?y_Cucevi
05-03-07, 21:39
Sırp, Hırvat, Boşnak ikişer kişi bir uzay gemisiyle aya gönderilir. Gemi Ay’a iner inmez Hırvatlar hemen atlar ve bayraklarını dikerek: “Burası Hırvat toprağıdır. Çünkü önce biz geldik” derler. Boşnaklar Hırvatları sakinleştirmeye çalışırlar. “Gerek yok canım. Toprak yeterince geniş; hepimize yeter. Federasyon kurar birlikte yaşarız”. Bu arada bir el silah sesi duyulur. Sırbın birisi alnının ortasından vurulmuş, yerde yatmaktadır. Diğer Sırp silahını yerine koyarken:”Burası Sırp toprağıdır. Çünkü Sırp kanı dökülmüştür” der.
Yugoslavya, Soğuk Savaş döneminin ender başarı öykülerinden biriydi. Dünyanın en stratejik bölgelerinden birinde, dört yıl Nazi işgali altında kalmış, tarihinde demokrasi tecrübesi çok az olan ve çok sayıda ırk ve dinin bir arada ve hatta iç içe yaşadığı bir ülkede ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar ve çatışmalar sosyalist kardeşlik ve paylaşım içinde ortadan kaldırılacaktı. Tito’nun 1980 yılında ölmesiyle ülke en önemli birleştirici unsurunu yitirdi. Bundan sonra Yugoslavya Devlet Başkanlığı görevi, altı cumhuriyetin başkanları tarafından rotasyon sistemi ile yürütülmüş ise de, bu durum, Sırbistan’ın federal sistem içindeki egemen ve üstün durumunu etkilemedi.
1986 Mart’ında Sırp Bilim ve Sanat Akademisi, 1945’ten beri var olan ancak Tito döneminde seslerini çıkaramayan Sırp milliyetçilerinin bir manifestosunu yayımladı. Bu manifestoda özetle Sırpların Yugoslav Federasyonu içinde baskı altında tutulduğu ve ülke yönetiminde “Yugoslavya’nın gerçek sahipleri olan” Sırplara daha çok söz hakkı verilmesi gerektiği açıklanıyordu. Miloşeviç 1987 Aralık ayında gerçekleştirdiği bir iç darbeyle Sırp Komünist Parti’nin başına geçti. Ardından 1988’de Voyvodina’da ve 1989’da Karadağ Cumhuriyeti ve Kosova’da yerel hükümetler düştü.
Miloşeviç 1990 yılı boyunca “Büyük Sırbistan” idealini işledi. Miloşeviç’in destek aldığı milliyetçi Sırp tarihçileri, “Büyük Sırbistan”ın sınırlarının tayininde mevcut nüfus yapısının değil, II. Dünya Savaşı öncesindeki sınırların esas alınması gerektiği kanısındaydılar. Ilustrovana Politika dergisi, 1990’da bir “Büyük Sırbistan” haritası yayımladı. “Sırp boyu” olduğu savunulan –gerçekten de Sırplarla tarihi ve kültürel “akraba” olan- Karadağ ve “Güney Sırbistan” olarak tanımlanan Makedonya’nın tamamıyla dahil sayıldığı bu “Büyük Sırbistan”a, Sancak dahil olduğu gibi Bosna-Hersek’in büyük bölümü ve Hırvatistan’ın başta Dalmaçya olmak üzere bazı bölgeleri de dahil edildi.
1989 ve bu seneyi takip eden beş yılda 150.000 Arnavut işlerinden çıkarıldı. İnsanlar göç, asimilasyon ya da katledilme korkusu ile yaşamak zorunda bırakıldılar. Böylesi bir ortamda 2 Temmuz 1990 tarihinde Kosova Meclisi’nin 123 Arnavut üyesinden 114’ünün katılımı ile Kosova’nın Yugoslavya’nın diğer cumhuriyetleri ile eşit bir statüye sahip olduğu ilan edildi. Ancak bu tarihten 3 gün sonra Sırbistan, Kosova Hükümeti’ni ve Meclis’ini feshetti. Sırpların baskıları Eylül 1990’da Zagrep’te kurulan “Kosova Cumhuriyeti Meclisi”ni engelleyemedi. 7 Eylül’de yeni devlet, Bağımsız Kosova Cumhuriyeti’nin anayasası Kaçanik şehrinde ilan edildi. Bir tür “paralel” devlet olarak hayata geçirilen “Kosova Devleti” stratejistler tarafından Yugoslavya’daki ilk savaş bölgesi olarak düşünülüyordu. Fakat savaş Boşnakların çatısına düştü.
Tito’nun zamanında çok ünlü bir söz vardı. Yugoslavya’nın altı cumhuriyeti, beş milleti, dört dili, üç dini, iki alfabesi ve bir tek partisi olduğu söylenir dururdu. Ama 1980’de Tito’nun ölümünden sonra Komünist Parti zayıfladı. Nice otokratik lider gibi Tito da yerine güçlü bir halef yetiştirmemişti. Giderek etkinliği azalan merkezi cumhurbaşkanlığı görevi, altı yarı özerk cumhuriyet arasında yılda bir rotasyonla el değiştirmeye başlamıştı.
