vodolia
09-12-06, 10:45
Osmanlı, Balkanlı, Rumeli diyoruz. Türk Dil Kurumu Osmanlı İmparatorluğu zamanında Avrupa topraklarında yaşayan Türkler'den olan kimselere "Rumelili" diyor. Kuşkusuz Rumeli, Balkanlar'ın sadece bir parçası. Balkanlar dediğimizde Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Trakya'yı içine alıyor. Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Vakfı'nın (RUTEV) konuğu olmamız bu coğrafyada dolaşmamıza olanak sağladı. RUTEV, ucu 1953'e dayanan anlamlı bir sivil toplum kuruluşu 2000 üyesi var. Sivil toplumun dayanışmacı karakterinin en iyi örneklerinden biri. Yurtiçi ve yurtdışında 1200 üniversite öğrencisine burs veriyor. Ayrıca Yedikule Vakıf Merkezi'nde bir Düşkünler Evi var. 50'yi aşkın insan burada yatıp kalkıyor. RUTEV'in benden istediği "AB uyumu çerçevesinde Balkan Ekonomisi" konusu idi. Türkiye bu coğrafyada olabildiğince "iyi" ilişkiye karşılık, ekonomik katkıda "zayıf" durumda.
* Balkanlar'da yer alan hiçbir ülke 10 milyon nüfustan fazla değil. Hiçbiri Türkiye'nin yedi de birini aşmıyor.
* Balkan ekonomilerinde hiçbir ülkenin milli geliri 25 milyar doları aşmıyor. Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan'ın toplam milli geliri 147 milyar dolar. Bu, Türkiye'nin yüzde 50'sine ancak karşılık veriyor.
*Balkan coğrafyasının tamamında Türk varlığı mevcut. Oransal bakarsak Bulgaristan'da yüzde 9.5, Makedonya'da 3.9 Türk nüfus var. Prof. Baskın Oran'ın belirlemeleri, savaştan önce 10 milyon Müslüman'ın yaşadığıydı. Bunların 1.5 milyonu Türk'tü. Kısacası, ekonomik ilişkinin iletişim altyapısı tüm Balkan coğrafyasında mevcut.
* Savaşın yarası yavaş yavaş sarılıyor. Balkan ülkelerinin tamamında enflasyon Maastricht kıstaslarına uyum gösteriyor ve yüzde 5'in altında. Hatta Makedonya'da 2004 yılında bir enflasyondan çok deflasyondan söz etmek mümkün. Aynı biçimde bu ülkelerin tamamı artık büyüyor. Arızi durumlar hariç tüm ülkelerde büyüme hızı pozitif.
* Makro göstergelerin olumlu olmasına karşılık kişi başına gelir birçok ülkede henüz çok düşük. Sırbistan 1800 dolar, Makedonya onunda altında 1690 dolar. Arnavutluk kişi başına 870 dolar geliriyle Mardin'in bile gerisinde. Bu ülkelerin tamamı Dünya Bankası'nın düşük gelirli ülkeler grubunda yer alıyor. Buna karşılık hızlı sıçrama gösterenler de var. Bulgaristan 2000 yılında 1500 dolar olan gelirini geçen yıl 3100 dolara taşıdı. Bir de iyice yol alanlar var. Bunlardan Slovenya 16.000 dolar, Hırvatistan 7600 dolarda geziniyor. Yine de AB ortalamasının 27.000 dolar olduğunu unutmayalım.
* Dış ticaret hacmi bu ülkelerin tamamında çok küçük. Makendonya 5 milyar dolar, Bosna-Hersek 8 milyar dolarlık bir işlem hacmi içerisinde dolanıyor. En irisi olan Bulgaristan bile 22 milyar doları aşamamış. Türkiye bu küçük olan hacimde iyice küçük duruyor. Sırbistan'la 2003 dış ticaret hacmi 214 milyon dolar. Bosna-Hersek de 2004 yılı 111 milyon dolarlık bir hacim yaratmış. Makedonya ile aynı yıl 200 milyon dolarlık ticaret gerçekleştirmişiz. En büyüğü olan Bulgaristan'la dış ticaret hacmimiz 2003'te 1.6 milyar dolar olmuş. Bu ülkelerin tamamında Bulgaristan hariç dış ticaret hacmi pozitif bakiye veriyor.
