyi bilinir. Bir ülkenin aydınlarını yok etmek, sanatını, arkeolojisini, tarihini gasp etmek, o ülkenin kültürel mirasının ırzına geçmek, o ülkenin kanından öte kan grubunu almak demektir. Kanını emip bıraksan bünye yenisini üretecek, sömürgeci, işgalci kan grubunu alıyor ki o toplum bir daha belini doğrultamasın. Geçmişini gasp ediyor ki geleceği olamasın. Hafızasını siliyor ki; boşalttığı beyinlere kendi ideolojisini yerleştirebilsin, o toplumu köleleştirebilsin, kaynaklarını sömürebilsin.
Avustralya kıtasının ilk ve gerçek sahipleri Aborijinler, elli yıldır alkolle, uyuşturucuyla kendinden geçerek, benzin koklayarak, neden hapishane ya da tımarhane parmaklıklarının arkasından bulanık gözlerle güneşin batışını seyrediyor. Çünkü; sömürgeci beyazlar tarafından bütün kültürel varlığı talan edilen, tarihi elinden alınan Aborijinler, aidiyet duygusunu tamamen kaybetmişlerdir. Ellibin yıldır onların olan ada'nın çölünde birkaç kasabaya sıkıştırılmışlardır artık. Ne kendi ne toprakları ne de kültürleri kalmıştır tutunacakları ve ne de sömürgeci beyazların kültürünü kabullenebilmişlerdir. Dilleri, geçmişleri onlardan çalınmış, gelecekleri yok edilmiş, yerine alkol ve uyuşturucu tutuşturulmuştur ellerine. Kültürel varlıkları beyazların ticaret metaıdır artık. Dokunamadıkları, üzerine basamadıkları "kutsal" toprakları, kutsal nesneleri turistlere pazarlanmaktadır beyazlar tarafından.
Bugünlerde Türk medyasında hergün bir müzenin soyulduğu, kalan parçaların orijinal olmadığı haber olmaya başladı. Neden bir gün Kaşıkçı Elması'nın orijinal olmadığı haberi patlıyor, neden ertesi gün Karun Hazinelerinden bazı parçaların değiştirildiği haberi, neden ertesi gün Bodrum Müzesi'ndeki yazının silinmek istenmesi, sahte olduğu haberi? Arkasından Topkapı Sarayı'nın ne kadar korumasız olduğu, Hatay Arkeoloji Müzesi'ndeki 35 bin parçanın sayımının yapıldığı. Bütün bunlar neden hep bir anda patlıyor? Neden hepsi şimdi çıkıyor ortaya?
Çünkü; tarihin yolgeçen hanı, toprağının altından üstünden tarih fışkıran Anadolu'nun öğrenci değil de müşteri gibi görülerek -yabancı dillerde- sözde eğitilen, hafızasız bırakılmış, neo-cahil plaza delikanlısı, küreselleşmecilerin 1980'den bu yana artan çabalarıyla kültüründen, tarihinden, arkeolojisinden ve hatta ülkesinden vazgeçecek kıvama şimdi gelmiştir (Bkz. Bizde o taşlardan çok var). Tarihindeki gerçek kahramanları tanımadığından, ülkesindeki gerçek zenginliklerin değerini bilemediğinden kendisine osuruktan kahramanlar yaratıp gurur duyan, markalara, etiketlere tapınan hale ancak şimdi getirilmiştir. İçindeki kültür boşluğunu televizyonda başkalarının hayatlarını seyrederek, markalarla doldurmaya çalışan, her türlü yönlendirmeye açık hale getirilmiş Türk insanı, otuz yıla yakın sürede, kültürel zemini fay hattı üzerinde, "malzemesinden çalınmış" inşaat kurabiyeliğindedir artık. Avustralya yerlilerine yapılan bize de yapılmaktadır. Kan grubumuz çalınmakta, vatana aidiyet duygumuz kaybettirilmektedir. Devletlerin şirket gibi yönetildiği, şirketlerin devlet yönetimlerine egemen olduğu "küreselleşme" furyasında kültürel zeminimiz ile vatan toprağı ayağımızın altından eşzamanlı olarak çekilmektedir.
Coğrafi isimlerin şimdiki Türkçe karşılıkları yerine binlerce yıl önceki isimleriyle anılmaya başlanması da (Bkz. Likya'da satılık otel arazisi, Capadoccia'da dubleks villa, ilanları) küreselcilerin ayrımcılık, kişiyi "yaşadığı coğrafyaya yabancılaştırma" politikalarına hizmet eden bir yöntemdir. Biz kendi ülkemize yabancılaşırken, Türkiye'de emlak alıp yerleşen yabancılar kendi dillerinde elektrik, su faturası talep edecek kadar sahiplenmektedirler ülkemizi. Yabancıların ülkemizi bu sahiplenmesinden bir sonraki aşama; biz Türklerin hizmetkarlığını yapacağımız yabancı efendilerimize "Sahip" (Bkz. Hindistan, Pakistan, Bangladeş) diye hitap etmemiz olacaktır.
