PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : BoŞnak Edebİyati



Kurtanovic
24-09-06, 00:11
5. ULUSLARARASI SAPANCA ŞİİR AKŞAMLARI

I.BÖLÜM



BOSNA HERSEK EDEBİYAT GÜNLERİ






(V. Sapanca Şiir Akşamları çerçevesinde düzenlenen Bosna Hersek Edebiyatı’nı konu alan, Bosna Hersek Edebiyat Günleri başlıklı toplantıyı Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İSEN yönetti. Toplantıya konuşmacı olarak Bosna edebiyatının güçlü şairi Cemalettin Latiç ile Suat Engülü katıldı. Toplantıda yapılan konuşmaların tam metnini sunuyoruz.)







Mustafa İSEN:



Sapanca Şiir Akşamları gerçekten giderek halkasını genişleten bir kültür hareketi olarak sadece Türkiye’ye değil, kendi bölgesinde çok iyi bir atılım gerçekleştirerek yürümeye devam ediyor. Bir bakımdan ben, başta Sn. Valiye, Sn. Büyükşehir Belediye Başkanına, Sn. Sapanca Kaymakamı ve Sn. Sapanca Belediye Başkanı olmak üzere katkısı bulunan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu arada tabi ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na teşekkür etmeyi de unutmayalım. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı da baştan beri bu etkinliği desteklemektedir. Bu bağlamda Sapanca Şiir Akşamları kendi bölgesinin kültürel faaliyetleriyle de yakinen ilgilenen bir etkinliktir. Bu çerçevede başta Balkanlar olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki kültürel faaliyetleri ve bilgi birikimlerini teker teker masaya yatırarak bunları Sakarya halkıyla birleştirme noktasında çalışmalar yürütmektedir. Geçtiğimiz yıllarda bunun güzel örneklerini vermiştik. Makedonya bu bağlamda masaya yatılmıştı. Hem Makedonya edebiyatı, hem de Makedonya’dan şairler gelmişlerdi bu toplantılara geçtiğimiz yıl Yunanistan’dan Şairler davet edilmişti ve konuşmacılar davet edilmişti.

Bu yıl yine bir başka dost ülke Bosna Hersek masaya yatırıldı. Adapazarı ile bir anlamda ilişkisi de olan ülke Bosna Hersek ve bu bağlamda Bosna Hersekli dostlarımızı ağırlıyoruz bu yıl. Bu akşamki faaliyetle birlikte hem Bosna Hersek Edebiyatı masaya yatırılacak hem de yarınki şairler etkinliğinde ve bunun bir başka boyutu olan müzik faaliyetinde Bosna Hersek’ten gelen katılımcılarla birlikte bir Bosna havasını yaşama imkanını bulacağız. Ben hem konuşmaya bir giriş mahiyeti olması açısından, hem de olaya bir tarihi arka plan kazandırmak açısından Bosna’yla Türkiye arasındaki birkaç cümleyle tarihi ilişkilerden ama biraz daha edebi ilişkilerden söz ederek bu toplantıyı açmak istiyorum.

Aslında Bosna bizim Balkanlara doğru, Avrupa’ya doğru yürüyüşümüzde çok önemli nirengi noktalarından bir tanesidir. Burada bulunan değerli zevatın kolayca hatırlayacağı gibi bizim Balkanlara geçişimiz, eğer bunu Karadeniz’in kuzeyinden gelen bir dalgayı istisna edecek olursak 1354 yıllarda Gelibolu üzerinden gerçekleşen geçiş faaliyetidir. Aşağı yukarı Gelibolu’dan 1354 yılında çıkan bu süreç 1410'lu yıllarda bir fetret hareketiyle duraklama göstermiş olmasına rağmen çok dinamik bir biçimde devam etmiş ve Fatih Sultan Mehmet zamanında Adriyatik Denizine

ulaşılmıştır. İşte Bosna Fatihi olarak zikredilmesi gereken isim Fatih Sultan Mehmet’tir. Fatih Sultan Mehmet 1460'lı yıllarda aşağı yukarı Rumeli’ye geçişten yaklaşık yüz yıl sonra Bosna’yı Osmanlı toprakları haline getirmiştir.

Burada bir hususa dikkat çekmek istiyorum, bir bölgenin siyasi alanda Türk nüfusuna girmesiyle oranın kültürel anlamda Türk bölgesi olması arasında mutlak zamanda bir zaman farkı vardır. Siz bölgeyi derhal siyasi olarak kendi sınırlarınıza dahil edebilirsiniz. Ama buranın bir edebi bölge haline dönüşmesi için bir zamana ihtiyaç vardır.

Zaman çağ ve iletişim araçlarının önleme göre değişmekle birlikte bu yaklaşık yetmiş yıla tekabül etmektedir. Çünkü fethedilen bir bölgenin Türk bölgesi haline şehir haline dönüşmesi için, önce oranın bir siyasi öneme haiz olması lazım, bu siyasi öneme bağlı olarak iktisadi yapının teşekkülü buna bağlı olarak eğitim kurumlarının teşekkül etmesi lazım. Bu eğitim kurumlarının da insan yetiştirmesi ve bu insan yetiştirmeye bağlı olarak ve buna bağlı olarak kültür ve sanat adamlarının ortaya çıkmaya başlaması lazımdır.

Bosna Hersek’teki Türk edebiyatından bahsetmek gerekirse Bosna Hersek Türk edebiyatı bizim Türk bölgelerindeki Türk edebiyatından farklılık göstermektedir. Çünkü mesela Edirne’nin fethi yahut, mesela Anadolu’daki Trabzon’un Sivas’ın fethiyle birlikte burada bir Türk nüfusu vardır. Bu Türk Nüfusun halk edebiyatı diyebileceğimiz bir edebi geleneği vardır. Bunun üzerine zaman içinde bir entelektüel edebiyat gelişti. Oysa Bosna'da böyle bir şey söz konusu değildir. Bosna’da yaşayan bizim Boşnak dediğimiz insanlar Slav kökenli bir halk oldukları için onların halk edebiyatı başka çerçevede yürüyen bir halk edebiyatıdır. Bu manada Bosna’daki edebiyat bir entelektüel edebiyat olarak gerçekleşmiştir. Bunun size açık tarihini vermek istiyorum. Bizim

bugünkü incelemelerimize eldeki bilgilere göre Bosna’da Türk edebiyatı 15. yüzyılda başlamıştır. Yani 1463'lü yıllarda dönemin Türkçe ilk eserini veren kişi II. Beyazıt’ın veziri Derviş Şamil paşadır. 16. yüzyılda Bosna’daki Türk Edebiyatında ciddi olarak divan şairi diyebileceğimiz

isimler, mesela bu yüzyılda Muhammet CENGİZ, Şirini, Fuzuli, Edayi, Derviş Paşa, Bostani, Ziyai, Gayriyi, Nihayi, Ahmet, Gayrettin YAZICIOĞLU Bosna’da Osmanlı Kültür Mozağine katılan isimlerdir.

17. Yüzyılda oldukça zengin bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Mecazi, Selmani, Süleyman, Ahmet Çelebi, Hiber, Derviş Güsani, Vezni, Katibi, Vuslati, Zikri, Alimi, Vali, Nebi gibi isimler var. Ayrıca Nesir ustaları var. 18. Yüzyılda aynı şekilde kadro çok zenginleşerek devam ediyor.

19. Yüzyılda Fadıl Paşa, Seydi, Habibi, Ahmet HAMDİ, Abdülkerim ZÜLFİ, Bosnevi Baba, Zülfi, Ahmet Hikmet bölgenin yetiştirdiği Türkçe yazan diğer isimler.

Bosna'da yaşayan Şairlerin bizim bütün öbür bölgelere göre çok önemli bir farkı var. Boşnak araştırıcılar bu konuda Türkiye'deki araştırıcıların biraz daha önündedirler. 19. Yüzyıldan itibaren Bosna'da yetişen Şairlerin hayatları, sanatları ve eserleri hakkında son derece ayrıntılı ve güzel çalışmalar gerçekleştirmişlerdir.

Bunların en önemlisi Bosna yaşayan Türk Edebiyatçılar konusunda ilk çalışma 19. Yüzyılda başlamış, İbrahim Ethem Paşa için, Mehmet TEVFİK için, Saffet Başak için, Hacı Mehmet HANCİÇ için, Hazım ŞABLANİ için ve en son Dr. Fehim Mehmet AKIN Bosna'daki Türk Edebiyatının çok ciddi araştırma örnekleridir. Bütün bu çalışmalarda bizim listelerimizde sadece 17 civarında görünen Boşnak şair sayısı bu yapılan araştırmalarla 600'e ulaşmaktadır ki, meşhur bir Fransız tarihçisinin söylediği gibi gelişmiş kültür, gelişmemiş kültür yoktur. İşlenmiş kültür, işlenmemiş kültür vardır diyor. Kaynaklarda 17 civarında olan şair sayısını Boşnak araştırmacılar çok ciddi ve ayrıntılı araştırmalarla 600 civarına çıkarmışlardır.

Bütün bunlardan Türkiye’deki araştırmalarında ciddi çalışmalarla ne boyutlara taşınabileceğinin güzel örneklerini vermiş olmaktadırlar.

Bu edebiyatın ortaya koyduğu muhteva örneklerinden söz etmek gerekebilir.

Beslendikleri kaynaklar aynı özellikleri gösterdikleri için Bosnalı bir Divan Şairinin eserinde yer alan konularla, Bağdatlı ve İstanbullu, Edirneli veya Konyalı bir Divan Şairinin eserleri arasında içerik bakımından herhangi bir farklılık söz konusu değildir.

Tür ve Nazım şekli açısından da herhangi farklılık söz konusu değildir.

Divan edebiyatı zaten bir hakim kültürün yansıması olduğu için, burada Milli Eğitim çok fazla ehemmiyeti gündemde olamamaktadır. Var olan zihniyetin terennüm noktalarını aşağı yukarı biraz önce sözünü ettiğim farklı coğrafyalardaki isimlerle de temsil edilse bir farklılık olarak

algılamak mümkün değildir.

Bununla birlikte kuşkusuz bölgenin şartlarından doğan küçük ayrıntılardan bahsetmek mümkün olabilir. Mesela; Rumeli Şairlerin dilleri daha yalındır. Buna Boşnak şairlerde dahil, çok uzun konuşulması gereken bir husus.

Şehrengiz ve Gazaname örnekleri Rumeli’de daha fazladır. Çünkü özellikle Gazanameler açısından sürekli Fetih hareketlerinin cereyan ettiği bölge olması dolayısıyla daha fazla gayet doğal olarak anlamak mümkündür.

Burada şöylece bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Gerçekten Boşnaklar dahil Osmanlı Kültür Dünyası içerisinde çok erken dönemlerden itibaren başarılı örnekler vermişlerdir. Çok sayıda isimle bu mozaiye katkılarda bulunmuşlardır. Hatta bunların içinde bir hususu özellikle

ifade etmek istiyorum.

Mesnevi şerhi gibi biraz zor bir işi yani hem Farsça’yı çok iyi düzeyde bilmek, hem Türkçe’yi çok iyi düzeyde bilmek, hem bu kültürü çok iyi düzeyde bilmeyi gerektirebilecek bir işlem açısından da Mesnevinin en önemli şairlerinden bir tanesi Bosnalıdır. Bütün bunlar bu kültüre ne kadar kolay adapte olduklarını ve bu kültür çerçevesi içinde ne kadar iyi eserler verdiklerini göstermesi açısından dikkate değerler.

Tabi Bosna Hersek'in 19. Yüzyıl içinde Osmanlı Toplum yapısından siyasi olarak kopmasından sonra bir sürede bu bölgede Türkçe eserler verilmeye devam etti. Ama daha sonra devam eden siyasi süreç bu işlemi bitirdi.

Eski Yugoslavya ve Krallık döneminde yaşanan sıkıntılar mutlak edebiyata da yansıdı. Artık bir Türkçe Edebiyattan söz etmek mümkün olamadı. Ama bu müşterek Kültürlerin unsurları Türkçe olmamakla birlikte kendi dillerinde de Boşnakça’da devam etti.

Bosna edebiyatı bugünde devam etmekte olan canlı bir gelenektir. Bunların içinde SELİMOVİÇ gibi Dünya pazarında iş yapabilen önemli isimler devam etmektedir. Bugün bir içerden bakış, bir dışardan bakış iki konuğumuz var. Suat bey dışardan bakış sayılabilir. Şu anda Türkiye’de yaşıyor ama Makedonya'da doğmuş büyümüş arkadaşımız. Balkanlardaki Türk ve

diğer edebiyatlar konusunda hem usta bir araştırıcı, hem de iyi bir yazar ve şairdir kendisi. Biraz sonra Bosna hakkında bilgiler verecek.

Sayın LATİÇ ise hem Bosna Hersek Milli Marşını yazmış, hem de bu edebiyata şair-yazar olarak katıldığı gibi araştırıcı olarak ta değerli katkılarda bulunmuş önemli bir isim.

Önce Suat beyi dinleyeceğiz. Söz sizin Suat bey buyurunuz.

Kurtanovic
24-09-06, 00:19
ıı:BÖLÜM


selamlarım.

Bu akşam sizlerin huzurunda Bosna Hersek Edebiyatı hakkında bu alanda bugüne kadar Türkiye'de yapılanları genel hatlarıyla ve bazı ilginç bulduğum örnekleriyle en iyi şekilde takdim ederek sizleri az çok bilgilendirmeye çalışacağım.

Bugüne kadar Türkiye’de bu konu üzerinde durulduğunu hiç anımsamıyorum. Daha önceleri okuduklarımdan, 15 yıldan beri İstanbul’dayım, 15 yıldan beri burada ele alındığını

anımsamıyorum.

Sanırım bu akşam burada konuşulması, hem bugüne kadar yapılanların değerlendirilmesi, hem de gelecek günler için bazı projeksiyonların yapılması, kardeş olarak gördüğüm Bosna Hersek Edebiyatının Türkiye’de nasıl geniş kitlelere daha iyi tanıtılması için saptanması konusunda yol açar.

Ölümünden 1 yıl önce Alberto MOROLYA ödülünü alan 2 Mayıs 2002 tarihinde vefat eden kanımca sadece Boşnak şiirinin değil, çağdaş Dünya şiirinin önemli isimlerinden biri olan, Bosna Hersek'in kalbi ruhu Saraybosna’da yaşanan savaşın, vahşetin, dehşetin SARAYİÇ’in deyimiyle “İnsanların Avrupa’nın göbeğinde uygar Dünyanın gözleri önünde yaşanan Srebrenica katliamının” 10. yılına rastlayan bu toplantının Bosna Hersek edebiyatına adanmış olmasına son derece anlamlı bulduğumu, ancak aynı zamanda gecikmiş bir toplantı olarak değerlendirdiğimi söyleme gereğini duyuyorum. Keşke bu toplantı bundan 15 yıl kadar önceleri Yugoslavya’nın

dağılma sürecine girdiği sırada yapılsaydı diyorum.

Çünkü böyle bir toplantının o zaman düzenlenmiş olması iki kardeş ülke Edebiyatlarının birbirine yakınlaşmalarının bu edebiyatların karşılıklı tanınması ve tanıtılmasının en iyi sonuç verici şekilde gerçekleştirilmesinin yolunu açmış olurdu. 15 yıl gibi hiçte kısa sayılamayan bir zaman dilimi içinde bu alanda önemli işlerin başarılmasını sağlamış olurdu.

Bizde bugün burada Bosna Hersek edebiyatının Türkiye’de nasıl bir edebiyat olduğunu söyleyerek bundan iftihar edebilirdik. Biliyorum gene zararın neresinden dönülürse kardır atasözüne sığınarak yapamadıklarımızı ört bas etmeye kalkacağız. Ancak her seferinde de hatırlamamız gereken bir şey var. Bu atasözü her söylediğimizde bir çok işler elimizin altından

kayıp gitmekte ve bir daha onları telafi etmenin imkanı kalmamaktadır.

Türklerin Boşnakların yüzyıllarca paylaştıkları ortak dil, tarih, kültür bağlamında ilk söyleyeceğimiz, söylememiz gereken şey, birçok şeyin olduğudur.

Osmanlı Ordularının 1463 yılında Bosna’yı fethinden sonra Bosna nüfusunun önemli bir bölümünün Türkçe’yi resmi dil olarak kabul etmiş olduğu kısa sürede bu dilin edebi olarak kabul görmüş olmaya başlaması.

İki edebiyat arasındaki vurgulamak istediğim bağı pekiştirmiştir.

Zaman içinde bu bağ öyle güçlenmiştir ki, Osmanlı döneminde Türkçe yazan Boşnakların sayısının 300 civarına ulaştığı araştırmalarla tespit edilmiştir. Daha kesin bir bilgi de Prof. Dr. Fehim ONAT'ın 1989 yılında yaptığı çalışmada verilmektedir. Ta ki bu sayının çok altında bir sayıyı göstermektedir. Ama onun gösterdiği sayıda Sayın Mustafa İSEN'in bahsettiği 17 sayısının çok üstünde 112'dir. Tabi bu her yanıyla araştırılmış Türkçe yazan yazarların sayısı olarak görülmektedir. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki mevcut olan bu bağ sonraki yıllarda

geliştirilmemiş özellikle Balkan savaşından sonra Bosna Hersek Edebiyatı ile Türk Edebiyatı arasında büyük kopukluklar yaşanmıştır.

Bu yüzden bugün Türk Edebiyatı Bosna Hersek’te, Bosna Hersek Edebiyatı Türkiye’de ne kadar tanındığına şöyle bir baktığımızda bu alanda karşılıklı olarak nelerin yapıldığına bir göz attığımızda bugün neden yetersiz olduğunu görürüz.

Öyle ki bu doğal bağ olarak adlandırdığım ve iki ülke edebiyatlarının birbirine yakınlaştırılması gereken faktör aslında sadece bir faktör olmanın ötesine geçememiş gerçekleştirilememiştir.

Bosna Hersek Edebiyatı Türkiye’de tanıtılmasını ve tanınmasını sağlayacak ikinci ve bence en önemli diğer bir faktörde, 93 harbinden itibaren başlayan göçlerle Türkiye’ye Balkanlardan gelen Türk nüfus ile birlikte kalabalık bir Boşnak nüfusunun gelmiş olmasıdır. Özellikle Adnan

Menderes döneminde imzalanan serbest göç anlaşması ile tarihe 1933 göçü olarak geçen göç esnasında 300 bin civarında Türk’le birlikte kalabalık bir Boşnak nüfusta göç etmiştir. Öyle ki 93 harbinden Balkan savaşları öncesi, Balkan savaşları esnasında göç, 1936-1937 Ekonomik kriz

esnasındaki göç ve bahsettiğim 1953 göçü ile Türkiye’ye yerleşen kalabalık bir Boşnak topluluğu gelmiştir ve bu topluluğun aslında bu iki edebiyat arasındaki bağı güçlenmesi beklenirdi.

Ne yazık ki bu öyle olmamıştır. Bir takım mazeret olarak gösterebilecek nedenler vardır. En büyük sorun Türkiye’ye göç eden Boşnak Edebiyatını iyi bilen Boşnak Edebiyatını Türkiye sınırları içinde tanıtabilecek Aydınların üzerine düşen görevleri yapmamalarından bu görevlerin bilinci içinde olmamalarından kaynaklanmaktadır. Öyle ki 1918 yılından itibaren 1970'li yılların başlarına kadar Türkiye’de maalesef Boşnak Edebiyatından Türkçe’ye çevrilen eserler rastlamak mümkün değildir. Dergilerde yayınlanan birtakım şiir ve öyküleri Boşnak Edebiyatını tanıtma yazılarını bir yana bırakırsak.

Türkiye’de Bosna Hersek Edebiyatının tanıtılması derken ben konunun yalnız Türkiye sınırları içersinde görülmesi taraftarı değilim. Konunun Türkiye sınırları dışına da taşması taraftarıyım. Yani Türkiye ve Türkçe lehçelerinin konuşulduğu ülkeleri, Türk coğrafyasını kapsayacak şekilde ele alınması gerektiği kanısındayım.

Burada bir parantez açma gereğini duyuyorum. Bu sözler 1990'lı yılların başlarında ortaya atılan dilsel, tarihsel ve Kültürel dayanağı da olan ancak gereği maalesef bugüne kadar birçok nedenden yapılmayan yada yapılamayan Adriyatik’ten Çin Seddi’ne söylemi çerçevesinde pekala

değerlendirilmelidir düşüncesindeyim.

Bunu da iki açıdan kanıtlamaya çalışacağım. Bunlardan birincisi Bosna Hersek Edebiyatı tarihinde ortaya konulan eserler sadece Türkiye’de değil, Türkçe’nin konuşulduğu ve Türkçe yazı kültürünün mevcut olduğu diğer ülkelerde de Türkçe’ye ve Türkçe lehçelere tercüme edilmiştir.

Tıpkı oralarda yazan Türk yazarların eserlerin Bosna Hersek’te tercüme edilmiş olduğu gibi. Şimdilik ben sadece Makedonya ve Kosova’da bu alanda yapılanlar üzerinde somut olarak konuşabilirim.

Bu konuşmayı yapmak gerektiğini öğrendiğim bir hafta öncesinden bugüne kadar diğer Türk Cumhuriyetlerinde bu alanda neler yapıldığına dair gereken bilgi ve belgeyi elde etmem ve

araştırma yapmam mümkün değildir. Ancak Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’da da kanımca bu alanda bizim bilmediğimiz ancak yapılmış olan birtakım çalışmalar vardı. Çünkü eski Yugoslavya ile Sovyetler Birliği arasındaki siyasi döküntüler bağlar çerçevesinde birçok Yugoslav yazarları olarak adlandırılan Boşnak yazarlarında eserlerinin de tercüme edilmiş olabileceğini biliyoruz.

İkinci olarak da sınırları daraltarak sadece Türkiye’de Bosna Hersek Edebiyatından bir takım eserlerin Türkçe’ye çevrilmişliği konusunda bilgi vermeye çalışacağım.

Bosna Hersek Edebiyatının Türkçe’ye ilk çevrildiğini Makedonya’da görürüz. Kitap olarak çevrildiğinden bahsediyorum. Bilindiği gibi 2. Dünya savaşının sona ermesi sonrasında Üsküp'te Birlik Gazetesi, Sevinç ve Tomurcuk Çocuk Dergileri, Sesler Toplum Sanat dergisi yayımlanmaya

başlamıştır. Bu Çatı altında birde yayın faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Öyle ki benim elimde bulunan bilgilere göre Türkçe yayınlanan ilk Bosna Hersek Edebiyatı eseri Ahmet RAMACİÇ'in ''Unutulmuş Ülkelerin Cücesi'' adlı çocuk romanıdır. Eser 1965 yılında Üsküp'te yayınlanmış, yıllar sonra 1976 yılında İstanbul’da Koza yayınları tarafından yayınlanmıştı.

Bundan sonra yayınlanan eserler var. Ancak ben ilkleri ve dikkate değer konularda bizlere bilgi veren bir takım yaşanan sorunlar hakkında bilgi veren örnekler üzerinde duracağım.

İkinci örnek olarak göstermek istediğim, Sesler Dergisinin 1987 yılında hazırlamış olduğu, 'Çağdaş Bosna Hersek Şiiri' aslında bu derginin bir özel sayısı olarak düşünülmüş çalışmadır. Fakat bunu o günde bu günde derginin özel sayısı olarak görmemek gerekir. Çünkü bu elimde tuttuğum

dergi 'Çağdaş Bosna Hersek Şiiri'nin bugüne kadar Türkçe’de yayınlanmış en kapsamlı örneğidir. Burada 51 Bosna Hersek Şairinin 3'er şiiri vardır.

Tabi bu derginin ortaya çıkışının bilgilerini versem size Bosna Hersek gerçeğiyle ilgili kafanızda birtakım bilgileri daha net bir şekilde oluşmasına yardımcı olacaktır.

Bu dergiyi hazırlarken dönemin Bosna Hersek Yazarlar Cemiyetinden böyle bir

seçkiyi en iyi hazırlayacak birini tayin etmesini istemiştik. Yazarlar Birliğinin tayin ettiği kişide Hüseyin TANVİÇİÇ önemli bir batılı şairi.

Hüseyin TANVİÇİÇ'le görüştüğümüzde kendisinden Bosna Hersek şiirini en iyi şekilde anlatabilecek bir seçki hazırlamasını bu seçkiyle asla bir derginin özel sayısı olarak görmemesini

bunu normal bir kurtuluş olarak algılayarak o şekilde hazırlamasını istemiştik. Kendisine bir şeyi daha dikkat etmesini söylemiştik. Buda bu seçkiye girebilecek olan şairlerin hepsinin aynı değerde şiirlerinin aynı ağırlıkta olan şairler olmasıdır. Bir sayı sınırlaması vermemiştik. Şairler arasında ama seçkiye girebilen şairlerinden her birinin aynı sayıda şiirle dergide yer alması koşulunu ileri

sürmüştük. Kendisi bir süre sonra hazırladığı bu seçkiyi bize iletmişti. Biz seçkiyi hazırlama kararını verdiğimizde dergi olarak amacımız daha çok Boşnak şairlerin yer alacağı bir seçki ortaya çıkarmaktı. Ancak, TANVİÇİÇ'in gönderdiği seçkiye baktığımızda burada Boşnak şairlerin

azınlıkta olduğuna, Sırp ve Hırvat Şairlerin çokluğunu teşkil ettiğini gördük ve bu konuda kendisinin dikkatini çektik ve bizim amacımızın aslında Sırp ve Hırvat Şairlerinin bir yana itmeksizin daha çok Boşnak şiirleri takdim etmek olduğunu söylemiştir. O zaman kendisi bize açıkça bunun çok objektif yapılmış bir seçki olduğunu söylemiştir. Sırp Şairlerini Boşnak Şairler hesabına bu seçkiyle düşünemeyeceğini tekrarlamıştı. Bizde kendisine bu konuda saygı göstermek zorundaydık. Fakat şimdi biz bu seçkiye baktığımızda, yalnız ilginç bir bilgi olsun diye size söylüyorum. Bu seçkinin içinde Radovan KARACİÇ'de Bosna Hersek Şairi olarak yer aldığını görürüz. Orda doğan KARACİÇ Bosna’da yaşanan katliamın en büyük müsebbiplerinden biridir. Yalnız şunu da söylemem gerekir, Radovan KARACİÇ benim de şahsen tanıdığım biridir. İnsanları beyinlerinde nelerin gizli olduğunu maalesef çözebilmek yetkisine ve yeteneğine sahip değiliz. Kendisi Saraybosna’ya gittiğimizde bizi ''Türk kardeşimiz'' sözleriyle bağrına basan, diğer Bosna Hersek’li tanıdığımız Şairler gibi bize yakınlık gösteren biriydi. Maalesef tarihte bu gibi şeylere tanık oluyoruz. Bu özel sayının yayınlanmasından bir yıl sonra Bosna Hersek'te Yugoslavya Türk Şiiri gecesi düzenlendi. Bu Yugoslavya Türk Şiiri gecesi içinde Yugoslavya'da doğrusu Makedonya ve Kosova'da yaşayıp yer alan Türk Şairlerin Şiirlerinden bir seçki yayınlandı.Bu Şiir

gecesinin düzenlenmesi, bu şiir seçkisinin yayınlanmasının yolunu açanda maalesef yine diyorum o dönemde Bosna Hersek Yazarlar Birliği sekreteri Miroskof TAFOL'du. Miroskof TOFOL'da daha sonra Radovan KARACİÇ'in sağ kolu olarak görmekteyiz. Yani bütün bunları yaşayarak görüyoruz bu günde acısını yaşayarak çekiyoruz.

Bütün bu söylediklerimden şöyle bir düşünceyi de ileri sürebilirim. Makedonya ve Kosava’da yetişen Türk yazarları Bosna Hersek Edebiyatına ait eserlerini Türkçe’ye kazandırma gayretlerini bu kardeş edebiyatın Türkiye’de tanıtılması çalışmalarını da teşvik etmiştir.

Bosna Hersek, Sırp ve Hırvat Edebiyatı tarafından paylaşılamayan bir yazar konumundaki Nobel Edebiyatı ödüllerini alan İvan ANDRİÇ'in ve onun Türkçe’ye çevrilen “Dirina Köprüsü” eserini hesaba katmazsak, Türkiye’de Bosna Hersek Edebiyatı Türkçe’ye kazandırılan ilk önemli eserin Reşat SELİMOVİÇ'in ''Derviş ve Ölüm'' romanıdır. Bosna Hersek edebiyatının Türkiye’de tek ve yalnız temsilcisi olmak durumunda olan bir eserdi bu. Tabi bu eserin dışında o dönemde yayınlana bir iki eser daha olmuştu. Bu da İzzet SARAYİÇ'in rahmetli Necati ZEKERİYA'nın çevirisiyle “Suna” adlı şiir seçkisi bu daha sonra 1991 yılında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası kitap fuarına davet edilen İzzet SARAYİÇ'in İstanbul’a geliş onuruna tekrar yayınlanmış yani Türkiye’ye mahsus birde ahlaki olmayan durum sergilenmişti. Necat SEZGİLER 1998 yılında vefat etti. 1991 yılında yayınlanan ''Suna'' kitabında Yüksel PAZARKAYA'nın Almanca’dan çevirdiği

bir kaç şiirde yer almıştı. Maalesef Necati ZEKERİYA'nın çabasıyla hazırlanmış bu kitabın üzerine sırf o üç şiiri çevirdi diye, bir de Yüksel PAZARKAYA'nın adı konularak o yeri bir eser olarak lanse edilmişti.