*Balkan ülkelerinin hemen tamamı AB ekonomisine entegre olmakta. Şimdilik Arnavutluk hariç tüm Balkan ülkeleri AB ile söz kesmiş durumda. Bulgaristan ve Romanya'nın 2007'de Hırvatistan'ın da 2010'da AB tam üyesi olmaları kesin. Ama en az bunun kadar kimi ülkenin AB resmi para birimine entegre oluşu dikkat çekici. Makedonya, Euro'ya kenetlenmiş "Konvertibl Mark Rejimi" uyguluyor. Sırbistan içinde Kosova ve Karadağ Federasyon'dan ayrı resmi para birimi olarak Euro'yu kullanıyor. Bu coğrafyayla Türkiye'nin ilişkisi, bundan böyle Türk geçmişinden çok, AB geleceği olacağa benzer.
* Türk iş dünyasının Balkan coğrafyasına çok bilinçli açıldığını söylemek mümkün değil. Ülke fizibilitesi yapmaktan çok, popüler başlıkların iş dünyasını yönlendirdiği anlaşılıyor. Öncelikle konfeksiyon sanayii Bulgaristan'a giderken, ücret artışları sonrası şimdi gözde ülke Bosna-Hersek. Kalıcı bir ilişki yok. KOBİ'ler de Balkan coğrafyasında pek yok.
* Balkan dünyasında BM Yüksek Komiserliği (OHR) ve özelleştirme ajanslarının özel misyonları ve olanakları göz ardı ediliyor. Bu kurumların elindeki az bürokrasili altyapı ihaleleri, kelepir fiyatına satılan tesisler değerlendirilmiyor. Örneğin, Bulgaristan'ın 12 yılda 5500 özelleştirilen biriminden, Türkiye'nin aldığı pay çok az. Şu an elde önemli gıda ve tekstil kuruluşları var ve bu ülke özelleştirmesini 2006 sonunda resmen tamamlıyor.
* Balkan ülkeleri ile ilişkide Anadolu ekonomisinin özel ilgisi dikkat çekici. Balkan ülkeleri ile Edirne Ticaret ve Sanayi Odası, Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası anlamlı ve sürekli ilişkiler tesis etmiş. Makedonya-Türkiye İş Konseyi Eş Başkanı, Bursalı KOBİ ölçekli bir girişimci.
* Bu ülkelerde özellikle Sırbistan'da sigaranın kaçak üretildiği biliniyor. Ayrıca Güney Kıbrıs Cumhuriyeti yoluyla bazı karaparalar buralarda aklanıyor. Ancak AB ile entegrasyonda bunlar süratle noktalanacak. Bu noktalanmadan Türk iş dünyasına büyük olanak doğacağını bilmek gerek. Örneğin Philip Morris Sırbistan-Karadağ'da 518 milyon dolara sigara fabrikalarını satın aldı.
*Balkan ülkeleri Türkiye kadar Yunanistan'ın da arka bahçesi durumunda. Ancak arka bahçenin çapalanması ve ekilmesinden yana etkinlikte Yunanistan'ın öne çıktığını bilelim. Daha önemlisi bundan sonraki dönemde bu olayı bir devlet politikasının zıtlaşması yerine ekonominin tatlı çekişmesine dönmesi gereği.
Türkiye, Yugoslavya iç savaşında aktif bir diplomasi yürüttü. Daha sonrasında bütün ülkelerle Sırbistan-Karadağ dahil diplomatik ilişki kurdu. Bütün ülkelerle DEİK düzleminde İş Konseyi kuruldu. Vize ülkelerin büyük bir kısmında yok. Olanlarında ise sistem Romanya hariç oturmuş durumda. DEİK, KOBİ'ler için özel bir yönlendirme programı uyguluyor. KOBİ'leri hem bilgiden yararlandırıyor hem de sistem içinde yönlendiriyor. Zaman içinde, TOBB öncülüğünde kurulan iş konseylerinin, ne kadar yerinde ve anlamlı bir girişim olduğunu anladık. Bankacılık iyi ve etkin çalışıyor. Ziraat Bankası'nın yanında Demirbank, Garanti, Finansbank ve tabii ki Eximbank var. Yapacağımız belli. Öncelikle bu bölgeyle gönül bağı olanların bu bölge ekonomisi ile ilgilerini daha bir üst perdeye taşımaları gerekiyor. Yanı sıra, Anadolu'daki ticaret ve sanayi odalarının bu bölge ekonomisiyle daha aktif ilişkileri kısa zamanda sonuç verici gözükmekte. Bu bağlamda bu köprüyü kuran RUTEV Vakfı yönetimini de kutlamayı görev bilirim. Onların önemini 3 Ekim sonrası AB uyum görüşmelerinde daha iyi anlayacağız.