1989 yılından itibaren etnik gruplar kendi partilerini oluşturmaya başladılar; Bosna’da kurulan Hırvat Partisi, Tudjman’ın Hırvat Demokratik Partisi’nin (HDZ) bir uzantısı idi. Temmuz ayında kurulan Sırpların Sırp Demokratik Partisi (SDS) ise Hırvat Krayina bölgesindeki Sırpları kışkırtan parti ile aynı adı taşıyordu. Kendini Demokratik Eylem Partisi (SDA) olarak adlandıran, Bosna’daki en büyük Müslüman partisi ise Mayıs 1990’da kuruldu.
1990 yılında Bosna Hersek Parlamentosu üyelerinin belirlenmesi için yapılan üç ayrı seçimde ülkedeki üç etnik grubu temsil eden milliyetçi partiler başarılı olmuş, Boşnakları temsil eden Demokratik Eylem Partisi SDA 86, Sırpları temsil eden Sırp Demokratik Partisi (SDS) 72 ve Hırvatları temsil eden Hırvat Demokratik Partisi (HDZ) de 44 milletvekilliği kazanmıştır. Bosna Hersek Başkanlığı’nın yedi üyeliği de bu üç parti arasında paylaşılmış, Aliya İzzetbegoviç Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanlığını üstlenmiştir
1990’ın sonuna gelindiğinde Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek komünist olmayan hükümetlere sahipti ve Makedonya komünistlerin azınlıkta olduğu bir koalisyonla yönetiliyordu; yalnız Sırbistan ve Karadağ’da komünistler hala iktidardaydılar. Bosna-Hersek’te siyasal yaşam 1990 yılında Yugoslavya genelindeki gelişmelerin etkisiyle gergin bir aşamaya girdi. 1990 başlarında Sancak bölgesinin Yeni Pazar ve Bosna-Hersek’in Foça şehirlerinde Müslümanlarla Sırp milliyetçileri arasında çatışmalar oldu.
Yugoslavya’daki etnik nefretleri her ne kadar tarih, özellikle de II. Dünya Savaşı’nın kanlı olayları körüklemişse de, o kıvılcımları tutuşturmak için Miloşeviç ve Tudjman’ın meşalesi beklenmiştir. Ocak 1991’de Makedonya bağımsızlığını ilan etmiş, özellikle Hırvatistan’da bağımsızlık için yapılan referandumu boykot eden Sırplarla Hırvatlar arasında çatışmalar artmış ve gittikçe gerilen ilişkiler sonucu Mayıs 1991’de Slovenya ve Hırvatistan Yugoslavya Federasyonu’ndan bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine Federal birliklerin Slovenya’dan çekilmesiyle birlikte, Hırvatistan’daki çatışmalar şiddetlenmiş ve Sırplar Hırvatistan topraklarının neredeyse üçte birini ele geçirmişlerdir.
Aliya İzzetbegoviç Sırp-Hırvat savaşı sürerken savaşın Bosna’ya da sıçrayabileceğinden endişe duyarak Ekim 1991’de 2.000 BM barış gücü askeri gönderilmesi için başvuruda bulunmuştu fakat cevap olumsuzdu. Kasım ve Aralık ayında İzzetbegoviç başta Sırp sınırı olmak üzere Bosna’ya acil askeri güç istedi. BM ise sadece Hırvat sınırına gözlemci göndermeyi önerdi. 2 Mart’ta ise Karadziç taraftarları Saraybosna içinde barikatlar kurmaya başlamışlardı.
1992 Mart ayında Sırp kuvvetleri Yugoslav ordusunun da desteği ile kuzeydeki Boşnak ve Hırvatlara saldırmaya başladı. AT ve ABD ise caydırıcı güç olarak sadece Bosna-Hersek’i tanıdıklarını duyurdular. Sırp ve Yugoslav birlikleri Saraybosna’yı kuşattılar. Artık savaş Bosna-Sırp, Sırp-Hırvat ve Boşnak-Hırvat savaşları şeklinde irili ufaklı bütün yerleşim birimlerine sıçramıştı. Sırplar Ağustos 1992’de Londra Konferansı’nda kabul ettikleri bütün şartları çiğnediler. Wance-Owen Barış Planı Mayıs 1993’te Sırp liderce reddedildi ve Sırplar hiçbir bedel ödemek zorunda da kalmadılar. Ülkenin üç ulus toprağına bölünmesi amacını taşıyan Owen-Stollterberg Planı da yine Sırplarca reddedildi.
Nisan 1994’te İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve Rusya’dan oluşan Temas Grubu kuruldu. Temas Grubu Planı, Sırplara bir ültimatom gibi sunuldu. Sırplar işgal ettikleri toprakların federasyona devrini içeren bu planı da reddettiler. Aralık ayında plan biraz daha yumuşatıldı. Fakat Sırplar bunu da kabul etmediler. Amerikalı temsilci iki ay boyunca planı kabul ettirmek istedi. Fakat sonuç başarısızlıktı. Çünkü Temas Grubu toplantılarının ilgili ayrıntıları gizlice Belgrad’a aktarılmaktaydı. Arkasında kuvvet bulunmayan diplomasi boş bir gösteriden öte bir şey değildir.
