?y_Cucevi
16-01-07, 21:32
“Bosna” zengin ve köklü tarihi olan bir ülkedir. “Bosna tarihi” ise, aynı zamanda, Boşnakların ayakta kalma mücadelesinin bir tarihidir. Jeopolitik konumu itibarıyla, geçmişte Doğu ve Batı’ya ait kültür ile medeniyetlerin kesişme noktasında yer alan Bosna, tarihin kendisine karşı olan bütün acımasızlığına rağmen, varlığını ve değerlerini günümüze kadar sürdürebildi.
Bosna varlığını sürdürüyor, ancak, barışının 11. yılında Bosna’nın manzarası, dış sınırları ortak, iç sınırları açısından ise resmî olarak ikiye, gayrıresmî olarak da üçe bölünmüş bir devleti andırmaya devam ediyor. Bosna vatandaşları ise bu bölünmüşlükle yaşamayı kabullenmiş gözüküyor.
Bosna topraklarının yüzde 49’una karşılık gelen Sırp Cumhuriyeti, adeta devlet içinde ayrı bir devlet. Sırp Cumhuriyeti vatandaşlarının Saraybosna’yı değil, Belgrad’ı başkent olarak kabul ettiği önceden de biliniyordu. Kosova’nın gelecekteki statüsü üzerine müzakereler başlayınca, Belgrad daha açık bir şekilde Sırp Cumhuriyeti’ni kendi amaçlarına yönelik kullanmaya başladı. “Kosova bağımsız olursa, Sırp Cumhuriyeti de bağımsız olabilir” kartı üzerinde oynayan Belgrad, Bosna’nın içişlerine karışmaya devam ediyor. Dahası, Sırp Cumhuriyeti’yle “özel ilişkiler” geliştirmiş olması dışında, Belgrad’ın son zamanlarda Bosna’nın daha küçük bu biriminin “ekonomik atardamarlarını” satın alma stratejisiyle meşgul olduğu gözleniyor. Örneğin, 5 Aralık 2006’da Sırbistan telekom şirketi, Sırp Cumhuriyeti telekom şirketinin yüzde 65 hissesini, oldukça yüksek bir fiyattan satın aldı. Bu yatırım kararının ekonomik değil, siyasi olduğu yönünde yaygın bir inanç var.
Etnik temizlik politikalarıyla oluşturulmuş olmasına rağmen, Sırp Cumhuriyeti, Bosna’nın vazgeçilmez bir gerçeği haline getirildi. Zamanında Sırp Cumhuriyeti’nin yasallık kazanmasını sağlayan uluslararası topluluk bugünlerde de Sırbistan’a, Kosova’dan vazgeçmesi karşılığında, Sırp Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman feshedilmeyeceğinin garantisini veriyor.
Bosna’nın diğer yüzde 51’lik kısmı, neredeyse yarı yarıya Boşnaklarla Bosnalı Hırvatlar arasında bölüştürülmüş vaziyette. Dahası, 1990’ların başlarında Zagreb’in destekleriyle bölücü Hırvatların ilan ettiği sözde “Herceg-Bosna” devletinin bayraklarının, Bosna’nın Hırvat kontrolündeki bazı bölgelerinde dalgalanmaya devam ettiğini görmek mümkün. Uluslararası topluluk “Herceg-Bosna”nın varlığını yıllar öncesi söndürdüyse de, Bosnalı Hırvatların çoğunun kafalarında bu devlet hâlâ yaşıyor. Diğer taraftan, Bosnalı Hırvatlarla Boşnaklar arasında bölüştürülmüş olan Mostar kenti gezildiği zaman, Hırvatların kontrolündeki kentin batı yakasındaki ekonomik refahın, Boşnak kesimindekinden çok daha yüksek olduğu hemen fark ediliyor. Bu durum, anavatan Hırvatistan’ın değişik fonlarla Bosnalı Hırvatlara sahip çıktığının açık bir göstergesi.
Anlaşıldığı üzere, Bosnalı Sırplara Sırbistan, Bosnalı Hırvatlara ise Hırvatistan sahip çıkıyor. Boşnaklar ise sahipsiz bir şekilde arada sıkışmış kalıyor. Diğer taraftan, halk kesiminden Bosnalı Sırplar ile Bosnalı Hırvatların önemli bir kısmı, kendi anavatanlarının çifte vatandaşı olmuş ve nasılsa günün birinde Sırbistan ve Hırvatistan’ın Avrupa Birliği üyeliğine alınacağını düşünerek, Bosna’nın geleceği konusunu pek umursamıyor. Gelecekleri hakkında bir tek Boşnaklar endişeli gözüküyor. Boşnak politikacılar arasındaki kavga ve bölünmeler ise, sıradan Boşnaklar içindeki gelecek endişesini körüklüyor, kafalarını daha da çok karıştırıyor. Boşnaklar arasındaki yaygın bir inanca göre, politikacıları ne yapsa, hep kendi özel çıkarları için yapıyor. Bir başka ifadeyle, millî çıkarlar yönündeki söylemlerin, özel çıkarlara ulaşmanın sadece bir paravanı olarak kullanıldığına inanılıyor. Bu yüzden Boşnaklar bir “kurtarıcıya” ihtiyaç duyuyor. Bu çerçevede, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığındaki Boşnak temsilci Haris Silayciç’ten beklentiler büyük. Ancak, görünen o ki, “Bosna-Hersek’in olası Avrupa Birliği üyeliği”, Boşnakların da asıl “kurtarıcısı” olacak. Bosna-Hersek devleti ise, karmaşık idari yapısından dolayı, gerekli reformları yerine getirmekte zorlanacağına göre, bu ülkenin Birliğe dahil edilmesi için, Batılı Avrupa ülkelerinden politik bir karar gerekecek.