GLOBUS
* Balkanlar'da yer alan hiçbir ülke 10 milyon nüfustan fazla değil. Hiçbiri Türkiye'nin yedi de birini aşmıyor.
* Balkan ekonomilerinde hiçbir ülkenin milli geliri 25 milyar doları aşmıyor. Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan'ın toplam milli geliri 147 milyar dolar. Bu, Türkiye'nin yüzde 50'sine ancak karşılık veriyor.
*Balkan coğrafyasının tamamında Türk varlığı mevcut. Oransal bakarsak Bulgaristan'da yüzde 9.5, Makedonya'da 3.9 Türk nüfus var. Prof. Baskın Oran'ın belirlemeleri, savaştan önce 10 milyon Müslüman'ın yaşadığıydı. Bunların 1.5 milyonu Türk'tü. Kısacası, ekonomik ilişkinin iletişim altyapısı tüm Balkan coğrafyasında mevcut.
* Savaşın yarası yavaş yavaş sarılıyor. Balkan ülkelerinin tamamında enflasyon Maastricht kıstaslarına uyum gösteriyor ve yüzde 5'in altında. Hatta Makedonya'da 2004 yılında bir enflasyondan çok deflasyondan söz etmek mümkün. Aynı biçimde bu ülkelerin tamamı artık büyüyor. Arızi durumlar hariç tüm ülkelerde büyüme hızı pozitif.
* Makro göstergelerin olumlu olmasına karşılık kişi başına gelir birçok ülkede henüz çok düşük. Sırbistan 1800 dolar, Makedonya onunda altında 1690 dolar. Arnavutluk kişi başına 870 dolar geliriyle Mardin'in bile gerisinde. Bu ülkelerin tamamı Dünya Bankası'nın düşük gelirli ülkeler grubunda yer alıyor. Buna karşılık hızlı sıçrama gösterenler de var. Bulgaristan 2000 yılında 1500 dolar olan gelirini geçen yıl 3100 dolara taşıdı. Bir de iyice yol alanlar var. Bunlardan Slovenya 16.000 dolar, Hırvatistan 7600 dolarda geziniyor. Yine de AB ortalamasının 27.000 dolar olduğunu unutmayalım.
* Dış ticaret hacmi bu ülkelerin tamamında çok küçük. Makendonya 5 milyar dolar, Bosna-Hersek 8 milyar dolarlık bir işlem hacmi içerisinde dolanıyor. En irisi olan Bulgaristan bile 22 milyar doları aşamamış. Türkiye bu küçük olan hacimde iyice küçük duruyor. Sırbistan'la 2003 dış ticaret hacmi 214 milyon dolar. Bosna-Hersek de 2004 yılı 111 milyon dolarlık bir hacim yaratmış. Makedonya ile aynı yıl 200 milyon dolarlık ticaret gerçekleştirmişiz. En büyüğü olan Bulgaristan'la dış ticaret hacmimiz 2003'te 1.6 milyar dolar olmuş. Bu ülkelerin tamamında Bulgaristan hariç dış ticaret hacmi pozitif bakiye veriyor.
*Balkan ülkelerinin hemen tamamı AB ekonomisine entegre olmakta. Şimdilik Arnavutluk hariç tüm Balkan ülkeleri AB ile söz kesmiş durumda. Bulgaristan ve Romanya'nın 2007'de Hırvatistan'ın da 2010'da AB tam üyesi olmaları kesin. Ama en az bunun kadar kimi ülkenin AB resmi para birimine entegre oluşu dikkat çekici. Makedonya, Euro'ya kenetlenmiş "Konvertibl Mark Rejimi" uyguluyor. Sırbistan içinde Kosova ve Karadağ Federasyon'dan ayrı resmi para birimi olarak Euro'yu kullanıyor. Bu coğrafyayla Türkiye'nin ilişkisi, bundan böyle Türk geçmişinden çok, AB geleceği olacağa benzer.