Güvenlik Konseyi Temmuz 1992’de BM Koruma Gücü’nün (UNPROFOR) ağır silahları toplamasına nezaret edeceğini duyurmuştu. Fakat Şubat 1994’e kadar bu anlamda hiçbir şey yapılmadı. Güvenlik Konseyi’nce Ekim 1992’de konan Bosna üzerindeki askeri uçuş yasağı yüzlerce kez ihlal edildi. NATO’nun yasağın uygulanmasını dayatmak için harekatta bulunma önerisi de BM tarafından reddedildi. Batı’nın askeri kuvvet kullanma noktasında gösterdiği isteksizliğin en büyük sebebi BM ile NATO arasında yaşanan karmaşıklık ve çift başlılıktır. BM’nin uluslar arası ölçekte ve zamanında harekete geçmemesinin sebebi birbiriyle çatışan ulusal perspektiflere bölünmüş olmasıdır. “Bosna’da yaşananlar yüzünden inandırıcılığını kaybeden aktör BM olmuştur.” Bu sözler Batılı uzmanların hazırladığı uluslar arası komisyonun Balkanlar hakkındaki raporunda geçmektedir.
Bosna’da altı güvenli bölgenin (Saraybosna, Tuzla, Bihaç, Srebrenitsa, Gorajde, Zepa) ilan edilmesi BM’nin Sırplara ortak olduğu en büyük katliamlara zemin hazırlamıştır. Bu bölgelerin korunması için 34.000 asker gerekmesine rağmen 7.000 asker konuşlandırılmıştır. Güvenli bölgeler ilan edilmiş fakat bu bölgeler ne askerlerden arındırılmış ne de tecavüzler karşılığında kuvvet kullanma dile getirilmiştir. Nitekim 1993 ve 1994 yıllarında güvenli bölgeler saldırıya uğradığında ve Srebrenitsa’da Müslüman Boşnaklar Sırp katliamına uğradığında burada 40.000 sivil bulunuyordu. Bu kent Sırp general Ratko Mladiç tarafından istila edildi ve Hollanda barış gücü askerleri dünyanın gözleri önünde esir edildiler.
BM tarafından Güvenli Bölge ilan edilen Srebrenitsa şehri, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleştirilen en korkunç katliama sahne oldu. 6-16 Temmuz 1995 tarihleri arasında Sırplar, Srebrenitsa’yı ele geçirdikten sonra Müslüman aile fertlerini birbirinden ayırarak, 23.000 Müslüman kadın ve çocuğu şehirden sürmüş ve yaşları 12-60 arasında değişen 8.000’den fazla erkeği de kurşuna dizerek, yakarak ve işkenceyle öldürerek sistematik bir katliama tabi tutmuş, birçok kadına ve çocuğa tecavüz etmiştir. Ardından diğer güvenli bölgelerde Tuzla ve Zepa’da, bombalanmalar gerçekleşmiştir.
Sancaklıların Bosna Savaşı’ndan en çok etkilenen topluluklardan olduğunu söylemek pek şaşırtıcı olmayacaktır. Sancaklılar 1879 senesinde nasıl Müftü Mehmed Şemsekadiç’in liderliğinde Avusturya’ya karşı direnişe geçtilerse 1992 senesinde de Bosna’nın özellikle Saraybosna’nın savunmasını üstlendiler. Bosna Hersekli Boşnakların çok zor durumda bulunduğu dönemde onların yardımına hem Bosna-Hersek’te hem Sancak’ta yaşayan çok sayıda Sancaklı koştu. Saraybosna’da 110.000 civarında Sancaklı yaşıyordu ve Saraybosna’nın 1.200 gün boyunca Sırplara direnmelerinde önemli katkıları vardı.
Savaşın başlangıcında en büyük çatışma Saraybosna için olmuştu. Sancaklıların genelde Saraybosna’nın dış kısımlarında yaşadıkları düşünülecek olursa, Sırpların karşısına ilk çıkan grubun da Sancaklılar olması doğaldır. Saraybosna’nın etrafında son zamanda inşa edilen Sancaklı nüfuslu yerleşim yerleri, Saraybosna’yı zaptetmek isteyenlere ve yok etmek isteyenlere karşı doğal bir kale oldu. Sancaklılar gerçekten dillere destan bir direniş gösterdiler. Sancaklıların SDA ve Aliya İzzetbegoviç’e yönelişleri 27.07.1990’da SDA’nın Yeni Pazar’daki tarihi mitingiyle başladı. Bu mitingi Syenitsa, Priboy, Foça ve 400.000 kişi katıldığı muhteşem Velika Kladuşa mitingleri takip etti.
Bosna’daki savaşta Sancaklı 124 komutan görev almıştır. Bunlardan altı tanesi generallik rütbesine kadar yükselmiştir. 1992’de Bosna ordusunun kurulması aşamasından başlayarak 1993 Eylül ayına kadar Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri’nin başında Sancaklı Sefer Haliloviç bulunmuştu. Sancaklı askerlerden beşi Boşnakların en büyük devlet nişanı olan “Zlatni Ljiljan/Altın Zambak” almışlardır.
