vodolia
28-03-07, 12:12
26 Şubat 2007 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı, Bosna Hersek’in Srebrenica kentinde, Bosnalı Sırp güçleri tarafından soykırımın gerçekleştirildiği yönünde karar almıştır. Aynı kararda Sırbistan’ın soykırım suçundan suçlu bulunmaması, AB yetkililer tarafından “iki ülkenin barışması için çok iyi bir fırsat” olarak yorumlanmıştır. Ancak, söz konusu kararın ülke içindeki ilişkileri ne şekilde etkileyeceği konusunda bir analizin yapılmadığı ve dolayısıyla ortaya çıkabilecek istikrarsızlığa karşı alınacak adımların neler olabileceği konusunda bir önlemin hazırlanmadığı görülmüştür. Bu eksiklikler nedeniyle, son haftalarda Bosna Hersek’te çıkan siyasi krizin büyümesi engellenememiştir.
Ülkedeki siyasi kriz, Mart ayının başında Srebrenica’da az sayıda kalan Boşnakların, Sırp Cumhuriyeti Hükümeti’nin uyguladığı sosyal politikaları nedeniyle, kendilerine hayat şartlarının zorlaştırılması nedeniyle şehrin Sırp Cumhuriyeti egemenliğinden çıkarılıp özel statünün verileceği veya Srebrenica’dan toplu göç yapacaklarının ilan etmesiyle başlamıştır. Buna istinaden, önde gelen Boşnak ve Hırvat yetkilileri 12 Mart’ta Srebrenica’da düzenledikleri bir toplantıda, bu şehrin Sırp Cumhuriyeti’nin yerine, Bosna Hersek devletin yetki alanında olması gerektiği yönündeki taleplerini dile getirdiler. Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik, bu talebin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve yapılan toplantının Dayton Barış Anlaşması ve Sırp Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olduğunu söyledi. Buna ek olarak Dodik, Boşnakların isteklerinden vazgeçmeleri halinde, Srebrenica’daki hayat standardını yükseltmek için 7,5 milyon Euro’luk kaynak ayıracağına dair söz vermiştir.
Özel statünün verilmesi konusunda ısrar eden Srebrenica Belediye Başkanı Abdurahman Malkiç, şehrin Sırp Cumhuriyeti’nin yetki alanı dışına çıkarılması yönündeki yasa teklifini Srebrenica Belediye Meclisi’ne göndermiştir. 24 Mart’ta yapılan Belediye Meclisi oturumunda, Sırp üyeleri tarafından protesto edilen oylamada, Srebrenica’ya özel statünün verilmesi kararı çıkmıştır. Buna yönelik olarak Dodik, Sırp Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin bozulmasına müsaade edilmeyeceği, Srebrenica’nın ebediyen Sırp Cumhuriyeti içinde olacağı ve Srebrenica Belediyesi’nin yetkilerinin alınabileceğine dair işaretler vermiştir.
Srebrenica’ya özel statünün verilmesinin ancak Anayasa’da belirtilen yolların izlenmesiyle mümkün olacağı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Bu nedenle Srebrenicalı Boşnakların talep ettikleri özel statünün önünde, aşılamayacak bir engel bulunduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Dayton Barış Anlaşması’na göre, bu şehir, Srebrenica’da soykırım işleyen Sırp Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde bırakılmıştır ve Bosna Hersek iki entiteye ayrılmıştır. Bosna Hersek Anayasası’na göre (bu Anayasa, Dayton Barış Anlaşması’nın bir bölümüdür), devlet düzeyinde bir yasanın kabulü ancak her iki entite temsilcilerinin yarısından fazlasının onay vermesi halinde mümkün olacaktır. Başka bir deyişle, Srebrenica’ya özel statü verilmesi, Bosna Hersek Parlamentosu’ndaki Bosnalı Sırp temsilcilerin oylarına bağlıdır. Bir diğer yolu ise, Uluslararası Yüksek Temsilciliğin (OHR) başında bulunan Alman Christian Schwarcz Schiling’in, Srebrenica’ya özel bir statünün verilmesini öngören muhtemel yasa tasarısının onaylanmasıdır. Ancak, Schiling’in böyle bir girişimde bulunması beklenemez; çünkü Bosna Hersek’e geldiği günden itibaren gösterdiği tutum ve iç politikaya müdahale etmeme politikası, bu örnekte de değişmeyecektir. Ayrıca, Schiling’in başkanlığı dönemine bakıldığında, Bosna Hersek’te şu andaki milliyetçilik, 1990’lı yıllarında yaşanan milliyetçiliğin yükselişine benzetilebilir.
