vodolia
04-12-06, 10:53
Bosna-Hersek coğrafyası Türk coğrafyası mıdır? Kesinlikle hayır! Türkiye'nin etki sahası içinde midir? Kesinlikle evet! Çünkü bu coğrafyada Türkiye'nin etkinliği var. İzmir ilinin sadece 5 katı büyüklüğündeki bu 4 milyonluk ülke dünyanın laboratuvar ülkesi durumunda. 1995'te Dayton Antlaşması ile bir anayasa imzalanmış. Bu antlaşmanın 10. yılında gözüken o ki ekonomik gelecek AB politik gelecek ise ABD ile bütünleşmeyi muhtemel gösteriyor. Tuzla'daki ABD karargahı Berlin'den sonra Avrupa'nın en büyük ABD üssü durumunda. Ülkenin konumu ne olursa olsun, ABD bu üssünü koruyacağa benzer. Buna karşılık ülkenin ekomonik gündemini ise AB belirlemekte. Bunun en güzel kanıtı ülkede Euro'nun ülke ulusal parası mark gibi geçerli olması. Tabii bu iki önemli siyasal erk dışında bir de BM'nin atadığı yüksek temsilci var. Bu temsilci ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Yönlendirme Kurulu ülkenin her türlü siyasi olayında kontrol kalemi gibi çalışıyor. Bu kontrol kaleminin bakanları azletme yetkisi bile var. Gördüğümüz o ki Bosna-Hersek üstündeki Batılı müdahale daha uzun süre devam edecek. Anlaşılan en geç 10 yıl içerisinde bu ülke AB üyesi `yaptırılacak'. Böyle bir ülkede Ziraat Bank Bosnia ikinci lider durumundayken Türkiye yüzde 1.7'lik payıyla dış ticaretin niye 9.'luğuyla yetinir?
. Türkiye Bosna-Hersek dış ticareti düz rakamlara bakarsak güzel bir sıçrama gösterdi. Hacim 1997'te 33 milyon dolar iken 2004 sonunda 111 milyon dolar oldu. Hele hele politika yapanlar dış ticaretin artı bakiye verdiğini görerek daha da keyiflenebilir. Ama biz iş yapmak isteyen DÜNYA okurlarının ihtiyacını gözeterek bu ülkenin Hırvatistan/Sırbistan/Almanya/Slovenya ile 1 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip olduğunu söyleyelim. Demek ki, tutarı 8 milyon dolar olan elektrikli makine ya da 7 milyon dolar olan makine satarak, Türkiye bir yere varmamış. Oysa varması için her türlü politik, fiziki hatta askeri altyapısı var (Zenica'daki Türk taburunun tamamını İngilizce TOEFL sınavına soksak sanıyorum ortalama 650 puanı yakalayabilirler). Böylesi bir altyapıda, bu güdük rakamlar, hem komik hem de anlamsız geliyor. Ama Bosna'ya Türkiye askeri ya da edebi bir olay olarak baktığı sürece bu rakamların değişmesi de mümkün değil. Değiştirilmesi için ilgili bakanlığın buraya Bağdat Ticaret eski Müşaviri Şevket Ilgaç gibi misyoner gibi çalışan bir ataşeyi ataması gerek. Ama gördüğüm mevcutları ancak `stajyer' gibi çalışıyor.
. Bosna-Hersek'teki tek çıkmaz, kuşkusuz dış ticaret memurları değil. Buraya gelen yatırımcı ya da tacirin ağırlıklı bölümünü Mahmutpaşa esnafı. Adı üstünde onlar günlük bakar, günlük satar ve günlük yaşıyor. Hepsi o kadar. Bunu değiştirmek kısa vadede galiba elimizde değil. Ülkenin kişi başına geliri 1000 doları geçmeyince, beklenen ya da umulan mal Mahmutpaşa düzeyini geçmiyor. Ama adını koyalım. En geç 3 yıl içinde artık geleceğe bakan Bosna-Hersek dünyası, Mahmutpaşa yerine Türkiye'den yeni bir kimlik talebine davetiye çıkaracak. Burada önemli olan Türkiye'nin bu davetiyeyi geç almaması.
. Bürokrasi halen çok ağır. Bu ağırlık sürecek. Ama bunu bir Sloven ya da Avusturyalı bir işadamı aşıyorsa, aynı özelliklere fazlasıyla sahip Türk işadamının haydi haydi aşması gerekmez mi?
. Bosna-Hersek dünyası, sadece BM ve AB'nin ağırlığı değil, daha önemlisi ülkelerin büyük rekabetini yansıtıyor. Slovenya, Avusturya, Almanya bu ülkede ticaretleriyle de fazlasıyla mevcutlar. Dolayısıyla, bu rekabet gücüne uygun davranış refleksi göstermek gerek. Bu malda kalite, fiyatta uygunluk kadar bu pazarlarda uzun soluklu durmayı gerektiriyor. Oysa Ziraat Bosnia'nın Genel Müdürü Öznur Özeniş'in anlamlı saptamasıyla, "Yabancılar maraton koşarken, Türkiye'den gelme işadamı 100 metreyi hem seviyor hem de çok ısrarlı". Bu uzun soluklu dünyada nefesi yeterli işadamına davetiye var.