Aliya İzzetbegoviç 12 Ocak 1994 tarihinde Saraybosna’da SDA yönetim kurulunda yaptığı konuşmada; Boşnakların yeni gelenler ve yerliler köylüler (Sancaklılar için söylenmekteydi) ve şehirliler şeklinde bölünmeye çalışıldığını ve bunun büyük bir aldatmaca olduğunu belirterek, “Gidin ve Saraybosna civarında gömülü olan Sancaklı askerlerin mezarlarını sayın. Ayrılmak isteyene yazıklar olsun! Sancaklılar bizimle beraber savaştılar. Nihayetinde onlar, Berlin Kongresi’nden sonra Drina Nehri’nin diğer kıyısında bırakılan, halkımızın daha az şanslı kısmına mensupturlar... Sancaklılar kimi zaman burada kendilerini sıkışmış hissederler. Şöyle bir düşünün kim bu ülke için çalışıyorsa iyidir. Diğerleri kötüdür...” şeklinde konuşarak halkını bozgunculara karşı uyarmış, Sancaklıların fedakarlıklarından bahsetmiştir.
Temkinli Kuvvet adını taşıyan hava harekatı ve Boşnaklar ile Hırvatların karşı saldırıları ile Eylül 1995’te Sırp toprakları %70’den %50’ye inince daha ağır yenilgiden korkan Sırplar barış masasına oturmuştur. Boşnakların kayıpları 250.000’in üzerindedir. Ayrıca 175.000 yaralı ve 1.150.000 Boşnak mülteci bulunmaktadır. Boşnakların evlerinin %40’ı tahrip edilmiş, sanayi tesisleri de aynı miktarda tahrip görmüştür. Bosna nüfusunun %80’den fazlası insani yardıma muhtaç hale gelmiştir.
Yugoslavya’da dört yıl süren savaşın ardından ilk defa, taraflar savaşı sona erdirmek, adaleti ve barışı temin etmek üzere Dayton Anlaşması ile bir araya getirilmiştir. Bu barış, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en büyük vahşeti sona erdirme umudu ve Avrupa’nın sürekli kaynayan bu bölgesinde daha yaygın ve daha kötü bir savaşı engelleme fırsatı olarak görülmüştür.
Bu anlaşma, Bosna-Hersek’e komşuları tarafından hakimiyeti tanınarak tek bir devlet olarak hayatını devam ettirme hakkı vermektedir. Taraflar, devlet başkanlığı, iki meclisli parlamento ve anayasa mahkemesinin de dahil olduğu etkin federal kurumlar kuracak olan Bosna-Hersek anayasası üzerinde fikir birliğine varmışlardır.
Anlaşma, savaşa sebep olan toprak sorunlarını karara bağlayarak Bosna-Hersek Federasyonun ülke topraklarının %51’ini idare edeceğini bildirmektedir. Saraybosna Bosna-Hersek Federasyonu içinde tekrar birleştirilecektir. Şehir ülkenin bütün insanlarına açık olacaktır. Kontrol noktaları ve kapalı köprüler artık şehri ve şehirdeki aileleri ayırmayacaktır. Brçko’nun durumu, her iki tarafça seçilen hakemlerin kararıyla belirlenecektir.
Anlaşmaya göre, Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna-Hersek savaş suçlarını ve uluslar arası insan hakları kanunu ihlallerini araştırma ve takip etme konusundaki uluslar arası faaliyetlere katılacaklardır. Mülteciler ve yerlerinden edilen insanlar, evlerine dönme ya da sadece tazminat elde etme hakkına sahip olacaklardır ve iddiaları karara bağlayacak bir mülteciler ve yerlerinden edilenler komisyonu kurulacaktır.
Dayton Anlaşması Aliya İzzetbegoviç’in de belirttiği üzere; adil bir barış değildir. Nitekim içinde Srebrenitsa’nın da bulunduğu nüfusunun çoğunu Boşnakların oluşturduğu Doğu Bosna bu anlaşma gereği Sırplara bırakılmıştır. Bu hareket Sırp katliamlarının bir anlamda ödüllendirilmesi olmuştur. Zira savaş sonrası durum neredeyse Dayton Anlaşması ile resmileşmiş, Bosna’nın %34’ünü oluşturan Sırplara ülkenin %49’u bırakılmıştır.
Ülke içerisinde halkı göç ettirme ve bölme aracı olarak savaşa ihtiyaç duyuluyordu. Etnik olarak temizlenen bölgeler savaşın sonucu değil esas amacı idi; toplama kampları, Saraybosna Kuşatması, katliamlar, örgütlenmiş yağmalar, Srebrenitsa, Gorajde ve daha onlarca bölgedeki toplu cinayetler, ateşe verilmiş kasabalar, Dubrovnik’in yıkımı, tahrip edilmiş köprüler ve altyapı, tecavüze uğramış kadınlar, kültürel, tarihi ve dini kimliğin tahribi, çökmüş ekonomi, öksüzler, medya savaşı, etnik temizlik ve Sancaklıların katledilmesi.