* Türk iş dünyasının Balkan coğrafyasına çok bilinçli açıldığını söylemek mümkün değil. Ülke fizibilitesi yapmaktan çok, popüler başlıkların iş dünyasını yönlendirdiği anlaşılıyor. Öncelikle konfeksiyon sanayii Bulgaristan'a giderken, ücret artışları sonrası şimdi gözde ülke Bosna-Hersek. Kalıcı bir ilişki yok. KOBİ'ler de Balkan coğrafyasında pek yok.
* Balkan dünyasında BM Yüksek Komiserliği (OHR) ve özelleştirme ajanslarının özel misyonları ve olanakları göz ardı ediliyor. Bu kurumların elindeki az bürokrasili altyapı ihaleleri, kelepir fiyatına satılan tesisler değerlendirilmiyor. Örneğin, Bulgaristan'ın 12 yılda 5500 özelleştirilen biriminden, Türkiye'nin aldığı pay çok az. Şu an elde önemli gıda ve tekstil kuruluşları var ve bu ülke özelleştirmesini 2006 sonunda resmen tamamlıyor.
* Balkan ülkeleri ile ilişkide Anadolu ekonomisinin özel ilgisi dikkat çekici. Balkan ülkeleri ile Edirne Ticaret ve Sanayi Odası, Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası anlamlı ve sürekli ilişkiler tesis etmiş. Makedonya-Türkiye İş Konseyi Eş Başkanı, Bursalı KOBİ ölçekli bir girişimci.
* Bu ülkelerde özellikle Sırbistan'da sigaranın kaçak üretildiği biliniyor. Ayrıca Güney Kıbrıs Cumhuriyeti yoluyla bazı karaparalar buralarda aklanıyor. Ancak AB ile entegrasyonda bunlar süratle noktalanacak. Bu noktalanmadan Türk iş dünyasına büyük olanak doğacağını bilmek gerek. Örneğin Philip Morris Sırbistan-Karadağ'da 518 milyon dolara sigara fabrikalarını satın aldı.
*Balkan ülkeleri Türkiye kadar Yunanistan'ın da arka bahçesi durumunda. Ancak arka bahçenin çapalanması ve ekilmesinden yana etkinlikte Yunanistan'ın öne çıktığını bilelim. Daha önemlisi bundan sonraki dönemde bu olayı bir devlet politikasının zıtlaşması yerine ekonominin tatlı çekişmesine dönmesi gereği.
Türkiye, Yugoslavya iç savaşında aktif bir diplomasi yürüttü. Daha sonrasında bütün ülkelerle Sırbistan-Karadağ dahil diplomatik ilişki kurdu. Bütün ülkelerle DEİK düzleminde İş Konseyi kuruldu. Vize ülkelerin büyük bir kısmında yok. Olanlarında ise sistem Romanya hariç oturmuş durumda. DEİK, KOBİ'ler için özel bir yönlendirme programı uyguluyor. KOBİ'leri hem bilgiden yararlandırıyor hem de sistem içinde yönlendiriyor. Zaman içinde, TOBB öncülüğünde kurulan iş konseylerinin, ne kadar yerinde ve anlamlı bir girişim olduğunu anladık. Bankacılık iyi ve etkin çalışıyor. Ziraat Bankası'nın yanında Demirbank, Garanti, Finansbank ve tabii ki Eximbank var. Yapacağımız belli. Öncelikle bu bölgeyle gönül bağı olanların bu bölge ekonomisi ile ilgilerini daha bir üst perdeye taşımaları gerekiyor. Yanı sıra, Anadolu'daki ticaret ve sanayi odalarının bu bölge ekonomisiyle daha aktif ilişkileri kısa zamanda sonuç verici gözükmekte. Bu bağlamda bu köprüyü kuran RUTEV Vakfı yönetimini de kutlamayı görev bilirim. Onların önemini 3 Ekim sonrası AB uyum görüşmelerinde daha iyi anlayacağız.
GLOBUS