1983 yılında yayınlanan Çağdaş Yugoslavya Şiiri Antolojisinde ilk bölüm Bosna Hersek şiirine ayrılmıştı. İvon ANDİÇ'le başlayan bir seçkidir. İvan ANDRİÇ Bosna Hersek’li gösterilmektedir.

Savaş dönemi 1992sonrasında Türkiye’de bir takım yayın faaliyetlerinin yapılması çalışması oldu. Ancak yetersiz kaldı. Mesela varlık yayınları iyi bir Bosna Hersek edebi eserini tercüme edip yayınlayacağına o dönemde Elisa PERABICAK bir mülteci bayanın anılarını yayınlamayı uygun bulmuş buda bir Fransız’ın derleyip topladığı anıların bir çevirisi. Buda Bosna Hersek edebiyatına karşı bir tavır olarak değerlendirilebilir.

Savaş yıllarında biraz duygusal bir tavır içinde bütün hayattaki zorluklarına rağmen göçün ilk yıllarıydı. Çünkü o dönemin Kültür Bakanlığına 1994 yılının ocak ayında bir mektup göndererek Bosna Hersek’te iki yıldır devam eden savaştan Türkiye’nin bu ülkeye her bakımdan yardım etme ve destek olma çabalarına hepimiz tanığız. Bu yolda harcanan çabalarla ilgili zaman zaman Bosna Hersek Kültür Sanat Değerlerinin tanıtılması alanında da kimi çalışmaların yapıldığına tanık olmaktayız. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınlar Dairesinin kendi imkanlar çerçevesinde bu çalışmalara önemli katkılar bulunabileceği kanaatindeyim. Ama bu kanaatimde yanıldığımı görüyorum bir süre sonra. Çünkü bu mektupla Reşat SELİMOVİÇ'in “Kale” romanını ve Aişe ZAHİDOVİÇ'in ''Gönül Gözüyle'' adlı eserlerinin Kültür Bakanlığı Yayımlar

Dairesi tarafından yayınlanmasını önerdim. Ardından 25 Ocakta cevap göndermemi istemişler. 1994'te göndermişim 1997'de gelen cevapta ''kale''yi yayınlamayı kabul etmişler.

''Gönül Gözüyle'' adlı eser için para yetmediğini, programa dahil edememişler.

Bugüne kadar Bosna Hersek Edebiyatı eserlerinden Türkçe’ye çevrilen kitapların sayısı 20'yi aşmamıştır. Ama bundan sonraki yıllarda bir şeylerin yapılması gerektiği kanaatindeyim.

1997 yılında Çatalca'da düzenlenen 2. Balkan Şiir Günleri gösterisinde Ergüvan ödülüne

layık görülen İzzet SARAYİÇ'in kartpostal arkasına yazarak gönderdiği şiir.



HEZİMET



Aidsle, yıldız savaşlarıyla, video kasetleriyle
Ve zenci şair Benjamin MAHUSE'nin katledilmesiyle
Hezimete uğrayarak sonuna geldik bu yüzyılın

Oysa

harikulade başlamıştı her şey

Avarara’dan gelen top

sesleriyle...



Abdullah SİDRAN'ın şiiri

KABUS



Ne

yapıyorsun oğlum?


Düş

kuruyorum anne.


Nasıl Türkü çığırdığımı görüyorum anne bu düşte ve sonra soruyorsun

Düşümde oğlum ne yapıyorsun diye?


Oğlum dile getirdiğin ne? düşünde çığırdığın

Türküler.


Bir

zamanlar bir yuvam olduğunu dile getiriyorum anne şimdi yuvam yok

oysa.


İşte

bu dile getirdiğim bu türküde bir sesim var diyorum, birde dilim var anne.

Şimdi ne dilim ne sesim var. Olmayan sesimle, olmayan dilimle, olmayan

evimde bu türküyü çığırıyorum anne.



Teşekkürler...

Kurtanovic
24-09-06, 00:23
III. BÖLÜM


CEMALETTİN LATİÇ:

Her şeyden önce beni ve şair dostlarımı bu şiir akşamlarını davet eden Vali beyi, erkanı, bir de Mustafa İSEN ve Ahmet KOT'a teşekkür ediyorum.


Benimle birlikte buraya gelenler arasında Necat İBRİŞİMOVİÇ bulunuyor. Kendisi bugün Bosna Hersek edebiyatı roman yazarı ve şair. Değerli şair Aişe ZAHİROVİÇ şiirleri birçok dile çevrilmiştir.



Senizalı Singaçli HALİÇ romancı ve şair.


Mustafa SIRBİÇ


Konuşmama bir Boşnak fıkrasıyla başlayacağım.


Bir keresinde bir Boşnak İstanbul'a gelmiş ve Cuma namazına gitmiş. Hocanın

Araplara, Acemlere ve İranlılara yardım etmesi için nasıl dua ettiğini duymuş. Namaz bitip dua okunduktan sonra Boşnak, Hocanın yanına yaklaşır. Sen nasıl olur da Arapları, Acemleri ve İranlıları anarsın da Boşnakları anmazsın.

Bir hafta sonrasında yine Cuma Namazına Boşnaklar aynı Camiye gitmiş. Hoca yine aynı sözleri tekrarladıktan sonra Boşnaklara dönmüş itiraz eden Boşnak paltosunu açarak hançeri göstermiş. İmam da duasında bu sefer Arapları, Acemleri ve Boşnakları söyleyerek dua etmiş.

Bundan söyleyeceğim biz Boşnakların bilinmek istediğimizden. Ama bizim hançerimiz yok şiirimiz var.

Boşnak edebiyatı genel Bosna hersek edebiyatından ayrıdır. İlk başta bir Sırp yazısı olan Magalisa olarak Osmanlı egemenliği içerisinde Osmanlıca, Boşnakça, Türkçe, Arapça biraz Farsça yazdık. Aydın kesime hitap eden bahsettiğim yazılar haricinde Halkın kullandığı yazı vardır.

Bizim bir de salona girerken sözlü edebiyatımızdan Sevdalinkalar ki aşk sözleridir. Bizim Hasan Ağanın Karısı adlı Destan meşhurdur. İtalyan Alberto FORKİS kaleme almış, bir çok dile çevrilmiştir. Sonunda Almanca’ya çevrilerek Geothe’nin eline geçmiştir.

Sözlü edebiyatımızdan diğer önemli bir eserde İsmail NECODOVİÇ’in “Evlilik”

eseridir. Bu destanı söyleyen Andof NECODOVİÇ ya da 2. Sancaklı kendisi 2. Homekol adlandırılmıştır. Bu destanı keşfedenler yine yabancılar olmuştur. Etnografya ile ilgilenen Amerikalı kişiler. Bu destan on iki bin mısradan oluşur. Bu destanın özeti şöyle; Budapeşte’de Türk Sultanların birini ele verirler Sırp askerleri. Düşman askerleri oraya doğru harekete geçer fakat

Boşnaklar Türk Sultanını kurtarmak için örgütlenirler ve kendilerinin Osmanlıya Sultanlığa bağlı olduklarını gösterirler Sultanı kurtararak.

Sayın Mustafa İSEN'in de belirttiği, adını Fehmi ONAT rahmetli de 400 kadar Türkçe yazan şair olduğunu tespit etmiştir. Bunların çoğu da Boşnak Şairdir. Bir Türk edebiyatı tarihinde Divan edebiyatında da yer alan Sabiti Türk klasik şiirine damgasını vurduğunu gördüm. Onun Muzaffer Münaciye adlı önemli eseri mevcut. 500 sene şiiri içeren bir divanı vardır. Bu şiir zaten Mekke’de 2 defa şiirleri ödül aldı. Mehmet HANİÇ bir araştırmasında bunları tespit edildiğini söylüyor. Eserin adı da İslam edebiyatında Boşnak ve Hersekliler diyor.

Ne yazık ki Türkçe’de acilce yazılmış olan edebiyatımızı yeterince araştırmamış gün yüzüne çıkaramamışız, oysa bu bizim çok büyük bir zenginliğimizdir. 19. Yüzyıl sonlarına doğru Avusturya Macaristan İmparatorluğunun Bosna’ya yerleşmesi ile birlikte Boşnaklarda Avrupa

edebiyatının biçimlerini edebi biçimlerlerini kabul etmişlerdi. Kendi ilk romanlarını yayınlamışlardır. Entemoloviç yazarın adı eserin adı da “Yeşil Samanlar”dır. Bu romanın özeti şöyle; Halkın ikiye bölündüğü anlatılıyor. Halkın bir kısmı Avusturya Macaristan’a karşı savaşmak gerektiğine inanıyor diğer kısım asla böyle bir savaşa girilmemesi gerektiğini, çünkü Osmanlı yeniden o topraklara dönmesinin imkansız olduğunu düşünüyor. Burada birde aşk öyküsü vardır. Romanın içinde Ayşe ve Ahmet’in büyük aşkı anlatılıyor. Ahmet savaşta ölüyor Ayşe de onun ardından hasretten ölüyor. Bu ilk eserden sonra yaratılanlara bir göz atılacak olursa Boşnak

yazarların Avrupa’da yaratılan bütün eserlerde ustalaştıklarını, romandan tutun şiire kadar iyice ustalaştıklarını iyice göstermektedir.

Sözlerime Çağdaş Boşnak edebiyatı hakkında söyleyeceklerimle son vereceğim. Ancak burada vakit yetersizliği yüzünden Bosna Hersek’te yaratılan Sırp ve Hırvat edebiyatlarına

değineceğim.

Burada zaten sosyalist dönemde yetişmiş olan Bosna Hersek yazarlarının hakkında kısada olsa bir şeyler duydunuz, fakat biz Boşnaklar Türk kardeşlerimize kızgınız, sonra siz bizim ruhumuzu en iyi dile getiren eserleri çevirmediniz.

Enver ÇOLAK için “Halil Paşa Destanı”nı tercüme etmediniz. Necat İBRİŞİMOVİÇ'in “Uğursuz”unu tercüme etmediniz. İsmail NORCEVİÇ'in “Evlilik”ini tercüme etmediniz. Türkiye edebiyatı İslami ilham taşıyan eserleri tercüme etmediniz.

Bugün Bosna’da yaşayan Boşnak şair ve yazarları son Bosna Hersek savaşında Boşnaklara yapılan katliam hakkında eserler vermektedirler. Bizim en büyük eserlerimiz

aslında bize yapılan bu katliamlar hakkında bahsedilen eserlerdir. Magnistanın şiirlerinde Bohemlere karşı yapılan saldırılardan bahsedilmektedir.

Stentogronoviç şiirlerinde 2. Dünya savaşında Yugoslavya’da yapılan bütün Ruslara yapılan katliamdan bahsedilmektedir. Adem KAHRAMAN'ın yazdığı bir romanda gene katliamdan bahsedilmektedir. “Venedik neden batıyor” adlı şiir yapıtını yazan Abdullah SİDRAN da yine bu katliamdan bahsetmektedir. Aişe ZAHİDOVİÇ'in şiiri de savaşa karşı atılan çığlık ve savaş acılarıyla doludur. Zahida ÇEHAİÇ “Bosna’da Yaşayan Müslüman ailenin parçalanması” konusunu ele almaktadır. Mustafa adlı yazar Bosna’da yapılan haksızlıkları dile getirmektedir.

Son olarak kendimden bahsedeyim. Ben “Srebrenica katlimı Cehennemi” adlı uzun şiiri yazan şairim. İsnam KARİÇ adlı diğer Bosna Hersek’li yazarımızın bir romanı yine Srebrenicada yaşanan katliamı dile getirmektedir. Bu roman Konya’da tercüme edildiğini duymuştum.

İlginize teşekkür ederim...


MUSTAFA İSEN: Çok değerli katılımcılar. Bosna Günlerinin birinci adımı olan Sapanca Şiir Akşamlarının bir anlamda açılış etkinliği olan toplantıyı bu akşam burada tamamlıyoruz.
Yarın asıl etkinliğin şiir boyutu Sapanca’da devam edecek. Bütün katılımcıları Sapanca’ya davet ediyoruz. Gerçekten Sapanca Şiir Akşamları kendi alanında Türkiye’de bir gösterge haline geldi. Umuyorum ki her yıl bir önceki yıla göre daha iyi olma özelliğini de bu yılda arttırarak devam edecektir. Çok teşekkür ediyoruz
-----------------------------------------------------------------

ALINTIDIR
http://www.sapancasiiraksamlari.com/Paneller_2005.html
------------------------------------------------------------------
NOT: 3 BÖLÜM HALİNDE TAŞIYABİLDİĞİM BU RÖPORTAJIN, OKUMAMIŞ KARDEŞLERİMİZ İÇİN FAYDALI OLACAGINI ÜMİD EDİYORUM.

Kurtanovic
24-09-06, 00:43
MEHMET HEVAYİ USKUFİ
(1610-1651)


Hayatı :

Asıl adı , Mehmet Bosnevi olan yazar;1610 yılında , Zvornik sancağının , Donya Tuzla yakınlarındaki Dobırnya köyünde doğar."Hevayi" , takma adı; "Uskufi" ise , mahlasıdır.Ailesini erken yaşta kaybeder.Öğrenim görmek için , çok gezmek zorunda kalır.İstanbul'a da gelir.Yazar , 1651 yılında , hayata veda eder.

Eserleri :

Hevayi , Arapça ve Farsça dizeleri de olan , 4 Türkçe ilahi yazar.Şiirlerin adları şöyledir: "Tanrım , Merhametli Olman İçin Sana Yalvarıyorum!" , "Tanrım , Bize Acı Çektirme!" , "Ey Gavurlar , İmana Gelin!" , "Kardeşler , Size Boşnakça Sesleniyorum!" Bu şiirler;kötü davranışlar , aç gözlülük , Türk memurların rüşvet yemesi gibi konuları içerir.Hevayi'nin , bu ilahilerden başka , didaktik şiirleri de vardır.

Hevayi'nin en önemli eseri , 1631 yılında yazdığı , "Makbul-i Arif (Bilgenin Beğendiği)" adındaki , ilk Boşnakça-Türkçe sözlüktür.Ancak , daha sonraları , eser başka biri tarafından yeniden yazılır ve adı , "Potur Şahidi (Köylü Şahidi)" olarak değiştirilir.Hevayi , "Makbul-i Arif" 'i hazırlamadan çok önce;Mevlana İbrahim Şahidi adlı bir yazar , Farsça-Türkçe bir sözlük hazırlatmıştı.Eser , "Lugat-i Şahidi" olarak anılmaktaydı.Hevayi de , Bosna köylüsü için "Makbul-i Arif" 'i hazırladığından;eseri daha sonra yeniden yazan kişi , esere , "Köylü Şahidi" adını bu nedenle vermiştir.

"Makbul-i Arif" , Alhamiyado (Arap harflerle Boşnakça yazılan edebi eserler) edebiyatının ilk örneğidir ve yazar tarafından , 4.Murat'a adanmıştır.Hevayi , öncelikle esere , 50 beyitten oluşan Türkçe bir giriş yazar.Bu girişte;artık eskisi gibi gezmediğini , dinginleştiğini ve aklına , Boşnakça-Türkçe bir sözlük hazırlama düşüncesi geldiğini anlatır.Hevayi'ye göre , mademki Tanrı , İsa'ya İncil'i Latin dilinde göndermişti;o halde , Boşnak dili de , Latin dilinin bir kolu olduğuna göre , Boşnakça bir sözlük hazırlanabilirdi.Sözlükte , ilk Türkçe dizeyi , ona uyaklı olan Boşnakça 2.dize izler.

Evliya Çelebi , Seyahatname'sinde Saraybosna'dan söz ederken;Boşnak ve Hırvat ulusunun dillerinin , Latin diline yakın olduğuna değinir ve "Makbul-i Arif" 'ten 2 örnek verir.Eserden daha sonra söz eden kişi , 1857'de Saraybosna'ya atanan , Rus elçisi Aleksandr Gilferding olmuştur.Gilferding , 1858'de yazdığı bir eserinde , "Makbul-i Arif" 'ten söz eder.1862'de ise , Antun Kaznacic , eserinde bu sözlüğü eleştirir.1868'de , Saraybosna Prusya konsolosu Otto Blau , yazdığı eserinde "Makbul-i Arif" 'i över.Ayrıca , Hevayi'nin dışındaki diğer sözlük yazarlarından da söz eder ve bütün sözlüklerdeki sözcükleri; alfabetik sıraya koyarak , Sırp-Hırvatça ve Almanca karşılıklarını da verir.

"Makbul-i Arif" 13 bölümdür.Her bölümün sonunda , Boşnakça ve Türkçe öğütler bulunmaktadır.Bu öğütlerin bazıları şunlardır :

- Oku , yaz , çok çalış;uğursuz olma!

- Herkesi kendin gibi iyi sanma!

- Kim iyilik ederse , karşılığını bulur!

- Ey oğul , iyi ol; iyilik güzeldir!

- Kötü gözle bakma , iyilik yap!Zulüm yapma , kötülüğü terk et!

- İki gözüm;temiz bak , temiz!

- Tanrı'nın emirlerine yapış!O sana yol gösterir.

- Senin için en iyi korunma , elbiseye sahip olmaktır;yeter ki , sende çuval olsun.

- Kaçan kişi yiğit olmaz!Ardına bakan yüreğini atar!

- Güzeli sevmek adettendir!

Kaynakça :

- Makbul-i Arif (Potur Şahidi)'in üç yazması Aliya Nametak
Çevren Dergisi No : 16 Aralık 1977

- Seyahatname ve Kroniklerde Yazılı Lamiya Hacıosmanoviç
Sözlerin İzlerinden Çevren Dergisi No: 38 Haziran 1983

- Boşnak Edebiyatı Fahri Kaya
Sesler Dergisi No : 272/273 Ocak / Şubat/1993
-------------------------------------------------------------
ALINTI:
http://www.asmakat.com/uskufihayat.htm

Kurtanovic
24-09-06, 00:52
CERCELEZ DESTANI
(Gürz İlyas Destanı)

Cercelez destanı, 15. yüzyılda Bosna’da yaşamış olan, Ali Cercelez’in başından geçen olayların anlatıldığı bir destandır.Ancak, sonradan, Ali Cercelez olarak anlatılan kişiliğin; aslında, Bosnalı bir savaşçı olan Gürz İlyas olduğu ortaya çıkmıştır.

Cercelez destanı ile ilgili, 15. 16. ve 17. yüzyıla ait tarihi kaynaklar vardır.İlyas, “Gürz(Yiğitoğlu)” ünvanıyla anılmaktadır.Gürz İlyas, halk arasında hak ettiği üne kavuşmuş ve dillere destan olmuştur.Onun, çok sayıda mülke sahip olduğu ve bu mülklerinden çok büyük gelirler elde ettiği için, zamanının büyük derebeyleri arasında yer aldığı bilinmektedir.Ancak, Gürz İlyas’ın adı, 1468 yılından önceki sayım defterlerinde geçmez.Bu da, onun o tarihten önce; ya mal ve mülke sahip olmadığını, ya da kayıtlara, sadece ünvanı olan, “Gürz” olarak geçtiğini gösterir.

Destanda, Gürz İlyas’ın yenilmez yiğitliğinin kanıtı olan, katıldığı savaşlar da anlatılmaktadır.O, bu savaşlara komutan olarak katılır.Bunlardan en önemlisi, Vuk Gırguroviç ile Macarlara karşı katıldığı savaştır.Macarlar, önceleri savaşta üstünlük sağlasalar da; sonradan, bu ikiliye karşı gelemeyerek kaçarlar.Gürz İlyas, 1491 ya da 1492 yılının başlarında, Yayçe’de Macarlara esir düşer.Budim’e gönderilir.Orada, yapılan işkenceden ölür.

Cercelez destanı, İbrahim Peçevi’nin Tarih’inde de yer alır.Peçevi Tarih’inde, Müslüman Boşnak geleneğine ait Cercelez destanının, Budin kaynaklı olduğu belirtilmektedir.Destanın, 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında, Bosna ve Budin’de çok yaygın olduğundan söz edildikten sonra; Müslüman Bosnalıların, Gürz İlyas’a olan bağlılığı anlatılır.Gürz İlyas’tan, Evliya Çelebi de söz eder.Gürz İlyas’ı, Tanrı’nın yolunda savaşan bir yiğit olarak anlatır.Sonuçta, başvurulan kaynaklara göre; Cercelez destanının kahramanı Gürz İlyas, düşsel değil, gerçekten yaşamış bir kişidir.

Kaynakça:

- 15.-16. ve 17. yüzyılın tarih kaynaklarına göre Gürz İlyas Cenana Buturoviç
Çevren Dergisi
Sayı: 23 Eylül 1979

http://www.asmakat.com/cercelezdest.htm'dan alıntılanmıştır..

Kurtanovic
24-09-06, 01:06
ÜMMÜHAN ÇUVADİN
(1795-1870)

Hayatı:

Çuvidin, 1795 yılında, Saraybosna’da doğar.Bu, ilk Müslüman Boşnak kadın şairin hayatı hakkında, pek bir şey bilinmemektedir.Onunla ilgili bilgilerin çoğu, sözlü anlatıma dayalıdır.Yazılı kaynaklardaki bilgiler ise, bu sözlü kaynaklarla karşıtlıklar içerir.Çuvidin’in, Saraybosna’da; önceleri aşçılık, sonra da bahçıvanlıkla uğraşan ve soyadı Çuvidin olan bir aileden geldiği varsayılmaktadır.Gençlik yılları Saraybosna’da geçmiştir.Eğitim almadığı için, okuma yazması yoktur.Olasılıkla, şiirlerini başkalarına yazdırmıştır.

Çuvidin, çok genç yaşlarda, Muyo Çamcı Bayraktar adlı bir gence aşık olur.Ancak, askere giden Muyo; 1813 yılında, Darendeli Ali Paşa komutasındaki Bosna ordusunun, Lozniça’da yaptığı savaşta ölür.Çuvidin, derin bir üzüntüye gömülür.Bir söylentiye göre; aşkının, derin ve güçlü olması nedeniyle, hayatının sonuna kadar evlenmemiştir.Diğer bir söylentiye göre ise, evlenmiş ve 2 çocuk sahibi olmuştur.1870 yılında, Saraybosna’nın Hrid semtinde, hayata veda eder.



Eserleri:

Çuvidin’in eserleriyle ilgili yeterince bilgi olmamasına karşın; onun, “Saraybosnalılar Sırplarla Savaşmaya Gidiyor” adlı şiiri ile diğer aşk şiirleri, Alhamiyad(Arap harfleriyle Boşnakça, yani, Sırp-Hırvatça yazılan eserler) yazınında, aşka özel bir yer verildiğinin ve böylelikle, sadece dinsel ve didaktik konulara yer verilmediğinin bir kanıtıdır.Oysa, Alhamiyad yazınının, didaktik ögeler taşıdığı bilinmektedir.

“Saraybosnalılar Sırplarla Savaşmaya Gidiyor” adlı şiir; biçim, ölçü ve içerik bakımından, halk şiirine yatkındır.Çünkü, şair, halk türkülerinin söylenegeldiği bir mahallede doğup büyümüştür.Böylelikle, sözlü şiir geleneğine yakınlaşmıştır.Şiir, 79 dizedir.57’si onluk, 22’si ise, sekizlik dizeler halindedir.Şiirin, günümüze 2 versiyonu ulaşmıştır.İlkini, Kamil Blagayiç 1827-50 yılları arasında derlemiştir ve Mostar’da söylenegelmiştir.İkincisi ise, Halit Kreşevlyakoviç tarafından, 59 dize şeklinde derlenmiştir ve Travnik’te söylenegelmiştir.

Şiirin, Darendeli Ali Paşa’nın, Lozniça’da yaptığı savaşı anlatan bölümleri, objektif bir söyleyiş biçimi taşımaktadır.Kahramanların ve tümüyle savaşın başarılı anlatımı, şiiri güzelleştirir.Canlı ve yakıcı dil, anlatılan şeyi belirgin hale getirmektedir.Savaşa giden gençler, ölüme gittiklerinin bilincinde oldukları halde, cesur ve soyludurlar.Yeniçeriler, acı duygularla dolu olsalar bile, iyimserlik içinde ölüme giderler.

Darendeli Ali Paşa, Tanrı’ya dua edilmesini ve ondan yardım dilenilmesini ister.Bu, çaresizliğe karşı, doğaüstü bir çağrıdır.Yazgı, karar verici; gerçek ise, egemen olandır.Bu dizeler, savaşa karşı, sessiz bir direnişi dile getirir.Çuvidin’in savaş karşıtı düşüncesi, savaşa giden gençlerin ölüp, kızların evde kalacakları gerekçesiyle açıklanabilir.Buna karşı, şairin çözümü, sürekli mutluluk sağlayacak olan barış önerisidir.

Şiirde, Çuvidin’in, Muyo Çamcı Bayraktar’a duyduğu aşkın yansımasını bulamayız.Bunun nedeni, şairin, geleneklerine bağlı ve kapalı bir ailede yetişmiş olmasıdır.Ancak, yine de; onun sevgisi, geleneksel ahlak kurallarını ve kadın utangaçlığını yenebilmiştir.

İlk Müslüman kadın şair olan Çuvidin’in varlığı bile, kendi başına bir özellik taşır.Kadınların duvar arkasında ve avlularda yaşadığı bir dönemde, bir kadın şairin varlığı önem kazanmıştır.

Basit sözcüklerle, eğitim görmemiş biri tarafından söylenmiş olsa da, Çuvidin’in şiiri, onun; zengin bir düş dünyasıyla, güçlü duygulara sahip, yetenekli bir şair olduğunu kanıtlamaktadır.O; eğitimli, dar bir çevre için yazmamıştır.Çuvidin; şiirden pek anlamayıp da, yine de şiiri sevenler için yazmıştır.Bilerek uyaktan kaçınmış ve uyak, ölçü gibi şiir kurallarını pek uygulamamıştır.

Bu şiir, uslamlama gücüne değil, uyum dolu güçlü bir söyleyişe sahiptir.Şiir, sanatsal gücüne göre değil, halktan bir şiir olma özelliğine göre değerlendirilmelidir.Onda, metaforik sanatsal değerler ya da estetik sanatsal söyleyişler aramak yerine, şiiri; masum, duygulu ve heyecan dolu olarak kabul etmek daha doğru olur.



Kaynakça:

Ümmühan Çuvidin-18.yüzyılın ilk Müslüman kadın ozanı Lamiya Hacıosmanoviç
Çevren Dergisi
Sayı:35 Eylül 1982

Kurtanovic
24-09-06, 01:13
MEHMET HULUSİ
(1843-1907)

Yazar ve gazeteci olan Hulusi, 1843 yılında doğar.Öğrenimini İstanbul’da tamamlar.Bu yüzden, Türk dilini yakından tanımıştır.Öğrenimini tamamladıktan sonra, ülkesine döner ve bir devlet dairesinde çalışmaya başlar.

1876 yılının ocak ayında; Hersek, Bosna’dan ayrılınca, 1865 yılının anayasasına göre, bir basımevi kurmak ve gazete çıkarmak zorunda kalır.Böylelikle, hükümet resmi bir gazete çıkmasına izin vererek, Hersek’teki ayaklanmaları önlemeyi de sağlamış olacaktı.Basımevi için gerekli olan araç-gereç, Saraybosna’dan getirtilir.Bu arada, Hulusi de, Saraybosna’ya gelir ve gazetenin başına geçer.

Bu resmi gazetenin adı, “Neretva”’dır ve ilk sayısı, 19 şubat 1876’da çıkar.Bosna gazetesi, 13 mart 1876’da çıkan 507. sayısında, “Neretva”’nın basın hayatına katılmasını selamlar.Gazetenin kaç sayı çıktığı bilinmemektedir.Ancak, çeşitli kaynaklara göre, 38 sayı çıkmıştır.”Neretva”; hem tasarım, hem içerik bakımından, “Bosna” tarzı bir gazetedir.Boşnakça(Sırphırvatça) ve Türkçe olarak, 2 dilde yayınlanan gazetenin tirajı, 300 kadardı.

Hulusi, “Neretva” dışında, resmi bir gazete olan “Bosna”’da da yazı yazmaktadır.Ayrıca, 1884-1897 yılları arasında, “Vatan” adlı Türkçe çıkan bir gazetede ve 1897-1902 arasında, “Peliber” adlı, yine Türkçe çıkan bir gazetede yazılar yazmıştır.Hulusi, 1907 yılında hayata veda eder.



Kaynakça:

-Bosna-Hersek’te İlk Gazeteler Minka(Emine) Memiya
Çevren Dergisi
Sayı:71 Mayıs-Haziran/1989

-----------------------------------------------------
KANTEMİRZADE ABDULLAH
(? - 1774)

Kantemirizade Abdullah’ın hayatı hakkında, hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir.Saraybosna’da doğan şair; medresede öğretmenlik, vaizlik ve mahkeme başkatipliği yapmıştır.Çok uzun bir hayat sürmüştür.Çağının Boşnak şairi Mehmet Meyli Kurani, onun hakkında bir kronogram(tarih) yazmıştır.Bir kütüphane inşa ettiren yazar, 1774’te, bir atmeydanında vefat eder.

Kantemirizade Abdullah, kasideler yazmıştır.Ancak, onun en önemli kasidesi; 1737 yılında yapılan, Banya Luka savaşı için yazdığıdır.Hekimoğlu Ali Paşa komutasındaki Bosna ordusu ile Avusturya ordusu arasında, 1737’de, Banya Luka yakınlarında bir savaş yapılır.Şair, kendisi katılmadığı halde, savaşı çok iyi betimlemiştir.