Slobodan Miloşeviç ve onun yönetimi eski Yugoslavya’nın her tarafında savaş çıkmasına sebep oldu ve bu savaşları bizzat yürüttü: 1991’de ilk hareket Slovenya’da, ikinci hareket Hırvatistan’da, 1992’de üçüncü hareket Bosna-Hersek’te ve büyük final de 1999’da Kosova’da gerçekleşti.
Erdal AYGÜN ^^CuCeViÇ^^
Yugoslavya, Soğuk Savaş döneminin ender başarı öykülerinden biriydi. Dünyanın en stratejik bölgelerinden birinde, dört yıl Nazi işgali altında kalmış, tarihinde demokrasi tecrübesi çok az olan ve çok sayıda ırk ve dinin bir arada ve hatta iç içe yaşadığı bir ülkede ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar ve çatışmalar sosyalist kardeşlik ve paylaşım içinde ortadan kaldırılacaktı. Tito’nun 1980 yılında ölmesiyle ülke en önemli birleştirici unsurunu yitirdi. Bundan sonra Yugoslavya Devlet Başkanlığı görevi, altı cumhuriyetin başkanları tarafından rotasyon sistemi ile yürütülmüş ise de, bu durum, Sırbistan’ın federal sistem içindeki egemen ve üstün durumunu etkilemedi.
1986 Mart’ında Sırp Bilim ve Sanat Akademisi, 1945’ten beri var olan ancak Tito döneminde seslerini çıkaramayan Sırp milliyetçilerinin bir manifestosunu yayımladı. Bu manifestoda özetle Sırpların Yugoslav Federasyonu içinde baskı altında tutulduğu ve ülke yönetiminde “Yugoslavya’nın gerçek sahipleri olan” Sırplara daha çok söz hakkı verilmesi gerektiği açıklanıyordu. Miloşeviç 1987 Aralık ayında gerçekleştirdiği bir iç darbeyle Sırp Komünist Parti’nin başına geçti. Ardından 1988’de Voyvodina’da ve 1989’da Karadağ Cumhuriyeti ve Kosova’da yerel hükümetler düştü.
Miloşeviç 1990 yılı boyunca “Büyük Sırbistan” idealini işledi. Miloşeviç’in destek aldığı milliyetçi Sırp tarihçileri, “Büyük Sırbistan”ın sınırlarının tayininde mevcut nüfus yapısının değil, II. Dünya Savaşı öncesindeki sınırların esas alınması gerektiği kanısındaydılar. Ilustrovana Politika dergisi, 1990’da bir “Büyük Sırbistan” haritası yayımladı. “Sırp boyu” olduğu savunulan –gerçekten de Sırplarla tarihi ve kültürel “akraba” olan- Karadağ ve “Güney Sırbistan” olarak tanımlanan Makedonya’nın tamamıyla dahil sayıldığı bu “Büyük Sırbistan”a, Sancak dahil olduğu gibi Bosna-Hersek’in büyük bölümü ve Hırvatistan’ın başta Dalmaçya olmak üzere bazı bölgeleri de dahil edildi.
1989 ve bu seneyi takip eden beş yılda 150.000 Arnavut işlerinden çıkarıldı. İnsanlar göç, asimilasyon ya da katledilme korkusu ile yaşamak zorunda bırakıldılar. Böylesi bir ortamda 2 Temmuz 1990 tarihinde Kosova Meclisi’nin 123 Arnavut üyesinden 114’ünün katılımı ile Kosova’nın Yugoslavya’nın diğer cumhuriyetleri ile eşit bir statüye sahip olduğu ilan edildi. Ancak bu tarihten 3 gün sonra Sırbistan, Kosova Hükümeti’ni ve Meclis’ini feshetti. Sırpların baskıları Eylül 1990’da Zagrep’te kurulan “Kosova Cumhuriyeti Meclisi”ni engelleyemedi. 7 Eylül’de yeni devlet, Bağımsız Kosova Cumhuriyeti’nin anayasası Kaçanik şehrinde ilan edildi. Bir tür “paralel” devlet olarak hayata geçirilen “Kosova Devleti” stratejistler tarafından Yugoslavya’daki ilk savaş bölgesi olarak düşünülüyordu. Fakat savaş Boşnakların çatısına düştü.
Tito’nun zamanında çok ünlü bir söz vardı. Yugoslavya’nın altı cumhuriyeti, beş milleti, dört dili, üç dini, iki alfabesi ve bir tek partisi olduğu söylenir dururdu. Ama 1980’de Tito’nun ölümünden sonra Komünist Parti zayıfladı. Nice otokratik lider gibi Tito da yerine güçlü bir halef yetiştirmemişti. Giderek etkinliği azalan merkezi cumhurbaşkanlığı görevi, altı yarı özerk cumhuriyet arasında yılda bir rotasyonla el değiştirmeye başlamıştı.
1989 yılından itibaren etnik gruplar kendi partilerini oluşturmaya başladılar; Bosna’da kurulan Hırvat Partisi, Tudjman’ın Hırvat Demokratik Partisi’nin (HDZ) bir uzantısı idi. Temmuz ayında kurulan Sırpların Sırp Demokratik Partisi (SDS) ise Hırvat Krayina bölgesindeki Sırpları kışkırtan parti ile aynı adı taşıyordu. Kendini Demokratik Eylem Partisi (SDA) olarak adlandıran, Bosna’daki en büyük Müslüman partisi ise Mayıs 1990’da kuruldu.