UNESCO 2004 yılında İstanbul'un korunma planı için Türkiye'ye iki yıllık süre tanıdı. Süre bu Temmuz'da doluyor ve Temmuz'un ilk yarısında UNESCO bir toplantı yapacak. Üç imparatorluğa başkentlik yapmış ve hala her kazma vuruşta, bağrından tarih fışkıran koca İstanbul'u "dünya kültür mirası" kapsamından çıkarma kararı alacak. Yani: "Elinizde dünya kültürü için çok değerli olan bir hazine vardı, ama siz koruyamadınız bunu kardeş. Biz de bundan böyle İstanbul'u 'tehlike altındaki dünya kültür mirası' listesine alacağız." diyecek. Asıl talan ondan sonra başlayacak. Müzelerin soyulduğu, tarihi eserlerimizi koruyamadığımız haberlerinin bu toplantıya yakın zamanda patlaması tesadüf mü? (Bkz. Paranoya a la Kıymet)
Ondan sonra da İngiliz, Alman çıkıp "Siz koruyamıyorsunuz, bari bize verin biz daha iyi koruruz." demeye başlayacaklar. Avustralya, yıllardır Gelibolu Yarımadası' nın kontrolünü yedi ülkeden oluşan bir komisyona devretmeyi bu gerekçeyle istiyor. 'Siz şehit kemiklerinin üzerine bir haftada çöken asfaltlar döküyorsunuz, bize bırakın yarımadayı, biz daha iyi koruruz, daha iyi bakım yaparız.' diyor. Gelibolu Yarımadası gavura bırakılırsa eğer, İngiliz'den, Yeni Zelandalı'dan, Fransız'dan yedi senede bir komisyona başkanlık sırası Türkiye'ye gelecek ve muhtemelen Komisyon'un kontrolündeki yarımadaya "tarihi eserlere zarar verdikleri gerekçesiyle" Türk vatandaşları sokulmayacaktır. Bu konuda yıllardır Anzaklar bastırıyor, Akepe gayet verimkarsa da TSK direniyor.
Avrupalıya Anadolu'dan çalıp götürdükleri koca tapınaklar için "Bu bizimdi" derseniz eğer, söylemleri aynıdır: "Biz daha iyi koruyoruz." (Bkz. Viyana Efes Müzesi, Berlin Müzesi). Ülkemizdeki bütün değerlerin hızla çözüldüğü bu çöküş döneminde, kültürel varlıklarımızı Avrupa'ya, Amerika'ya ve hatta Avustralya'ya devretmemiz her an gündeme gelebilir (Bkz. Babalar gibi satarım). Kamu hizmetleri taşeronlaştırılmış, yeraltı, yerüstü zenginlikleri, tüm sektörler "özelleştirme" adı altında yabancıya satılmış, geriye sadece tarihimizin ve arkeolojimizin "bizim elimizden kurtarılması" kalmıştır. Cumhuriyet Hükümeti demeye dilimizin varmadığı, belediyeleri soyarak iktidara gelmiş 59. Hükümet, uygun fiyatı vereni bulduğunda tüm kültürel varlığımızı yabancılara devretmekte bir sakınca görmeyecek açgözlülükte ve sığlıktadır (Bkz. Gençliğe Hitabe/ ...gaflet, dalalet ve hatta hıyanet).
Son dört yıldır kültür, sanat, tarih, hafıza, gelmiş, geçmiş ve hatta vatan toprağı, hepsi iri lokmalar halinde yabancılar tarafından iştahla koparılmaktadır. Kültür varlıkları, tarihi çekip alınan, hafızası silinen, konuştuğu lisan -yarısı İngilizce olmak üzere- otuz kelimeye indirgenen -necip- Türk milletinin, kültürüyle birlikte ayağının altındaki vatan da çekilmek, Türkiye külliyen istimlak edilmek üzeredir.
Küreselleşmeci Devletler bilirler ki; akademisyenleri, tarihçileri, gazetecileri, yani aydınları, eğitimli insanları yok edilen, yurtdışına kaçmaya zorlanan, hafızası, gururu, geçmişi, kültürel varlıkları talan edilmiş bir ülkenin istimlak edilmesi çok kolay olacaktır. Türkiye'yi istimlak etmek için de fazla zamanları kalmamıştır. Yapılacak ilk seçimlerde iktidara gelecek hiçbir partinin, kan grubumuzun çalınmasına Akepe kadar yardımcı olmayacağının farkında olan talancıların da yerli işbirlikçilerinin de kültürel zemini ayağımızın altından kaydırmak için çok aceleleri vardır.
İkiyüz yıl sonra Anadolu'da yapılacak arkeolojik kazılarda; cahil politikacıların (Bkz. Sarışın güzel (!) kadın) AB'ye girildiğine halkı inandırmak için değiştirttikleri mavi zemin üzerine sarı yıldızlı oto plakaları, yabancı dillerde satılık emlak ve dükkan tabelaları ile kan grubu olmayan cesetler bulunacaktır.

(*)Mersad Berber'in resimleri için bakınız www.mersad-berber.com

Galenovic
23-09-06, 15:01
yazının altına imzamı atarım. vesgi sana da harika paylaşımın için teşekkür ederim.

vesgi
23-09-06, 15:05
rica edrim cnm yazı ilgimi çok çekti paylaşmak istedim.sanatın ne kadar önemli olduğu bir kez daha kanıtlandı...

premenkov
23-09-06, 17:00
eet paylasım mükemmel wesgi sanatla bu kadar alakalısın yaneeee saol dile gedirdin için !

vesgi
23-09-06, 17:03
sanat insanın iç dünyasını yansıtan bir ayna gibidir her dalıyla

latrodectin
13-10-06, 00:08
bosnak ressam. cocuklugunu, düslerini ve bosnak müslümanları anlattıgı resimlerle tanınır. safet zec'le birlikte bosna'nın en ünlü ressamı kabul edilir. ferhadıye caddesindeki bedestenin önünde ve mostar otogarındaki isportacılarda reprodüksiyonlarını bulabilirsiniz

arap saati
ekşisözlük