. Türkiye kuşkusuz iyi örnekleriyle de mevcut. Örneklerin en iyisi politik organizasyon yapısında yatıyor. TC Büyükelçiliği 2. no'su olan Müsteşar Hidayet Eriş bize bilgi aktarmak adına 5 saatini paylaşabiliyorsa, bu bir ölçüdür. Aynı şey, her türlü bilgi belge ve deneyimi paylaşan Türk Birliği için de geçerli. Böyle bir altyapıda Türk iş dünyasının gerekeni görüp, atak yapması kendi elinde.
. Zerbank Bosna'nın varlığı, Türkiye'nin neler becerip beceremeyeceğinin güzel kanıtı. 1997'den bu yana kesintisiz varlığıyla, Ziraat Bankası Bosna bilgi birikiminin önemini anlatıyor. Bu ülkede yarattığı kredi kartı dolanımı, 6 şube yaygınlığı ve 30 milyon BM'ye ulaşan kredi varlığıyla bu banka hem Türk işadamına `hoşgeldiniz' diyor, hem de devlet bankacılığının bile iş yapabileceğini anlatıyor.
Türkiye derken, iyi örneği aktarmasak eksik olur. Ziraat Bankası Bosnia sorumlusu Öznur Bey bize ısrarla bir özelleştirme deneyini öğrenmemizi salık verdi. Önerdiği, Kastamonu Entegre AŞ'nin Magaj'daki Natron özelleştirmesi oldu. Gecenin ilerleyen vaktinde Hayat-Natron işletmesinin yetkilisi y. müh. Ali Aykaç'la birlikte olduk. Yaşamda misyoner anlatılması gerekiyorsa, Ali Bey ideal örnek. İTÜ Kimya Mühendisliği mezunu olup, Türkiye'de uzun yıllar genel müdürlük yaptıktan sonra bu tesisin 1 Mayıs'taki devir teslimini gerçekleştirmiş. Tesisi `entegre kağıt' olarak özetleyelim. 1000 dönümde 750 çalışan, tesisi bize fazlasıyla anlatıyor. Tesisin özelleştirilmesindeki bize dönük anlamı hammaddeyle ilgili. Zamanındaki bir hükümle, 1956'da kurulan fabrikanın ülkenin toplam ham maddesini 100 yıl için kullanma hakkına sahip. İşte bu hak şimdi bir Türk şirketi olan Hayat Grubu'na ait. Ama kimse bunu bir şirket becerisi olarak görmesin. Nitekim tesis, Avusturyalılar'a tam devredilirken Bosna makamları duralamışlar ve bir Türk şirketine devrine karar vermişler. Bu Bosna'daki Türkiye varlığının hem önemini hem de anlamını bize anlatmakta. Aynı olgu Mostar Köprüsü'nü yeniden yapan Er-Bu adlı şirket için de geçerli olmuş. O anlamlı köprüyü yaptıktan sonra yeni işler almış. Bosna iş dünyası Türkiye'yi bekliyor. Ötesini söylemek bence anlamsız...
GLOBUS / Kenan Mortan
. Türkiye Bosna-Hersek dış ticareti düz rakamlara bakarsak güzel bir sıçrama gösterdi. Hacim 1997'te 33 milyon dolar iken 2004 sonunda 111 milyon dolar oldu. Hele hele politika yapanlar dış ticaretin artı bakiye verdiğini görerek daha da keyiflenebilir. Ama biz iş yapmak isteyen DÜNYA okurlarının ihtiyacını gözeterek bu ülkenin Hırvatistan/Sırbistan/Almanya/Slovenya ile 1 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip olduğunu söyleyelim. Demek ki, tutarı 8 milyon dolar olan elektrikli makine ya da 7 milyon dolar olan makine satarak, Türkiye bir yere varmamış. Oysa varması için her türlü politik, fiziki hatta askeri altyapısı var (Zenica'daki Türk taburunun tamamını İngilizce TOEFL sınavına soksak sanıyorum ortalama 650 puanı yakalayabilirler). Böylesi bir altyapıda, bu güdük rakamlar, hem komik hem de anlamsız geliyor. Ama Bosna'ya Türkiye askeri ya da edebi bir olay olarak baktığı sürece bu rakamların değişmesi de mümkün değil. Değiştirilmesi için ilgili bakanlığın buraya Bağdat Ticaret eski Müşaviri Şevket Ilgaç gibi misyoner gibi çalışan bir ataşeyi ataması gerek. Ama gördüğüm mevcutları ancak `stajyer' gibi çalışıyor.