1990 yılında Bosna Hersek Parlamentosu üyelerinin belirlenmesi için yapılan üç ayrı seçimde ülkedeki üç etnik grubu temsil eden milliyetçi partiler başarılı olmuş, Boşnakları temsil eden Demokratik Eylem Partisi SDA 86, Sırpları temsil eden Sırp Demokratik Partisi (SDS) 72 ve Hırvatları temsil eden Hırvat Demokratik Partisi (HDZ) de 44 milletvekilliği kazanmıştır. Bosna Hersek Başkanlığı’nın yedi üyeliği de bu üç parti arasında paylaşılmış, Aliya İzzetbegoviç Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanlığını üstlenmiştir
1990’ın sonuna gelindiğinde Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek komünist olmayan hükümetlere sahipti ve Makedonya komünistlerin azınlıkta olduğu bir koalisyonla yönetiliyordu; yalnız Sırbistan ve Karadağ’da komünistler hala iktidardaydılar. Bosna-Hersek’te siyasal yaşam 1990 yılında Yugoslavya genelindeki gelişmelerin etkisiyle gergin bir aşamaya girdi. 1990 başlarında Sancak bölgesinin Yeni Pazar ve Bosna-Hersek’in Foça şehirlerinde Müslümanlarla Sırp milliyetçileri arasında çatışmalar oldu.
Yugoslavya’daki etnik nefretleri her ne kadar tarih, özellikle de II. Dünya Savaşı’nın kanlı olayları körüklemişse de, o kıvılcımları tutuşturmak için Miloşeviç ve Tudjman’ın meşalesi beklenmiştir. Ocak 1991’de Makedonya bağımsızlığını ilan etmiş, özellikle Hırvatistan’da bağımsızlık için yapılan referandumu boykot eden Sırplarla Hırvatlar arasında çatışmalar artmış ve gittikçe gerilen ilişkiler sonucu Mayıs 1991’de Slovenya ve Hırvatistan Yugoslavya Federasyonu’ndan bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine Federal birliklerin Slovenya’dan çekilmesiyle birlikte, Hırvatistan’daki çatışmalar şiddetlenmiş ve Sırplar Hırvatistan topraklarının neredeyse üçte birini ele geçirmişlerdir.
Aliya İzzetbegoviç Sırp-Hırvat savaşı sürerken savaşın Bosna’ya da sıçrayabileceğinden endişe duyarak Ekim 1991’de 2.000 BM barış gücü askeri gönderilmesi için başvuruda bulunmuştu fakat cevap olumsuzdu. Kasım ve Aralık ayında İzzetbegoviç başta Sırp sınırı olmak üzere Bosna’ya acil askeri güç istedi. BM ise sadece Hırvat sınırına gözlemci göndermeyi önerdi. 2 Mart’ta ise Karadziç taraftarları Saraybosna içinde barikatlar kurmaya başlamışlardı.
1992 Mart ayında Sırp kuvvetleri Yugoslav ordusunun da desteği ile kuzeydeki Boşnak ve Hırvatlara saldırmaya başladı. AT ve ABD ise caydırıcı güç olarak sadece Bosna-Hersek’i tanıdıklarını duyurdular. Sırp ve Yugoslav birlikleri Saraybosna’yı kuşattılar. Artık savaş Bosna-Sırp, Sırp-Hırvat ve Boşnak-Hırvat savaşları şeklinde irili ufaklı bütün yerleşim birimlerine sıçramıştı. Sırplar Ağustos 1992’de Londra Konferansı’nda kabul ettikleri bütün şartları çiğnediler. Wance-Owen Barış Planı Mayıs 1993’te Sırp liderce reddedildi ve Sırplar hiçbir bedel ödemek zorunda da kalmadılar. Ülkenin üç ulus toprağına bölünmesi amacını taşıyan Owen-Stollterberg Planı da yine Sırplarca reddedildi.
Nisan 1994’te İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve Rusya’dan oluşan Temas Grubu kuruldu. Temas Grubu Planı, Sırplara bir ültimatom gibi sunuldu. Sırplar işgal ettikleri toprakların federasyona devrini içeren bu planı da reddettiler. Aralık ayında plan biraz daha yumuşatıldı. Fakat Sırplar bunu da kabul etmediler. Amerikalı temsilci iki ay boyunca planı kabul ettirmek istedi. Fakat sonuç başarısızlıktı. Çünkü Temas Grubu toplantılarının ilgili ayrıntıları gizlice Belgrad’a aktarılmaktaydı. Arkasında kuvvet bulunmayan diplomasi boş bir gösteriden öte bir şey değildir.