20 beyitten oluşan kasidede, şair, zaferden abartılı bir şekilde söz etmektedir.Tarihte böyle bir savaşın görülmediğini ve düşmanın bir anda yok edildiğini söyler.Beyitler, Hekimoğlu Ali Paşa’nın kişiliğini över ve bu komutanı, destan kahramanlarıyla karşılaştırır.

Bu kaside, dönemin Türkçesiyle yazılmış ve Türkçe-Arapça sözdiziminden yararlanılmıştır.Şiir, Bosna’da yazılan Divan şiirlerinin bütün özelliklerini taşımaktadır.Şair, şiirin içeriğini; ustaca, Divan şiiri kalıpları içinde tutmuştur.Bu açıdan, şiirde en küçük bir kusur bulamayız.Sıklıkla ayni vezni kullandığı halde, şiirin akıcılığı içinde, üstün bir başarı elde etmiştir.Diğer Divan şairleri gibi; simge, imaj, benzetme ve kinayeler(üstü örtülü anlatım)’den yararlanmıştır.

Şiirin estetik çizgisine bakarak, Kantemirizade Abdullah’ın, daha birçok benzer şiir yazdığı varsayılabilir.Ancak, elimizdeki bu kaside dışında, şaire ait başka hiçbir şiir bulunamamıştır.Bu kaside; diliyle, biçimiyle, müzikalitesiyle ve benzetmeleriyle, Bosna-Hersek’teki, Türkçe yazılan en değerli şiirler arasında yer almaktadır.



Kaynakça:

-Kadiç kroniğinde Banya Luka savaşıyla ilgili yayınlanmamış Lamia Hacıosmanoviç
iki türkü üstüne Sesler Dergisi
Sayı:169 Ekim 1982

----------------------------------------------------------------------

HASAN KAYİMİ
( ? - 1692)

Hayatı :

Tasavvufa bağlılığından "Kayimi Baba" , Kaderi tarikatından olduğu için de , "Kadiri" takma adını alan Kayimi;16.yüzyılın ilk yarısında , Saraybosna'da doğar.İlköğrenimini , doğduğu bu şehirde tamamlar.Daha sonra , Sofya'ya gider ve Uziçe'li Şeyh Muslihiddin'in yanında eğitimini tamamlar.Bu arada , Halveti tarikatına girer ve halife ünvanı alır.Saraybosna'ya döndükten sonra , Kaderi tarikatına katılan Sinan tekkesinin şeyhi olur.Ancak , Kayimi'nin Halveti tarikatından Kaderi tarikatına geçtiğine dair bilgiler varsa da , ne zaman geçtiğine dair hiçbir kayıt yoktur.

1682 yılında , Saraybosna'da bir kıtlık yaşanır.Halk fakirleşirken , zenginler depolarını doldurur.Kayimi , 1683 yılında;zenginlerden , yiyecek dağıtmalarını isteyen halk kitlelerinin tarafını tutar.Onun bu tutumu ve evliya tarzı şiirleri yüzünden , Saraybosna ileri gelenleri ve hükümeti tarafından şehirden sürülür.Zvornik şehrine yerleşir.Orada büyük sevgi ve saygı görür.Aynı tür şiirlerini sürdürür.Birkaç kez Saraybosna'ya çağrılsa da kabul etmez.Yazar , 1892'de , Zvornik'te hayata veda eder.

Eserleri ve Düşünceleri :

Kayimi'nin çeşitli şiirleri dışında , "Varidat(İçe Doğuş , Kalbe Doğuş)" adlı bir eser ve "Divan" 'ı vardır.Ayrıca , Sırp-Hırvatça olarak yazılan 3 şiiri vardır.Bu 3 şiir , en önemli şiirleri arasında yer alır.Alhamid (Arap harfleriyle Boşnakça , yani , Sırp-Hırvatça yazılan eserler) şiiri olan bu şiirlerden biri , Kandi şehrinin ele geçirilmesini anlatır.Diğeri , tütünün zararlarına değinir.Bir diğeri ise , dine dair didaktik bir şiirdir. Bunlardan , tütünün zararlarını anlatan şiir ; İslama göre , bu yarı sarhoş edici keyif veren maddenin , serbest olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde yazılmıştır.Kayimi , Türkçeyi iyi bildiği için , bu sorunla ilgili tartışmaları yakından izlemiş olabilir.

Bu şiirlerin dili arkaiktir.İçlerinde , pek çok Türkçe sözcük ve deyim vardır.Bundan da , Kayimi'nin Türkçeyi , Sırp-Hırvatça'dan daha iyi kullandığı anlaşılmaktadır.Bu şiirlerden , dine dair didaktik olanı , ilk kez;Mehmet Bey Kapetanoviç Lubuşak'ın , 1897 tarihli , "Doğu Varlığı" 'nda yayınlanır.Diğer şiirler , daha sonraki tarihlerde bir kaç kez yayınlanır.

Kasideler biçiminde yazılan "Varidat" ;sonraları , özellikle 18.yüzyılda , birçok kez çoğaltılmıştır.Bu yüzden , çok iyi korunmuştur."Varidat" , o zamanki insanların sosyolojik yapısını anlatan , kültürel ve tarihsel bir kanıttır.Eser , her şeyden önce , psikososyolojik belge olarak görülebilir.

"Varidat" 'taki tasavvuf şiirleri , Nostradamus'un öngörülerine benzer bir biçimde , gelecekteki olayları anlatmaktadır.Kayimi , onomanti (harflere sayısal değer vererek , geleceğe dair öngörülerde bulunma ilmi)ile uğraşarak , bazı olayları öngördüğünden ;sadece halkın değil , Osmanlı imparatorluğunun yüksek makamlarında bulunan , seçkin kimselerin de ilgisini çekmiştir.Savoy'lu Eugene'in saldırısını ve bunun Bosna'da doğuracağı yıkımı öngörmüştü.Ayrıca , Osmanlı imparatorluğundaki çeşitli haksızlıkları eleştirmiş ve bunların düzeltilmemesi durumunda , imparatorluğu kötü bir sonun beklediği yorumunu yapmıştır.

Kayimi , kasideler şeklinde yazdığı "Divan" 'ında;derin bir mistik anlatımla , Tanrı'ya karşı sarsılmaz inancını ve tarikata bağlılığını anlatır."Divan" 'daki dizelerde , Kayimi'nin yaşam tutumu ve felsefesi sezilir.Bu felsefe , Tanrı önünde boyun eğme ; ancak , insanların eşitliği için savaş felsefesidir.Kayimi'ye göre , gerçeğin özüne erişen herkes , Tanrıyla özdeş olabilir.

Kayimi'nin , "Divan" 'daki görüşleri şu şekildedir :

Tanrı'nın öğretilerini tanımak ve öz gerçeği(Tanrı) bilmek , birey için özel bir niteliktir.Bunu edinmek için;bir yandan öğrenim , diğer yandan da zikir gereklidir.Zikir yapan kişi , Tanrıya teslim olarak yüksek derecelere ulaşır;öz gerçeği duyup sezer.İnsan , Tanrı'ya ulaşmanın yolunu kendi kalbinde bulmalıdır.İlahiliğe ulaşmanın yolunu bulmak , herhangi bir tarikata girmenin ilk koşuludur.

İnsan , kendi özünü Tanrı'da bulur.Özüne gir , gözlerini aç;görünen o yüzden , onun varlığına ulaş!Karanlık köprüyü (dünya) geç!Perdenin arkasındaki gerçeği gör!Kuşkudan arınmış olmayan gerçeğe , kalbini açma!

Kendisiyle aşırı derecede ilgilenen insan , hiçbir zaman Tanrı'ya ulaşamaz.Kendini bencillikten arındıranlar , kendi özlerini Tanrı yardımıyla görürler.Tanrı'ya dayanmayan bireyin , sonsuzlukta payı olmaz; o , birey olarak var olamaz.İnsan , var olan anlamını , bencillik dışı davranışlarında ve kendini Tanrı'ya adamakta bulur.

Sanatı :

Kayimi , Bosna-Hersek'in kültür tarihinde , çok önemli bir yer tutmaktadır. Türkçeyi iyi bilmesi ve derviş ülkülerinden esinlenmesi , Kayimi'yi;Türk dilinde yazan bir divan şairi yapmıştır.Kayimi de , Şeyh Bedrettin gibi , isyancı ve devrimciydi.Geniş halk kitlelerince sevilen şiirlerini ; Sünni tasavvufçuluğun ülkülerine bağlı , ancak , Şii tasavvufunu da tanıyan biri olarak yazmıştır.

Dili , oldukça özgün ve halk diline yakındır.Bu yüzden , kimi edebiyat tarihçileri; dilinin , kaba ve bayağı halk deyimleriyle dolu olduğunu söylemişlerdir.Oysa , halk tarafından sevilmesinin ve şiirlerinin , Osmanlı imparatorluğundaki birçok tekkede söylenmesinin nedeni , belki de budur.Ancak , Kayimi , musammat şiir biçimlerinden olan Tardiye'yi de kullanmıştır.Gazele benzeyen Tardiye'de 5.dize , öteki 4 dizeye uyaklı değildir.Bu şiir türü;birkaç 5'lik dizeden değil , 5 beyitten oluşur ve bbba - ccca - ddda şeklinde uyaklandırılır.Ancak , bu tür , divan şiirlerinde pek kullanılmamaktaydı.

Kaynakça :

- 17.Yüzyılda Bosna Divan Şairi Kayimi Fehim Nametak
Çevren Dergisi No : 7 Ekim 1975

- Doğu Dillerinde Yugoslav Yazın Yaratıcılığının Fehim Nametak
Tür ve Biçimleri Çevren Dergisi Özel Sayı Mayıs 1984

Kurtanovic
24-09-06, 01:22
NEHNET ŞAKİR KURTÇEHAYİÇ
(1844 - 1872)

Hayatı ve Eserleri:

Yazar ve gazeteci olan Kurçehayiç, 1844 yılında doğar.Byelo Pole medresesi öğretmeni olan Mehmet Efendi’nin oğludur.Eğitimini babasından alır.Zekası sayesinde, öğreniminde; kısa zamanda, iyi bir yere ulaşır.İlk devlet hizmetinde, Plevlye kadılığında memur olarak çalışır.Daha sonra, Novi Pazar’da, bir mahkemede çalışmaya başlar.Bu işinden ayrılıp, 1868’de Saraybosna’ya taşınır.Burada, önce, “Bosna”; sonra da, “Saraybosna Çiçek Bahçesi” adlı gazeteleri çıkarır.Yazarın en son bulunduğu görev ise, belediye başkanlığıdır.

Kurtçehayiç, önce, “Bosna” gazetesini çıkarır.Bu gazete, 1000 kadar tiraj elde edebilen; basit, göze çarpıcı özellikleri olmayan, özensiz ve okurlar için ilgi çekici olmayan bir gazetedir.Kurtçehayiç, 1868’in sonlarında, “Saraybosna Çiçek Bahçesi(Gülşen-i Saray) adlı bir gazete çıkarır.Toplam 169 sayı çıkan bu gazetenin ilk sayısı, 26 aralık 1868’de; son sayısı ise,1 temmuz 1872’de çıkmıştır.4 sayfa olan bu gazete, Boşnakça(Sırphırvatça) ve Türkçe olarak yayınlanmıştır.

“Saraybosna Çiçek Bahçesi”, tamamiyle Kurtçehayiç’in bir eseri sayılır.Gazeteyi kendi hazırlıyor, düzeltileri kendi yapıyor ve yazıların çoğunu kendi yazıyordu.”Bosna”, hükümetin yayın organı iken; “Saraybosna Çiçek Bahçesi”, bağımsız bir gazetedir.Bu yüzden, gazetede sert yazılar yayınlanmakta ve sert polemikler yapılabilmektedir.Rusya’nın doğu politikasının eleştirisi ve Rusya’da Müslümanlara yapılan baskılar; Polonya’da, dilin ve dinin yasaklanması ile Girit, Kandiya’da yapılan savaş üzerine yorumlar, bu polemiklere örnektir.

Gazetede, Kurtçehayiç’in birçok konudaki yazıları arasında, gezi röportajları da yer almaktadır.Bu gezi yazılarının yazılma nedeni, yazarın sağlığının bozulması ve bu yüzden, gezilere çıkmak zorunda olması ve bu gezilere gitmişken de, gittiği yerleri tanıtma isteğidir.Bu yazılardan ilk ikisi, 1871 yılının yaz aylarında yayınlanan, 30. ve 31. sayıda çıkmıştır.

“Saraybosna Çiçek Bahçesi”’nde, eğitime ve eğitimle ilgili öğütlere yer veren yazılar da yayınlanmıştır.Okul inşa etmek okullara yardım etmek ve ders kitapları yayınlamakla ilgili pek çok yazı, gazetede yer almıştır.Ayrıca, eğitimi ve öğretimi tanıtan, sayısız yazı da vardı.Bu yazılardan birinde, Kurtçehayiç, “Eğer, bilime sarılmazsak, yok olacağız!” demektedir.

Gazetede, politika, gezi röportajları ve eğitim dışında; gündelik hayatla ilgili, pek çok sıradan yazı da yer almaktadır.Bunlar; sağlık, temizlik hakkında öğütler, çocuk yetiştirme, tarımcılık, batıl inançlarla savaşım, içkiyle savaşım, zehirlenmelerden korunma, yangından korunma gibi konulardır.

Kurtçehayiç, 1872 yılının başlarında hastalanır.Verem olmuştur.Önceleri, hastalığına pek önem vermez.Ancak, hastalık ilerleyince, gazeteyi yayınlamaya ara verir.Gazetenin, 29 nisan 1872 tarihli sayısında, sağlık nedenlerinden dolayı, yayına ara verdiğini açıklar.Kurtçehayiç’in tedavisi, yaklaşık 1 ay sürer.Gazete, 27 mayıs 1872’de, yine çıkmaya başlar.Ancak, 24 haziran 1872 tarihli sayısında; Kurtçehayiç, hastalığının tam olarak tedavi edilmediğini ve 25 gündür yatakta olduğunu yazar.Bu yazı, onun son yazısıdır.Yazar, doktorun önerisiyle, hava değişimi için Viyana’ya gider.Ancak, burada, hastalığına yenik düşer ve eylül 1872’de vefat eder.Kurtçehayiç’in mezarının yeri bilinmemektedir.O, İvan Franyo Yukiç gibi, Viyana’da fakirler mezarlığına gömülmüştür.

Sanatı:

Kurtçehayiç, bulunduğu tüm görevlerde, son derece etkin bir kişiydi.Gazetelerinde müjdelediği amaçlarıyla, bütün Bosna halkının sevgisini kazanmıştır.Kurtçehayiç, özellikle, okul açma girişimlerinde çok sevilmiştir.Halkın eğitim ve öğrenimini engelleyen her şeye, kesinlikle karşı gelmiştir.Ölümünden kısa bir süre önce gittiği Viyana hariç ,Avrupa ülkelerine gitmediyse de; eğitimde, Avrupa’nın örnek alınması gerektiğini savunmuştur.

Onun, gelecek için öngörüleri, yurttaşlarından ileri bir dereceye ulaşmıştır.Dar görüşün egemen olduğu bir dönemde, halk arasında anlaşmazlık yaratmadan; sağlam bir düşünceyi, sanatın güzelliğini kullanarak sunabilmiştir.Sanat konusunda şöyle yazmaktadır:

“Herhangi bir sanata rastlanıldığı zaman, onun kimin tarafından oluşturulduğuna bakmadan, hemen kabul etmek gerekir.Çünkü, bizde, bilgiyi yasaklayan bir din ve yasalar yoktur.”

Kaynakça:

-Bosna-Hersek’te İlk Gazeteler Minka(Emine) Nemiya
Çevren Dergisi


Sayı: 71 Mayıs-Haziran 1989

-----------------------------------------------------------------------

MEHMET MEYLİ KURANİ
( 1713 - 1801 )

Hayatı:

Meyli, 1713 yılında, Saraybosna’nın Ali Fakovac mahallesinde doğar.”Meyli” mahlası, doğu şairlerine özgüdür.Türkçe, Arapça ve Acemce yazan diğer Boşnak şairler de, buna benzer mahlaslar almışlardır. “Meyli”; arzu eden, özlem duyan, güzellerin ardından koşan anlamına gelmektedir.

Zengin ve soylu olan Meyli; iyi bir kaligraf, bir şair ve aynı zamanda bir derviştir.Kadiri tarikatındandır.Ayrıca, Silahtar Mustafa Paşa’nın, “Sinan Tekkesi”’nde şeyhlik yapmıştır.Geniş halk kitleleri Türkçe bilmediği için, bu tekkenin ziyaretçisi azdı.Meyli, 1801 yılında, hayata veda eder.

Sanatı:

Meyli, şiir yaratıcılığının ustası olduğu için; kuşkusuz, büyük bir bilgi ve kültüre sahipti.Klasik Acem şiirini çok iyi biliyordu.Onların, öz ve biçim anlayışına katılıyordu.Otantik olmasına rağmen, onların ustalıklarından yararlanıyordu.

Meyli, tasavvuf ve Divan şiiri anlayışına göre yazmışsa da; onun şiirleri, Acem şairlerden farklıdır.Acem şairlerinde, şarap bir simgedir ve onlar, bu şekilde; sonsuz gerçeğe, yani, Tanrı’ya ulaşırlar.Meyli ise, Acem şairlerden etkilenmemiş ve kendi şiir gerçeğini, Ömer Hayyam ve Şeyh Sadi’de görmemiştir.

Meyli, lirik-tasavvuf şiir estetiğini ortaya koymuş ve kendi dinsel esinini, şiirine yansıtmış bir şairdir.Dolayısıyla, Meyli, dinsel şiirin şairidir.Tanrı’ya ve dine ağıt yazan şairdir.Kısacası, Meyli, kendi şiir dünyasıyla ve şiirleriyle; Bosna-Hersek Müslümanlarının, Türkçe şiir hazinesinde önemli bir yer tutar.

Meyli’nin lirik tasavvuf şiirleri, öz ve biçim olarak oldukça güzeldir.Yazdıkları arasında; gazel, kaside, münacaat, tahmis ve naat’ları vardır.Bütün şiirlerinde; sufi alegorisi, simgeler, benzetmeler ve karşılaştırmalar vardır.Sufi şiirinin özelliği olan, soyutlamalar ve uçarı benzetmeler, şairin dizelerinde yer alır. Onun anlatımı; dizeleri, çeşitli simgelerle zenginleştirmesi ve mecaza önem vermesiyle olanaklıdır.Okur, onun şiirlerinin esinine katılır.Esin ve çağrışımlar, şiirine zenginlik katar.

Meyli, Divan şiir türlerinden şehrengiz’e önem vermiştir.Yolu büyük İslam şehirlerine düştüğü halde, Saraybosna’yı asla unutmamıştır.Şair, düşünceye önem vererek, kısa lirik şiirler de yazmıştır.Şiirlerinde; dünya sorunlarını, insanın acı ve sevinçlerini çeşitli simgeler aracılığıyla anlatmıştır.Şiirlerinin çoğu başlıksızdır.

Kaynakça:

18. Yüzyıl Şairi Mehmet Meyli Kurani’nin şiiri Lamia Hacıosmanoviç
Sesler Dergisi
Sayı:205 Nisan 1986

Doğu Dillerinde Yugoslav Yazın Yaratıcılığının Tür ve Biçimleri Fehim Nametak
Çevren Dergisi
Özel Sayı Mayıs 1984

-----------------------------------------

MEZAKİ
(? - 1676)

Hayatı:

Asıl adı Süleyman olan Mezaki, 1610’lu yıllarda, Saraybosna’nın Çayniçe kasabasında doğar.Ailesi hakkında elimizde bilgi olmayan Mezaki’nin, Mısır valisi Eyüp Paşa’nın akrabası olduğu bilinmektedir.İlk öğrenimini Çayniçe’de tamamlar.Daha sonra, akrabası Eyüp Paşa’nın yardımıyla, İstanbul’a gelir ve enderun’a girer.Sarayda, çeşitli ilimler ve edebiyat öğrenimi görür.Öğrenimini tamamladıktan sonra sipahi olur.Ayrıca, Mısır valisi Eyüp ve Hamza Paşalar gibi, pek çok paşanın yanında katip olarak çalışır.

Mezaki, bir süre, vezir-i azam Köprülü Mehmet Paşa’nın emrinde, tezkereci (resmi evrak sorumlusu) olarak görev alır.Paşanın,1661’deki ölümünden sonra, onun oğlu Fazıl Ahmet Paşa’nın katibi olur.Ayrıca, bu paşanın saray katibi olarak da tanınır.Fazıl Ahmet Paşa’yla birlikte, Avusturya ve Girit’e gider ve Kandiye kalesinin fethine katılır.Mezaki, bu savaş hakkında, 4 kaside ve 1 tarih yazmıştır.Fazıl Ahmet Paşanın, 1676’daki ölümünden sonra; divan öğretmenlikleri, mukabele-i süvari başkanlığı yapmış, kimya ve hattatlıkla da uğraşmıştır.Evli olan Mezaki’nin, Mustafa adında bir oğlu vardır.Devrin, kargaşa içindeki siyasetinden uzak kalabilen Mezaki, 1676 yılının Ramazan ayında vefat eder.Cenazesi, Galata Mevlevihanesi’ne gömülmüştür.

Mezaki’nin çevresi, genellikle, Mevlevi şeyhleri ve dervişleri ile çeşitli şairlerden oluşmaktadır.Mevlevi şeyhlerinden, Arzi ile müneccimbaşı Ahmet Dede’nin söyleşilerinde bulunmuştur.Şairlerden ise; Derviş Meyyal, Fehim-i Kadim, Sükkeri, Cevri, Vecdi, Neşati ve Güfti onun en yakın arkadaşlarıdır.

Şairin kullandığı Mezaki mahlası, “zevk sahibi” anlamını taşır.Bu mahlası almasının nedeni, Çayniçe halkının zevk düşkünlüğü olabilir.Çünkü, Evliya Çelebi Çayniçe’yi tanıtırken, halkın bu özelliğinden söz etmiştir.Gerçekten de, Mezaki, rind-meşreb(boşvermişlik) şairidir.Etkisinde fazlaca kaldığı Baki gibi, hayatın zevklerine düşkün bir kimsedir.



Eserleri:

Mezaki’nin tek eseri, “Divan”’ıdır.Şairin bu eserinde; 441 gazel, ilki na’t olan 29 kaside, 12 müfred, 9 tarih, 1 rubai, 1 kıta ve 1 müseddes vardır.

Kendisini, İranlı şairler düzeyinde gören Mezaki’nin “Divan’ında; şairin, en çok yeğlediği şiir türü olan gazel bulunur.”Divan”’da, her harfle başlayan gazel vardır.Bunlar arasında, Nesimi’yi anımsatan, mutavvel gazeller de vardır.Ayrıca, “Divan”’da, müzeyyel gazeller de bulunur.Bunların sayısı 16’dır.Bu gazeller; 4.Murat, Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi devlet büyüklerine adanmıştır ve birer küçük kasideyi andırır.Mezaki, bu gazellerde, şair Baki’ye öykünür.Dünya işlerine boşvermişlikte, gazellerdeki doğa unsurlarında ve şiir tekniklerinde, Baki etkisi belirgindir.Mezaki, Baki ile Nedim arasında bir köprü gibidir.

Mezaki’nin “Divan”’ındaki kasideler de, gazellerinde olduğu gibi; 4.Murat ,4.Mehmet ve Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi dönemin padişah ve vezirlerine sunulmuştur.Bu kasidelerde; kahramanlık, adalet ,dürüstlük ve eli açıklık gibi konular işlenir.Ayrıca, tarihi olaylara ve özellikle savaşın betimlenmesine de rastlanır.Mezaki, sözü edilen bu büyükleri överken, karakterlerine uygun tanımlar seçmiştir.Bu övgülerin bir bölümü ölçülü iken, bir bölümünde Nef’i etkisi görülür.Bazı kasidelerinde ise, aynı Nef’i’de olduğu gibi, şair kendini över.Yani, Nef’i gibi, Mezaki’de de ana unsur; övme ve övünmedir.Kısacası, Mezaki ,kaside alanında başarılıdır.Ancak, Nef’i ve Örfi düzeyinde kasideleri olsa da, onları aşamamıştır.Mezaki’ye, Nef’i’nin izleyicisi demek daha doğru olur.



Sanatı:

Mezaki, şiirlerini, Divan Şiirinin alışılmış kavram ve benzetme unsurlarıyla; ancak, söyleyiş kolaylığı içinde yazar.Şairin şiirleri yalındır.Bu yalınlık, sadece üslup olarak değil; içerik ve anlam yönündendir.Şair, şiirlerini, anlam ve eğretilemelere boğmaz.Onun şiirlerinde; aşk, doğaya özlem, bir büyüğü ya da sevgiliyi övme ve yöre betimlemeleri vardır.Mevlevilik etkisi görülse de; aşk anlayışı bakımından, insani aşkı anlatır.Ona göre, aşkın kuralı; ağlamak, inlemek ve acı çekmek ise, bu kurala uymak gerekir.Mezaki, aşk duygusunu, lirik bir anlatımla işler.Ancak, onun lirizmi; iç dünyadan çok, dış dünya ile ilgilidir.

Mezaki, şair arkadaşları; Cevri ,Neşati ve Vecdi gibi, sözcüklerin anlaşılır olması için özen göstermiştir.Osmanlı Türkçesinin, o dönemdeki yalın diliyle yazmıştır.Anlatımında, deyim ve atasözlerine fazlaca yer vermiştir.Türkçeye egemen olan Mezaki’nin üslubu; yalın, akıcı ve uyumludur.Mezaki’nin etkilendiği şairlerin başında, gazel alanında Baki; kaside alanında ise, Nef’i vardır.Nef’i de, sadece izleyici iken; Baki’de, hem izleyici, hem de geliştirmecidir.



Kaynakça:

-Mezaki; hayatı, edebi kişiliği ve Divan’ın tenkitli metni Ahmet Mermer
Akm yayınları 1991



-Bosnalı bir büyük Divan şairi:Mezaki Ahmet Mermer
Çevren Dergisi
Sayı:90-92 Temmuz-Aralık 1992
----------------------------------------------------------
İBRAHİM ZİKRİ
( 1795 - 1854/1867 )


Hayatı:

Zikri ,1795 yılında, bugün Sırp toprakları içinde yer alan Uzice şehrinde doğar.Eğitimini, Saraybosna ve Belgrad’da tamamlar.Daha sonra, Saraybosna’ya yerleşir.Farsça ve Sırpça’yı iyi bilen Zikri, Halveti tarikatına girer.Burada, “Küçük Ağa” olarak tanınır.1854 ya da 1867’de, hayata veda eder.

Eserleri:

Zikri’nin en önemli eseri, “Peygamberin Mevlid’i İçin Varılan Yol”’dur.Bu eser, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inin bir açıklamasıdır.Zikri’nin diğer eseri, “Divan”’dır.Bazı Osmanlı yazarları, bu divan’ın, düzenlenmiş bir divan olduğunu söyleseler de; bu eser, divan’dan çok, bir divançe(küçük divan) sayılabilir.Şairin, bu eserlerinden başka, bazı küçük kitapları da vardır.Bu eserlerden en önemlisi, “Öğüt Kitabı”’dır.

“Öğüt Kitabı”, 1840 yılında kaleme alınmıştır.Eserde, 9 konu başlığı vardır ve bu başlıklar Farsça’dır.Öğütler, doğrudan doğruya, konuyu ilgilendiren başlıklar altında verilmiştir.Zikri, bu öğütleri, ayet ve hadislerle güçlendirmiştir.Böylelikle, eser, dini ve ahlaki öğütlerle bezenmiştir.Atasözleri ise azdır.

Zikri, eseri oğlu Ahmet’e adamıştır.”Öğüt Kitabı”, genel olarak İslami temele dayanan ahlak ve terbiye kurallarını, özdeyişlerle, Ahmet’e ve bütün bir gençliğe aşılamak amacıyla yazılmış didaktik bir eserdir.

“Öğüt Kitabı”, Feridüddin-i Attar’ın, ünlü “Öğüt Kitabı”’ndan farklı olarak, konusu yerli olan bir eserdir.Eser, genelde, yalın Türkçe ile yazılmasına karşın, yer yer ağır bir dil içerir.Tamamı 210 beyittir ve Mesnevi biçiminde; mefailun, mefailun, feulun ölçüsünde yazılmıştır.