Sonuç olarak, Srebrenica’da yaşayan Boşnaklar bir kez daha yalnız bırakılmıştır. Zira, Srebrenica’da 12 Mart’ta yapılan toplantıya hiçbir AB ülke temsilcisinin katılmaması, bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağının bir göstergesi olarak algılanabilir. Dolayısıyla tek çıkar yol, Anayasa’da değişikliğin yapılmasıdır. Ancak, hatırlatmak gerekir ki, AB ve ABD’nin desteklediği ve Nisan 2006’da Bosna Hersek Parlamentosu’nda reddedilen “anayasa reform paketi”nde, etnik usulü oylamanın devam edilmesi öngörülmekte idi. Yani, hem AB hem de ABD, Bosna Hersek’teki etnik usulü karar alma mekanizmasını desteklemektedir. Bu da, Bosna Hersek’in çok tehlikeli bir döneme gireceği anlamına gelmektedir. Çünkü Sırp Cumhuriyeti’nde (ve az da olsa Bosna Hersek Federasyonu’nda), Hırvat vatandaşların haklarını savunacak kadar çoğunlukları bulunmamaktadır. Bu nedenle, Bosnalı Hırvatların çoğunluk olarak yaşayacakları Bosna Hersek’te üçüncü bir entite kurma isteklerini artabilir. Bu şekilde Bosna Hersek’in federalleştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Federal bir ülkenin parçalanması her zaman daha kolay olmakla birlikte, bunu hangi tarafın istediği çok açıktır.
Mirzet Mujezinovic
ek olarak, bosnjaci. net'te, Banja Luka'da, BIH bünyesindeki Republika Srpska' nın ayrılması ile ilgili olarak, 29 Mart'ta 50.000 imza toplayarak referandum talebinde bulunmak için bir çağrı bulunmaktadır..
Ülkedeki siyasi kriz, Mart ayının başında Srebrenica’da az sayıda kalan Boşnakların, Sırp Cumhuriyeti Hükümeti’nin uyguladığı sosyal politikaları nedeniyle, kendilerine hayat şartlarının zorlaştırılması nedeniyle şehrin Sırp Cumhuriyeti egemenliğinden çıkarılıp özel statünün verileceği veya Srebrenica’dan toplu göç yapacaklarının ilan etmesiyle başlamıştır. Buna istinaden, önde gelen Boşnak ve Hırvat yetkilileri 12 Mart’ta Srebrenica’da düzenledikleri bir toplantıda, bu şehrin Sırp Cumhuriyeti’nin yerine, Bosna Hersek devletin yetki alanında olması gerektiği yönündeki taleplerini dile getirdiler. Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik, bu talebin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve yapılan toplantının Dayton Barış Anlaşması ve Sırp Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olduğunu söyledi. Buna ek olarak Dodik, Boşnakların isteklerinden vazgeçmeleri halinde, Srebrenica’daki hayat standardını yükseltmek için 7,5 milyon Euro’luk kaynak ayıracağına dair söz vermiştir.