Güvenlik Konseyi Temmuz 1992’de BM Koruma Gücü’nün (UNPROFOR) ağır silahları toplamasına nezaret edeceğini duyurmuştu. Fakat Şubat 1994’e kadar bu anlamda hiçbir şey yapılmadı. Güvenlik Konseyi’nce Ekim 1992’de konan Bosna üzerindeki askeri uçuş yasağı yüzlerce kez ihlal edildi. NATO’nun yasağın uygulanmasını dayatmak için harekatta bulunma önerisi de BM tarafından reddedildi. Batı’nın askeri kuvvet kullanma noktasında gösterdiği isteksizliğin en büyük sebebi BM ile NATO arasında yaşanan karmaşıklık ve çift başlılıktır. BM’nin uluslar arası ölçekte ve zamanında harekete geçmemesinin sebebi birbiriyle çatışan ulusal perspektiflere bölünmüş olmasıdır. “Bosna’da yaşananlar yüzünden inandırıcılığını kaybeden aktör BM olmuştur.” Bu sözler Batılı uzmanların hazırladığı uluslar arası komisyonun Balkanlar hakkındaki raporunda geçmektedir.
Bosna’da altı güvenli bölgenin (Saraybosna, Tuzla, Bihaç, Srebrenitsa, Gorajde, Zepa) ilan edilmesi BM’nin Sırplara ortak olduğu en büyük katliamlara zemin hazırlamıştır. Bu bölgelerin korunması için 34.000 asker gerekmesine rağmen 7.000 asker konuşlandırılmıştır. Güvenli bölgeler ilan edilmiş fakat bu bölgeler ne askerlerden arındırılmış ne de tecavüzler karşılığında kuvvet kullanma dile getirilmiştir. Nitekim 1993 ve 1994 yıllarında güvenli bölgeler saldırıya uğradığında ve Srebrenitsa’da Müslüman Boşnaklar Sırp katliamına uğradığında burada 40.000 sivil bulunuyordu. Bu kent Sırp general Ratko Mladiç tarafından istila edildi ve Hollanda barış gücü askerleri dünyanın gözleri önünde esir edildiler.
BM tarafından Güvenli Bölge ilan edilen Srebrenitsa şehri, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleştirilen en korkunç katliama sahne oldu. 6-16 Temmuz 1995 tarihleri arasında Sırplar, Srebrenitsa’yı ele geçirdikten sonra Müslüman aile fertlerini birbirinden ayırarak, 23.000 Müslüman kadın ve çocuğu şehirden sürmüş ve yaşları 12-60 arasında değişen 8.000’den fazla erkeği de kurşuna dizerek, yakarak ve işkenceyle öldürerek sistematik bir katliama tabi tutmuş, birçok kadına ve çocuğa tecavüz etmiştir. Ardından diğer güvenli bölgelerde Tuzla ve Zepa’da, bombalanmalar gerçekleşmiştir.
Sancaklıların Bosna Savaşı’ndan en çok etkilenen topluluklardan olduğunu söylemek pek şaşırtıcı olmayacaktır. Sancaklılar 1879 senesinde nasıl Müftü Mehmed Şemsekadiç’in liderliğinde Avusturya’ya karşı direnişe geçtilerse 1992 senesinde de Bosna’nın özellikle Saraybosna’nın savunmasını üstlendiler. Bosna Hersekli Boşnakların çok zor durumda bulunduğu dönemde onların yardımına hem Bosna-Hersek’te hem Sancak’ta yaşayan çok sayıda Sancaklı koştu. Saraybosna’da 110.000 civarında Sancaklı yaşıyordu ve Saraybosna’nın 1.200 gün boyunca Sırplara direnmelerinde önemli katkıları vardı.
Savaşın başlangıcında en büyük çatışma Saraybosna için olmuştu. Sancaklıların genelde Saraybosna’nın dış kısımlarında yaşadıkları düşünülecek olursa, Sırpların karşısına ilk çıkan grubun da Sancaklılar olması doğaldır. Saraybosna’nın etrafında son zamanda inşa edilen Sancaklı nüfuslu yerleşim yerleri, Saraybosna’yı zaptetmek isteyenlere ve yok etmek isteyenlere karşı doğal bir kale oldu. Sancaklılar gerçekten dillere destan bir direniş gösterdiler. Sancaklıların SDA ve Aliya İzzetbegoviç’e yönelişleri 27.07.1990’da SDA’nın Yeni Pazar’daki tarihi mitingiyle başladı. Bu mitingi Syenitsa, Priboy, Foça ve 400.000 kişi katıldığı muhteşem Velika Kladuşa mitingleri takip etti.
Bosna’daki savaşta Sancaklı 124 komutan görev almıştır. Bunlardan altı tanesi generallik rütbesine kadar yükselmiştir. 1992’de Bosna ordusunun kurulması aşamasından başlayarak 1993 Eylül ayına kadar Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri’nin başında Sancaklı Sefer Haliloviç bulunmuştu. Sancaklı askerlerden beşi Boşnakların en büyük devlet nişanı olan “Zlatni Ljiljan/Altın Zambak” almışlardır.