Kaynakça:

-Uzuçe’li İbrahim Zikri ve Bilinmeyen Bir Eseri Hasan Kolcu
Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi Sayı: 66 Haziran 1990

ZvijezDa
31-10-06, 12:07
kurtanovice verdiği emek için çok teşekkür ediyorum. boşnakların oldukça zengin bir edebiyat tarihi vardır . eserlerin arasında en önemlileri
'Hasanaginitsa' (hasan ağanın karısı) , Ömer ile Merima, Moriç Kardeşler ve ünlü destanları olan Çerçelezli Ali dir

bu arada arkadaşlar 'çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi' adlı bir kitapta piyasada bulunmaktadır. eserler turkçe yazılmıştır , boşnakçaları kitapta yer almıyor. merak edenler için çok faydali olucağını düşünüyorum.
yazarı :Fahri Kaya

almak istiyenler :
http://www.netkitap.com/m_arabul~konuId_397.htm adresinden yararlanbilirler

muzo
16-11-06, 22:46
SAFET BEY BAŞAGİÇ..
1870 yılında Nevesinye'de doğdu.1934 yılında Saraybosnada öldü.on iki yaşındayken,ailesiyle birlikte saraybosna'ya taşındı ve rüştiye ile liseyi burada bitirdi.1895 ile 1899 yılları arsında Viyana üniversitesi'nde Doğu dilleri ile Tarih derslerini izledi.Üniversiteden sonra devlet hizmetine girmek istemiyere,Bosna_Hersek'in geçmişi ile ilgili yazılar yazmaya yöneldi.1900 yılında Behar adlı dergiyi çıkarmaya başladı.Bundan sonra Hayret,El kamer,ve Muslimanski klup derneklerini kurdu.Bir ara Saraybosna lisesinde Arapça öğretmeni olarak ders verdi,emekliye ayrılıncaya kadar Saraybosna devlet müzesinde çalıştı.Ana tarafından ünlü smail Ağa çengiçlerinden olan Safet Bey Başagiç,Türkçe yazan son boşnak şairlerinden İbrahim Bey'in oğluydu.Bu yüzyılın başlangıcında Boşnakların,daha doğrusu Bosna Müslümanlarının en ünlü kişilerinden biri sayılan Safet Bey Başagiç yalnız değerli bir şair değil,çeşitli konularda yazı yazan ve bir çok büyük kültür olayları yaratıp kimi kültür_bilim kurumlarının da temelini atan değerli bir aydındır.1912.de yayınlanan Müsliman Edebiyatında Bosna ile Hersekler adlı eseri ile Müslümanlık üzerine yazdığı incelemeler bugün bile güncelliğini yitirmemiş,değerli çalışmalardır.Doğu Edebiyatlarınadan ve özellikle Ömer Hayyam'dan yaptığı çevirileride vardır.Tevfik Fikret üzerine çok değerli bir inceleme kaleme almıştır.
şiire çok erken, Saraybosna Lisesinde öğrenciyken başladı ve ilk şiir kitabını 1896 yılına yayImladı.Duygu yüklü şiirlerinde,vatan sevgisi iyiliğin kötülüğe karşı savaşımı gibi konular ağır basar.Doğu,daha doğrusu İran Edebiyatından çok esinlenen bir şairdir.Firdevsi'yi kendine örnek aldığını sık sık söyler,hatta aralarında önemli bir benzerlik olduğu ileri sürer.
Toplu eserleri 1971 yılında iki cilt olarak yaymlanmıştır.

BOŞNAK EDEBİYATÇILARIN TANITIMI DEVAM EDECEK...

SVİMA POZDRAV.

muzo
16-11-06, 22:48
MUSA ÇAZİM ÇATİÇ

1878 Yılında Modriç yakınlarındaki ocak'ta dünyaya geldi.1915 yılında Teşan'da öldü.Doğduğu yerde ilkokulu bitirdikten sonra babasının ölümü nedeniyle annesiyle birlikte taşındıkları Teşan'daki medresede okudu.burada Arapça,Türkçe ve Farsça öğrendi.1898 yılında Türkiyeye kaçtı ve İstanbulda girdiği Mekteb_i sultani'de,osman cikiçle Avdo karabegoviçi tanıdı.Ama çok geçmeden askerlik görevini yapmak için,Bosna'ya dönmk zorunda kaldı.Tuzla ve Budapeşte'de üç yıl süren askerlik görevinin ardından yeniden istanbula döndü ve bir ara Numune_i Terakki medresesine dinleyici öğrenci olarak katıldı.ö dönemde Tevfik Fikret ile zamanın diğer ünlü şairleriyle tanıştı,dostluk bağları kurdu.Tevfik Fikretim Ruba_i şikeste'de yer alan Bir An Sükunet adlı şiirini Musa Çazim Çatiçe sunduğu ileri sürülür.İstanbul'da uzun zaman kalmayıp yeniden yurduna döndü ve Zagrep'e yerleşti.Gerçekte, hayatında onca meslek değiştiren şairin,şairlikten başka bir şey elinden gelmiyordu.Birinci Dünya savaşı'na kadar Boşnaklar arasında en yetenekli ve en başarılı şairdi.sadece şiir için yaşayan ve şiirlerinde sevgi ve ölüm,günah ve günah çıkartmak konularının ağırlaştığı Musa Çazim Çatiç,doğu ve özel olarak kimi Türk şairlerinin büyük etkisi altında kalmıştır.Buna rağman memleketine,memleketindeki havaya,geleneğe ve yaşadığı ortamın anlayış ile görüşlerine çok yakın kalmayı başarmıştır.
ilk şiir kitabı 1915 yılında Toplu eserleride 1988 yılında Saraybosna'da yayımlanmıştıR



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
16-11-06, 23:01
kurtanovice verdiği emek için çok teşekkür ediyorum. boşnakların oldukça zengin bir edebiyat tarihi vardır . eserlerin arasında en önemlileri
'Hasanaginitsa' (hasan ağanın karısı) , Ömer ile Merima, Moriç Kardeşler ve ünlü destanları olan Çerçelezli Ali dir

bu arada arkadaşlar 'çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi' adlı bir kitapta piyasada bulunmaktadır. eserler turkçe yazılmıştır , boşnakçaları kitapta yer almıyor. merak edenler için çok faydali olucağını düşünüyorum.
yazarı :Fahri Kaya

almak istiyenler :
http://www.netkitap.com/m_arabul~konuId_397.htm adresinden yararlanbilirler

Arkadaşlar bu kitabı satın almak istiyorsanız, Cağoloğlu Lisesinin karşısındaki, Sosyal yayınlarında satılıyor. fiatı sudan ucuz= 4 YTL.

Ben aldım okuyorum.

muzo
16-11-06, 23:50
ABDURRAHMAN HİVZO BJELOVATS.

1868 Yılında Mostar'da doğdu,1975 yılında Zagrebte öldü.İstanbul'da Galatasaray lisesinde ve Grats'ta Maliye Bilimleri Akademisinde okudu.Memur,Gazeteci,yayımcı,Saraybosna'da islam Basımevinin müdürü,ikinci dünya savaşı öncesinde Krallık yugoslavya'sının Ankara Büyükelçiliğinde basın ve kültür ateşesi olarak çalıştı.Boşnakların Piyer loti'si diye adlandırılan Bjelovats,ikinci dünya savaşı sırasında Bosna Hersek Müslümanları arasında çok tutulan bir yazardı.Hikaye ve Romanlarında ,çoğunlukla Müslüman ailesinden ve bu aile içinde kadının eşitlik için yürüttüğü savaşı konu edinir.Ama Rene Rogotetides Adlı Romanı Türkiye'deki Türkler ve Rumlar ile Yunanistan'daki yunan ve Türkler arasındaki ilişkileri içermektedir.Hazer Romanında'da yurdu dışındaki konulara yer vermektedir.Böylece yazar boşnak Romanının yerel ve tarihsel konulardan yavaş yavaş sıyrılmasını başlatmıştır.
Pod drugim suncem,minka,Melika,İşcahureni leptiri,zidanye Seçnog doma, yazarın daha önemli romanları arasında sayılır.Hikaye ve roman dışında monografilrde yazmıştır.Örneğin Muhammet ve istanbul adlı monografileri bu alanın en önemli örneklerindendir.bütün eserleri saraybosna'da yayımlanmış ve romanları başka dillerede çevrilmiştir.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
17-11-06, 22:27
HAMZA HUMO.

1895 yılıneda Mostar'da doğdu.1970.te Saraybosna'da öldü.Edebiyatın yaratıldığı kitabın kutsal bir varlık olarak saygı gördüğü bir ailede yetişmiştir.ilk ve lise öğrenimini doğup büyüdüğü kentte bitirmiş,Saraybosna suikastı(1914) nedeniyle bir grup gençle Macaristan'a sürgün edilmiş ve daha sonra Avusturya Macaristan ordusuna katılmıştır.Askerlik görevi bitince 1923 Yılına kadar Zagrep,Viyana ve Belgrad üniversitelerinde Güzel sanatlar okudu.uzun yıllar Gayret dergisini yayınladı. Hamza Humo,hikaye Roman ve şiir yazan Bosna Hersek Müslümanlarının saygın ve verimli yazarlarından biridir.Genelde şairdi,çünkü yazdığı düz yazılarda da duygusallık ile şair yanı ağır basar.Saffet Bey Başagiç ile Muasa Çazim Çatiç'in şiirde başlatıklarını sürdürmüş,hikayede de eski Müslüman halk edebiyatının geleneğinden yararlanmıştır.Grozdan kikot adlı romanı Boşnak edebiyatında gerçek bir baş yapıttır.bir çok dile çevrilmiş,Almanyada pek çok kez yayınlanmıştır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
18-11-06, 20:56
HASAN KİKİÇ.

1905 YILINDA Gradaç.ta doğdu.1942 yılında Mırkonyiç_Grad ile Skender_Vakuf arasındaki dağlarda Çetnikler tarfından öldürüldü.ilk ve orta öğrenimini Bosna'nın çeşitli yerlerinde gördü.ülkesinin bir çok yerlerinde de Öğretmen olarak çalıştı.İkinci Dünya savaşı sırasında Boşnak Edebiyatında yeni tema ile konuların yer almasında büyük rolü vardır.Lirik sözlerle sıradan insanların portrelerini çizmiş ve böylece toplumsal Edebiyatın öncülüğünü yapmıştır.Hasan Kikiç,Boşnak halkının bütün özelliklerini çok iyi tanıyan,yaşadığı dünyayı,gelenek ile folklorunu,insanlarını,bınların korku ile zevklerine tutkun bir yazardır.Hayatının kısa sürmesinden dolayı yazmak istediklerinin büyük bir kısmını yazamamıştır.Az yazmasına rağmen Boşnak Edebiyatının düz yazısında kendine özgü bir yere sahiptir.

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
19-11-06, 21:45
ALİJA NAMETAK.

1906 yılında Mostar'da doğdu.1987.de Saraybosna'da öldü.ilkokulu ve Liseyi doğduğu kentte bitirdi.1925 ile 1928 yılları arasında Zagrep Üniversitesi Edebiyat Fakultesi'nden mezun oldu.ikinci dünya savaşı'na kadar Saraybosna ile bazı yörelerde Öğretmenlik ve çeşitli dergilerde yazı ileri yönetmenliği yaptı.ikinci dünya savaşı'ndan sonra geçimini Saraybona'da Kütüphaneci olarak sağlıyordu.Boşnak Edebiyatında herşeyden çok yaşadığı ortamdaki insanlar ile onların psikolojisini yansıtan hikayeleriyle önemli bir yere sahiptir.Ele aldığı konularda Bosna'daki Müslüman asilzade ailelerinin çökmesi ve eski Krallık Yugoslavya'sında başta toprak kanunu olmak üzere,bir çok yasalarla Müslüman ailelerine karşı olan haksızlıklar ağır basar.Gerçekte Alija Nametak,Boşnakların yaşamını yansıtan biraz Romantik olsa da,ustaca işlenmiş hikayeleriyle Boşnak Edebiyatında ilgi çeken bir yazardır.ilk hikayeler kitabı,Kurban Bayram,İyi Boşnaklar,yüz için,Ramazan Hikayeleri,Tuturuza ile Şeyh Metso adlı hakaye kitapları izlemiştir.Derlediği Halk Hikayelerini ve Türkülerini bir kaç ayrı kitapta toplamışatır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
20-11-06, 22:44
SALİH ALİÇ..

1906 Yılına Bjelina'da doğdu.1981.de Zagrep'te öldü.o dönemin ilk okulu ile lise ayarı olan Medrese'yi doğduğu kentte bitirdi.Bütün yaşamı memur ve gazeteci olarak çalışmakla geçti.İlk yazılarını Saraybosna'daki Yeni Bahar Gazetesinde Yayımladı.Boşnak Edebiyatında daha çok şair olarak bilinir,ama o zaman zaman hikaye ve diğer türde ürünler de vermiştir.Kimi Eleştirmenlere göre,şirlerinde,Musa Çazim Çatiç'in etkisi sezilir.Renk Ezgi ve Aydınlık dolu şiirlerini ilk kez 1941 yılında LİRSKİ AKVARELİ (lirik akvareler) adlı şiir kitabında topladı.Daha sonra yazdığı şiirlerLİRSKİ DEVNİK (LİRİK GÜNCE) ve POEZİJA (ŞİİR) Adlı kitaplardan toplamıştır.

HER ŞEY

SUDA RESİM
GÖK
TOPRAĞIN DERİSİNDE
AYDINLIK
DAMDA HAYAT
KANATLAR
ŞAPKADA GEZEGEN
GÜNEŞ
HER ŞEY VE HER ŞEYDE BEN
KOZMOS.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
23-11-06, 23:57
MEŞA SELİMOVİÇ..

1910 Yılnda tuzlada doğdu.1982.de belgrad'daa öldü.Liseyi tuzlada Üniversiteyi'de Belgrad'da bitirdi.ikİnci dünya savaşı'na kadar Tuzla lisesi'nde öğretmen olarak çalıştı.Savaş yıllarında ülkesinde nazi istilacılarına karşı yürütülen savaşa katıldı.savaş'tan sonra Saraybosna'da öğretim,kültür ve bilim kurullarında yönetici olarak çalıştı.Bosna ve hersek bilim ve sanat akademisinin üyesi oldu.yazdığı kitaplar,özellikle DERVİŞ VE ÖLÜM romanı bir çok ödül kazandı.Eleştirmenler DERVİŞ İ SMIRT, romanı'nın yayımlanmasına kadar (1996) Meşa Selimoviç'e büyük önem vermemiş,onun yaratıcılığını bütünlenmemiş,hala erginliğe varmamış bir edebiyat olarak nitelendiriyordu.Gerçekte başta yayımladığı ilk hikaye ile romanları dönemin öteki yaarların yapıtları gibi,Halk kurtuluş savaşına adanmış ve bir çoşkuyla yazılmış yapıtlardı.Ama Derviş i Smırt romanı yayımlanınca Meşa Selimoviç,Nobel ödüllü İvo Andriç ile kıyaslanır,hatta kimi Edebiyat eşeltirmenleri Derviş ve Ölüm'ün Andriç'in Uğursuz Avlu ile Drina köprüsü'nden daha da ağır bastığını belirtir.bir çoklarına göre,bu roman Boşnak Edebiyatı'nda ilk gerçek modern roman olarak nitelenmektedir.Edebiyat'ta sahip olduğu bu büyük aşamayı Meşa Selimoviç,bir kaç yıl sonra yayınladığı TVRCAVA (kale) adlı romanıyla pekiştirmiştir.yazdıkları,dünyada bir çok dile çevrilmiştir.Özellikle Derviş ve ölüm ile Kale romanları.bu iki roman Türkiye'de de yayımlanmıştır.

DERVİŞ VE ÖLÜM'DEN

Tanrı yapılan bütün kötülükler için ceza verseydi,yeryüzünde bir tek canlı yaratık kalmazdı..

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
25-11-06, 23:28
SKENDER KULENOVİÇ

1910 YILINDA Bosanski Petrovaç'ta doğdu,1978'de Belgrad'ta öldü.İlkokulu doğduğu kentte,Liseyi Travnik'te bitirdi.1930'DA Zagrep'te Hukuk Fakultesi'ne girdi,yanı sıra çeşitli gazetele ve dergilere de yazı yazmaya başladı.1937 yılında Hasan Kikiçve Saffet Krupiç ile birlikte yine Zagrep'te PUTOKAZ (Kılavuz) adlı Mülüman dergisini çıkardı.1941 yılında ,Nazilere karşı savaşta partizan birliklerine katıldı.ikinci dünya savaşından sonra Saraybosna Halk Tiyatroso'nun yönetmeni ve çeşitli edebiyat dergilerinin baş yazarı oldu.Bir ara siyasal nedenlerle bütün görevlerden alındı ve bir gazetede mmur olarak çalışmak zorunda kaldı.Boşnak Edebiyatında,Nazilere karşı yürütülen savaşla ilgili yazdığı destanlarıyla ün kazandı.Bu destanlarıyla Rus şairleri Aleksandar Blok ile Vladimir Mayakovski'ye yaklaşır.1968 yılında yayımladığı SONETİ(soneler) ile Skender Kulenoviç,şiirde yeni aşamalara varmıştır.şiir dışında hikaye ve denemeleri vardır.şiirleri,özellikle destanları,bir çok dünya dillerine çevrilmiştir.Yapıtları 1971 yılında SEÇİLMİŞ ESERLER adı altında beş kitapta toplanmıştır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
27-11-06, 21:07
ŞUKRİYA PANCO

1910 Yılında Ulog'da doğdu.ilk öğrenimin ardından lise'yide Mostar'da bitirdi.Bir kaç yıl Bosna'nın çeşitli köylerinde öğretmen olarak çalıştı.1940 yılında Belgrad yüksek Pedegoji okulundan mezun olunca Saraybosna ile yayçe Lise'lerinde dil ve edebiyat öğretmenliği yaptı.1948 yılından sonra emekliliğine kadar gazeteci olarak çalıştı.şiir'den başka Hikayelerde yazdı.Yazdıklarının büyük bölümü çocuklara adlandığından şükriya panço,Boşnak edebiyatında çocuk yazarı olarak da önemli bir yere sahiptir.şiir'leri PJESME (şiirler) ve BLİZE SU PASTALE ZVİJEZDE (yıldızlar daha yakın oldu) Adlı kitaplarında toplamıştır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
28-11-06, 16:22
ENVER ÇOLAKOVİÇ

1913 Yılında Budapeşte'de doğdu,1976'da Zagrep'te öldü.ilk,orta ve matematik ile fizik alanında'ki yüksek öğrenimini Saraybosna ile Budapeşte'te tamamladı.1939 yılından ölümüne kadar Saraybosna ile Zagrep'te yaşadı.Boşnak Edebiyatı'nda <LEGENDA 0 ALİ_PASİ >(Ali paşa efsanesi) adlı romanıyla ün kazandı.Kimi Eleştirmenlere göre,bu roman geçekte Boşnakların tarihidir.Bosna'daki çarşı,mahalle ve buralarda yaşayan insanları ve onların iç dünyasını onun kadar başarılı anlatan bir yazarın olmadığı öne sürülür.Roman dışında tiyatro oyunları da yazmıştır.Boşnak Edebiytından yaptığı bir çok çevirileride vardır.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
29-11-06, 21:33
ZİYA DİZDAREVİÇ

1916 YılınIda vitni'dE doğdu,dört yaşındayken ailesi Foynica'ya taşındığından çocukluk ve gençlik yıllarını bu kentte geçirmiştir.İptidai Şeriat oklu ile Öğretmen okulunu Saraybosna'da bitirdi.Fakat devrimci öğrenci eylemlerine katıldığından 1936 yılında hapse atıldı.Hapisten sonra Belgrad'a gitti ve eğitim Fakültesi'ne yazılıp hikayelerini çeşitli gazete ve degilerde yayımlamaya başladı.Hikayelerinde yaşadığı kasabayı ve buranın insanlarını anlatırken o gerçekte Bosna'daki geçmiş bir dönemi,yoksul,ezilmiş insanların yazgısını yansıtmaktadır. o dönemin diğer kimi yazarları gibi Ziya Dizdareviç de hikayelerini yazarken Boşnak dilindeki Türkçe sözcüklerden bol bol yararlanır.ikinci dünya savaşı yıllarında Naziler Yugoslavya'yı istila edince polis tarafından yakalanıp 1942 yılında kurşun dizildi.Hayattayken yazdıklarını kitap haline yayımlayamamıştır.Hikayeleri,ancak ikinci dünya savaşı'ndan sonra ve 1948 yılında >PRİPOVETKE> HİKAYELER adlı kitapta toplanmıştır.Hikayelerin bir bölümü >kasaba öyküleri> başlığı altında 1987 yılında Türkçe yayımlanmıştır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

Kurtanovic
30-11-06, 00:21
Maaşallah muzo,
Bu gidişle forumdaşlarımızın kitabı almalarına gerek kalmaz..:)
Bir ay sonra kitabın tamamını yüklemiş olursun...
Sana bol vakit ve parmaklarına sürat temennisinde bulunuyorum...
Önce saglık ve güzellik tabii ki..:)

muzo
30-11-06, 22:40
MAK DİZDAR..

1917 Yılında stolats'da doğdu 1971.de Saraybosna'da öldü.1936 yılından ölümüne kadar gazeteci ve edebiyat dergilerinin yöneticisi olarak çalıştı.Asıl adı Mehmet Ali olan Mak Dizdar çok genç yaşlarında yazı yazmaya başladı ve 19 yaşındayken (1936) ilk şiir kitabını yayımladı.sonra uzun yıllar hiç ürün vermedi.ikinci kitabı 18 yıl sonra (1954) yılında çıktı.şiirdeki gerçek yerini de 1966'da yayımladığı <KAMENİ SPAVAC> taşta uyuyan adlı şiir kitabıyla kazandı.yirminci yüzyıl Boşnak edebiyatı'nın en güçlü şairlerinden biri olan Mak Dizdar,ilk şiirleriyle şiir yaratıcılığında görülen kimi alışkanlıklardan kurtulmak girişimini göstermiştir.onu izleyen dönemde şiirini,yerel ve sosyal-tarihsel sınırları dışına çıkarıp buna daha geniş bir evrensel değer kattı.Ama bu,onun kökten koptuğu anlamına gelmemektedir.Gerçekte özünden yararlanarak şiirinin evrensel bir değere de ulaşmasını sağlamıştır.
bütün eserleri 1981 yılında Saraybosna da üç ciltte toplanmıştır.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
01-12-06, 22:59
DERVİŞ SUSİÇ

1925 Yılında Vlsenitsa'da doğdu.İlk öğrenimini doğduğu yerde,ortokulu Tuzla'da ve öğretmen okulunuda Saraybosna'da bitirdi.uzun yıllar Tuzla'da yaşadı ve çalıştı.Daha sonra Saraybosna'ya taşındı.Edebiyat'ta Halk kurtuluş savaşı'yla ilgili bir günceyle (1950) girdi.Ama boşnak Edebiyatında daha çok hikaye ve roman yazarı olarak bilinir.Yazdıklarında,yaşadığı ortamdaki insanların hayatını,görenek ve geleneklerini anlatır.Roman ve hikayeleinde çağdaş olaylara eğilim göstermesine karşılık konularını çoğunlukla ya tarihten yada eski yaşantılarından alır.Hikayelerindeki anlatımı ve getirdiği sorunlar,çağdaştır,evrenseldir.Eleştirmenlere göre dilde yalın,konularında özgündür.kimi hikayelerinde taşlama yanı ağır basar.Yayımladığı kitaplardan en önemlileri şunlardır.Yabuçani,ja danilo,Teferiç,pobune,hoca strah,veliki vezir,jesenji cvet,buyrum,tiyatro ile,radyo ve televizyon için yazdığı oyunlarıda vardır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
03-12-06, 10:37
İZZET SARAYLİÇ

1930 yılın'da Doboy'da doğdu.Başlangıçta Trebinye'de yaşıyordu,sonra Saraybosna'ya taşındı ve burada Felsefe Fakultesini bitirdi.
Bosna'daki kanlı savaşta,daha doğrusu Saraybosna'nın sırplar tarafından bombardımanında yaralanmasına rağmen,buradan ayrılmadı .
Saraybosna'da bir yayınevinde kitap yayımları sorumlusu olarak çalışıyordu.
İlk şiirlerini on sekiz yaşındayken yayımlamaya başladı.< U SUSRETU> (karşılamada) adlı ilk şiir kitabı da 1949 yılında çıktı.Günümüze kadar yazdığı şiirleri 15 ayrı kitapta toplanmıştır.Şiir kitaplarının en önemlileri >MİNUTA ÇUTANYA> (suskunluk dakikaları) >TRANZİT> >STİHOVİ ZA LAKU NOÇ> (İyi geceler için dizeler) >NASTAVAK RAZGOVORA> (Konuşmanın devamı) ,<Rodeni 23 STRELYANİ 42 (23 yılında Doğmuş 42'de Kurşuna Dizilmişler) TRİNAESTA KNJİZİCA POEZİYE (on üçüncü şiir kitabı)vb.
Şirlerinde sevgi ve hüzün ağır basar .Boşnak şairlerinin en sevilen ve tutulan şairleinden biridir.Şiirlerinden bir seçme >sunu> başlığı altında Türkçe Yayımlanmıştır..



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

J a r a n e
03-12-06, 12:26
Ivo Andriç 1892'de Travnik yakınlarında Dolac'ta doğdu. Zagreb, Viyana, Krakow'da
sürdürdüğü eğitimini Graz Üniversitesi'nde verdiği "Osmanlı Yönetimindeki Bosna-Hersek'te
Kültür Yaşamı" konulu doktora tezi ile tamamladı. Adını ilk kez lirik yapıtı Ex Ponto (1918)
ile duyurdu. Bu yapıtını Nemiri (Bunaltı, 1920) izledi. Birinci Dünya Savaşı sırasında milliyetçi
etkinliklerden dolayı Avusturya-Macaristan yetkilileri tarafından bir süre gözaltında tutuldu.
Savaşı izleyen yıllarda Yugoslav Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. Budapeşte, Madrid, Cenevre
ve Berlin'de dış görevlerde bulundu.İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Berlin'
de göz altına alındı. Ülkesinin zengin etnik kimliğini işlediği, en önemli iki romanı olan Travnik
Günlüğü (1945) ve Drina Köprüsü (1945) İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazdı. Savaş sonrası
milletvekili seçildi. Yugoslav Yazarlar Birliği başkanlığı yaptı, Sırp Bilimler Akademisi üyesi
olarak çalıştı.Yirmi dile çevrilerek İvo Andriç' i dünya çapında üne kavuşturan Drina Köprüsü
ile Nobel Edebiyat Ödülü (1961) kazandı. 1975'te Belgrad'da ölen İvo Andriç'in Türkçeye
çevrilen yapıtları şunlardır: Ver Elini Çocukluk, Uğursuz Avlu, Irgat Siman ve Bosna Hikâyeleri,
Drina Köprüsü, Travnik Günlüğü, Ömer Paşa

muzo
04-12-06, 00:00
HÜSEYİN TAHMİŞCİÇ
1931 yılında Saraybosna'da doğdu. Bu kentte Felsefe fakultesini bitirdikten sonra geçimini sağlamak için çeşitli gazete ve diğer yayın araçlarında çalışmaya başladı.Son yıllarda Saraybosna Radyosu'nda kültür programının sorumlu görevinde bulunuyordu.
Asıl uğraşı şiirdir.Sevilen,sayılan ve kalıcı şiirlerin şairidir,Eleştirmenler tarafından Boşnak Şiirinde Çağdaş şiirde çığır açan olarak nitelenmiştir.
PUTNİK ZİVOTA (HAYAT YOLCUSU) Adlı şiir kitabını 1954 Yılnda yayımlanmıştır.Ardından bir kaç kitabı daha çıktı.1968 yılında da şirlerinin büyük bir kısmı İZBRANE PJESME (Seçilmiş şiirler) adlı bir kitapta toplandı.Şiirlerinden (salıncak başlığı altında) bir demet,1985 yılında Türkçede de yayımlanmıştır..
.................................................. .................................................. .... ALİYA KEBO

1932 Yılında Bivolje Brdo'da (çaplina) doğdu.şiirleri yedi kitapta toplanmıştır.ODRORJAVANJE(İşaretlerin yıkılması) ve OLİSTALO TRNJE (Yaprak açan dikenle kitaprındaki şiirler daha büyük bir önem taşır.HERSOGOVİNA (HERSEK) adlı uzun destanının ise Boşnak edebiyatında önemli bir yeri vardır.Mostar'da yaşamakta ve bu kente Saraybosna'daki OSLOBOCENJE Gazetesinin muhabirliğini yapmaktaydı...
şirleri bir çok dile çevrilmiştir..



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

Kurtanovic
04-12-06, 00:55
Ivo Andriç 1892'de Travnik yakınlarında Dolac'ta doğdu. Zagreb, Viyana, Krakow'da
sürdürdüğü eğitimini Graz Üniversitesi'nde verdiği "Osmanlı Yönetimindeki Bosna-Hersek'te
Kültür Yaşamı" konulu doktora tezi ile tamamladı. Adını ilk kez lirik yapıtı Ex Ponto (1918)
ile duyurdu. Bu yapıtını Nemiri (Bunaltı, 1920) izledi. Birinci Dünya Savaşı sırasında milliyetçi
etkinliklerden dolayı Avusturya-Macaristan yetkilileri tarafından bir süre gözaltında tutuldu.
Savaşı izleyen yıllarda Yugoslav Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. Budapeşte, Madrid, Cenevre
ve Berlin'de dış görevlerde bulundu.İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Berlin'
de göz altına alındı. Ülkesinin zengin etnik kimliğini işlediği, en önemli iki romanı olan Travnik
Günlüğü (1945) ve Drina Köprüsü (1945) İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazdı. Savaş sonrası
milletvekili seçildi. Yugoslav Yazarlar Birliği başkanlığı yaptı, Sırp Bilimler Akademisi üyesi
olarak çalıştı.Yirmi dile çevrilerek İvo Andriç' i dünya çapında üne kavuşturan Drina Köprüsü
ile Nobel Edebiyat Ödülü (1961) kazandı. 1975'te Belgrad'da ölen İvo Andriç'in Türkçeye
çevrilen yapıtları şunlardır: Ver Elini Çocukluk, Uğursuz Avlu, Irgat Siman ve Bosna Hikâyeleri,
Drina Köprüsü, Travnik Günlüğü, Ömer Paşa

Değerli Kardeşim Jarane,
Ben Drina Köprüsü'nü 1981'de okulun kütüphanesinden temin ederek okumuştum...
Biraz uzun bir zaman oldu...
Kitaptan Aklımda kalanlar;
Mimar'ın has adamı olan iri-yarı dev zencinin taş altında ezilerek ölümünün abartıldığı iç karartıcı bir anlatım...
Köprüyü inşa halinde iken yıkmaya, çalışan (Gusle çalan)sırp casusunun sabotajları..
İşçilere Gusle çalarken anlatığı hikayeler ve su bentlerini hayaletlerin yıktıgı söylencesiyle işçileri ürkütmesi ve sonra bir gece sabotajında foyasının ortaya çıkması...
(Tabi bu arada selin getirdiği ekonomik yıkım...Deli'nin kışın buzlu zemininde köprünün korkulugunda yaptığı cambazlıkları da saymak lazım...)
Benim aklımda kalan anafikir; İvo Andriç'in pek de "Osmanlı/Türk Dostu" ol-ma-dığıdır...
İvo Andriç'in "Ugursuz Avlusu"nda da, bizim kültürümüz adına, pek müsbet bir yaklaşım görememişimdir...
Burası bir Boşnak sitesidir ve "Boşnak olmayan" İvo Andriç'i övmenize pek de "hayret ettiğimi" ifade etmeme "kızmayacagınızı" ümid ediyorum...
Dervişin Ölümü
Mehmet (Meşa) SELİMOVİÇ'İ okumadıysanız, tavsiye edeceğim...
Zat-ı alinizi makul ve mantıklı bir kardeşimiz olarak kabul ediyorum ve bu kanaatimden duyduğum güven ile bu eleştiriyi yapmış bulunuyorum...
Öncelikle Boşnak EDİPLERİMİZ'İ TANITALIM...Ne dersiniz???
Sonra diğerler yazarlara da bu forumda; aynı hakkın tanınacagından eminim...
Bütün samimiyetimle...Yanlış anlaşılma ihtimaline karşılık şimdiden özürlerimi iletiyorum Jarane Kardeşim...

muzo
14-12-06, 23:20
ALİJA İSAKOVİÇ.