. Bosna-Hersek'teki tek çıkmaz, kuşkusuz dış ticaret memurları değil. Buraya gelen yatırımcı ya da tacirin ağırlıklı bölümünü Mahmutpaşa esnafı. Adı üstünde onlar günlük bakar, günlük satar ve günlük yaşıyor. Hepsi o kadar. Bunu değiştirmek kısa vadede galiba elimizde değil. Ülkenin kişi başına geliri 1000 doları geçmeyince, beklenen ya da umulan mal Mahmutpaşa düzeyini geçmiyor. Ama adını koyalım. En geç 3 yıl içinde artık geleceğe bakan Bosna-Hersek dünyası, Mahmutpaşa yerine Türkiye'den yeni bir kimlik talebine davetiye çıkaracak. Burada önemli olan Türkiye'nin bu davetiyeyi geç almaması.
. Bürokrasi halen çok ağır. Bu ağırlık sürecek. Ama bunu bir Sloven ya da Avusturyalı bir işadamı aşıyorsa, aynı özelliklere fazlasıyla sahip Türk işadamının haydi haydi aşması gerekmez mi?
. Bosna-Hersek dünyası, sadece BM ve AB'nin ağırlığı değil, daha önemlisi ülkelerin büyük rekabetini yansıtıyor. Slovenya, Avusturya, Almanya bu ülkede ticaretleriyle de fazlasıyla mevcutlar. Dolayısıyla, bu rekabet gücüne uygun davranış refleksi göstermek gerek. Bu malda kalite, fiyatta uygunluk kadar bu pazarlarda uzun soluklu durmayı gerektiriyor. Oysa Ziraat Bosnia'nın Genel Müdürü Öznur Özeniş'in anlamlı saptamasıyla, "Yabancılar maraton koşarken, Türkiye'den gelme işadamı 100 metreyi hem seviyor hem de çok ısrarlı". Bu uzun soluklu dünyada nefesi yeterli işadamına davetiye var.
. Türkiye kuşkusuz iyi örnekleriyle de mevcut. Örneklerin en iyisi politik organizasyon yapısında yatıyor. TC Büyükelçiliği 2. no'su olan Müsteşar Hidayet Eriş bize bilgi aktarmak adına 5 saatini paylaşabiliyorsa, bu bir ölçüdür. Aynı şey, her türlü bilgi belge ve deneyimi paylaşan Türk Birliği için de geçerli. Böyle bir altyapıda Türk iş dünyasının gerekeni görüp, atak yapması kendi elinde.
. Zerbank Bosna'nın varlığı, Türkiye'nin neler becerip beceremeyeceğinin güzel kanıtı. 1997'den bu yana kesintisiz varlığıyla, Ziraat Bankası Bosna bilgi birikiminin önemini anlatıyor. Bu ülkede yarattığı kredi kartı dolanımı, 6 şube yaygınlığı ve 30 milyon BM'ye ulaşan kredi varlığıyla bu banka hem Türk işadamına `hoşgeldiniz' diyor, hem de devlet bankacılığının bile iş yapabileceğini anlatıyor.
Türkiye derken, iyi örneği aktarmasak eksik olur. Ziraat Bankası Bosnia sorumlusu Öznur Bey bize ısrarla bir özelleştirme deneyini öğrenmemizi salık verdi. Önerdiği, Kastamonu Entegre AŞ'nin Magaj'daki Natron özelleştirmesi oldu. Gecenin ilerleyen vaktinde Hayat-Natron işletmesinin yetkilisi y. müh. Ali Aykaç'la birlikte olduk. Yaşamda misyoner anlatılması gerekiyorsa, Ali Bey ideal örnek. İTÜ Kimya Mühendisliği mezunu olup, Türkiye'de uzun yıllar genel müdürlük yaptıktan sonra bu tesisin 1 Mayıs'taki devir teslimini gerçekleştirmiş. Tesisi `entegre kağıt' olarak özetleyelim. 1000 dönümde 750 çalışan, tesisi bize fazlasıyla anlatıyor. Tesisin özelleştirilmesindeki bize dönük anlamı hammaddeyle ilgili. Zamanındaki bir hükümle, 1956'da kurulan fabrikanın ülkenin toplam ham maddesini 100 yıl için kullanma hakkına sahip. İşte bu hak şimdi bir Türk şirketi olan Hayat Grubu'na ait. Ama kimse bunu bir şirket becerisi olarak görmesin. Nitekim tesis, Avusturyalılar'a tam devredilirken Bosna makamları duralamışlar ve bir Türk şirketine devrine karar vermişler. Bu Bosna'daki Türkiye varlığının hem önemini hem de anlamını bize anlatmakta. Aynı olgu Mostar Köprüsü'nü yeniden yapan Er-Bu adlı şirket için de geçerli olmuş. O anlamlı köprüyü yaptıktan sonra yeni işler almış. Bosna iş dünyası Türkiye'yi bekliyor. Ötesini söylemek bence anlamsız...
GLOBUS / Kenan Mortan