Aliya İzzetbegoviç 12 Ocak 1994 tarihinde Saraybosna’da SDA yönetim kurulunda yaptığı konuşmada; Boşnakların yeni gelenler ve yerliler köylüler (Sancaklılar için söylenmekteydi) ve şehirliler şeklinde bölünmeye çalışıldığını ve bunun büyük bir aldatmaca olduğunu belirterek, “Gidin ve Saraybosna civarında gömülü olan Sancaklı askerlerin mezarlarını sayın. Ayrılmak isteyene yazıklar olsun! Sancaklılar bizimle beraber savaştılar. Nihayetinde onlar, Berlin Kongresi’nden sonra Drina Nehri’nin diğer kıyısında bırakılan, halkımızın daha az şanslı kısmına mensupturlar... Sancaklılar kimi zaman burada kendilerini sıkışmış hissederler. Şöyle bir düşünün kim bu ülke için çalışıyorsa iyidir. Diğerleri kötüdür...” şeklinde konuşarak halkını bozgunculara karşı uyarmış, Sancaklıların fedakarlıklarından bahsetmiştir.
Temkinli Kuvvet adını taşıyan hava harekatı ve Boşnaklar ile Hırvatların karşı saldırıları ile Eylül 1995’te Sırp toprakları %70’den %50’ye inince daha ağır yenilgiden korkan Sırplar barış masasına oturmuştur. Boşnakların kayıpları 250.000’in üzerindedir. Ayrıca 175.000 yaralı ve 1.150.000 Boşnak mülteci bulunmaktadır. Boşnakların evlerinin %40’ı tahrip edilmiş, sanayi tesisleri de aynı miktarda tahrip görmüştür. Bosna nüfusunun %80’den fazlası insani yardıma muhtaç hale gelmiştir.
Yugoslavya’da dört yıl süren savaşın ardından ilk defa, taraflar savaşı sona erdirmek, adaleti ve barışı temin etmek üzere Dayton Anlaşması ile bir araya getirilmiştir. Bu barış, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en büyük vahşeti sona erdirme umudu ve Avrupa’nın sürekli kaynayan bu bölgesinde daha yaygın ve daha kötü bir savaşı engelleme fırsatı olarak görülmüştür.
Bu anlaşma, Bosna-Hersek’e komşuları tarafından hakimiyeti tanınarak tek bir devlet olarak hayatını devam ettirme hakkı vermektedir. Taraflar, devlet başkanlığı, iki meclisli parlamento ve anayasa mahkemesinin de dahil olduğu etkin federal kurumlar kuracak olan Bosna-Hersek anayasası üzerinde fikir birliğine varmışlardır.
Anlaşma, savaşa sebep olan toprak sorunlarını karara bağlayarak Bosna-Hersek Federasyonun ülke topraklarının %51’ini idare edeceğini bildirmektedir. Saraybosna Bosna-Hersek Federasyonu içinde tekrar birleştirilecektir. Şehir ülkenin bütün insanlarına açık olacaktır. Kontrol noktaları ve kapalı köprüler artık şehri ve şehirdeki aileleri ayırmayacaktır. Brçko’nun durumu, her iki tarafça seçilen hakemlerin kararıyla belirlenecektir.
Anlaşmaya göre, Sırbistan, Hırvatistan ve Bosna-Hersek savaş suçlarını ve uluslar arası insan hakları kanunu ihlallerini araştırma ve takip etme konusundaki uluslar arası faaliyetlere katılacaklardır. Mülteciler ve yerlerinden edilen insanlar, evlerine dönme ya da sadece tazminat elde etme hakkına sahip olacaklardır ve iddiaları karara bağlayacak bir mülteciler ve yerlerinden edilenler komisyonu kurulacaktır.
Dayton Anlaşması Aliya İzzetbegoviç’in de belirttiği üzere; adil bir barış değildir. Nitekim içinde Srebrenitsa’nın da bulunduğu nüfusunun çoğunu Boşnakların oluşturduğu Doğu Bosna bu anlaşma gereği Sırplara bırakılmıştır. Bu hareket Sırp katliamlarının bir anlamda ödüllendirilmesi olmuştur. Zira savaş sonrası durum neredeyse Dayton Anlaşması ile resmileşmiş, Bosna’nın %34’ünü oluşturan Sırplara ülkenin %49’u bırakılmıştır.
Ülke içerisinde halkı göç ettirme ve bölme aracı olarak savaşa ihtiyaç duyuluyordu. Etnik olarak temizlenen bölgeler savaşın sonucu değil esas amacı idi; toplama kampları, Saraybosna Kuşatması, katliamlar, örgütlenmiş yağmalar, Srebrenitsa, Gorajde ve daha onlarca bölgedeki toplu cinayetler, ateşe verilmiş kasabalar, Dubrovnik’in yıkımı, tahrip edilmiş köprüler ve altyapı, tecavüze uğramış kadınlar, kültürel, tarihi ve dini kimliğin tahribi, çökmüş ekonomi, öksüzler, medya savaşı, etnik temizlik ve Sancaklıların katledilmesi.
Slobodan Miloşeviç ve onun yönetimi eski Yugoslavya’nın her tarafında savaş çıkmasına sebep oldu ve bu savaşları bizzat yürüttü: 1991’de ilk hareket Slovenya’da, ikinci hareket Hırvatistan’da, 1992’de üçüncü hareket Bosna-Hersek’te ve büyük final de 1999’da Kosova’da gerçekleşti.
Erdal AYGÜN ^^CuCeViÇ^^