1932 Yılnda,Stotsa yakınlarındaki Butinyi'de doğdu.ilk ve orat öğrenimini çeşitli yerlerde tamamladıktan sonra Saraybosna Felsefe fakultesi'nin Dil ve Edebiyat bölümünü bitirdi.Uzun yıllar saraybosna televizyonunda televiyonunda ve buranın,kimi yayınevlerinde sorumlu yönetici_yazar olarak çalıştı.
boşnak Edebiyatında hikayeci ve tiyatro yazarı olarak bilinir.
bundan başka gezi türü ile Boşnakların kültür varlığını aydınlatan bir çok değerli yazıları vardı.Nasrettin Hoca'nın kişilği için yayımladığı uzun bir incelemesi büyük ilgi toplamıştır.Boşnak Edebiytından yaptığı ;BİSERİ (İNCİLER) adlı geniş bir seçmesi günümüze kadar yapılan en iyi Boşnak _müslüman edebiytı antolojisi olarak kabul edilmektedir.Boşnak halk edebiyatının ;HASAN AĞANIN KARISI;adlı ünlü baladına göre yazdığı oyun Bosna'da olduğu gibi bunun dışında da başarıyla oynanan bir tiyatro yapıtıdır.
.................................................. .................................................. .... HÜSEYİN BAŞİÇ

1938 Yılında plavda doğdu.Yeni pazar'da liseyi bitirip,Belgrad Felsefe fakultesi'ne yazıldı.Bugün Podgorica'da yaşamakta ve çalışmaktadır.
Şair,Hikayeci ve roman yazarı olan Hüseyin Başiç uzun yıllardır Sancak müslümanlarının folklorunu,daha doğrusu sözlü edebiyatını devşirmekle uğraşmaktadır.otuz küsur yıl süren edebiyat alanındaki çalışmaları boyunca bir kaç şiir ve hikaye kitabından başka iki romanda yazmıştır.Bunlar;TUDE GNİJEDZO;(Yaban yuva) ve ;KRİVİCE; (suçlar)dır.Yaratıcılığında şiir daha ağır basmaktadır.Şiirinde,geçen zamanla ve öncelikle de Osmanlı dönemiyle iletişim kurar.Sevgi ile sevginin kutsal yönlerini yücelten bir şairdir.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
15-12-06, 23:03
BİSERA ALİKADİÇ

1939 Yılnda Livno yakınlarındaki Podhum köyünde doğdu.On sekiz yaşındayken Saraybosna'ya gç etti.son savaşın başlamasına kadar burada yaşıyor çalışıyordu.Erken yazmaya başladı.Yazdığı şiirlerini kitap halinde ilk kez (MİNİJATUYRE) 1959 yılına yayımladı.Bunu bir kaç yıl sonra NOÇİ ÇİLİBAR; (gece ve kehribar) ;KAPİ İ MAHOVİNE; (damlalar ve yosunlar) ;DRHTAJ VUÇİCE;(küçük kurdun titreyişi) ve diğer şiir kitapları izledi.1998 yılında şiirleri toplu olarak yayımlandı.Ayrıca ;LARVA; (SÜRFE) adlı bir romanı da vardır.
Boşnak şiirinde gölgede kalmış kuşağın şairlerinden biri olarak bilinir.

EFSANE
çimen üzerinde çıplak ve beyaz
Kadın Yatıyormuş.
Onu her yerde çizen kişinin
Gözlerini dolduruyormuş.

Yanında sessiz ve usulcacık
Akıyormuş bir dere...
Bir ara kadın kalkıp
Kıyısına gitmiş derenin
Kumlar üzerine serilmiş hafifçe
Sonra gök gördüğüne şaşmış;
çıplak kadın kumlar üzerinde
adamın resmini çizivermiş.




kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

bijelo dugme
17-12-06, 12:58
Dün forumda yazan bir kaç kitabı alma imkanım oldu.Bunlar Karanlığa Okunan Ezanlar, Direnen Saraybosna ve Çağdaş Boşnak Edebiyatı Antolojisi kitabı. Çağdaş Boşnak Edebiyatı Kitabı Sosyal yayınlarında kelepir kitaplar arasında ve şuan fiyatı 3 ytl olmuş. İvo Andriçin drina köprüsü kitabı ise cağaloğlu ve sahaflar dahil her kitapçının ön rafında mutlaka vardı. Kitap 16 ile 20 ytl arasında değişiyor. Eski yayınevi altın kitabevi imiş ve fiyatı 6 ytl tabi piyasada kaldıysa... Ben bulamadım.

Çağdaş Boşnak Edebiyatı Antolojisi kitabını okumaya başladım. İçinde çok güzel şiirler var. Bu fiyata bu kitabın herkesin evinde mutlaka olması gerekir. Kitapları bulana kadar ayaklarım şişti. Cağaloğlu yokuşunu bir in bir çık.

Kitaptan bir şiir

SINIR

Büyüyünce de
Her nefes almada
her lokmada
gülüş ve öpüşte
sınır

Soğuk ve sıcakta sınır
yaşam boyunca sınır
hatta ölünce bile
yara izinlede
kimlik karnenlde
aklım yerindedir diye
aldığım belgeyle sınır

Abdullah Sidran

Kurtanovic
18-12-06, 20:50
Bravo sana Bijelodügme,
Cagaloğlu, Çatalçeşme sokakta(Bu sokakta bir kaç tane ciddi kitabevi de vardır) KİTABEVİ var. Büyük dağıtımcıdır..
Oradan aradıgın kitapları %30,%40,%50 lere varan indirimle alabilirsin...
Sna iyi okumalar ve Allah'tan zihin açıklığı diliyorum..

muzo
18-12-06, 23:29
MEHO RİZVANOVİÇ

1939 yılında Konyiç yakınlarındaki Zukuçi'de doğdu.Yüksek öğrenimini Saraybosna'da bitirdi.Konyiç'te yaşıyordu.
şair olarak Boşnak Edebiyatında saygın bir yeri vardır.
şiirde yaşam ile yaşamın iyi ve kötü gerçeklerine dönüktür.
;SENKA U MOJOJ KRVİ; (kanımda gölge) adlı şiir kitabı 1961 yılında çıktı.
öteki şiirleri;ULAZAK U DAN; (güne giriş) ve ;NAVİKANJE NA ZEMLJU; (Toprağa alışmak) Kitaplarında yer almaktadır.


FULOGRAFİ

Öyle dalma canıma
kaburgalarımı süzme ha,
gizlemiyorum hastalığımı ben.

Şafak söktü içimde,
morumsu uzaklar gibi,
sense bunca işi
çözmek istiyorsun mikroSkopla

otlar
kekik otunu sundular bana,
emek tıbbı uzmanları
kükürtlü kaplıcaları önerdiler

Bense körükörüne şiirin peşinden yürüdüm
Bir nişan gibi
gururluca
taşıyarak
içimdeki morluğu.

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
19-12-06, 22:45
NİYAZİ ALİSPAHİÇ

1940 Yılında Zvornik yakınındaki Kozluk'ta doğdu.ilk ve orta öğrenimini Tuzla'da bitirdi.1969 yılında Belgrad filoloji fakultesinden mezun olduktan sonra Saraybosna'da mastırını yaptı.
Gradaçast lisesinde öğretmen,Tuzla tiyatrosunda da dramaturg olarak çalıştı.
Boşnak Edebiyatının önde gelen hikayecilerinden biridir.Hikayelerinde insanoğlunun sürekli değerlerinden,yaşamın ölüm karşısındaki zaferinden,düzenin düzensizliğe oranla yararından ve iyinin kötüden daha güçlü olduğundan söz eder.
ilk hikayelerini ;VRTOVİ SİROTOG HALİMİJE;(zavallı Halimiye'nin Bahçeleri) adlı kitabında toplamıştır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
22-12-06, 23:11
AYŞA ZAHİROVİÇ.

1939 Yılında Saraybosna'da doğdu.ilk,orta ve yüksek öğrenimini Saraybosna'da yaptı.Bugün de bu kentte yaşıyor ve çalışıyor.
ilk Şiirlerini ;NASTRESNİCA;(Sundurma) adlı kitapta 1980 yılında yayımladı.;BİJELİM OKOM;(beyaz gözle) adlı ikinci şiir kitabı da 1983 yılınd çıktı.
Ayşa Zahiroviç'in eski Yugoslavya'da ve Bosna Hersek'te kadın şairlerinden derlenmiş iki antolojisi vardır.Ülkesinin kadın şairlerini dünyaya tanıtmakta biyik çabalar harcamıştır.

DENİZE
Kabartma göğüslerini
Belini sıkma sakın

karşı kıyıdan
türkünü dinliyor denizci

gözleriyle aldatıyor denizci
derinliklerden gelen sireni

gördün mü
aynada

kaybolan tan ağartısını


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

Sarajlija
24-12-06, 14:11
Değerli Kardeşim Jarane,
Ben Drina Köprüsü'nü 1981'de okulun kütüphanesinden temin ederek okumuştum...
Biraz uzun bir zaman oldu...
Kitaptan Aklımda kalanlar;
Mimar'ın has adamı olan iri-yarı dev zencinin taş altında ezilerek ölümünün abartıldığı iç karartıcı bir anlatım...
Köprüyü inşa halinde iken yıkmaya, çalışan (Gusle çalan)sırp casusunun sabotajları..
İşçilere Gusle çalarken anlatığı hikayeler ve su bentlerini hayaletlerin yıktıgı söylencesiyle işçileri ürkütmesi ve sonra bir gece sabotajında foyasının ortaya çıkması...
(Tabi bu arada selin getirdiği ekonomik yıkım...Deli'nin kışın buzlu zemininde köprünün korkulugunda yaptığı cambazlıkları da saymak lazım...)
Benim aklımda kalan anafikir; İvo Andriç'in pek de "Osmanlı/Türk Dostu" ol-ma-dığıdır...
İvo Andriç'in "Ugursuz Avlusu"nda da, bizim kültürümüz adına, pek müsbet bir yaklaşım görememişimdir...
Burası bir Boşnak sitesidir ve "Boşnak olmayan" İvo Andriç'i övmenize pek de "hayret ettiğimi" ifade etmeme "kızmayacagınızı" ümid ediyorum...
Dervişin Ölümü
Mehmet (Meşa) SELİMOVİÇ'İ okumadıysanız, tavsiye edeceğim...
Zat-ı alinizi makul ve mantıklı bir kardeşimiz olarak kabul ediyorum ve bu kanaatimden duyduğum güven ile bu eleştiriyi yapmış bulunuyorum...
Öncelikle Boşnak EDİPLERİMİZ'İ TANITALIM...Ne dersiniz???
Sonra diğerler yazarlara da bu forumda; aynı hakkın tanınacagından eminim...
Bütün samimiyetimle...Yanlış anlaşılma ihtimaline karşılık şimdiden özürlerimi iletiyorum Jarane Kardeşim...

ivo andric şişirilmiş bir balondur kanımca,Boşnaklara hiçbir yakınlığı yoktur,alttan ve açıktan aşağılar bizleri,kimliğimizi,kültürümüzü.
Na Drini cuprija (Drina Köprüsü),Travnicka hronika(Travnik Kroniği ya da "Gün Batarken"),Kmet Siman(Irgat Siman)..ve diğer kitaplarında bellidir bu,karakterlerin çoğunuysa Honore de Balzac'tan esinlenmiştir.
Bosanski Pogledi isimli Boşnak dergisinde yazdıklarının sayfalarca güzel tenkitleri vardır.Boşnaklar için herhangi bir önemi olmamalı ama kendisinden haberdar olunmalı diye düşünüyorum.

melayac
24-12-06, 18:37
ivo andric şişirilmiş bir balondur kanımca,Boşnaklara hiçbir yakınlığı yoktur,alttan ve açıktan aşağılar bizleri,kimliğimizi,kültürümüzü.
Na Drini cuprija (Drina Köprüsü),Travnicka hronika(Travnik Kroniği ya da "Gün Batarken"),Kmet Siman(Irgat Siman)..ve diğer kitaplarında bellidir bu,karakterlerin çoğunuysa Honore de Balzac'tan esinlenmiştir.
Bosanski Pogledi isimli Boşnak dergisinde yazdıklarının sayfalarca güzel tenkitleri vardır.Boşnaklar için herhangi bir önemi olmamalı ama kendisinden haberdar olunmalı diye düşünüyorum.

Eğer IVO ANDRİÇ'i şişirilmiş balon olarak görüyorsanız neden Nobel aldığınıda söylermisiniz?

Kurtanovic
25-12-06, 00:42
Eğer IVO ANDRİÇ'i şişirilmiş balon olarak görüyorsanız neden Nobel aldığınıda söylermisiniz?

melayac arkadaşımız,
"malayani yazılarınla" ne yapmak istediğini anlayabilmiş değilim doğrusu...
Her "Nobel" alan "iyi yazar"mıdır????
Sence Türkiyenin "en iyi yazarı orhan pamukmudur"???
Nobel'i reddeden "Saygın Avrupalı Yazarların" olduğunu biliyormusun acaba???
Bu kadar cehalet tahsil ile olur...
Yazı yazmadan evvel; sitede yazılan yazıları okumak zahmetinde bulunsanız, bu "tenkid" yazılarını okumak zorunda kalmayacaktınız...
Lütfen önce site de yazınları okumak zahmetine katlandıktan sonra "eleştiri" yazmaya başlayınız...
Kırıcı olduysam, özür dilerim...

muzo
26-12-06, 00:27
NECAT İBRİŞİMOVİÇ
1940 yılında Saraybosna'da doğdu.Üç yaşındayken Babası ölünce annesiyle birlikte uzun süre jepçe'de kaldı.Orta ve Lise Öğrenimini Zenica'da bitirdikten sonra yeniden doğduğu kente döndü ve felsefe fakultesine yazılıp edebiyatla uğraşmaya başladı.Ardından çeşitli dergi ve gazetelerde sorumlu yazar olarak çalıştı.Uğursuz adlı romanıyla Boşnak edebiyatı dışında da ün kazanmış bir yazardır.Bir kaç defa yayınlanan ve televizyon ile tiyatro'yada uyarlanan (Üsküp türk tiyatrosu shnesinde de oynandı) bu romanda,on dokuzuncu yüzyılın başlangıcında Bosna'da yozlaştırılmış bir Bey ailesinin çöküşü,çağdaş bir biçimde anlatılmaktadır.Yazar romanının konusunu 2.Mahmut'un reformları döneminde Osmanlı devletinde baş gösteren kimi çelişkiler içine yerleştirmektedir. Kahramanlar aydın kişilerdir ve kimi eleştirmenlere göre Necat İbrişimoviç bunların yaratılmasında İvo Andriç'e çok şey borçludur.bir çok noktada Nobelci yazardan esinlendiği ileri sürülür.
Karabeg (karabey) romanı da Boşnak edebiyatında saygın bir yere sahiptir.


Sarayevodan gidersem
Derde düşme sakın sen
Kalkıp hiç ağlama
Karaları Bağlama.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

dzekovce
07-01-07, 11:37
Halk edebiyatının en güzel örneği "Hasanaginitsa" (Hasan Ağanın karısı) adlı baladdır. İlk defa, İtalyan filoloğu ve gezi yazarı Alberto Fortis tarafından 1774 yılında Venedik'te yayımlanınca "Hasanaginitsa" birçok folklorcu ve şairin ilgisini çekip Avrupa halk edebiyatının da değerli bir incisi olarak değerlendirilmiştir. J. V. Goethe de bu balada hayran kalmış ve orijinaldeki uyum ile melosu koruyarak bunu Almanca'ya çevirmiş, 1778 yılında yayımlamıştır. J.V. Goethe'nin bu işe girişmesi, "Hasanaginitsa"nın aşağı yukarı bütün Avrupa dillerine çevrilmesine ve Byron, Puşkin, Lermontov, Gerber, J. Grim, Lamartine, Mickieviç, Koptar gibi ünlü yazarların dikkatini çekmesine neden olmuştur. Bu balad, bir halk edebiyatından, başka dillere en çok çevrilen (sadece İngilizce'ye on altı defa) ve üzerine en çok yazı yazılan bir metindir. "Hasanaginitsa" birçok halk bilimcinin Boşnakların halk edebiyatına karşı ilgisini de uyandırmıştır. Buysa Boşnak halk edebiyatının dünya halk edebiyatına girmesine neden olmuştur. Boşnak edebiyatında, Ömer ile Merima, Moriç Kardeşler ve Hıfzı Bey Durmuş ile ilgili baladların da büyük değeri vardır. Destanlarda ise çoğunlukla yiğitlikler, ünlü kişiler arasındaki düellolardan ve sultan adına savaşan Boşnaklardan söz edilir. Çerçelezli Ali, bu destanların en ünlülerinden biridir.

muzo
07-01-07, 23:44
KEMAL MAHMUTEFENDİÇ

1942 Yılında Saraybosna'da doğdu.İlk öğrenimini doğduğu kent ile Konyiç'te bitirdi.Belgrad Edebiyat fakultesinde okudu.Uzun yıllar kendisine sürekli bir iş bulamadığından çeşitli ülkeleri gezerek buralardan izlenim yazıları yazdı.
Daha sonraları bunları ;putevi,ljudi,gradovi;(yollar,insanlar,kentler) başlığı altında bir kitapta topladı.Şavaşın başlamasına kadar Zeniça'da yaşıyordu.
Şiirden başka,çocuklar için yazdığı çok güzel hikayeleride vardır.Şirlerini
;iz bezdanih ustah;(dipsiz ağızdan) ;Metak u odesi (odesada kurşun) otak)
(ADA) Rasulo mirisa (kokunun dağılması) adlı kitaplarda topladı.

ŞİMDİ/ BURADA

Orada bulunmayan toprak ana
görsel kalıyor/başaşağı genel çekimli yürüyüş
ve mantık/bir o kadar gel geçsel mantık
yitiyor yada tahta geçiyor.oysa
şimdi bu/burada bulunuyor/oda gibisinden dönüyor/
pilli radyo gibisinden mezar karası/her an
kırışık coğrafya haritaları/
orada halimiz ne olacak
düşüncesi gibi/olası değil/ne çıkar sanki
çatırdasa patlasa/açılsa
asfalt deri yol verecekmi bizlere/
harekete geçecek miyiz
harekete geçersek eğer
o teleşla bu vücudu unutacakmıyız yoksa
çukura benzemeyen/derin çukurda
kaynağımız olan bu vücudu

şimdi/burada
duvarların ardında bu anın yanan çalılığı var/
bağışlayın derdi karınca bile.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
09-01-07, 22:26
MÜBERA MUYAGİÇ.
1953 Yılında Saraybosna'da doğdu.aynı kentte Yüksek Eğitim Okulu'nu bitirdi.
Ardından Saraybosna'nın sekiz yıllık okullarından birinde dil ve edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.
İlk şiirlerini,1973 yılında,Trenutak sa dva postojanja (iki varlıklı bir an) adlı kitapta topladı.
Şiirleri,Varlık dergisinde de yayımlanmıştır.

HEM DE BİLMİYORUM NEDEN

Işık geliverdi
sana,sana,sana.

o geldi
hepimize.

Ancak niye kınadı
beni?

Hem niye
hep titremekte gölgelerim?
..............................................


YOK OLAN MAVİ DENİZ

Gözleri vardı
sessiz ve mavi deniz örneği,
gözleri vardı,
herşeyi.
sımsıcak bir tutam çiçekti Anneme
yaşamı onun
Gözleri vardı,
herşeyi.
.................................................. ..........................

OYUN

Damarlarında
bekleyiş ocağı

Gözlerimde
umutsuzluk yağı

yüreğinde
günahın yanlızlığı

Dudaklarımda gülüşün oyuncağı
.................................................. .........

ÇEKİLMİŞ ÇİZGİ

Bir çizgi çekilmiş
denklem çözümlenmiş

bir yığın sorudan
inatla uçuvermiş kuş

Dileklerimle sonsuz
sevecenlik örtüsüyle örtülmüş

Gözalıcı çiçeklere
kapılmış.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
12-01-07, 21:48
ABDULLAH SİDRAN..

1944 YILNDA Saraybosna'da doğdu.ilk,orta ve yüksek öğrenimini aynı kentte bitirdi.Ardından uzun yıllar lisede Edebiyat öğretmeni ve Saraybosna Radyo ve televizyonunun film bölümünde çalıştı.Savaşın sürdüğü günlerde de bu görevinde kalmış şiir ve yazılarıyla savaşa karşı Saraybosna'dan seslenmesini sürdürmüştür.Şair,hikayeci,roman ve oyun yazarı olarak Boşnak edebiyatında önemli bir yeri vardır.Dolly Bell'i Hatırlıyormusunuz? ve Babam iş Gezisinde adlı filmlerin senaryo yazarıdır.ilk şiirlerini şahbaza adlı kitabında toplamıştır.
Öteki şiir kitapları Kost i Meso (kemik ile et) Sarayevska zbirka(SAraybosna derlemesi) ve pjesma (şiirler) dir.


KARABASAN

Ne yapıyorsun oğlum?
Düş görüyorum Anne.Düşümde türkü söylediğimi görüyorum.
Sense Anne bana düşümde soruyorsun? ne yapıyorsun oğlum?

düşünde ne için türkü söylüyorsun oğlum?

bie evim vardı vaktiyle,hatırla,ona türkü söylüyorum Anne.
şimdi evim yok.işte bunun için türkü söylüyorum anne.

Bir sesim,bir dilim vardı vaktiyle,hatırla,ona türkü söylüyorum.
şimdi artık ne sesim,kaybolan dilim için
Bir de yok olan evim için türkü söylüyorum Anne.

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

edito
12-01-07, 22:41
Halk edebiyatının en güzel örneği "Hasanaginitsa" (Hasan Ağanın karısı) adlı baladdır. İlk defa, İtalyan filoloğu ve gezi yazarı Alberto Fortis tarafından 1774 yılında Venedik'te yayımlanınca "Hasanaginitsa" birçok folklorcu ve şairin ilgisini çekip Avrupa halk edebiyatının da değerli bir incisi olarak değerlendirilmiştir. J. V. Goethe de bu balada hayran kalmış ve orijinaldeki uyum ile melosu koruyarak bunu Almanca'ya çevirmiş, 1778 yılında yayımlamıştır. J.V. Goethe'nin bu işe girişmesi, "Hasanaginitsa"nın aşağı yukarı bütün Avrupa dillerine çevrilmesine ve Byron, Puşkin, Lermontov, Gerber, J. Grim, Lamartine, Mickieviç, Koptar gibi ünlü yazarların dikkatini çekmesine neden olmuştur. Bu balad, bir halk edebiyatından, başka dillere en çok çevrilen (sadece İngilizce'ye on altı defa) ve üzerine en çok yazı yazılan bir metindir. "Hasanaginitsa" birçok halk bilimcinin Boşnakların halk edebiyatına karşı ilgisini de uyandırmıştır. Buysa Boşnak halk edebiyatının dünya halk edebiyatına girmesine neden olmuştur. Boşnak edebiyatında, Ömer ile Merima, Moriç Kardeşler ve Hıfzı Bey Durmuş ile ilgili baladların da büyük değeri vardır. Destanlarda ise çoğunlukla yiğitlikler, ünlü kişiler arasındaki düellolardan ve sultan adına savaşan Boşnaklardan söz edilir. Çerçelezli Ali, bu destanların en ünlülerinden biridir.

yanılmıyorsan 95 senesinde HASANAGİNİCA tiyatro grubunu İstanbul'da sahnelemişlerdi. hayatımda gittiğim ilk tiyatroydu. ve sevgili Torcida'nın dillendirdiğinden çok daha fazlası vardı. gözyaşları içinde haykırarak izlemiştik. nasıl bir alt yapıya sahip olduklarına o zamanlar aklım ermemişti. Fransızca'dan tutta Almanca'ya kadar her dilde repliklerle zenginleştirilmişti. kalbim öylesine titremişti ki şimdi burada yazılanlara eklemeden edemedim.
bilmeyen arkadaşlarımız umarım bahsedilen konuyu ciddiye alır ve izlemeleri nasip olur.

vodolia
13-01-07, 08:58
yanılmıyorsan 95 senesinde HASANAGİNİCA tiyatro grubunu İstanbul'da sahnelemişlerdi. hayatımda gittiğim ilk tiyatroydu. ve sevgili Torcida'nın dillendirdiğinden çok daha fazlası vardı. gözyaşları içinde haykırarak izlemiştik. nasıl bir alt yapıya sahip olduklarına o zamanlar aklım ermemişti. Fransızca'dan tutta Almanca'ya kadar her dilde repliklerle zenginleştirilmişti. kalbim öylesine titremişti ki şimdi burada yazılanlara eklemeden edemedim.
bilmeyen arkadaşlarımız umarım bahsedilen konuyu ciddiye alır ve izlemeleri nasip olur.


Bosna Hersek Kültür günleri kapsamında Hasanaginica iki sene önce Atatürk Kültür Merkezinde opera formatında sahnelendi...ben ilk kez orada izleme fırsatı bulmuştum bu eseri...umarım bu tür etkinlikler tekrarlanır ve bizler de kendi kültürel değerlerimizle tanışma şansını yakalarız..saygılarımla

edito
14-01-07, 17:02
belki biz düzenleyebiliriz arkadaşlar?
(bu konunun başlığı burası değil biliyorum ama eğer ilgi görürse konu açarız diye düşündüm)
saygılar

ZvijezDa
14-01-07, 23:15
SAFET BEY BAŞAGİÇ..
1870 yılında Nevesinye'de doğdu.1934 yılında Saraybosnada öldü.on iki yaşındayken,ailesiyle birlikte saraybosna'ya taşındı ve rüştiye ile liseyi burada bitirdi.1895 ile 1899 yılları arsında Viyana üniversitesi'nde Doğu dilleri ile Tarih derslerini izledi.Üniversiteden sonra devlet hizmetine girmek istemiyere,Bosna_Hersek'in geçmişi ile ilgili yazılar yazmaya yöneldi.1900 yılında Behar adlı dergiyi çıkarmaya başladı.Bundan sonra Hayret,El kamer,ve Muslimanski klup derneklerini kurdu.Bir ara Saraybosna lisesinde Arapça öğretmeni olarak ders verdi,emekliye ayrılıncaya kadar Saraybosna devlet müzesinde çalıştı.Ana tarafından ünlü smail Ağa çengiçlerinden olan Safet Bey Başagiç,Türkçe yazan son boşnak şairlerinden İbrahim Bey'in oğluydu.Bu yüzyılın başlangıcında Boşnakların,daha doğrusu Bosna Müslümanlarının en ünlü kişilerinden biri sayılan Safet Bey Başagiç yalnız değerli bir şair değil,çeşitli konularda yazı yazan ve bir çok büyük kültür olayları yaratıp kimi kültür_bilim kurumlarının da temelini atan değerli bir aydındır.1912.de yayınlanan Müsliman Edebiyatında Bosna ile Hersekler adlı eseri ile Müslümanlık üzerine yazdığı incelemeler bugün bile güncelliğini yitirmemiş,değerli çalışmalardır.Doğu Edebiyatlarınadan ve özellikle Ömer Hayyam'dan yaptığı çevirileride vardır.Tevfik Fikret üzerine çok değerli bir inceleme kaleme almıştır.
şiire çok erken, Saraybosna Lisesinde öğrenciyken başladı ve ilk şiir kitabını 1896 yılına yayImladı.Duygu yüklü şiirlerinde,vatan sevgisi iyiliğin kötülüğe karşı savaşımı gibi konular ağır basar.Doğu,daha doğrusu İran Edebiyatından çok esinlenen bir şairdir.Firdevsi'yi kendine örnek aldığını sık sık söyler,hatta aralarında önemli bir benzerlik olduğu ileri sürer.
Toplu eserleri 1971 yılında iki cilt olarak yaymlanmıştır.

BOŞNAK EDEBİYATÇILARIN TANITIMI DEVAM EDECEK...