Bosna varlığını sürdürüyor, ancak, barışının 11. yılında Bosna’nın manzarası, dış sınırları ortak, iç sınırları açısından ise resmî olarak ikiye, gayrıresmî olarak da üçe bölünmüş bir devleti andırmaya devam ediyor. Bosna vatandaşları ise bu bölünmüşlükle yaşamayı kabullenmiş gözüküyor.
Bosna topraklarının yüzde 49’una karşılık gelen Sırp Cumhuriyeti, adeta devlet içinde ayrı bir devlet. Sırp Cumhuriyeti vatandaşlarının Saraybosna’yı değil, Belgrad’ı başkent olarak kabul ettiği önceden de biliniyordu. Kosova’nın gelecekteki statüsü üzerine müzakereler başlayınca, Belgrad daha açık bir şekilde Sırp Cumhuriyeti’ni kendi amaçlarına yönelik kullanmaya başladı. “Kosova bağımsız olursa, Sırp Cumhuriyeti de bağımsız olabilir” kartı üzerinde oynayan Belgrad, Bosna’nın içişlerine karışmaya devam ediyor. Dahası, Sırp Cumhuriyeti’yle “özel ilişkiler” geliştirmiş olması dışında, Belgrad’ın son zamanlarda Bosna’nın daha küçük bu biriminin “ekonomik atardamarlarını” satın alma stratejisiyle meşgul olduğu gözleniyor. Örneğin, 5 Aralık 2006’da Sırbistan telekom şirketi, Sırp Cumhuriyeti telekom şirketinin yüzde 65 hissesini, oldukça yüksek bir fiyattan satın aldı. Bu yatırım kararının ekonomik değil, siyasi olduğu yönünde yaygın bir inanç var.
Etnik temizlik politikalarıyla oluşturulmuş olmasına rağmen, Sırp Cumhuriyeti, Bosna’nın vazgeçilmez bir gerçeği haline getirildi. Zamanında Sırp Cumhuriyeti’nin yasallık kazanmasını sağlayan uluslararası topluluk bugünlerde de Sırbistan’a, Kosova’dan vazgeçmesi karşılığında, Sırp Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman feshedilmeyeceğinin garantisini veriyor.
Bosna’nın diğer yüzde 51’lik kısmı, neredeyse yarı yarıya Boşnaklarla Bosnalı Hırvatlar arasında bölüştürülmüş vaziyette. Dahası, 1990’ların başlarında Zagreb’in destekleriyle bölücü Hırvatların ilan ettiği sözde “Herceg-Bosna” devletinin bayraklarının, Bosna’nın Hırvat kontrolündeki bazı bölgelerinde dalgalanmaya devam ettiğini görmek mümkün. Uluslararası topluluk “Herceg-Bosna”nın varlığını yıllar öncesi söndürdüyse de, Bosnalı Hırvatların çoğunun kafalarında bu devlet hâlâ yaşıyor. Diğer taraftan, Bosnalı Hırvatlarla Boşnaklar arasında bölüştürülmüş olan Mostar kenti gezildiği zaman, Hırvatların kontrolündeki kentin batı yakasındaki ekonomik refahın, Boşnak kesimindekinden çok daha yüksek olduğu hemen fark ediliyor. Bu durum, anavatan Hırvatistan’ın değişik fonlarla Bosnalı Hırvatlara sahip çıktığının açık bir göstergesi.
Anlaşıldığı üzere, Bosnalı Sırplara Sırbistan, Bosnalı Hırvatlara ise Hırvatistan sahip çıkıyor. Boşnaklar ise sahipsiz bir şekilde arada sıkışmış kalıyor. Diğer taraftan, halk kesiminden Bosnalı Sırplar ile Bosnalı Hırvatların önemli bir kısmı, kendi anavatanlarının çifte vatandaşı olmuş ve nasılsa günün birinde Sırbistan ve Hırvatistan’ın Avrupa Birliği üyeliğine alınacağını düşünerek, Bosna’nın geleceği konusunu pek umursamıyor. Gelecekleri hakkında bir tek Boşnaklar endişeli gözüküyor. Boşnak politikacılar arasındaki kavga ve bölünmeler ise, sıradan Boşnaklar içindeki gelecek endişesini körüklüyor, kafalarını daha da çok karıştırıyor. Boşnaklar arasındaki yaygın bir inanca göre, politikacıları ne yapsa, hep kendi özel çıkarları için yapıyor. Bir başka ifadeyle, millî çıkarlar yönündeki söylemlerin, özel çıkarlara ulaşmanın sadece bir paravanı olarak kullanıldığına inanılıyor. Bu yüzden Boşnaklar bir “kurtarıcıya” ihtiyaç duyuyor. Bu çerçevede, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığındaki Boşnak temsilci Haris Silayciç’ten beklentiler büyük. Ancak, görünen o ki, “Bosna-Hersek’in olası Avrupa Birliği üyeliği”, Boşnakların da asıl “kurtarıcısı” olacak. Bosna-Hersek devleti ise, karmaşık idari yapısından dolayı, gerekli reformları yerine getirmekte zorlanacağına göre, bu ülkenin Birliğe dahil edilmesi için, Batılı Avrupa ülkelerinden politik bir karar gerekecek.