Özel statünün verilmesi konusunda ısrar eden Srebrenica Belediye Başkanı Abdurahman Malkiç, şehrin Sırp Cumhuriyeti’nin yetki alanı dışına çıkarılması yönündeki yasa teklifini Srebrenica Belediye Meclisi’ne göndermiştir. 24 Mart’ta yapılan Belediye Meclisi oturumunda, Sırp üyeleri tarafından protesto edilen oylamada, Srebrenica’ya özel statünün verilmesi kararı çıkmıştır. Buna yönelik olarak Dodik, Sırp Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin bozulmasına müsaade edilmeyeceği, Srebrenica’nın ebediyen Sırp Cumhuriyeti içinde olacağı ve Srebrenica Belediyesi’nin yetkilerinin alınabileceğine dair işaretler vermiştir.
Srebrenica’ya özel statünün verilmesinin ancak Anayasa’da belirtilen yolların izlenmesiyle mümkün olacağı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Bu nedenle Srebrenicalı Boşnakların talep ettikleri özel statünün önünde, aşılamayacak bir engel bulunduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Dayton Barış Anlaşması’na göre, bu şehir, Srebrenica’da soykırım işleyen Sırp Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde bırakılmıştır ve Bosna Hersek iki entiteye ayrılmıştır. Bosna Hersek Anayasası’na göre (bu Anayasa, Dayton Barış Anlaşması’nın bir bölümüdür), devlet düzeyinde bir yasanın kabulü ancak her iki entite temsilcilerinin yarısından fazlasının onay vermesi halinde mümkün olacaktır. Başka bir deyişle, Srebrenica’ya özel statü verilmesi, Bosna Hersek Parlamentosu’ndaki Bosnalı Sırp temsilcilerin oylarına bağlıdır. Bir diğer yolu ise, Uluslararası Yüksek Temsilciliğin (OHR) başında bulunan Alman Christian Schwarcz Schiling’in, Srebrenica’ya özel bir statünün verilmesini öngören muhtemel yasa tasarısının onaylanmasıdır. Ancak, Schiling’in böyle bir girişimde bulunması beklenemez; çünkü Bosna Hersek’e geldiği günden itibaren gösterdiği tutum ve iç politikaya müdahale etmeme politikası, bu örnekte de değişmeyecektir. Ayrıca, Schiling’in başkanlığı dönemine bakıldığında, Bosna Hersek’te şu andaki milliyetçilik, 1990’lı yıllarında yaşanan milliyetçiliğin yükselişine benzetilebilir.
Sonuç olarak, Srebrenica’da yaşayan Boşnaklar bir kez daha yalnız bırakılmıştır. Zira, Srebrenica’da 12 Mart’ta yapılan toplantıya hiçbir AB ülke temsilcisinin katılmaması, bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağının bir göstergesi olarak algılanabilir. Dolayısıyla tek çıkar yol, Anayasa’da değişikliğin yapılmasıdır. Ancak, hatırlatmak gerekir ki, AB ve ABD’nin desteklediği ve Nisan 2006’da Bosna Hersek Parlamentosu’nda reddedilen “anayasa reform paketi”nde, etnik usulü oylamanın devam edilmesi öngörülmekte idi. Yani, hem AB hem de ABD, Bosna Hersek’teki etnik usulü karar alma mekanizmasını desteklemektedir. Bu da, Bosna Hersek’in çok tehlikeli bir döneme gireceği anlamına gelmektedir. Çünkü Sırp Cumhuriyeti’nde (ve az da olsa Bosna Hersek Federasyonu’nda), Hırvat vatandaşların haklarını savunacak kadar çoğunlukları bulunmamaktadır. Bu nedenle, Bosnalı Hırvatların çoğunluk olarak yaşayacakları Bosna Hersek’te üçüncü bir entite kurma isteklerini artabilir. Bu şekilde Bosna Hersek’in federalleştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Federal bir ülkenin parçalanması her zaman daha kolay olmakla birlikte, bunu hangi tarafın istediği çok açıktır.
Mirzet Mujezinovic
ek olarak, bosnjaci. net'te, Banja Luka'da, BIH bünyesindeki Republika Srpska' nın ayrılması ile ilgili olarak, 29 Mart'ta 50.000 imza toplayarak referandum talebinde bulunmak için bir çağrı bulunmaktadır..