SVİMA POZDRAV.

kendisinin mezarı bugün Saraybosna -Begova Camii nin (Gazi Husrev Bey Camii) bahçesindeki anıt mezarlıkta bulunmaktadır.
Gazi Husrev beyin türbesinin yanında bulunan bu mezarlıkta Bosna için iyilikler ve hayırlar yapmış olan insanlar yatmaktadır.Safet Basagic te onlardan biridir . Buradan da kendisinin önemi görebiliyoruz.

vodolia
15-01-07, 10:12
belki biz düzenleyebiliriz arkadaşlar?
(bu konunun başlığı burası değil biliyorum ama eğer ilgi görürse konu açarız diye düşündüm)
saygılar

güzel bir fikir, bence bir başlık aç... nelerin yapılabileceği, nasıl yapılabileceği, hangi kurumlar ile irtibata geçilebileceği anlamnda, arkadaşlar da fikirlerini söylesinler....belki bizim de bir festivalimiz olabilir...neden olmasın ki :)

muzo
19-01-07, 10:07
İBRAHİM KAYHAN

1944 Yılında Mostar'da doğdu. Mostar lisesinde dil ve edebiyat öğretmeni
olarak çalıştı.Daha sonraları Zagreb'E taşındı ve burada yaşamaya başladı.
Ama Bosna'yla ilgisini hiç kesmedi ve yazdıklarının çoğunu Saraybosna'da yayımladı..Şiir'den başka eleştiri ve diğer türlerde düz Yazılar yazıyor..
Radyo yayınları da var. ARABİJA LUBAVİ , (sevgili Arabistan) ilk şiir kitabıdır..
Bundan başka şiirlerinin büyük bir bölümünü KUÇU DOK NACEŞ (evi buluncaya kadar) adlı bir kitapta yayınlamıştır.




LEYLA

Kısakançlık örneği
çağcıl ışıklardan oluşmuş biri
dünyayı karaya bürümekle
uğraşıyor sanki.

Bakire'leri lanetleyerek
Bom boş göğe kazmasıyla vuruyor Mecnun
o şimdi nerelerde acep?
Atılmış eşyalar arasından
Dünyanın gözlendiği bir yerde olmalı.
Dünyanın gözlendiği bir yerde olmalı.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
02-02-07, 22:44
FEHİM KAYEVİÇ

1945 yılında Byelo polye yakınındaki şipovetse'de doğdu.
Bugüne kadar hikayelerini kitap halinde yayımlamadı.
Podgorica'da yaşıyor.
Şiirlerini ise,beş kitapta topladı.Budeş Mrtav (Ölü olursu)
adlı ilk şiir kitabı 1971 yılında çıktı.
Daha önemli olan şiir kitapları; çudarije (mucizeler),Letac(uçan kişi) ve Granica(sınır).

SINIR

Büyüyünce de
her nefes almada
her lokmada
gülüş ve öpüşte
sınır


soğuk ve sıcakta sınır
Yaşam boyunca sınır
hatta ölünce bile
yara izinle de
kimlik karnenle de
aklın yerindedir diye
aldığım belgeyle sınır.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
11-02-07, 23:16
MÜBERA PASİÇ

1945 Yılında Saraybosna'da doğdu.ilk,orta ve yüksek öğrenimini doğum büyüdüğü kentte bitirdi.şiir,1964 yılından sonra yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu.Şiirden başka çeşitli dergi ve günlük gazetelerde edebiyat üzerine deneme ve eleştiriler yayımladı. posledni predeo (son bölge) adlı şiir kitabı 1967 yılında çıktı.Ardından Galeriya (galeri) kuzenje prema orfeju (orfeye doğru çevreleme) Bajke na drugi naçin (Başka biçimde masallar) Stvari bez poretka (Düzensiz eşyalar) Fantazme (fantazmalar) ve diğer şiir kitapları yayımlandı.
Mübera Pasiç, boşnak şiirine biçim,içerik ve deyiş bakımından pek çok yenilikler getirmiştir.


SIRÇA MARTI

Bak acı çekiyor.
Günün karşısında
kar kadar suskun
ipek üzerine çizilmiş
sırçadan çan
olağan dışı bir hüzünle
yaşamı bağlıyor
ölümü de gökkuşağıyla;
Düşümü de değiştiriyor
çok yabancı bir şeye.

Geceleri garip yankılarda düşünüyorum
görüyorum düşüncelerimi de
Gündüzler ruhunun silikliğini çiziyor
suda günah çıkartıyorum.

Titreyiş kuşu,yok oluşumuzun
aynı anda birleştirdi bizi.



kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
15-02-07, 23:09
MEHO BARKOVİÇ

1945 yılında Banya Luka'da doğdu.şiir,düz yazı ve eleştiri yazmaktadır.
Boşnak edebiyatında daha çok şair olarak bilinir.
Trebinye'de yaşamakta ve çalışmaktadır.
AZİL,adlı ilk şiir kitabını,1972 yılında yayımladı.
Bundan sonra yazdığı şiirleri OSİPANJE(dökülmeler)
NEBESKA STUDEN (gök soğudu), OPŞTA MESTA(umum yerler)
ve ZEMMO SROSTVO(yerel akrabalık) adlı şiir kitaplarında toplamıştır.


ÇİZGİ

Dağınık bir zamanda
buluşmak mümkün
ufacık
çiçeksi dağınıklığında başının
varlığımızın bilincindeyken de
bilinçle şeniz
dudaklığın yararlığında
ve rahimde uyuklayan güçte
bilinemez giderek
dağınık bir zamanın birinde
bir keresinde
zamanın.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
23-02-07, 01:17
ALİRİAZAH GAŞİ

1945 Yılında Çazinde doğdu.Sosyoloji bilimler fakultesini bitirdi.
Bundan sonra da uzun yıllar liselerde sosyoloji dersleri verd.
son savaşın başlamasına kadar Saraybosna'da yaşıyordu.
Şiirlerini okrentu vetru(rüzgara dönük) cırveno crno(kırmızı siyah)
iz mog mrtvog ugla)(ölü açısından) ve diğer kitaplarında topladı.



SEVGİ YOLU

Sevgiden ve
sevgi için

bir haber ve
doğru haber yok

sesler
can sıkıcı sesler geliyor.

..........................................
GİZEMLİ SÖZLER

Sözcüklere
gizemli sözcüklere inanman
seni dilenci etti vesselam

Bu nedenle dua ederken
güzel sesin titriyor.

.....................................
SEN SEZEMEYECEKSİN

Sen hiç bir zaman
sezemeyeceksin
acıların

o güzelim acıların

güzele eşit ıolduğunu
acının yaratıtığı
üzücü güzelliğe

...............................
ÇİÇEĞİN DOĞUŞU

Başında
senin o güzelim başında
bir aydınlık
küçücük bir aydınlık doğuyor

Boşuna sessiz duaların senin

Senin o güzelim başında
kara bir çiçek doğuyor
bu özgürlük
bu zulüm çiçeği.

.................................................. .

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
25-02-07, 00:18
İRFAN HOROZOVİÇ

1947 Yılnda Banya Luka'da doğdu.
ilkokul ile liseyi doğduğu kentte bitirdikten sonar,
Zagrep Felsefe Fakültesi Edebiyat bölümünden mezun oldu.
Bir çok gazete ve dergilerin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.
Savaş başlamadan önce Banya Luka'da yaşıyor
ve yayınevinin başında bulunuyordu.
Şiirle başlamıssa da Boşnak edebiyatında daha çok
düzyazı ve oyun yazarı olarak bilinir.
Yazdıklarıyla J.L Borges'e benzetilir.
Talhe ili Sedrvanski vrt (talhe yada şadırvan bahçesi)
adlı romanı yaratıcılığının en ilginç örneği sayılır.
Öteki kitapları Soba,sağır ve dilsiz terzilerinin salonu,
Gençlikten kalan vasiyetname,zaman kartları,şeramat v.s..


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya
__________________

?afak BONCUK
25-02-07, 00:33
FEHİM KAYEVİÇ

1945 yılında Byelo polye yakınındaki şipovetse'de doğdu.
Bugüne kadar hikayelerini kitap halinde yayımlamadı.
Podgorica'da yaşıyor.
Şiirlerini ise,beş kitapta topladı.Budeş Mrtav (Ölü olursu)
adlı ilk şiir kitabı 1971 yılında çıktı.
Daha önemli olan şiir kitapları; çudarije (mucizeler),Letac(uçan kişi) ve Granica(sınır).

SINIR

Büyüyünce de
her nefes almada
her lokmada
gülüş ve öpüşte
sınır


soğuk ve sıcakta sınır
Yaşam boyunca sınır
hatta ölünce bile
yara izinle de
kimlik karnenle de
aklın yerindedir diye
aldığım belgeyle sınır.

Sevgili MUZO
Desene buralarda da şiir var, birde bizim kültürümüzün tarihi var.
yaklaşık 2 gündür siteye girmek başlıbaşına bir sorun. Umarım bu sorun en kısa süreçte çözüme kavuşur.

?afak BONCUK
25-02-07, 00:50
ALİRİAZAH GAŞİ

1945 Yılında Çazinde doğdu.Sosyoloji bilimler fakultesini bitirdi.
Bundan sonra da uzun yıllar liselerde sosyoloji dersleri verd.
son savaşın başlamasına kadar Saraybosna'da yaşıyordu.
Şiirlerini okrentu vetru(rüzgara dönük) cırveno crno(kırmızı beyaz)
iz mog mrtvog ugla)(ölü açısından) ve diğer kitaplarında topladı.



SEVGİ YOLU

Sevgiden ve
sevgi için

bir haber ve
doğru haber yok

sesler
can sıkıcı sesler geliyor.

..........................................
GİZEMLİ SÖZLER

Sözcüklere
gizemli sözcüklere inanman
seni dilenci etti vesselam

Bu nedenle dua ederken
güzel sesin titriyor.

.....................................
SEN SEZEMEYECEKSİN

Sen hiç bir zaman
sezemeyeceksin
acıların

o güzelim acıların

güzele eşit ıolduğunu
acının yaratıtığı
üzücü güzelliğe

...............................
ÇİÇEĞİN DOĞUŞU

Başında
senin o güzelim başında
bir aydınlık
küçücük bir aydınlık doğuyor

Boşuna sessiz duaların senin

Senin o güzelim başında
kara bir çiçek doğuyor
bu özgürlük
bu zulüm çiçeği.

.................................................. .

kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

Sevgili MUZO
Haddim olmayarak ALİRİZAZAH GAŞİ'nin biyogrofisinde yayınlanan şiir kitaplarından <<< CIRVENO CRNO >>> kitabında tercüme hatası olduğunu düşünüyorum. İnceler ve doğru tercümede yazar isen sevinirim.

?afak BONCUK
25-02-07, 14:51
Şafak bey,ince bir ayrıntı gözümden kaçmış.
sizin gibi şiir ve edebiyat dostu ancak konuyu dikkatli
incelerdi.. edebiyata önem vermeniz hoşuma gitti.
benim sizden ricam olacak;şiirlerinizin altına imzanızı atarmısınız?
kendinize ait olduğunu hemşehrileriniz de bilsin ve sizi tanısın isterim..
küçük uyarınız için teşekkürler.

sizi genç birisi sanıyordum.
selam ve sevgiler.

MUZO küstüm sana...!
Benim gönlüm genç güzel kardeşim....?
desem de inanma yaş kemale erdi.
ALLAH tüm iyi ve güzel insanlara mutlu bir yaşam sürdürmeyi nasip etsin.

muzo
28-02-07, 15:31
CEMALUDDİN ALİÇ

1947 Yılında Zenitsa yakınlarındaki Tetova'da doğdu.
Yüksek öğrenimini Saraybosna'da bitirdikten sonra
Saraybosna ile Zagrep'te çıkan çeşitli gazetelerde çalıştı.
Savaş başlamadan önce Saraybosna'daki oslobocejne
yayınevinin,yayın bölümünde sorumlu yazı işleri yardımcısıydı.
Bugün,Lubliyana'da çıkan boşnakların Ljilan (zambak) gazetesine
yazı yazmaktadır.İlk şiirlerini 1965 yıkında,lise öğrencisiyken yayımladı.
ilk şiir kitabı da 1969 yılında çıktı.Bundan sonra altı şiir kitabı ve iki
romanı yayımlandı.Ayrıca Yirminci yüzyıl Bosna ve Hersek Hikayesi
antolojisini hazırladı..



EL..
Biliyorum,masamdan
bıçağı almaya geldin
ve gecenin yüreğine
saplamak istiyorsun
senin güçlü olduğunu
söyleme bana sakın
sende bir çok kişi var
gücün için senin
ad bile bulunamaz

ama ben de güçlüyüm
belki de daha güçlü
ben ölüp gittim
seni ise bekliyor
dertlerim benim


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya
__________________

cazinac
01-03-07, 20:07
CERCELEZ DESTANI
Cercelez destanı, 15. yüzyılda Bosna’da yaşamış olan, Ali Cercelez’in başından geçen olayların anlatıldığı bir destandır. Ancak, sonradan, Ali Cercelez olarak anlatılan kişinin; aslında, Bosnalı bir savaşçı olan Gürz İlyas olduğu ortaya çıkmıştır.
Cercelez destanı ile ilgili, 15. 16. ve 17. yüzyıla ait tarihi kaynaklar vardır. İlyas, “Gürz(Yiğitoğlu)” unvanıyla anılmaktadır.Gürz İlyas, halk arasında hak ettiği üne kavuşmuş ve dillere destan olmuştur. Onun, çok sayıda mülke sahip olduğu ve bu mülklerinden çok büyük gelir elde ettiği için, zamanının büyük derebeyleri arasında yer aldığı bilinmektedir. Ancak, Gürz İlyas’ın adı, 1468 yılından önceki sayım defterlerinde geçmez. Bu da, onun o tarihten önce; ya mal ve mülke sahip olmadığını, ya da kayıtlara, sadece unvanı olan, “Gürz” olarak geçtiğini gösterir.
Destanda, Gürz İlyas’ın yenilmez yiğitliğinin kanıtı olan, katıldığı savaşlar da anlatılmaktadır. O, bu savaşlara komutan olarak katılır. Bunlardan en önemlisi, Vuk Gırguroviç ile Macarlara karşı katıldığı savaştır. Macarlar, önceleri savaşta üstünlük sağlasalar da; sonradan, bu ikiliye karşı gelemeyerek kaçarlar. Gürz İlyas, 1491 ya da 1492 yılının başlarında, Yayçe’de Macarlara esir düşer. Budim’e gönderilir. Orada, yapılan işkenceden ölür.
Cercelez destanı, İbrahim Peçevi’nin Tarih’inde de yer alır. Peçevi Tarih’inde, Müslüman Boşnak geleneğine ait Cercelez destanının, Budin kaynaklı olduğu belirtilmektedir. Destanın, 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyıl başlarında, Bosna ve Budin’de çok yaygın olduğundan söz edildikten sonra; Müslüman Bosnalıların, Gürz İlyas’a olan bağlılığı anlatılır. Gürz İlyas’tan, Evliya Çelebi de söz eder. Gürz İlyas’ı, Tanrı’nın yolunda savaşan bir yiğit olarak anlatır. Sonuçta, başvurulan kaynaklara göre; Cercelez destanının kahramanı Gürz İlyas, düşsel değil, gerçekten yaşamış bir kişidir.

Kaynakça:
Cenana Buturoviç / 15.-16. ve 17. yüzyılın tarih kaynaklarına göre Gürz İlyas


Bosanska narodna pjesma

DJ E R Z E L E Z A L I J A

Vino pije tursko momce mlado
U po Bosne posred Sarajeva.
Nit ga pije casom nit mastrafom,
Vec ga pije kalajli-legenjom.
Pola pije pola dori daje,
A nazdravlja pretilom doratu: -
Zdrav' dorate milo dobro moje,
Sutra cemo preko Romanije.
U njoj ti je Grujo i Novace,
U gori su cardak nacinili,
A na drumu, na jeli zelenoj,
Jest Novace cordu obisio,
Pod njom prostro divan-kabanicu.
Ko god tude prolazi,dorate,
Svak valjade da s' pokloni cordi,
Da daruje cordu Novakovu:
Od dukata do deset dukata.
Niti cemo cordu darivati,
Ne damo mu ni bila dinara !
Misli momak da niko necuje
Al' to cuje nejaki Grujica.
Doso bise seher Sarajevu
Da uzima praha i olova
I za druga na kais opanke.
Otale se Grujica povrati,
Zdrav' izaso na vrh Romanije
Novakovu drvenu cardaku,
Tude im se nocca ufatila.
Kad ujutro dan osvano bise,
sta je reklo tursko momce mlado,
Jasi doru, nije se poreko.
Pa istira doru iz Sarajeva,
Na Glasinac zdravo izlazio.
I dotira na dnu Romanije
Di je Novak cordu obisio.
Ne hti mu se cordi pokloniti,
Ne dade mu pare ni dinara.
A gleda ga Novak sa cardaka,
Pa druzini svojoj besjedio: -
Cujete li moja braco draga,
Nije l' majka rodila junaka
Te da se je prigodio ovdi,
Koj' ce izac na drum pred Turcina,
Ufatit mu za dizgin dorata,
Pa ga dovest do mog cardaka ?
Sve mu drustvo poniknulo nikom,
Ali nece nejaki Grujica.
Priko sride saru prifatio,
Pa izade na drum pred Turcina.
Ufati mu za dizgin dorata
Pa povede preko Romanije.
Ali momce na dori zaspalo.
Tad se prenu tursko momce mlado
Pa pozivlje nejakog Grujicu: -
Ajd' otale, gorska haramijo,
Nije mi se dorat naucio
Da ga vodas po gori zelenoj !
A Grujica haje i ne haje:
Vodi doru priko Romanije.
Kad to vidi tursko momce mlado,
On poteze perna buzdovana
Pa udara nejakog Grujicu.
Kako ga je lako udario,
S crnom ga je zemljom sastavio.
Obisi ga dori po unkasu
Pa potira preko Romanije.
Al' ga gleda starina Novace: -
Cujete li, moja braco draga,
Ode Turcin priko Romanije,
Evo nami jazuk i sramota,
Odnese nam naseg Grujicu.
Nije l' majka rodila junaka
Koj' ce na drum prid nj izlaziti,
Ufatit mu za dizgin dorata
I dovest ga drvenu cardaku ?
Sve mu drustvo poniknulo nikom
Ali nece mladi Radojica.
Od zemlje je na noge skocio
Pa poleti na drum prid Turcina:
Ufati mu za dizgin dorata
Pa povede preko Romanije.
Al' je momce na dori zaspalo.
Kad se prenu tursko momce mlado
I opazi malog Radojicu,
Radojici rici besidio: -
Ajd' otalen, gorska haramijo;
Nije mi se dorat naucio
Ovda vodat po gori zelenoj !
Al' to Rade haje i ne haje,
Vodi doru drvenu cardaku.
Turcin skide perna buzdovana
Pa udara mladog Radojicu.
Kako ga je lako udario,
S crnom ga je zemljom sastavio,
Pa mu sveza ruke naopako.
Sve to gleda starina Novace.
Novak vrisnu sa cardaka svoga: -
Stan, kopile, tursko momce mlado,
Dok ti dode starina Novace:
Lako ces se nanositi glave !
Lako ti je s dicom bojak biti !
Pa izleti na drum pred Turcina
Sidi Novak na drumu sirokom
Pak on klece na livo koleno
A na desnu saru prislonio.
Svoju saru po kundaku ljubi: -
Saro moja, ne ostala pusta,
Pogodi mi tursko momce mlado !
Al' nemoj me vatrom privariti,
Za oko te ni moliti necu !
To izusti starina Novace
Svojoj sari vatru primaknuo.
Kad mu puce sara pirlitana
Nut u momka dobre srice bise:
Ne pogodi ni njega ni dorata.
Skine Turcin perna buzdovana
Pa udara starinu Novaka.
Kako ga je lako udario,
S crnom ga je zemljom sastavio,
Pa mu sveza naopako ruke,
Pa ga goni priko Romanije.
Kad izaso na polje Drinovo,
Novak brati tursko momce mlado: -
Bogami brate, tursko momce mlado,
Posici nas na polju Drinovu,
Ne vodi nas u kasabu Turcim:
Mucit ce nas na drinovu Turci,
Sva tri ce nas na vatri sprziti.
Momce bise, za Boga znadise: -
O cujeç li, starino Novace !
Hoceç li se Bogom zaklinjati
Po svojemu krst i zakonu,
kad izade Djerzelez Alija
Da mu na put neces ishoditi ?
Ja sam glavom Djerzelez Alija !
Sve trojici oprostio ruke.
Djerzelezu ruku poljubise
I pusti ih drvenu cardaku
Te odose opet cetovati.
Od' Alija drumom sirokijem.
Mili Boze, na svemu ti fala!
Sve u strahu Boga velikoga!
Pjanu ti je lahko zapivati,
A zalosnoj majci zaplakati,
A jos lakse, Bogom pobratime,
Iz oblaka kisi udariti!
Sve ti vrime za vrimenom prode,
Zeman kule po Kotarim' gradi,
Zeman gradi, zeman razgraduje.
Nek s' okrece kolo naokolo'.


Alıntıdır

?y_Cucevi
01-03-07, 23:06
Mehmet Hevayi Uskufi ( 1610 - 1651 )

Hayatı :


Asıl adı , Mehmet Bosnevi olan yazar;1610 yılında , Zvornik sancağının , Donya Tuzla yakınlarındaki Dobırnya köyünde doğar."Hevayi" , takma adı; "Uskufi" ise , mahlasıdır.Ailesini erken yaşta kaybeder.Öğrenim görmek için , çok gezmek zorunda kalır.İstanbul'a da gelir.Yazar , 1651 yılında , hayata veda eder.


Eserleri :

Hevayi , Arapça ve Farsça dizeleri de olan , 4 Türkçe ilahi yazar.Şiirlerin adları şöyledir: "Tanrım , Merhametli Olman İçin Sana Yalvarıyorum!" , "Tanrım , Bize Acı Çektirme!" , "Ey Gavurlar , İmana Gelin!" , "Kardeşler , Size Boşnakça Sesleniyorum!" Bu şiirler;kötü davranışlar , aç gözlülük , Türk memurların rüşvet yemesi gibi konuları içerir.Hevayi'nin , bu ilahilerden başka , didaktik şiirleri de vardır.

Hevayi'nin en önemli eseri , 1631 yılında yazdığı , "Makbul-i Arif (Bilgenin Beğendiği)" adındaki , ilk Boşnakça-Türkçe sözlüktür.Ancak , daha sonraları , eser başka biri tarafından yeniden yazılır ve adı , "Potur Şahidi (Köylü Şahidi)" olarak değiştirilir.Hevayi , "Makbul-i Arif" 'i hazırlamadan çok önce;Mevlana İbrahim Şahidi adlı bir yazar , Farsça-Türkçe bir sözlük hazırlatmıştı.Eser , "Lugat-i Şahidi" olarak anılmaktaydı.Hevayi de , Bosna köylüsü için "Makbul-i Arif" 'i hazırladığından;eseri daha sonra yeniden yazan kişi , esere , "Köylü Şahidi" adını bu nedenle vermiştir.

"Makbul-i Arif" , Alhamiyado (Arap harflerle Boşnakça yazılan edebi eserler) edebiyatının ilk örneğidir ve yazar tarafından , 4.Murat'a adanmıştır.Hevayi , öncelikle esere , 50 beyitten oluşan Türkçe bir giriş yazar.Bu girişte;artık eskisi gibi gezmediğini , dinginleştiğini ve aklına , Boşnakça-Türkçe bir sözlük hazırlama düşüncesi geldiğini anlatır.Hevayi'ye göre , mademki Tanrı , İsa'ya İncil'i Latin dilinde göndermişti;o halde , Boşnak dili de , Latin dilinin bir kolu olduğuna göre , Boşnakça bir sözlük hazırlanabilirdi.Sözlükte , ilk Türkçe dizeyi , ona uyaklı olan Boşnakça 2.dize izler.

Evliya Çelebi , Seyahatname'sinde Saraybosna'dan söz ederken;Boşnak ve Hırvat ulusunun dillerinin , Latin diline yakın olduğuna değinir ve "Makbul-i Arif" 'ten 2 örnek verir.Eserden daha sonra söz eden kişi , 1857'de Saraybosna'ya atanan , Rus elçisi Aleksandr Gilferding olmuştur.Gilferding , 1858'de yazdığı bir eserinde , "Makbul-i Arif" 'ten söz eder.1862'de ise , Antun Kaznacic , eserinde bu sözlüğü eleştirir.1868'de , Saraybosna Prusya konsolosu Otto Blau , yazdığı eserinde "Makbul-i Arif" 'i över.Ayrıca , Hevayi'nin dışındaki diğer sözlük yazarlarından da söz eder ve bütün sözlüklerdeki sözcükleri; alfabetik sıraya koyarak , Sırp-Hırvatça ve Almanca karşılıklarını da verir.

"Makbul-i Arif" 13 bölümdür.Her bölümün sonunda , Boşnakça ve Türkçe öğütler bulunmaktadır.Bu öğütlerin bazıları şunlardır :

- Oku , yaz , çok çalış;uğursuz olma!

- Herkesi kendin gibi iyi sanma!

- Kim iyilik ederse , karşılığını bulur!

- Ey oğul , iyi ol; iyilik güzeldir!

- Kötü gözle bakma , iyilik yap!Zulüm yapma , kötülüğü terk et!

- İki gözüm;temiz bak , temiz!

- Tanrı'nın emirlerine yapış!O sana yol gösterir.

- Senin için en iyi korunma , elbiseye sahip olmaktır;yeter ki , sende çuval olsun.

- Kaçan kişi yiğit olmaz!Ardına bakan yüreğini atar!

- Güzeli sevmek adettendir!

Kaynakça :

- Makbul-i Arif (Potur Şahidi)'in üç yazması Aliya Nametak
Çevren Dergisi No : 16 Aralık 1977

- Seyahatname ve Kroniklerde Yazılı Lamiya Hacıosmanoviç
Sözlerin İzlerinden Çevren Dergisi No: 38 Haziran 1983

- Boşnak Edebiyatı Fahri Kaya
Sesler Dergisi No : 272/273 Ocak / Şubat/1993

muzo
04-03-07, 23:17
ENES KİŞEVİÇ

1947 yılnda Bosanska Krupa'da doğdu.
yüksek öğrenimini Zagrep'te tiyatro ve
Film Akademisi'nde yaptı.
Son yıllarda tiyatro sanatçısı olarak,
Zagrep'te çalışmakta ve yaşamaktadır.
İlk şiir kitabını 1974 yılında yayımladı.
Daha sonraki yıllarda bir kaç kitabı daha çıktı.
1980 yılında yayımladığı I Nişta te kao ne boli
(ve sözde hiç bir şeyin ağırmıyor) adlı kitabıyla
şiirsevenler ile eleştirmenlerden büyük bir ilgi ve
beğeni toplayarak edebiyatta kendine özgü bir yer sağladı.
Çoğunlukla Zagrap'te yayımladığı şiir kitapları da büyük
bir ilgiyle karşılandı.

ÇİÇEKSİZ KOKU

Şiirden beyaz bir gölge çıktı.
Penceredeki çiçeğe su verdi.
Memesini çıkarıp
Çocuğunu emzirdi.
Sonra da şiire döndü.

Ardından beyaz bir kadın çıktı.
Bodruma çöpleri atıverdi.
Evi havalandırdı.
Sonra da şiire sığındı.


kaynak:çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi.
yapı kredi yayınları.
hazırlayan:Fahri Kaya

muzo
07-03-07, 00:14
SAFET SARİÇ

1948 YILINDA Çaplina'da doğdu.
Şiirden başka edebiyat eşeltirileriyle de uğraştı.
Hamza Humo,Hamid Dizdareviç ve diğer Hersek'li
yazarlar arasında olduğu gibi Boşnak edebiyatında
önemli bir yeri vardır.
Bu bölgeden olan öbür yazarlardan farklı olarak
Safet Sariç'in Hersek'le ilgili görüşleri çok kişiseldir,
özgündür ve bu konuda kimi geleneksel kavramlara da
ters düşer..
Şiirlerini Juzno od svih namjera (tüm niyetlerden güneyde)
ve Neka banu nenadan (ansızın geliversinler)
Adlı kitaplarda toplamıştır..

YILDIZLARI SAYMIŞTIK

Biz yıldızları sayadurdukça
düşmüştük yorgunluktan
kellelerimiz kesilmişçesine
çiçekler arasına .
Bizi ancak yaşamda kalmış otlar
acı ölümlerden
uyandırabilmişti zaman zaman

Anında bir takım çocuk gelip
ses varmeden sözlerimizi alıp götürmüşlerdi
Olup biteni görmemiştin sen
Ölmüştün çünkü
Her şey ölüydü
Sonra da
birbirimize söyleyecek sözden yoksun
suspus olmuştuk.

Kaynak=Çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi
Hazırlayan Fahri kaya.

muzo
08-03-07, 21:48
YASNA SAMİÇ

1949 yılında Saraybosna'da doğdu.
yüksek öğrenimini bu kentte bitirdi.
Savaşın başlamasına kadar goğduğu
bu kentte yaşayıp çalışıyordu.
Bugün Paris'te yaşamaktadır.
Eski Yugoslavya'nın önde gelen genç
oryantallistlerinden biri olan Yasna Şamiç,
Şiir dışında çeviriyle de uğraşır.
Arapça'dan,Farsça'dan ,Türkçe'den,
Fransızca'dan ve İngilizce'den bir çok
çevirileri vardır.Bunlar arasında Yunus Emre'den
yaptığı çeviriler ayrı bir yer tutmaktadır.
Şirleri Isjeçeni trenuci(Kesik anlar) ve Pod hladom
druge koze(ikinci bir derinin serinliği altında) adlı
kitaplarda toplanmıştır.

SİS

Koca Kent
ve dünyanın dört yanı yetmiyormuş gibi
düşüncemi istiyor

Yerleşmiş hareketime sıkışıvermiş
belli o benim yürüyüşümün peşinde

Bakışlarımın sahibi olmak istediğinin farkındayım
seziyorum ve gözlerinde gri bir bakış var

Ağzı zar zor açılıyorsa bile
niyeti gülüşümü kavramaktır.
Evet anlıyorum
o benim güneşimi de istiyor.



Kaynak=Çağdaş boşnak edebiyatı antolojisi
Hazırlayan Fahri kaya.
yapı kredi yayınları__________________

dzekovce
09-03-07, 22:56
KANTEMİRİZADE ABDULLAH

Kantemirizade Abdullah’ın hayatı hakkında, hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir.Saraybosna’da doğan şair; medresede öğretmenlik, vaizlik ve mahkeme başkatipliği yapmıştır.Çok uzun bir hayat sürmüştür.Çağının Boşnak şairi Mehmet Meyli Kurani, onun hakkında bir kronogram(tarih) yazmıştır.Bir kütüphane inşa ettiren yazar, 1774’te, bir atmeydanında vefat eder.

Kantemirizade Abdullah, kasideler yazmıştır.Ancak, onun en önemli kasidesi; 1737 yılında yapılan, Banya Luka savaşı için yazdığıdır.Hekimoğlu Ali Paşa komutasındaki Bosna ordusu ile Avusturya ordusu arasında, 1737’de, Banya Luka yakınlarında bir savaş yapılır.Şair, kendisi katılmadığı halde, savaşı çok iyi betimlemiştir.

20 beyitten oluşan kasidede, şair, zaferden abartılı bir şekilde söz etmektedir.Tarihte böyle bir savaşın görülmediğini ve düşmanın bir anda yok edildiğini söyler.Beyitler, Hekimoğlu Ali Paşa’nın kişiliğini över ve bu komutanı, destan kahramanlarıyla karşılaştırır.

Bu kaside, dönemin Türkçesiyle yazılmış ve Türkçe-Arapça sözdiziminden yararlanılmıştır.Şiir, Bosna’da yazılan Divan şiirlerinin bütün özelliklerini taşımaktadır.Şair, şiirin içeriğini; ustaca, Divan şiiri kalıpları içinde tutmuştur.Bu açıdan, şiirde en küçük bir kusur bulamayız.Sıklıkla ayni vezni kullandığı halde, şiirin akıcılığı içinde, üstün bir başarı elde etmiştir.Diğer Divan şairleri gibi; simge, imaj, benzetme ve kinayeler(üstü örtülü anlatım)’den yararlanmıştır.

Şiirin estetik çizgisine bakarak, Kantemirizade Abdullah’ın, daha birçok benzer şiir yazdığı varsayılabilir.Ancak, elimizdeki bu kaside dışında, şaire ait başka hiçbir şiir bulunamamıştır.Bu kaside; diliyle, biçimiyle, müzikalitesiyle ve benzetmeleriyle, Bosna-Hersek’teki, Türkçe yazılan en değerli şiirler arasında yer almaktadır.

Kaside’den Seçmeler:
Merhaba, yardımsever Asaf’a* benzeyen yüce vezir!
Ey adaletli, arzulara ulaştıran, bağışlayıcı vezir!

Bağışlayıcı ve iyilik sahibi sensin;
Senin devletinde, nice düşkün oldu zengin.

Öyle cesursun ki; boyuna, posuna, görünüşüne,
Dayanamaz Rüstem** ve Afrasiyab*** bile.

Senin yüce koruyuculuğun, sağlam bir kaledir;
Eşiğin, düşkünlerin sığınacağı nimettir.

Parlak kılıcın, dostuna nurlu bir kaynak;
Düşmana ise, ateş saçan bir ejderhadır.

Çevrilmiş iken, Bosna’nın çevresi düşmanla,
Kapılar ansızın açıldı, iyiliğinin bakışıyla.

Örnek gösterdin, düşmanla biteviye savaşan Haydar’ı;
Bir anda bozguna uğrattın, düşman saflarını.

Bir savaştın ki, Hayber’i anımsattın;
Yeryüzüne düşman kanlarını saçtın.

Avusturya’nın isyan ateşini söndürdün;
Kıyamete dek tutuşmamacasına.

Düşmanının altın işlemeli ipi yakışır,
Zafer kazanan askerinin çadırına.

Binlerce aferin, Allah’ın yardımına sığınmış askerine;
Onlar ki, aldırmadılar düşmanın ateşine.

Onların her biri, kavgada aslan ama;
Düşmana epey acı çektirdi, saray halkı da.

Devletin, bu çabalayan hizmetkarları,
Savaş meydanında aldılar, seçkinlik nişanlarını.

dzekovce
11-03-07, 12:27
MEHMET ŞAKİR KURTÇEHAYİÇ(1844-1872)

Yazar ve gazeteci olan Kurçehayiç, 1844 yılında doğar.Byelo Pole medresesi öğretmeni olan Mehmet Efendi’nin oğludur.Eğitimini babasından alır.Zekası sayesinde, öğreniminde; kısa zamanda, iyi bir yere ulaşır.İlk devlet hizmetinde, Plevlye kadılığında memur olarak çalışır.Daha sonra, Novi Pazar’da, bir mahkemede çalışmaya başlar.Bu işinden ayrılıp, 1868’de Saraybosna’ya taşınır.Burada, önce, “Bosna”; sonra da, “Saraybosna Çiçek Bahçesi” adlı gazeteleri çıkarır.Yazarın en son bulunduğu görev ise, belediye başkanlığıdır.

Kurtçehayiç, önce, “Bosna” gazetesini çıkarır.Bu gazete, 1000 kadar tiraj elde edebilen; basit, göze çarpıcı özellikleri olmayan, özensiz ve okurlar için ilgi çekici olmayan bir gazetedir.Kurtçehayiç, 1868’in sonlarında, “Saraybosna Çiçek Bahçesi(Gülşen-i Saray) adlı bir gazete çıkarır.Toplam 169 sayı çıkan bu gazetenin ilk sayısı, 26 aralık 1868’de; son sayısı ise,1 temmuz 1872’de çıkmıştır.4 sayfa olan bu gazete, Boşnakça(Sırphırvatça) ve Türkçe olarak yayınlanmıştır.

“Saraybosna Çiçek Bahçesi”, tamamiyle Kurtçehayiç’in bir eseri sayılır.Gazeteyi kendi hazırlıyor, düzeltileri kendi yapıyor ve yazıların çoğunu kendi yazıyordu.”Bosna”, hükümetin yayın organı iken; “Saraybosna Çiçek Bahçesi”, bağımsız bir gazetedir.Bu yüzden, gazetede sert yazılar yayınlanmakta ve sert polemikler yapılabilmektedir.Rusya’nın doğu politikasının eleştirisi ve Rusya’da Müslümanlara yapılan baskılar; Polonya’da, dilin ve dinin yasaklanması ile Girit, Kandiya’da yapılan savaş üzerine yorumlar, bu polemiklere örnektir.

Gazetede, Kurtçehayiç’in birçok konudaki yazıları arasında, gezi röportajları da yer almaktadır.Bu gezi yazılarının yazılma nedeni, yazarın sağlığının bozulması ve bu yüzden, gezilere çıkmak zorunda olması ve bu gezilere gitmişken de, gittiği yerleri tanıtma isteğidir.Bu yazılardan ilk ikisi, 1871 yılının yaz aylarında yayınlanan, 30. ve 31. sayıda çıkmıştır.

“Saraybosna Çiçek Bahçesi”’nde, eğitime ve eğitimle ilgili öğütlere yer veren yazılar da yayınlanmıştır.Okul inşa etmek okullara yardım etmek ve ders kitapları yayınlamakla ilgili pek çok yazı, gazetede yer almıştır.Ayrıca, eğitimi ve öğretimi tanıtan, sayısız yazı da vardı.Bu yazılardan birinde, Kurtçehayiç, “Eğer, bilime sarılmazsak, yok olacağız!” demektedir.

Gazetede, politika, gezi röportajları ve eğitim dışında; gündelik hayatla ilgili, pek çok sıradan yazı da yer almaktadır.Bunlar; sağlık, temizlik hakkında öğütler, çocuk yetiştirme, tarımcılık, batıl inançlarla savaşım, içkiyle savaşım, zehirlenmelerden korunma, yangından korunma gibi konulardır.

Kurtçehayiç, 1872 yılının başlarında hastalanır.Verem olmuştur.Önceleri, hastalığına pek önem vermez.Ancak, hastalık ilerleyince, gazeteyi yayınlamaya ara verir.Gazetenin, 29 nisan 1872 tarihli sayısında, sağlık nedenlerinden dolayı, yayına ara verdiğini açıklar.Kurtçehayiç’in tedavisi, yaklaşık 1 ay sürer.Gazete, 27 mayıs 1872’de, yine çıkmaya başlar.Ancak, 24 haziran 1872 tarihli sayısında; Kurtçehayiç, hastalığının tam olarak tedavi edilmediğini ve 25 gündür yatakta olduğunu yazar.Bu yazı, onun son yazısıdır.Yazar, doktorun önerisiyle, hava değişimi için Viyana’ya gider.Ancak, burada, hastalığına yenik düşer ve eylül 1872’de vefat eder.Kurtçehayiç’in mezarının yeri bilinmemektedir.O, İvan Franyo Yukiç gibi, Viyana’da fakirler mezarlığına gömülmüştür.

Sanatı:

Kurtçehayiç, bulunduğu tüm görevlerde, son derece etkin bir kişiydi.Gazetelerinde müjdelediği amaçlarıyla, bütün Bosna halkının sevgisini kazanmıştır.Kurtçehayiç, özellikle, okul açma girişimlerinde çok sevilmiştir.Halkın eğitim ve öğrenimini engelleyen her şeye, kesinlikle karşı gelmiştir.Ölümünden kısa bir süre önce gittiği Viyana hariç ,Avrupa ülkelerine gitmediyse de; eğitimde, Avrupa’nın örnek alınması gerektiğini savunmuştur.

Onun, gelecek için öngörüleri, yurttaşlarından ileri bir dereceye ulaşmıştır.Dar görüşün egemen olduğu bir dönemde, halk arasında anlaşmazlık yaratmadan; sağlam bir düşünceyi, sanatın güzelliğini kullanarak sunabilmiştir.Sanat konusunda şöyle yazmaktadır:

“Herhangi bir sanata rastlanıldığı zaman, onun kimin tarafından oluşturulduğuna bakmadan, hemen kabul etmek gerekir.Çünkü, bizde, bilgiyi yasaklayan bir din ve yasalar yoktur.”

dzekovce
12-03-07, 22:19
MEHMET HEVAYİ USKUFİ(1610-1651)

Asıl adı , Mehmet Bosnevi olan yazar;1610 yılında , Zvornik sancağının , Donya Tuzla yakınlarındaki Dobırnya köyünde doğar."Hevayi" , takma adı; "Uskufi" ise , mahlasıdır.Ailesini erken yaşta kaybeder.Öğrenim görmek için , çok gezmek zorunda kalır.İstanbul'a da gelir.Yazar , 1651 yılında , hayata veda eder.

Eserleri :

Hevayi , Arapça ve Farsça dizeleri de olan , 4 Türkçe ilahi yazar.Şiirlerin adları şöyledir: "Tanrım , Merhametli Olman İçin Sana Yalvarıyorum!" , "Tanrım , Bize Acı Çektirme!" , "Ey Gavurlar , İmana Gelin!" , "Kardeşler , Size Boşnakça Sesleniyorum!" Bu şiirler;kötü davranışlar , aç gözlülük , Türk memurların rüşvet yemesi gibi konuları içerir.Hevayi'nin , bu ilahilerden başka , didaktik şiirleri de vardır.

Hevayi'nin en önemli eseri , 1631 yılında yazdığı , "Makbul-i Arif (Bilgenin Beğendiği)" adındaki , ilk Boşnakça-Türkçe sözlüktür.Ancak , daha sonraları , eser başka biri tarafından yeniden yazılır ve adı , "Potur Şahidi (Köylü Şahidi)" olarak değiştirilir.Hevayi , "Makbul-i Arif" 'i hazırlamadan çok önce;Mevlana İbrahim Şahidi adlı bir yazar , Farsça-Türkçe bir sözlük hazırlatmıştı.Eser , "Lugat-i Şahidi" olarak anılmaktaydı.Hevayi de , Bosna köylüsü için "Makbul-i Arif" 'i hazırladığından;eseri daha sonra yeniden yazan kişi , esere , "Köylü Şahidi" adını bu nedenle vermiştir.

"Makbul-i Arif" , Alhamiyado (Arap harflerle Boşnakça yazılan edebi eserler) edebiyatının ilk örneğidir ve yazar tarafından , 4.Murat'a adanmıştır.Hevayi , öncelikle esere , 50 beyitten oluşan Türkçe bir giriş yazar.Bu girişte;artık eskisi gibi gezmediğini , dinginleştiğini ve aklına , Boşnakça-Türkçe bir sözlük hazırlama düşüncesi geldiğini anlatır.Hevayi'ye göre , mademki Tanrı , İsa'ya İncil'i Latin dilinde göndermişti;o halde , Boşnak dili de , Latin dilinin bir kolu olduğuna göre , Boşnakça bir sözlük hazırlanabilirdi.Sözlükte , ilk Türkçe dizeyi , ona uyaklı olan Boşnakça 2.dize izler.

Evliya Çelebi , Seyahatname'sinde Saraybosna'dan söz ederken;Boşnak ve Hırvat ulusunun dillerinin , Latin diline yakın olduğuna değinir ve "Makbul-i Arif" 'ten 2 örnek verir.Eserden daha sonra söz eden kişi , 1857'de Saraybosna'ya atanan , Rus elçisi Aleksandr Gilferding olmuştur.Gilferding , 1858'de yazdığı bir eserinde , "Makbul-i Arif" 'ten söz eder.1862'de ise , Antun Kaznacic , eserinde bu sözlüğü eleştirir.1868'de , Saraybosna Prusya konsolosu Otto Blau , yazdığı eserinde "Makbul-i Arif" 'i över.Ayrıca , Hevayi'nin dışındaki diğer sözlük yazarlarından da söz eder ve bütün sözlüklerdeki sözcükleri; alfabetik sıraya koyarak , Sırp-Hırvatça ve Almanca karşılıklarını da verir.

"Makbul-i Arif" 13 bölümdür.Her bölümün sonunda , Boşnakça ve Türkçe öğütler bulunmaktadır.Bu öğütlerin bazıları şunlardır :

- Oku , yaz , çok çalış;uğursuz olma!

- Herkesi kendin gibi iyi sanma!

- Kim iyilik ederse , karşılığını bulur!

- Ey oğul , iyi ol; iyilik güzeldir!

- Kötü gözle bakma , iyilik yap!Zulüm yapma , kötülüğü terk et!

- İki gözüm;temiz bak , temiz!

- Tanrı'nın emirlerine yapış!O sana yol gösterir.

- Senin için en iyi korunma , elbiseye sahip olmaktır;yeter ki , sende çuval olsun.

- Kaçan kişi yiğit olmaz!Ardına bakan yüreğini atar!

- Güzeli sevmek adettendir!



ilk bosnakca-Turkce sozluk

dzekovce
14-03-07, 20:34
MEZAKİ

Asıl adı Süleyman olan Mezaki, 1610’lu yıllarda, Saraybosna’nın Çayniçe kasabasında doğar.Ailesi hakkında elimizde bilgi olmayan Mezaki’nin, Mısır valisi Eyüp Paşa’nın akrabası olduğu bilinmektedir.İlk öğrenimini Çayniçe’de tamamlar.Daha sonra, akrabası Eyüp Paşa’nın yardımıyla, İstanbul’a gelir ve enderun’a girer.Sarayda, çeşitli ilimler ve edebiyat öğrenimi görür.Öğrenimini tamamladıktan sonra sipahi olur.Ayrıca, Mısır valisi Eyüp ve Hamza Paşalar gibi, pek çok paşanın yanında katip olarak çalışır.

Mezaki, bir süre, vezir-i azam Köprülü Mehmet Paşa’nın emrinde, tezkereci (resmi evrak sorumlusu) olarak görev alır.Paşanın,1661’deki ölümünden sonra, onun oğlu Fazıl Ahmet Paşa’nın katibi olur.Ayrıca, bu paşanın saray katibi olarak da tanınır.Fazıl Ahmet Paşa’yla birlikte, Avusturya ve Girit’e gider ve Kandiye kalesinin fethine katılır.Mezaki, bu savaş hakkında, 4 kaside ve 1 tarih yazmıştır.Fazıl Ahmet Paşanın, 1676’daki ölümünden sonra; divan öğretmenlikleri, mukabele-i süvari başkanlığı yapmış, kimya ve hattatlıkla da uğraşmıştır.Evli olan Mezaki’nin, Mustafa adında bir oğlu vardır.Devrin, kargaşa içindeki siyasetinden uzak kalabilen Mezaki, 1676 yılının Ramazan ayında vefat eder.Cenazesi, Galata Mevlevihanesi’ne gömülmüştür.

Mezaki’nin çevresi, genellikle, Mevlevi şeyhleri ve dervişleri ile çeşitli şairlerden oluşmaktadır.Mevlevi şeyhlerinden, Arzi ile müneccimbaşı Ahmet Dede’nin söyleşilerinde bulunmuştur.Şairlerden ise; Derviş Meyyal, Fehim-i Kadim, Sükkeri, Cevri, Vecdi, Neşati ve Güfti onun en yakın arkadaşlarıdır.

Şairin kullandığı Mezaki mahlası, “zevk sahibi” anlamını taşır.Bu mahlası almasının nedeni, Çayniçe halkının zevk düşkünlüğü olabilir.Çünkü, Evliya Çelebi Çayniçe’yi tanıtırken, halkın bu özelliğinden söz etmiştir.Gerçekten de, Mezaki, rind-meşreb(boşvermişlik) şairidir.Etkisinde fazlaca kaldığı Baki gibi, hayatın zevklerine düşkün bir kimsedir.



Eserleri:

Mezaki’nin tek eseri, “Divan”’ıdır.Şairin bu eserinde; 441 gazel, ilki na’t olan 29 kaside, 12 müfred, 9 tarih, 1 rubai, 1 kıta ve 1 müseddes vardır.

Kendisini, İranlı şairler düzeyinde gören Mezaki’nin “Divan’ında; şairin, en çok yeğlediği şiir türü olan gazel bulunur.”Divan”’da, her harfle başlayan gazel vardır.Bunlar arasında, Nesimi’yi anımsatan, mutavvel gazeller de vardır.Ayrıca, “Divan”’da, müzeyyel gazeller de bulunur.Bunların sayısı 16’dır.Bu gazeller; 4.Murat, Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi devlet büyüklerine adanmıştır ve birer küçük kasideyi andırır.Mezaki, bu gazellerde, şair Baki’ye öykünür.Dünya işlerine boşvermişlikte, gazellerdeki doğa unsurlarında ve şiir tekniklerinde, Baki etkisi belirgindir.Mezaki, Baki ile Nedim arasında bir köprü gibidir.

Mezaki’nin “Divan”’ındaki kasideler de, gazellerinde olduğu gibi; 4.Murat ,4.Mehmet ve Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi dönemin padişah ve vezirlerine sunulmuştur.Bu kasidelerde; kahramanlık, adalet ,dürüstlük ve eli açıklık gibi konular işlenir.Ayrıca, tarihi olaylara ve özellikle savaşın betimlenmesine de rastlanır.Mezaki, sözü edilen bu büyükleri överken, karakterlerine uygun tanımlar seçmiştir.Bu övgülerin bir bölümü ölçülü iken, bir bölümünde Nef’i etkisi görülür.Bazı kasidelerinde ise, aynı Nef’i’de olduğu gibi, şair kendini över.Yani, Nef’i gibi, Mezaki’de de ana unsur; övme ve övünmedir.Kısacası, Mezaki ,kaside alanında başarılıdır.Ancak, Nef’i ve Örfi düzeyinde kasideleri olsa da, onları aşamamıştır.Mezaki’ye, Nef’i’nin izleyicisi demek daha doğru olur.



Sanatı:

Mezaki, şiirlerini, Divan Şiirinin alışılmış kavram ve benzetme unsurlarıyla; ancak, söyleyiş kolaylığı içinde yazar.Şairin şiirleri yalındır.Bu yalınlık, sadece üslup olarak değil; içerik ve anlam yönündendir.Şair, şiirlerini, anlam ve eğretilemelere boğmaz.Onun şiirlerinde; aşk, doğaya özlem, bir büyüğü ya da sevgiliyi övme ve yöre betimlemeleri vardır.Mevlevilik etkisi görülse de; aşk anlayışı bakımından, insani aşkı anlatır.Ona göre, aşkın kuralı; ağlamak, inlemek ve acı çekmek ise, bu kurala uymak gerekir.Mezaki, aşk duygusunu, lirik bir anlatımla işler.Ancak, onun lirizmi; iç dünyadan çok, dış dünya ile ilgilidir.

Mezaki, şair arkadaşları; Cevri ,Neşati ve Vecdi gibi, sözcüklerin anlaşılır olması için özen göstermiştir.Osmanlı Türkçesinin, o dönemdeki yalın diliyle yazmıştır.Anlatımında, deyim ve atasözlerine fazlaca yer vermiştir.Türkçeye egemen olan Mezaki’nin üslubu; yalın, akıcı ve uyumludur.Mezaki’nin etkilendiği şairlerin başında, gazel alanında Baki; kaside alanında ise, Nef’i vardır.Nef’i de, sadece izleyici iken; Baki’de, hem izleyici, hem de geliştirmecidir.

muzo
15-03-07, 22:42
MUNİB DELALİÇ

1950 Yılında Lyubişki'de doğdu.
Boşnak şiirinde,daima araştıran ve
vardığı aşamalarla hiç bir zaman
memnun olmayan bir şair olarak bilinir.
Şiirini inceleyenler ,dilde de çok başarılı
olduğunu belirtirler.
U krugu krug(daire içinde daire) adlı ilk
şiir kitabı 1978 yılında çıktı.
Öbür şiirlerini Njezni stroy(nazlı makine)
Svijet i sladotrasçe (dünya ve tatlı hayat)
ile Krotki rasporet (uysal kurulu düzen)
kitaplarında toplamıştır.
Son savaşın başlamasına kadar mostar'da
yaşıyor ve çalışıyordu.


YENİDEN EV

Tam anlamıyla kapı aşırı
Korkuyla dopdolu
vücut aşırı
duvarlar arasında,üzerinde
taşan karanlığın vurduğu,hey,o dağınık
davul
Hala duruyor:koyu bir gülle
Ve çalıyor geçleri nasıl çalarsa
saat
Ters düşmüş resim aşırı
Gül bahçesi,alıç
elmacık aşırı
Barınakta atına altına denk gelen seste

Her şey,her şey tanıdık:
sıcak damla da hafifçe okşanmış
kuyu da Yüz de,bütünüyle,
titreyen ışından,kırışık kırışık

Yeteriyle yalnız,yeteriyle yalnız.


Kaynakça

Çağdaş boşnak antolojisi
yapı kredi yayınları
hazırlayan Fahri Kaya..

dzekovce
18-03-07, 21:41
MEHMET HULUSİ(1843-1907)


Yazar ve gazeteci olan Hulusi, 1843 yılında doğar.Öğrenimini İstanbul’da tamamlar.Bu yüzden, Türk dilini yakından tanımıştır.Öğrenimini tamamladıktan sonra, ülkesine döner ve bir devlet dairesinde çalışmaya başlar.

1876 yılının ocak ayında; Hersek, Bosna’dan ayrılınca, 1865 yılının anayasasına göre, bir basımevi kurmak ve gazete çıkarmak zorunda kalır.Böylelikle, hükümet resmi bir gazete çıkmasına izin vererek, Hersek’teki ayaklanmaları önlemeyi de sağlamış olacaktı.Basımevi için gerekli olan araç-gereç, Saraybosna’dan getirtilir.Bu arada, Hulusi de, Saraybosna’ya gelir ve gazetenin başına geçer.

Bu resmi gazetenin adı, “Neretva”’dır ve ilk sayısı, 19 şubat 1876’da çıkar.Bosna gazetesi, 13 mart 1876’da çıkan 507. sayısında, “Neretva”’nın basın hayatına katılmasını selamlar.Gazetenin kaç sayı çıktığı bilinmemektedir.Ancak, çeşitli kaynaklara göre, 38 sayı çıkmıştır.”Neretva”; hem tasarım, hem içerik bakımından, “Bosna” tarzı bir gazetedir.Boşnakça(Sırphırvatça) ve Türkçe olarak, 2 dilde yayınlanan gazetenin tirajı, 300 kadardı.

Hulusi, “Neretva” dışında, resmi bir gazete olan “Bosna”’da da yazı yazmaktadır.Ayrıca, 1884-1897 yılları arasında, “Vatan” adlı Türkçe çıkan bir gazetede ve 1897-1902 arasında, “Peliber” adlı, yine Türkçe çıkan bir gazetede yazılar yazmıştır.Hulusi, 1907 yılında hayata veda eder.

dzekovce
19-03-07, 23:06
ÜMMÜHAN ÇUVİDİN(1795-1870)
Çuvidin, 1795 yılında, Saraybosna’da doğar.Bu, ilk Müslüman Boşnak kadın şairin hayatı hakkında, pek bir şey bilinmemektedir.Onunla ilgili bilgilerin çoğu, sözlü anlatıma dayalıdır.Yazılı kaynaklardaki bilgiler ise, bu sözlü kaynaklarla karşıtlıklar içerir.Çuvidin’in, Saraybosna’da; önceleri aşçılık, sonra da bahçıvanlıkla uğraşan ve soyadı Çuvidin olan bir aileden geldiği varsayılmaktadır.Gençlik yılları Saraybosna’da geçmiştir.Eğitim almadığı için, okuma yazması yoktur.Olasılıkla, şiirlerini başkalarına yazdırmıştır.

Çuvidin, çok genç yaşlarda, Muyo Çamcı Bayraktar adlı bir gence aşık olur.Ancak, askere giden Muyo; 1813 yılında, Darendeli Ali Paşa komutasındaki Bosna ordusunun, Lozniça’da yaptığı savaşta ölür.Çuvidin, derin bir üzüntüye gömülür.Bir söylentiye göre; aşkının, derin ve güçlü olması nedeniyle, hayatının sonuna kadar evlenmemiştir.Diğer bir söylentiye göre ise, evlenmiş ve 2 çocuk sahibi olmuştur.1870 yılında, Saraybosna’nın Hrid semtinde, hayata veda eder.



Eserleri:

Çuvidin’in eserleriyle ilgili yeterince bilgi olmamasına karşın; onun, “Saraybosnalılar Sırplarla Savaşmaya Gidiyor” adlı şiiri ile diğer aşk şiirleri, Alhamiyad(Arap harfleriyle Boşnakça, yani, Sırp-Hırvatça yazılan eserler) yazınında, aşka özel bir yer verildiğinin ve böylelikle, sadece dinsel ve didaktik konulara yer verilmediğinin bir kanıtıdır.Oysa, Alhamiyad yazınının, didaktik ögeler taşıdığı bilinmektedir.

“Saraybosnalılar Sırplarla Savaşmaya Gidiyor” adlı şiir; biçim, ölçü ve içerik bakımından, halk şiirine yatkındır.Çünkü, şair, halk türkülerinin söylenegeldiği bir mahallede doğup büyümüştür.Böylelikle, sözlü şiir geleneğine yakınlaşmıştır.Şiir, 79 dizedir.57’si onluk, 22’si ise, sekizlik dizeler halindedir.Şiirin, günümüze 2 versiyonu ulaşmıştır.İlkini, Kamil Blagayiç 1827-50 yılları arasında derlemiştir ve Mostar’da söylenegelmiştir.İkincisi ise, Halit Kreşevlyakoviç tarafından, 59 dize şeklinde derlenmiştir ve Travnik’te söylenegelmiştir.

Şiirin, Darendeli Ali Paşa’nın, Lozniça’da yaptığı savaşı anlatan bölümleri, objektif bir söyleyiş biçimi taşımaktadır.Kahramanların ve tümüyle savaşın başarılı anlatımı, şiiri güzelleştirir.Canlı ve yakıcı dil, anlatılan şeyi belirgin hale getirmektedir.Savaşa giden gençler, ölüme gittiklerinin bilincinde oldukları halde, cesur ve soyludurlar.Yeniçeriler, acı duygularla dolu olsalar bile, iyimserlik içinde ölüme giderler.

Darendeli Ali Paşa, Tanrı’ya dua edilmesini ve ondan yardım dilenilmesini ister.Bu, çaresizliğe karşı, doğaüstü bir çağrıdır.Yazgı, karar verici; gerçek ise, egemen olandır.Bu dizeler, savaşa karşı, sessiz bir direnişi dile getirir.Çuvidin’in savaş karşıtı düşüncesi, savaşa giden gençlerin ölüp, kızların evde kalacakları gerekçesiyle açıklanabilir.Buna karşı, şairin çözümü, sürekli mutluluk sağlayacak olan barış önerisidir.

Şiirde, Çuvidin’in, Muyo Çamcı Bayraktar’a duyduğu aşkın yansımasını bulamayız.Bunun nedeni, şairin, geleneklerine bağlı ve kapalı bir ailede yetişmiş olmasıdır.Ancak, yine de; onun sevgisi, geleneksel ahlak kurallarını ve kadın utangaçlığını yenebilmiştir.

İlk Müslüman kadın şair olan Çuvidin’in varlığı bile, kendi başına bir özellik taşır.Kadınların duvar arkasında ve avlularda yaşadığı bir dönemde, bir kadın şairin varlığı önem kazanmıştır.

Basit sözcüklerle, eğitim görmemiş biri tarafından söylenmiş olsa da, Çuvidin’in şiiri, onun; zengin bir düş dünyasıyla, güçlü duygulara sahip, yetenekli bir şair olduğunu kanıtlamaktadır.O; eğitimli, dar bir çevre için yazmamıştır.Çuvidin; şiirden pek anlamayıp da, yine de şiiri sevenler için yazmıştır.Bilerek uyaktan kaçınmış ve uyak, ölçü gibi şiir kurallarını pek uygulamamıştır.

Bu şiir, uslamlama gücüne değil, uyum dolu güçlü bir söyleyişe sahiptir.Şiir, sanatsal gücüne göre değil, halktan bir şiir olma özelliğine göre değerlendirilmelidir.Onda, metaforik sanatsal değerler ya da estetik sanatsal söyleyişler aramak yerine, şiiri; masum, duygulu ve heyecan dolu olarak kabul etmek daha doğru olur.

dzekovce
22-03-07, 23:16
HASAN KAYİMİ
Tasavvufa bağlılığından "Kayimi Baba" , Kaderi tarikatından olduğu için de , "Kadiri" takma adını alan Kayimi;16.yüzyılın ilk yarısında , Saraybosna'da doğar.İlköğrenimini , doğduğu bu şehirde tamamlar.Daha sonra , Sofya'ya gider ve Uziçe'li Şeyh Muslihiddin'in yanında eğitimini tamamlar.Bu arada , Halveti tarikatına girer ve halife ünvanı alır.Saraybosna'ya döndükten sonra , Kaderi tarikatına katılan Sinan tekkesinin şeyhi olur.Ancak , Kayimi'nin Halveti tarikatından Kaderi tarikatına geçtiğine dair bilgiler varsa da , ne zaman geçtiğine dair hiçbir kayıt yoktur.

1682 yılında , Saraybosna'da bir kıtlık yaşanır.Halk fakirleşirken , zenginler depolarını doldurur.Kayimi , 1683 yılında;zenginlerden , yiyecek dağıtmalarını isteyen halk kitlelerinin tarafını tutar.Onun bu tutumu ve evliya tarzı şiirleri yüzünden , Saraybosna ileri gelenleri ve hükümeti tarafından şehirden sürülür.Zvornik şehrine yerleşir.Orada büyük sevgi ve saygı görür.Aynı tür şiirlerini sürdürür.Birkaç kez Saraybosna'ya çağrılsa da kabul etmez.Yazar , 1892'de , Zvornik'te hayata veda eder.

Eserleri ve Düşünceleri :

Kayimi'nin çeşitli şiirleri dışında , "Varidat(İçe Doğuş , Kalbe Doğuş)" adlı bir eser ve "Divan" 'ı vardır.Ayrıca , Sırp-Hırvatça olarak yazılan 3 şiiri vardır.Bu 3 şiir , en önemli şiirleri arasında yer alır.Alhamid (Arap harfleriyle Boşnakça , yani , Sırp-Hırvatça yazılan eserler) şiiri olan bu şiirlerden biri , Kandi şehrinin ele geçirilmesini anlatır.Diğeri , tütünün zararlarına değinir.Bir diğeri ise , dine dair didaktik bir şiirdir. Bunlardan , tütünün zararlarını anlatan şiir ; İslama göre , bu yarı sarhoş edici keyif veren maddenin , serbest olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde yazılmıştır.Kayimi , Türkçeyi iyi bildiği için , bu sorunla ilgili tartışmaları yakından izlemiş olabilir.

Bu şiirlerin dili arkaiktir.İçlerinde , pek çok Türkçe sözcük ve deyim vardır.Bundan da , Kayimi'nin Türkçeyi , Sırp-Hırvatça'dan daha iyi kullandığı anlaşılmaktadır.Bu şiirlerden , dine dair didaktik olanı , ilk kez;Mehmet Bey Kapetanoviç Lubuşak'ın , 1897 tarihli , "Doğu Varlığı" 'nda yayınlanır.Diğer şiirler , daha sonraki tarihlerde bir kaç kez yayınlanır.

Kasideler biçiminde yazılan "Varidat" ;sonraları , özellikle 18.yüzyılda , birçok kez çoğaltılmıştır.Bu yüzden , çok iyi korunmuştur."Varidat" , o zamanki insanların sosyolojik yapısını anlatan , kültürel ve tarihsel bir kanıttır.Eser , her şeyden önce , psikososyolojik belge olarak görülebilir.

"Varidat" 'taki tasavvuf şiirleri , Nostradamus'un öngörülerine benzer bir biçimde , gelecekteki olayları anlatmaktadır.Kayimi , onomanti (harflere sayısal değer vererek , geleceğe dair öngörülerde bulunma ilmi)ile uğraşarak , bazı olayları öngördüğünden ;sadece halkın değil , Osmanlı imparatorluğunun yüksek makamlarında bulunan , seçkin kimselerin de ilgisini çekmiştir.Savoy'lu Eugene'in saldırısını ve bunun Bosna'da doğuracağı yıkımı öngörmüştü.Ayrıca , Osmanlı imparatorluğundaki çeşitli haksızlıkları eleştirmiş ve bunların düzeltilmemesi durumunda , imparatorluğu kötü bir sonun beklediği yorumunu yapmıştır.

Kayimi , kasideler şeklinde yazdığı "Divan" 'ında;derin bir mistik anlatımla , Tanrı'ya karşı sarsılmaz inancını ve tarikata bağlılığını anlatır."Divan" 'daki dizelerde , Kayimi'nin yaşam tutumu ve felsefesi sezilir.Bu felsefe , Tanrı önünde boyun eğme ; ancak , insanların eşitliği için savaş felsefesidir.Kayimi'ye göre , gerçeğin özüne erişen herkes , Tanrıyla özdeş olabilir.

Kayimi'nin , "Divan" 'daki görüşleri şu şekildedir :

Tanrı'nın öğretilerini tanımak ve öz gerçeği(Tanrı) bilmek , birey için özel bir niteliktir.Bunu edinmek için;bir yandan öğrenim , diğer yandan da zikir gereklidir.Zikir yapan kişi , Tanrıya teslim olarak yüksek derecelere ulaşır;öz gerçeği duyup sezer.İnsan , Tanrı'ya ulaşmanın yolunu kendi kalbinde bulmalıdır.İlahiliğe ulaşmanın yolunu bulmak , herhangi bir tarikata girmenin ilk koşuludur.

İnsan , kendi özünü Tanrı'da bulur.Özüne gir , gözlerini aç;görünen o yüzden , onun varlığına ulaş!Karanlık köprüyü (dünya) geç!Perdenin arkasındaki gerçeği gör!Kuşkudan arınmış olmayan gerçeğe , kalbini açma!

Kendisiyle aşırı derecede ilgilenen insan , hiçbir zaman Tanrı'ya ulaşamaz.Kendini bencillikten arındıranlar , kendi özlerini Tanrı yardımıyla görürler.Tanrı'ya dayanmayan bireyin , sonsuzlukta payı olmaz; o , birey olarak var olamaz.İnsan , var olan anlamını , bencillik dışı davranışlarında ve kendini Tanrı'ya adamakta bulur.

Sanatı :

Kayimi , Bosna-Hersek'in kültür tarihinde , çok önemli bir yer tutmaktadır. Türkçeyi iyi bilmesi ve derviş ülkülerinden esinlenmesi , Kayimi'yi;Türk dilinde yazan bir divan şairi yapmıştır.Kayimi de , Şeyh Bedrettin gibi , isyancı ve devrimciydi.Geniş halk kitlelerince sevilen şiirlerini ; Sünni tasavvufçuluğun ülkülerine bağlı , ancak , Şii tasavvufunu da tanıyan biri olarak yazmıştır.

Dili , oldukça özgün ve halk diline yakındır.Bu yüzden , kimi edebiyat tarihçileri; dilinin , kaba ve bayağı halk deyimleriyle dolu olduğunu söylemişlerdir.Oysa , halk tarafından sevilmesinin ve şiirlerinin , Osmanlı imparatorluğundaki birçok tekkede söylenmesinin nedeni , belki de budur.Ancak , Kayimi , musammat şiir biçimlerinden olan Tardiye'yi de kullanmıştır.Gazele benzeyen Tardiye'de 5.dize , öteki 4 dizeye uyaklı değildir.Bu şiir türü;birkaç 5'lik dizeden değil , 5 beyitten oluşur ve bbba - ccca - ddda şeklinde uyaklandırılır.Ancak , bu tür , divan şiirlerinde pek kullanılmamaktaydı.

muzo
22-03-07, 23:37
CEMALUDDİN LATİÇ

1957 yılında yukarı Vakuvfa yakınlarındaki Pridvortsi'de doğdu.
1983 yılında,bir grup genç müslüman aydınlarına karşı düzenlenen
eylem sonucu siyasal duruşmada altı buçuk yıl hapse mahkum edildi.
Bosna'da savaşın sürdüğü günlerde Lyublyana'da çok okunan Ljilan(zambak)
adlı boşnak gazetesini çıkardı.
İlk şiirlerini Mejtaş i vodica(meytaş ve küçük su) adlı kitabında 1980 yılında yayımladı.Nevjestine oçi(gelinin gözleri) adlı şiir kitabı da 1986 yılında,şair hapisteyken,Zürühte'ki boşnak enstitüsü tarafından ve Dome davudov(davudun evi) adlı kitabıda 1989 yılında Saraybosna'da yayımlandı.


SARAYBOSNA'DA BAHAR

Saraybosna üzerine yayılınca bahar
Bilmem gündüzü mü gecesi mi daha güzel.

Sonra birdenbire-elle işaret eder gibi:
üfleyince başkuş-yok oluyor bahar...

Tıpkı hayatımız gibi!


NE OLACAK YARADANIM

Yaradanım senin kararın mı bu;
kurtların soframdan aldığını
düşümde sen mi geri veriyorsun?

Kurdun pençesi boğazıma sarılınca
huzurunda senin düş görecekmiyim?



Kaynakça

Çağdaş boşnak antolojisi
yapı kredi yayınları
hazırlayan Fahri Kaya..
__________________

muzo
28-03-07, 23:28
FERİDA DURAKOVİÇ

1957yılında olovo yakınlarındaki şasevitsi'de doğdu.İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte bitirdi.1980 yılnda Saraybosna Felsefe fakultesinin Dil ve Edebiyat bölümünden mezun oldu.
ilk şiirlerini 1976 yılında yayımladı.1977'de "bal pod maskom"(maskeli balo) adlı şiir kitabı çıktı.Bu kitabıyla iki edebiyat ödülü kazandı.1982 yılında da "oci koje me gledaju"(bana bakan gözler)adlı şiir kitabı yayımlandı.
Savaş öncesine kadar Saraybosna'da yaşıyor ve çalışıyordu.


GÜZELLİKLER

Çiçekte
Rahatladı

Çiçektozunda
Dinginleşti

Nergisin derinlliklerinde
Dalgasız göldü

Yansıdı
ve
Boğuluverdi o an.



Kaynakça

Çağdaş boşnak antolojisi
yapı kredi yayınları
hazırlayan Fahri Kaya..

lubamorni
31-03-07, 20:58
Yaa süper yaa bu bütün bilgiler bizim kültürümüzün kanıtıdır zaten çok sağol kurtanoviç çalışman güzel olmuş tebrikler....

muzo
31-03-07, 23:42
ZİLHAD KLYUÇANİN

1960 yılında sanski Most yakınlarındaki Tırnova'da doğdu.Felsefe sosyoloji üzerine yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra,Saraybosna'da çeşitli gazete yayınevlerinde çalıştı.Bosna Hersek'te kanlı savaşların yürütüldüğü dönemde
Zagrep ile Ljublana'da yaşamak zorunda kaldı.Bugün de Ljublana'da çıkan ljilan
(zambak) adlı boşnak gazetesinde çalışmaktadır.
Şiirden başka edebi eleştiri ve denemelerde yazıyor.Dile büyük önem veren ,imge zengini bir şairdir.Şiirleri "Sehera"(sahar)"mlade pjesme(genç şiirler)
ile "san urednog coveka"(düzenli insanın düşü) adlı kitaplarında toplamıştır.

EKMEĞE KÜFRETMEK

Bizim ocakta
ekmeğe küfredilmedi
hiç ufalanıp atılmadı

ona hep bağlı kaldık biz
darı fırda demeksizin
Yüce tanrı bunu böyle hep bilecek

(Fırda fırda üstüne
fırda başımızın üstüne dedik
kelle pahasına)

Tanrıça
Kavalın son deliği olarak bellendiğimiz
bildiğimiz halde bile biz gene ona bağlıyızdır.




Kaynakça

Çağdaş boşnak antolojisi
yapı kredi yayınları
hazırlayan Fahri Kaya..


Türkçesi Hsan Mercan.

muzo
01-04-07, 23:06
SELİM ARNAUT

1962 Yılında Zenitsa'da doğdu.
Yüksek öğrenimini Saraybosna'da yaptı.
"Krov"(Dam),1998 yayımladığı ilk şiir kitabıdır.
Genç kuşak boşnak yazarların sevilen ve
sayılan şairlerinden biridir.

O FOTOĞRAFIN PORTRESİ

Bir başka olasılığın umuduyla,
Pencere başında göğü seyreyliyor anam.

Dudaklarını hüzünlü bir gülümseme yalıyor.

Soframız hazır.

Masa altındaki kızkardeşim
vücuduyla çağrıda bulunur gibidir.

Şiirin yazıldığı şu anda
Kardeşimden iz yoktu.

Saldırı,şöyle uzaktan
ısıtır gibi aile ocağını.

Ne ki babamız hala görünürlerde yok.

çünkü O odaya girer girmez
odanın köşeleri doluşuyor.


Kaynakça

Çağdaş boşnak antolojisi
yapı kredi yayınları
hazırlayan Fahri Kaya..

bayraktar
02-08-07, 13:12
Bu siteye ve, dolayısıle bu sayfaya ilk olarak girdim. Tebrik ederim, güzel şeyleri gördüm, bu bir hazine, bizim için. Ama, müsade ederseniz ufak bir eleştiri getireyim. Gördüğüm kadariyle hep Bosnadan insanlara yer verdiniz,Taktir ederseniz bir de Sancak var ki, apayrı bir dünyadır o.......
Oralar, bu anlamda biraz zayıf kalmış olabilir, ama yine de çok değerli yazarlar ve onların eserleri vardır ki burada yaşayan boşnakların ruhunu sergileyen eserlerdir. Mesela bir Zayım AZEMOVİÇ var ki, kelimenin tam anlamıyle yaşayan bir efsane. Eserleri, her biri içimizden birinin yüreğini yansıtır.Onların içinde, boşnak olan bir okur, mutlaka kendinden birşey bulur,ve bunu kendi çocuklarına anlatmak için bulunmaz bir yöntemdır. Yazar, benim ruhumun içine girmiş, oradaki o, sönmeyen hasretimi, ayrıntılariyle anlatmış.Ben,eğer, kendimi çocuklarıma anlatmakta zorlanıyorsam, bu eserleri okumlarına sağlamakla o derdimi hal etmiş olurum. Ama, maalesef, eserleri Türkçeye hala çevrili değil ve, bizim ikinci neslimiz bu güzelikleden mahrum kalıyor, el oğlu kendi Puşkini, Balzakını, İvo Andriçini bizim çocuklara okutıyor, olsun onlar da olsun ama bizim da Azemoviç olsun ki adam Edebi değerlerinde hiç ama hiç geride kalmıyor..... Saygılar,,,

Kurtanovic
03-08-07, 15:32
Bu siteye ve, dolayısıle bu sayfaya ilk olarak girdim. Tebrik ederim, güzel şeyleri gördüm, bu bir hazine, bizim için. Ama, müsade ederseniz ufak bir eleştiri getireyim. Gördüğüm kadariyle hep Bosnadan insanlara yer verdiniz,Taktir ederseniz bir de Sancak var ki, apayrı bir dünyadır o.......
Oralar, bu anlamda biraz zayıf kalmış olabilir, ama yine de çok değerli yazarlar ve onların eserleri vardır ki burada yaşayan boşnakların ruhunu sergileyen eserlerdir. Mesela bir Zayım AZEMOVİÇ var ki, kelimenin tam anlamıyle yaşayan bir efsane. Eserleri, her biri içimizden birinin yüreğini yansıtır.Onların içinde, boşnak olan bir okur, mutlaka kendinden birşey bulur,ve bunu kendi çocuklarına anlatmak için bulunmaz bir yöntemdır. Yazar, benim ruhumun içine girmiş, oradaki o, sönmeyen hasretimi, ayrıntılariyle anlatmış.Ben,eğer, kendimi çocuklarıma anlatmakta zorlanıyorsam, bu eserleri okumlarına sağlamakla o derdimi hal etmiş olurum. Ama, maalesef, eserleri Türkçeye hala çevrili değil ve, bizim ikinci neslimiz bu güzelikleden mahrum kalıyor, el oğlu kendi Puşkini, Balzakını, İvo Andriçini bizim çocuklara okutıyor, olsun onlar da olsun ama bizim da Azemoviç olsun ki adam Edebi değerlerinde hiç ama hiç geride kalmıyor..... Saygılar,,,

Tahlil/tenkid/Tekliflerinize teşekkür ederim...
Bu forum kollektif bir çalışmadır ve Boşnak gençlerinin ortak eseridir...
Bu gençlerimizin çogunlugunun yaşları 30'un altıdır..
Ortak kuşak Boşnaklarımızın da katılımıyla bu hazinemiz zamanla degerlenecektir inşaallah...
Yazılarınızın ve katkılarınızın devamı ümidiyle teşekkü ederim...

belmak
23-10-07, 15:59
MEZAKİ

Asıl adı Süleyman olan Mezaki, 1610’lu yıllarda, Saraybosna’nın Çayniçe kasabasında doğar.Ailesi hakkında elimizde bilgi olmayan Mezaki’nin, Mısır valisi Eyüp Paşa’nın akrabası olduğu bilinmektedir.İlk öğrenimini Çayniçe’de tamamlar.Daha sonra, akrabası Eyüp Paşa’nın yardımıyla, İstanbul’a gelir ve enderun’a girer.Sarayda, çeşitli ilimler ve edebiyat öğrenimi görür.Öğrenimini tamamladıktan sonra sipahi olur.Ayrıca, Mısır valisi Eyüp ve Hamza Paşalar gibi, pek çok paşanın yanında katip olarak çalışır.

Mezaki, bir süre, vezir-i azam Köprülü Mehmet Paşa’nın emrinde, tezkereci (resmi evrak sorumlusu) olarak görev alır.Paşanın,1661’deki ölümünden sonra, onun oğlu Fazıl Ahmet Paşa’nın katibi olur.Ayrıca, bu paşanın saray katibi olarak da tanınır.Fazıl Ahmet Paşa’yla birlikte, Avusturya ve Girit’e gider ve Kandiye kalesinin fethine katılır.Mezaki, bu savaş hakkında, 4 kaside ve 1 tarih yazmıştır.Fazıl Ahmet Paşanın, 1676’daki ölümünden sonra; divan öğretmenlikleri, mukabele-i süvari başkanlığı yapmış, kimya ve hattatlıkla da uğraşmıştır.Evli olan Mezaki’nin, Mustafa adında bir oğlu vardır.Devrin, kargaşa içindeki siyasetinden uzak kalabilen Mezaki, 1676 yılının Ramazan ayında vefat eder.Cenazesi, Galata Mevlevihanesi’ne gömülmüştür.

Mezaki’nin çevresi, genellikle, Mevlevi şeyhleri ve dervişleri ile çeşitli şairlerden oluşmaktadır.Mevlevi şeyhlerinden, Arzi ile müneccimbaşı Ahmet Dede’nin söyleşilerinde bulunmuştur.Şairlerden ise; Derviş Meyyal, Fehim-i Kadim, Sükkeri, Cevri, Vecdi, Neşati ve Güfti onun en yakın arkadaşlarıdır.

Şairin kullandığı Mezaki mahlası, “zevk sahibi” anlamını taşır.Bu mahlası almasının nedeni, Çayniçe halkının zevk düşkünlüğü olabilir.Çünkü, Evliya Çelebi Çayniçe’yi tanıtırken, halkın bu özelliğinden söz etmiştir.Gerçekten de, Mezaki, rind-meşreb(boşvermişlik) şairidir.Etkisinde fazlaca kaldığı Baki gibi, hayatın zevklerine düşkün bir kimsedir.



Eserleri:

Mezaki’nin tek eseri, “Divan”’ıdır.Şairin bu eserinde; 441 gazel, ilki na’t olan 29 kaside, 12 müfred, 9 tarih, 1 rubai, 1 kıta ve 1 müseddes vardır.

Kendisini, İranlı şairler düzeyinde gören Mezaki’nin “Divan’ında; şairin, en çok yeğlediği şiir türü olan gazel bulunur.”Divan”’da, her harfle başlayan gazel vardır.Bunlar arasında, Nesimi’yi anımsatan, mutavvel gazeller de vardır.Ayrıca, “Divan”’da, müzeyyel gazeller de bulunur.Bunların sayısı 16’dır.Bu gazeller; 4.Murat, Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi devlet büyüklerine adanmıştır ve birer küçük kasideyi andırır.Mezaki, bu gazellerde, şair Baki’ye öykünür.Dünya işlerine boşvermişlikte, gazellerdeki doğa unsurlarında ve şiir tekniklerinde, Baki etkisi belirgindir.Mezaki, Baki ile Nedim arasında bir köprü gibidir.

Mezaki’nin “Divan”’ındaki kasideler de, gazellerinde olduğu gibi; 4.Murat ,4.Mehmet ve Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa gibi dönemin padişah ve vezirlerine sunulmuştur.Bu kasidelerde; kahramanlık, adalet ,dürüstlük ve eli açıklık gibi konular işlenir.Ayrıca, tarihi olaylara ve özellikle savaşın betimlenmesine de rastlanır.Mezaki, sözü edilen bu büyükleri överken, karakterlerine uygun tanımlar seçmiştir.Bu övgülerin bir bölümü ölçülü iken, bir bölümünde Nef’i etkisi görülür.Bazı kasidelerinde ise, aynı Nef’i’de olduğu gibi, şair kendini över.Yani, Nef’i gibi, Mezaki’de de ana unsur; övme ve övünmedir.Kısacası, Mezaki ,kaside alanında başarılıdır.Ancak, Nef’i ve Örfi düzeyinde kasideleri olsa da, onları aşamamıştır.Mezaki’ye, Nef’i’nin izleyicisi demek daha doğru olur.



Sanatı:

Mezaki, şiirlerini, Divan Şiirinin alışılmış kavram ve benzetme unsurlarıyla; ancak, söyleyiş kolaylığı içinde yazar.Şairin şiirleri yalındır.Bu yalınlık, sadece üslup olarak değil; içerik ve anlam yönündendir.Şair, şiirlerini, anlam ve eğretilemelere boğmaz.Onun şiirlerinde; aşk, doğaya özlem, bir büyüğü ya da sevgiliyi övme ve yöre betimlemeleri vardır.Mevlevilik etkisi görülse de; aşk anlayışı bakımından, insani aşkı anlatır.Ona göre, aşkın kuralı; ağlamak, inlemek ve acı çekmek ise, bu kurala uymak gerekir.Mezaki, aşk duygusunu, lirik bir anlatımla işler.Ancak, onun lirizmi; iç dünyadan çok, dış dünya ile ilgilidir.

Mezaki, şair arkadaşları; Cevri ,Neşati ve Vecdi gibi, sözcüklerin anlaşılır olması için özen göstermiştir.Osmanlı Türkçesinin, o dönemdeki yalın diliyle yazmıştır.Anlatımında, deyim ve atasözlerine fazlaca yer vermiştir.Türkçeye egemen olan Mezaki’nin üslubu; yalın, akıcı ve uyumludur.Mezaki’nin etkilendiği şairlerin başında, gazel alanında Baki; kaside alanında ise, Nef’i vardır.Nef’i de, sadece izleyici iken; Baki’de, hem izleyici, hem de geliştirmecidir.

Mezaki'nin şiiri:
Sadeleştiren: Ali Haydar Toprak

Ey Mezaki, bencillikten sakın, kendini bil!
İşin, herkesçe kabul gören esprisi bundadır.

Ham sofu, Allah'ın güzelliğinin farkına varmaz;
Kör kişide, nurlu bakışın parlaklığı bulunmaz.

Kader, bin tane boş kadehten sonra, bir tane de dolu kadeh sunar;
Ancak, nice kötü olaydan sonra da, senin isteğine göre döner.

Ey gönül, sorarsan eğer aşkın yasalarını;
Yanıp eriyerek yok olmak farzdır ve vaciptir, acıyla gözyaşı.

Düşüncelerim, bir gazel daha üretse ne olur?
Gazellerim; hoşluğun, şiirinin süsüdür.

Ey Mezaki, düşlerin, espriye düşkün gazeli;
Seninkiler gibi yalın değil, benzetmeyle süslü olur.

Mezaki, bu kadar süslü benzetmeler yapma;
Düşlerin yalın gönülleri, gücenir sonra.

Mezaki, aceleci yaradılışımı bağışla;
Şairin bilinci dağınık olur.

Ey Mezaki'nin zevkleri! Sevgi yüzünden, aklımı yitirsem ne olur?
Hem aşık, hem şair, hem de yiğit bir vurdumduymazım.

Umut kadehi, güneşin kadehinin yanında nedir ki?
Cem'in* zevk meclisinin, güneşi geldi.

Aşk padişahının gizli hazinesiyiz, ey sevgili;
Kötü bir bakış görsek de, ne cevher madeniyiz, ey sevgili!

Gizemli şeylerin kopyasıdır sözlerim;
Gören gözlerin tanığıdır sözlerim.

Sözüm, mucize perdesinin herkesi zayıflatan sesidir;
Sözüm, yeni seslerin motifidir.

* İçkiyi bulduğu varsayılan İranlı hükümdar.

latrodectin
14-02-08, 14:11
arapça el-a cemiyye sözcüğünün yanlış kullanılması ve yabancı,arapça olmayan anlamında bir deyimdir.boşnakların bu deyimi,ispanyolca ve arap harfleriyle yazan ispanyalılardan aldıkları ileri sürülür.

(bkz: alhamiyado edebiyatı)

aljamiado

alhamiyado edebiyatının ilk örneklerine 17. yüzyılın sonlarında rastlandığı ve bunun 19. yüzyılın sonuna kadar sürdüğü saptanmıştır.doğrusu alhamiyado edebiyatı,doğu dilleri üzerine yaratılan edebiyatın değerini yitirmeye başladığı bir dönemde baş göstermektedir.

alhamiyado edebiyatındaki dil,boşnakların eskiden konuştukları halk dilidir.bu edebiyatta en çok kaside,ilahi ve hikaye türleri görülmektedir.çoğunlukla dervişler tarafından yaratılan bu tür edebiyat içeriği,kalite ve sanat değeri bakımından boşnakların doğu dillerinde yarattıkları edebiyatla kıyaslanmayacak kadar düşük düzeydedir.halk dilinde yaratmayı amaçlayan bu yazarlar,deyiş biçimlerini doğu edebiyatlarının klasik biçimleriyle kaynaştırmaya çalışırken birçok yanlış sonuçlara varmıştır.alhamiyado edebiyatının en önemli yanı,boşnakların kendi eski dil ile kültürlerini yaşatma yönünde verdikleri çabadır.

alhamiyado edebiyatı ile boşnakların doğu dillerinde yarattıkları benzerlik her iki edebiyatın aynı harflerle yazılmasında ve yanı sıra siyasi toplumsal ile kültür ortamında yaratılmasında,daha doğrusu kimi konu ile temaların birbirine yakın olmasındadır.bu tür edebiyatta önemli yapıtlar bırakan yazarların başında üsküfi mahlasını da kullanan,mehmet nevayi'dir.1601-1651 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.didaktik şiiri ile ilahiler yazarı hevayi,1631 yılında potur şahidiye adlı ilk türkçe-boşnakça sözlüğünü manzum biçimde yazmıştır.sözlüğün ön yüzünde kendisi için boşnak(bosnevi) olduğunu söylüyor ve boşnakça olan dilinin,diller arasında çok ayrı bir dil olduğunu belirtiyor.''boşnak dilinin manzum sözlük yazarı'' olarak nevayi'yi evliya çelebi de seyahatname'sinde saygıyla anmaktadır.alhamiyado edebiyatının ilk örneği olan ve yazar tarafından 4. murat'a ithaf edilen bu sözlük,1868 yılında oto blau tarafından yayınlanmıştır.

taşlama yazarı hasan kamiya,ahlaki didaktik ve taşlama şairi mehmet aga prusçanin ;taşlama yazarı said vehab ilhamiya,nakşibendi şeyhi ve ilahiler yazarı abdurrahman sırrı;şaire umihane çuvidina;şair mustafa firaki ve lirik şair feyzo softa'nın alhamiyado edebiyatında önemli yeri vardır.

osmanlı edebiyatı'nın ayrılmaz bir bölümü olan boşnak edebiyatı- fahri kaya

[Taşı] - [Düzenle] - [Sil] (#3621) latrodectin|8/2/2008 00:46 ~ |

www.bosnakca.com

malic
29-01-09, 12:53
http://urun.gittigidiyor.com/bosna-tarihi-omer-bosnavi_W0QQidZZ10218533